Etiket: Çocuk

  • Serabral palsi (beyin felci)

    Serabral palsi (beyin felci)

    Serebral palsi (SP); gelişmekte olan beyinde doğum öncesinde, doğum sırasında ya da doğum sonrasında herhangi bir nedenle lezyon ya da zedelenme sonucu gelişen ilerleyici olmayan ancak yaşla değişebilen hareketi kısıtlayıcı kalıcı motor fonksiyon kaybı, postur ve hareket bozukluğu ile tanımlayabiliriz. Motor bozukluk yanında duyusal, bilişsel, iletişim, algılama , epilepsi davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri, ikincil kas –iskelet sorunları eşlik edebilir.
    Gebelik döneminin başlangıcından kol ve bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini sağlayan beyin bölgesinin 7-8 yaşlarında tamamlanmasına kadar beyinde olaşabilecek herhangi bir problem bu bölgenin işlev bozukluğu olarak karşımıza çıkar ve ortaya çıkan tablo SP olarak adlandırılır. SP de beyin hasarı ilerleyici değildir, fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder.
    Sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 1 – 5 / 1000’ olup ülkemizde ise 4/1000’dir. Türkiye’de akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıkların fazla olması ve bakım şartlarının yetersizliği, doğum şartlarının olumsuzluğu, bebek bakım hizmetlerinin yetersizliği, bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve beslenme yetersizliği gibi nedenlerle SP sıklığının daha fazla olduğu düşünülmektedir.
    Nörolojik sorunu olup, oksijensiz kaldığı belirtilen her bebek SP değildir. Anne-baba akrabalığı ve kardeş öyküsü varsa, öyküde belirgin bir SP nedeni bulunmamışsa ayırıcı tanı için tetkikler planlanmalıdır.
    SP’nin bazı tipleri daha çok kas ve tendonları tutar, bunlarda değişik felçler gelişir. Bazıları ise beyni tutarak çeşitli istemsiz hareketlere neden olur. Serebral palsili çocukların zeka dereceleri çok farklıdır. Bu çocukların toplumdaki yerlerini de fiziksel kusurları ve zeka dereceleri belirler. Bu çocukların yaklaşık %30-40’ı hayatlarını kendi başlarına idame ettirebilir. Geri kalanları ise ailelerine bağımlı olarak yaşamaktadırlar.

    Süt çocukluğu döneminde erken el tercihi (1 yaş ), yakalama refleksinin, tek taraflı devam etmesi spastik hemipareziden kuşkulandırabilir. Elde objeleri kavrama ve ince motor becerilerde gerilik , objeye uzanmak istediğinde, parmaklarda istemsiz hiperekstansiyon(spastik yaklaşım) görülür. Tutulan ekstremitede (özellikle elde) kore, atetoz – tremo şeklinde istemsiz hareketler gelişebilir.

    SP nasıl erken teşhis edilir?

    SP erken tanısında; özgün bir tanı yöntemi yoktur. Tanı birden fazla bulgu ile konmalıdır. Aileler bebeğin gelişiminde en ufak bir gecikme ya da normalden sapma gördüklerinde doktora başvurmalıdırlar.

    Riskli bebekler nörolojik muayene ,gelişim basamakları, tonüs anormal hareketler ve postür yönünden düzenli izlenmeli saptanan bulguya göre erken uyarılma programına alınmalı rutin beyin MRG’si yapılmalıdır .

    İlkel refleksler; beyin sapından kaynaklanan, doğumda var olan, 6-9 ayda kaybolan vücudun motor refleksleridir. Emme, arama, Moro, yakalama, tonik boyun refleksi ilkel reflekslerdir.Yenidoğanın yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir.İlkel refleksler kaybolmadıkça motor beceriler gelişemez.İlkel reflekslerin zamanında kaybolmaması anormal olması reflekslerin alınmaması motor becerilerin gelişmediğini gösteren bir bulgudur.SP’de ilkel refleks anormallikleri görülür. SP’de nöromotor gelişim doğumdan itibaren geridir.İlerleyici olmayan statik bir gerilik vardır.
    Tedavi
    Serebral palsinin destek tedavisi vardır.
    Bu tedavinin bölümleri şu şekildedir:
    – Fizik tedavi
    – Eğitim
    – İlaç tedavisi: Kas gevşetici ilaçların bazen yararı olabilir. Ayrıca Baklofen pompası, botulismus toksini gibi bazı özel işlem gerektiren ilaçlar da kullanılmaktadır.
    Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adalenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır.
    – Cerrahi tedavi: Beyin cerrahisi tarafından yapılan kas gevşetici veya istemsiz hareketleri kontrol altına almaya yarayan bazı girişimlerdir. Baklofen pompası bu yöntemlerden biridir.
    – Gelişen sorunların tedavisi: Örneğin eklem kısıtlılıklarının ortopedi uzmanı tarafından cerrahi girişimle açılması. Havale (konvülsiyon) varsa ilaçla tedavisi.
    SP li hastalar için doğrudan etkili bir ilaç yoktur. Ancak havaleler (konvülziyon) ve kaslardaki aşırı sertlik için bazı ilaçlar kullanılmaktadır. SP li çocuğun belirtileri, SP nedenine, lezyonun şiddetine ve komplikasyonların olup olmadığına bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenlerle her çocuğun tedavisi ve rehabilitasyon programı farklılık gösterir. SP li çocukta birçok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım SPli çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir.

    Birçok meslek grubunun bir arada çalışması gerekir.
    Fizik Tedavi Rehabilitasyon; en büyük rolü üstlenir. Fizyoterapide amaç doğru hareketin öğretilmesidir. Çocuğun gün içinde düzgün duruşu sağlanabilirse normal hareket gelişiminin olabilmesi için gerekli duysal uyarı sağlanmış olur.Fizyoterapiye riskli bebeklerde, yani anne karnında, doğum sırasında veya sonrasında sorunu olan bebeklerde, yenidoğan döneminde başlanmalıdır.Tedaviye erken başlamanın istenmeyen kasılmaları önlemede, bebeğin doğru duruş şekillerini öğrenmesinde, kendi vücudunu hissetmesinde, ileride gelişebilecek eklem sertliklerini (kontraktürleri) önlemede ve normale yakın hareket sağlanabilir. Denge alıştırmaları, yüzükoyun yatarak başı sağa-sola çevirme, küreye basma, yüz ifadeleri gibi eğitimler vermek gerekir.
    Konuşma tedavisi; dinleme eğitimi, dil hareketleri, parmaklarını diş ve dudaklarında dolaştırmak ve emerken dil düz kalıyorsa dil ortasına baskı uygulamak (anne kaşıkla yapabilir) . Konuşma eğitiminde kullanılan araçlarda, görsel ve işitsel uyarıcılara daha fazla yer vermek uygun olur. Eğitim yaşantılarının canlandırarak verilmesi çocuğun daha çok ilgisini çekebilir. Canlandırma için kuklalar, küçük ev eşyaları, giysiler, küçük hayvan modelleri kullanılabilir.Her bir yüzüne resim yapıştırılmış küpler, ses çıkaran oyuncaklar, oyuncak müzik aletleri, sopaya dizilen renkli halkalar, renkli bloklar, vs. olabilir.
    Ortopedi; çocukta var olan şekil bozukluğunu düzeltmek, şekil bozukluğu oluşumunu engellemek, görünümü düzeltmek ve bağımsızlığını arttırmak amacı ile uygulanır. Yapılacak girişim kasın kemiğe bağlanma bölümüne, kemiğe ve sinire yönelik olarak planlanır. Çocuklar eşyalara tutunarak gezinmeye ya da yardımla da olsa yürümeye başlayıncaya kadar cerrahi girişimden kaçınılmalı, fizyoterapiye ağırlık verilmelidir. Gerekli görülürse botoks ve germeler yapılarak tedaviye devam edilmelidir. Uygun yaşlar 5 ila 8 yaş arasıdır. Çocuğun temizliği, bakımı ve kalça çıkığına yönelik yapılması gereken operasyonlar bunun dışındadır.
    Eklem kısıtlılığını ve kasların aşırı gerginliğini önlemek için başvurduğumuz yöntemler; sinir-kas ilişkisini düzenleyen bazı ilaçlar, düzeltici alçılar, ortozlar ve germe egzersizleridir.Kalça çıkığı için en önemli risk faktörü kalça çevresindeki kaslarda spastisite ve kas dengesizliğidir. Bu durum ilerleyicidir. Kalça çevresindeki kaslara germe, gece pozisyonlama (yardımcı araçlar ile belirli şekilde tutma), botoks ve gerekirse cerrahi girişim uygulanır.
    İlaçlar; Salya akması ve spastik kasılmayı azaltmak için (ağızdan ilaçlar, botoks iğnesi ya da baklofen pompası) verilebilir. Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adelenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır
    Eğitim: Vücudu tanıma, kesilmiş kağıt bebek resimleri, ya da oyuncak bebeklerle çalışma yapılabilir.
    Beslenme: Spastik çocuğun beslenme sorunları dudak, ağız, baş ve gövde kontrolünde, oturma dengesinde ve kalçasını yeterince bükmede yetersizlik, ellerini ağzına götürme yetersizliği ve el göz uyumunun eksikliği olarak ortaya çıkar. Beslenme sırasında çocuğu tutuş şekli çok önemlidir. Yanlış durum çocuğun emmesini ve dudaklarını kullanmasını güçleştirir. Yutma ve çiğnemenin öğretilmesi gelişme ve bağırsak düzeni için de önemlidir.

  • Çocuğun sosyalleşmesi

    Çocuğun sosyalleşmesi

    Yenidoğanların en erken sosyal gelişimi, bakışlarla karşılıklı tatminkar bir ilişki kurmaktır. Yeni doğanlar yüzler üzerinde görsel sabitleme ile bu sürece başlarlar. Daha sonra tepkisel gülümseme görülür. Sosyal gülüş doğuştan davranıştır ama yaşamın 4-6 haftalarına kadar görülmez.

    Bağlılık Gelişmesi

    Yaşamın ilk 6 ayında, yeni doğanlar sosyal davranışlarında ayırım yapmazlar, Oynamaya istekli herkese gülümseyebilir ve sonra kahkaha atabilirler. Bebekler, ana/babanın görüş alanında olmadığı zamanda var oldukları sezgisini geliştirirler. 6-8 aylıkken, ana/baba odayı terk ettiklerinde protesto ederler.. Aşırı reaksiyonlar, yabancı kaygısı olarak bilinir .9. aydan itibaren ana/babanın güvenli kollarında sakin ve oyuncu olarak duran çocuk, bu güvenden sakin bir şekilde uzaklaştırsa bile ağlar veya huzursuzlaşır.

    Ana-babaya güvenli bir bağlanma geliştiren yeni bebekler, onlarla yeniden bir araya geldiklerinde tanıma ve memnuniyet belirtileri gösterirler. Emekleme döneminde çevreyi keşfetmeleri sınırlıdır. Kaba motor gelişiminde ilerleme gösterirken, çocuk tek başına uzağa yürüyerek ve ana-babadan daha uzakları keşfederek, ayrılmayı başlatır. Tipik olarak, çocuk sözel cesaretlendirme, göz kontağı veya kucaklama için geri döner ve sonra daha öteye gider.

    Benlik Duygunun gelişimi

    Benlik farkındalığı ve bağımsızlık aşamalı alarak yaşam boyunca gelişir.Bebeklerin kendi ayna görüntülerine ilgi göstermeleri 6-9 aylıkken oluşan kişilik ile ilgili ilk göstergelerdir. 7-8 aylık çocuklar kaşık ve tabakları tutmayı, beslenmedeki pasif roller yerine tercih ederler. Bu dönemlerde yapmayı tercih etmedikleri bir şey yapmaya direnç gösterebilirler. (örneğin, oturdukları zaman ayakta kalkmaya karşı yaygara yaparlar).

    1 yaşın ötesinde, yeni yürüyenler hızla benlik duygusunu geliştirirler. Çevrelerini kolaylıkla keşfederler ve giderek artarak bağımsız aktivite göstermeye başlarlar. Kendilerini bir tabak ve kaşık ile besleyebilirler . Ne istediklerini hakkında açık fikirleri vardır. 1-2 yaşlarındaki çocuklar kendi başarılarından hoşlanırlar ve kendi başarıları için ellerini çırparlar .Benlik duygusunu yükselmesi ve bağımsızlık dürtüsü, yeni yürüyen çocuğu disiplinini bir meydan okuma haline getirir. Çocukların yemek, uyku veya yıkanmayı reddetmelerini gören ana-babaların bunları artan bağımsızlığa doğru pozitif adımlar olarak görmeleri gerekir.

    Çocuk 2-3 yaşlarına yaklaşırken, sözel yeteneklerde artmış bağımsızlık, vücut duyularında artmış farkındalık ve elbise giyme ve çıkartmada beceriler, çocuğun yetişkinleri taklit etme isteği ve ana-baba onayını almaları ile bir araya gelir. Bu başarıların birlikteliği tuvalet eğitimini başlamasını sağlar. Mesane ve barsak kontrolü çocuklarda önemli derecede birbirlerinden farklıdırlar.

  • Çocuklarda dil gelişimi

    Çocuklarda dil gelişimi

    Dil yetenekleri iki kısma ayrılır: alıcı beceriler ve ifade becerileri . Doğumdan önce bile, fetus sesi algılar.. Hamile bayanlar, doğmamış çocuklarının ani yüksek sesler sonrası tekme attıklarını bildirmişlerdir. Yenidoğanın kalp hızı ve emme paternlerini yeni bir çevresel uyaran ile karşılaştığında değişir Yenidoğan özellikle insan sesine alışıktır ve yavaşça fısıldayan ana – baba sına doğru döner. Çocuk büyüdükçe seslere ilgisi devam eder ve 3-4 aylık olduğunda istemli olarak sesin kaynağına doğru döner.

    2-3 aylık olunca kendiliğinden müzikal sesler oluşturabilir. Bu anlatıcı sözel dil gelişiminde ilk adımdır. 6 aylıkken çocuklar isimlerine tepki verirler, ve yaklaşık 9 aylıkken sözel rutilelleri izleyebilen, örneğin ‘’ bay –bay’’ diyerek el sallayabilir veya ne kadar büyük olduklarını gösterebilirler. Algılayıcı dil, çocuğun gittikçe artan karmaşıklıkta emirleri anlamasıyla gösterilebilir , örneğin, yaklaşık 1 yaşından itibaren ‘’ topu at’’ gibi tek aşamalı emirleri anlayacaktır. ‘’Bana… göster’’ dendiği zaman iki resim arasında seçim yapabilmesi 18-24 aylık yaşlarda beklenir. 2 yaşındaki çocuk, cisimleri kullanıma göre tanımlayabilir.

    18-24. aydan sonra kelime kullanımı hızla artar, standart yapılar bebek konuşmasının yerini alır ve kelime çeşitlemeleri başlar.

    3 yaşında, tamlamalar ve zamirler kullanarak daha kompleks bir dil geliştirir Çocuk soru sorma yeteneğini geliştirir. 2,5 yaşında genellikle ‘’ne’’ diye sorarlar ve 3 yaşında en sıklıkla ‘’ niçin’’ diye sorarlar. 5 yaşında yan cümleler ve kompleks cümleler dahil konuşmanın tüm özellikleri kullanabilir. Dil gelişiminin hızı hem çevresel hem de biyolojik faktörlere bağlı gibi görünmektedir.

    Dil Gelişiminin Değerlendirilmesi

    2 yaştaki çocuklar iki kelimeli ifade kullanmalıdırlar ve bunların en az yarısı anlaşılabilmelidir. 3 yaşında, çocuklar 3 veya daha fazla kelimeli tamlamalar kullanmalıdır Bu gelişimsel aşamaları gerçekleştirmeyi başaramayan çocuklar hem işitme kaybı, hem de algısal ve duygusal bozukluk için değerlendirmelidir.

    Dil gelişimindeki gecikmeler, şunlarda her hangi birini kapsayabilir:

    1. 3 yaşa kadar anlaşılır konuşma yokluğu

    2. 4 yaştan sonra başlangıç sessiz harfleri sıklıkla atlanması

    3. 7 yaşından sonra ısrarlı artikulasyon (seslendirme) hataları

    Bu gecikmelerden her hangi biri 6 ay veya daha fazla devam ederse, bir konsültasyon başlatılmalıdır.

  • Çocuklarda  bilişsel gelişme

    Çocuklarda bilişsel gelişme

    Sensorimotor Zeka Gelişimi

    Gelişmenin sensorimotor dönemi olan yaşamın ilk 2 yılında, küçük çocuğun bilişsel yetenekleri duyularının kullanımı ve cisimlerin fiziksel manipulasyonu ile kazanılır. Aynı zamanda çocuk neden-sonuç ilişkileri kavramını geliştirir. Çocukta bu kavramların gelişmesindeki ilerleme, sembolleri ve dili kullanma yeteneği ve mental aktivitenin gelişimi için ön şarttır.

    Cisim kalıcılığının gelişiminde erken ilerlemenin göstergesi tanıdığı bir oyuncak veya yüzün görüş alanından kaybolduğu yere, bebeğin bakmaya devam etmesidir. 4-8 aylar arasında, çocuk oyuncakların konumları ve görünümleri ile ilgilenir. Ağza almak, sallamak ve çarpmak, görünür özellikleri ötesinde duyusal girdi sağlar.

    Yaklaşık 9-12 aylıkken tamamen gizlenmiş cisimlerin yerini bebek bulabilir Çocuk 1 yaşına yaklaşırken oyuncaklardaki ilgi alanı fiziksel özellikler (örneğin renk, doku v.s.) ötesine geçer bu çocuklar değişik cisimlerin değişik amaçları olduğunun farkına vardıklarını göstermeye başlarlar. 18 aylık olunca cismi görmeseler veya görüş alanından gizlenmiş bile olsa bir cismin yerini tahmin edebilirler. Bu gelişmeler ,bilişsel gelişmede yeni bir dönemin başlangıcın habercisidir. Sembolik düşünme dönemidir.

  • Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Merhaba,

    Grip mevsimi yaklaştığı için bu konuyla ilgili bazı bilgi ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak ve bazı uyarılarda bulunmak istiyorum.

    Her sonbahar yaklaşırken iki soru aklımıza takılır: Grip nasıl bir hastalıktır? Grip aşısı yapılmalı mı, yapılmamalı mı?

    Mevsimsel grip, İnfluenza A ve İnfluenza B isimli iki virüs nedeniyle olur. İnfluenza A genellikle daha erken (ekimden itibaren) görülür, aralık, ocak, şubat aylarında da salgınlar yapar. İnfluenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere, İnfluenza A kadar yaygın olmayarak görülür ve biraz daha hafif seyirli olabilir. Grip dünyada her yıl yüz bin kadar kişinin ölümüne neden olur. Bazı gruplar hem gribe yakalanma hem de zatürree, orta kulak iltihabı, kalp yetmezliği, ansefalit gibi komplikasyonlarına maruz kalma bakımından daha fazla risk taşımaktadır. Bunlar çocuklar, 65 yaşın üstündekiler, astımlılar, kalpte, akciğerlerde, böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve herhangi bir nedene bağlı solunum fonksiyonu bozukluğu olanlardır.

    Grip virüsleri antijen (protein zinciri) yapılarını sık sık değiştirdikleri için herhangi bir yıl grip geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir sonraki yılın grip virüslerine karşı bağışıklanma, yani korunma sağlamaz. Her yıl tekrar aşılanmayı gerekli kılan da budur zaten.

    Son yıllarda grip aşısı birçok ülkenin çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır. O mevsim (kış ve ilkbahar) dünyada en sık görülen iki influenza A, bir influenza B virüsünü içerir. Kullanılan virüs türlerinin bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları Dünya Sağlık Örgütünce öngörülmekte ve aşı üreticisi firmalara yaz başında bildirilmektedir. Firmalar da haziran ve temmuz ayında ürettikleri aşıları sipariş veren ülkelere ancak ağustos sonu veya eylül başında gönderebilmektedirler. Bu yıl (2009) için bu tarih 28 ağustos oldu.

    Grip aşısı canlı virüs aşısı mıdır? Koruyuculuğu ne kadardır?

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır, Amerikan Çocuk Sağlığı Akademisi ve Amerikan Aşı Önerileri Komitesince 6 ay -18 yaş arası tüm çocuklara yapılması önerilmektedir. Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan, özellikle risk gruplarında (çocuklar, 65 yaş üstü, astımlılar vs..) ölümlere yol açabildiğinden aşılanmakta fayda vardır. Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi). Grip aşısının etkinliği (koruyuculuğu) %100 değildir, farklı grip tiplerine göre % 60-90 arasında değişmektedir. Aşılanan kişi hastalığı ya hiç geçirmez, ya da çok hafif geçirir, hayati tehlike yaşamaz. Sonuç olarak gripten korunmanın en iyi yolu grip aşısıdır diyebiliriz.

    Gripten korunmak için aşı dışında neler yapılabilir?

    1- Bilgilenmek

    2- Öksüren, hapşıran kişinin ağız ve burnunu kağıt mendille kapatıp, mendili atması

    3- Ağız, burun ve gözlerimizi ellememek

    4- Ellerimizi sık sık su ve sabunla yıkamak veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanmak

    5- Kalabalık ortamlardan kaçınmak, ortamı sık sık havalandırmak, genel hijyen kurallarına uymak. Önümüz bayram, bu maddeyi özellikle aklımızda tutalım lütfen.

    6- Gripli veya grip olasılıklı (ateşli, öksüren, hapşıran) hastalardan uzak durmak, bakım vermek durumundaysak veya birlikte olmak kaçınılmazsa maske kullanmak

    7- Hastalanan kişilerin 7 gün boyunca okula veya işe gitmemeleri

    Grip aşısının yan etkileri var mı? Bunlar nelerdir?

    Elbette var. Yan etkisi olmayan aşı yoktur zaten.

    En sık görüleni (%10-20) yapıldığı yerde hafif ağrı, şişlik ve sertliktir, bazen de kızarıklık görülür.

    % 10’dan az kişide de hafif ateş, halsizlik (çocuklarda çok nadir), baş, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Hepsi de (eğer belirdilerse) hiç bir tedavi uygulamadan 1-2 gün içinde ortadan kaybolurlar.

    Grip aşısının çocukların bağışıklığını zayıflattığına dair söylentiler duydum. Siz ne dersiniz bu konuda?

    Çocuk hekimlerinin, Dünya Sağlık Örgütünün veya Ulusal Aşı Önerileri Komitelerinin dünya çocuklarının bağışıklığını zayıflatmak gibi bir amacı olabilir mi sizce? Bu söylentilerin nedeni grip aşısının her sonbaharda yeniden yapılmasının ‘Bir kez aşı olan çocuğun artık hep aşı olması gerekiyor, demek ki bağışıklığı zayıflıyor’ şeklinde yanlış yorumlanması. Oysa bunun nedeni yukarıda belirttiğim gibidir: Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi).

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, bir hafta sonra (aşı yüzünden) grip oldu!

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, kış boyu 3-4 kez grip oldu! Neden?

    Grip aşısı, suçiçeği ve kızamık aşıları gibi canlı virüs aşısı olmadığından, hafif seyirli bile olsa kendisi gribe neden olmaz. Bu cümlelerde ailelerin kast ettikleri hastalıklar genellikle grip dışı virüslerin neden olduğu viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır (halk diliyle soğuk algınlığı); çok yüksek ateş, yatak döşek yatıracak bir halsizlik ve kas ağrıları, çok şiddetli baş ve boğaz ağrısına neden olmayıp, burun akıntısı, hafif ateş ve öksürük yaparlar. Grip aşısı, grip salgını olursa çocuğumuz etkilenmesin diye yapılmaktadır soğuk algınlığı olmasın diye değil. Yani aşı basit, hafif seyirli, grip dışı viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumaz, yanılgı bundan kaynaklanır.

    18-65 yaş arası sağlıklı erişkinler, yani biz anne babalar aşı olmalı mıyız?

    Hayır. Mevsimsel grip sağlıklı erişkinlerde çok nadiren ölüme yol açtığı ve şimdilik tüm dünya nüfusuna yetecek aşı üretilemediği için sizlere grip aşısı önermiyorum. Sınırlı sayıda edinilebilen aşı dozlarının çocuklar ve diğer risk gruplarına kullanılması doğrudur. Ancak 6 aylıktan küçük bebeklerin anneleri ve/veya bakıcılarının aşı olmalarını öneririm.

    Aşının koruması ne zaman başlar?

    Aşı uygulandıktan iki hafta sonra korumaya başlar. Bu koruma grip sezonu yani mayıs sonuna dek sürer.

    Aşıyı erken olmak bahar aylarında korumanın azalmasına, ikinci bir doz aşı gereğine yol açar mı?

    Kesinlikle hayır. Korunma tüm grip sezonu boyunca aynı güçte devam eder. İkinci bir ek doz yaşlılara da, kronik hastalığı olanlara da, kimseye önerilmez.

    Aşı en geç hangi ayda yapılabilir?

    Bu, şu an için pek anlamlı bir soru değil. Çünkü henüz eylüldeyiz ve piyasada yeterli grip aşısı var. Gecikmek, beklemek için bir neden yok (6 aylıktan küçük bebekler dışında elbette). Ancak yıl sonuna doğru sık karşılaştığım bir soru.

    Teorik olarak grip aşısı mayıstan önce olmak kaydıyla her zaman yapılabilir. Ama unutulmamalı ki grip sezonu ekim başı-mayıs sonudur ve ne kadar erken yapılırsa kişi o kadar uzun süre korunacaktır. Yani ocak ayının başında aşılanan bir çocuk (korunma iki hafta sonra başladığına göre) sezonun yarısında korunabilecektir. Zaten grip aşısı toplumumuzun bilinç düzeyi arttıkça, her yıl bir öncekinden erken tükenmekte, artık aralık ayında bile eczanelerde kalmamaktadır.

    Grip aşısı herkesi aynı oranda korur mu?

    Ne yazık ki hayır! Kimi yaşlılar ve bazı kronik hastalığı olan kişiler sağlıklı çocuk, genç ve erişkinlerden biraz daha az korunurlar. Ancak bu nedenle hastalığa yakalansalar bile, zatürree, kalp yetmezliği gibi komplikasyonlarla karşılaşma ve ölüm riskleri aşılanmamış olanlardan kesinlikle çok çok daha az olmaktadır.

    Mevsimsel grip aşısı domuz gribinden korur mu?

    Hayır korumaz. Domuz gribi aşısının ayrıca yapılması gerekecek.

  • Üfürüm

    Üfürüm

    Üfürüm nedir ? Kalbin muayenesi sırasında, dinleme aleti ile kalp dinlenirken normal kalp sesleri dışında, akan kanın çıkardığı uğultuya üfürüm denir. Üfürümlerin bir çok çeşidi vardır. Tamamen zararsızları olduğu gibi, doğumsal veya sonradan olan hastalığını bulgusu da olabilir. Üfürüm kalp hastalıklarının bulgularından sadece bir tanesidir. Üfürüm duyulan bazı çocukların kalbi tamamen normal olabildiği gibi, bazı kalp hastalıklarında hiç üfürüm olmayabilir.

    Masum üfürüm nedir ?

    Yapısal olarak kalp hastalığı olmadığı halde normal çocuklarda duyulan üfürümlerdir Sağlıklı çocukların %40-60’ında duyulabilir. Genellikle 2-7 yaş arası çocuklarda sıklıkla duyulmasına karşın her yaşta bulunabilir. Genellikle ateş, kansızlık ve heyecan gibi kalbin hızlı çalışmasına neden olan durumlarda üfürüm şiddeti artar. Bu nedenler ortadan kalktığında üfürüm şiddeti azalır veya kaybolur. Ayrıca vücut pozisyonu ve solunumla da değişebilir. Hastaların çoğunda üfürüm bir ateşli hastalık nedeniyle doktora gittiklerinde farkedilir. Bununla birlikte, kalp hastalıkları ile ayırıcı tanısının yapılması gereklidir. Sıklıkla masum üfürümler yapısal kalp hastalığı zannedilebildiği gibi, bazen de organik kalp hastalıkları masum üfürüm zannedilerek tanı ve tedavide gecikmeye yol açarlar.

    Masum üfürüm tedavi ve izlem gerektirir mi ?

    Hiçbir tedavi gerektirmez. Birçok çocuk kardiyoloji merkezi, ekokardiyografi dahil tam bir kalp muayenesi yapıldıktan sonra, eğer hiçbir problem bulunmaz ise izlemeyi gereksiz görmektedir.

    Masum üfürüm olan çocuklarda nelere dikkat edilmeli ?

    Her sağlıklı çocukta dikkat edilecek noktalar dışında hiçbir şeye dikkat etmek gerekli değildir. Her çocuğun yaptığı gibi beden eğitimi veya sportif aktiviteleri kısıtlamasız yapmalıdır.

  • Tarım ilaçları ve çocuklar (pestisidler)

    Pestisidler hem tarımda hem de ev içinde kullanılabiliyor. Çocuk sağlığı için pestisidler oldukça önemli. Çünki çocuklar tarım ilaçlarının ve çeşitli böcek ilaçlarının etkilerine erişkinlerden çok daha duyarlı.Bunun sebeplerine ileriki paragraflarda daha uzun değineceğim.Çocuklar iki şekilde pestisidlerin etkisine maruz kalıyorlar.Birincisi ani zehirlenmeler,ikincisi ise uzun dönemli maruz kalma,zehirlenme.

    Önce akut (ani) zehirlenmeye bakalım;Dünyada senede 1 milyon kadar çocuğun pestisidlerle zehirlendiği biliniyor.Çoğu 6 yaşından küçük çocuklar.Bunların çoğu evde oluyor.Türkiyede’de gazete haberlerine baktığınız zaman çok fazla pestisid zehirlenmesi haberi görüyoruz.Çoğu zaman yanlışlıkla ortada kalan böcek ilaçlarını çocuklar içiyorlar ya da ellerine sıkıp ellerini ağızlarına sokuyorlar.Ani pestisid zehirlenmesinin sonuçları oldukça ağır.

    Uzun dönemli maruz kalma ise özellikle ülkemiz gibi tarım ilaçlarının kontolsüz kullanıldığı yerlerde oldukça sık oluyor.Bunların daha sıkı denetlendiği Avrupa birliğinde bile yılda 140.000 tona yakın tarım ilacı kullanıldığı ve kişi başına 280 grama yakın zehirli ilaç düştüğüne dair bir haber yayınlanmıştı gazetelerde son aylar içinde.

    Neden pestisidler çocukları daha çok etkiliyor?(Tüm çevresel zehirler için bu geçerli aslında)Bunun bir kaç farklı mekanizması var.

    1-Boyut

    Çevresel zehirlerin etkileri kilo başına solunan hava,içilen su,yenen yiyecek ile belirleniyor.

    Çocuklar boyut olarak daha küçükler ve kilo başına daha fazla hava soluyorlar,daha fazla su tüketiyorlar ve yemek yiyorlar.

    2-Fizyoloji

    Çocukların sinir sistemi gelişmekte olduğu için pestisidlerin zehirli etkilerine daha fazla hassas.

    Sindirim sistemi ve üriner sistemi daha az gelişmiş olduğu için toksik maddelerin atılımı daha güç oluyor.Vücudun kendini zehirlerden arındırması daha zor.

    3-Davranış

    Çocuklar yere daha yakınlar. Toprağa yakın oynamayı seviyorlar.Çimende oyun parklarında oynarken tarım ilaçlarına maruz kalabiliyorlar.Ayrıca herşeyi ağızlarına sokma olasılıkları daha fazla.

    Çocuklar pestisidlerle zehirlendiğinde neler oluyor?Akut yani acil zehirlenmede

    Başağrısı,başdönmesi,kas kasılması,halsizlik,bayılma,bulantıl kusma gibi belirtiler görülüyor. Fazla miktarda alınırsa ölümcül olabiliyor.

    Uzun dönemli ya da kronik zehirlenmelerde ise,anne karnında maruz kalındığında doğumsal defektler,organ hasarı ,öğrenme bozukluğu görülebiliyor.Ceninin beynini ciddi şekilde etkiliyor ( çünki bu ilaçlar zaten böceğin beynini etkileyerek öldürecek şekilde etki gösteriyorlar.)Büyüyen çocuk maruz kaldığında yine beyni etkileyebiliyor.Öğrenme bozukluklarına neden olabiliyor. Astıma neden olabiliyor.Ayrıca lösemi ve beyin tümörü ile başka çocukluk kanserlerine neden olabiliyor.

    Ne yapmalı?

    Bu konunun en önemli çözümü tarım ve sağlık politikalarından geçiyor.Tarım ilaçlarının iyi denetlenmesi ve kontollü olarak satılması gerekiyor.Türkiye’de herhangibir yerde tarım ilacı alıp istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz.Yine böcek ilaçları konusunda da denetleme gerekiyor.Böcek ilaçlarının da konrollü satılması önemli.

    Evdeki böcek ilaçlarının ve tarım ilaçlarının mutlaka kilitli dolaplarda durması çocukların ulaşamayacağından emin olmak gerekiyor.(Hiç o dolapları açmıyor gibi bahaneler doğru değil çünki çocukların ne yapacağı belli olmayabilir.)Yeni bir eve gidildiğinde yine bu zehirli maddelerin ya kaldırılması ya da çocuğun sürekli denetlenmesi gerekir (Ani zehirlenmelerin büyük bir kısmı çocuk olmayan evlere gidildiğinde oluyor.)

    Aldığımız meyve sebzeleri kontolsüz taım ilacı kullanmayan çiftçilerden alabilsek bu ideal olurdu ancak çoğu kez bu mümkün olmuyor.Organik besinlerde (organik kuralları sıkı sıkı uygulandığı takdirde) tarım ilacı hiç yok değil,ancak diğer besinlerden on kat daha az bulunuyor.O yüzden organik besinlerle beslenmek iyi bir çözüm olabilir.

    Aldığımız meyve ve sebzeleri ya kabuklarını soyarak yemek, ya da kabuklarını besin fırçasıyle fırçalayıp yemek tarım ilacı artıklarını atmak açısından anlamlı olabiliyor.

    Güzel,sağlıklı yemekler dileğiyle

  • Çocuklarda uyku problemleri

    Çocuklarda uyku problemleri

    1-KABUSLAR

    Genellikle gecenin ikinci yarısında korkulu rüyalardır.Her yaşta çocukta olabilir.Gecede birden fazla kabus görülebilir.Stresli zamanlarda ve bir travma sonrası sıklaşabileceği gibi bazen bu tip bir neden olmadan da olabilir.Genellikle çocuğu uykudan uyandırır ve çocuk anne babanın varlığına ve rahatlatmasına ihtiyaç duyar.

    Kabus gören bir çocuğun yanına gidip rahatlatmak gerekir.Kabus bazen çocuğu çok sarsar gerçekten ayırmakta güçlük çekebilir.Rüyayı anlatması genellikle rahatlamasına yardımcı olur.

    2-GECE TERÖRÜ

    Gece terörü kabustan daha korkutucudur ancak kabuslar kadar sık rastlanmaz. Genellikle küçük çocuklarda görülür (en sık 1-4 yaş)Uykunun en derin safhasında olur genellikle bu da uyuduktan 1-2 saat sonradır.

    Gece terörü yaşayan çocuklar kontrol edilemez şekilde ağlayabilirler. Terleme,sarsılma hızlı nefes alma gibi belirtiler gösterebilirler. Genellikle şaşkındırlar.Bağırabilir tekme atabilir ya da boş boş bakabilirler. Sizi tanımıyor gibi davranabilirler.Bütün bunlar olurken genellikle uyanık değildirler.

    Gece terörü dönemleri 45 dakikaya kadar sürebilir.Arkasından hemen uykuya dalarlar (aslında hiç uyanmamışlardır.)Pek çok çocukta gelişim aşamaları içinde başka bir sebep olmaksınız olur ancak bazen stres travma ya da korkuların da yansıması olabilir.Genellikle gece terörü çocuklar tarafından hatırlanmaz.

    Gece terörü sırasında çocuğun yanında olup kendini yaralamasını engellemek gerekir aynı zamanda panic olmamak lazımdır.Çocuğu uyandırmaya gerek yoktur.Çocuğun genellikle kısa bir süre sonra mışıl mışıl uyumaya başlayacağı unutulmamalıdır.Çocuklar yorgun olup yeterince uyumadıklarında daha sık görülür. Gece terörü sık yaşandığında bir çocuk hekimine danışmakta fayda verdır.

    3-UYURGEZERLİK VE UYKUDA KONUŞMA

    Aynı gece terörü gibi çocuk derin uykudayken olur.Genellikle donuk bir bakışları olur,başkalarına yanıt vermeyebilir ve uyandırması güçtür.Çoğu zaman yatağa dönüp uyumaya devam eder ve kalktıklarını bile hatırlamazlar.Ailede başkalarında da genellikle vardır.

    Çocuğunuz uyurgezerse ortalığı tehlikelerden arındırıp gece takılıp düşmesini engellemek gerekir. Evin dış kapısı mutlaka kilitlenmelidir.Çocuğunuzu uyandırmaya gerek yoktur usulca yatağına yatmasına yardımcı olursanız uyumaya devam edecektir.

    Çok sık olursa ya da çocuğunuzun güvenliğini tehdit ediyorsa doktoruyla konuşmakta fayda vardır.

    Çocuğunuz yorgun ve uykusuzken bu tip durumlar daha sık yaşanacağından uyku düzenine dikkat etmekte fayda vardır.

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Kabakulak hastalığı

    Kabakulak viral bir hastalıktır. Rubulavirüs diye bir virus nedeniyle olur.

    Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer.Belirtileri 10 gün kadar surer.

    Tükürük bezlerinde şişme ve ağrıya neden olur. Genellikle parotis bezi etkilenir.İki yanak da oldukça şiş görünür.Ateş 39-40 derecelere varabilir.Başağrısı,kulak ağrısı,yutarken ya da ağzı açarken ağrı duyulabilir.Özellikle portakal suyu gibi ekşi şeyler yemek ya da içmek ağrıya neden olabilir.Kaslarda ve eklemlerde ağrı ve yorgunluk bitkinlik hissedilebilir.Nadiren memenjit,orşit (testislerde iltihap) pankreatit gibi ağır tablolara neden olabilir.

    Bazı çocuklar hiç belirti vermeden de hastalık geçirebilirler.Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir.,

    Hastalığın kuluçka dönemi 16-18 gündür.25 güne kadar uzayabilir.

    Semptomların başlamasından 2 gün önceden başlayarak ,hastalığın 5-9 uncu gününe kadar hastalık bulaştırılabilir.

    Aşı

    Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı olarak verilir.İlk dozu 12-15 ay ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır.

    Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir.Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.

    Aşıya rağmen kabakulak görülebilmekte ancak şiddeti genellikle daha az olmaktadır.

    Çocuklarınız 4 yaşın üstünde ve ikinci aşılarını olmadılarsa bir an evvel olmalarında fayda var.

  • İLKOKUL DÖNEMİNDE ÇOCUKLARLA İLETİŞİM NASIL OLMALIDIR ?

    İLKOKUL DÖNEMİNDE ÇOCUKLARLA İLETİŞİM NASIL OLMALIDIR ?

    Okula başlamış çocuklarla iletişim süreci ise ayrıca bir çaba gerektirmektedir. Okula başlayan çocuğun iletişimi artık yakın çevresiyle sınırlı değildir. Okulda birlikte olduğu insanlarla geçirdiği vakitlerde olumlu veya olumsuz bir çok olay ve davranışlarla karşılaşmaya başlar. Çocuk, okulda karşılaştığı birçok olay karşısında sevinç, üzüntü veya korku gibi duyguları yaşar. Peki anne ve baba olarak gün içerisinde, uzun süre ayrı kaldığınız, duygu ve düşünceler yüküyle eve gelen çocuklarımızla nasıl bir iletişim kurmalıyız? Öğrenciliğin getirdiği ödev yapma, erken yatma, kalkma, sınav hazırlığı gibi sorumlulukların üstesinden gelmesi için çocuğumuza nasıl destek olmalıyız? Yanlış ve yetersiz iletişim aile ve çocuk arasında sorunlara yol açmaktadır. 

    Etkili İletişim İçin Neler Gereklidir?

    1- Aktif dinleme: İletişimin temel bir tamamlayıcısıdır. Aktif bir dinleyici olduğunuzda; çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini paylaşma ihtiyacı ve arzusu olduğunu kabul edersiniz ve anlayışlı davranırsınız. Aktif dinlemeyi öğrenen anne ve babalar, çocuklarının duygularını daha iyi anladıkça sıcacık ilişkiler kurulacaktır. Korkmayın, çocuklarınız hangi yaşta olursa olsun onları kucaklayın ve sarılın. Anne baba olarak sizi model alan çocuklarınıza tatlı dilinizle, etkin dinlemenizle, onlara duyduğunuz saygı ve sevgiyi göstererek örnek olun. Her çocuk değerlidir ve her çocuk kendisini anlayan, sorunlarına yanıt bulan, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşan bir aile ortamında yetişmek ister. Çocuklarınızı bir birey olarak kabul edin o zaman iletişiminiz daha sağlıklı olacaktır.

    Aktif Bir Dinleyici Olabilmek İçin:

    • Dinlemek için zaman ayırın. Dikkat dağıtan ögelere mümkün olduğunca engel olun. Çocuğunuzun söylemeye çalıştığını duymak ve anlamak için bunu istemeniz ve o anda çocuğun duyduğu endişeler konusunda ona yardıma açık olmanız gerekir. Bazı anne-baba ve çocuklar yatma zamanından önce en iyi iletişim kurduklarını veya akşam yemeği sırasında paylaşımda bulunduklarını keşfetmişlerdir.

    • Kendi düşünce ve bakış açınızı bir yana bırakıp, kendinizi çocuğunuzdan bilgi alacak şekilde hazırlayın. Tüm dikkatinizi ona yöneltin ve deneyimlerini anlayabilmek için kendinizi onun yerine koyun. Onun düşüncelerine değer verdiğinizi ve onları önemli bulduğunuzu hissettirin ve onun bakış açısına karşı duyarlı olun.

    • Duyduğunuz mesajı dinleyin, özetleyin ve çocuğunuza tekrarlayın. Buna yansıtıcı dinleme denir. Uygun bir zamanda, onun size neyi söylemeye çalıştığına ait düşüncelerinizi sakin bir şekilde belirtin. Duyduğunuzu aynen tekrarlamayın, çocuğunuzun ne düşünüyor ve hissediyor olabileceğini derinlemesine ele alın. Unutmayın ki, söylenen sözler doğru ve tam mesajlar olmayabilir.

    • Altta yatan mesajlar çocuğunuzun duygularını, korkularını ve endişelerini içerebilir. Bu duyguları isimlendirin. (Bana korkuyorsun üzgünsün… kızgınsın… mutlusun gibi gibi geliyor.)

    • Çocuğunuz konuşurken göz kontağınızı sürdürün. Başınızı sallayarak ara sıra “Evet.. Anlıyorum…” gibi tarafsız tepkiler katarak ilginizi gösterin. Konuşmayı sürdürmesi için onu teşvik edin. Bunlar pasif tepkiler olarak gözükseler de, iletişimin önemli birer parçasıdırlar.

    • Kendi fikir ve beklentilerinizle uyuşmasa da çocuğunuzun söylediklerini kabul edin ve saygı gösterin. Bunu çocuğunuzun ifade ettiklerine dikkatinizi yönelterek, söylediklerini eleştirmeyerek, yargılamayarak ve engellemeyerek yapabilirsiniz. 

    • Karşılaştığı problemleri çözmesi için çocuğunuza olanaklar yaratın. Cesaretlendirin ve kendisine yol gösterin.

    • Aktif dinleme yöntemi, çocuğunuzun kendi duygularını daha iyi anlamasına ve olumsuz duygularından daha az korkmasına yardımcı olacak, çocuğunuzla aranızda köprüler kurulacak ve sıcak bağlar oluşturacaktır. Ayrıca çocuğunuzun kendi problemlerini çözmesi, davranış ve duyguları üzerinde daha fazla kontrol kazanması açısından yararlı olacaktır. Çocuğunuz sizi aktif bir dinleyici olarak gördüğünde, sizi ve başkalarını dinlemeye daha istekli olacaktır.Bu kapı aralayıcılar ve konuşmaya teşvik ediciler, çocuğunuzun sizinle iletişim kurması için güçlü bir kolaylaştırıcı olabilirler. Çocukları konuşmaya başlamak ya da devam etmek için cesaretlendirirler. Bunlar ayrıca topu kendi sahalarında tutmalarını sağlarlar. Topu ondan kapmanıza etki etmeyeceği gibi, soru sorarak, tavsiye vererek, güven aşılayarak ya da buna benzer şeyler yaparak kendi fikirlerinizi ona dayamanıza etki etmezler. Bu kapı aralayıcılar size ait fikirleri ve düşünceleri tamamen iletişim sürecinin dışında bırakır.Çocuğu kabullendiğiniz ve bir birey olarak ona saygı duyduğunuz mesajını taşır, etkileri ise şöyledir:“Ne hissettiğini söyleme hakkına sahipsin.”“Duygu ve düşüncelerine saygı duyuyorum.”

    2- Kabul Dili: Çocukların içine kapanıklığını giderir. Kendileri hakkında en kötü şeyleri bile anlatırken rahat olduklarını belirtirler- yaptıkları ya da hissettikleri ne olursa olsun. Ebeveynler çocuklarını kabullendiklerini içten bir şekilde kelimelere döktüklerinde çocuklar üzerinde şaşırtıcı bir etki yaratırlar . Bazı çocuklar ilkokula başladıklarında okulda yaşadıkları olumlu ya da olumsuz olayları anne-babalarına anlatmayı tercih etmeyebilirler. Böyle durumlarda çocukların hislerine ya da problemlerine yanıt vermenin en yapıcı ve etkili yöntemlerinden bir tanesi basit kapı aralayıcı dediğimiz sorular diğer bir deyişle “daha fazlasını söylemeye yönelticilerdir” bunlar, ebeveynlerin kendi fikirlerini, yargılarını ya da hislerini iletmeyen ama çocuğu kendi fikirlerini, yargılarını ve duygularını paylaşması için teşvik eden tepkilerdir. Çocuğa kapıları açarlar ve onu konuşmaya davet ederler. Bunların en basitleri aşağıdaki tarafsız tepkilerdir:
    “Anlıyorum.” “Oh.”“Hımm.”“Buna ne dersin?”“İlginç.”“Gerçekten mi?”“Yapma ya”
    “Sahi mi?”“Öyle yaptın ha”“Öyle mi?”

    3- Ben Dili – Sihirli Dil
    Genellikle bizler iletişimde “sen dili”ni kullanırız. Sen iletileri duygu ifade etmez Genellikle emir verme yargılama, öğüt verme gibi iletişim engellerini içerir. 
    Örneğin: “Konuşma artık” “Yapmamalısın “ “Yaramazlık yapıyorsun “ 
    Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti “SEN İLETİSİ”nden “BEN İLETİSİ” ne dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuşur.
    •Eğer bugün çok yaramazlık yaparsan ben çok üzülürüm.
    •Akşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğim diye endişeleniyorum.
    Gerçekten de çocuktan beklediğimiz davranışların oluşmasında “ben dili”nin ne kadar etkili ve doğru bir iletişim aracı olduğunu göreceksiniz.

    Ben dili çocuğun anne babasının kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk- ana baba ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa: “Hayır, hemen odana git, sokağa çıkamazsın” demek mi doğrudur; yoksa “hava karardığı için sokağa çıkman beni endişelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum ama, yarın erken saatte arkadaşlarınla birlikte olmana izin verebilirim.” demek mi doğrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiği için çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede duyguların ifadesi söz konusu olduğu için ben dilini kullanmak daha etkilidir. Çünkü ben dili davranışı değiştirme sorumluluğunu çocuğa devreder.

    Daha sağlıklı bir iletişim kurmak ve sağlıklı bireyler yetiştirmek için neler yapılmalı;
    Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini dikkate alın. Okulda yaşadığı veya tanık olduğu bir olay karşısındaki duygularını açıklamasını isteyin. “ Korktun mu” , “ Heyecanlandın mı” veya “ Mutlu oldun mu” gibi yönlendirici sorularla ne hissettiklerini açıklamasına yardımcı olabilirsiniz. Zamanla duygularını rahatlıkla ve doğru olarak ifade etmesini öğrenecektir.

    Başardıkları için ödüllendirin, doğru davranışlarını övün.

    Çocukları gerektiği zaman eleştirmekten kaçınmayın. Kişiliğini değil hatalı olan davranışını eleştirin. Eleştirirken “ben” dilini kullanın. “Masamı toplamadığın için kendime çalışacak alan bulamıyorum” cümlesi tehdit içermeyen bir cümledir. Çocuk tarafından hatası kolay kabul edilir bir davranıştır ve “ Masanı dağıttığımı fark etmedim” gibi yanıtlar gelecektir.
    Çocukları dinlerken, onu dinlediğinizi hissettiren “ hı hı “, “evet”, “dinliyorum” gibi ifadeler kullanın. Sessiz dinliyorsanız çocuğa bakmalı, onun konuşmasını yüreklendirmelisiniz. Yeni şeyler söylemek yerine anlattıklarını kısa özetler ile tekrarlayabilirsiniz.
    Genel sorular yerine daha özel sorular sorun. “Bu gün okul nasıldı” yerine “ Bugün sunduğun fen bilgisi deneyi nasıl sonuçlandı” gibi
    Öğüt vermek yerine, onun sıkıntılarına benzer sıkıntıları yaşamışsanız bunu paylaşmanız ve anlatmanız daha faydalı olacaktır. Yaşadığı sıkıntıların herkes tarafından yaşandığını yalnızca ona özgü olmadığını bilmesi onu rahatlatacaktır.