Etiket: Çocuk

  • Çocuğumu hastalıklardan nasıl koruyacağım?

    VE OKULLAR AÇILDI… ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMEK GEREK?

    Yaz tatili bitti.. Okullar, yuvalar açıldı. Çocukları derslerin, ödevlerin başlayacağı telaşı, denizden kumdan uzaklaşacak olmanın hüznü sarmışken, anne babalarının beyninde dönüp duran farklı kaygılar var.. Yine hastalıklar başladı.. Akması hiç durmayan bir küçük burun, arka odadan dikkatleri hemen üzerine toplayan küçük öksürükler, iştahsızlık, halsizlik anne babaların uykularını kaçırıyor.

    NEDEN DAHA SIK ENFEKSİYON?

    Okul ortamında aynı sınıfta sürekli bir arada olan bir sürü çocuk, sınıf havalandırmalarının yetersiz yapılması, havaların soğuması ile birlikte özellikle viral enfeksiyonların artışı, el yıkamanın olması gerekenden daha az sıklıkta yapılması, çocuklarda enfeksiyon değiş tokuşu için risk faktörlerini oluşturuyor.

    AMA BİZ AŞILARIMIZI YAPTIRDIK..

    Kuşkusuz aşılama programlarına uyulması en azından bilinen hastalıklardan çocuklarımızı koruyabilmemiz için gerekli. Özellikle bulaşıcılığı çok yüksek olan hepatit A ve suçiçeği hastalıklarına karşı henüz bağışıklığı yapılmamış olan çocuklar, bu hastalıklar açısından risk altındalar. Henüz sağlık bakanlığı tarafından rutin aşı takvimine alınmamış olan bu hastalıklara karşı bağışıklık ancak hastalığın geçirilmesi ya da aşılarının yapılması ile mümkün. Kuşkusuz aşı ile bağışıklık tercih edileni. Fakat adı henüz bilinmeyen ya da aşısı henüz bulunmamış bir sürü mikroorganizma olduğunu düşünürsek, sadece aşılama programlarına güvenmek de sabaha karşı çıkan 39 derece ateş karşısında uykulu gözlerin şaşkınlıkla açılıvermesine neden olabilir.

    NASIL KORUNALIM?

    Çocuklarımızda el yıkamanın alışkanlık haline dönüşmesini sağlayacak olan ebeveynlerdir. Onlara sözlerden önce davranışlarımızla örnek olduğumuzu düşünürsek, bu konuya hassasiyetle eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Çocuğa kişisel hijyenin önemi ve bunu nasıl sağlayabileceği konusunda bilgi verilmesi, okulda kullanabileceği sıvı sabun, kağıt havlu gibi malzemelerin onun için ulaşılabilir kılınması yine bizlerin üstüne düşen görevlerden.

    Sağlıklı beslenme ve sağlıklı uyku alışkanlığının olması da, mikroplarla savaşın en çetin yaşanacağı okul döneminde, çocuğun bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasını sağlayacaktır.

    ÇOCUĞUM HASTA, OKULA GİTSİN Mİ?

    Çocuğunuz hastalandığında, olanak dahilinde ise okula gitmemesini sağlamak hem çocuğun hastalık sürecini hızlı geçirmesi hem de okuldaki diğer çocukların sağlıklarını korumak adına mantıklı bir hareket olacaktır. Ancak çocuğun eğitim sürecinde aksamaya neden olmamak adına bu açıdan bir risk taşıyıp taşımadığına en iyi çocuk doktorunuz karar verecektir.

    EN SIK SORUNLAR NELER?

    Solunum yolu enfeksiyonları: Bir sağlık çalışanının en sık duyduğu kısaltmalardan biri olan ÜSYE, çocukların da okul dönemlerinde yakasını bırakmayan bir tanı haline geliyor. Üst solunum yolları enfeksiyonları çocuklarda öksürük sonrası havada asılı kalan damlacıkların nefes ile alınması ya da yakın temas sonrası gelişir. Genellikle viral, bazen de bakteri kaynaklı olabilirler.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda çocuk daha halsiz, keyifsiz olur, ateş daha yüksek derecelere ulaşabilir ve tedavide antibiyotiklerin de kullanılması gerekebilir.

    Viral enfeksiyonlarda daha çok semptomatik tedavi dediğimiz, ateşi düşürme, tıkalı burunu açma gibi yöntemlere başvururuz. Bunun ayrımını yapacak olan çocuk hekimidir. Önemli olan hasta çocukta komplikasyonlar gelişmeden yani ilk enfeksiyon belirtilerine daha şiddetli başka belirtiler eklenmeden önce doktora başvurulmasıdır. Böylece tedavi süreci daha kısa ve kolay çözülebilir bir sorun olarak kalır.

    İshal: Okul dönemlerinde sık karşılaştığımız bir diğer enfeksiyon çeşididir. Çocuklarda tetkik ile kanıtlanmış bir etken olmadıkça ishale yönelik ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Yine semptomatik tedavi, yani ateşi düşürme, bol sıvı takviyesi, yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılarak oluşturulacak bir diyet programı ishalin iyileşme sürecini hızlandırır.

    • Çocuklarda doktor tarafından önerilmedikçe ve mecbur kalınmadıkça “ishal kesici” “bulantı kesici” veya “kusma kesici” ilaçlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar asıl hasta olan mide-bağırsak sistemi üzerinden değil beyindeki bulantı merkezi üzerinden etki ederler ve bu nedenle yan etkileri korkutucu olabilmektedir.

    Gıda alerjileri daha önce çocukta hiç gözlenmemişken, kantin ya da marketten alınan boyalı besinlerle okul çağında ortaya çıkabilir. Bu açıdan ürtiker dediğimiz cilt kızarıklığı, kaşıntısı, kabarması gibi belirtiler ortaya çıktığında çocuğa yediklerinin sorulması, tanı konmasını sağlayabilir.

    BAŞKA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Okul çağından önce yapılmasını önerdiğimiz göz muayenesini eğer henüz yaptırmadıysanız, şimdi tam zamanı. Çocuğunuzun dikkatinizi çeken hiçbir görme bozukluğu belirtisi yok ve çocuğunuzun da bu açıdan hiçbir şikayeti yoksa bile genel bir kontrolden geçmesinde fayda var. Çünkü görme problemi olan çocuklar, sorunları ilerleyip tedavisi daha zor hale gelene kadar hiçbir şeyden şikayetçi olmayabilirler.

    Bir diğer dikkat edilecek nokta da o zamana kadar herhangi bir idrar tahlili yaptırmamış olan okul çağı çocuklarında yapılacak basit bir idrar tahlilinin muhtemel bir böbrek hastalığının erken dönemde yakalanmasını sağlayabileceği gerçeğidir. Amerikan Pediatri Akademisi yaşamın ilk yılında idrar tahlili yapılmasını, okul çağı döneminde ve geç çocukluk-erken adölesan dönemde tetkikin bir kez daha tekrarlanmasını önermekte. İdrar yolu enfeksiyonları hiç bir belirti vermeksizin oluşabilirler.

    YİNE DE…

    Alabileceğimiz tüm önlemleri almamıza, sağlıklı beslenme, el yıkama ve uyku alışkanlıklarını çocuğumuza vermeye çalışmamıza rağmen, her çocuk hasta olur. Hiçbir çocuğun hasta olmadan büyüdüğü görülmemiştir. Aileler, çocuğun bağışıklık sisteminin, mikroplarla savaş sırasında daha da tecrübelenip kuvvetleneceğini düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışmalıdırlar. Önemli olan sorunun büyümeden çözülmesidir. Çocuk doktorları bunun için vardır. Tüm çocuklarımıza sağlıklı, keyifli bir eğitim yılı diliyorum.

  • Çocuklarda hipnoz ve hipnoterapi

    Çocuklarda hipnoz ve hipnoterapi

    Hipnoz ile çocukların yaşadığı bazı psikolojik sorunları tedavi etmek mümkündür. Çocuklarda özellikle aşağıda sıralanan durumlarda başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    1- Alt ıslatma(enürezis nokturna),

    2- Fobiler,korkular ( karanlık korkusu, köpek korkusu, yükseklik korkusu, okul korkusu )

    3- Dikkat eksikliği
    4- Konuşma bozukluğu ( kekemelik )
    5- Davranış bozuklukları(saldırganlık,hiperaktivite vs..)
    6- Eğitim ve öğrenme sorunları
    7- Uyum sorunları ( arkadaşlarına, okul ve sınıfına vs..)
    8- Parmak emme, tırnak yeme,tik gibi davranış sorunları

    9- Çocuk alerjileri(astım vs..) hipnoterapi ile tedavi edilebilir.

    Çocuklarda hipnoz kolaydır çünkü hayal güçleri çok iyidir, hikayelerden çok hoşlanırlar ve yetişkinlere göre daha çabuk tepki verirler.Belli bir sınır olmamakla birlikte 5 yaşından küçüklerde hipnoz uygulamak zordur. Hipnoz olması için çocuğun söyleneni anlaması ve biraz konsantre olabilmesi gerekir. Hipnoz çocuk için bir oyun gibidir. Çocukların hipnozla ilgili korkuları yoktur. Çocuklar otorite figürünü severler. Çocuklar emir almaktan, yönlendirilmekten hoşlanırlar. Bu nedenle çocukta hipnoz büyük hipnozuna göre daha kolay gerçekleşir. Ancak hipnoz yapacak kişiye güvenmesi gerekir. Hipnozun çocukta usta ellerde uygulandıktan sonra bir tehlikesi yoktur. Çocuk sorunlarını, hipnoz uygulayacak kişiye anne baba olmadan aktarır. Anne baba çocukla beraber hipnoz yapacak kişinin bir zararı olmadığı inancını yerleştirene kadar içerde kalabilir. Hipnoz öncesi anne baba çocukla konuşmalı ama asla hipnoz kelimesini kullanmamalıdır. “Seninle konuşacak, sorunlarını tartışacaksınız vs.” gibi şeyler konuşması yeterlidir.

    Hipnoza başlamadan önce çocukla bir akranı gibi konuşuruz. Asla eleştirmeden. Anne baba gibi değil. Arkadaş gibi. Onlar küçüktür ama çok zekidir. Neden buraya geldiğini biliyorsun değil mi?.. diğer çocuklarla geçinemiyorsun.. okuldan sıkılıyorsun..vs..Çocuklarla onların dilinden konuşuruz.

    Hipnoz seansından sonra anne baba bilgi almak için çocuğu zorlamamalı hatta bir takım bilgileri öğrendiği imasında bile bulunmamalıdır. Bu zorlama bir dahaki hipnoz seanslarındaki çocuk ve uygulayıcı arasındaki güveni zedeler. Güvenini sağlamak için bu çok önemli. Çocuk hipnoz seansı boyunca ne olacaksa iki kişi arasında bir sır olarak kalacağını bilmeli. Çocuklar sır kelimesini severler.

    Çocuktaki sorunların kaynağı genellikle orku , öfke, suçluluk duygularıdır. Hipnoz ortamında verilecek telkinler sorun ne olursa olsun öncelikle bu olumsuz duyguları yok edici yöndedir. Çocuk kendine güven kazanır,isteklerini ifade etmede cesaretlendirilir. Kendini sevmesinin gayet doğal olduğunu belirten telkinler, her çocuğa hipnoz olduktan sonra tekrar tekrar verilir. Bunlar hem dolaylı hem de doğrudan hipnoz telkinleridir. “Sen iyi bir çocuksun.” “Sen akıllısın. Zekisin. Herkes seni seviyor. Annen seni seviyor,baban seni seviyor,sen ne yaparsan yap onlar seni sever ve bırakmaz. Sevmeye devam ederler” gibi. Çocuk zihninde yerleşmiş tüm negatif düşünceler ortadan kaldırılmalıdır.

    Sorunu olan çocukların yüzde doksanında suçluluk duygusu yerleşmiştir. Hiç bir şey olmasa böyle bir sorunu olduğu için suçlu hisseder. Hipnoz suçluluğu ortadan kaldırır.

    ” Bu senin suçun değil. Anne babanın ayrılması senin suçun değil. Sen iyisin,babanın ayrılması senin suçun değil. Annenin sana bağırması senin suçun değil. Sen de kardeşin kadar akıllısın. Sen de herkes kadar akıllısın.”

    Davranış sorunları ise genellkile ilgi çekmek ya da kardeşi ile mukayeseden ortaya çıkar. Hipnoz halinde verilen telkinlerle çocuk çok kolay değişir.

    Hipnoz ile yapılan çözümlemeler göstermiştir ki, çocukların hayatı öğrenmelerinde, ilk yaşlarda anne ve babanın gücü inanılamaz derecede önemlidir. Ebeveyn etkisi, on yıllarca süren bir güce sahiptir. Bu etki ebeveyn eğitiminin, bakımının önemini gözler önüne sermektedir.

    Hipnoz çalışmalarının öğrettiği bir şey daha var. İyi anne baba olmak istiyorsanız daha çocuk doğmadan, hatta gebe kalmadan önce eğer içinizde size rahatsızlık veren, olumsuz işlediğini düşündüğünüz programlar var ise, öncelikle onları yok edecek çareler aramalısınız. “Ne gerek var?” diyebilirsiniz. “Benim yaratılışım bu” diyebilirsiniz. “Ben çevremle barışığım” diyebilirsiniz. Ama bilin ki tüm çevreniz kendi içindeki sorunları, çocukları üzerinde şiddet uygulayarak çözmeye çalışan anne ve babalarla dolu.

    Ne yazık ki, çocukların çok azı, karşılıksız sevgi veren ailelere sahip olma şansına sahip. İşte bu çocuklar, büyük olasılıkla, ileride kendileri de çok iyi anne ya da baba olacaklar. Anne-baba adayları böyle uygun bir çevrede büyümemiş olsa da, yapılacak şeyler var.

    Çocuk eğitimi anne karnından başlar. Yıllarca iyileşmeden sürmüş olan kronik hastalıkların hipnoz analizlerinin ortaya çıkardığı değişmez bir gerçek var. Bir canlı ana rahmine düştüğü andan 12 yaşına kadar geçen sürede en önemli olan şey nedir diye sorarsanız yanıt şu. Çocuk sizin tarafınızdan istendiğini düşünüyor mu? Ya da çocuk, o olmasaydı, sizin daha mutlu olacağınızı hissediyor mu? Tüm sorun burada yatıyor. Bilirsiniz, çocuklarına her türlü olanağı sağlayan aileler vardır. Oyuncaklar, para, özel oda, bakıcılar v.s. Ama bunları sağlayan anne babalar öte yandan çocuk ile aralarına bir mesafe koymuştur. Odasına kapatır, konuşmaz, görüşmezler çocuk ile. Hipnoz analizleri böyle anne babasından uzak mesafede yetişen çocukların, büyüdükten sonra bile bilinçaltlarında anne babasını memnun etmeye çalışan bir taraf olduğunu gösteriyor.

    Bu tip ailelerin aksine bağıran, çağıran, vuran ama yine de bütün bu hengâme arasında her nasılsa çocuklarına tam anlamıyla sahip çıkmış aileler vardır. Bu ailelerin çocuklarına verebildikleri tek mesaj, onların bir aile olduğu ve hangi tehdit altında olurlarsa olsunlar bu bütünlüğün bozulmayacağı olmuştur. Bu bozuk görünen dinamik içinde birçok sağlıklı insanın büyüdüğü gözlemlenmiştir. Böyle bir eğitim mi öneriyoruz? Tabii ki hayır. Bu karşılaştırma bize çocuk büyütülürken neyin daha önemli olduğunu gösteriyor.

    O halde, çocuk isteyen anne babalar! Öncelikle çocuğunuzu planlayın. Ve bebeğiniz anne rahmine düştüğü andan itibaren onun istenen bir varlık olduğunu hissettirin. Çocuk zihninde onun değerli bir varlık olduğunu belirleyen, ona karşı olan davranışlarınız olacaktır, söylemleriniz değil. Çocuğunuza gözlerinizi çevirdiğiniz zaman, onun bu dünyadaki varlığıyla takdir edildiğini, beğenildiğini hissetmesini sağlayın. “ SEN BİZİM İÇİN ÖNEMLİSİN VE DEĞERLİSİN”. Bir anne-babanın çocuğuna verebileceği en değerli hediye budur.

  • Ödül ve Ceza

    Ödül ve Ceza

    Ödül, yapılması istenen bir davranış için verilen; keyif veren bir olanak, bir haktır. Yiyecek, içecek, çikolata, tv seyretmesine ve/veya arkadaşıyla oynamasına izin vermek, hediye vermek gibi..

    Anne-babalar genelde çocuklarının yapmasını istedikleri davranış için önceden ödül vereceklerine dair söz verirler. Böylelikle çocuk davranışı yapar ve ödülü kazanır. Bu başta işe yarayan bir yöntemmiş gibi görünse de zamanla çocuk ödüle bağımlı hale gelir. Çocuk kendisinden istenen davranışı yapması gerektiğine inandığı için değil de sadece ödülü almak için yapmaya başlar.
    “Bugün ödevimi yaparsam, dışarı çıkmama izin vereceksin değil mi?”

    Ödül almaya alışan çocuk, her yaptığı davranış karşısında beklentiye girer ve karşılık bekler.
    “Bugün odamı toplarsam bana ne alacaksın?”
    “Bugün ıspanak yersem çikolata verecek misin?”

    Zamanla işler yolunda gitmez ve ödül çekiciliğini kaybeder. Anne-baba daha etkili ödüller bulmaya çalışır.
    “Önceden ödevini yapınca gofret alırdım, artık işe yaramıyor.”

    Ödül, iyi davranış sergileme alışkanlığı oluşturmak için belli bir ölçüde kullanılmalıdır. Dikkat edilmesi gereken en önemi nokta, anne-babanın ödülle beraber çocuğun yaptığı davranışı takdir etmesidir. Anne-baba çocuğa yaptığı davranışı ne kadar beğendiğini ve sevincini göstermeli, yapılması beklenen davranış için çocuğu teşvik etmelidir.
    “Bugün ben söylemeden odanı topladığın için çok sevindim. Çok beğendiğin kalemi sana alacağım. Bundan sonra ben söylemeden odanı toplayacağına güveniyorum.”

    Takdir ve teşvik çocuk eğitiminde çok önemlidir. Zamanla ödülün etkisi yok olur fakat çocuk anne-babasının takdirini almak için o davranışı yapmaya devam eder. Bu sebeple ödül başlangıçta ve belli bir oranda kullanılmalı, istenilen davranış çocuk tarafından yapılmaya devam edildiğinde ise ortadan kalkmalı, ödül yerine çocuk takdir ve teşvik edilmelidir.

    Çocukluğunuzda ya da son zamanlarda size söylenmiş bir takdir sözünü düşünün:
    Hangi davranışınızdan dolayı takdir aldınız? Kim sizi takdir etti? Takdir edildiğinizde neler hissettiniz? Sizi takdir eden kişiye karşı neler düşündünüz, hissettiniz? Takdir edilen davranışı tekrar etmek istediniz mi?

    Bu sorulara cevap vererek, çocuğunuzu takdir ettiğinizde yaşayacağı duygu ve düşünceleri anlamış olacaksınız. Verdiğiniz cevapları düşündüğünüzde takdirin ne denli etkili bir davranış tekrarlatıcı olduğunu göreceksiniz.

    “Bugün saçın ne kadar güzel olmuş” diye karşılandığımızda hangimiz bir daha saçını o şekilde yapmak istemez? Sofrada “Yemek çok güzel olmuş” dendiğinde hangimiz daha güzel yemek yapmak için motive olmaz? 

    Takdir, anne-babanın çocuğa verebileceği en iyi ödüldür. Bazen takdir olmadan verilen bir ödül çocuk için anlamsız olur, yetersiz kalır. Çocuk neden ödüllendirildiğini bilmez, bu yüzden ödül eğitici-öğretici özelliğini yitirmiş olur. Bu sebeple, çocuğu ödüllendirirken hangi sebeple ödüllendirildiği ve verilen ödülü neden hak ettiğini ifade etmek oldukça önemlidir.

    Ceza, tekrar edilmesi istenmeyen bir davranışı ortadan kaldırmak için uygulanan bir yöntemdir. Odaya kapatma, sevdiği bir şeyden mahrum etme, harçlığını kesme, dışarı çıkmasına engel olma gibi…

    Ceza, çocuk istenmeyen bir davranış yaptığı durumlarda uygulanır veya uygulanacağı belirtilir:
    “Sınavdan iyi not almazsan eve gelme.”
    “Bir daha odanı toplamazsan harçlık yok.”

    Ceza, çoğu zaman çocukta korkuya sebep olur. Çocuk, davranışı tekrarlamak istediği halde korktuğu için yapmaz.
    “Bir daha öğretmenden şikayet gelirse, dayak yersin.”
    Fakat, ödül gibi zamanla cezanın da etkisi yok olur.  Çocuk cezaya alışır, mahrum bırakıldığı şey onu etkilemez ve istenmeyen davranışı yapmaya devam eder.
    “Önceden ödev yapmayınca bilgisayarda oyun oynamasına engel oluyordum. Artık bilgisayar oyunlarına olan ilgisi geçti. Tv ye merak saldı. Bunu da mı engelleyeceğim. Bu kez de Tv için ödev yapmıyor.”

    Bu gibi durumlarda genellikle çocuk cezadan kurtulabilmek için yalan söylemeye başlar:
    “Okuldan şikayet geldiğinde arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermiyoruz. Bu kez de kursa gitmek yerine arkadaşlarıyla görüştüğü ortaya çıktı. Artık ne yapacağız bilmiyoruz…”

    Tıpkı ödülde olduğu gibi, anne-babalar verdikleri cezayla beraber sağlamaya çalıştıkları disiplini  de değiştirmek, yenilemek durumundadır. 
    “Harçlığını kesiyorum, bu kez de arkadaşlarından borç alıyormuş.. Ne ceza versek işe yaramıyor…”

    Peki ceza vermeden çocuğun istediğimiz davranışı yapmasını nasıl sağlayabiliriz? 
    Önce kendimize dönüp çocukluğumuzda yaptığımız bir davranışımızdan dolayı cezalandırıldığımız bir anımızı hatırlayalım:
    Sizi kim, ne şekilde cezalandırdı? Neler hissettiniz? Sizi cezalandıran kişiye karşı neler düşündünüz, hissettiniz? Cezalandırılmanıza sebep olan davranışı tekrarlamak istediniz mi?

    Çocuk ceza yöntemi ile disipline edilmeye çalışıldığında genellikle kızgınlık, nefret, intikam, güvensizlik, suçluluk gibi negatif duygular hisseder. Zamanla ceza işlevini yitirdiğinde ise yaptığı davranıştan dolayı pişmanlık duyması gerektiği yerde intikam almaya çalışır. Çocuk işlediği suçun ya da yaptığı yanlış davranışın sonuçlarını düşünmez, o an yaşadığı olumsuz duygulara odaklanır. Bu yöntemle, hem çocuğun yaptığı yanlışla yüzleşmesine hem de  yaptığı davranışın sonuçlarını düşünmesine engel oluruz. 

    Ceza, çocuğu disipline etmek için kullanılan yöntemlerden biri olmamalıdır, fakat çocuk yaptığı yanlış davranışın sonuçlarını yaşamalıdır. Örneğin; bir çok defa uyarı almasına rağmen boya yaparken yerleri boyayan çocuğa, yerleri nasıl temizleyeceği gösterilir ve temizlemesi istenir. Temizlemezse, boyaları belirli bir süre için elinden alınabilir. 

    Peki, ceza vermeden istenmeyen davranışa nasıl engel olabiliriz?

    İstenmeyen davranış gerçekleşmeden önce:
    Önleyici açıklamalar yaparak, beklentileri açıkça ifade ederek çocuğa söyleyerek,
    Çevreyi çocuğa uygun hale getirerek,
    İstenen, beklenen davranışı çocuktan önce yapıp ona örnek olarak,
    Çocuğa yol göstererek,
    İstediğimiz davranışı yaptığında takdir ederek.

    İstenmeyen davranış esnasında:
    İstenmeyen davranışın sebebini düşünmesine teşvik ederek,
    Çocuğu engellemek yerine yapıcı çözüm yolları sunarak, ona alternatif davranışlar göstererek.

    İstenmeyen davranış gerçekleştikten sonra:
    İstenmeyen davranışın etkilerini, sonuçlarını ona gösterip pişman olmasını sağlayarak,
    İstenmeyen davranışın sonuçlarını yaşamasına izin vererek.

    Dikkat edelim…
    Çocuğun iyi davranışlarına dikkat edin, istenmeyen bir davranışta bulunduğunda belli bir süre, mümkün olduğu kadar göz ardı edin.
    Beğendiğiniz bir davranışı olduğunda mutlaka takdir edin; “Evet, aferin, çok güzel, bunu yapman çok hoşuma gidiyor.”
    İstemediğiniz bir davranışı için “bunu bir daha yapma” değil, o davranış yerine hangi davranışı yapmasını beklediğinizi anlayabileceği şekilde ifade edin.

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Her yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması ile birlikte çocuklar ve aileler için zorlu bir dönem başlar. Bu süreçte Öğrencilerimizin okula başladıkları ilk günlerinde uyum süreçlerini kolaylaştırmak için, hazırladığımız bülten doğrultusunda ve iletişim içinde bulunarak Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü olarak sizlerle işbirliği içinde onlara destek olacağız.

    Özellikle tatil dönemlerinden sonra çocuklar okuldan uzak kalmakla birlikte ev ortamına ve ebeveynlerine alışmış olur. Tekrar okula alışması zaman alan bir süreçtir.

    Alışma sürecinde çocuklar güne ‘Bugün okul var mı?’ ‘ Okula gitmek istemiyorum.’ gibi cümlelerle başlayabilir. Okulun kapısına gelindiğinde çocuk ebeveynden ayrılmamak için şiddetli ağlamalara başvurup eve geri dönmek için her türlü yöntemi deneyebilir. Bu gibi durumlarda siz ebeveynlerin sakin kalmaya calışmaları çocuğunuzun okula alışmasında birinci basamaktır. Bu süreçte anne-baba kaygılı davranırsa çocukta da kaygı oluşur. Çocuktan ayrılırken ona suçlu gözlerle bakmak yerine güler yüzlü ve neşeli bir tavır sergilenmelidir.

    KARARLI OLUN

    Çocuğunuzu okula getirdiğinizde ağlarsa onu tekrar eve götürmek büyük bir hata olacaktır. Bir süre sonra çocuk bunu alışlanlık haline getirerek gözyaşlarını kullanmaya başlar. Eğer sabahtan okula gelmek istemiyorsa ve evden çıkmadıysanız bir seferliğine o günü evde geçirin. Fakat okulda yapılan aktivileri evde yapmak isterse onunla hiç birini yapmayın. Tüm elektronik aletlerden çocuğunuzu uzak tutar ve oldukça kararlı davranıp günü mümkün olduğu kadar az aktiviteyle geçirirseniz çocuğunuz okulda geçirdiği kaliteli zamanla evdeki durumu kıyaslayıp sizi fazla zormalamadan okula kendisi gitmek isteyecektir.
    VERDİĞİNİZ SÖZLERİ TUTUN

    Güven duygusu çocuk ve ebeveyn arasında ki en önemli bağdır. Çocuğunuza onu okuldan alacağınız zamanı günün başında söylemeniz ve tam zamanında okuldan almanız önemli bir ayrıntıdır. 

    Onu sınıfa bıraktığınızda geri döneceğinizi bilsin. Sınıftan kısa sürelerle çıkıp geri dönerek her zaman geri döneceğinizi öğrenmesini sağlayacaksınız. Böylece sizden ayrı kalacağı süre gittikçe uzayacak ve bir gün sınıfta tek başına kalacak.

    Alışana kadar okula her gün aynı kişinin bırakması da başka bir detay. Başka kişiler bıraktığında ne yazık ki aynı ağlama sürecine geri dönülebilmesi mümkün.

    Sınıfta ona eşlik ediyorsanız, geride durun. Müdahil olmadan, her şeyi öğretmeniyle yapmasına fırsat verin. Sınıftan gizlice kaçmayın; öğretmeni, ebeveynin kaybolması ile ilişkilendirebilir. Yanınıza geldiğinde oynamayın, arkadaşları ve öğretmeni ile olması için teşvik edin. Oyuna dahil olmadığınızda bir süre sonra öğretmenine geri dönecektir.

    ONUNLA SOHBET EDİN

    Çocuğunuz okula gitmeden önce orada olacaklarla ilgili ona bilgi verin. Edineceği arkadaşlardan, oynayacağı oyuncaklardan ve öğreneceği bilgilerden bahsedin.

    Çocuğunuz okuldan geldiğinde neler yaptığını, gününün nasıl geçtiğini, neler öğrendiğini sorun . Okulla ilgili mümkün oldukça keyifli ve uzun sohbetlerde bulunun.

    Tüm bunlara ek olarak sevdiği bir oyuncakla okula gelmesi alışma sürecinde faydalı olacaktır.
    Kıyafetlerini ve çantasını akşamdan birlikte hazırlamanız hem sabah oluşacak karşmasayı önler hem de çocuğunuz özenle hazırlanırsa okula gitmekte hevesli olur.
    Hafta sonu tatilinde okuldan uzaklaştığı için bir gezinti sırasında okulun önünden geçmek, o civarda dolanmakta faydalı etkenlerden birisidir.

    Unutmayın okula uyum süreci kararlı olunduğunda kolay ve hızlı bir şekilde gelişir. Çocuğunuz her ağladığında kapıdan dönerseniz bu süreç hem onun hem de sizler açısından oldukça zor bir durum haline dönüşür. Henüz yaşlarının çok küçük olduğunu düşünerek okula düzensiz getirilen çocuklar ileride kuralsız birer yetişkine dönüşebilir. Okul hayatlarının ilk döneminde nasıl başlarsanız çocuğunuzun alışkanlıkları öyle devam edecektir. 

    Uyum sürecinin uzaması ya da ailenin başa çıkamadığı bir durumun oluşması halinde sınıf öğretmeni ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi ile iletişime girilmeli, işbirliği içinde çalışılmalı ve çocuğun okula gelmek istememesinin gerçek nedenleri araştırılmalıdır.
    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/busra-obuz/psikoloji/istanbul

  • Çocuklarda İştahsızlık

    Çocuklarda İştahsızlık

    Ailelerin büyük sorunu: İştahsız Çocuk!

    Günümüzde anne-babalar için derin bir endişe kaynağı olan çocuklarının iştahsızlığı,

    poliklinik başvurularının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

    Akıllarda çoğunlukla “Acaba çocuğum yeterli düzeyde besleniyor mu?”, “Büyüme gelişme

    potansiyeline ulaşabilecek mi?” soruları yer tutmaktadır.

    Bu sorun aile içi huzursuzluklara dahi yol açabildiği için topluma ait bir problem olarak

    kabul edilmelidir.

    Öncelikle izlenecek yol sorunun gerçek olup olmadığının saptanmasıdır. Ne var ki çocuklar

    yaşına ve ihtiyacına göre tam olarak beslenseler dahi aileleri bu miktarlar tatmin

    edemeyebilmektedir. Bu durumda çocuğun muayenesinde boy ve ağırlık ölçümlerinin yaşa

    göre değerlendirmeleri ile günlük beslenmesinin ayrıntılı olarak anlaşılması önem

    tutmaktadır. Ailelerin miktar-ölçü belirterek tuttukları en az bir haftalık liste sürece

    yön vermek adına oldukça faydalıdır.

    Çocukların mide kapasitelerinin düşük olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla faydasız ya da

    düşük faydalı gıdalarla midelerin doldurulmaması çok önemlidir. İştahı kapatan en önemli

    sebeplerin başında; şeker ya da tuz miktarı yüksek, doygunluk hissi yaratan çöp-gıda

    anlamına gelen junk-meal ile sık beslenmek yer almaktadır. Bunlar genel olarak “bakkal

    gıdası” olarak nitelendirdiğimiz paketin içine girmiş her türlü cips, kek, bisküvi,

    şekerleme ve çikolataları içermektedir. Fiyatlarının uygun olması, çocukların mutlu

    edildiğinin düşünülmesi ve bir de “bari bunu yesin” düşüncesi aileleri bu gıdaları satın

    almaya itmektedir. Anne-babalar almamaya kararlı olsa dahi Türk aile yapısı gereği büyük

    akrabaların işin içine girerek istikrarlı davranışı bozmaları işleri zorlaştırmaktadır.

    İştahsız çocuk beslenmesinde yapılan yanlışlar sorunun çözümünü daha da

    zorlaştırmaktadır. Bu hatalara örnek verilecek olursa evde çocuğun yediği gıdaların

    pişmesine özen gösterilmesi söylenebilir. Sadece makarna, pilav, patates kızartması ve

    ekmek arası ile beslenen bu çocukların oranı oldukça yüksektir. Diğer farkında olunmayan

    bir hata da sıvı beslenmenin fazla oluşudur. Gün içerisinde fazla miktarda süt ya da

    meyve suyu ile beslenen çocukların midelerinin bu hacimlerle dolduğu düşünülürse

    doygunluk hislerine şaşırmamak gerekir. Aşırı inek sütü tüketiminin aynı zamanda

    barsaklardan kanamalara yol açarak demir eksikliğine sebep olması; sonrasında gelişen bu

    kansızlığın da yine başlıca iştahsızlık sebebi olduğu bilinmelidir. Çocuklarımızın günlük süt

    tüketiminin en fazla 500 ml olması gerektiği unutulmamalıdır.

    Bebeklik çağında katı gıdalara geç başlamak, uzun süre besinleri makinadan geçirerek

    püre kıvamına getirerek yedirmek, iştahsız geçecek bir çocukluk dönemine davetiye

    çıkarmaktır.

    Aile içi huzursuzluklar da çocuklarda iştahsızlığa yol açabilmektedir. Anne-baba ya da

    ebeveyn-çocuk arasındaki çekişmeler çocukların kendini ifade etme şekli olarak

    iştahsızlığı ortaya çıkarabilmektedir. Bunların önlenmesi amacıyla çocukların eşler arası

    huzursuzluklardan uzak tutulmasının yanında ev içi küçük sorumluluklar verilmesi, yemek

    hazırlanırken yapabilecekleri ölçüde çocukların da bu sürece katkıda bulunmalarının

    sağlanması özgüveni artıracak ve negatif ifade ihtiyacını azaltacaktır. Yemek yemenin

    sofrada gerçekleşmesi gerektiği, bunun hayatın doğal bir süreci olduğu ve sadece kendisi

    için yediği çocuğa hissettirilmeye çalışılmalı, sofranın bir mücadele, adeta savaş ortamı

    olmasından kaçınılmalıdır. Öğün saatlerinde mümkünse ailecek sofraya oturulmalı, pozitif

    bir ortam yaratılmaya çalışılarak, bir süre sonra ; örneğin 30 dk; sofradan kalkılmalıdır.

    Bu sürenin sonunda çocuğun yemeği bitirip bitirmediğine bakılmamaya çalışılmalıdır.

    Çocuğun yemeğini yememesinden duyulan kaygı mümkün mertebe çocuğa

    yansıtılmamalıdır.

    Bunun yanında mide haznesi kısıtlı olan çocuğumuza bir öğünde ihtiyacı olan faydalı

    besinlerden bir arada verilmeye çalışılmalıdır. Makarna seven çocuğumuza biz bu

    makarnayı kıymalı ya da peynirli bir tabakta sunabilirsek, kısa süreli enerji ihtiyacını

    karşılayacak karbonhidratın yanında büyüme gelişmesini sağlayacak proteini de yedirmiş

    oluruz. Ya da et sevmeyen çocuğumuza kıymalı börek, değişik şekilli köfteler, ev

    hamburgeri yedirebiliriz. Sebze sevmeyen çocuğumuza ıspanaklı püre, lahana çorbası

    pişirebiliriz. Her gün en az bir yumurta, bir kase yoğurt; haftada en az üç köfte kadar

    kırmızı et, en az iki tabak sebze; ayda bir kez bir porsiyon kuzu karaciğeri; gece

    yatarken de bir bardak ballı süt içirebilirsek büyüme gelişmeleri için ihtiyaçları olan

    besinleri yedikleri anlamında içimiz rahat olabilir. Özellikle bulunduğumuz çevrenin en

    büyük nimetlerinden biri olan tarhana çorbasının, hele de içine kıyma kavurularak

    pişirilirse, ek gıdaya başlayan bebeklerden tutun da büyüme çağında ki çocuklara kadar

    harika bir besin kaynağı olduğunun gözardı edilmemesi gerekir.

    İştahsızlığa yol açabilecek organik nedenler dışlanmalı, var olan kabızlık tedavi edilmeli,

    hormonal sorunların olup olmadığı ortaya konmalıdır. Bu nedenle; iştahsız olduğu

    düşünülen çocukların Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Hekimlerince mutlaka

    değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

    Uz. Dr. Görkem ASTARCIOĞLU

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar ile iletişim yetişkinler ile olan iletişimden ayrılır bu noktada oyun ile beraber çocuğun duygularını ifade etmesini sağlamak oyun terapisinde temeldir.

    Oyunla tedavi oyunun yapısı gereği iyileştirici özelliğe sahip olmakla birlikte çocuğun zihinsel, fiziksel, duygusal, sosyal ve psikolojik gelişimine katkı sağlar..

    Oyun Terapisi Nedir?

    1) Terapist çocukla sıcak ve arkadaşça bir ilişki kurmalıdır. Bu çocuk ile aranızdaki ilişkinin kısa sürede kurulmasını sağlar.

    2) Terapist çocukla iletişiminde çocuğu yargılamadan kabul eder, oyun sırasında çocuğa müdahale olmaz.

    3) Terapist çocuğun ifade ettiği duyguları iyi tanımalı ve fark etmelidir, hangi duygular öne çıkıyor, ne tür davranışlar sergileniyor iyi izlenmelidir.

    4) Oyun Terapisinde aileden alınan bilgilerde önemli rol oynar.

    5) Oyun terapisi yönlendirmesiz olmalıdır ve çocuğun duygularını ifade etmesine olanak tanıyacak şekilde ilerlemelidir. Aceleci ve çocuğa karışan bir tutum sergilenmeden çocuğun oyuncaklarda ile nasıl kontak kurduğuna bakılmalıdır.

    6) Çocuğun oyun kurma sırasındaki materyallere nasıl oynadığı gözlemlenir. ( sesli mi oynuyor? kırıyor mu? öfkeli veya sevecen mi?) hangi içgüdüler ortaya çıkıyor buna bakılır.

    Oyun terapisi odasında ki oyuncaklar ve materyaller çocuğun yaşına uygun olmalıdır ayrıca aileden alınan bilgiler ışığında çeşitliliği terapist tarafından belirlenir ancak çocuğun hangi oyuncağı seçeceğine ve nasıl oynayacağına karışılmaz.

    Her çocuk oyun terapisinde kendini hemen güvende hissetmeyip açamayabilir ve bu belirli bir zaman alabilir. Çocuğun terapiste güvenmesini beklemek ve bu güven için acele etmemek gerekir. Önceden kesin bir seans sayısı ve iyileşme sürecinde bir zaman koymak doğru olmaz

    Çocuklar her seansa geldiklerinde daha farklı tepkiler ve duygu durumu yaşarlar bu duygular iyi izlenmelidir. Oyun Terapisinde çocuğa karşı saygılı olmak, çocuğu olduğu gibi kabul etmek, çocuğun istediği gibi davranmasına izin vermek, çocuğun duygularını yansıtabilmek, çocuğu hızlandırmamak ve terapinin sınırlarını oluşturmak önemlidir.

    Çocuğun oyun sırasında belirttiği negatif duyguları gözlemlemek, çelişkili duyguları yakalamak, baskın-pozitif tutumları sorgulamak ve bunlarla ilgili konuşmak oyun terapisinde önemlidir.

  • Çocuklarda havale veya nöbet

    Havale, aileleri çok korkutan ve yanlış olarak ateşle karıştırılan bir kavramdır. Bunun sebebi, çocuklardaki havalelerin genellikle “ateşli havale” denilen bir rahatsızlığa bağlı olmasıdır. Sara ve başka bazı hastalıklarda da havaleler görülür.
    “Havale”, “nöbet” ve “konvülsiyon” kelimeleri genelde eş anlamlı olarak kullanılır.
    “Sara” ile “epilepsi” de eş anlamlıdır.
    Havaleler nasıl olur?
    Havaleler, beyindeki yanlış biyoelektrik sinyallerin ani yayılması sonucu şuurun ve vücudun çeşitli şekillerde tutulmasıyla oluşur. Bu sırada şuur kaybı, vücutta kasılmalar, morarma, gözlerin bir noktaya dönük kalması görülebilir. Yanlış biyoelektrik sinyallerin kesin sebebi bulunamayabilir veya genetik (ırsi) olabilir. Menenjit, beyinde tümör, kanama, doğuma veya kazalara bağlı zedelenme de etken olabilir. Ayrıca kan şekeri ve tuzlarındaki düşüklük, zehirlenmeler veya nadir bazı metabolik bozukluklar da havaleye yol açabilir.
    Ateşli havale ne zaman görülür?
    Ateşli havale sadece erken çocukluk çağında görülen ailesel olabilen bir rahatsızlıktır. Ateşin hızla 38-38,5 derece üzerine çıkmasıyla olur. Çocukların yüzde dördünde görülebilir. 6 yaşına kadar tekrarlayabilir.
    Sara (epilepsi) nedir?
    Tekrarlayan havaleleri (nöbetleri) olan çocuklara sara tanısı konur. Sara nöbetleri de ateşle ortaya çıkabilir ve ateşli havalelerle karışabilirler. Bu ayrımın doktorlar tarafından yapılması önemlidir çünkü sarada düzenli tedavi gerekirken ateşli havalelerde gerekmez. Sara hastalıkları nöbet çeşitlerine göre farklı seyirler gösterirler.
    Havale (nöbet) çeşitleri nelerdir?

    En iyi bilinen havale olan büyük nöbetlerde (grand mal) şuur kaybı, tüm vücutta kasılmalar, çenenin kilitlenmesi, ağızdan köpük gelmesi, idrar kaçırma görülebilir.

    Absans nöbetleri (petit mal) uyarılmayla kesilemeyen dalmalar olarak görülür.

    Vücutta sadece bazı kısımları tutan çekilmeler ve atmalarla seyreden basit nöbetler de vardır.

    Uykudan uyanıp geçici olarak konuşamama ve yüzde çekilmelerle seyreden havaleler çocuklarda sık olan bir çeşittir.

    Dalgınlaşma, ağız şapırdatıp yutkunma ve bazı otomatik hareketler de havale bulgusu olabilir. Beraberinde şuurda bulanma, şaşkınlık, hayal görme olabilir.

    Bebeklerde ardarda gelen irkilmeler gözden kaçırılmaması gereken bir havale çeşididir. Uykudaki düzensiz irkilmeler havale değildir.

    Sara tanısı nasıl konur?
    Ailenin nöbete dair gözlemleri en önemli tanı aracıdır. İyi tarif edilen ve tekrarlayan nöbetler bir uzmanın sara tanısı koyması için yeterlidir. EEG tetkiki beyindeki biyoelektrik dalgaları göstererek tanıda yardımcı olabilir. Görüntüleme (MRI, BT) ve kan tetkikleri sebepleri araştırmak için gereklidir.
    Havaleler önceden anlaşılır mı?
    Bir çok çocukta havaleler aniden, uyarı vermeksizin olur. Nadiren bazı korkular ve karın ağrısı, ışıklar görme, kötü kokular gibi duyumsamalar havaleden önce hissedilir, aura olarak adlandırılırlar. Kimi çocukta da havale öncesi sinirlilik ve huzursuzluk görülür.
    Havale sırasında beyin zarar görür mü?
    Çoğu havale dakikalar içinde kendiliğinden durur ve tüm korkutuculuğuna rağmen çocuğa kalıcı zarar vermez. Bu sırada morarma olsa bile beyin tamamen oksijensiz kalmaz. Havale sırasında düşüp, çarpıp yaralanma daha önemli bir tehlikedir. Her havalede beyinde hücrelerin öldüğü doğru bir inanış değildir. 20-30 dakikadan uzun süren havalelerin kalıcı etkileri olabilir.
    Havale sırasında neler yapılmalıdır?
    Sara veya ateşli havalelerde ilk yapılacak olan hastayı yan yatırmak ve ağızdaki salya ve köpüğün gırtlakta birikmesini engellemektir. Hastanın ağzını açmağa çalışmak, dilini çekmek, soğan koklatmak gereksiz ve zararlıdır. Havale sırasında hasta dilini ısırıp kanatabilir ama dil yutma, tamamen koparma gibi inanışlar yanlıştır. Yapay solunum gerekli değildir. Eğer ateş varsa ilaç veya soğuk uygulamayla düşürülmelidir. Havale 5-10 dakikadan uzun sürerse acil bir tıp merkezine gidilmelidir.
    Havalenin (nöbetin) bittiği nasıl anlaşılır?
    Havale, genellikle kasılmaların olduğu dönemdir. Havaleden hemen sonra derin uyku ve hırıltılı soluma görülebilir. Bu aşamada havale tamamlanmıştır ama hasta kendine gelemez. Kasılmalarla seyretmeyen havalelerin ne zaman bittiğini değerlendirmek zordur. Hasta yavaş yavaş kendine gelmeğe başlamazsa doktora baş vurmak gerekir.
    İlk ateşli havale sırasında ne yapılır?
    Ateş ve havale, menenjit gibi çok tehlikeli hastalıkların ilk belirtisi olabileceğinden çocuk derhal doktora götürülmelidir. Değerlendirme sonrası (bu belden su almayı da gerektirebilir) böyle tehlikeli bir hastalık söz konusu değilse rahatsızlığın ateşli havale olduğu düşünülür. Genelde çocuklar birkaç saat içinde eski normal hallerine dönerler. Menenjit gibi hastalıklarda ateş düşse bile çabuk düzelme olmaz.
    Ateşlenmelerde neler yapılmalı?
    Her ateşlenme ile beraber havale görülmez. Ateş düşürücü şurup ve fitilleri belli aralıklarla kullanmak, bunlar etkisiz kalırsa ıslak bezlerle vücudu soğutmak gerekir. Bazen bunlara rağmen veya ateşin aniden yükselmesiyle hiç müdahale edilemeden havale gelişebilir. Havale durdurucu ilaçlar doktorun önerdiği şekilde ya havale sırasında ya da ateş çok yükseldiğinde kullanılabilir. Bu ilaçların dengesizlik, sinirlilik, uyku hali gibi yan etkileri olabilir.
    Ateşli havalelerin kalıcı etkisi olur mu?
    6 yaş sonrası ateşli havaleler kendiliğinden kaybolur ve ilerde çocuğun gelişimini, okul hayatını etkileyecek sorunlar bırakmaz. 20-30 dakikadan uzun süren ateşli havaleler kalıcı etki açısından risklidir.
    Saralı çocuklarda nelere dikkat etmeli?
    Sara tedavisi yapılan çocuklara, doktorun özellikle belirttikleri dışında kısıtlama yapılmaz. Okul ve ev ortamında normal yaşantılarını sürdürebilirler. Özel korumacı bir yaklaşım gereksiz, hatta yanlıştır. Korkuların, stresin ve yorgunluğun havaleye yol açtığı genelde doğru değildir. Ancak uykusuzluk havale oluşumunu kolaylaştırabilir. Nöbetlerin uykudayken olup duyulmaması pek olası değildir. Çok kaygılanılıyorsa odadan odaya diafon sistemi ile tedbir alınabilir. Çocukla beraber yatmaya başlamak psikolojik gelişimi olumsuz etkileyebilir.
    Sara hastası özürlü müdür?
    Sara, halk arasında çok korkutucu bilinmekle beraber, özellikle çocuklarda tedaviye iyi yanıt verir. Zeka ve öğrenme sorunları ufak bir grup hastada görülür. Tedavinin aksatılmaması, ilaçların ihmal edilmemesi çok önemlidir.
    Sara tedaviyle iyileşir mi?
    Nöbetlerin tekrarlamasının ilaçla kontrol edilmesiyle, saranın geçtiği gözlenmiştir. Birçok çocukta hayat boyu tedavi gerekmez, ama tedavi birkaç sene sürebilir. Havalelerin tekrarlaması tedavi süresini uzatır. Bazı sara çeşitleri ise ergenliğe doğru kendiliğinden iyileşir.
    Havale veya sara kavramlarından korkmak yerine bu konudaki bilgisizliği ve yanlış inanışları gidermek çok önemlidir. Bunun için ailenize, çocuğunuza ve çevrenize açıklama yapmaktan kaçınmayın, gerektiğinde uzmanlara danışın.

  • Çocuklarda orta kulak iltihabı ( çocuklarda otitis media )

    Çocuklarda orta kulak iltihabı ( çocuklarda otitis media )

    Çocuklarda orta kulak boşluğundan sıvı birikmesinde orta kulak iltihabı (otitis media) ismi verilmektedir. Her yaşta görülmesine karşın özellikle erken çocukluk döneminde üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra, çocuk hekimlerine en sık başvuru nedenini orta kulak iltihaplanmaları oluşturmaktadır.
    Günümüzde çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarında mevsimsel farklılık ortadan kalkmış görülmektedir. Kışın ve sonbaharda hastalığın görülme sıklığı artmaktadır. Bunun yanı sıra yaz aylarında yüzme sporunun yoğun bir şekilde yapılması hastalığın yaz aylarında da sıklıkla görülmesine neden olmaktadır. Çocukluk çağında otitis media ataklarda seyredebilmektedir. Atak sayısı bir yılda 1 veya 3 kez olabilmektedir.Genellikle bir çocuk ne kadar erken yaşta ilk orta kulak iltihabını geçirirse tekrarlama sıklığı ve şiddeti o kadar artar.
    Orta kulak boşluğunda sıvı birikiminin yanı sıra ateş,ağrı gibi belirtiler varsa akut ortakulak iltihabı(akut otitis media) son 6 ay içinde üç veya bir sene içinde dört otitis media geçiriyorsa yinileyen tekrarlayan orta kulak iltihabı,( akut otitis media) olarak kabul edilmektedir. Orta kulak iltihaplarında da etken bakteri veya virüsler olabilmektedir. Hastalık 2 yaşın altında yuvaya gidenlerde ve daha önce otit atağı geçirmiş çocuklar da daha sık olarak görülmektedir.
    Çocuklarda orta kulak iltihabı gelişimini kolaylaştıran bazı faktörler vardır.
    Ailevi yatkınlık
    Anne sütü ile beslenememe
    Biberon ile yatarak beslenme
    Emzik kullanımı
    Kardeş sayısının fazla olması ve kardeşle aynı odayı paylaşmak
    Düşük sosyo-ekonomik düzey
    Kalabalık aile
    Erkek cinsiyet
    Yuva
    Sigara kullanımı
    Bağışıklık yanıtının yetersizliği
    Anatomik bozukluklar (yarık dudak ve damak)
    Östaki disfonksiyonu
    Adenoidlerdeki bakteri yükü
    Viral ÜSYE sıklığı ve süresi
    Yakın zamanda antibiotik kullanımı
    Allerji
    Barotravma
    bu faktörlerden bazılarıdır.
    KLİNİK
    Akut orta kulak iltihabı olan çocuk ve bebeklerde belirtiler çeşitlidir.
    Aniden gelişen kulak ağrısı
    Ateş
    Huzursuzluk
    Kusma
    İshal
    Kulak çekiştirme
    İştahsızlık görülebilir.
    Bebeklerde ise belirtileri aşikar olmayabilir.Rutin doktor muayenesi sırasında saptanabilir.
    TEDAVİ
    Orta kulak iltihabının nedenini saptamak son derece güçtür. Pürülan kulak akıntısının olmadığı durumlarda etkeni tanımlamanın güçlükleri tedaviyi planlamada bazı çekinceleri doğurmaktadır. Her vakada antibiotik verilmeli midir? Hangi antibiotik ne zaman ve ne süreyle verilmelidir? Bu soruların yanıtları tam olarak verilememektedir. Bilindiği gibi akut orta kulak iltihaplarının başlıca nedeni bakterilerdir. Bakteriyel enfeksiyonlarda antibiotik tedavi gereksinimi tartışılmaz. Diğer yandan antibiotik tedavisi uygulanan hastalarda enfeksiyonun iyileşme süresi daha kısa olmakta ve komplikasyon gelişimi belirgin ölçüde azalmaktadır. Sonuç olarak çocuklardaki akut orta kulak iltihaplarında antibiotik tedavisi başlanmalı ve tedavi süresi ortalama 10 gün olmalıdır. Bu vakalarda semptom giderici tedavinin yeri yoktur.
    Akut otitis media komplikasyonla seyredebilir. Komplikasyonlar işitme kaybında beyin apsesine kadar değişebilmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan vakalarda veya komplikasyonlarda tıbbi tedavi ve cerrahi tedavi uygulanabilir.
    KORUNMA
    Orta kulak iltihabı gelişimini kolaylaştıran faktörlerin ortadan kaldırılması önemlidir. Aşılar özellikle tekrarlayan orta kulak enfeksiyonlarından korumada son derece önemlidir. Pnömokok aşıları, Haemofiluz İnfluenza aşıları ve İnfluenza(grip) aşıları tekrarlanma sıklığını azaltmakta ve korumada etkili olmaktadır.
    Korumada akut orta kulak iltihabı geçiren ve tekrarlayan bazı vakalarda antibiyotik profilaksisi önerilmektedir. Koruyucu bakteri içeren (alfa streptokok) içeren bazı nazal spreylerle patojen bakterilerin üremesini önleyerek otit vakalarının önlenebileceği fikrinden hareketle bu konuda çalışmalar yapılmakta ve gelecekte daha basit yöntemlerle enfeksiyonun kontrol altına alınabileceği düşünülmektedir.

  • Çocuklarda sinüzit

    Çocuklarda sinüzit

    Sinüzit paranazal sinüslerin viral,allerjik ve bakteriyel nedenlere bağlı iltahaplanmasıdır.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE), allerjik rinit ve sinüzit çocuk hekimlerinin polikliniklerde gördüğü hastaların büyük çoğunluğunu oluşturur ve bu hastalıkların üçünde de burun tıkanıklığı,burun akıntısı ve öksürük belirtileri vermektedir.

    Akut sinüzit viral ÜSYE’unu takiben meydana gelen akut bakteriyel bir enfeksiyondur.Viral ÜSYE’ları genellikle 5-7 gün süren hafif veya orta şiddette belirtilerle seyreder.Belirtiler 10 gün sonra tam olarak kaybolur veya büyük ölçüde düzelir.Belirtilerin ısrarla devam etmesi veya şiddetlenmesi çocuklarda akut sinüziti düşündürmelidir.Belirtilerin 10 günden daha fazla ve 30 günden daha az sürmesi “akut sinüzit” ,bir ay ile 2-3 ay arası süreyle devam etmesi “subakut sinüzit” ve 2-3 aydan daha uzun sürmesi “kronik sinüzit” olarak kabul edilmektedir.

    Adolesan dönemde ve erişkinlerde en sık görülen sinüzit belirtileri yüz ağrısı,baş ağrısı ve ateştir.Çocukluk döneminde görülen belirtiler genellikle belirgin değildir.Bu nedenle viral ÜSYE olan çocukların takibinde dikkatli olunmalıdır.Akut sinüzitte nazal akıntı seröz,mukoid veya pürülan olabilir,Gün boyu olabilen fakat özellikle geceleri şiddetlenen yaş veya kuru vasıflı bir öksürük vardır.
    Çocuğun nefesi kötü kokar.Baş ve yüz ağrısı nadirdir fakat hastanın öyküsünde sabahları görülen ağrılı periorbital şişliğin olduğu öğrenilebilir. Bazen sinüzite bağlı yüz ağrısı,diş ağrısı şeklindede kendini gösterebilir.Akut sinüzitli çocuklarda ateş genellikle düşüktür ve önemli bir hasta görünümleri yoktur.
    Çocuklarda nadir olmakla beraber bazen 39*C nin üstünde bir ateş,pürülan nazal akıntı,periorbital şişme ve yüz ağrısı ile seyreden şiddetli sinüzitler görülebilir. Üst ve alt dudakta şişme ile birlikte olabilen periorbital şişlik özellikle sabah uykudan uyanınca belirgin olur.

    Genellikle on yaşından küçük çocuklarda fizik muayenede sinüzit tablosunu değerlendirmek zor olabilmektedir.Muayenede,burun ve nazofarinkste mukopürülan bir akıntı saptanabilir.Burun mukozası kızarık ve farinks normaldir.Servikal lenf nodları hafif büyümüş ve hassas olabilir.Bu özelliklerde sinüziti rinitten ayırt edebilmek mümkün değildir.Periorbital şişliğin görülmesi ve paranazal sinüslerin üzerine bastırmak veya perküte etmekle ağrı olması sinüziti düşündürmelidir.Ağız hijyeni iyi olan,farejit veya burunda yabancı cisim olmayan hastalarda nefesin kötü kokması muhtemel bir sinüziti akla getirmelidir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sinüzit gelişimi için kolaylaştırıcı bir faktör olabileceği,ayrıca adenoid hipertrofisi,nazal polip,allerjik rinit,immun yetmezlik ve immotil silia sendromu gibi hastalıkların sinütizi eğilimi arttırabileceği bilinmektedir.

    Çocuklarda akut maksiller sinüzit etkenleri erişkinlerdekine benzerdir.En sık görülen etkenler sıklık sırasına göre S. pneumonia, H. Influenzae ve M. catarhalis bakterileridir.Kronik sinüzitlerde anaerop bakteriler söz konusu olabilmektedir,Sinüzite neden olan ajan patojen sinüs kavitesinden alınan örneklerden üretilebilse de bu oldukça zor ve invaziv bir yöntemdir,Boğaz kültürü çalışmalarının ise sinüzitin etkeninin saptanmasında yararlı olmadığı gösterilmiştir.

    Çocukluk yaş grubunda sık görülen sinüzitler,belirtilerin değişken ve çoğu zaman belirsiz olması,hemde birçok hekimin paranazal sinüslerin yeterince gelişmemiş olduğu şeklindeki düşünceleri nedeniyle kolaylıkla gözden kaçabilmektedir.Kronik akciğer hastalığı ve immun yetmezliği olan hastalarda hastalığın tablosu ağır seyredebilmektedir.Tedavisinde, serum fizyolojikle yıkayarak nazal hijyeni sağlamak gibi basit yöntemlerden faydalanılabildiği gibi antibiyotik tedavisi ve cerrahi işlemlere kadar değişen tedavi yöntemleri söz konusu olabilmektedir.

  • Çocuklarda bir uyku bozukluğu çeşidi :uyurgezerlik

    Uyku bozuklukları bebeklik döneminde daha fazla olmak üzere çocukluk yaş grubunun en sık şikayet konularından birisidir.

    Çocukların % 20-30’unda aileler tarafından belirtilen ve doktora başvurulan uyku bozukluklarının bir kısmı uykuyu başlatma bir kısmı ise uykuyu devam ettirme sorunudur.

    Görülme sıklığını söylemek mümkün değil ancak uyku sorunları içinde % 1-5 arasında yer alıyor. Giderek daha fazla görüldüğüne dair bir tespitim yok

    Genellikle çocukluk dönemi uyku bozukluğu ola uyurgezerlik sıklıkla 4-8 yaş arasında ortaya çıkar ve engeç 15 yaşa kadar tamamen kaybolur. Erkek çocuklarda daha fazla görülür. Erkek çocuklarda neden daha fazla görülüyor belli değil. Bazı çalışmalarda ailede anne veya babada çok derin uyuduklarına ilişkin bilgi alınabilir.

    Uyurgezerlik bir hastalık değildir. Uyku başladıktan sonraki ilk saatler içinde yani uykunun ilk evresinde ortaya çıkan uyanma sorunudur. Rüya görülmeyen derin bir uykudan uyanma problemidir. Yani uyanma istenmekte ancak başarılımamaktadır.

    Çocuk yatağından kalkar, anlamsız hareketler, tekrarlayıcı hareketler yapar, dolaşmaya başlar. Gözler sabit bakar, konuşmalara cevap vermez, engelleri aşarak dolaşmaya devam eder. Yatağına geri döner. Ancak kaza ile de sonuçlanabilir. Gerçek uyanmadan sonra yaşadıklarını kesinlikle hatırlamaz.

    Birkaç dakika ila 1 saat ancak genellikle 5-15 dk sürer.

    Çok sık yaşanması, ergenlikte devamı durumunda araştırmalar yapılmalı, örneğin uyku epilepsileri ve psikolojik stres faktörleri incelenmelidir.

    Yapılması gerekenler; çocuğun yattığı ve dolaştığı alanlarda tehlikeli olabilecek objeleri kaldırmak, kapı-pencereleri kapamak kilitlemektir.

    Çocuğunuzu uyurgezer durumda gördüğünüzde sakin davranın, yüksek sesle uyarmak ve bağırmak ya da sarsmak kesinlikle yanlıştır. Uyandırmayın ve yavaşça yatağına götürün.

    Tedavi kararı verildiyse psikolojik stres faktörleri belirlemeye çalışmak ve bu konuda destek vermek, çok sık tekrarlaması durumunda mutlaka uykunun elektrofizyolojik değerlendirmeleri yapılmalıdır. Gerekirse ilaç tedaviside önerilebilir