Etiket: Çocuk

  • OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    Çocuklarda en önemli şeylerden biridir merak… İçine doğdukları dünyaya dair her şey

    onlarda bir ilgi uyandırır. Bulundukları bu yer ile ilgili pek çok sorular sorarlar, sınırlarını,

    kendilerini, diğerlerini keşfetmek isterler. Anne-baba çoğu kez çocuğunun merakını gidermek

    için bitmek bilmeyen sorulara sabırla yanıtlar verir. Ancak konu cinsellik olduğunda çoğu

    ebeveynin geri adım attığı, kaçamak yanıtlara başvurdukları, yanlış/eksik bilgilendirme

    yaptıkları görülmektedir. Oysa ki, insan gelişiminin doğal ve kaçınılmaz bir parçası olan

    cinsellik göz ardı edilip, öğretilmesi ileriki zamanlara bırakılacak ya da üstün körü cevaplarla

    geçiştirilecek bir konu değildir.

    Erken çocuklukta çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir cinsel eğitimin verilmesinin

    pek çok yararı vardır. Bunlardan belki de en önemlisi, çocuğun hem kendi hem de karşı cinsin

    bedenine saygı duymayı öğrenmesi ve bu sayede yetişkinlik hayatında sağlıklı ilişkiler

    kurabilmesidir. Cinsel eğitimi aşama aşama ve yaşına uygun olarak alan çocuk/kişi, sonraki

    yaşamında karşı cinsle kurduğu ilişkilerde dengeli olur.(Tuzcuoğlu, Tuzcuoğlu, 2004) Çocuk

    kendi bedenini öğrenerek, ona karşı sorumluluklarını bilecek ve bilgisi ölçüsünde kendine

    olan güveni de artacaktır. Ayrıca çocuğun anne-babasından uygun ve doğru bir cinsel eğitim

    alması, kontrol edilmesi gittikçe zorlaşmakta olan teknolojik aletler aracılığı ile ya da

    çevreden duyacağı cinsellikle ilgili yanlış bilgileri içselleştirmesi önünde koruyucu olacaktır.

    Ayrıca mahrem bölgelerin gizliliği ve özel olduğu ile ilgili çocuğa bilgi verilmesi, cinsel

    istismara karşı koruyucu önlemlerin başında gelmektedir.

    Anne babanın cinsellik ile ilgili çocuğa yansıttığı tutum, çocuğun bu açıdan kafasının

    karıştığı durumlarda onlara başvurup başvurmayacağını belirler. Eğer anne-baba cinsellik

    konusunda katı bir tutum içinde ise ya da üstün körü bir cevap veriyor ise; çocuk bu konuya

    dair merak ettiklerini farklı bir yolla öğrenmeye çalışacak ve belki de bu yol onun gelişimi

    açısından sağlıksız olacaktır. Bu nedenle ebeveynler cinselliğe dair konularda çocuklarına

    demokratik bir tarzda yaklaşmalı, çocuğun yaşına uygun nitelikte cevaplar ile onlara yol

    gösterici olmaktan kaçınmamalıdır.

    Çocuklarda cinsellikle ilgili sorular genellikle 3 yaş civarında, cinsiyetlere dair

    farklılıklar hakkında başlamaktadır. Çocuklar, kız ile erkekler arasındaki anatomik

    farklılıkları ayırt ettiği noktada soru sormaya başlarlar. Bu sorular karşısında çocuğu

    ayıplamak, “yaşın küçük büyüyünce öğrenirsin” şeklinde cevaplamak, susturmaya çalışmak

    yanlış ebeveyn tutumlarıdır. Bunun yerine, çocuğun yaşına uygun şekilde cevaplarla, çocuğun

    merakını gidermek, hem çocuğun ebeveyni ile olan iletişimini güçlendirecek hem de daha

    farklı ve yanlış yollar ile bu merakını gidermesinin önüne geçilmiş olacaktır.

    Çocuğa cinselliğe dair yanlış, gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek doğru bir

    davranış değildir. Örneğin çocukların nereden geldiği sorusuna “leyleklerin getirdiği”,

    “klinikten alındığı” gibi cevaplar verilmemelidir. Böyle bir durumda küçük çocuk her

    kızdığında kardeşinin alındığı yere bırakılmasını isteyebilir, aynı zamanda anne babayı her

    kızdırdığında alındığı yere bırakılacağından korku duyabilir.(Yılmaz, 2009, ed. Deniz)

    Çocukların nereden geldiği sorusunu soran bir çocuğa “Anne karnında özel ve güvenli bir

    bebek yuvası vardır, orada yaşar ve büyürler. Zamanı gelince de annenin içinden çıkarlar.”

    şeklinde bir yanıt verilebilir.

    Anne-babalar, çocuğunun sorularının cinsel ilişki ile ilgili olabileceğinden endişe

    duyarlar. Ancak okul öncesi dönemde çocuklar, buna dair sorular sormaktan uzaktır. Onlar

    daha çok bebeklerin nereden geldiğini, genital organların neden kız ve erkeklerde farklı

    olduğunu, bebeğin anne karnına nasıl girdiğini ve çıktığını merak eder ve öğrenmek isterler.

    Bunlar oldukça normal sorular olup, yanıtlamaktan kaçınılmaması gerekir.

    Anne babaların bir başka çekincesi bu tarz sorulara yanıt verilmesi durumunda

    çocuğun merakının daha da kamçılanacağı ve bunları uygulamak isteyebileceğidir. Ancak asıl

    çocuğun merakının sorularına yanıt bulamadığı durumlarda daha çok kamçılanacağı ve yanıt

    alamadığı soruları davranışlarla dışa vurabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Örneğin bu

    konularla ilgili bilgilendirilmemiş bir erkek çocuğu evlerine misafirliğe gelen bir kız

    çocuğunun eteğini kaldırıp bakmaya çalışabilir, kafasındaki soruya bu şekilde yanıt bulmaya

    çalışabilir. Bu noktada uygun tepki şu şekilde olabilir: Ebeveyn, “Kız çocukların neden

    senden değişik olduklarını merak ediyorsun. Sorsan ben sana anlatırdım” dedikten sonra

    açıklamasını yapar, sonra da kesin bir dille herkesin bedeninin kendine özel olduğunu anlatır.

    Başka soruları olursa sorarak da öğrenebileceğini söyler. Merakı giderilen ve gereksiz yere

    suçlanmayan çocuk da sonraki sorularını ana babasına yöneltmekten çekinmez.(Yörükoğlu,

    1984)

    Çocuk hazır olmadığı bir soruyu sormaz. Sorduğu sorular tek tek ve aralıklı bir

    şekildedir. (Bulut, 1998) Ebeveyn nasıl yanıtlaması gerektiğini bilmediği bir soruya hemen

    yanıt vermek zorunda değildir. “Bunu bende tam olarak bilmiyorum ama senin için araştırıp

    öğrenirim.” şeklinde bir yanıt, çocuğun yönelttiği sorulara değer verildiğini hissetmesini

    sağlayarak güven duygusu pekiştirmesine, sorularını anne/babasına sormaktan

    çekinmemesine, sorduğu soruyu ebeveyninden öğrenene kadar sabretmesine yarar sağlar.

    Ancak ebeveyn verdiği sözü unutmamalı ve en yakın zamanda çocuğun sorusunu

    yanıtlamalıdır.

    Ebeveynlerin vereceği yanıtlar ayrıntıya girmeden, çocuğun gereksindiği bilgiyi

    kapsayacak şekilde olmalıdır. Örneğin neden bir penise sahip olmadığını soran bir kız

    çocuğuna “Kızlar ve erkekler ayrı yaratılmışlardır. Kızların vajinası ve erkeklerin penisi

    vardır.” şeklinde bir yanıt yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin endişe ettiği bir diğer konu ise çocukta mastürbasyondur. Bu korkulacak

    bir durum değildir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, çocuğun mastürbasyon yaptığı

    yere ve sıklığına dikkat edilmesidir. Çocuk çok çeşitli nedenlerden dolayı bu eylemi yapabilir.

    Bu eylem daha çok çocuğun kendini keşfetmek istemesi, merak etmesi, duygusal açıdan zevk

    almaya çalışması gibi amaçlara hizmet etmektedir. Araştırmalara göre dokunsal ve duygusal

    açıdan ihmal edilen çocuklar arasında daha yaygın olarak görülmektedir. Bu davranış

    karşısında azarlama, ceza verme, ayıplama gibi tutumlar pedagojik açıdan son derece

    yanlıştır. Bu tutumlar çocuğun suçluluk duymasına neden olarak ruhsallığında çatışma

    yaratacaktır. Çocuğun mastürbasyon yapması durumunda, anne babanın farklı bir etkinlikle

    çocuğun dikkatini dağıtarak başka yöne çekmesi uygundur. Bu şekilde çocuğun davranışının

    bir müddet sonra sönmesi beklenir. Ancak eğer bu davranış sıklıkla devam ediyor ve aleni

    yerlerde yapılıyorsa anne babanın tutumlarının değişimi, çocuğun ruhsallığında onu rahatsız

    eden şeyin ne olduğunun keşfedilmeye çalışılması(anne-baba boşanması, kardeş kıskançlığı,

    uzun sürelerle yalnız bırakılma, vs..)ve buna dair çözümlerin üretilmesi gerekebilir.

    Gerektiğinde bir uzmandan destek alınmasından çekinilmemelidir.

    Psk. Selen MORAY

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık duygusu, her insanın yaradılışında vardır. Bu duygunun

    varlığı kişinin gelişiminde etkili olduğu kadar, aşırı uyarılmıs olması

    halinde de yaşamı zora sokar. Hele ki bu bir çocuksa yaşam daha da zor

    bir hal alır.

    Anne-babaların bilmesi gereken en önemli şey ‘kardeş kıskançlığı’nın

    doğal, evrensel ve beklenen bir durum olduğudur. Bu durum karşısında

    paniğe kapılmak oldukça yanlış bir davranış olacaktır. Anne-baba ne

    kadar rahat olursa çocukta bu dönemi bir o kadar rahat atlatır.

    Kıskançlığın en büyük nedeni ; büyük kardeşin en değerli varlığı olan

    anne ve babasını, kardeşiyle paylaşmasıdır. Fakat kıskançlık sadece

    büyük çocukta ortaya çıkan bir durum değildir. Küçük kardeş büyüdükçe,

    büyük kardeşin becerileri karşısında kendini yetersiz hissedebilir ve ona

    tanınan ayrıcalıklar olduğunu düşünerek kıskançlık duymaya başlar.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI KARŞISINDA ANNE – BABA

    TUTUMLARI NASIL OLMALIDIR ?

    – Anne-babalar çocuklarına eşit davrandıklarında kıskançlık tetiklenir.

    Önemli olan eşit davranmak değil ‘adil’ davranmaktır. Çünkü her

    çocuk birbirinden farklıdır. Eşit zaman ayırmak yerine çocuğa

    gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Sevginizin eşit olduğunu

    göstermek yerine, her çocuğa sadece kendine özel sevgi duyulduğunu

    göstermek doğru olacaktır.

    – Anne- babasının kendine adil davranmadığını hisseden çocuk, anne-

    babasına karşı güvenini yitirirse, kıskançlığın asıl tetikçisi

    ‘güvensizlik’ olur.

    – Bir kardeşin, aileden birine benzetiliyor olması ve bunun dile

    getirilmesi diğer kardeşin kendini dışlanmış hissetmesine sebep olur

    ve bu da kıskançlığı tetikler.

    – Ebeveynlerin doğal olmayan davranışları kıskançlığa sebep olur.

    Örneğin kardeşi dünyaya gelen bir çocuğun annesi hastaneden

    gelirken yanında bir hediyeyle gelir ve ‘ Bunu sana kardeşin hediye

    olarak getirdi’ derse, çocuk bir bebeğin hediye alıp getiremeyeceğini

    bilecek yaşta ise, bu duruma şaşırır ve anne-babasına güveni sarsılır.

    Kardeş kıskançlığı oluşturmak istemeyen ebeveynler çocuklarına

    karşı gerçekçi ve doğal davranmalıdırlar. Yapmacık davranışlar

    çocuğu kaygılandırır, kaygı ise kıskançlığa sebep olur.

    – Bazı durumlarda kardeş kıskançlığı tehlikeli bir hal alabilir ve çocuk

    kardeşine zarar vermeye çalışabilir. Bu gibi durumlarda onları ayrı

    tutmaya çalışmak yanlış bir davranış olacaktır. Kardeşleri mümkün

    oldukça bir arada tutmaya çalışmalı fakat bunu yaparken göz önünde

    olmalarına dikkat edilmelidir. Çocuğun kardeşine zarar vermesi gibi

    bir durumda ebeveynler yeterince net ama sert olmayan bir tavırla

    çocuğu uyarmalıdır. Büyük çocuğa karşı suçluluk hisseden, yeterince

    net sınırlar koyamayan ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebep

    olabilir.

    – Küçük kardeşle ilgili işlerde, çocuğunuzdan yardım istemeniz faydalı

    bir hareket olacaktır. Fakat bunu yaparken çocuğunuza ‘sen abi/abla

    oldun’ gibi sözler söylenmemeli, çocuğa ‘çocuk’ olduğu

    unutturulmamalıdır.

    – Çocuğunuzla kardeşi olmadan önce yaptığınız şeyleri yapmaya

    devam ederseniz yaşanan kıskançlığı en aza indirebilirsiniz.

    – Kardeşi dünyaya geldiğinde çocuğun evdeki düzeni mümkün oldukça

    bozulmamalıdır. En önemlisi önceden çocuğunuza nasıl

    davranıyorsanız öyle davranmaya devam etmenizdir. Aşırı

    davranışlar sergilemeniz, ‘seni daha çok seviyorum’ ‘kardeşin çok

    yaramaz sen çok uslusun’ gibi aşırı sözler çocuğa hem yapmacık

    gelir hem de kardeşler arası yakınlaşmayı engeller.

    Ebeveynlerin üzerine düşen en önemli görev ‘doğal davranmak’tır.

    Ebeveylerin çocuğu kaygılı davranışlarını telaşa vermeden, sakince

    dinlemesi ve doğal davranmaya devam etmesi, çocukta kaygıların

    yersiz olduğu izlenimini uyandırır. Yani çocuk her şeyin yolunda

    olduğunu düşünmeye başlarsa kıskançlık başlamadan sönmüş

    olur.Örneğin kardeşi dünyaya gelen çocuk artık eskisi kadar anne-

    babası tarafından sevilmeyeceğini düşünmeye başlarsa bu kıskançlık

    için yetecek bir cümledir. Ancak anne-baba kendi istifini hiç

    bozmadan hem yeni kardeşi sever, hem de kıskançlık başlayacak

    olan çocuğun kendisini sevmeye devam ederse, çocuğun kıskançlık

    davranışlarından etkilenmeden anne- baba yaşamlarına devam

    ederlerse, çocuk normalleşir. Aslolan çocuğun anne-baba ve evdeki

    bireylerin sevgisini kaybedeceğine karşı kaygılanmasıdır. Kaygının

    ortadan kalkmasının çözümü ise doğal ve rahat davranmaktır.

    Çocuğunuzun durumunun tüm bunlardan daha kötü olduğunu

    düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana danışılmalısınızdır.

    Unutmayın Kardeş kıskanlığı geçici bir süreçtir. Onlar ‘kardeştir’ ve

    aslında birbirlerini çok severler.

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Her yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması ile birlikte

    çocuklar ve aileler için zorlu bir dönem başlar. Bu süreçte

    Öğrencilerimizin okula başladıkları ilk günlerinde uyum

    süreçlerini kolaylaştırmak için, hazırladığımız bülten

    doğrultusunda ve iletişim içinde bulunarak Rehberlik ve

    Psikolojik Danışmanlık Bölümü olarak sizlerle işbirliği içinde

    onlara destek olacağız.

    Özellikle tatil dönemlerinden sonra çocuklar okuldan uzak

    kalmakla birlikte ev ortamına ve ebeveynlerine alışmış olur.

    Tekrar okula alışması zaman alan bir süreçtir.

    Alışma sürecinde çocuklar güne ‘Bugün okul var mı?’ ‘ Okula

    gitmek istemiyorum.’ gibi cümlelerle başlayabilir. Okulun

    kapısına gelindiğinde çocuk ebeveynden ayrılmamak için

    şiddetli ağlamalara başvurup eve geri dönmek için her türlü

    yöntemi deneyebilir. Bu gibi durumlarda siz ebeveynlerin sakin

    kalmaya calışmaları çocuğunuzun okula alışmasında birinci

    basamaktır. Bu süreçte anne-baba kaygılı davranırsa çocukta da

    kaygı oluşur. Çocuktan ayrılırken ona suçlu gözlerle bakmak

    yerine güler yüzlü ve neşeli bir tavır sergilenmelidir.

    KARARLI OLUN

    Çocuğunuzu okula getirdiğinizde ağlarsa onu tekrar eve

    götürmek büyük bir hata olacaktır. Bir süre sonra çocuk bunu

    alışlanlık haline getirerek gözyaşlarını kullanmaya başlar. Eğer

    sabahtan okula gelmek istemiyorsa ve evden çıkmadıysanız bir

    seferliğine o günü evde geçirin. Fakat okulda yapılan aktivileri

    evde yapmak isterse onunla hiç birini yapmayın. Tüm elektronik

    aletlerden çocuğunuzu uzak tutar ve oldukça kararlı davranıp

    günü mümkün olduğu kadar az aktiviteyle geçirirseniz

    çocuğunuz okulda geçirdiği kaliteli zamanla evdeki durumu

    kıyaslayıp sizi fazla zormalamadan okula kendisi gitmek

    isteyecektir.

    VERDİĞİNİZ SÖZLERİ TUTUN

    Güven duygusu çocuk ve ebeveyn arasında ki en önemli bağdır.

    Çocuğunuza onu okuldan alacağınız zamanı günün başında

    söylemeniz ve tam zamanında okuldan almanız önemli bir

    ayrıntıdır.

    Onu sınıfa bıraktığınızda geri döneceğinizi bilsin. Sınıftan kısa

    sürelerle çıkıp geri dönerek her zaman geri döneceğinizi

    öğrenmesini sağlayacaksınız. Böylece sizden ayrı kalacağı süre

    gittikçe uzayacak ve bir gün sınıfta tek başına kalacak.

    Alışana kadar okula her gün aynı kişinin bırakması da başka bir

    detay. Başka kişiler bıraktığında ne yazık ki aynı ağlama

    sürecine geri dönülebilmesi mümkün.

    Sınıfta ona eşlik ediyorsanız, geride durun. Müdahil olmadan,

    her şeyi öğretmeniyle yapmasına fırsat verin. Sınıftan gizlice

    kaçmayın; öğretmeni, ebeveynin kaybolması ile

    ilişkilendirebilir. Yanınıza geldiğinde oynamayın, arkadaşları ve

    öğretmeni ile olması için teşvik edin. Oyuna dahil

    olmadığınızda bir süre sonra öğretmenine geri dönecektir.

    ONUNLA SOHBET EDİN

    Çocuğunuz okula gitmeden önce orada olacaklarla ilgili ona

    bilgi verin. Edineceği arkadaşlardan, oynayacağı oyuncaklardan

    ve öğreneceği bilgilerden bahsedin.

    Çocuğunuz okuldan geldiğinde neler yaptığını, gününün nasıl

    geçtiğini, neler öğrendiğini sorun . Okulla ilgili mümkün

    oldukça keyifli ve uzun sohbetlerde bulunun.

    Tüm bunlara ek olarak sevdiği bir oyuncakla okula gelmesi

    alışma sürecinde faydalı olacaktır.

    Kıyafetlerini ve çantasını akşamdan birlikte hazırlamanız hem

    sabah oluşacak karşmasayı önler hem de çocuğunuz özenle

    hazırlanırsa okula gitmekte hevesli olur.

    Hafta sonu tatilinde okuldan uzaklaştığı için bir gezinti sırasında

    okulun önünden geçmek, o civarda dolanmakta faydalı

    etkenlerden birisidir.

    Unutmayın okula uyum süreci kararlı olunduğunda kolay ve

    hızlı bir şekilde gelişir. Çocuğunuz her ağladığında kapıdan

    dönerseniz bu süreç hem onun hem de sizler açısından oldukça

    zor bir durum haline dönüşür. Henüz yaşlarının çok küçük

    olduğunu düşünerek okula düzensiz getirilen çocuklar ileride

    kuralsız birer yetişkine dönüşebilir. Okul hayatlarının ilk

    döneminde nasıl başlarsanız çocuğunuzun alışkanlıkları öyle

    devam edecektir.

    Uyum sürecinin uzaması ya da ailenin başa çıkamadığı bir

    durumun oluşması halinde sınıf öğretmeni ve Rehberlik ve

    Psikolojik Danışmanlık Birimi ile iletişime girilmeli, işbirliği

    içinde çalışılmalı ve çocuğun okula gelmek istememesinin

    gerçek nedenleri araştırılmalıdır.

    Hepimize sağlıklı, mutlu ve başarılı bir yıl diliyoruz.

  • Çocuklarda göğüs ağrısı

    Çocuklarda Göğüs Ağrısı

    Prof. Dr. Gülendam Koçak

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Göğüs ağrısı çocuklarda sık görülen ve çoğu zaman ailede endişeye yol açan bir durumdur. Bunun nedeni göğüs ağrısının yetişkinlerde ani ölüme yol açabilen ciddi kalp hastalıklarının bir işareti olmasıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı nedeniyle polikliniğe getirilen hasta çocuk pediatrik kardiyolojiye yönlendirilir. Aslında çocukluk çağı göğüs ağrılarının nedenleri araştırıldığında kalp hastalıklarının nispeten az bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Buna rağmen ağrıların en ciddi nedeninin kalp hastalıkları olması nedeniyle hastanın titiz bir şekilde değerlendirilmesi ve göğüs ağrısına yol açabilecek tüm hastalıkların araştırılması gerekir.

    Göğüs ağrısı, göğüs kafesinde bulunan tüm organlardan köken alabilir. Bunlar arasında başlıca kalp, akciğerler, göğüs kafesini oluşturan kaslar ve kemik yapılar, eklemler ve yemek borusu sayılabilir. Bunların yanı sıra psikolojik nedenlerle oluşan göğüs ağrıları da nadir değildir.

    Göğüs ağrısı kız ve erkek çocuklarda eşit sıklıkta görülür. Genellikle 12-14 yaşlarında sık olmakla birlikte, 4 yaşında bile yakınması olan çocuklar olabilir. On iki yaş altındaki çocuklarda kalp-akciğer hastalıkları, 12 yaşın üzerinde ise psikolojik nedenler ön plana çıkar. Kız çocuklarda psikolojik nedenler, erkek çocuklarda ise spor yaralanmalarına bağlı göğüs kafesi zedelenmeleri daha sık görülür.

    Çocuklarda göğüs ağrısı genellikle uzun süreli ve tekrarlayıcıdır. Hastaların % 45-70’inde ağrının uzun süredir olduğu, yaklaşık % 20’sinde ise ağrının en az üç yıldır devam ettiği görülmüştür.

    Göğüs ağrısı olan çocuğu değerlendirirken şu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Göğüs ağrısının ne zamandır olduğu, hangi sıklıkta ortaya çıktığı, hangi durumlarda arttığı-azaldığı, süresi, yeri, yayılımı, ağrının özelliği ve şiddeti önemlidir. Bu sorular ağrının nereden kaynaklandığını bulmamızda yol göstericidir. Yemek yemekle, vücut pozisyonuyla ve egzersizle ilişkisi de önemli ipuçları verir. Göğüs ağrısına eşlik eden bulgular, ağrının çocuğun günlük hayatına ve aktivitesine ne ölçüde etki ettiği önemlidir. Aile öyküsü özellikle yakın akrabalarda ani ölüm, erken yaşta geçirilen kalp krizi yönünden araştırılmalıdır. Çocukta psikolojik bozukluğa yol açabilecek anne-baba ayrılığı, taşınma, okul başarısızlığı, olumsuz arkadaşlık ilişkileri öğrenilmelidir. Çocuğun katıldığı sportif aktiviteler, oyunlar ve geçirilmiş fiziksel kazalar ağrılara yol açmış olabilir. Öykü alındıktan sonra kalp-akciğer sistemi başta olmak üzere dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır.

    Öykü ve fizik incelemeden edinilen bilgilere göre ağrının hangi sistemden kaynaklandığına dair ön fikir edinilebilir.

    Kalp-Damar Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Çocuklarda göğüs ağrılarının yaklaşık % 4-6’sını kalp-damar hastalıkları oluşturur. Nadir olmasına rağmen kalp hastalıkları kötü seyirli olabilecekleri için çok önemlidir. Bilinen bir kalp hastalığı olan çocuklarda, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrılarında, göğsün ortasında olup ezici tarzda ve boyuna/sol kola yayılan göğüs ağrılarında, çarpıntı, bayılma, baş dönmesi, çabuk yorulma yakınmaları olan çocuklarda kalp hastalıklarından şüphe edilmelidir. Fizik incelemesinde ritim bozukluğu, çarpıntı, hipotansiyon, hipertansiyon, anormal kalp sesi, üfürüm saptanan hastalarda kalp hastalıkları üzerinde durulmalıdır. Sendromik (Down, Marfan, Turner..) bir görüntüsü olan hastada kardiyak bir neden olasıdır.

    Kalp hastalıklarında genellikle kalpte bir üfürüm duyulur. Kalp hastalığına bağlı üfürümlerin masum üfürümlerden ayırtedilmesi son derece önemlidir. Çünkü masum üfürümler sağlıklı çocukların yaklaşık % 40’ında duyulan, kalp hastalığından kaynaklanmayan üfürümlerdir. Kalp hastalığı düşünülen çocuklarda EKG ve akciğer grafisi değerlendirilmelidir. Pediatrik kardiyoloji konsültasyonu bu grup hastalarda tanının kesinleştirilmesi ve takibin yapılabilmesi açısından gereklidir.

    Akciğer Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrılarının özellikle 12 yaşından küçük çocuklarda en sık nedenlerinden biri akciğer hastalıklarıdır (% 12-21). Akciğer hastalıklarında dinleme bulguları ve akciğer grafisi tanıda çok yardımcıdır. Astım, egzema, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrısı-nefes darlığı-öksürük-hışıltı yakınmaları olan hastalarda alerjik hava yolları araştırılmalıdır. Akciğer enfeksiyonlarında (zatürre vb) göğüs ağrısı görülebilir. Bu hastalarda ateş, öksürük yakınmaları çoğu zaman göğüs ağrısına eşlik eder. Öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum, balgam, morarma olan hastalarda akciğer hastalıkları üzerinde durulmalıdır.

    Sindirim Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrısı ile başvuran çocukların % 4-7’sinde göğüs ağrısının nedeni sindirim sistemi hastalıklarıdır. Özellikle gastrit ve reflü hastalığına bağlı ağrılar çocuk tarafından göğüs ağrısı gibi algılanabilir. Bu durumlarda ağrı yemekle ilişkilidir; bazı durumlarda yemekle birlikte ortaya çıkar, bazı durumlarda ise açlık sonucu gelişir. Yine yemek sonrası sırtüstü yatınca ortaya çıkan ağrı reflüyü düşündürmelidir. Mide ülseri, gastrit ve reflü durumlarında antiasit tedavi ile yakınmalar düzelebilir. Yemekten sonra ağrı, sırt üstü yatarken artan ağrı, karın ağrısı öyküsü bulunan hastalarda sindirim sistemi rahatsızlıkları düşünülmelidir.

    Kas-İskelet Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs kafesi kemiklerinin ön göğüs kemiği ile birleşim yerinde ağrı (kostokondrit) özellikle kız çocuklarında görülür. Ağrı genellikle göğüs kemiğinin üst kısımlarındadır. Çoğu zaman tek taraflıdır ve ağrılı bölgeye bastırmakla ağrı artar. Ağrı keskin, batıcı karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Birkaç saniye-dakika sürebilir. Kazalar (çarpma, düşme) veya sportif faaliyetler sırasında göğüs duvarında oluşan zedelenmeler göğüs ağrısına yol açabilir, bu gibi durumlarda öykü tanıda çok yardımcıdır. Özellikle iyi ısınma hareketleri yapmadan başlanan oyun ve egzersizlerde kas iskelet sisteminde zedelenme sıklıkla görülür.

    Psikiyatrik nedenler

    Çocuklarda göğüs ağrılarının % 5-17’sini psikolojik nedenler oluşturur. Genellikle çocukta strese yol açan anne-baba ayrılığı, yakınlardan birinin ölümü, okul başarısızlığı, arkadaş baskısı gibi bir neden söz konusudur. Sıklıkla birlikte depresyon bulguları vardır. Aile veya yakınlardan birinin kalp krizi geçirmesi de çocuklarda psikolojik kökenli göğüs ağrılarına yol açabilir. Çocuk istismarının da çocukta psikolojik göğüs ağrılarının bir nedeni olduğu unutulmamalıdır. Bu gibi durumlarda çocuk psikiyatrisinden destek alınmalıdır.

    Nedeni Bilinemeyen Ağrılar

    Çocuklarda görülen göğüs ağrılarının bir kısmında en ileri tetkikler yapılsa bile ağrının nedeni bulunamaz. Bu hastalarda neden gösterilemezse bile büyük olasılıkla kas-iskelet sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu ağrılar keskin karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Hasta ağrı geçinceye kadar derin nefes almaktan kaçınır. Çocuk ağrıyı iğne batması veya bıçak girmesi şeklinde tarif eder. Ağrı birkaç saniye-dakika sürebilir. Ağrının yerleşimi genellikle göğsün ortasında veya sol meme başının altındadır. Bu ağrılar çoğu zaman çocuk büyüdükçe azalır veya kaybolur. Çok kısa süreli oldukları için ağrı kesici kullanılmasına gerek yoktur.

    Tetkik Gerekir mi?

    Çoğu zaman iyi bir öykü ve fizik inceleme ile ciddi bir hastalık olup olmadığı anlaşılabilir. Pek çok hastada EKG ve akciğer grafisi dışında ek tetkik gerekmez. Şüphe edilen durumlarda ekokardiyografi ve ileri tetkiklerle kalp-damar hastalıkları araştırılmalıdır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Göğüs ağrısında ağrıya yol açan hastalık tespit edilerek tedavi edilir. Kas iskelet sistemine ait göğüs ağrılarında tedavi edilebilir bir neden yoksa aileye bilgi verilmesi yeterli olabilir. Gerekirse hafif ağrı kesiciler önerilebilir ama genellikle ağrı hafif ve kısa süreli olduğu için buna gerek kalmaz. Kalp, akciğer, sindirim sistemi ve psikolojik nedenlerden kaynaklanan ağrılarda hasta çocuk mutlaka uzman hekim tarafından takip ve tedavi edilmelidir.

  • ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    Cinsel istismar, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış olan bir çocuğun

    bir erişkin tarafından cinsel doyum için kullanılmasıdır. Cinsel istismar

    oral-genital veya oral temas ile olabileceği gibi, teşhircilik, röntgencilik

    şeklinde de olabilir.

    Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelebilirliği, çocuğa

    genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması nedeniyle

    tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma olarak

    nitelendirilmektedir. Çocukluk çağı cinsel istismar çoğu zaman kimseye

    söylenmediği için birilerince fark edilinceye kadar çocuk tarafından

    saklanır ya da özellikle tanıdık biri tarafından istismara maruz kalan

    çocuk olayı bir oyun olarak algılayabilir. Bir diğer ihtimal ise ailesinin

    kendine inanmayacağını düşündüğü için sessiz kalmayı tercih edebilir.

    Zamanla bunun bir suç, kendi işlediği bir günah olduğunu düşünür, suçlu

    hisseder ve utanç duyar.

    ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARA MARUZ KALDIĞININ İPUCUNU

    VEREBİLECEK OLAN DAVRANIŞLAR VE FİZİKSEL

    BELİRTİLER:

    Aşağıdaki maddeler genelde aniden ve başka bir açıklama olmaksızın

    (hastalık, ailede sorun-boşanma, taşınma, kardeş kıskançlığı ölüm vb)

    ortaya çıkarsa dikkatli olmak gerekli. Ayrıca bunlardan sadece biri yeterli

    değil birkaçının birden gözlenmesi gerekir:

     Çocuğun normalinin dışında içe kapanıklık veya huysuzluk

     Geceleri uyku sorunları, kabuslar

     Tuvalet eğitimli bir çocuğun yatak ıslatması

     Öfke nöbetleri

     Ani korku ve çekinme davranışları

     Yemede azaltma veya çoğaltma

     Argo kelimeler kullanma

     Oyuncakları ile oynarken yaşının ötesinde bilgide cinsel hareketler ile

    oynaması

     Kendine zarar verme davranışları (vurma, saç yolma, v.b.)

     Evden veya okuldan kaçma

     Genital bölge, anus veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi (çürüme

    gibi) veya kanama

     Tuvalet yaparken ağrı (birden çok defa)

    Tüm bunları çocuğunuz da fark ederseniz cinsel istismar ihtimalini göz

    önünde bulundurmalısınız. ‘Kim yapabilir ?’ demeyin. ‘Etrafında kimse

    yok sadece aile bireylerimiz var.’ Gibi durumlara aldanıp bu belirtileri

    göz ardı etmemelisiniz. Unutmamalısınız ki çocuklara cinsel istismar en

    çok yakınları tarafından uygulanıyor.

    CİNSEL İSTİSMARA KARŞI ÇOCUĞUNUZU BİLGİLENDİRİN

    Bu anlamda anne-babalara düşen ilk ve en önemli görev, çocuklarını

    cinsellik ile ilgili bilgilendirmeye başladıkları okul öncesi dönemde, adı

    tam olarak kullanılmasa da “cinsel istismar” konusuna değinmektir.

    Çocuğunuzun cinsel anlamda kendini korumasını sağlamak için

    bilgilendirici bir konuşmaya “Bedenimiz özeldir, oyun oynamak için

    kullanmayız ve başkalarının da bedenimizle oyun oynamasına izin

    vermemeliyiz” gibi bir ifadeyle başlayabilirsiniz. Yanı sıra, çocuğunuza

    “iyi dokunuş” ve “kötü dokunuş”tan bahsedip, başkasına dokunmanın

    veya başkası tarafından dokunulmanın bir sevgi işareti olduğunu ve birine

    sarılmayı veya birinin ona sarılmasını, sevmesini istediğinde bunu

    söyleyebilmeyi öğretmelisiniz.

    Bununla birlikte ona, her dokunuştan hoşlanmayabileceğini; bu yüzden

    de karşısındaki kendisine hoşlanmadığı bir şekilde dokunuyorsa bunu da

    ifade edebilmesi, engelleyemediği takdirde de bir büyüğüne söylemesi

    gerektiğini öğütlemek çok önemlidir. Ona istemediği şekilde dokunan

    kişi ısrar etse bile kesinlikle bunu “sır”olarak saklamaması gerektiğini ve

    ancak gerçeği söylerse onu koruyabileceğinizi vurgulamak önem taşır.

    Anne-babalar iyi ve kötü dokunuşları anlatırken çocuklarını korkutup

    kaygılandırmadan, sakin ve yumuşak bir ifadeyle açıklama yapmaya özen

    göstermeliler. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise anne-babaların

    bu tarz konuşmalarda, “kötü dokunuş”lara çok fazla vurgu

    yapmamalarıdır.

    Çünkü, olumsuz cinsel deneyimlere fazla dikkat çekmek çocuğun

    kaygılanıp en yakınlarından gelen sevgi ve şefkat içeren “iyi

    dokunuşların da yanlış algılamasına neden olabilir. Bu konu,

    çocuğunuzun yaşı ilerledikçe farklı bağlamlarda ele alınır. Örneğin,

    ergenlik dönemindeki çocuğunuz iyi dokunuş ve kötü dokunuşu ayırt

    edebilecek yaş ve farkındalığa ulaşmıştır. Fakat, bu dönemde de

    vurgulanması gereken, çocuğunuzun sevgi ve ilgi duyduğu arkadaşı ile

    ilişkisinde de istediği noktada sınırlarını belirleyip “dur” diyebilmesi

    gerektiğini bilmesidir.

    Vücudumuzda dört özel bölge olduğunu ve bunlara kimsenin

    dokunmaması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Bu dört özel bölge: Dudak,

    göğüs, genital ve kalça bölgesidir. Genital ve kalça bölgesini iç çamaşırı

    bölgesi olarak tarif edebilirsiniz. Bir iç çamaşırı kuralı olduğunu ve

    kimsenin oraya dokunamayacağını, onun da kimsenin iç çamaşırı

    bölgesine dokunmaması gerektiğini ve bu bölgelerin kişiye özel olduğunu

    vurgulamalısınız.

    Önemli ayrıntılardan birisi de tüm bu konuşmanın ardından böyle bir

    durumla karşılaşırsa size mutlaka gelip söylemesi gerektiğini asla böyle

    bir konuda sır saklamaması gerektiğini anlatmalısınız. Çünkü

    istismarcılar genellikle böyle bir durumda çocuğa oyun oynadıklarını ve

    bu oyunun aralarında sır kalması gerektiğini söylerler.

    Fizyolojik ve psikolojik olarak çocuğunu yakından izleyip her ihtimali

    düşünmeniz gerekmektedir.

    Hiçbir çocuğun böyle bir durumla karşılaşmaması dileğiyle…

    Psikolog Büşra

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    Birbirinden farklı birçok anne baba tutumu vardır. Ebeveynler farkında

    olmadan bu tutumlardan birini sergiliyor ve şüphesiz ki o tutumun

    çocukları için en doğrusu olduğuna inanıyolar. Peki çocuğunuz için en

    sağlıklı anne baba tutumu hangisi ?

    1- Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:  

    Çocuğun her an kontrol altında tutulduğu, aşırı ilgi ve alaka gösterildiği,

    zarar gelebilir endişesi ile gündüzleri bile sokağa çıkması istenmediği

    veya kısıtlandığı aile tipidir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar, aileye aşırı

    bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, sıkıştırıldığında

    başkalarına suç atabilecek yapıda olabilmektedirler. Bu tutumu

    sergilerken çocuğunuza iyilik yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz fakat

    onun bir birey olduğunu ve hayatta yalnız kalabilmesi gerektiğini

    unutmamalısınız. Çocuğunuzun ileride kendi ayakları üzerinde

    durabilmesi için koruyucu tutumu tadında bırakmak gerekir.

    2-Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

    Aile katı, kuralcı ve disiplinlidir. Anne /baba veya her ikisinin de otoriter

    tutumu karşısında, çocuk nazik, dürüst, disiplinli, yardımsever ve dikkatli

    olmasına rağmen, ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan veya çok

    zayıf, başkalarının etkisi altında kalabilen, duyarlı, korkak, kendi başına

    iş yapma yeteneği gelişmemiş bir yapıya sahip olabilirler. Kural ve

    disiplin hayatımızda her zaman olması gereken bir şeydir fakat bunun

    aşırısı çocukta özgüven eksikliğine sebep olur. İş ve sosyal hayatında

    kaçıngan-çekingen bir kişilik yapısı sergiler. Bu tutumun sonucu sosyal

    fobiye kadar varabilir. Kurallar her zaman olmalıdır fakat aşırı baskıdan

    uzak durulmalıdır.

    3- Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

    Baskıcı ve otoriter tutumun tam tersine bu tip ailelerde çocuk tek

    hükmedendir. Aile tüm hayatını çocuğun istek ve arzusuna göre belirler.

    Aile çocuğa aşırı sevgi gösterir. Bütün tutumları dengesiz ve çocuk

    merkezlidir. Bu tip ailelerde çocuk ne derse o olur. Böyle ailelerde

    yetişen çocuklar; bencil, sevgi arsızı, kural tanımayan, doyumsuz kişilik

    yapılarına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar sosyal hayatta geçimsiz,

    sosyal yönleri zayıf ve benmerkezci bir yapıya sahip bir görünüm

    çizerler. Ne aşırı baskıcı ne de aşırı hoşgörülü olmak gerekir. Her ailede

    kural ve sorumluluklar olmalı, çocuk bunları bilinçli yapmalı ve uyum

    sağlamalıdır. Aşırı hoşgörü gösterilen çocuklar hayat başarısına

    ulaşmakta oldukça zorluk çekerler.

    4- Kararsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

    Bu tip aileler genellikle anne ve babanın iyi anlaşamadığı ve her iki

    tarafın da baskın karaktere sahip olduğu ailelerdir. Anne / babanın

    çocukla ilgili bir konuda evet dediğine, diğeri hayır diyebilmekte çocuk

    hangisine bakacağına, hangisine uyacağına karar verememekte

    çoğunlukla kararsız kalarak herhangi bir tepki vermemeyi tercih

    etmektedir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar genellikle kararsız, her türlü

    etkilenmeye açık, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklardır. Aynı

    zamanda duygusal açıdan dengesiz bir yapıya sahip olmaları da

    mümkündür. Aile içinde ki en önemli şey tutarlılıktır. Anne ve babanın

    ağzından çıkan her söz ve yapılan her davranış aynı olmalıdır. Aksi

    takdirde çocuk annenin izin vermediği bir şeyi babadan ister ve elde

    ederse hem aile içinde ki olması gereken otorite sarsılır hem de çocuk

    neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez hale gelir, kafa karışıklığı

    yaşar.

    5-Mükemmeliyetçi Anne / Baba Tutumu:

    Bu tip ailelerde anne ve baba çocuklarının her konuda mükemmel

    olmalarını isterler. Genellikle benmerkezci bireylerin oluşturduğu bu

    ailelerin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersiz olduğu duygusu,

    devamlı olarak başkalarını mutlu etmeye çalışma duyguları görülebilir.

    Bu tutum sonunda çocuklarda otoriter anne-baba tutumunda olduğu gibi

    sosyal fobi ve özgüven eksikliği oluşabilir. Çocuğunuzun neye yeteneği

    varsa onu yapmasına izin verin. Sizin istediğiniz doğrultuda gitmeye

    zorlanırsa hem başarısız hem de mutsuz bir gelecek onu bekler.

    6-Reddedici Anne- Baba Tutumu:

    Bu aileler farkında olarak veya olmayarak çocuğun tüm isteklerini

    aksatırlar. Çocuğun aslında istenmediğini hissettirmek ve çocuğa karşı

    düşmanca tutumlar beslemek olarak da tarif edilebilir. Bu tip ailelerde

    yetişen çocuklarda kendisinden daha zayıf olanı ezme, tüm çevresine

    karşı nefret besleme, kimseye güvenememe, çevresindekilere düşmanca

    tutum sergileme düşüncelerine sahip olabilirler.

    7-Tutarsız Anne- Baba Tutumu Tutumu:

    Bu tip ailelerde genelde kurallar yoktur. Anlık çözümler, anlık kavgalar

    ve anlık mutluluklar vardır. Çocuk için konulan kuralların bazen çok katı

    bir şekilde uygulandığı, bazen de hiç yokmuş gibi davranıldığı tutumlar;

    çocukta güvensizlik, kurallara karşı kayıtsızlık,  çözümün parçası olmayı

    reddetme,  kararsız ve kişiliksiz karakter yapısı meydana gelebilmektedir.

    8- Hoşgörülü ve Güven Verici Anne-Baba Tutumu:

    İdeal aile tipine uygun bir yapıdır. Bu tip ailede temel kural ve

    kısıtlamalar haricinde çocuklar özgür bir şekilde, fakat sorumluluklarının

    bilincinde olarak yetişirler. Birey olmanın ayırtına varan çocukların

    özgüvenleri tam, sosyal ilişkileri kuvvetli olur. Bu tutumla yetiştirilen

    çocuklar geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

    Çocuk yetiştirirken hoşgörü, kural, sınır koyma, koruma ve kollama

    davranışlarının hiç birinde aşırıya kaçılmamalıdır. Hem tüm bunlar

    dozunda olur hem de tutarlı ve kararlı davranılırsa ideal bir yetiştirme

    tarzında bulunmuş olursunuz.

    Ömür boyu süren bu ebeveynlik yolculuğunda hepinize, çocuklarınızla

    olumlu anılar biriktireceğiniz keyifli günler dilerim…

  • ÇOCUK VE YALAN

    ÇOCUK VE YALAN

    Yalan söyleme, karşıdaki kişiyi yanıltmak ve yanlış bilgi vermek amacıyla ortaya

    konan bir davranıştır. Çocuk yalanları yetişkin yalanlarından farklıdır.  Çocukların

    hayal gücü okul çağına gelene kadar ki yaş diliminde oldukça yoğundur. Özelikle 9

    yaşına kadar çocuklar doğru ile yanlışı birbirlerinden ayıramazlar. Bu nedenle

    çocuğun bir takım olaylar, durumlar uydurması, hayali arkadaşlar yaratması yalan

    söyleme olarak değerlendirilip, endişe edilmemelidir.

    İnsanın üç farklı dünyası vardır; Uyku ve rüya dünyası, Hayal dünyası ve gerçek

    dünya. Hiçbir sağlıklı yetişkin hayal kurduğu bir şeyi gerçekmiş gibi anlatmaz. Fakat ilk

    9 yaş dönemindeki çocuklar bu üç dünyayı birbirinden ayırt edemez. Onlar için hayal

    dünyası tıpkı gerçek dünya gibidir.

    9 yaşından önce çocuğunuz yaptığı abartılı anlatımlarını duyunca endişelenmeyin

    ve onun sözünü keserek yalan söylediğini ifadece edecek kelimeler kullanmayın.

    Böyle bir durumda çocuk yalan kelimesini öğrenir, suçluluk duygusuna kapılır ve

    hayal gücü zamanla kısıtlanır. Bu durum karşısında çocuğunuzun abartılı

    anlatımlarına gülmeden onu hafife almadan kulak vermeniz yeterli olur. Çünkü oyun

    ve hayal dünyası olmadan çocuk, çocuk değildir ve kendini geliştiremez.

    9 yaşından sonra bir çocuk yalana başvuruyorsa

    altında yatan bir çok sebep vardır:

    – Psikolojik ve fiziksel şiddet gören, ceza alan çocuklar yalan söyler.

    – Mükemmelliyetçi aileye sahip çocuklar yanlış yapmaktan korktukları için

    yalan söyler.

    – Hesap verme durumuyla sıkça karşı karşıya kalan çocuklar kaygılanır ve bu

    kaygı çocukta yalan söyleme davranışını oluşturur.

    – Çocuk anne-babasını kızdırmamak ve onları mutsuz etmemek için yalan

    söyler.

    – Genellikle kardeş kıskançlığıyla birlikte ortaya çıkan, sevgiyi kaybedecek olma

    düşüncesiyle karşı karşıya kalan çocuk yalan söyler.

    Böyle bir durumda aile ne yapmalı ?

    Anne baba durumu fark ettikten sonra çocuğa ‘yalanını yakaladım’ deyip ceza

    verirse çocukta ki yalan davranışı sönmez. Aksine çocuk bir dahaki sefere

    yakalanmamak için daha akıllıca bir yalan bulmaya çalışır sonrasında yalan söylemek

    çocukta alışkanlık haline dönüşür ve yalanda ustalık kazanır.

    Çocuğunuzun doğruyu söylemesi için ona model olun ve küçük beyaz yalanlardan

    kaçının. Gerçeği söylediğinde onu takdir edin. Örneğin; sınavdan kötü not almasına

    rağmen aldığı sonucu söyleyen çocuğunuzu gösterdiği cesaret için övün. En önemlisi

    çocuğu yalan söylemesine neden olan kaygının, baskının ne olduğunu bulun ve bunu

    ortadan kaldırmaya çalışın. Bir çocuğun her durumda doğruyu söyleyebilmesi için en

    önemli şey ‘güven’dir. Çocuk her ne olursa olsun anne ve babası tarafından zarara

    uğramayacağından ne kadar eminse yalan söyleme ihtimalide bir o kadar düşüktür.

  • Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuğa yaklaşım

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuğa yaklaşım

    Genellikle bu çocuklar sık hastalanmakta, hastalıkları ciddi seyretmekte veya hastalık seyri uzun sürmektedir. Tekrarlayan enfeksiyonlu çocuklarda beklenmeyen komplikasyonlar görülebilir ve standart tedaviye çoğu kez yanıt vermedikleri görülmektedir. Tekrarlayan enfeksiyona yol açan nedenler çok sayıdadır.

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuklar 4 grup altında incelenmektedir.

    – Normal çocuk

    – Atopik Hastalıklı çocuk

    – Kronik Hastalığı olan çocuk

    – İmmun Yetmezliği (Bağışıklık sistem bozukluğu olan)çocuk

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan ve tek bir sistemi tutan klinik tablolarda bağışıklık sistemindeki zayıflıktan ziyade kronik bir hastalığın oluşu, alerji, anatomik problemler veya etkenle devamlı temasın öncelikle düşünülmesi gerekir.

    NORMAL ÇOCUKLAR

    Sağlıklı çocukların % 50’sinde tekrarlayan enfeksiyona yol açacak belirgin bir nedenin olmadığı görülür. Özellikle bebek ve çocuklar sık enfeksiyon hastalıkları geçirmektedir. Çocuklardaki geçirilen enfeksiyon sayısı yılda 4 ile 8 arasında değişmektedir. Bebek ve çocuklar eğer izole şartlarda yaşadıkları zaman bu sayı yılda 1 ila 2 arasında değişirken özellikle kreş veya yuvaya giden çocuklar ve okula giden kardeşleri olan çocuklarda bu rakam yılda 10-12 arasında değişmektedir. Tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu olan çocuklarda pasif sigara içiciliğinin önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Viral solunum yolu enfeksiyonlarının ortalama 8 gün seyrettiğini düşünecek olursak, yılda 10 kez hastalanan bir çocuk oldukça uzun bir süreç okuldan uzak kalmaktadır.

    Genellikle geçirilen enfeksiyonlar solunum yolu enfeksiyonu olup çoğunlukla viral nedenlerle oluşmaktadır. İlk 3 yılda bu çocuklarda pnömoni 1 kez ve otit genellikle 2 kez görülür. Bu çocuklar normal büyüme ve gelişim gösterirler, tedaviye yanıtları iyidir ve muayene bulguları ve laboratuvar sonuçları normaldir.

    ATOPİK HASTALIKLI ÇOCUKLAR

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocukların %30’unu atopik hastalıklı çocuklar oluşturur. Kronik alerjik rinit yanlışlıkla kronik veya tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu olarak değerlendirilebilir. Genellikle atopik hastalıklı çocuklarda viral solunum yolu enfeksiyonlarının sonunda öksürük ve hırıltılı solunum şikayetlerinin belirginleştiği görülür. Bu belirtiler reaktif solunum yolu hastalığı / astım gibi değerlendirme yerine, pnömoni veya bronşit gibi tanımlanabilirler. Bu ataklar antibiyotik tedavisine iyi yanıt vermezken, alerji / astım tedavilerine yanıtlarının iyi olduğu görülmektedir.

    Atopik bünyeli hastalarda sinuzit, rinit veya otit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları görülür ve bu enfeksiyonların tekrarladığı veya uzun sürdüğü izlenmektedir. Bu çocukların büyüme ve gelişmeleri normaldir.

    KRONİK HASTALIKLI ÇOCUKLAR

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocukların %10’nu kronik hastalıklı çocuklar oluşturur. Bu çocuklar tipik kronik hastalık görünümü var olup büyümelerinde gerilik görülür. Kilo almaları yavaştır. Kistik fibrozis, gastro-özafagiyal reflü, konjenital kalp hastalığı ve kronik aspirasyonu olan çocuklar bu grubu teşkil ederler. Yine anatomik bozukluğu olan hastalarda aynı grupta değerlendirilmelidir.

    Bu hastalarda enfeksiyonlara yatkınlık yaratan bir çok neden mevcuttur. Nedenlerin başında vücuttaki bariyerlerin yetersiz olması gelir.

    – Deri bütünlüğünün bozulması, vücutta fistül veya sinüs ağzının bulunması enfeksiyon ajanının vücuda kolayca girmesine yol açar.

    – Kardiyovasküler bozukluğun olduğu durumlarda enfeksiyonlar sık görülebilir. Örneğin pulmoner kan akımının artması veya kalp kapak problemleri olan hastalarda enfeksiyon riski fazladır.

    – İşlevsel bozukluğa neden olan tıkanıklıklar önemlidir. Çocuklarda sık gördüğümüz bademcik ve geniz etinin büyümesi sonucu östaki borusunun tıkanıklığı ciddi problemlere yol açabilir.

    – Vücuttaki yabancı cisimlerin olduğu durumlar venöz kataterler, ventrikül ve periton arasındaki şantlar, protez kalp kapağı olan çocuklar sık enfeksiyon problemleri ile başvururlar.

    Diğer bir neden enfeksiyon kaynağı ile devamlı karşılaşma durumudur ki, buna örnek olarak kontamine su kaynaklarının kullanılması gösterilebilir. Bu çocuklar tekrarlayan enfeksiyon tablosu gösterirler.

    İMMUN YETMEZLİĞİ OLAN ÇOCUKLAR

    Bu çocuklarda bağışıklık sisteminin bir veya birden fazla komponentinde defekt mevcuttur. Bağışıklık sistemi kompleks bir sistem olup, tekrarlayan enfeksiyonu olan çocukların %10’unda bu grup oluşturur. Bağışıklık sistemi bozuklukları primer ve sekonder immun yetmezlik olarak iki bölümde incelenmektedir. Primer immun yetmezlik çoğunlukla kalıtsal olup yaşamın ilk yılında ortaya çıkar, sekonder immun yetmezlik çoğunlukla bebeklik döneminden sonra görülür.

    İmmun yetersizliğin tanımı kolay yapılamaz . Eğer bir çocukta;

    – Bir yıl içinde altı veya daha fazla yeni enfeksiyon geçirme öyküsü varsa

    – Bir yıl zarfında iki veya daha fazla sayıda sinüs enfeksiyonu veya pnömoni geçiriyorsa

    – Uzun süreli antibiyotik kullanımına rağmen iyileşme görülmüyorsa

    – Enfeksiyon ayaktan verilen antibiyotik tedavisine yanıt vermiyor ve damar yoluyla hastanede tedavi gerekiyorsa

    – Kilo alma ve büyümede yetersizlik varsa

    – Mantar enfeksiyonu tedaviye yanıt vermiyorsa

    – Tekrarlayan doku veya organ apseleri varsa

    – Canlı aşı uygulamalarından sonra komplikasyon gelişiyorsa

    – Aile öyküsünde nedeni bilinmeyen erken ölüm vakaları veya bağışıklık sistem bozukluğu olan çocuklar varsa

    – Bebeklik döneminde lenfopeninin saptandığı durumlarda

    immun yetersizliğinin olduğu düşünülmelidir.

    Tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuklarda değerlendirilirken dikkatli olmak gerekir. Bu hastalarda enfeksiyon süratle tedavi edilmeli, kültür sonuçları çıkıncaya kadar ampirik antibiotik tedavisi başlanmalıdır. Gereken vakalarda profilaktik antibiotik tedavisi planlanmalıdır. Canlı virüs aşıları ( çocuk felci, suçiçeği, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, çiçek ve rotavirüs ) ve canlı BCG aşısı bu çocuklara yapılmamalıdır. Aile bireyleri suçiçeği, kızamık, kızamıkçık, kabakulak ve zona aşıları yaptırabilirler, buna karşın canlı çocuk felci ve çiçek aşısı yaptırmamalıdırlar. Aile bireylerinin grip aşısı yaptırmaları önerilir.

    İntravenöz immunoglobulin (IVIG) çok gerekmedikçe pahalı olması ve yan etkileri dolayısıyla kullanılmamalıdır.

    Kan transfüzyonu gereken durumlarda özel işlemlerden geçirilmiş kan ürünleri verilmelidir.

    Tekrarlayan veya kronik bakteriyel enfeksiyonu olan çocuklara (sinüzit, bronşit, pnömoni vakalarında) uzun süreli antibiotik tedavisi verilmelidir.Tedavi bitiminde haftada iki kez olmak üzere antibiotik profilaksisi önerilmektedir.

    Tek bir sistemi tutan tekrarlayan enfeksiyonu olan birçok çocukta saptanabilir bir immun yetersizlik mevcut değildir.

    Tekrarlayan enfeksiyonu veya komplike bakteriyel enfeksiyonlu çocuklarda , inatçı mantar enfeksiyonu mevcutsa ,kilo alamayan ve aile öyküsünde nedeni saptanamayan ölümleri mevcutsa bu çocuklarda immun yetersizlik düşünülmelidir. Tarama testleri olarak tam kan sayımı,kimyasal incelemeler ,idrar analizi,sedimentasyon ,CRP ,kültürler alınmalı , immunoglobulin düzeyleri incelenmelidir.

    Ev dışı veya diğer ortamlarda bakılan çocuk ve bebeklerin enfeksiyon ajanları ile karşılaşması kaçınılmazdır.Bu vakalarda bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan ziyade erken yaşlarda kalabalık ortamlarda çeşitli enfeksiyon ajanları ile karşılaşma sonucu tekrarlayan enfeksiyonların geliştiği düşünülmelidir.Diğer taraftan aşırı ve bilinçsizce antibiotik kullanımının,bağışıklık sistemindeki bozukluğu maskeliyebileceği de unutulmamalıdır.

  • Nörolojik yönden riskli bebekler in izlemi

    Nörolojik yönden riskli bebekler in izlemi

    Riskli bebek grubunda özellikle 37 haftanın altında doğan tüm prematüre bebekler yer almaktadır. Bunun dışında zor doğum, doğumda oksijensiz kalma durumu (asfiksi), yoğun bakımda çeşitli nedenlerle solunum cihazına girme, yüksek sarılık nedeniyle kan değişimi geçirme, nöbet varlığı, menenjit , hidrosefali, beyin kanaması geçirme öyküsü olan tüm bebekler nörolojik yönden yakın izlem gerektirir.

    Prematüre doğan riskli bebekleri izlemedeki temel hedef ;nörolojik problemlerin olabilecek en erken dönemde saptanması, önlem alınması ve o bebeğin normal bir nörolojik gelişimi yakalamasının sağlanmasıdır.

    Bu amaçla çocuk nörolojisi polikliniğinde; riskli bebeklerin ayrıntılı nörolojik değerlendirmesini yapmakta, gelişimi destekleme önerileri verilmekte, saptanan problemleri gidermeye yönelik çocuk fizyoterapi ünitesinde fizyoterapi uygulanabilmektedir. Erken teşhis ve önlemle özellikle prematüre bebeklerin nörolojik sorunlarında yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir. İlk iki yaşta preterm bebeklerin düzeltilmiş yaşlarını hesaplayarak buna göre gelişimleri değerlendirilmektedir. Takipte ilk 1 yaşta rutin olarak üç ayda bir, 1-3 yaş arası altı ayda bir , 3 yaştan sonra yılda bir nörolojik muayene önerilmektedir.

    Altı ay ile 6 yaş arası çocuklarda Türk çocuklarına göre standardize edilmiş Denver II gelişim tarama testi kullanılmaktadır. Bu test ile kişisel sosyal, dil, ince ve kaba motor alanlarda yaşıtlarına göre durumu incelenmektedir.

    Çocuk beyninin erişkinden farkı nedir?

    Çocuk beyni doğumdan sonra da gelişmeye devam etmektedir. Görev yapmayan yerlerin görevini başka bölgeler üstlenebilmektedir. Buna beynin plastisite özelliği denir.

    Dışardan vereceğimiz her bilinçli uyarı, hatta bebeğe dokunmak bile beyinde olumlu sinyaller oluşturur. Beyin hücreleri arasında kimyasal ve elektriksel iletişimi sağlayan sinaps denilenbağlantılar özellikle ilk 5 yaşta çok hızlı bir gelişme göstermektedir.

  • Öksürük

    Öksürük

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.

    Çocuklarda tekrarlayan öksürük ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

    Öksürük kendi başına bir hastalık değildir. Akciğer enfeksiyonları, akciğer hastalıkları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir bulgusudur. Altı aydan küçük bebeklerde öksürük bebekleri yorar. Özellikle sonbahar kış mevsiminde yaygınlaşan RSV (Respiratory syncythial virüs) daha büyük çocuklarda nezleye neden olurken; bebekler alt solunum yollarını ve akciğerlerin etkileyerek ciddi solunum zorluğuna yol açabilir. Öksürük kriz şeklinde geliyor ise, ateşle beraber seyrediyorsa, günlük aktiviteleri ve gece uykusunu etkiliyorsa doktora başvurulmalıdır.

    Öksürük, bronşlarda hava yollarında bulunan reseptörlerle ortaya çıkar. Oradaki mukusu ve yabancı cismi atmaya yönelik refleks faaliyete geçerek öksürüğü uyarır. Çocukların doktor ziyaretlerinin yüzde 70 nedeni öksürüktür. Grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyonlarda öksürük süresi genelde 10 -14 gün arasındadır. Bir çocuk senede 10 kez grip, nezle, soğuk algınlığı gibi nedenlerle hasta oldur. Enfeksiyonlarda 10-14 gün arasında öksürür ve bu hesaba göre bir çocuk senenin 140 günün öksürerek geçirebilir.

    Öksürüğün karakteri, eşlik eden diğer bulgular tanı aşamasında önem taşır. 1 aydan 1 yaşına kadar olan süt çocukluğu döneminde de viral üst solunum yolu enfeksiyonları, gastroözofageal reflü, zatürre, bronşiyolit gibi alerjik yapıyla ilişkili problemler öksürüğe neden olabilir.

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni yine viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Reaktif hava yolu hastalığı dediğimiz alerjik yatkınlığı olan çocuklarda çok sık öksürük olur. Yabancı cisim aspirasyonu da sürekli öksüren, özellikle de öksürüğün ani başladığı çocuklarda mutlaka akılda tutulmalıdır. Örneğin çocuk yemeğini yerken bir pirinç parçası ya da bir kuruyemişi yerken fındık parçası, fıstık parçasını akciğerine aspire ettiği zaman o bronşlarda durarak sürekli öksürüğü uyarır.

    Sonuç olarak öksürüğü tetikleyen ve sıklıkla görülen etkenler enfeksiyon ve alerjik yatkınlık olarak sayılabilir. Öksürüğün nedeni olan diğer nadir problemler arasında tümör, bazı yapısal anormaller, kistik fibroz, immotil silya sendromu dediğimiz hastalıklar yer alır.

    Çocuk olan evlerde sigara içilmemesi gerekir. Sigara dumanı, solunum yolunun koruyucu mekanizmalarını bozmakta, balgam üretimini artırmaktadır. Öksürükte bol su içilmesi balgamın daha kolay atılmasını sağlar, özellikle kış aylarında iç mekanlardaki havanın kuru olması solunum yollarının kuruluğuna, mukus kıvamının artmasına yol açar. Soğuk buhar, solunum yollarındaki iltihabi reaksiyonu çözmede daha etkilidir, böylece öksürüğü rahatlatır. Ancak, çoğu çocukta görülen buharın olumlu etkisi, alerjik hırıltısı olan çocuklarda görülmeyebilir.

    Burun tıkanıklığı, akıntısı olan çocuklarda öksürük çok sık rastlanan bir semptomdur. Burunda fazla miktarda üretilen mukus, boğazın arka kısmına akarak özelikle yatarken artan öksürüğe sebep olur.

    Ailelerin öksürük ilacı adı altında piyasada bulunan ilaçları, çocuklarına hekim önerisi olmadan vermemeleri gerekir. Öksürüğü kesmek için ilaç verilmesi mantıklı değildir. Öksürük bir reflekstir, vücudun solunum yollarını temizleme ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Diğer tip ilaçlar ie balgam söktürücü ilaçlardır. Bu ilaçların bir özelliği de balgamı arttırmalarıdır. 6 aydan küçük bebeklerin öksürükleri efektif olmadığı için balgam ile tıkanabilirler.

    Sonuç olarak akılda tutulması gereken noktalar:

    • Öksürüğün nedeni basit olabildiği gibi ciddi de olabilir.
    • Aileleler öksürük belirtisini ciddiye almalı ve çocuk hekimine başvurmali, muayene yapılmadan ezbere ilaç kullanmamalıdır.
    • Özellikle tekrarlayan ya da uzun süreli öksürüklerin çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.
    • Öksüren çocuğun sıvı alımı arttırılmalıdır.
    • Oda nemlendirmesinde kullanılan buhar makinaları, sıcak buhar yapanları kolay enfeksiyon barındırabildiğinden, soğuk buhar yapanları da suyun minerallerini dahi havaya vererek akciğer hassasiyetini arttırdıklarından önermiyoruz.
    • Kalorifer / soba üzerine konulacak su dolu bir kap oda nemini gerekli düzeyde tutar.
    • Alerjik yapılı çocuklar için yün (atlet-yorgan-yastık-halı), hayvan tüyleri öksürüğü tetikleyebilir.
    • Ailesinde alerjik bünyeli kişiler olan çocuklarda alerji olma olasılığı yüksektir.