Etiket: Çocuk

  • Bebeklerde gaz ağrısı ( kolik )

    Yaşamın ilk ayında başlayan aşırı ağlamalar KOLİK olarak adlandırılmaktadır. Kolik ağrısı haftada en az 3 gün, en az 3 saat ve 3 haftadan uzun süren ağlamayı içermekte ve bu durum ÜÇLER KURALI olarak bilinmektedir. KOLİK (GAZ) sancısı olan bebekler genellikle sağlıklı ve gelişim problemi olmayan bebeklerdir. Koliğin görülme sıklığı %5-25 olarak saptanmıştır. Genelde 2-4. haftada başlar ve genelde akşam üstleri veya gece ortaya çıkar ve çoğu kez 4-6. ayda sonlanır. . Bebeklerde bacaklarını karnına çekme, yüzünde kızartma, ellerini yumruk yapma, , sırtını geriye atma ve ağrılı bir yüz ifadesi olur. Karın sert, şiştir ve gaz çıkarma olabilir. Ağlama birden ve ani başlar

    Ayırıcı tanıda bazı hastalıklar düşünülmelidir; İdrar yolu hastalığı, inek sütü alerjisi,orta kulak enfeksiyonu, laktoz intoleransı, hırpalanmış bebek sendromu., gastroözefagial reflü hastalığı, koroner arter anomolisi,annenin ilaç kullanımı sayılabilir.

    İnfantil Kolikte suçlanan 3 neden vardır;

    1.Sindirim sistemi ile ilgili olanlar:

    Gaz sancısı olan bebekte ağrılı nöbetler sırasında ayakları karna çekme ve acılı yüz ifadesi olması sindirim sistemi ile ilgili nedenleri gündeme getirmiştir. Kalın barsak gazlarının çoğu bakterilerin diyetteki karbonhidratları kullanması ile ortaya çıkan gazlardır. Ancak tam olmayan laktoz emilimi kalınbarsaktaki gazları artırabilir. Laktaz enzimi eklenmesi veya tam hidrolize mama ile besleme gaz sancısı olan bebeklerde sorunu çözmede maalesef çare olamamıştır. Yine inek sütü alerjisinin kolik nedeni olabileceği de tartışmalıdır, çünkü sindirim sistemi uyarılmasına bağlı kusma ve ishal kolikte görülmez. Ayrıca koliği (gazı ) olan ailelerin çocuklarında alerji öyküsü de diğer çocuklardan farklı değildir. Anne sütünden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile belirtilerin azaldığına dair çalışmalar vardır. İnek sütü bazlı mamalar ile beslenenlerde aminoasit bazlı mamaya geçişin gaz sancısını %40 azalttığı bildirilmiştir.

    Sindirim sistemi hareketlerinde değişiklikler de gaz sancısı nedeni olabileceği tam olarak kanıtlanmamıştır. Bitki çaylarının gaz sancısını azaltması bu tezi desteklemektedir.

    Sindirim sistemindeki hareketlerindeki değişikliklerinin gaz sancısı yaptığı tezi ortya atılmış, fakat bu bebeklerin sindirim sisteminin transit geçiş zamanı diğer bebeklerden farklı olmağı gösterilmiştir.

    Gastrointestinal hormonlardan prostaglandinler düz kas kasılmasını etkiler gaz sancısı sebebi olabilirler, yine motilin isimli sindirim sistemi hormonu doğum anında gaz sancısı gelişen çocuklarda daha yüksek saptanmıştır. Sigaranın bu hormon düzeyini artırıp gaz sancısı yaptığı bilinmektedir. Motilin isimli hormon ince barsak hareketlerini ve mide boşalmasını artırır sonuçta sancı gelişir.

    2.Psikososyal nedenler:

    Bebeğin annesinin ve bakıcısının stresli olması soncu gaz sancısının fazla olduğu söylemi artık geçersizdir. Ancak annenin bebeği kucağa alması, göz ve ten teması ve sese daha çabuk yanıt verme, emzik kullanma, ritmik sallama, aşırı uyarıları azaltma yarar sağlayabilir.

    3.Nörogelişimsel nedenler:

    Gaz sancısı olan bebeğin ağlaması tıpkı diğer bebekler gibi 6. haftada pik yapar, öğleden sonra ve akşam artar. Dördüncü ayda düzelmesi gelişimin bir parçası olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Ancak gaz sancılı bebeklerin ağrı eşikleri ve duyusal algılamaları diğer çocuklardan düşüktür. Nörogelişimsel bir sebepten ağrı oluşturmayan bir etken bile gaz sancısını tetikleyebilir. Yani karında şişlik, fizyolojik reflü ve sindirim sisteminin hareketleri aşırı algılanıyor olabilir. Gündüz aşırı uyarılma gece ağrılara neden olabilmektedir. Bebek büyüdükçe uyanıkken sessizlik dönemi artar parmak emme gibi durumlar ile bu dönem uzar ve sonuçta kolik kendiliğinden düzelmeye başlar.

    Tanı :

    Gaz sancısı olan bebeğin annesi ve babası çocuklarına karşı faydalı olamadıklarını düşünüp ve altta yatan bir organik bir neden olduğunu düşünerek hekime gelirler Eğer çocukta morarma, solunum sıkıntısı(sık veya derin nefes alma), yetersiz kilo alımı, nörolojik belirti var ise organik bir hastalık araştırılmalıdır.

    Tedavi:

    İnek sütü başlanmış olan veya inek sütü içeren bir mamayı alan bebekte gaz sancılarının gelişmiş olması ve beklenenden uzun sürmesi, kusma periyotlarının olması, vücutta döküntünün ve makattan kanamanın olması inek sütünün diyetten çıkartılmasını gerektirir. Anne sütünden de inek sütündeki alerjen proteinler geçeceğinden anne sütünden inek sütü çıkarılmalı yanıt alınamıyor ise tam hidrolize mamalar verilmelidir. Hastanın bu şekilde öyküsü yoksa ailede stres azaltmaya yönelik uygulamalar ön plana çıkar.

    Öneriler:

    1. Anne sütüne devam sağlanmalıdır. Annenin diyetindeki alerjenler süt ürünleri, yumurta, buğday, fındık gibi alerjenler çıkartılmalı gaz yapıcı yiyecekler verilmemelidir. Ailede alerji öyküsü varsa tam hidrolize mamaların verilmesi de tartışmalıdır. Bu gibi durumlarda 7 günlük deneme tedavisi yapılabilir.

    2. Gaz sancısını azaltmak için araba ile gezdirme, çamaşır makinesi, saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi çalıştırma, bebek arabasında gezdirme, emzik kullanımı, kucakta taşıma gezdirme, uyaranı engelleme, masajın kesin yararı gösterilememiştir. Ancak hafifçe sallamak, sık besleme, emzik ve bebeğe çabuk yanıt vermek ve iletişim halinde olmak denenmelidir.

    3. Hastaya verilen ilaçlarıngaz sancısını azaltıcı etkisi plasebo ( ilaç olmayan ilaçmış gibi kullanılan ) ilaçlarla aynıdır. Aile fayda görürse kullanmalıdır. Rezene içeren bitki çayları gaz sancısını azaltabilir ancak normal beslenmeyi olumsuz etkileyebilir bu açıdan risklidir. Nane karanfil, zencefil dere otu, meyan kökü, rezene, kimyon gibi bitkilerin yağlarının karışımı gaz sancılarını azaltabilir.

    Aile yakınlarının rahatlatılması;

    Gaz sancısının verdiği stresin yükün azaltılması empati kurularak sağlanmalı,

    Normal gelişmenin bir parçası olduğu, bir hastalık belirtisi olmadığı, ağlama ne kadar uzun sürerse sürsün çocuğu sarsılmadan, zarar vermeden yine en iyi yardımı çocuğun anne ve babasının kendisinin yapabileceği anlatılmalıdır.

    Ağlama başlama saati, süresi ve kilo alımı ile ilgili günlük tutulmalıdır.

    Gaz sancısı olan bebeğin gelişimi, davranış testleri diğer çocuklardan farklı değildir. Kolik geçince annenin psikolojide düzelir. Ailede sorun oluşuyor ise çocuk istismarına eğilim ( çocuğa zarar verme ) durumu oluşabilir ya da aile içi problemler büyüyebilir. Bu açıdan aileye destek önemli

  • Özel Öğrenme Güçlüğü

    Özel Öğrenme Güçlüğü

    Yaygın adıyla özel öğrenme güçlüğü olarak tanımladığımız öğrenme bozuklukları, bireyin yaş-eğitim-zekâ düzeyi ile bağdaşmayan okul başarısı sorunları ile kendini gösterir. Okuma bozukluğu, matematik bozukluğu ve yazılı anlatım bozukluğu olarak üç alt tipi mevcuttur.
    Öğrenme güçlüğünün bir zekâ problemi olmadığını bilmek gerekir. Bu grupta değerlendirilebilecek çocukların zekâ düzeyi takvim yaşı ile uyumludur ve akranları ile aynı düzeyde akademik eğitime devam etmektedirler. Ne var ki ÖÖG tanısı alması muhtemel çocuklarda akademik hayatın ilk yıllarında (1 veya 2. Sınıfta hatta bazen daha önce) sinyallerini vermeye başlayan öğrenme problemleri bir süre sonra okul başarısını olumsuz etkilemeye başlar.
    Çocuğunuz okuma- yazma becerisini yaşıtlarından daha geç öğreniyor olabilir. Okumada veya yazmada harf/hece atlamaları yapıyor, kelime içerisinde harflerin sıralamaları değişiyor olabilir. Harfleri veya sayıları ters yazıyor, matematik işlemlerini yaparken toplama yerine çıkarma işlemini kullanıyor olabilir. Çarpım tablosunu veya saati öğrenirken zorlanabilir. Haftanın günlerini, ayları veya mevsimleri sıra ile söylemekte güçlük çekebilir. Sağını solunu, yönlerini karıştırabilir; zamanı veya eşyalarını organize etmekte zorluk yaşayabilirler.
    Unutmayalım ki hiçbir şey yapmadan beklemek ÖÖG’nü çözecek bir yaklaşım değildir. Bu durum kendiliğinden geçmez. Sadece okul eğitimi ya da ilave ders aldırmak da soruna tam anlamıyla çözüm getirmez, üstelik yıllar ilerledikçe çocuğun okuldaki başarısı düşebilir, öğrenmeye karşı isteksiz olabilir, özel durumundan dolayı arkadaşları arasında uyum problemleri yaşayabilir.
    Öğrenme bozukluğu tanısı; çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı ve çocuk psikoloğu işbirliğiyle yapılan muayene ve testler sonucunda konur. Eğer çocuğunuzda bu tür bir öğrenme problemi olduğunu düşünüyorsanız yapmanız gereken bir danışmanlık merkezinden yardım almaktır. Çocuğunuz öğrenme becerileri yönünden değerlendirilecek ve desteklenmesi gereken alanlar belirlenerek bir öğrenme programı oluşturulacaktır. Okuldaki öğrenme programından farklı olarak danışmanlık merkezinde; dikkat becerileri, öğrenme süreçlerinin farkına varma, hatalarının kontrolünü yapabilme ve üstesinden gelebilme ayrıca sosyal uyum becerileri konularında destek verilecektir.
    Ebeveynlerin çocuklarına uygun şekilde yaklaşabilmeleri ve onların başarılarına destek olabilmeleri için en kısa zamanda doğru tanıya ulaşmaları ve eğitim süreçlerinden faydalanmaları gerekir. Uygun koşullar sağlandığında öğrenme bozukluğu yaşayan çocukların da yetenekleri geliştirilebilir.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Her çocuk zaman zaman stres ve benzeri faktörlere bağlı olarak hiperaktif özellikler gösterebilmektedir; ancak gerçek hiperaktivitede çocuk bu özellikleri zaman zaman değil daima gösterir. Bir çocuğun gerçekten hiperaktif olduğunu söyleyebilmek için problem olarak kabul edilen davranışların geçmişi ve sebepleri iyice araştırılmalı, başlangıç yaşı ve devam etme süresi göz önünde bulundurulmalıdır. Gerçek hiperaktivitede belirtiler 7 yaşından önce ortaya çıkmıştır ve en az 6 aydır devam etmektedir. Ayrıca bu belirtilerin en az iki ayrı ortamda ( örneğin hem ev hem de okul ortamında) gözlemleniyor olması ve bireyin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olması gerekir.
    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, ataklık ve dikkat süresinin kısalığı ile kendini gösteren kalıcı bir psikiyatrik bozukluktur. Beraberinde değişik ölçüde öğrenme güçlükleri ve özel öğrenme bozukluklarını da içerebilir.
    Toplumda yaygın olarak çok zeki olan çocukların hiperaktif olduklarına inanılır. Oysa bu doğru değildir. Aksine hiperaktif çocukların çoğu normal zekâya sahiptirler. Ayrıca zekâ sorunu olan ve DEHB’nun eşlik ettiği çocuklar da vardır.
    DEHB, okul öncesi ve okul çağı çocuklarında ortalama görülme sıklığı % 3-5’dir. Ülkemizde kentsel kesimde ilkokul çocuklarına yönelik bir yaygınlık çalışmasında sıklık oranının % 6,5 olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerde görülme sıklığı kızlara oranla 4-9 kat daha fazladır.
    Belirtiler; dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik başlıkları halinde gruplandırılmıştır. Çünkü DEHB gösteren çocukların bazıları sadece dikkatsizlik belirtilerini, bazıları sadece hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini, bazıları ise hem dikkatsizlik hem de hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini bir arada gösterebilmektedir.
    DEHB başlıca 3 grupta toplanabilir.

    1.Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip:

    Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre daha az olması durumudur. Dikkat süresi ve yoğunluğu her yaşta farklıdır. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi, 12 yaşındaki bir çocuk için kısadır. Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir.
    Bu sorunu taşıyan kişiler belirli bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Okul dönemindeki çocuklarda derse odaklanamama, ders araç gereçlerini sıklıkla kaybetme, üzerine aldığı görevleri bitirememe, öğretmeni dinlememe, ödev veya sınavlarda sık hata yapma ön plandadır. Okumaya ilgili değildir. Okurken ve yazarken hatalar yapabilir.
    Uyarana ve çevreye ait bazı faktörler de dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında on dakikadan fazla oturamayan bir çocuk, bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir televizyon programını uzun süre izleyebilir. Bu, onda dikkat eksikliği olmadığını göstermez. Dikkat eksikliği olan bir birey için, dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ortamlarda daha da zordur. Bununla birlikte birebir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken konularda daha uzun süre odaklanabilir.

    2.Hiperaktivite-İmpulsivitenin ön planda olduğu tip:

    Aşırı hareketlilik (hiperaktivite); bireyin, yaşından ve gelişim düzeyinden beklenmeyecek düzeyde hareketli olmasıdır.
    Dürtüsellik (impulsivite); genel olarak bireyin kendisini kontrol edebilmesinde bir sorun olmasıdır. Bu tür bireyler yapacakları şeyin sonucunu düşünmezler, akıllarına geleni hemen yaparlar ya da hemen söylerler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, sıra bekleyememe gibi özellikleri olan kişilerde bu sorunun olduğu düşünülür.
    Hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu bireyler genellikle çok konuşur, sanki bir motor tarafından sürülüyormuş gibi hareketlidir, elleri ayakları kıpır kıpırdır veya oturduğu yerde kıpırdanıp durur. Küçük çocuklar sürekli koşuşturur veya tırmanır, okulda oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar. Sakin bir biçimde oyun oynama ya da boş zaman geçirme zorluğu yaşarlar. Sıra beklemekte güçlük çekerler, başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer, sorulan soruların cevabını soru tamamlanmadan yapıştırlar.

    3.Birleşik tip:

    Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik- dürtüsellik belirtileri aynı anda yoğun olarak görülür. En sık görülen tip birleşik tiptir.

    TANI ve TEDAVİSİ

    Tanının konulabilmesi için yapılan ekip çalışmasıyla bir psikolog veya psikolojik danışman tarafından çocuğa; gelişim düzeyini, mental becerisini ve davranış problemlerini değerlendirmek üzere testler uygulanır. Ailenin ve öğretmenin gözlemleri, daha önceden yapılandırılmış formlar aracığıyla tespit edilir. Bir çocuk psikiyatrisi veya nöroloğu tarafından muayene ve gerekli tetkikler yapılır. Tüm verilerin bir araya getirilip değerlendirilmesi ile tanıya gidilir.
    DEHB belirtileri 3 yaş civarında dikkati çekmekle beraber genellikle ilkokula başlamayla birlikte daha da belirginleşmektedir. Bu belirtileri gösteren çocuklar 3-6 yaş döneminde yerinde duramayan, kendini tehlikeden sakınmayan, yaşıtlarına karşı kaba kuvvet kullanan, sık sık başkalarının konuşmalarını kesip araya giren, yaramaz ve şımarık bir görünüm sergileyen özelliktedirler. Aile bu durumu genellikle çok ciddiye almaz ve büyüyünce geçer şeklinde bir tavır takınır. Ancak çocuk büyüyüp ilkokul çağına geldiğinde okuldaki uyum sorunları başlar ve öğretmenin de belirtileri tespitiyle durumun ciddiyeti anlaşılır. Zekâ düzeyinde bir sorun yoksa ve ek bir öğrenme problemi eşlik etmiyorsa 1. ve 2. sınıfta problemin ders başarısına etkisi fazla hissedilmeyebilir. Ancak 3. sınıftan itibaren derslerin yoğunlaşmasıyla okul performansı da düşmeye başlar.

    Psikolog ve doktorun bulgularının sonucuna göre problemin boyutları belirlenir. Çocuğun davranış sorunlarına yönelik terapi, anne- baba eğitimi, öğretmen eğitimi, sınıfta uygun ortamın düzenlenmesi ve ilaç tedavisi gibi gerekli eğitim ve tedavi yöntemleri başlatılır.
    Bu sorunla başa çıkabilmek için ailenin doktor ve terapist ile devamlı işbirliği içinde olması büyük önem taşımaktadır. En etkin tedavi, davranış ve eğitim alanındaki tedavi yöntemleri ile ilaç tedavisinin eşzamanlı sürdürülmesidir.

  • Çocukluk çağının kabusu : ateş

    Ateş;vücut ısısının 38 C nin üzerinde olması durumudur. 2 yaş sonrası kulaktan,2 yaş öncesi ise kol altı( dış kulak yolunun yapısı tam olarak uygun olmadığı için ) ölçümü tercih edilir.39 C üzeri yüksek ateş,40 C üzeri ise çok yüksek ateş olarak tanımlanır)

    Çocuk hekimine başvuran hastaların üçte birinde ateş yakınması vardır. Ateşli hastalıkların çoğunluğu enfeksiyonlara, bunların da büyük kısmı virüs denilen mikroplara bağlıdır. Çocuklardaki enfeksiyonların çoğu viral üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları şeklinde ortaya çıkar.( Grip, soğuk algınlığı, bronşiyolit, kulak iltihabı, zatürre ve krup gibi ) Çocuklarda ateşin en sık rastlanan diğer bir nedeni yine virüslere bağlı ishallerdir. Kızamık, kızamıkçık ve suçiçeği ,5. ve 6. hastalıklar gibi döküntülü viral enfeksiyonlar da ateşin kaynağı olabilir.

    Virüslerden daha az olmak üzere ateş yapan efeksiyonlar ;bakteri kökenli olabilir(özellikle Beta mikrobu olarak bilinen Streptococlar, daha çok deride enfeksiyon yapan stafilococlar gibi )Tedavide antibiyotiği gerektiren işte bu grup enfeksiyonlardır.Genellikle üst solunum yolu,kulak,akciger ,idrar yolu,barsaklar ve nadiren beyin-beyin zarlarını ilgilendirebilir. Difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve menenjit gibi aşı ile önlenebilen bakterileri de unutmamak gerekir.

    Bağışıklık sistemi vücuda giren her mikrobu tanıyıp sınırlamaya çalışır. Daha sonra aynı mikropla karşılaşmalar için belleğine o mikrobun özelliklerini yerleştirir. Bu nedenle enfeksiyon hastalıkları en çok bebek ve çocuklarda görülür. Mikroplarla ilk karşılaşmada ona karşı sınırlandırma (iltihap) reaksiyonu geliştirirken, sonraki karşılaşmalarda çoğunlukla vücutta hiçbir belirti olmaksızın mikrobu uzaklaştırır. Erişkinler de çocuklar gibi aynı mikroplara maruz kaldıkları halde, daha önceden bağışık oldukları için hastalık tablosu gelişmez.

    Ateşi olan çocuklarda anne ve babaların korkusu havale geçirme olasılığıdır. Bu korku nedeniyle gerek aileler gerekse hekimler ateşin düşürülmesi için gereğinden çok fazla bir çaba içine girerler.Çok sık,yüksek dozlarda ve birden fazla ateş düşürücü ilaç kullanımı söz konusu olur.Yanısıra soğuk duş,alkollü-sirkeli kompresler uygulanır.Oysa son tıbbi çalışmalar ‘ateş fobisi’ni gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.

    · Ateş düşürmek havale nöbetlerini engellemez.

    · Vücut ısısı hastalık nedeniyle 41-42oC’yi aşamaz. Beyinde hasara yol açabilen ısı derecesi bu sıcaklığın üzerindeki derecelerdir.

    · Menenjit, epilepsi veya daha önceden bilinen bir beyin hastalığı yoksa,ailede havale hikayesi bulunmuyorsa ateşin tetikleyeceği havale nöbeti genellikle zararsızdır ,hasar bırakma olasılığı çok düşüktür.

    · Çocuklarda ateşi düşürmenin amacı ateşin sebep olduğu huzursuzluk, ağrı, uykusuzluk gibi fiziksel rahatsızlıkları hafifletmektir.
    Ateş sırasında paracetamol ve ibuprofen içerikli ateş düşürücü ilaçların ardışık kullanımı konusunda kanıta dayalı hiçbir veri bulunmamaktadır.Ailelerin neredeyse 2-3 saat ara ile bu ilaçları vermeleri belki ateşi düşürür ama mide-karaciğer-böbrek üzerine ciddi yan etkileri unutmamak gerekir.Tek doz ateş düşürücü ilaç ile böbrek yetmezliği,mide kanaması,kanda pıhtılaşma hücrelerinde ani azalma(trombositopeni) gibi çok hayati komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir.Aynı zamanda ateş direkt kendisi mikrobu sınırlar(çoğu mikrop için ideal ısı 36-37 C arasıdır),vücudun bağışıklığını uyarır(mikrobu öldüren faktör ve hücrelerin yapımı ve salınımını tetikler).

    Genel durumu iyi olan,koşup oynayan,beslenebilen,ateşi 38.5 C nin altında olan çocukları takip etmek ,ince giydirmek-ılık duş aldırmak ve gerekirse 6 saatten sık olmamak üzere sadece paracetamol vermek ebeveynin yapacağı en akılcı yaklaşımdır.Ateşin kaynağını tespit için Çocuk Hekimi’ne başvurulmalıdır ve hekim teşhisi ile bakteri enfeksiyonu kesinleşmeden antibiyotik verilmemelidir.

  • Öksürük!

    • Çocuklukta en sık rastlanan hastalık belirtisidir,

    • Aslında boğaz ve göğüsteki solunum yollarını temizlemeye yarayan bir reflekstir,

    • Her ne kadar anne babalar için çocuklarının öksürüğünü duymak, özellikle gece uykuyu bölen öksürüklerle uyanmak üzücü olsa da, öksürük vücudun normal bir savunma mekanizmasıdır.

    Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır

    Öksürük değişik hastalıklarda değişik özellikler gösterebilir

    Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir

    Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamayabilir

    Öksürük çocukta hangi nedenlerle ortaya çıkabilir?

    Genellikle öksürüğün sebebi üst solunum yollarının virüs veya bakterilere bağlı enfeksiyonudur :

    Nezle, krup, sinüzit, tonsillit, farenjit

    Nezlede öksürük

    -Nezleyle birlikte olan öksürük ıslak veya kuru özellik gösterebilir ve bir hafta kadar sürebilir.

    – Burundan akmak yerine boğaz gerisine doğru akan mukuslu salgı boğazı tahriş ederek öksürüğü başlatır

    – Öksürük nezlede genellikle en son kaybolan belirtidir.

    Sinüzit ve öksürük

    – Öksürükle birlikte sarı, yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür

    – Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken (mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.

    – Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır.

    Krup ve öksürük

    – Krupta öksürük tipik havlar tarzdadır

    – Ses boğuklaşmıştır

    – Ateş olabilir veya olmayabilir

    Alt solunum yolu hastalıkları ve Öksürük

    – Boğmacada da öksürük tipiktir.(kentöz)

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya pnemonide ortaya çıkar

    Astım-Bronşit veya Zatüre ile Öksürük

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar

    – Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pozisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.

    -Beslenmek.ağlamak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir

    – 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları çok yumuşak ve dardır. Bazı virüsler bronşiollerin zarar görmesine sebep olurlar

    – Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksinim duyarlar

    Astım ve Öksürük

    – Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir

    – Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur

    – Muayenede doktor tarafından dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur

    Solunum yollarına yabancı cisim kaçması

    – Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir

    Eviçi ortam ve Öksürük

    Ev içi ortam da öksürüğe yol açabilir; eğer evden çıktıktan birkaç saat sonra belirtiler hafifliyor ve yeniden eve dönüldüğünde başlıyorsa evin içindeki havada tahriş edici maddeler bulunduğundan kuşkulanmak gerekir.

    – Evde yakıtlardan çıkan gazlar:

    Doğalgaz, gaz yağı, odun, kömür, tüp gaz gibi evlerde bulunan yakıtların kullanımı sonucunda yeterli havalandırma sağlanmadığında havayı kirleten gazlar oluşur.

    – Sigara dumanı: Sigara, pipo ve puronun dumanı akciğerlere zarar verebilir.

    – Evdeki kimyasal maddeler: Klorlu çamaşır suları, amonyak gibi uçucu maddeler içeren temizlik solüsyonlarından, çözücü solüsyonlardan ve boya kutularından zehirli gazlar çıkabilir.
    Ev tozu akarları ve nem(Rutubetin yanısıra evde yemek pişirmek ve çamaşır kurutmaktan kaynaklı)

    Dekorasyon: Yeni döşenen halılar ve yeni boyanan duvarlardan tahriş edici gazlar çıkabilir veya eski halı ve yer döşemelerinin veya duvar kağıtlarının altıda bulunan ev mantarları etkili olabilir.

    ÖNERİLER

    – Öncelikle evde kesinlikle sigara içilmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrattığı gibi mukus salınımını da arttırır.

    – İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğa bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır.

    – Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir.(bazı hastalarda!)

    Şu durumlarda çocuğun acil müdahaleye ihtiyacı olabilir!!!!!!!

    – Çocukta şiddetli solunum zorluğu varsa (soluk alıp vermek için mücadele veriyorsa, solunum zorluğu nedeniyle konuşamıyorsa ya da ağlayamıyorsa veya her nefes alıp verişinde hırıltı meydana geliyorsa)

    – Çocuk öksürük nöbetleriyle bayıldıysa
    – Öksürmediği zamanlarda dudaklarında morarmavarsa

    – Çocuk öksürmediği zaman solunum güçlüğü mevcutsa (1 yaşından büyük çocuklarda)
    – 3 aydan küçük ve ateş 38°C’nin üzerindeyse
    – Herhangi bir yaşta 40°C’den yüksek ateş varsa
    – Çocuğun şiddetli göğüs ağrısı varsa, tükrük veya balgamı kanlı ise

  • Çocuklarda tuvalet eğitimi !

    Çocuklarda tuvalet eğitimine başlamak için belirlenmiş kesin bir yaş yoktur. Tuvalet eğitimi bağırsak ve mesane kontrolü gereken sosyal beceridir ve bu nedenle doğru zaman çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimine bağlıdır. 1.5-2 yaşını tamamlamış çocukların çoğunluğu tuvalet eğitimi için hazırdırlar.Bazen süreç 3-4 yaş sonuna kadar gecikebilir. Çocuğun istekli olması, direnç göstermemesi veya korkmaması önemlidir. Eğer çocuk aşırı direnç gösterirse bir süre daha beklemek gerekir.Tuvalet eğitimine hazır çocuk aslında kendinin ve vücugunun farkında olan çocuktur.

    Tuvalet eğitimi, diğer eğitimlerden farklı bir şartlanma sistemidir. Bu eğitimle çocuk bedeninin kontrolünü beyni vasıtasıyla gerçekleştirecektir. Bu nedenle, zihinsel olgunluk da bedensel olgunluk kadar önemlidir.
    Tuvalet eğitimine başlamaya karar vermek eğitimin kendisi kadar önemlidir. Bir kez başlanmalı ve yap boz tahtası gibi bırakılıp tekrar başa dönülmemelidir. Eğitim sırasında karşılaşılan sorunların asıl kaynağı ebeveynlerin yanlış tutumlarıdır ,eğitime gece ve gündüz temiz kalmak amacıyla tek bir aşamada geçilmelidir.Gece kalkmamak için bazı ebeveynler bez bağlamayı tercih eder ve bu durum çocuğun kafasını karıştırır.

    Çocuğun Tuvalet Eğitimine Hazır Olduğunu Gösteren Belirtiler:

    · 2 saatten uzun süre bezini ıslatmıyor ve gündüz uykularından kuru kalkıyorsa,

    · Çocuğunuz altını kirlettiğinde rahatsız oluyorsa ve bezinin değiştirilmesini istiyorsa,

    · Bağırsak hareketleri düzenli ve önceden tahmin edilebiliyorsa,

    · basit emirleri yerine getirebiliyorsa,

    · banyoya gidip gelebiliyorsa ve giysisini asmaya yardım edebiliyorsa,

    · bezini çekip çıkarmak istiyorsa

    · Belli sürelerle ve sıkılmadan oturabiliyorsa

    · Tuvalet ihtiyacı duyduğunda bunu mimikleriyle, duruşuyla veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa, çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı düşünülebilir.

    Kardeşinin doğması,ev içinde ciddi hastalık veya ölüm,taşınma ,kreşe başlama,bakıcı değişikliği gibi durumlarda eğitim gecikebilir,endişelenmemek gerekir.

    Tuvalet eğitimine çocuk için özel bir oturak alarak başlanır.Ayakları yere bastığından kendini güvende hisseder.Belki oturağını ve klozet adaptörünü kendisinin seçmesi eğitime katkı sağlar. Onun beğendiği renk ve model eğitime uyumu artırır. Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkıp cinsiyetine göre seveceği renkli, desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından onun için teşvik edici olacaktır.

    Çocuklar genelde taklidi sever.Bu yüzden anneler kız çocuklarına, babalar da erkek çocuklarına tuvaleti nasıl kullanacağını göstermelidir. Çocuklar bu yöntemleri ağabeyleri veya ablalarından da öğrenebilir.

    Çocuğun kendi alışkanlıkları oturana kadar sabah uyandığında,yemeklerden 20-30 dakika sonra,yatmadan hemen önce ve yattıktan 1,5-2 saat sonra tuvalete oturtmalıdır.İdrar ve kakasının geldiğini haber verdiğinde ve tuvalete yaptığında ödüllendirme çocuğun motivasyonunu artırır. Bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında bu eğlenceli bir tören haline getirtilmelidir.Yakın aile bireyleriyle olay paylaşılmalı,çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa artık abi/abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını, aynı annesi/babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir.

    Bazı çocuklar atıklarının vücutlarının bir parçası olduğuna inanırlar, dışkılarının tuvaletten akıp gitmesi onları korkutur ve bu durumu anlayamazlar. Bazı çocuklar ise tuvalete otururken sifon çekilince tuvaletin onları yutacağından korkarlar.Bu durum sakince ve uygun dille anlatılır,tuvalet kağıdıyla kakası iyice kapatılır,sifon çekmek çocuğa bırakılır.

    Gece kontrolü gündüze göre daha geç olabilir bu tamamen normal bir süreçtir. Dikkatli aileler, çocuk uyumakta iken tuvalet ihtiyacının olup olmadığını iyi bir gözlemle fark edebilirler.Böyle bir durum söz konusu olduğunda uyuyan çocuk huzursuzlaşır, çok sık kıpırdar, yatakta döner.Bu tarz bedensel ifadeler önemli ip uçlarıdır ve tuvalete kaldırmak için uygun anlardır. Tuvalet eğitimi gerçekten sabır ve emek isteyen bir iştir. asla kızmamak,işi aceleye getirmemek,çocuğu kınamamak konusunda olabildiğince dikkatli davranmak gerekir.Unutulmamalıdır ki çocuk ilk ciddi eğitimini tuvalet eğitimi olarak almaktadır ve hemen hemen bedeninin bütün işlevleri işin içindedir.Dikkatini toplamak,vücudundan gelen sinyalleri önce anlamlandırmak sonra da değerlendirmek,bu sinyallere göre tepki vermek ve ebeveynlerden yardım istemek gibi çok karmaşık bir işlemler zincirini öğrenecektir.Hem zihinsel hem de bedensel olarak bir kontrol sağlama mekanizmasını oturtmaya çalışmak göründüğü kadar kolay değildir.O nedenle altını ıslattı diye çocuğunuza kızıp bağırmadan önce bu karmaşık sistemi bir kez daha düşünmelisiniz.Unutmamalısınız ki bu alışkanlığı kazanırken kuru kaldığı her an aslında ödüllendirilmesi gereken bir zaferdir.

    Çocuk tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra ve her şey normal giderken geri dönüşler yaşanabilir.Bu durumda ortamdaki stres faktörleri gözden geçirilmeli ve sorunun nerden
    kaynaklandığı doğru saptanmalıdır. Bazen, ortada hiçbir neden yokken olabilen bu geri dönüşler çocuğun ilgi çekme ihtiyacından veya anneye daha yakın olma isteğinden kaynaklanabilir .Çocuk bu ilgi eksikliğini fark ettiği zaman tekrar bebek gibi davranarak kaybolan ilgiyi üzerinde toplamak ister.Bu geri dönüşler sırasında,yine sabırlı, kararlı ve ilgili olunmalıdır.Çocuk bu yolla hala sevildiğini ve değer verildiğini bilmek ister.Biraz daha ilgi,birlikte yapılan küçük oyunlar onu rahatlatacak ve bu dönemler çok fazla sorunla karşılaşılmadan atlatılacaktır.

    Ancak, bazen gerçekten de fiziksel nedenlerden kaynaklanan alt ıslatmalar görülebilir.Sindirim ve boşaltım sistemlerinden kaynaklanan pek çok sorun bu dönemlerde anlaşılamadığında ilerde ciddi problemler olarak ortaya çıkabilir

    Tuvalet eğitimi sırasında ihmal edilmemesi gereken bir diğer konu bu eğitimle beraber temizlik alışkanlığını da kazandırmaktır.Aynı şekilde tuvaleti kullanmayı öğretmek de bu eğitimle beraber kazandırılacak bir alışkanlıktır.Tuvalet kağıdını kullanmayı öğretmek,sifonu çekmeyi göstermek,ellerini yıkamasını sağlamak gibi

    Unutmayalım,eğer bir sağlık sorunu söz konusu değilse sabırlı, ilgili ve sevecen bir yaklaşımla tüm sorunlar halledilebilir.

  • Çocuk psikoloğu – terapisti kimdir ? Nasıl calışır ?

    Çocuk psikoloğu – terapisti kimdir ? Nasıl calışır ?

    Ebeveynler çoğu zaman kime danışacakları ve ne zaman danışmanın uygun olduğu ile ilgili endişe yaşarlar. Terapi nedir veya çocuklarının ne şekilde etkilenecekleri ile ilgili sorular ile gelirler. Bu sorular, « Çocuk psikolojisi » ve genel anlamda « ruh sağlığı » alanlarınınülkemizde henüz yeni oluşundan ve bircok sorunun cevapsız kalıyor olmasından kaynaklanır. Peki o halde psikoloğa ne zaman danışılır?
    Bazı durumlarda semptom kendini daha açık bir şekilde ifade eder ; örneğin alt ıslatma, ileri yasta parmak emme, uykusuzluk, ağlama. Ancak, huzursuzluğun kendini daha örtük bir şekilde ifade ettiği durumlar da vardır. Aile burada değerli bir gözlemci rolünü oynar çünkü çocuktaki farklılığı tespit edecek olan anne ve baba olacaktır. Çocuklarında, genel günlük yaşantısından farklı olarak bir içe kapanma, huzursuzluk veya kızgınlık, öfke gördükleri taktirde ve bu durumun tekrarlandığını düşündükleri durumlarda bir uzmana danışılması uygundur.
    Bazen davranışlarda, bazen duygularda bazen de her iki alanda bir değişiklik görülebilir. Bu, çocuğun, çoğu zaman kendisinin de farkında olmadığı bir durumla ilgili ifade etmekte güçlük çekiyor olduğu anlamına gelebilir. Peki bu durumda psikolog ne yapabilir ?
    Çocuklarla calışmanın birçok farklı yolu vardır, bunlardan biri, oyun terapisidir. Bu yöntem çocuğun kendini oyun kahramanlari aracılığı ile ifade etmesine olanak tanır. Başka bir deyişle, çocuk, iç dünyasını farklı insancıklar veya hayvancıkların ağzından anlatarak biraz durumdan uzaklaşabilir. Bazen, rahatsız eden bir durumu olduğu gibi anlatmak zordur ve yetişkinler bile bunu gerçekleştirmek için başka yollar ararlar. Oyun oynayarak anlatmak her zaman daha rahatlatıcıdır. Bir oyun kahramanının başına gelenlerin ardında çocuğun kendisiyle ilgili durumlar gizlidir. O gizlenenleri duymak ise terapistin, psikologun izlediği yola ve kulağına bağlıdır. Seanslar ilerledikçe ve güven ilişkisi kuruldukça oyun ve gerçek hayat arasındaki bağları kurmak psikoloğun en önemli işidir.
    Çocuklar kendilerini oyun aracılığı ile ve dolayısı ile dolaylı bir şekilde anlattıkça rahatlarlar. Bazı duygularla karşılaşırlar, kendilerine ait olduklarının farkına varınca şaşırırlar ve zamanla onları daha açık bir şekilde anlamaya başlarlar. Oyun terapisi duyguların daha rahat bir şekilde yaşanmasına yardımcı olur.
    Oyun terapisine başlamadan önce, aile ve çocuk ile birlikte bir ilk göruşme yapılır. Çocukla gerçekleştirilecek haftada bir seansların dışında ise, ebeveynler ve çocuk ile birlikte ayda bir göruşülür, karşılıklı olarak ve “gizlilik ilkesi” göz önünde bulundurularak paylaşımda bulunulur.

  • Okul çağı çocuğunun beslenmesi

    İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı ve çocuğun çevresi ile iletişiminin arttığı bir dönemdir. Bu çağda eğitim ile konulan kurallar çocuğun ruhsal gelişimini etkilerken, sağlıklı büyüme de beslenme ile desteklenmelidir

    Yine ilkokul çağı (6-12 yaş ) hızlı büyüme ve gelişmenin başladığı dönemdir. Dolayısı ile çocuğun beslenmesini aile ve okul yönetimi birlikte yönlendirilmelidir. Okul çağında yeme alışkanlıkları ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından etkilenmektedir. Okulda beslenme konusunda kontrolsüz olan çocuk yine anne ve baba çalışıyorsa eve geldiğinde kendi kendine yiyecek hazırlama ile karşı karşıya kalırsa yanlış beslenme alışkanlıkları edinebilir. Bu sebeplerden ilkokul çağı çocuğunun yanlış beslenmesi veya doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Bunlar sağlanamaz ise büyümede yavaşlama görülür. Okul çocuğunun büyüme ve beslenmesinin izlenmesi çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde okul çağı çocuğunun beslenmesi bilimsel kurallar içinde olmaktadır. Ancak bu uygulamalarda da güçlükler vardır.

    Gelişmiş ülkelerin ölüm sebepleri inde ilk beş sırayı;
    • Koroner kalp hastalıkları
    • Bazı kanser tipleri
    • Serebrovasküler hastalıklar
    • Diabetes mellitus
    • Ateroskleroz

    Gibi diyetin önemli rol oynadığı hastalıkların olması ve bu hastalıkların çocuğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıkları ile ilişkili olduğu bunları önlemeye yönelik önlemlerin bu çağlarda alınası gerekliliğini ortaya koymuştur.

    Erişkinler için hazırlanan bir beslenme modelinin çocuklara uygulanması yeterli büyümeyi ve gelişmeyi engelliyebileceğinden dikkatli uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Okul çocuğunun nutrüsyonel durumunun iyileştirilmesinde beslenme önerileri tabloda açıklanmıştır.

    OKUL ÇOCUĞUNDA BESLENME DURUMUNUN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN ÖNERİLER;

    • Beslenme durumunun yeterliliğini öğrenmek için boy uzaması izlenmelidir
    • Beslenme ve yeme alışkanlıkları için anne ve baba çocuğa yol GÖSTERİCİ rehBER olmalıdırlar
    • Çocuğun beslenmesinde diyetinin yeterli olduğunun uzman kişi tarafından takibi gereklidir
    • Beslenme, spor ve fiziki aktivite çocuğun normal gelişimini destekleyecek şekilde olmalıdır
    • Çocuğun kilosu fazla ise egzersizi artırma ve enerji alımını azaltma yolu için aile-çocuk teşvik edilmelidir
    • Beslenme ile ilgili diş çürükleri gelişimi riski en aza indirilmelidir.
    • Çocuğun gıda seçiminde güvenilir besin kaynakları ve güvenilir olmayan reklam amaçlı besinler arasında çocuk ve ergenin seçim yapmasına yardımcı olunmalıdır.
    • Diyetin yağ, kolesterol, şeker, tuz içeriği açısından kısıtlanması sağlanmalıdır.
    • Çocuğun lifli gıdaları seçimine yardımcı olunmalıdır ( yaş+5 gr veya vücudun her kilogramı için 0.5 gr lif verilmelidir).
    • Uygun besin seçenekleri ile demir takviyesi sağlanmalıdır.

    Çocuklarda dengeli ve yeterli beslenmeyi belirleyen temel ilkeler vardır. Bunlar;

    1. Enerji Gereksinimi: Çocuklarda yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına, yüzey alanına, fiziksel aktiviteye, ergenliğe göre enerji gereksimini karşılamak için formüller geliştirilmiş. Ancak her çocuğun enerji gereksiniminin farklı olması sebebi ile bunu belirlemek zordur. Pratik olarak çocukta enerji alımı tüketimine eşit olmalı ve normal büyüme ve gelişmeyi sağlayacak düzeyde olmalıdır. Enerji üretiminin tam olarak karşılandığının tam olarak anlamak için çocuğun büyümesi takip edilmelidir. Uygun kalori alan çocuk kendi gelişim kanalında ilerler. Çocukta şişmanlama eğilimi varsa enerji alımı azaltılıp enerji tüketimini hızlandırmaya teşvik edilmelidir.

    2. Protein Gereksinimi: 4 yaş ile erişkinlik dönemi arasında total vücut ağırlığının %18-19 unu proteinler oluşturur. Alınan proteinin yapısı, enerjinin ve diğer besinlerin yeterli alınması ve organizmanın beslenme durumudur.

    Okul çocuğu önerilen enerji, protein, vitamin ve mineral desteğini doğal yollardan sağlamalıdır. Vitamin tabletleri ve şurupları tercih edilmemelidir. Bu esaslar çerçevesinde okul çağı çocuğunun beslenmesinde dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıda yazılı şekilde özetlenebilir.

    Kompleks karbonhidratların (tahıllar ve bitkisel ürünlerin) alımı artırılmalıdır. Çünkü tahıl ve bitkisel kaynaklı ürünler hayvansal kaynaklı enerjinin yerini alırlar bu şekilde yağ alımını azaltırlar. Bu şeklide beslenme ile doymuş yağ ve kolesterolün alımı azalır, bu sırada alınan proteinin tipi de değişeceği için dikkatli olmalıyız. Çünkü bitkisel kaynaklı proteinler hayvansal olanlardan daha düşük kaliteli protein içerirler. Sonuç olarak enerji dengeli düzelenmiş et, sebze, süt ve süt ürünlerini içeren diyet ile protein ihtiyacı karşılanmalıdır. Kompleks karbonhidrat alım artar ve yağ oranı azalır.

    Okul çağında rafine şekerlerin azaltılması gerekir: Bu tip şekerler günlük yaşantımızda tatlılar, pastalar ve birçok içecekte katkı maddesi olarak bulunmakta yine bir çok çocuk yiyeceğinde de bulunmaktadır. Bu yiyeceklerin çocuğun diyetinden tam olarak çıkartılması olanaksız görülmektedir. Tam olarak bu yiyecekler çıkartılması ise düşük kalori alımı büyüme geriliğine sebep olabilir.

    Total yağ miktarı enerjinin %30' unu oluşturacak şekilde azaltılmalı, doymuş yağlar ve kolesterol alımı azaltılmalıdır. Bunlar poliansatüre ve monoansatüre yağlar ile değiştirilmelidir. Kırmızı etin azaltılarak yerine beyaz et olarak adlandırılan hindi, tavuk ve balıketinin tüketilmesi bunu sağlar. Yağı azaltılmış ve süt ürünlerinin kullanılması yerine tereyağı, yumurta ve kolesterollü besinleri azaltılması önerilebilir.

    Yağlar enerjinin büyük bölümünü sağlarlar, özellikle fazla enerji gereksinimi olan fiziksel olarak aktif çocuklar için 3000 kalori enerji gereksinimi olan çocuk için bu yağları alımının azaltılması büyük kalori açığına sebep olur ve yine hayvansal ürünlerin azaltılması çinko ve demir gibi esansiyel mineralleri az alımına neden olabilir.

    OKUL ÇAĞINDA AŞAĞIDA BELİRTECEĞİMİZ YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARI OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR.

    Yazının başında da belirttiğimiz gibi; İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı dönemdir. Bu çağ özellikle büyük şehirlerde; Çocuğun okuldan dönüşü, okulda çocuğun ne şekilde beslenmesi gerektiği ve eve gelmiş bir çocuğun anne veya aile bireyini bekleme durumu da göz önüne alındığında beslenmenin önemi bir kat daha artmış gözükmektedir.

    Çocuğun beslenmesi bu dönemde okulda ve evde olmak üzere iki şekilde incelenmelidir. Okul ve aile iş birliği yapmalıdır. Bu dönem ergenlik öncesi dönem olduğu için bu dönemin duraklama olmadan atlatılması zorunludur. Bir çocuk bu dönemde ne kadar iyi beslenirse o kadar iyi bir şekilde ergenlik dönemine girecektir.

    Genel olarak okulda ve okul dışında tek başına bırakılan bir çocukta yanlış beslenme alışkanlıkları sıkça görülmektedir. Bu beslenme bozukluğu sonucunda; Anemi, kemiklerde zayıflık-raşitizm, düşük kalorili gıdaların alımı,obesite, ateroskleroz, eksik beslenme, diş çürükleri, fast-foodların yaşantımıza girişiyle de gastroözefagial reflü hastalığı ve inflamatuvar barsak hastalıkları gibi sorular olabilmektedir.

    A.Okuldaki Beslenme Sorunları;

    Bir çok ilkokulda öğrenciler okula sabah gelip akşamda evlerine dönmektedirler. En azından bir öğünün okullarda yenildiği okullarda yemek tabldot olarak yemek veriliyorsa, çocuğa verilen yiyeceklerin uygunluğu kontrol edilmeli ve çocuğun seçeceği yiyecekler varsa çocuğun uygun yiyeceği seçmesi konusunda çocuğa yardımcı olunmalıdır. Bunun için her okulda doğru ve dengeli beslenme, beslenme rehberince yapılmalı okul idaresi de aileyi bu konuda bilgilendirmeli, yine ailede okula kendileri çocuğa neler veriyorlarsa bu yiyecekler konusunda bilgi verilmelidirler. Bu şekilde olduğunda eksikler hakkında doğru bulunur. Farklı kültürel yapılardan gelen çocuklar yöresel yemeklere adapte olamayabilirler. Aile ile bu çocuklar için iş birliği yapıp problem çözülmelidir.

    B.Yanlış beslemeye bağlı gelişen komplikasyonlar:
    o 1.Fast food ve abur cuburla beslenme alışkanlığı:

    Günümüzde yaşantımıza bu tip beslenme alışkanlığı hızlı yaşam temposu sebebi ile doğmuş ve sonrada bir endüstri ve yaşam tarzı haline gelmiştir. Ülkemizde ilkokul yıllarına kadar bu tip beslenme inmiştir. Bu tür beslenme yüksek enerjili ve besleyici değeri olmayan bir beslenme biçimidir ve kalorinin %40-50 si yağlardan gelir. Bu tür yiyeceklerde vitamin A düzeyi ve kalsiyumu düşük ve tuz oranı ( sodyumu ) yüksektir. Bu tür gıdalar ile beslenenler hipertansiyon, şişmanlık, gastroözefagial reflü hastalılığı, inflamatuvar barsak hastalığı ve vitamin-mineral eksikliği problemlerinin karşımıza çıkacağını unutmamamız gerekir.

    Okul çağı öğrencilerinde karşımıza çıkan diğer problem öğün atlanmasıdır. En çok olarak sabah kahvaltısı atlanmaktadır. Okula yetişme telaşı, yetersiz zaman gibi mazeretler ile bu öğün atlanmaktadır. Ayrıca kız çocukları arkadaşlarından etkilenerek şişmanlama korkusu ve kilo kontrolü yapma bahanesi ile yetersiz beslenmektedir. Öğün atlanınca fast-foodlar devreye girmektedir. Aile kahvaltının önemini çocuğa anlatırken; Kahvaltının ileriki yılları da olumlu etkileyecek alışkanlık olduğunu, güne iyi başlangıç yapmanın iyi bir sırrı olduğu belirtilmeli kilo kontrolünde bile atlanmaması gereken bir öğün olduğu anlatmalıdır.

    o 2.Obesite: Genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı şişmanlık bazen çocukluk ve ergenlik çağında önemli sorun olmaktadır. Aşırı yeme alışkanlığı bazen ailesel kaynaklı bir sorunla da ilgili de olabilir.

    Tansiyon, ateroskleroz, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarının görülüş sıklığı şişman olanlarda artar. Ayrıca Gastoözefagial reflü hastalığı ve karaciğer yağlanması ve bunun yol açtığı istenmeyen sonuçlar şişman çocuklarda artık bu konu ile ilgilenen Çocuk Gastroenteroloji uzmanlarının artması ile daha sık olarak su yüzeyine çıkmaktadır.

    Uygunsuz beslenme alışkanlığı ve sedanter yaşamda çevresel faktörler olarak obesitede rol alır. Televizyon ve bilgisayar başında geçirilen zamanın artması ve bunların karşısında yüksek enerjili ve düşük besleyici değeri olan besinlerin alınması, dersler sebebi ile çocukların evde işlere yardım etmelerinin azalması, servis ile okula kadar gitme, yürüme ve spor alışkanlıklarının olmaması şişmanlığa davetiye hazırlar. Obes çocuklar diğer çocuklar tarafından ‘' tembel, çirkin ve aptal vb'' sıfatlarla tarif edilmiş istenmeyen ve güvenilmeyen kişiler olarak sınıflanmışlardır. Obes çocukların tıbbı, diyet tedavisi gibi yaklaşımların yanında psikiyatrik açıdan da desteklenmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Obes çocuğu tedavi ederken diyet, egzersiz ve aile beraber davranış tedavisi gerekmekte tedavi de ani kilo kayıplarından büyüme geriliğine yol açacak kısıtlamalardan kaçınılmalıdır.

    o 3.Hiperkolesterolemi ve ateroskleroz: Aterosklerozun temelleri bir çok çalışmada gösterildi gibi çocukluk çağında atılmaktadır. Adolesan ve çocukluk çağında yapılan çalışmalar diyetteki enerjinin %30 ‘unun yağlardan sağlanması gerektiği, total yağ miktarının en fazla 1/3 ünün satüre (doymuş yağlar) yağ asitlerinden oluşması ve günlük kolesterol alımının 300 kaloriyi geçmemesi gerektiği bildirilmiştir. Çocuklarda hiperkolesterolemi tedavisinde uygulamalarda dikkatli olunmalıdır. Düşük yağ ve düşük kolesterollü besinleri önermek bir bakıma kırmızı et, yumurta ve süt gibi yüksek besin değeri olan gıdalarda kısıtlama demektir. Bu uygulama sırasında çocuklarda vitamin ve mineral eksikliği ortaya çıkabilir. Bunlar doğal yolardan diğer besinler ile karşılanmaya çalışılmalıdır.

    o 4.Raşitizim: Hızlı büyüme sırasında D vitamini sınırda olanlarda raşitizm gelişebilmektedir.

    o 5. Anemi (kansızlık): Düşük sosyoekonomik düzeyden gelen çocuklar dengesiz ve yetersiz beslenebildiklerinden anemi sik görülür. Ailenin kırmızı eti tüketememesi veya çocuğun bu yiyeceği tüketmemesi anemiye zemin hazırlar. Bazı çocuklar ise az miktarda yeşil sebze ve meyve tüketmeleri sonucu alınan C vitamini azalır, sonuçta demirin emilimi için önemli olan vitamin azalmış olur. Örneğin, kırmızı eti sevmeyen okul çağı çocuklara özendirici olarak ekmek arası yeşillik ve köfte verilmelidir.

    o 6. Yemek yeme ile ilgili bozukluklar: Bu bulgular en fazla adolesan yaşta bilinç altında şekillendirdikleri kişilere özenmeleri ve mankenliğe ve film yıldızlarına özenme sonucu anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa görülebilmektedir. Kendi kendine kusturmalar, ishal yapıcı ilaçlarla dışkı sayısını artırma ve idrar söktürücü ilaç kullanıp sık idrara gitme belirtileri konusunda aileler iyi bir gözlenleyici olmalıdırlar.

    o 7. Diyet ile ilgili olarak davranış bozuklukları:Hiperkinezi çocuklarda uzun süreli var olan kalıcı motor aktivite olarak göze çarpmaktadır. 1-16 yaş arasında ve erkek çocuklarda sık görülmektedir. En sık 6 yaş civarında görülmektedir. Kısa süren konsantrasyon gücü, patlayıcı tarzdaki hareketler, aşırı duyarlılık, baş ağrısı ve solunum sıkıntısı gözlenen bulgulardır. Sebep olarak genetik, besin alerjisi, ailenin karşı tutumları ve hamilelikte sigara içimi bulunmaktadır. Bu durum yağasiti bozuklukları ve karbonhidrat bozuklukları ile ilişkili olabilir.

    Beslenme bozuklukları sadece bunlarla sınırlı değildir. Yine diş çürükleri de bu yaş için önemli yer tutmaktadır. Karbonhidrat yönünden zengin gıda ile beslenme ve sonrasında diş temizliğinin 15 dakika içinde yapılmaması diş çürüğü yapan mikroorganizmaların çürük oluşturmasına zemin hazırlamaktadır. Okulda diş fırçalanma ile mekanik temizlik yapılamıyorsa ağzı çalkalama ile gıda artıkları ağızdan uzaklaştırılmalıdır.

    Çoğu kez ihmale uğrayan okul çocukluğu döneminde beslenmenin düzenlendirilmesi ve yönlendirilmesi ailenin ve toplumun eğitimi yanında hükümetlerin politikası olmalıdır. Okullarda standart beslenme saatlerinin oluşturulması, kantin ve kafeteryaların denetlenmesi okul çevresinde satıcıların açıkta yiyeceklerin satışının engellenmesi gibi bir dizi önlemler ‘' yeterli ve dengeli beslenme'' için büyük yararlar sağlayacaktır. Sonuç olarak okul çocuğu beslenmesi sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile desteklendiğinde çocuğun ileriki yaşantımıza çıkabilecek olan şeker hastalığı, ateroskleroz, hiperkolesterolemi gibi hastalıklardan korunma sağlayacaktır.

  • Çocuk büyütürken yapılan hatalar

    ÇOCUK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN HATALAR
    Çocuk yetiştirmede anne babaların zaman zaman hatalı davranışları olabilir. Genellikle çok inanmasalar dahi kendi ebeveynlerinin yönlendirmesiyle bazı geleneksel hatalara düşebilirler.
    Doğumdan sonraki ilk günlerde miktarı az ancak içerdiği yağ ve protein oldukça yüksek olan, yoğun bağışıklık materyali içeren kolostrum denen anne sütü; annelerin bebeklerini az besledikleri yönünde yanlış bir kanıya sebep olabilir.Bu nedenle aslında bebeğin mide barsak sitemine tamamen yabancı olan, hazmedilmesi o an için mümkün olmayan şekerli su takviyesi yapılır.Aynı zamanda bunun bebek sarılığını düzelttiği yönünde çok hatalı bir inanış vardır. Bebeklerin doğumdan sonraki ilk hafta bir miktar kilo vermesinin tamamen normalolduğunu bilip her türlü mama,inek sütü, pirinç unu gibi diğer takviyelerden uzak durmalıdır. Bir bebek için en ideal besin kendi annesinin sütüdür.
    Yine geleneksel hatalarımızdan biri de; bebek ve çocukların gereğinden fazla giydirilmesidir. Üşüyeceği endişesiyle kat kat giydirilen çocuklar terleyip hastalığa daha meyilli hale gelebilirler. Ateş yükselmesi ve su kaybı belirtiler ortaya çıkabilir. Bebekler için ideal oda ısısı 23-24°C dir. Bu ısıda tek kat pamuklu bir kıyafet yeterlidir. Çocuğa giydirilen fazladan yelek ve ceketler, yünlü battaniyeler hem allerji riskini artırır hem de gereksiz yere vücut ısısını artırarak havale ihtimalini yükseltir.
    Bazen de tam tersine terlemeden aşırı derecede korkulup çocuğun oynaması hatta neredeyse hareket etmesi kısıtlanır. Metabolizmaları bize göre daha hızlı olan çocuklar hareket edince bir miktar terlese de normal karşılanıp tedbir alınabilir. Hareketleri kısıtlanan çocukların hantal ve mutsuz olduğu,obeziteye meyilli oldukları unutulmamalıdır.
    Kilolu çocuklar halk arasında çok makbul olsa da tıbben sağlıksızdırlar. Her besin grubundan dengeli beslenen normal boydaki bir çocuk biraz zayıf olsa da sağlıklı demektir.Hangi besin grubundan olursa olsun tek yönlü beslenme tavsiye edilen bir durum değildir. Kemikleri güçlü olsun diye günde yarım litreden fazla inek sütü alımı kansızlık ve kabızlık yapar.
    Aşırı güneşlendirme kemiklere iyi gelmez. Tersine aşırı su kaybı ve cilt kanseri riskini artırır.Yaz günlerinde saat 11-15 arası direkt güneş ışığına temas etmemelidir. Diğer saatlerde 15-20 dakika yüz ve kolların güneşlendirilmesi yeterlidir.
    Fazla banyo yapmaktan çocuklar hasta olmaz hatta hastayken banyo yaptırmakçocuğu rahatlatır. Yazın her gün kışın gün aşırı banyo yaptırılabilir. Banyo sonrası direkt rüzgar ve soğuk teması olmamalıdır.
    Dondurma yemek de hasta etmez. Pastörize ve ambalajlı dondurmalar çocuklar için iyi bir kalsiyum kaynağıdır. Yüksekkaloriiçeriğine dikkat etmek gerekir.
    Çocuklarda isilik ve pişik durumlarında toz pudra kullanmak doğru bir davranış değildir. Çocuğu terletmemek, sık yıkamak ve nemlendirici sürmekf aydalı olur.
    Çocuklar her ağladığında veya her aşıdan önce önlem olsun diye ağrı kesici fitil kullanılmamalıdır. Ateş 37.5°C’yi geçerse çocuğun kilosuna göre gerekli ateş düşürücü doktoruna danışılarak verilebilir.
    Çocuklardaki beslenme hataları üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Son 10 yılda dünya ile beraber ülkemizde de obezite çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Ne yazık ki, 1 yaş öncesi zararlı olduğu halde tuz ,salça, konserve, margarin, hazır meyvesuyu, hazır yoğurt,kırzartılmış ürünler, pirinç unu gibi besinler verilebilmektedir. Bebeklerin %15-20 sinin 1 yaşından önce hamburger ve kola ile tanıştığı gösterilmiştir. Bu rakam 2-3 yaş arasında %40 lara kadar ulaşmaktadır. Çok tuzlu ve çok şekerli gıdalar ile çocukları ödüllendirmekten vazgeçilmelidir. Çikolata, cips, gofret, şekerleme, pastane ürünleri hem böbrek hastalıkları ve diabet riskini arttırırken diğer yandan da cilt ve solunum alerjisini tetiklemektedir. Bu gıdalar evde çocuğun görüş alanında bulundurulmamalıdır, evdeki diğer kişiler tarafından tüketilmemelidir. Anneler evde sıkça kek, börek, pilav, makarna pişirmemelidir. Sağlıklı gıdalar çocukların seveceği şekillerde, renkli tabaklarda ve az porsiyonlar halinde sunulabilir. Çocuklar öğünlerini Tv karşısında değil belli saatlerde, aile ile beraber sofraya oturarak tüketmelidirler.

  • Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Pişiğin oluşma nedeni genellikle bebek cildinin idrarla veya kaka ile sürekli temas etmesidir. Altı sık olarak değişmeyen bebeklerde görülme olasılığı daha fazladır. Alt temizliğinin ıslak mendillerle yapılması da cildi tahriş eder ve pişiğe neden olur. Aynı şekilde alt temizliğinde tahriş edici kremlerin ve sabunların kullanılması da cildi tahriş edebilir. Antibiyotik kullanan bebeklerde, diş çıkaran bebeklerde ve ishal olan bebeklerde pişik oluşması daha kolaydır. Bu dönemlerde annelerin daha da özenli olmaları gerekir.

    Pişik oluşmaması için bebeğin altının sık aralıklarla değiştirilmesi ve altının kuru kalmasına özen gösterilmesi önemlidir. Yeni doğan bebeklerde değiştirme sayısı günde on ila on iki civarında olmalıdır. Bebek büyüdükçe bu sayı azalacaktır. Bebek kaka veya çişini yaptığında altı derhal değiştirilmelidir; alt temizliği sabun kullanmadan ılık su ile yapılmalıdır. Bebeği ön ve arka tarafı iyicene ılık su ile yıkanmalı ve kıvrım yerlerinde kirlilik kalmamasına özen gösterilmelidir. Hem erkek hem de kız çocuklarda yıkama yönü önden arkaya doğru olmalıdır. Aksi yönde yapılan temizlik bir idrar yolu iltihabına sebep olabilir. Su ile yıkandıktan sonra yumuşak bir havlu ile iyicene kurulanmalıdır. Islaklık pişik oluşumunu kolaylaştırır. Kurulamada kullanılan havlunun bebek deterjanı ile yıkanmış olması gerekir. Normal deterjanla yıkanmış havlular alerjik çocuklarda pişiğe neden olabilir. Eğer mümkünse, çocuğun altını bağlamadan önce, dört beş dakika havalandırmak çok yararlıdır.

    Çocuğun altını kapatmadan önce, çocuk cildini kaka ve idrarın tahrişinden koruyacak, uygun bir pişik kreminin ince bir tabaka olarak sürülmesi faydalı olacaktır. Çinko ihtiva eden pişik kremlerinin silinmesi zordur ama cildi tahrişlere karşı çok iyi korurlar. Talc pudrası kullanılması önerilmez zira pudra ciltteki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Ayrıca pudranın tozlarının bazı çocuklarda akciğer hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Kullanılan alt bezinin de kaliteli olması ve cilde sürtünme yapmaması gerekir. Bebek bezlerinin çoğu ıslaklığı emerek cildin kuru kalmasını sağlarlar, ancak yine de bebeğin altının sık sık değiştirilmesi gerekir. Aşırı sıcak bir ortam ve çocuğun fazlaca giydirilmesi de pişiği arttırabilir. Yine bebeğin tüm giysilerinin %100 pamuklu olması gerekmektedir.

    Eğer bu önlemlere rağmen yine de pişik oluşuyorsa çocuk doktoruna danışmakta yarar vardır. Bazı durumlarda pişiklerin üzerinde mantar ve mikroplar üreyebilir. Böyle durumlarda doktorunuzun önereceği uygun bir tedavi ile bebeğin pişiği iyileşecektir.

    Sağlıcakla kalın…

  • Havale değil çocuk masturbasyonu

    Erken çocukluk döneminde masturbasyon, nadir olmayan bir durumdur. Görülme yaşı bir yaş civarından okul çağına kadar değişkenlik gösterir. Kız çocuklarında bir miktar daha fazla izlenir. Aileler tarafından fark edildiğinde genellikle anlaşılmaz, pek çok doktorda bu konuda bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için çoğunlukla havale (epilepsi nöbeti) şeklinde şüphelenilip gereksiz tetkikler yapılabilir.
    Küçük çocuklar, herhangi bir anlamı olmadan vücutları ile ilgili bölgeleri keşfederler, bu esnada bazı bölgelerden haz aldıklarını da öğrenirler, tıpkı cinsel bölgeler gibi. Bazen sıkı bezleme alışkanlığı gibi durumların da tetiklemesi ile bu bölgelere basınç yaparak bundan haz almayı öğenirler ve bu sık tekrarladıkları bir davranış haline gelir. En sık yaptıkları cinsel bölgeye basınç uygulamak amaçlı bacaklarını sıkıştırmak, sıkça yüzüstü yatarak veya herhangi bir eşyaya bastırarak sessiz kalmak şeklindedir. Çocuk bu esnada heyecanlanıp, kızarıp terleyebilir. Genellikle yalnız kalmayı ister, bunun için bir koltuk vb. arkasına saklanır. Aile farkedip yanına gelince kızabilir. Bu durumun sonunda rahatlayıp uykuya geçebilir. Daha nadir olarak bazı durumlarda ellerini kullanıp cinsel organına bastırabilir veya onunla oynayabilir.
    Bu durumun çocuk için herhangi bir cinsel anlamı yoktur, zaten o yaşta da ahlaki bir değer yargısı doğal olarak sorgulanamaz. Aileler bunu bazen farkedip anlayabilir ve utanç, kızgınlık gibi duygular hissedebilirler. Bazen durum doktora danışılınca veya benzer şekilde bir uzmana gösterildiğinde de yaşanabilir.
    Bu durumun geçici olduğu, çocuk için bir haz alma duygusu dışında bir anlamı olmadığı bilinerek yaklaşılmalıdır. Bazı davranış modelleri ile bunun kolay atlatılması sağlanabilir. Bezleme yapılıyorsa daha gevşek bezleme, mümkünse altını açık bırakıp gezmesini sağlamak uyarıcı faktörleri azaltabilir. Masturbasyon esnasında çocuğun dikkatini sevecen bir şekilde dağıtmak ve başka bir şeye yönlendirmek denenmelidir. Her halukarda bunun geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Gerekirse bir çocuk gelişimcisinden destek alınmalıdır.