Etiket: Çocuk

  • Alerjik rinit alerjik nezle

    Alerjik Rinit (Nezle) Nedir?
    Alerjenlere burun mukazasının alerjik reaksiyonu sonucu nezle, burun tıkanması, hapşırma, burun, göz, kulak ve boğaz kaşınması belirtileri ile kendini gösteren hastalıktır.

    Alerjik nezle belirtileri genellikle gribal enfeksiyon belirtileri ile karışır. Alerjik nezle belirtilerinin tekrarlayıcı olması nedeniyle gribal enfeksiyondan ayrılır. Alerjik nezlede ilave bir hastalık yoksa ateş olmaz. Peş peşe hapşırmaların olması da gribal enfeksiyondan ayırmada önemlidir. Özellikle polenlere alerjisi olan kişilerde alerjik nezle belirtileri bahar aylarında artar.

    Türkiye’de alerjik nezle sıklığı %3 ile 36 arasında değişmektedir. Alerjik nezle belirtileri varsa mutlaka çocuk alerji uzmanı tarafından incelenmelidir. Neye alerjinin olduğu bulunulmalı ve gerekli durumlarda alerji aşıları yapılmalıdır.

    Alerjik Nezle Sıklığı
    Alerjik nezle sıklığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artmaktadır. Alerjik nezle dünya nüfusunun %20 ile %40’ını etkilediği görülmektedir. Ülkemizde bugüne kadar yapılan çalışmalarda alerjik nezlenin sıklığı çocuklarda %2.9 ile %39.9 arasında olduğu görülmektedir. Son 10 yılda da sıklık giderek artmaktadır.

    Alerjik nezlenin dünyada sıklığının artışı hakkında birçok neden öne sürülmektedir. Çocuklarda batı tipi beslenmenin daha sık olması, fazla kilo alınması, hava kirliliği, hijyen gibi bir çok faktör üzerinde durulmaktadır.

    ALERJİK NEZLENİN BELİRTİLERİ
    Alerjik nezlenin en önemli belirtileri sık tekrarlayan nezle (sulu ve bol), burun kaşıntısı, burun tıkanması ve ard arda en az 4-5 defa olan hapşırmadır.

    Bu belirtilerin dışında kulak kaşıntısı, yumuşak damak ve boğazda kaşıntı, tat ve koku bozukluğu, sık sık burun kanaması olabilir.

    Birlikte göz alerjisi varsa gözlerde sulanma, kaşınma da olabilir.

    Geniz akıntısına bağlı öksürük, geniz akıntısının yutulması sonucu kusma, karın ağrısı ve iştah azalması gelişebilir.

    Ayrıca kulakta sıvı birikmesi nedeniyle işitme azalması yapabilir.

    Alerjik nezle enfeksiyonlara eğilim yarattığı için sık sık sinüzite neden olabilir.

    Burun tıkanmasına bağlı ağız sürekli açık kalması nedeniyle sık boğaz enfeksiyonu gelişebilir. Geniz akıntısı geniz eti büyümesi yaparak horlamaya neden olabilir. Gerek geniz eti büyümesi gerek burun tıkanması nedeniyle uyku kalitesi bozulur. Genel bir yorgunluk ve bitkinlik hali vardır. Bunun sonucunda da iyi uyku alamayan çocuk okulda da başarısız olur. Ağzı açık kalan çocukta diş çürümesi de kolay gelişir.

    Sınav süresince burnu tıkalı veya burnu devamlı akan, gözleri kaşınan bir çocuğun sınavda başarısı mutlaka etkilenir.

    Alerjik nezleli çocukların alt göz kapakları altında deri renginde koyulaşma da görülür. Bu koyulaşmanın nedeni bu bölgedeki damar içindeki kanın birikmesi sonucu deri rengini koyulaştıran hemosiderin denilen pigmentin birikmesi nedeniyledir.

    Burunun sık sık yukarı doğru silinmesi ile burun üstünde çizgilenme görülebilir. Burun kaşınması ve akıntı nedeniyle alerjik selam olarak bilinen burnun aşağıdan yukarı doğru silinme hareketi yapılır ki bu duruma “alerjik selam” denilir.

    Burun üstünde cilt kızarık olabilir. Gözlerde kızarma, göz kapaklarında şişme görülebilir.

    Burun içinde polip denilen şişlikler görülebilir. Bu de nefes almayı zorlaştırabilir. Polipler alerjik nezleli çocukların %5’inde görülür.

    6 aylık bebekte alerjik rinit bildirilmesine rağmen çoğunlukla klinik belirtilerin ortaya çıkmasından önce 2 veya daha fazla mevsim geçmesi gerekir. Bu nedenle genelde 2 yaşında büyük çocuklarda görülmektedir. Ancak alerjik nezle belirtileri olan 2 yaş altındaki çocuklar da alerjik nezle yönünden incelenebilir.

    Ergenlik döneminde de tek başına alerjik nezle belirtilerinin görülmesi pik yapmaktadır.

    Özellikle egzamalı bir çocukta peş peşe hapşırma, nezle ve gözlerde sulanma sık sık oluyorsa alerjik nezle yönünden araştırılmalıdır.

    ALERJİK NEZLENİN NEDENLERİ
    Genetik
    En önemli neden genetiktir. Ailede alerjik nezle veya astım veya diğer alerjik hastalığın olması alerjik nezle gelişmesi için önemli bir risk faktörüdür.

    Erkek çocuklarda alerjik nezle daha çok görülür
    Alerjik nezle erkek çocuklarda daha sık görülür.

    Alerji testi pozitif olanlarda alerjik nezle gelişime olasılığı yüksektir.
    Alerji testinde polen, ev tozu mite’ları gibi havada bulunan alerjenlere alerji saptanmışsa alerjik nezle gelişme olasılığı yüksektir. Ayrıca besin alerjisi saptanmışsa da alerjik nezle gelişmesi için bir risk oluşturur.

    Nemli ve küflü ortamlar alerjik nezle gelişme riskini artırır
    Nemli ve küflü bir ev ortamı da alerjik nezle gelişmesini artıran bir risk faktörüdür.

    Çocuğun doğduğu mevsim bahar ve yaz ayı ise alerjik nezle riski artar
    Bahar ve yaz aylarında doğan çocuklarda alerjik nezle gelişme riski daha yüksektir. Yeşil alanda yaşayanlarda veya hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgede yaşayanlarda da alerjik nezle gelişme riski yüksektir.

    Alerjenler alerjik nezle riskini artırır
    Alerjenler alerjik nezle gelişmesinde çok önemlidir. En önemli tetikleyici faktör havada bulunan alerjenlerdir. Mevsimsel alerjik nezlede polenler önemli bir tetikleyiciyken yıl boyu alerjik nezle belirtileri olan çocuklarda ev tozu mite’ları, küfler, evcil hayvanlar ve hamamböcekleri önemli tetikleyicilerdir.

    Sigara dumanı alerjik nezle riskini artırır
    Sigara dumanına maruz kalma hem alerjik hastalığın şiddetini artırmakta hem de alerji gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

    Hava kirliliği alerjik nezle riskini artırıyor
    Hava kirliliği alerjik nezle gelişmesinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

    ALERJİK NEZLENİN TEŞHİSİ
    Alerjik nezle belirtileri olan bir çocuğun muayene bulguları tamamen normal olabilir. Burun üstünde çizgilenme, göz altlarındaki cildin koyulaşmanın olup olmadığına bakılmalıdır. Çok dikkatli bir öykü alınmalıdır.

    Alerji testi
    Alerjik nezle düşünülen çocuğa ciltten alerji testi yapılır. Neye alerji olduğu anlaşılır. Ayrıca alerji testiyle aşı tedavisi gerekip gerekmediği değerlendirilir.

    Alerji testi kaç yaşında yapılır?
    Ciltten alerji testi alerjik nezle için 1 yaşından itibaren yapılabilir. Alerji testi 1-2 aylıktan sonra yapılabilmesine rağmen alerjik nezleli çocuklarda 1 yaşından büyüklerde yapılması uygundur. Çünkü ev tozu mite’ları ve polenlere alerji gelişmesi için belirli bir süre geçmesi çocuğun bu alerjenlerle karşılaşması gerekir.

    Alerji testini hangi uzman yapmalıdır?
    Alerji testinin de bu konunun uzmanı olan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması çok önemlidir. Çünkü bu testle teşhis konulmakta ve tedavi planlanmaktadır. Bu testler aşı yapılıp yapılmayacağına ve aşı yapılacaksa hangi alerjenlerle karışım hazırlanacağına karar verilmektedir. Bu nedenle bu konuda eğitim alan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması gerekir. Aksi takdirde yanlış teşhisle 3-5 yıl gibi sürecek uzun soluklu tedavinin yanlış yapılmasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
    Test sonucu kullanılan alerjenlerden de etkilenmektedir. Test uygulama tekniği, alerjenlerin kalitesi, test yapan hekimin çocuk alerji uzmanı olması gibi faktörlerle test sonucu değişebilmektedir.

    Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Kandan yapılan alerji testlerinin pahalı olması, geç çıkması ve cilt testine göre daha az sıklıkta pozitif olması nedeniyle ciltten alerji testi yapılması tavsiye edilir. Ayrıca kandan yapılan alerji testinde kullanılan cihazın kalitesi de test sonucunu etkileyebilir.

    Kanda alerji düzeyi (IgE) teşhiste önemli mi?
    Kandan bakılan IgE düzeyinin yüksek olması bize sadece alerji testinde alerji çıkma olasılığının yüksek olduğunu gösterir. Ancak IgE seviyesi yüksek olan çocuklarda alerji testinde alerji çıkmayabileceği gibi düşük seviyede olanlarda da alerji testinde alerji çıkabilir. Bu nedenle bu testin teşhiste yeri çok sınırlıdır.

    Nazal provakasyon testleri:
    Sadece araştırma amaçlı kullanılan bir testtir. Teşhiste şüpheli durumlarda yapılmaktadır.

    Nazal smear:
    Burun akıntısının incelenmesidir. Burun akıntısı boyama teknikleri ile incelenir. Eozinofili sayısı %10 üstünde ise alerjik nezle ihtimalini kuvvetlendirir.

    Sonuç olarak alerjik nezle teşhisi deneyimli hekimler tarafından alınan ayrıntılı öykü ve gerekli testler (alerji testleri ve duruma göre diğer testler) ile teşhis konulur.

    ALERJİK NEZLENİN TEDAVİSİ

    Alerjik nezle tedavisi korunma (Alerjik olunan alerjenlerden ve tetikleyicilerden korunma), ilaç tedavisi, immünoterapi (Aşı tedavisi), cerrahi, eğitim, tamamlayıcı tedaviden oluşmaktadır. Bir de alternative tedaviler vardır. Tedavide başarının sırrı alerji uzmanlarınca doğru tanı konup doğru tedavi yapılmasıdır. Öncelikle alerjik nezlenin ciddiyeti belirlenmeli ve hastalığın ciddiyetine gore tedavi düzenlenmelidir.

    1. Korunma Tedavisi
    Alerjik rinitte uygulanan korunma ile astımda korunma benzerdir. neye alerjisi varsa ona göre korunma uygulanmalıdır. Ev tozu mite alerjisi varsa mite’lara karşı korunma önlemleri almak gerekir. Polenlere alerji varsa polenlerden korunmak gerekir.

    2. İlaç Tedavisi
    * Hastanın şikayetlerine göre ve ciddiyete göre düzenleme yapılmaktadır.
    * Otrivine ve iliadin gibi ilaçlar en fazla 7 gün kullanılır. Bu süreden sonra etkisi kaybolur ve kullanmaya devam edilirse burun tıkanması daha fazla olm aya başlar.
    * Antihitaminiklerin hapşırma, burun kaşınması ve nezleye daha çok faydası olup burun tıkanmasına faydası fazla olmaz. 1 saat içinde etki başlar.
    * Uyku yapamayan 2. jenerasyon antihistaminiklerin belirgin bir yan etkisi yoktur.
    * Nazal steroidler ilaçlar doktor gözetiminde verilmelidir. Bu ilaçlar uzun süre kullanıldığında yan etkileri görülebilir.
    * Nazal steroidler baş ağrısı, bulantı ve kusma, tat ve koku duyusu kaybı, baş dönmesi, anaflaksi, ürtiker, anjioödem ve bronkospasm gibi nadiren yan etkiler görülebilir. Ayrıca burunda yanma ve sızlama (%5-10), hapşırma, sinüs konjesyonu, göz sulanması, boğaz irritasyonu, ağızda kötü tat, kanlı akıntı (%5), nasal septum perferasyonu görülebilmektedir. Bu nedenle doktor kontrolünde tedavi yapılmalıdır.
    * Montelukast ilaçlar 6 yaş altındaki bazı hastalarda uygulanabilmekle birlikte antihistaminiklere büyük üstünlüğü olmadığı için tavsiye edilmiyor.

    * İntranazal antikolinerjikler Aşırı burun akıntısı olanlarda kullanılır.

    3. Aşı tedavisi (İmmunoterapi)
    Çocuklarda etkilidir. Ciddi alerjisi olan ve bu alerji yapan alerjenlerle karşılaşınca şikayeti olanlarda aşı tedavisi önerilir. Polenlere ve ev tozu akarlarına karşı yapılan aşı etkilidir.

    Ağızdan damla şeklinde veya deri altına enjeksiyonla yapılır. Enjeksiyonla yapılan daha etkilidir. 5 yıl süreyle uygulanır. Kısa süreli ve uzun süreli uygulanan aşılar vardır. Hastalığı tamamen iyileştirdiği ve daha sonra astım gelişmesini engellediği için öneriyoruz.

    Alerjen verildiği için sadece alerji uzmanlarınca uygulanmalıdır. Alerjen verildiği için 30 dakika içinde ciddi alerjik şoka neden olabilir. Bu nedenle aşı yapıldıktan sonra 30 dakika gözlemde tutulur. Bunun dışında aşı yapılan bölgede şişlik olabilir. Şişlik olursa buz konulmalıdır.
    Etkisi 1 yılda ortaya çıkar. 1 yıl içinde faydası olmamışsa iptal edilir.

    4. Cerrahi Tedavi
    Fonksiyonları etkileyen septumun anotomik değişiklikleri, kronik sinüzit, tedaviye dirençli iki taraflı nasal poliposis ve ilaçlara dirençli inferior türbinat hipertrofisi gibi durumlarda ameliyat gerekebilir.

    5. Alternatif ve Tamamlayıcı Tedaviler

    Tamamlayıcı ve alternatif tedavi etkinliği şimdiye kadarki delillerle tam olarak desteklenmediği için rutin kullanıma girmemiştir. Kontrollü yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Yan etkileri olabilir. Diğer ilaçlarla etkileşebilir

    Tamamlayıcı Tedaviler
    Bariyer tedavisi için buruna alerjenin girmesi engellenir. Bunun için nazal filtre, polen bloke eden kremler, selüloz toz, yüz maskesi ve gözlük, serum fizyolojikle burun ve sinüs yıkanması yapılabilir.
    Probiyotikler: Allerjik hastalık semptomlarına etkisi olabilir. Yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

    Alternatif tedaviler
    Akapunktur: Akapunktur etkinliğini için yeterli delil olmamasından dolayı ve olası komplikasyonalarından dolayı önerilmiyor.
    Homeopati: Benzer benzeri tedavi eder homeopatinin temel yasasıdır. Kaliteli çalışmalarda; faydalı bulan ve faydasız bulan çalışmalar var. Yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
    Şifalı bitkiler: Ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşimleri olabileceği için ve rinit semptomlarına etkisi yetersiz olduğu için önerilmiyor.
    Rinofototerapi: Burun içine bir cihaz yardımıyla ışık verilerek yapılmaktadır. Faydalı bulan çalışmalarla birlikte rutin kullanıma girmemiştir.

    6. Eğitim
    Hastalara hastalığın yıl boyu veya tekrarlayıcı özellikleri, alerjen tetiklenmesinden kaçınması gerektiği, solunum yolları irritanları ve sigara içilmemesi gerektiği öğretilmelidir. Burun spreyin doğru bir şekilde kullanması öğretilmelidir.

    ALERJİK NEZLE İLE İLGİLİ EN SIK SORULAN SORULAR

    1- Alerjik nezle neden önemlidir?
    Alerjik nezle gemelde basite alınır ve doktora gidilmesine gerek olmadığı düşünülür. Ancak alerjik nezle önemlidir. Çünkü alerjik nezle iş ve okul performansını, öğrenme kabiliyetini etkiler.

    İş ve okul gitmemenin en büyük sebeplerindendir. Allerjik nezle ile astım, nazal polip, sinüzit, otitis media, alt solunum yolları enfeksiyonları, ve diş çürümeleri arasında ilişki vardır.

    Özellikle çocuklarda alerjik nezle ve astım birlikte görülme şansı yüksek olduğu için astım belirtileri yönünden de dikkatli bir şekilde incelenmelidir. Astımlı çocukların %75’inde alerjik nezle de vardır. Alerjik nezleli çocuklarda ise %20-40 oranında astım vardır.

    Alerjik nezle teşhisi konan ve astımı olmayan çocukların %20’sinde ilerde astım gelişme riski vardır.. Bu nedenle astım gelişmesinin de önlenmesi bakımından alerjik nezlenin tedavi edilmesi önemlidir.

    2- Alerjik nezle kaç çeşittir?
    Alerjik nezle sadece bahar aylarında görülüyorsa mevsimsel alerjik nezle, yıl boyu görülüyorsa devamlı (persistan) alerjik nezle adı almaktadır. Bu sınıflama günümüzde değişmiştir. Mevsimsel alerjik nezle aralıklı alerjik nezle ve devamlı alerjik nezle olarak sınıflanmaktadır. Devamlı alerjik nezlede belirtiler haftanın 4 gününden fazla olur ve 4 haftadan uzun sürmektedir. Alerjik nezlenin uykuyu, iş performansını etkilemesi ve günlük aktiviteleri etkileyip etkilememesine göre hafif, orta-ciddi olarak sınıflanmaktadır.

    3- Alerjik nezle için alerji testi kaç çeşittir?

    Alerjik nezle düşünülen çocuğa ciltten alerji testi yapılır. Neye alerji olduğu anlaşılır. Ayrıca alerji testiyle aşı tedavisi gerekip gerekmediği değerlendirilir.

    4- Alerjik nezle için alerji testini hangi uzman yapmalıdır?

    Alerji testinin de bu konunun uzmanı olan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması çok önemlidir. Çünkü bu testle teşhis konulmakta ve tedavi planlanmaktadır. Bu testler aşı yapılıp yapılmayacağına ve aşı yapılacaksa hangi alerjenlerle karışım hazırlanacağına karar verilmektedir. Bu nedenle bu konuda eğitim alan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması gerekir. Aksi taktirde yanlış teşhisle 3-5 yıl gibi sürecek uzun soluklu tedavinin yanlış yapılmasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
    Test sonucu kullanılan alerjenlerden de etkilenmektedir. Test uygulama tekniği, alerjenlerin kalitesi, test yapan hekimin çocuk alerji uzmanı olması gibi faktörlerle test sonucu değişebilmektedir.

    5- Alerjik nezlede alerji testi kaç yaşında yapılır?

    Ciltten alerji testi alerjik nezle için 1 yaşından itibaren yapılabilir. Alerji testi 1-2 aylıktan sonra yapılabilmesine rağmen alerjik nezleli çcuklarda 1 yaşından büyüklerde yapılması uygundur. Çünkü ev tozu mite’ları ve polenlere alerji gelişmesi için belirli bir süre geçmesi çocuğun bu alerjenlerle karşılaşması gerekir.

    6- Alerjik nezle için alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?

    Kandan yapılan alerji tetslerinin pahalı olması, geç çıkması ve cilt testine göre daha az sıklıkta pozitif olması nedeniyle ciltten alerji testi yapılması tavsiye edilir. Ayrıca kandan yapılan alerji testinde kullanılan cihazın kalitesi de test sonucunu etkileyebilir.

    7- Alerjik nezle teşhisinde kanda alerji düzeyi (IgE) teşhiste önemli mi?

    Kandan bakılan IgE düzeyinin yüksek olması bize sadece alerji testinde alerji çıkma olsalığının yüksek olduğunu gösterir. Ancak IgE seviyesi yüksek olan çocuklarda alerji testinde alerji çıkmayabileceği gibi düşük seviyede olanlarda da alerji testinde alerji çıkabilir. Bu nedenle bu testin teşhiste yeri çok sınırlıdır.

    8- Alerjik nezleden korunma nasıl olur?

    Alerjik rinitin nedeni alerji testiyle belirlenir. Belirlenen alerjenin alerjik nezleyle ilişkisi araştırılır ve alerjik nezleye neden olduğu ortaya konursa o alerjenden korunmak gerekir. Örneğin ev tozu mite alerjisi varsa ev tozu mite’larına karşı önlem almak gerekir. Polenlere alerji saptanmışsa polenlere karşı önlem alınmalıdır. Küfe alerji saptanmışsa küflere karşı önlem almak gerekir.

    9- Alerjik rinit (Alerjik nezle) tedavisinde son gelişmeler nelerdir?

    Dekonjestanlar, nazal steroidler, antihistaminikler, mast hücre stalizörleri, lökotrien modifiye edici ilaçlar, antikolinerjikler, anti IgE ve antisitokin tedavileri uygulanabilmektedir. Hastanın şikayetlerine göre ve ciddiyete göre düzenleme yapılmaktadır..

    10- Burun tıkanması için kullanılan dekonjestanların zararı var mı?

    Otrivine ve iliadin gibi ilaçlar en fazla 7 gün kullanılır. Bu süreden sonra etkisi kaybolur ve kullanmaya devam edilirse burun tıkanması daha fazla olmaya başlar.

    11- Kortizonlu burun spreyleri güvenli midir?

    Bu tür ilaçlar kortizon içermesinden dolayı doktor gözetiminde verilmelidir. Bu ilaçlar uzun süre kullanıldığında yan etkileri görülebilir.

    12- Kortizonlu burun spreylerinin yan etkileri nelerdir?

    Baş ağrısı, bulantı ve kusma, tat ve koku duyusu kaybı, baş dönmesi, anaflaksi, ürtiker, anjioödem ve bronkospasm gibi nadiren yan etkiler görülebilir. Ayrıca burunda yanma ve sızlama (%5-10), hapşırma, sinüs konjesyonu, göz sulanması, boğaz irritasyonu, ağızda kötü tat, kanlı akıntı (%5), nasal septum perferasyonu görülebilmektedir. Bu nedenle doktor kontrolünde tedavi yapılmalıdır.

    13- Lokal alerjik nezle nedir?

    Alerjik nezle belirtileri olmasına rağmen alerji deri testleri veya kanda alerji testleri negatif olduğu durumda akla gelmelidir.Sadece burunda alerjiye eğilim olması durmuna “entopi” denir. Kesin teşhis buruna uygulanan provakasyon testleri ile yapılmaktadır.
    Lokal alerjik rinit teşhisinin konulması birçok alerjik nezleye benzeyen hastalıkların dışlanması ile konulmaktadır. Bu nedene de bu konuda eğitim almış ve deneyimli çocuk alerji uzmanlarınca konulması önemlidir.

  • Alerji testi

    Alerji testi nasıl yapılır?
    Çocuklarda ciltten alerji testleri cilt yüzeyine uygulanır. Can yakıcı veya ağrı verici bir test değildir. 3 aylık çocuğa bile farkında olmadan yapılabilmektedir. Verdiği acı duyusu yok denecek kadar azdır. Test uygulamasından 15 ile 20 dakika sonra değerlendirme yapılabilmektedir.

    Alerji testi yapılmadan kullanmamam gereken ilaçlar var mı?
    Evet var. Antihistaminik içeren öksürük şurupları, antihistaminik gibi bazı ilaçlar testi etkileyebildiği için testten 7 ile 10 gün öncesinde bu tür ilaçları kullanmamak gerekir. Bu nedenle testten önce hangi ilaçları kullanmamanız gerektiğini doktorunuzdan öğrenmeniz gerekir. Açlık veya tokluk önemli değildir.

    Ciltten alerji testi en erken hangi yaşta yapılabilir?
    Besin alerjileri için alerji testi 2-3 aylıktan itibaren yapılabilir. Astım ve alerjik nezle nedeniyle ciltten alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte 1-2 yaşından sonra yapılması uygun olur.

    Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Alerji testleri ciltten yapılması daha güvenilir sonuçlar vermesinden dolayı ciltten yapılması tavsiye edilir. Ciltten yapılan alerji testleriyle daha ayrıntılı sonuç elde edilebilmekte ve tedaviye daha doğru yön verilebilmektedir.

    Çocuklara alerji testini hangi doktor yapmalıdır?
    Çocuklarda alerji testi konusunda en deneyimli olan Çocuk Alerjisi uzmanlarıdır. Çünkü çocuklarda alerji testi tekniği yetişkinlerden bazı farklılıklar göstermekte ve test sonucunun ve çapraz reaksiyonların değerlendirilebilmesinde deneyim çok önemlidir. Aksi takdirde yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir. Hatta çocuğun yaşamını tehtid eden ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.

    Kandan alerji testi ne zaman yapılmalıdır?
    Ciltten alerji testi yapılamadığı yaygın cilt alerjileri varsa, anti-histaminik denilen alerji ilaçlarının kesilemediği durumlarda tavsiye edilir.

    Alerji testinin tehlikesi var mıdır?
    Alerji uzmanları tarafından veya denetiminde yapılması durumunda ciddi reaksiyon görülme sıklığı yüz bin çocukta ikidir. Ancak deneyimsiz kişiler tarafından ve yanlış teknikle yapılması halinde bin çocuktan beş çocukta ciddi reaksiyonlar görülebilir ve ölümle sonuçlanan bildirimler vardır. Bu sebepten alerji uzmanı tarafından veya denetiminde olmadan alerji testinin çocuklara uygulanması çok yanlıştır.

    Alerji testi neden yapılır?
    Alerjik hastalığın tansında yardımcı olmak, alerjik hastalık gelişme riskini değerlendirmek, alerjik hastalığın tedavisine yön vermek; hangi alerjenlerden korunmamız gerektiğini öğrenmek, aşı tedavisine gerek olup olmadığını ve uygulanacak aşıda hangi alerjenlerin ve hangi dozdan oluşması gerektiği kararını vermek için yapılır. Bu yüzden çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması çok önemlidir.

    Alerji testi kimlere yapılmalıdır?
    Alerji belirtileri olan ve devamlı koruyucu tedavi ihtiyacı olan tüm kişilere yaşa bakmaksızın iki aylıktan itibaren alerji testi yapılabilir. Bir aydan daha uzun süre hırlayan, 2 defadan fazla hırlama atağı geçiren bebeklere, astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi, arı alerjisi, ilaç alerjisi, lateks alerjisi belirtileri olan tüm çocuklarda uygulanabilir.

    İlaç alerjisi testi nasıl yapılır?
    İlaçlara karşı alerji testi için öncelikle test edilecek ilaçlar belirlenir. İlacın konantrasyonu en az riskliden normal doza kadar farklı konsantrasyonlarda hazırlanır. Önce normal cilt alerji testi yapılır ve arkasından cilt içine 20 dakika aralarla alerji testi uygulanır. Alerji testi bittikten sonra eğer alerji saptanmamışsa ilaç uygulanır ve reaksiyon verip vermediği test edilir. Bu testin sonucuna göre karar verilir. Test süresi yaklaşık 2 ile 3 saat arasında sürmektedir.

    Besin alerjisi testi nasıl yapılır?
    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Alerji testlerinin tek başına tanı koydurucu özelliği yoktur. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile alerji çıkmamasına rağmen farklı mekanizmalarla oluşan alerjiler olabilir.

    Yama testi (Patch testi) nasıl yapılır?
    Yama testi (Patch test), temasa bağlı alerjik cilt reaksiyonları teşhisinde kullanılan test yöntemidir. Sırt bölgesine uygulanır ve 48 saat sırtta kalır. 48 saat sonunda ve 72. Saat sonunda test değerlendirilir. Bu testin alerji uzmanlarınca yapılması büyük önem taşımaktadır. Can yakıcı bir test değildir.

  • Çocuklarda alerji aşıları

    Alerji aşılarını hangi uzmanlar yapmalı?
    Çocuk yaş grubunda aşı tedavisi konusunda eğitim alan tek uzmanlık alanı Çocuk Alerji uzmanları olduğu için alerji aşısının gerekip gerekmediği, aşı tedavisinde uygulanacak aşının hangi karışımdan yapılması gerektiği ve yan etkiler gelişince nasıl davranılması gerektiği konusunda da çocuk alerji uzmanları eğitim almıştır. 3 ile 5 yıl gibi uzun süre yapılacak aşı tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi ve yan etkiler çıkınca ne yapılması gerektiği konusunda çocuğunuz risk altında kalabilir. Aşı başlanmaması gereken durumda aşı tedavisine başlanmak zorunda kalmış olabileceğiniz gibi yanlış bir karışımla uzun süre aşı yapılıp zaman kaybedebilirsiniz. Bu nedenlerle çocuklarda aşı tedavisi çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır. Burda aşı tedavisi hakkında merak edilenleri yazmaya çalıştık.

    Çocuklukastımında aşı tedavisinin faydası var mıdır?
    Evet vardır. Aşı tedavisi çocukların hayat kalitesini artırmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır. Başka alerjilerin gelişmesini engeller. Bu sebepten faydalıdır. Tedavi başarısı yüksektir. Ancak çocuklarda aşı tedavisinin hangi alerjenden oluşması gerektiği ve hangi dozlarda uygulanması gerektiği sadece ve sadece çocuk alerjisi uzmanlarınca yapılmalıdır. Aksi takdirde tedavinin başarısız olmasına ve hatta çok ciddi yan tesirlerle karşı karşıya kalınabilir.

    Aşı tedavisi kimlere yapılır?
    Alerji nedeniyle olduğu kesinleşen astımlı, alerjik nezleli çocuklara yapılması tavsiye edilir. Öncelikle astım ve alerjik nezle belirtileri olan çocuklara ciltten alerji testi yapılır ve test sonucuna göre ve çocuğun çıkan alerjiden etkilenip etkilenmediğine göre karar verilir. Çocuklara aşı tedavisi gerekliliği ve nasıl yapılacağı konusunda tek yetkili uzmanlar çocuk alerji uzmanlarıdır.

    Aşı tedavisine kaç yaşında başlanabilir?
    Dilaltı aşılar 3 yaşından sonra başlanırken cilt altı enjeksiyon şeklindeki aşılar 5 yaşından sonra başlanabilir.

    Aşı tedavisi kaç türdür?
    Aşı tedavisi üç türdür. Dilaltı damla, tablet ve cilt altına enjeksiyon formları vardır. Cilt altı aşılar da iki türdür. Yıl boyu yapılan ve mevsim öncesi olmak üzere iki türdür. Mevsim öncesi aşılar sadece polen alerjisinde uygundur. Hangi aşının hangi çocuğa yapılacağını sadece çocuk alerji uzmanları karar vermektedir.

    Dil Altı Damla Alerji Aşısı nasıl uygulanır?
    Alerjisi olan çocuk astım hastalarına ve alerjik nezlesi olan çocuklara uygulanır. Dil Altı damla aşıları dil altına pompalanarak uygulanır. Aşı içinde sadece çocuğun astımına veya alerjik nezlesine neden olan alerjik madde vardır. Örneğin polen alerjisinde kullanılan damla aşı içinde sadece polen vardır, ev tozu akarına alerjisi için yapılan alerjide akar alerjeni vardır. Kesinlikle kortizon içermez. Çok küçük dozlarda başlanarak vücudun bu alerjik olduğu maddeye alıştırılması sağlanır. Haftada 3 kez veya her gün uygulanan formları vardır. Çocuklarda ciddi alerjik reaksiyona neden olma ihtimali düşük olduğu için evde uygulanabilir. Dişleri fırçalamadan ve kahvaltı veya yemekten önce uygulanır ve 2 dakika dilaltında tutulduktan sonra yutulur. 10 dakika sonra gıda alınabilir. Dil Altı Aşı tedavisinde aşı uygulama süresi en az 3 yıl, en fazla 5 yıldır. 3 ayaşından sonra başlanabilir. Aşı tedavisi ile ilaç kullanma ihtiyacı azalmakta veya bitmektedir. Hayat kalitesi artmaktadır.
    .
    Dil Altı Damla Aşı Tedavisinde Başarı Nasıldır?
    Alerjik bronşit / çocuk astım hastalarında 8-14 yaş arasında yani ergenlikte hastalığın geçme veya şiddetinin azalma olasılığı vardır. Her iki çocuktan birisi bu hastalığı ergenlite atlatamamaktadır. Koruyucu ilaç ihtiyacı devam etmektedir. Çocuk astımında aşı tedavisi ile hastalığın atlatılma olasılığı % 80-90’ın üzerine yükselmektedir. Güvenilir bir uygulama olduğundan koruyucu ilaç almak zorunda olan astımlı ve alerjik nezleli tüm hastalar dil Altı damla aşıya uygun olup olmadıkları yönünde değerlendirilmelidir ve çocuk bu aşı için uygunsa ailelere bu seçenek sunulmalıdır.

    Cilt Altı İğne Aşı Tedavisi (Subkütan İmmünotarapi)
    Devamlı ve mevsim öncesi şeklinde yapılabilir. Mevsim öncesi cilt altından yapılan aşılar sadece polen aerjisinde uygulanabilir. Ocak ayından Nisan ayına kadar haftada bir uygulanmaktadır. Devalı uygulanan aşılar ise başlangıçta en az alerjen içeren konsantrasyonda başlanır. Haftada bir başlanır. Konsantrasyon giderek artırılır. Daha sonraki aylarda doz aralığı 1 aya kadar çıkılır. Toplam uygulama süresi 3 yıl ile 5 yıl arasında değişmektedir. 5 yaşından sonra uygulanabilir. Ekili bir tedavi yöntemidir. Ancak bu tedavi yöntemi sadece çocuk alerji uzmanları tarafından planlanabilir ve uygulnabilir. Aksi taktirde tedavi başarısızlıkla sonuçlanabilir daha da önemlisi ciddi kötü sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir. Evde veya eczanede uygulanmaz.

    Aşılar nasıl saklanmalıdır?
    Buzdolabı rafında veya kapağında saklanabilir 2 ile 8 derece arasında saklanmalıdır. Buzluk veya difirize konulmamalıdır. Buzdolabı dışında tutulmamalıdır. Buzdolabı dışında uzun süre tutulursa yapılan aşının etkisi olmaz.

    Aşı tedavisinin etkisi ne zaman başlar?
    Aşı tedavisinin etkisi tedaviden sonra 6 ayda başlar. Birinci yılın sonunda faydası mutlaka olmalıdır. Birinci yılın sonunda aşı tedavisinin faydası yoksa aşı tedavisi kesilir.

    Astımlı çocuklara aşı tedavisi neden yapılır?
    Astımlı veya alerjik nezleli çocuklarda alerjiye karşı tolerans oluşturmak için kullanılır. Aşı tedavisi ilaç gereksinimini azaltır veya ortadan kaldırır, yeni alerjilerin gelişmesini önler ve hayat kalitesini artırmaktadır. Çocuklarda aşının etkisi yetişkinlere göre çok daha fazladır. Çünkü çocuklarda immun sistem değişim içindedir.

    Aşı kortizon içeriyor mu?
    Alerji aşılarında sadece alerjen vardır. Aşılar içinde sadece alerjen vardır. Örneğin polen aşısında polenler vardır. Ev tozu mite aşısında mite alerjenleri vardır. Bu nedenle kesinlikle kortizon yoktur. İlerde herhangi bir zararı da olmaz. Kısırlık, karaciğer zararı gibi herhangi bir organa zararı olmaz.

    Alerji aşılarının yan etkisi var mıdır?
    Dil altı aşıları sonrasında dudakta ve dilde şişme, dilaltında aft gelişmesi ve karın ağrısı gibi bazı belirtiler görülebilir. Ancak bu belirtiler genelde hafiftir. Cilt altı enjeksiyon aşıları ise sonrasında aşı yapılan yerde şişlik, kızarıklık, hafif yorgunluk gibi bazı belirtiler görülebilir. Nadiren de ciddi alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu ciddi reaksiyon aşıdan sonra 30 dakika içinde görüldüğü için aşı sonrası 30 dakika gözetim altında tutulmalıdır. Aşı tedavisinin uzun vadede kısırlık, organlara zarar gibi herhangi bir zararı olmaz.

  • Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Burun tıkanıklığı çocuğun bütünsel sağlığını ve yaşamın kalitesini derinden etkiliyor!

    Burnu tıkalı çocuk; rahat nefes alamadığı için gece boyu rahat uyuyamıyor. Sabahları baş ağrısı, huzursuzluk ve gerginlikle uyanıyor. Bundan dolayı çevresi ile uyum sorunları yaşamaya, davranış bozuklukları sergilemeye ve okulda konsantrasyon güçlükleri çekmeye başlıyor. Bu tablodaki çocuklar hiperaktivite yani dikkat eksikliği tanısıyla tedavi görmeye başlıyor, oysaki sorun dikkat eksiliği değil, burun tıkanıklığıdır.

    Burundan sorunsuz bir şekilde nefes alabilmenin yetişkinler için olduğu kadar çocukların sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişimleri ve de yaşam kaliteleri içinde çok büyük önem taşıdığı bilinen bir gerçekteir. Çocuklardaki burun tıkanıklığının en önde gelen nedeni alerjik nezledir. Burnun ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolü solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlamakta olup, özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklarda sağlıklı nefes alabilmek çok daha büyük önem taşımaktadır.

    Burnu Tıkalı Çocuk, Çevresi ile Uyum Sorunları Yaşıyor

    Burnu tıkalı olan çocukta zamanla uyku apnesi görülmeye başlamaktadır. Uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiği gözlenir. 20 saniyeden başlayıp 40-60 saniyeye uzayabilen bu nefes almama süreçlerinin ardından vücut oksijensiz kalır. Beyin hafifçe uyanıklık haline geçerek vücuda nefes alması için alarm verir ve çocuk aniden derin bir nefes alır. Bu süreçler gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanır ve çocuğun uyku kalitesi bozulur. Gece boyu rahat uyuyamayan ve terleyen çocuk, sabahları baş ağrısı ile uyanır. Gündüz uykulu ve yorgun olur. Gün içinde derslerine konsantre olamaz, ders başarısı düşer. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiler. Hiperaktiftir. Bu durum birçok kez hiperaktivite, dikkat eksikliği bozukluğu tanısıyla tedavi edilir.

    İdrarını Tutmayan Çocuk Davranış Bozukluğu Sergiliyor

    Uyku apsesinden dolayı gece boyu terleyen çocuğun geceleri idrarını tutamamaktadır. Daha önce idrarını tutabilen çocuk gece altını ıslatmaya başlayınca; davranış bozuklukları sergileyeme başlar ve psikolojik açıdan takibe alınır. Ancak aslında ana sorun burun tıkanıklığıdır.

    Alerjik Nezle Tedavi Edilmeden Bademcik Ve Geniz Eti Ameliyatı Olan Her 4 Çocuktan Birinde Geniz Eti Tekrar Büyüyor Ve Şikayetler Yeniden Başlıyor.

    Alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonlar çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretilse de alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikayetlerin tekrarlaması mümkündür.

    Çocuklarda Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılması gerekmektedir. Sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözüm dilaltı aşı tedavisi ile mümkündür. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesi düzelir, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısı yükselir, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesi hızlanır.

  • ANNELİK DUYGUSU

    ANNELİK DUYGUSU

    Annelik çok tipik davranış kalıplarının sergilendiği fizyolojik ve psikolojik bir durumdur. Yeni anne olan kadında bebeği doğar doğmaz gözlenen davranış değişiklikleri “annelik davranışı” olarak isimlendirilmekte ve bu davranışlar bebeğin bakımını ve korumasını temin edici olmaktadır.Hamilelik süreci kadını anne olmaya hazırlayan en önemli dönemdir, doğumla birlikte de “annelik davranışlarını” göstermesini başlatan hormonlar salgılanmaktadır.

    Annelik Davranışları

    Yapılan araştırmalar anne olan kadının beyinde en çok endişe, kaygı ve risk saptamayla ilgili bölgelerin daha fazla çalıştığını göstermektedir. Bu da annelik davranışlarının kadın beyninde programlanmış olduğunu göstermekle birlikte,anneliğin kolay girilen bir ruh hali olmasını açıklamaktadır. Dolayısıyla annelerde bebeğe adapte olmak için doğal bir avantaj söz konusudur.

    Annelik davranışı esas olarak genetik ve hormonal etkenlerle tetikleniyor olsa da, yapılan araştırmalar, anneliğin tümüyle içgüdüsel bir yetenek olmadığını, annelik duygusunun ve davranışının, büyük ölçüde çocuk sahibi olduktan sonra geliştiğini göstermektedir. Hamilelik sırasında başlayan ve bir ömür boyu sürecek olan bu ilişkideki en önemli nokta “bebek sahibi olmaya” yani anneliğe hazır olmaktır. Çünkü annelik insan hayatında çok özel, bir insan için çok sayıda fedakârlık ve sorumluluk gerektiren, küçümsenmemesi gereken güçlü bir duygudur.

    Hamilelik ve Değişen Öncelikler

    Anne olmaya karar veren bir kadının hayatındaki pek çok öncelik; bu kararı vermesiyle birlikte değişmeye başlar ve hiç kuşkusuz yaşamında önemli fedakârlıkları göstermesi gereken yeni bir süreçtir. Hamilelikle daha da belirginleşen bu değişim sürecinin, doğumdan sonraki ilk aylardaki ilk yansıması genellikle çocuğunun sağlığı ile ilişkili kaygılar, iyi anne olup olmadığı düşünceleri gibi çocukları ile alakalı yoğun zihinsel uğraşlar şeklinde başlar. Hal böyle olunca gereksizken bile sık sık çocuğunu gözetleme, evin temizliği, yiyecek ve içeceklerin hijyeni gibi konulara aşırı eğilme gibi düşünce ve davranışlar sık gözlenmektedir.

    Tüm amaç çocuğun ilk günlerde tehlikelerden korunması ve iyi bakım alması ve bir yandan da yeni yaşam düzeninin organize edilmesi olmaktadır. Esas öncelik çocuğundadır. Diğer taraftan da annelik becerilerini geliştirilerek, yeterli hissetmeye ihtiyaç ön plana çıkar. Dolayısıyla anne olan bir kadının hayatında pek çok önceliğin yer değiştirmesi de çoğunlukla bu dönemde belirginleşmektedir.Artık bir ömür boyu sürecek yeni bir rolü vardır: Annelik ve artık sadece kendisinden sorumlu olmamakta,en az kendisi kadar düşünmesi gereken bakıma muhtaç bir canlıya karşı da aynı sorumluluğu alması gerekmektedir.

    Sosyal hayatını kısıtlama ya da öncesinde sosyal hayatında sıklıkla dışarda aktiviteler yer alırken artık tercihini güvenli ev ortamına yönlendirmesi, ev içi yemek-temizlik gibi düzenin çoğu şeyden önce tutulmaya başlanması, yeni rolüne adapte olmasını ve başarıyla gerçekleştirmesini kolaylaştıracak tüm destek sistemlerinin harekete geçirme odaklı davranışlar bu döneme özgü öncelik değişimleridir.Diğer yandan annelik becerilerini geliştirilmesi, çocuk yetiştirme, çocuk gelişimi ve iyi bir anne çocuk ilişkisi kurmanın yolları gibi konular ön plana çıkmaya başlamaktadır.

    Bu süreçte çocuğun temel ihtiyaçlarının giderilmesi dışında psikolojik-sosyal gelişimine katkı sağlayacak, bir bakıma aile içi eğitimin de başladığı sorumlulukların ön plana çıktığı görülür ve çocukla yaşanılan güzel deneyimler odak noktadır. Aynı zamanda bu dönem, annenin de “çocuğuna sarılmasının, onun kokusunu içine çekmesinin, onunla geçirdiği özel vakitlerin” temel ihtiyacı haline geldiğini fark ettiği de bir dönemdir.İlişkide verici olma sorumluluğu annede olsa da ilişki daha karşılıklıdır ve çocuk annenin hem duygusal hem sosyal beklentilerini karşılamak için pek çok şey yapar. Anne ve çocuğun dönüşümlü olarak birbirinin istek ve ihtiyaçlarına cevap verme şeklinde devam eden bu ilişki de yaşam boyu sürer. Çocukla deneyimlenen bu karşılıklı sevgi temelli ilişki esasında kadının kendi daha değerli görmesine, kendiyle ilgili temel inançlarının daha da olumlu bir hal almasına sebep olan da bir deneyimdir.

    Dolayısıyla bir çocuk yetiştirmenin kadının yaşamına kattığı bu anlam, çocuksuz bir kadınken yaşaması pek de mümkün olmayan bir tatmindir. Diğer yandan annelik; duygularını, çocuksuz bir kadınken olduğundan daha yoğun yaşamayı da beraberinde getirmektedir.Bu oldukça sık gözlemlenen, yakın çevre tarafından da gözle görülür bir şekilde fark edilen ve çoğu anne olan kadında görülen bir durumdur. Bu durum kadının manevi dünyasını zenginleştiren, duygularının daha iyi farkına varmasına ve ilişkilerinde paylaşıma daha gönüllü, daha pozitif, daha şefkatli ve anlayışlı olmasına katkı sağlamaktadır. Ve kadının tüm kişiler arası ilişkilerine olumlu etkiler. Diğer bir taraftan annelik “bebek sahibi olmaya” karar verdiği anda başlayan, hamilelik süreci ve sonun da doğumla giderek artan, çocuğuna en iyisini verebilme konusunda güçlü bir motivasyon oluşturmaktadır.

    Bir bakıma çocukluğunu bir tarafa bırakmak gibi hissedilse de, bu motivasyon çocuksuz bir kadınken belki de hiç deneyimleyemediği kadar “yaşama dört elle tutunmayı” teşvik eden güçlü bir duygudur ve tüm hayatına yansır. İlk başlarda onu neyin beklediğini bilememenin verdiği kaygı ve endişe gibi duygular anne olan kadını oldukça hassas, korkmuş, çaresiz, sıkışmış gibi hissettirse de;çocuğa bakımla ilgili giderek gelişen becerileri ve çocukla karşılıklı gelişen ilişkinin ona yaşattığı olumlu katkılarla hayata karşı duruşunu sağlamlaştırır.

  • Hamilelik Sonrasında Kadında Psikolojik Değişimler

    Hamilelik Sonrasında Kadında Psikolojik Değişimler

    Anne olmaya karar veren bir kadının hayatındaki pek çok öncelik bu kararı vermesiyle birlikte değişmeye başlar hiç kuşkusuz yaşamında önemli fedakârlıkları göstermesi gereken yeni bir süreçtir. Hamilelik sırasında anne adayları hormonal değişiklikler, stres ve fiziksel değişimlerinden dolayı farklı bir psikoloji yaşarlar. Anne adaylarının tümü bu süreçte “hamilelik nasıl olacak”, “doğum nasıl olacak”, bebek nasıl olacak” gibi bazı endişeler taşırlar. Anne adayı, kendisini nasıl bir deneyimin beklediğini bilmemenin sonucu olarak heyecanlı, kaygılı bir belirsizlik dönemi yaşar. Ayrıca bu dönemde birçok kadın hormonal değişikliklere bağlı olarak kontrol edemedikleri iniş-çıkışlar yaşarlar. Ani ağlama krizleri, aşırı duygusallık, ilişkilerde alınganlıkların artması, zaman zaman biyolojik sebepler zaman zaman da psikolojik sebeplerden dolayı farklı duygu durumları yaşarlar. Bazen mutsuz, bazen endişeli, bazen aşırı alıngan olurlar.

    Hamilelikle belirginleşen bu değişim sürecinin, doğumdan sonraki ilk aylarda görülen yansıması genellikle çocuğunun sağlığı ile ilişkili kaygılar ve iyi anne olup olmadığı düşünceleri gibi çocuğu ile alakalı yoğun zihinsel uğraşlar şeklinde başlar. Bu durumda gereksizken bile sık sık çocuğunu gözetleme, evin temizliği, yiyecek ve içeceklerin hijyeni gibi konulara aşırı eğilme gibi düşünce ve davranışlar sık gözlenmektedir. Tüm amaç; çocuğun ilk günlerde tehlikelerden korunması, iyi bakım alması ve bir yandan da yeni yaşam düzeninin organize edilmesi olmaktadır. Esas öncelik çocuğundadır. Diğer taraftan da annelik becerilerini geliştirerek yeterli hissetme ihtiyacı ön plana çıkar. Dolayısıyla anne olan bir kadının hayatında pek çok önceliğin yer değiştirmesi de çoğunlukla bu dönemde belirginleşmektedir.

    İkinci Bir Hamilelik İçin Psikolojik Doğru Zamanlama Nedir?

    Genellikle her çift kendilerine ait sebeplerden dolayı bebek yapar. Hayallerini gerçekleştirmek, evlilikteki doyumu artırmak, eşi-kaynak aileyi-ilk çocuğu yani; bir başkasını memnun etmek ya da biyolojik saati geçeceğine inandığı için bebek sahibi olmak isterler. Bu sebeplerin; hamilelik, doğum ve anne-bebek ilişkisi üzerinde çok önemli etkileri vardır. Çünkü bireyler çocuk sahibi olma sebeplerine göre “çocuk sahibi olmak” kavramına farklı noktalardan bakar ve farklı tanımlamalar yaparlar. Dolayısıyla psikolojik anlamda ideal zamanın en doğru tespiti erkeğin de arzusuyla birlikte özellikle annenin ikinci çocuğa hazır olması ve bunu gerçekten istemesidir. Çünkü her ne kadar anneye yardımcı bir eş söz konusu olsa da, hamilelik sürecinin psikolojik etkileri ve özellikle 0-3 yaş sürecine kadar birincil bağlanma nesnesi çocuk için annedir. Ve en büyük iş anneye düşmektedir.

    Annenin önceki hamileliğinden sonra yaşadığı stresten kurtulması ve vücudunda gerekli besinleri geri kazanması için zamana ihtiyaç olduğu gerçeğinden yola çıkarak, çoğu bilimsel araştırma bir önceki bebeğin doğumdan sonra 18-23 ay beklemenin önemine işaret etmektedir. Bu süre bir sonraki hamileliğin sağlıklı olarak başlamasına neden olmaktadır. Altın zamanlama ise; ilk çocuğun 4 yaşındayken ikinci hamilelik sürecinin başlamasıdır. Bu zamanın yeni bir bebek için ideal olabileceği düşünülmesinin sebebi de, 4 yaş üstü çocukların anne babalarının ilgilerine çok ihtiyaçları olmadan vakit geçirdikleri ve kendine ait bir hayatları olduğu gerçeğine dayanmaktadır.

    İkinci Çocuk Kararıyla İlgili Eşler Arasında Farklı Görüşler Varsa Ne Yapılmalıdır?

    Bebeğin doğumundan sonra genellikle kadın ve erkek farklı zorluklar yaşarlar. Doğumdan sonra erkeklerin en fazla sorun olarak hissettikleri konular; ailenin geçimini sağlamak, uykusuzluk ve yorgunluk, günlük işlerin artması, kayınvalide ve kayınpeder müdahaleleri, kendine ayırabildiği zamanlarının ve sosyal aktivitelerinin kaybı, eşinin cinsel ilgisinin azalması etrafında yoğunlaşır.

    Kadınlar ise genellikle uykusuzluk ve yorgunluktan, vücutlarından ve kişisel görünümlerinden, annelik becerilerini ve yeterliliklerini sorgulamaktan, beklenmedik zamanlarda ortaya çıkan ani duygu değişimleri ve kaygılardan, artan ev işlerinden, yeni roller ve sorumluluklara uyum sağlamada yaşadıkları güçlüklerden ve bebekten önce çalışıyorlarsa iş hayatlarındaki değişimlere ayak uydurabilmekteki zorluklardan şikayet ederler. Bu nedenle ilk çocuk gibi ikinci çocuğun kararının ortak verilmesi evlilikte karı-koca rollerin devam edebilmesi ve evlilik doyumunun devamı için önemli bir noktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı eşler arasında ikinci çocuğu istemeyen tarafın bu nedenin altındaki; kaygı, endişe, hazır olmama sebeplerinin açıkça eşler arasında paylaşılması, sunulan nedenleri ortadan kaldırabilecek ortak çözüm yolları aranması, eşlerin asla bu konuda diğerinin ihtiyaçlarını göz etmeden tek başına karar vermemesi oldukça önemlidir. Ciddi uzlaşmazlıkların olduğu noktada aile terapisinden yararlanmak faydalı olabilecektir.

    İkinci Çocukla Birlikte Çiftler Neleri Göze Almalıdırlar?

    Eşlerin evliliklerinden aldıkları tatmin düzeyi ve buradan duygusal olarak beslenebilmeleri sağlıklı aile için en önemli noktadır. Ayrıca bu birlik ve tatmin noktası eşlerin bebeklerine gösterecekleri sevgi düzeyini de etkiler. İkinci çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte ilk çocuk deneyiminden çoğu konuda anne babalar tecrübe sahibi olmuşlardır. Bu durum oldukça avantajlı bir durumdur. Ancak tecrübeye rağmen her yeni bebek evde maddi ve manevi anlamda görev ve sorumluluklarda artışa sebep olacaktır. Bunlar beklenen, deneyimle de artık daha kolay ön görülen normal durumlardır. Burada önemli olan doğumdan sonraki dönemde beklenebilecek ve doğal olan sıkıntıları yaşarken dahi evliliğe sahip çıkabilmek için uğraşmaya devam etmektir. Bu da ancak anne-babaların karı-koca rollerini doyumlu bir şekilde sürdürebildiği koşullarda sağlanacaktır.

    Zamanı geldiğinde bebeğin doğumundan sonraki keyifli günlere mümkün olduğu kadar çabuk dönebilmek, çocuklara ve kendimize sağlıklı, mutlu yuvalar sunabilmek için;

    1-Eşiniz istiyor, aile büyükleri talep ediyor diye, çocuğunuzun mutlaka bir kardeşi olmalı diye çocuk sahibi olmayın.

    2-Asla evliliğinizi kurtarmak için çocuk sahibi olmayın. Çocuk sahibi olmak bir yandan çok güzel ancak bir yandan da oldukça stresli bir durumdur. Sağlıklı, mutlu, doyumu tatminkar düzeyde olan bir karı koca ilişkisinde çocuk konusu gündeme gelmelidir. Önce evliliğinizdeki sorunları düzeltmeye öncelik verip, sonra bu konuyu eşinizle birlikte ele alın.

    3-Bebekler, çocuklar verdikçe almaya ve daha da fazlasını istemeye doğuştan hazırdı. Bebeğinizle çocuklarınızla ilgilenirken eşinizin hayatına eşlik etmeyi unutmayın.

    4-Çocuklarınız ve sağlıklı aileler için en önemli koalisyon; eşinizle kurduğunuzdur. Eşler arası uyum, mutluluk ve doyum sağlıklı ailenin temel taşıdır.

    5-Çocuklarınızla kuracağınız ilişki eş ilişkinizin yerine geçmemelidir. Eş ilişkinizde tatmin edici olmayan durumlar varsa buradaki boşluğu çocuklarla değil eşinizle birlikte gerekirse destek olarak kapatmalısınız.

    6-Bir çocuğa psikolojik olarak verilecek en güzel hediyenin, anne babası arasında aynı zamanda keyifli bir karı koca ilişkisinin olduğunu görebilmesi olduğunu unutmayın. Çocuğunuz için evliliğinizi, eşinizi ihmal etmenin kimseye faydası olmayacaktır.

    7-Daha iyi anne-baba olabilmek için, daha az kadın-erkek, daha az karı-koca olmak zorunda değilsiniz. “Kadın” ve “erkek“ olmak, “karı-koca” olmak ve “anne-baba” olmak arasında bir denge kurmaya gayret edin.

    8-Bebeğinize rağmen hobilerinize, kişisel zevklerinize sahip çıkmaya gayret edin. Mutlu çocuk mutlu anne baba demektir.

  • İYİ ANNE BABA NASIL OLABİLİRİZ ?

    İYİ ANNE BABA NASIL OLABİLİRİZ ?

    İyi çocuk yetiştirmenin yolu iyi anne baba olmaktan geçer. Araba kullanmak için ehliyet alıyoruz. Ama nasıl iyi anne baba olacağımızla ilgili eğitim almıyoruz. Hiçbir bilgiye sahip olmadan, deneme ve yanılma yöntemini uyguluyoruz.

    Anne ve babalar çocuk yetiştirmeyi 3 şekilde öğrenir:

    1.Tıpkı kendi anne ve babası gibi davrananlar: Bu anne ve babalar kendi ailelerden öğrendiklerini devam ettirirler. Çocuklarıyla, tıpkı kendi anne ve babalarının kullandıkları iletişim dillini kullanırlar. Anne ve babasında eleştirdiği davranışları sergilerler. Zaman geçtikçe anne ve babası gibi davranırlar. Ailesinde hoşgörü ve sevgi gördüyse çocuğuna karşıda hoşgörülü ebeveyn olurlar. Ailesinde şiddet gördüyse, çocuğuna şiddet uygulayabilir. Genellikle öğrendiğimiz dili devam ettiririz.

    2.Kendi anne ve babasının tam tersi davrananlar: Ben çok sıkıntı çektim, çocuğum asla çekmesin, diyerek çocuğunun her dediğini yapan, kendi anne ve babasından öğrendiği iletişim dilinin tam tersi davranan ebeveyn modelidir.
    3.Kendi anne ve babasından öğrendiklerini analiz ederek davrananlar: Ailesinden öğrendiği iletişim dilinin olumlu yanlarını alıp, olumsuz yanları değiştirebilen, ben çocuğu nasıl doğru yetiştirebilirim diye düşünüp araştıran, doğru iletişim becerisini geliştirebilen ebeveyn modelidir.

    Çocuklar ıslak çimento gibidir. Onlara söylenen her şey, onlarda iz bırakır. Çocuklar, yaşadıkları şeyi öğrenir.

    Bu nedenle iyi anne ve baba olmak için neler yapabiliriz?

    KENDİ ÇOCUKLUK HİK YENİZİ TAMAMLAYIN

    Kendi anne ve babasına karşı öfkeli olan ebeveyn çocuğuyla iletişim kurmakta zorluk yaşar. Bilmediği iletişim örüntüsünü devam ettiremez. Kendi çocukluğundaki öfkeyi, çocuğuna aktarır. O yüzden iyi çocuk yetiştirmek istiyorsak, kendi içimizdeki çocuğu onarmamız gerekiyor.

    İYİ ANNE VE BABA OLMAK İÇİN İYİ EŞ OLUN

    Mesleğe başladığım zaman hep çocuk terapisti olmak istemiştim.

    Amacım Mutlu Çocuk =Mutlu Yetişkin=Mutlu Toplum. Bu teorimde ben başında olmalıydım diye düşünmüştüm ama ne zaman çocuklarla çalışmaya başladım, teorimde bir terslik olduğunu gördüm. Çocuklarla başladığım seanslar hep anne ve babalara yöneldi. Bana mutlu çocuklar için, mutlu çiftler gerekliydi.

    Teori şöyle oldu; Mutlu Anne ve Baba = Mutlu Çift=Mutlu Çocuk =Mutlu Yetişkin.

    Bu yüzden yeni teoride ben çiftlerle çalışmaya başladım. Birbiriyle iyi iletişim kuran çiftler, çocuklarıyla da mutlu ilişki kurarlar.

    NASIL ÇOCUK YETİŞTİRMEK İSTEDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜN

    Çocuklar tıpkı bilgisayar gibidir. Anne, baba olarak neyi yüklersek onu geri bildirim olarak alırız. Çocuk yetiştirmek tıpkı aşağıdaki yaşamın yankısı gibi, yaşamda ne ile karşılaşmak istiyorsak, yankısını oluşturabilmek için bunu önce anne baba yapmalıdır.

    ÇOCUĞUNUZU BİREY OLARAK KABUL EDİN

    Çocuklar doğduklarında belirli karakter özelliklerle doğarlar. Anne ve babalar öncelikli olarak çocuklarının özelliklerini iyi bilmeliler. Kendi hayalindeki çocuğa benzetmek için uğraşmalılar. Benim gibi olsun, bana benzesin ya da asla benim olumsuz özelliklerimi almasın gibi kalıplara yerleştirilmemelidir. Çocuğunuz bazı genetik özelliklerle anne ve babaya benzerken, sizden çok farklı bireyler olarak dünyaya geldiklerini unutmamak gereklidir.

    BİLGELİĞİN BAŞLANGICI DİNLEMEKTİR

    Dinleme, kelimelerin aktarmaya çalıştığı duyguları, çocukların hissettikleri ve yaşadıkları şeyi, onların bakış açılarını ve dolayısıyla iletişimlerinin özünü anlamayı mümkün kılar.
    Çoğu anne ve baba dinlemekten çok konuşmayı tercih eder. Sürekli çocuğa soru sorar, ne yapması gerektiğini tembih eder. Çocuk konuşurken gözlerinin içine bakıp onu dinlemeli. Çocuğun hissettiği duyguyu seni anlıyorum, bu duyguyu benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim diyerek çocuğun duygusunu kabul etmek gerekir. Kabul etmek demek, çocukların ifadelerini ciddiye alarak, diyaloğa saygılı bir biçimde başlamanın yoludur.

    SADECE BİLGİ VERMEK YETMEYEBİLİR

    Yüzme bilmiyorsanız ve size yüzme hakkında iki saat boyunca bilgi versem, yüzmeyi öğrenebilir misiniz? Hayır, havuza girip defalarca alıştırma yapmanız ve bir sürü talimat almanız gerekir. Çocuklarda bu şekilde öğrenir. Sözler öğrenmeye yardımcı olur ama bilgi vermek için yeterli değildir. Bazen alıştırma yapmak gerekir. Doğru davranışı kazandırmak için kesin sınırlar koyan mesaj verilmeli. Örnek olunmalı, Çocuğun davranışı tekrar etmesi sağlanmalı, çabaları ve gelişimi için cesaretlendirmeli.

    BEN DİLİNİ KULLANMAK

    Ben dilini kullanmaktaki amaç, çocukların o an yapmakta olduğu şeyi değiştirmeleri yönünde etkilemektir. Genellikle size kabul edilemez davranışı tanımlamanız ve onlara bu konuda üzgün, bazen de sinirli ya da hayal kırıklığına uğramış olduğunuzu söylemeniz yeterli değildir. Bunun nedenini bilmeleri gerekir.
    Tam ben iletisi şunları kapsar;

    1-Kabul edilmeyen davranışın tanımlanması
    2-Ebeveyn tarafından yaşanan duygu
    3-Ebeveyn üzerindeki somut etki

    Örneğin, gazete okurken sürekli rahatsız edip oyun oynamak isteyen çocuğa, hem gazete okuyup, hem oyun oynayamam. Dinlenip gazete okuyamamak beni sinirlendiriyor demelidir.

    SINIRLAR NET VE ANLAŞILIR OLMALI

    Arabanızla giderken trafik ışıklarına yaklaştığınızda ışık sarıya dönerse ve ışıktan geçecek zamanınız a varsa yine durur musunuz?

    Çoğu yetişkin bunu yapmaz. Çocuklar da bu tür sinyal aldıklarında yanlış davranışlarını durduramazlar. Yetişkinler sarı ışıkta neden durmuyorlarsa çocuklarda aynı sebepten durmazlar. Yanı durmak isteğe bağlıdır.
    Ebeveynlerin çoğu, çocuklarını yanlış davranışlarını durdurmak için yanlış sinyaller göndermektedir. Dur işaretinin gerçekten durmayı zorunlu kılmadığını hayırların aslında evet ya da olabilir anlamına geldiğini göremezler. Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır.

    ÇOCUKLA KURACAĞIMIZ EN ETKİLİ İLETİŞİMİN OYUN OLDUĞUNU UNUTMAMALIYIZ

    Çocuklar için oyun hayatın provasıdır. Çocukla kuracağımız en önemli paylaşım alanı oyundur. Çocukla oyun oynadığınız zaman onun dünyasına yolculuk başlar. Çocuk kendisinin önemsendiğini, değer gördüğünü hisseder. Annesi ve babasıyla ortak paylaşım alanı başlar. Çocuğun anne ve baba ile işbirliği yapmasını sağlar. Annesi ve babası tarafından kabul edildiğini hisseden çocuk, anne ve babasıyla iyi iletişim kurar.

    Her anne ve baba en iyi ebeveyn olmak ve en iyi çocukları yetiştirmek ister.

    Ama şunu unutmamalıyız; MÜKEMMEL ÇOCUK YOK, MÜKEMMEL ANNE VE BABADA YOK.

    Anne ve baba her insan gibi hata yapabilir. Önemli olan telafisi olan hatalar yapmaktır. Temelinde sevgi olan hiçbir şey asla başarısızlıkla tamamlanmaz.

  • BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNE ETKİSİ

    BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNE ETKİSİ

    Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi olup, onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir.

    Her çocuk için özellikle yaşamının ilk yıllarında anne-babasıyla olan ilişkisi çok önemlidir. Anne-babanın boşanması ise, hiç kuşkusuz hem çocuklar hem de ebeveynler için oldukça zor ve stresli bir süreçtir. Çocuk açısından düşünülecek olursa, o güne kadar en fazla bağlı olduğu iki kişiye yani anne ve babasına, bundan sonra eşit olarak ulaşamayacak ve dünyası bir anlamda bölünecektir.

    Eslerin boşanma olayından sonra gösterdikleri tepkilere benzer tepkiler çocuklarda da görülmektedir. Çocuklarda görülen bu tepkilerin aşamalarını şu şekilde sıralanmaktadır.

    1. Boşanmayı kabul etmeyip inkâr etme
    2. Boşanmayı yaratan nedenlere öfke duyma
    3. Ebeveynleri birleştirme çabası içine girme
    4. Depresyon ve çöküntü yasama
    5. Boşanma durumunu kabul etme.

    Çocuklar bu aşamalardan geçerken karmaşık ve yoğun birçok duyguyu aynı anda iç içe yaşayabilirler. Üzüntü, kaygı, öfke, gücenme, korku ve suçluluk bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca çocukların boşanmadan sonra stresli bir döneme girdikleri; bunun sonucunda da gelişimsel, duygusal ve davranışsal gerilik gösterdikleri gözlemlenmiştir.

    Boşanmanın etkilerine çocuk yönünden bakıldığında; üç temel sorun ortaya çıkmaktadır:
    Bunlardan birincisi, boşanmanın çocuğun günlük yaşamına getirdiği etkilerdir. Çocuğun çevresinin zenginliği ve anne-babasıyla ilişkisinin niteliği çocuğun yetişme tarzını etkilemektedir. Çocuğun aile ortamı, boşanma sonucunda önemli değişikliklerle karşı karşıya kalabilmekte, çocuğun ebeveynleri ile olan ilişkileri bozulabilmektedir. Çocuk iç dünyasında aile sorunlarına odaklandığı için konsantrasyon bozukluğu yaşayabilmekte, bu durum ise okul başarısında gerilemeye sebep olabilmektedir. Çocuk ile ilgili değerlendirmeler yapılırken bu değişikliklerin etkilerine bakılmalıdır.

    İkinci sorun; çocuğun boşanma sürecinde kaç yasında olduğudur. Okul öncesi dönemde ve ergenlik çağında ortaya çıkan boşanma sürecinin olumsuz etkileri diğer yas gruplarına göre daha fazla olabilmektedir. Çünkü gelişimsel süreç içerisinde okul öncesi ve ergenlik dönemleri benmerkezciliğin en yüksek olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde yaşanan gelişimsel özelliklerden dolayı çocuk boşanmanın nedenini kendisinde arayabilir ve ebeveynlerinin boşanmasından daha fazla etkilenebilir.

    Üçüncü sorun ise; boşanma durumunda çocuğun kimin yanında kalacağı olup, velayet ile ilgili verilecek karar boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerini doğrudan biçimlendirecektir.

    Çocukların, anne ya da babasından ayrı kalması nedeniyle pek çok duygusal, kimi zaman ruhsal sorun yasadıkları görülmektedir. Huysuzluk, kendini yalnız hissetme, uyumsuzluk, hırçınlık, bir yere ait olamama, saldırganlık, sosyal gelişimlerinde gecikme bunlardan bazılarıdır.

    Boşanma, çocuklar açısından zor kabullenilen, çoğu zaman okul öncesi dönemde çocuklara utanç veren bir süreç olarak görülmektedir. Çocuklar bu süreçte değişik duygular yasamakta, çocuk öncelikle boşanma gerçeğini reddetme eğilimi göstererek, boşanma hiç gerçekleşmemiş gibi davranabilmektedir.

    Boşanmayı oluşturan nedenleri belirleyerek bu nedenlere karsı öfke ve kızgınlık geliştirebilmekte, ardından çocuk, boşanan esler arasında uzlaştırıcı rolü oynayarak eski bir aradaki günlere dönme isteğini ortaya koyama girişimlerini sergileyebilmektedir. Bu isteğin karşılanmaması nedeniyle çocuk depresyon yasayabilmektedir. Bu sürecin son asması ise artık çocuğun boşanma gerçeğini ve sonuçlarını kabullenmesidir. Bu aşamada çocuk duygusal olarak rahatlamakta, anne-babası ile daha rahat bir etkileşim ve iletişim süreci içine girmektedir. Boşanmanın ardından her çocuk bu evreleri aynı sıra ile geçerek son evre olan kabul aşamasına gelemeyebilir. Bu aşamaların birinde kalabilirler. Bazen de bu aşamalarda geriye dönüşler yasayabilir. Bunların tümünün olağan durumlar olduğu unutulmamalıdır. Ya da her çocuk her evreyi yasayamayabilir. Bilindiği gibi her çocuk özgündür ve bu özellikleri nedeniyle de yasadıkları birbirinden farklıdır.

    Cinsiyete göre çocukların boşanma olayından etkilenmeleri de değişiklik gösterir. Kız çocuklarının en çok etkilendiği yas beş-altı yas civarı olarak gösterilmektedir. Bu yas döneminde, kız çocuğunun babaya aşırı düşkünlük göstermesi ve boşanmadan dolayı babanın evden ayrılması çocuğu birçok psikolojik sorun yasamasına neden olur. Erkek çocuğun boşanmadan en çok etkilendiği yas ise ergenlik çağına rastlar. Bu dönem çocuğun, babası ile özdeşleşmesi ve paylaşımlarının çoğalması gereken bir dönem olduğu için, bu dönemde baba ile çocuğun ayrılması erkek çocuğunu olumsuz yönlerden etkiler.

    Kız ve erkek çocuklar ebeveynlerinin ayrılığına su tepkileri verebilirler:

    • Çocukta uyku bozuklukları,
    • Gece korkuları,
    • Gece ve gündüz altına kaçırma,
    • Aşırı yemek yeme ve iştahsızlık,
    • Psikolojik kökenli kekemelik,
    • Tırnak yeme,
    • Konuşmada tutukluk,
    • İçe dönüklük,
    • Ayrılığı inkâr,
    • Tahripkârdık ve saldırganlık,
    • Okula direnç,
    • Dikkati toplamada güçlük,
    • Ağlama ve öfke nöbetleri,
    • Okul başarısında düşüş,
    • Yalan söyleme,
    • Psiko-somatik rahatsızlıklar(bas ve karın ağrıları, mide bulantıları).

    Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinde yaş ve cinsiyetin önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Boşanmanın yasa bağlı etkilerinde, içinde bulunulan gelişimsel dönemin özelliklerinin de belirleyici etkileri olabileceği düşünülebilir. Okul öncesi dönemde çocuklar, boşanma olayını tam olarak kavrayamazlar. Boşanmadan kendilerini sorumlu tutabilir ve suçluluk duyabilirler. Özellikle küçük çocuklar, boşanma ile babayı kaybetmeyi bir tutarlar. Babadan ilgi ve sevgi görmeyen çocuklarda güvensizlik, özsaygısını yitirme ve terk edilmişlik duyguları oluşmaktadır.

    Okul çağında sosyal farkındalık ve kendi özelliklerini fark etme önemli ölçüde artmakta, bu yas grubundaki çocuklarda, anneleri ile birlikte iseler baba ile birlikte olamadığı için üzüntü duyma, ana-babayı suçlama, söz dinlememe, içe kapanma, altını ıslatma, derslerinde başarısız olma, arkadaşlarını kıskanma gibi sorunlar görülebilmektedir. Aynı zamanda değersizlik duygusu, depresyon, korku, kaygı, ebeveynlere öfke duyma, saldırgan davranışlar, toplumdan kaçınma, güvensizlik, aşırı hassasiyet, bas ve karın ağrısı, kusma gibi belirtiler görülmektedir. Okulda bir konu üzerinde odaklanmaları güçleşmekte, ailevi durumunu okulda daha fazla ilgi toplamak için kullanabilmektedir. Öfkesini çatışma yasadığı öğretmenlerine ve arkadaşlarına yöneltebilirler. Boşanmayla ilgili yasadıkları güçsüzlük duygusuna karsı, çevresiyle güç savaşına girebilirler ve ebeveynlerine karsı suçlayıcı şekilde davranabilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar bu olumsuz duygulardan kurtulmak için “reddetme” ve “karşıt tepki verme” savunma mekanizmalarını kullanabilirler. Aynı zamanda bu çocuklar ebeveynlerini tekrar birleştirme çabası içine girebilirler.

    Erkek çocukları, yasadıkları olumsuz duyguları doğrudan çevrelerine yansıtırken; kız çocuklarının, öfke duygularını daha örtük biçimde yansıttıkları görülmüştür. Ayrıca, boşanma, genellikle babanın evden ayrılmasıyla sonuçlandığı için, cinsiyete uygun model eksikliği yaratan bu olayın, erkek çocukların uyumunu olumsuz yönde daha fazla etkilediği, depresyon, karşı koyma ve dürtüsel hareket etme gibi belirtileri içine alan olumsuz davranışları daha fazla gösterdikleri belirtilmektedir.

    Boşanmış anne baba çocukları, anne-babası boşanmamış çocuklara oranla daha fazla sosyal, akademik ve davranış problemleri yasamaktadırlar. Bununla birlikte, bu olumsuz etkilere neden olan faktörlerin sadece boşanma olmadığı; boşanma öncesi ve sonrasındaki yaşantılarında belirleyici etkileri olduğu söylenebilir. Ayrıca farklı gelişim dönemlerinde boşanmanın etkilerinde o döneme özgü gelişimsel özelliklerin ve ihtiyaçların da belirli bir rol oynadığı düşünülebilir.

    Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri her ne kadar açıklanmaya çalışılsa da boşanmanın etkileri konusunda genellemeler yapmanın mümkün olmadığı görülmektedir. Çünkü her boşanma olayı, kendine özgü, karmaşık ve çok yönlüdür. Bu süreçte çocuğun duygularını açığa çıkartmak için psikolojik destek alınması son derece faydalı olmaktadır.

  • Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerji doğumdan itibaren başlayıp zamanla şekillenen bir süreçtir. İlk 3 yaşta en yoğun gıda alerjisine bağlı alerjik egzama ile kendini gösteren hastalık zamanla çocuğun ev tozu, hayvan atıkları veya küf mantarları gibi ev içi alerji yapıcı maddelere teması arttıkça şekil değiştirir. Okul çocukluğunda daha çok ev tozu alerjisine bağlı alerjik nezle ve alerjik astım tablosu görülür. Ergenlik yaklaştıkça mevsimsel polen alerjisi de eklenir sürece.

    Özetle; alerji zannedildiği gibi büyüdükçe geçmez; tam tersine artarak seyreder. Bu yüzden erken çocukluk döneminde alerjiyi olmadan engellemenin ve oluşmuşsa da daha fazla ilerlememesinin yolları aranmalıdır. Alerji çoğunlukla genetik bir hastalıktır. Zamanla alerji yapıcı maddelere temas ile şekillenir. Bu nedenle ailesinde alerji hikayesi olan çocukların daha doğumdan itibaren buna uygun bir evde yaşaması alerjiyi engellemek adına çok önemlidir. Bir kez alerji oluşmuşsa o zaman zaten alerjik olunan maddeden uzak durma mümkün olan en sıkı şekilde uygulanmalıdır.

    Günümüzde en sık rastlanan alerji tipi ev tozu akar alerjisidir (%90). Ev tozu alerjisi çoğunlukla alerjik nezle ile beraber alerjik astım bronşite neden olur. Tedavide ana hedef hastanın çevresindeki ev tozu akar miktarını en aza indirmektir. Bu yönde ev içinde alınması gereken bir dizi önlem vardır. Bu önlemlerin içinde en önemlisi evden halıların kaldırılmasıdır. Dokuma halılar, ister elde ister fabrikada dokunmuş olsun, ister sentetik isterse yün olsun, ev tozu akarları için önemli bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Ev tozu akarları insan atıkları ile beslenen, sıcak ve nemli ortamları seven, gözle görülmeyen mikroskopik canlılardır. Bu canlıların vücut parçacıkları ve dışkıları havaya karıştığında alerjiye neden olur. Akarlar bakteri değildir. O nedenle anti-bakteriyel halılar ev tozu akarından korumaz. Ev tozu alerjisinde hava temizleyiciler fayda sağlamaz. Halıları yerde dururken elektrik süpürgesiyle yıkamak alerjenin uzaklaştırılmasına fayda sağlamadığı gibi bir de halıyı nemlendirerek akarların daha fazla yaşamasına neden olur. Buharlı temizlik robotları yüksek ısıyla akarları öldürür; ancak dışkı parçacıklarını uzaklaştırmada yetersiz kalır. Halı yerine çamaşır makinesinde yıkanabilecek ince örgü kilimler kullanılmalıdır. Kilimler 60 derecede yıkandığında hem ev tozu akarları ölür; hem de akarların dışkı parçacıkları suyla uzaklaştırılmış olur.Ev tozu akarları nemli iklimlerde ürerler. Ev içi nem oranının %50’yi geçmemesinin sağlanması gerekir. Ev içi havasının nemi %50’den yüksek ise havanın nemini alıp suya çeviren nem giderici aletler kullanılabilir. Temizliğin HEPA filtreli özel süpürgelerle yapılması gerekir.

    Alerjisi olan veya alerji olma olasılığı olan çocukların evinde rutubet olmamalıdır. Sıvadan veya herhangi bir su kaçağından duvar içine sızan suyun yarattığı rutubet evde ciddi anlamda hava kirliliği yaratmaktadır. Bu alanların kurutulması gerekir. Benzer şekilde ev içi hava kirliliği yapan madde sigaradır. Alerjik bir çocuğun evinde sigara kesinlikle içilmemelidir. Mutfak, cam önü gibi alanlarda sigara içmek çocuğun etkilenmesini azaltmayacaktır. Sigaranın tamamen ev dışında içilmesi şarttır.

    Çocuk ve yetişkinlerde ev tozu alerjisi tedavisinin temelinde bu önlemler yatmaktadır. Bu temelin üzerine, alerjik olunan maddenin artan miktarlarda dil altından vücuda uygulanması prensibiyle çalışan “dil altı damla aşı tedavisi” (sublingual immunotherapy) hastalığı kökten çözme yolunda çok büyük başarı sağlamaktadır.

  • Çocuğum boğmaca mı oldu?

    Bu çocuk ‘Boğmaca’ gibi öksürüyor…

    Bu sözü daha sık duymaya başladınız mı son günlerde?

    Boğmaca giderek tekrar önem kazanan bir hastalık ve bu günkü yazımda boğmaca ile ilgili bilmemiz gerekenlerden bahsetmek istiyorum…

    Evet, öksürük çocuklarda çok sık görülen bir şikayet ve her 100 çocuğun en az 35’inde bir önceki ay içinde öksürük ile ilgili bir ilaç kullanma hikayesi mevcut ama UNUTMAMALIYIZ Kİ öksürük basit bir üst solunum yolu hastalığının bulgusu olabildiği gibi, daha az sıklıkla da olsa çok önemli hastalıkların da ilk bulgusu olabilir.

    Sadece öksürüğün niteliğine bakarak her zaman hastalığın tanısını ve tedavisini belirlemek mümkün değil ama bazı özel durumlar var ki çocuğun nasıl öksürdüğü bize çok yardımcı olur, aynı ‘Boğmaca’ da olduğu gibi… Sadece doktorlar değil anneler, anneanneler de çok iyi tanır boğmaca öksürüğünü…Öksürüğün kriz şeklinde arka arkaya gelmesi çocuğun nefesinin kesilir gibi olması ve arkasından nefes almaya çalışırken çıkardığı ses boğmaca öksürüğü için tipiktir….

    Boğmaca aşısı ilk kez 1940’lı yıllarda yapılmaya başlanmış. Boğmaca aşısı bulunmadan once sadece Amerika Birleşik Devletlerinde boğmaca her yıl 5000-10.000 kişinin ölümüne neden oluyordu. Aşı sonrasıda hastalığın sıklığında dramatik bir şekilde azalma saptanmış. Benzeri veriler ülkemiz için yeterli düzeyde mevcut olmadığı için, birçok kez olduğu gibi istatistiksel verileri ne yazık ki yurt dışından vermek zorunda kalıyorum…

    Boğmaca aşısının yaygın bir şekilde uygulanmasına ragmen 1980’li yıllardan itibaren boğmaca sıklığında hem dünyada hem de ülkemizde (10-19 yaş arasında en yoğun olmak üzere) bir artış gözlenmiştir. 4-6 yaşlarında yapılan son boğmaca aşısını takip eden 10 yıl içinde aşının etkinliğinde ortaya çıkan azalmanın bu artıştaki en önemli etken olduğu düşünülmektedir. Henüz ülkemizde ergenler ve erişkinler için TC Sağlık Bakanlığının rutin aşı programında olmamasına ragmen, boğmaca sıklığındaki bu artış nedeni ile bir çok ülkede boğmaca aşısının tekrarı bu yaş gruplarında rutin aşı programına alınmıştır.

    Boğmacanın bulguları nelerdir?

    Bir çok hastalıkta olduğu gibi boğmacada da ilk bulgular 1-3 hafta süren kuluçka devresini takiben ortaya çıkan, 2 hafta kadar süren burun akıntısı , hapşırık, hafif öksürük, hafifi ateş gibi basit bir üst solunum yolu enfeksiyona benzer bulgulardır. Bu hafif öksürük 1-2 hafta içinde, boğmaca için tipik olan kuru, rahatsız edici öksürük krizlerine dönüşür. Öksürük krizi dakikalarca sürebilir, çocuklarda renk değişiklği, yüzde kızarma ya da morarma görülebilir. Öksürük geceleri ya da soğuk havaya maruz kalmak ile artar 4- 6 hafta kadar devam edebilir,çocuk genellikle öksürük krizleri arasında iyidir.

    Bazı küçük bebeklerde tipik boğmaca öksürüğü olmaz, onun yerine nefes almada zorluk ve kısa sureli apne (nefes almanın durması) oluşabilir ki bu durum anne, baba için oldukça endişe verici olabilir.

    Boğmacaya yakalanan ergenlik çağındaki çocuklarda şikayetler daha hafif olabilir ve tipik boğmaca öksürüğü yerine uzun süren öksürükler ortaya çıkabilir.

    Boğmaca bildirilmesi zorunlu olan bir hastalıktır. Hem şüpheli vaka hem de kanıtlanmış vakaların sağlık otoritelerine bildirilmesi, ulusal aşı programlarında gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için önemlidir.

    Kimler Boğmaca’dan etklilenir?

    Boğmaca hastalığı 6 aydan küçük olan henüz boğmaca aşısı olmamış ya da aşılama programları tamamlanmamış çocukları en fazla etkiliyor…

    Ama bu etkilenme ‘Zavallı çocuk! Ne kötü öksürüyor…’ ‘dan çok daha önemli… Ne yazık ki boğmaca küçük çocuklarda bazen hayatı tehdit edici olabilir …

    Bir de aşının etkinliği yıllar içinde azalması nedeni ile ergenlik çağındaki (12-18 yaş) çocuklar ve genç erişkinler boğmaca açısından en hassas gruplar…

    Aşısı olan çocuklar da boğmaca geçirebilirler ama aşısı olmayan kişilerde hastalık çok daha ağır seyreder.

    Boğmaca oldukça bulaşıcı bir hastalıktır…

    Boğmaca mikrobu oldukça bulaşıcıdır. Hasta kişinin evde temas ettiği kişilerin % 70-100 ‘üne, okuldaki temaslıların ise % 50-80’ine hastalığı bulaştırdığı düşünülmektedir.

    Boğmaca birçok solunum yolu hastalığı gibi hasta kişinin hapşırık ya da öksürüğü sırasında etrafa damlacıklar içinde yayılan mikropların solunması ile bulaşır. Bazende ele bulaşan boğmaca mikrobu çocuğun elini ağzına ya da burnuna götürmesi ile bulaşır işte bu neden ile el yıkama çok önemli….

    Boğmaca hastalığın erken dönemlerinde özellikle öksürük başladıktan sonraki ilk iki hafta en fazla bulaşıcıdır. Antibiyotik başlanması bu bulaştırıcılık süresini 5 güne kadar kısaltır.

    Çocuklarımız ne zaman boğmaca aşısı oluyorlar?

    Ülkemizdeki aşılama programına gore çocuklarımız 2.4.6.18.ayda ve 4-6 yaşında olmak üzere toplam 5 kez boğmaca aşısı oluyor.

    Şu anda ülkemizde uygulanan ulusal aşı programında 8. Sınıfta Difteri tetanoz aşısı yapılıyor. Ama ergenlik döneminden itibaren aşının etkinliğinde azalma ile birlikte boğmaca vakalarında görülen artış nedeni ile bir çok ülke 11-18 yaşları arasında yapılan bu Difteri tetanoz aşısının tekrarını artık Difteri –Tetanoz ve Boğmaca (Tdap)aşısı şeklinde yapılması öneriyor.

    Siz de bu yaşlardaki çocuklarınız için konuyu size izleyen hekiminiz ile görüşüp çocuğunuzun aşılamasını bu şekilde yaptırabilirsiniz…

    Haydi büyükler aşıya…

    Bu benim sevdiğim bir slogan.. Hep çocuklar aşı olacak değil ya!…İşte size çocuklarınıza ‘İdeal bir rol model ‘ olabilmeniz için bir fırsat daha… boğmaca aşısı olması hem kendilerini hem de temas halinde oldukları bebekleri korumaları açısından çok önemli.

    Difteri , tetanoz ve boğmaca aşısının, ergenlik döneminde bu aşıyı olmayan tüm erişkinlere özelikle anne , baba, büyükanne, büyükbaba olmayı planlayanlara yapılması öneriliyor.

    Boğmaca tanısı ve tedavisi…

    Boğmaca mikrobunu kültürde üretilmesi oldukça zordur ama boğazdan alınan sürüntülerde hastalık etkenini saptamak amacı ile bazı testler mevcuttur.

    Boğmaca tanısı koyulan hastalar genellikle 2 hafta boyunca antibiyotikler ile tedavi edilirler.Antibiyotik ne kadar erken (özellikle kriz şeklindeki öksürükler başlamadan once) dönemde verilir ise şikayetleri azaltma da o kadar etkilidir.

    Boğmaca tanısı koyulan bazı çocukların özellikle 1 yaşın altındaki hastanede yatarak tedavi edilmeleri gerekir.Boğmaca olan bir yaşın altındaki her beş çocuktan birinde bazı komplikasyonlar (Nefes darlığı, nefes durması, özellikle öksürük nöbetleri sırasında oksijen ihtiyacı, zatürre ,ağızadan alımın iyi olmaması nedeni ile bebeğin vücudunun susuz kalması gibi…) ortaya çıkar.

    Boğmaca tedavisinde evde yapabilecekleriniz…

    Eğer bebeğiniz boğmaca tanısı aldı ise ve tedavisine evde devam ediliyor ise öncelikle antibiyotiklerin tavsiye edildiği şekilde aksatılmadan verilmesi çok önemlidir.

    Birçok hastalıkta olduğu gibi ,öksürük ilaçları boğmaca öksürüğünün tedavisinde pek işe yaramaz…Muhtemel yan etkileri nedeni altı yaşın altında ( özellikle de 4 yaşın altında) bu ilaçların KULLANILMAMASI tavsiye edilmektedir.

    İyileşme süreci boyunca öksürüğü başlatacak irritanlardan ( oda spreyleri, şömine, odun-kömür sobaları, sigaraya maruziyet) uzak durulması önemlidir…

    Boğmacalı çocuklar öksürükle birlikte kusabilir ve ağızdan yeterince yemek –sıvı alamayabilirler. Bu neden ile az miktarlarda sık beslenme ile çocuğun susuz kalmaması önemlidir…

    Gözlerde çökme, ağız ve dil kuruluğu, az idrar çıkarması, huzursuzluk çocuklarda susuzluğun en sık rastlanan bulgularıdır.

    Sonuç olarak aslında her hastalıkta olduğu gibi boğmaca için de önce korunma! Çocuklarımızı boğmaca hastalığından koruyabilmek için önerilen aşı programlarına uyalım…Herşeye ragmen boğmacayı düşündüren bir öksürük durumunda en kısa zamanda hekiminize başvurup, gecikme olmadan biran once hastalığın tanı ve tedavisine ilişkin planları yapmak önemli