Etiket: Çocuk

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul korkusunedir, nasıl oluşur?

    Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusu, Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusubir çocuğun anaokuluna, ilk okula başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Peki bu korkuya ne sebep olmaktadır. Okul her çocuğun hayatın da önemli bir yer tutmaktadır. Okul korkusunun oluşmasına nenden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    Çocuğun ailesi ve çevresi bebekliğinden itibaren okul hakkın da bilgiler, hikayeler anlatarak, onun bilinç altında olumsuz bir çok okul korkusu imgesinin oluşmasına neden olmaktadır. Çocuk daha okula başlamadan zihninde devasa bir okul algısı oluşmaktadır. Oluşan bu algının da gerçek okul yaşantısı ile hiçbir ilintisi yoktur.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okula başlayacak olan çocuğun daha önce kendi sınırlı sosyal çevresinden hiç ayrılmamış olmasıdır. Çocuk okula başlamakla yeni, çok karmaşık ve kalabalık bir ortama girmektedir. Burada yeni tanıştığı kişiler daha önce tanıştığı ve karşılaştığı kişilere hiç benzememektedirler. Kendi akranı olan 25-30 çocuk ile birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır.

    Okul ile birlikte yeni bir otorite ortaya çıkmaktadır. Öğretmen ve müdür. Bir çok ailede otorite kısmen veya çocuk da iken, okul ile birlikte otorite tamamen öğretmene, okul müdürüne geçmektedir. Çocuk arkadaşları arasında sıradan bir bireydir. Herhangi bir şeyi istemesi, ağlaması herkes gibi tepki görmekte ve şok yaşayarak okul korkusunun oluşmasına neden olmaktadır.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okul ile birlikte kendisinden daha önce hiç istenmeyen performansın istenmesidir. Bu performans beklentisi akademik beceriler ile ilgilidir. Oyuna, eğlenceye, tv, bilgisayar izlemeye alışan çocuktan bir anda yazı yazmasını, aritmetik kavramları anlayıp bunları başarılı bir şekilde ifade etmesini istenmektedir. Bu şok ile bir çok çocuk daokul korkusuortaya çıkmaktadır.

    Aileler okul korkusunu aşmak için ne yapabilirler?

    Okul korkusunun oluşmaması için yapılabilecek en büyük çalışma daha en baştan olumsuz deneyimleri onların yanında paylaşmamak olacaktır. Yani çocuğumuzun zihninde, bilinç altındaokul korkusuile ilgili olumsuz bir algı oluşmayacaktır.

    Okul başlamadan hazırlayıcı eğitim yapmak, okula bir hafta çocuğunuzla gitmeniz ve orada birlikte vakit geçirmeniz okul korkusunun oluşmaması için önemli bir adım olacaktır.

    Son olarak okul öğretmenlerinin ve idari yapının dengeli ve sevecen bir tutum takınmaları okul korkusunun oluşmaması için yardımcı olacaktır.

  • Çocuklarda kontrolsüz nefes açıcıları kullanmak zararlı olabilir

    Anneler Babalar Dikkat !!!

    Nefes açıcı havalar artık herkese çok rahat bir şekilde reçete ediliyor. Herkesin evinde ya nebulizatör denilen içine konulan sıvı ilaçları buhar yapan makinalar ya da aerochamber denilen sprey şeklinde olan ilaçlar için kullanılan aparatlar var.

    Çocuğunuza nefes yoluyla ilaç kullanmanız önerildiğinde mutlaka Çocuk Alerji Doktoruna danışın. Çünkü yapılan çalışmalar lüzumsuz yere kullanılan nefes açıcıların özellikle çocuklarda kalbe zarar verdiğini ve endokrin sistemlerini etkileyerek aşırı kilolu olma ya da boyun kısa kalması gibi yan etkilere yol açtığını göstermektedir.
    Dolayısıyla zaman zaman nefes darlığı çeken ve nefes açıcı kullanmak zorunda kalan çocukların çocuk alerji doktoru tarafından görülüp alerjisinin olup olmadığını test edilmesi gerekir.

    Çünkü alerjide esas korunmaktır. Çocuğunuza neyin dokunduğunu bilip ona göre bazı tedbirler almak gerekir ki çocuk hasta olmasın ve lüzumsuz yere ilaç kullanmasın. Yine alerjik aşı tedavisi de alerji testleri yapıldıktan sonra verilecek bir tedavidir ve alerjilerin tedavisindeki en etkili yol olduğu bütün tıp camiası tarafından kabul edilmektedir.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Çocuğunuza tuvalet eğitimi kazandırmadan önce insan gelişimini iyi bilmemiz gerekir. alt ıslatma, büyük tuvaletini altına yapma, insan gelişiminin bir parçasıdır.Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde alt ıslatılması, büyük tuvaletini altına yapma son derece normal bir davranıştır.

    Çocuklar büyüdükçe kaslarını kontrol etmeye başlar. Davranışlarının sonuçlarını görmeye, toplumsal olanlar ile toplum tarafından kabul edilmeyen davranışların ayrımını yapmaya başlar. Bu dönemde tuvalet eğitimini önem kazanmaya başlar. Aileler kendi çocukları için bir an önce tuvalet eğitimi kazansın isterler. Ancak her çocuk için tuvalet eğitimine başlama yaşı olarak standart bir değer, yaş belirlemek zor olmakla birlikte 2 yaş vesonrasında daha kolay bir kontrol kazanmaktadırlar.

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi İçin Ne Yapmak Gerekir?

    Bir kere şunu çok iyi bilmeliyiz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu eğitim için kesin bir yaş ve dönem belirlemek zordur. Ancak büyük, küçük tuvalet yapması, gündüz ve gece altına kaçırması olarak farklı kriterler belirlemek gerekir. Bir çocuk için genel olarak 3-4 yaş civarında gündüz tuvalet kontrolünü sağlaması normaldir. Gece tuvalet kontrolü için ise 5-6 yaşına kadar kazanmamış ise bir üroloğa gitmekte fayda vardır.

    Bazı Çocuklar Neden Tuvalet Kontrolü Sağlayamaz?

    1. Gelişimsel sorunlar: bazı çocuklar diğer çocuklarla aynı yaşta olmalarına karşın aynı gelişim evresinde olmayabilirler. Örneğin her iki çocuk da 3 yaşında olmana karşın birisi gelişim olarak 6-9 ay daha geriden geliyordur.
    2. Mesane büyüklüğü yeterli büyüklükte değildir.
    3. Kas kontrolü yeterli düzeyde değildir.
    4. Öğrenme sorunları vardır.Çocuk bu öğrenmeyi gerçekleştirecek yeterli zeka seviyesine sahip değildir.
    5. Dikkatve farkındalık , motivasyon sorunu vardır.
    6. Hastalık ya da enfeksiyon olabilir

    Tuvalet Eğitimi Kazandırılırken Aileler NelereDikkat Etmelidir?

    a-Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuk bir öğrenmeyi aynı dönemde gerçekleştirmeyebilirler. Bunu bilerek eğitime başlayabilirler.

    b-Aileler bu eğitimi verirken kesinlikle baskıcı olmamalıdırlar. Yumuşak ve zamana yayarak eğitim vermelidirler.

    c-Çocukları altına kaçırdıkları durumlarda onları utandıracak söz ve eylemlerden kaçınmalıdırlar.

    d-sert, baskıcı ve fervi söz ve hareketlerden kaçınmalıdırlar.

    f-Çocuğunuzun tuvalet eğitimi kazanamaması fizyolojik bir sorundan yada bir hastalıktankaynaklanabilir. Bir uzmana gitmeniz gerekebilir.

  • Ailesinde alerji olan bebeklerde risk var mı?

    En son yapılan araştırmalar bütün dünyada alerji sıklığının arttığını, insanların %30-40’ının yaşamlarının bir evresinde alerjiden etkilendiğini göstermektedir, ailesinde alerji olan bebeklerde alerji riski %70’e kadar çıkmaktadır. Son çalışmalar özellikle çocuklar arasında besin alerjileri sıklığında önemli bir artış olduğunu göstermiştir. Ailede alerji olması çocuklardaki riskin artmasına neden olmaktadır. Ailesinde alerji olmayanlarda risk %20-30 kadarken, anne, baba veya kardeşlerden birinde alerji olması alerji riskinin %40-50’ye çıkmasına, ikisinde alerji olması ise riskin %60-70’e yükselmesine neden olmaktadır.

    Alerji Tanısı Nasıl Konulur?

    Alerji tanısı çeşitli kan tetkikleri ve alerjik deri testleri ile konulur. Kliniğimizde hem deri testleri hem de kan tetkikleri yapılabilmektedir. Deri testleri kliniğimizde kolayca yapılabilen testlerdir. Her yaş grubuna yapılabilir, bir günlük bebeğe bile uygulanabilir. Halk arasında küçük çocuklara test yapılmaz gibi bir kanı vardır. Bu tamamen yanlış bir şeydir.

    Çocuklarda alerji testleri ile ilgili en önemli şey testin mutlaka Çocuk Alerji Uzmanı tarafından yapılması ve değerlendirilmesi gerekliliğidir. Çocuk Alerji uzmanı tarafından yapılmayan testler güvenilir değildir. Deri testleri acı vermez, cilt üstüne genelde sırt ve/veya kollara yapılır. Yaş gruplarına ve şikayetlere göre hangi deri testinin yapılacağına Çocuk Alerji Uzmanı karar verir. Test hemen yarım saat içinde sonuç verir bu da doğru tedavinin hemen başlayabilmesi için çok önemlidir.

  • Yalan söyleme

    Yalan söyleme

    Yalan Söyleme

    Yalan söyleme, kişinin karşısındaki kişiyi yanıltmak amacı ile gerçeğin bilinçli, kasıtlı olarak değiştirilmesi, çarpıtılmasıdır. Bu durumda yalan söylemek karşındaki kişiyi yanıltma amacı gütmeli ve bilinçli olmalıdır. Örneğin geçen yaz tatilde yaşadıklarımı yanlış hatırlamam nedeni ile söylediğim şeyler yalan değildir. Çünkü anlatım hatalarım bilinçli yapılmış hatalar değildir ve amacım da karşımdaki kişiyi yanıltmak değildir.

    Yalan söylemek

    Çocuklarda Yalan Söyleme

    Çocuklarda bilinç ve düşünce gelimi zamanla oluşmaktadır. Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine önemli çalışmaları bulunan Piaget düşünce gelişimini şöyle sıralamıştır:

    • 0-18 ay duyusal motor dönem
    • 18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem: bu d
    • 6 yaş -12 yaş somut işlem dönemi
    • 12 yaş ve üzeri soyut işlem, bilişssel dönem

    Yukarıda da görüldüğü gibi henüz bilişsel seviyeye ulaşmamış bir çocuk gerçeğin ne olduğunu, hayal yada masalın ne olduğunu bilmez. Bunun kesin ayrımını, gerçeğin kesin sınırlarını bilemez. Gerçek nerede biterhayal nerede başlar bunların ayrımını yapamaz.Bunları yapamadığı için çocukların yalan söylemesi davranışından bahsedilemez.Çocuk yaşadığı, gördüğü veya bildiği bir şeyi yanlış söylüyorsa bu onun patolojik olarak yalan söyleme davranışına sahip olduğunugöstermez.Gerçekle hayali olanı ayırt edemediği içindir. Amacı sizi kandırmak değildir. Bazen de gerçeği farkli şekilde ifade etmeyi bir oyun olarak görür. Bu durumdan da çok eğlenir.

    Yetişkinlerde Yalan Söyleme

    Mental seviyesi normal, bilinci yerinde olan kişilerin gerçeği çarpıtarak, karşısındakini yanıltmak amacı ile söyledikleri sözler yalan söyleme dir.Zeka seviyesi düşük, demans hastası, unuttuğu için yapılan hatalar yalan değildir. Patolojik yalan söylemek sık sık ihtiyacı olmadığı durumlarda da yalana başvurmadır. Psikiyatride kişilik bozukluklarında yalan söyleyen kişiler ile sık karşılaşılmaktadır. Sürekli yalan söylerler, ne konuda ne söylediklerini unuturlar inanılmaz, güvenilmez kişilerdir.

    Hangi durumlar yalan söylemeyi artmaktadır?

    • Kişilik bozukluklarının bazı türleri, narsizm, histerik tipler, asosyal tipler, borderline kişilik bozukluğu
    • Sanrısal bozukluklar
    • Çevrelerinden sosyal destek almak, kabul görme ihtiyacı
    • Geçmiş yaşantıların acılarını azaltma ihtiyacı
    • Kendine olan güvenin azlığı

    Öğrenme davranışı olarak yalan söyleme. Anne-baba yakınlarında yalan söyleyen birinin olması öğrenilmiş bir davranış olarak yalan söylemeyi geliştirebilmektedir.

    Bu gibi kişilerde psikoterapi davranışlar değişiminde yardımcı olabilir.

    0

  • Korku, fobi

    Korku, fobi

    Çocuklar da Korku, fobi

    Çocuklar da korku, fobi gelişimin bir parçasıdır. Korkular aynı zamanda içgüdüseldir. Her çocuk hemen her döneminde bu korkuları yaşayabilmektedir. Çocuklar da korku, fobi gelişimi, Piaget’e göre insan gelişiminin belirli dönemleri vardır. Her bir dönem bir gelişim aşamasını ve düşünme sistemine sahiptir. Her çocuk bu sistemle düşünür ve gelişir.

    Çocuklar da korku, fobi

    0-18 ay devinimsel dönem

    18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem

    6 yaş-12 yaş somut işlem dönemidir.

    Çocuklar da korku, fobi Çocuklar anne karnından itibaren güvenli bir ortamda büyümeye başlar. Doğumla bu güvenli ortam bozulmaya başlar. Dış dünya ile doğrudan bir temas vardır. Gün geçtikçe, büyüdükçe kendisini koruyan anne, baba bir parça ondan uzaklaşmakta, yeni bilgiler, yeni deneyimlerle karşı karşıya kalmaktadır. Her yeni bilgi ve deneyim bir dengesizlik halidir. Ve çocuk bunlarla savaşmak ve içselleştirmek ve sağlıklı bir uyum sağlamak zorundadır. İşte bebeklikten başlayarak her deneyim süreci çocuklarda korku, fobi yaşantısının temelini oluşturmaktadır.

    Korkular zamanla biçim değiştirir. Bebekken yabancıdan, basit bir sesten korkma ile başlayan korkular zamanla bilişsel gelişim ve öğrenme ile biçim değiştirir daha sofistike olmaya başlar. Karanlıktan korkma, yalnızlıktan korkma zamanla ruhsal yapılardan korkma gibi daha soyut boyutlara ulaşmaktadır.

    Birçok psikoterapiste göre ergenlik ve yetişkinlik çağında yaşanan ruhsal sorunların temelinde bebeklik ve çocukluk çağında yaşanmış ve çözülememiş korkular yatmaktadır.

    Bazı konularda sürekli korku yaşamak, uyum ve çözüm üretememek fobi gelişine neden olmaktadır. Fobiler yaşanılan korkuların patolojik biçim almış halidir. Çözülmemiş, kriz halini almış korkulardır.

    Korkularda basit tepkiler verilirken fobilerde çok yoğun ve şiddetli tepkiler verir. Bu tepkileri şöyle sıralayabiliriz:

    • Çarpıntı
    • Yüz kızarması
    • Titreme
    • Terleme
    • Ağız kurluğu
    • Baş dönmesi
    • Denge sorunu
    • Bulunduğu ortamdan kaçma hissi

    Nefes alıp vermede dengesizlik, nefes darlığı gibi tepkiler verilir. Fobik tepkiler arttıkça ruhsal sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle fobik davranışlarda artış, kontrol edilemeyen tepkiler ortaya çıkıyorsa, fobik korkulardan dolayı sosyal ve iş hayatı kısıtlanmaya başlanmış ise mutlaka birçocuk ergenruhsağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Zamanında çözülmeyen korkular çocuk, ergen ve yetişkinlerin yaşamında büyük hasarlar oluşturabilir.

  • Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizmdoğuştan gelebilen ya da yaşamın ilk 3 yaşına kadar edinilen bir nörolojik- gelişimsel bir bozukluktur. Otizmi neyin neden olduğu, hangi etmenlerin bu sorunu ortaya çıkardığı konusundan bilim dünyası henüz karar verememiştir. Kesin sebebi bilinmemekle birlikte çok güçlü genetik bir yatkınlığın olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmaların sonuçlarına göre ise beyinin bazı yapılarını ya da fonksiyonlarını etkileyen sinirsel yapıların, otizmin ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Bir anne baba için en önemli soru şudur sanırım. Çocuğumun otizmli olduğunu nasıl anlayabilirim?

    Otizm çok geniş bir belirti ve şiddet derecesinde ortaya çıkmaktadır.

    Bunların en önemlileri ise,

    • Otizmesahip çocukların göz teması kuramıyorsa ya da son derece sınırlı bir anda göz teması kuruyor, hemen gözlerini kaçırıyorsa,
    • Sizin yaptığınız komik şeylere, ya da mimik hareketlerine gülümseme ile tepki vermiyorsa,
    • Seslendiğinizde dönüp bakmıyorsa,
    • Kendi çevresinde sık dönüyorsa,
    • Kendi başına kalmayı tercih ediyor, diğer akranlarına ilgi göstermiyor, onlarla oynamıyorsa,
    • Onunla iletişim kurduğunuzda size ilgi göstermiyor, karşısında biri varmış gibi davranmıyorsa

    Otizm

    Çocuğunuzda otizm olabilir. Bunun için vakit geçirmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmanız gerekir. Erken teşhis, tedavi ve rehabilitasyon otizmli çocuğun geleceğini çok önemli oranda etkileyebilir.

    Otizm ve dil konuşma terapileri

    Otizmli çocuklar, bir çok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunların başında sosyal ilişkiler, akademik hayatlarında sorunlar yaşamaktadırlar. Ancak en büyük sorunu ve dil ve konuşma alanında yaşamaktadırlar. Bu sorunlar neredeyse dilin tüm unsurlarını içerebilmektedir. Hiç konuşmanın gelişmemesi, yeterli kelime sayısına sahip olamama, kelime tekrarı(ekolali), harf bozukluğu(artikülasyon) bozukluğu gibi dil ve konuşma sorunları yaşayabilir. Hatta sık çığlık atan, bağıran otistik çocuklarda ses kısıklığı gibi problemler ortaya çıkabilir

    Dil ve konuşma terapi süreci:

    Otizmli çocuklarla dil ve konuşma terapisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu nedenle dil ve konuşma terapistinin otizmli çocuklarla çalışma konusundan mutlaka deneyimli olmalıdır. Aile, çocuk psikiyatrı, özel eğitim uzmanı ile güçlü bir iletişim kurularak dil gelişiminde başarı yakalanabilir.

    Dil ve konuşma gelişimi için hangi teknikleri kullanıyor:

    Öncelikle otizmli çocuğun dikkatini arttırıcı, ses ve konuşma becerisini arttırıcı teknikler kullanıyoruz. Ses üretimini arttırıcı teknikler ile larengeal masaj teknikleri kullanılıyor. Çıkarılmayan her bir harfin çıkarılması için kullanılan PROMP Tekniği, Doğal konuşmanın desteklenmesi, resimli kartlar, basit oyuncaklar ile kelime kazanımını artıran teknikleri kullanıyoruz.

  • Kawasaki sendromu

    Kawasaki sendromu

    Kawasaki hastalığı nedir?
    Kawasaki hastalığı ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlanan, çocuklarda görülen yüksek ve de uzayan ateşle seyreden döküntülü bir hastalıktır. İsmini 1960’lı yıllarda bu hastalığı ilk kez tanımlayan Japon doktor Kawasaki’nin alır. Yıllar içinde klinik deneyimlerin artışı, tanı yöntemlerindeki teknolojik gelişmeler sayesinde ve daha da önemlisi çocuk doktorlarının giderek daha fazla şüphelenmeye başlamasıyla giderek daha sık tanı konur hale gelmiştir.

    Kawasaki Hastalığı Belirtileri

    Bu hastalık daha çok iyi süt çocuklarında görülmekle birlikte daha büyük yaşta çocuklarda da olabilir. En tipik belirtisi 5 günden daha uzun süren ve düşmeyen, 39’ları geçen yüksek ateştir. Aile ateşi düşmeyen çocuğunu bir veya daha fazla doktora götürmüş, genellikle ciddi antibiyotik tedavileri kullanmış, fakat her şeye rağmen ateş düşmemiştir.

    Bunun dışında vücutta döküntü, gözlerin konjonktiva dokusunda kızarıklık, konjonkltivit dediğimiz iltihaplanma ve boyundaki lenf bezlerinde büyüme özellikle tek taraflı olabilir. Ağız içinde enfeksiyonlar, dudaklarda çatlaklar ve aşırı bir kızarıklık yine bu hastalığı düşündüren bulgulardandır. İyileşme döneminde el-ayaklarda deri soyulmaları da olabilir. Bu bulgular nedeniyle hastalığın diğer bir adı da mukokutanöz lenf sendromudur.

    Kawasaki hastalığı tanısı:

    Herşeyden önce bu hastalığa tanı koyabilmek için şüphelenmek gerekir. En tipik bulgusu ateş düşürücü ve antibiotiğe rağmen 5 günden uzun süren ateştir. Laboratuar bulguları genellikle ağır bir enfeksiyonla karışabilir. Özgün bir bulgu olmamakla birlikte kanda pıhtılaşmayı sağlayan trombosit sayısındaki artış, bu hastalarda sıklıkla görülen bir bulgudur.

    Bu bulgular ışığında şüphelenildiği taktirde ekokardiyografi incelemesi yapılarak koroner arterlerde bir değişiklik olup olmadığı gözlenir. Koroner arterlerde değişiklik olması Kawasaki hastalığı tanısını büyük oranda kesinleştirir. Ancak hastaların %20-30 unda koroner arter bulgusu olmadığından, bu hastalar herhangi bir döküntülü viral hastalık gibi izlenebilir.

    Kawasaki hastalığı tedavisi:

    İntravenöz immunglobülin(İVİG) bu hastalığın tedavisindeki en önemli ilaçtır. Bu ilacı verdikten sonra hızla ateşin düşmesi hastalığın teşhisinin de kesinleşmesini sağlar. Normal şartlarda ateş düşürücü olarak 1-2 hastalık dışında çocuk hekimliğinde hiç kullanmadığınız aspirin bu hastalığın tedavisinde önemli ikinci ilaçtır. İlk başta ateş düşene kadar yüksek doz, daha sonra da kan sulandırıcı düşük dozlarda tedaviye haftalarca devam edilir.
    Kawasaki hastaları aşı olablir mi?
    IVIG tedavisi gören hastaların 3-6 ay kadar aşılanmamaları gerekmektedir.

    Kawasaki hastalığının takibi:

    Koroner arterlerinde genişleme olan çocuklar, özellikle de spor yapıyorlarsa uzun yıllar bir kardiyolog tarafından takip edilmelidir. Bazen genç yaşlarda bile efor testleri, anjio testleri gerekebilir. Kawasaki hastalığı tanısı gecikirse, kalbi besleyen koroner damarların yapısı bozulacağı için genç yaşta kalp krizi ve dolayısıyla genç yaşta ölüm gibi birçok risk ortaya çıkabilir.

  • OKUL FOBİSİ ÇİFT TARAFLIDIR

    OKUL FOBİSİ ÇİFT TARAFLIDIR

    Okulların başlaması ile birlikte, özellikle anaokulu ve ilk okul döneminde yaşanabilen okul fobisi, ayrılık anksiyetesi de sıkça duyulmakta. İlk bir kaç hafta yaşanabilecek uyum sorunundan bahsetmiyoruz aslında burada. Okula gitmek istemeyen, fiziksel bir hastalık olmadığı halde sabahları karnı, başı ağrıyan, mutsuz ve gözleri yaşlı bir şekilde derslere girmeyi reddeden, hatta ağlama ve öfke krizleri yaşayan çocuklar, ve tabi ki okulda kaygılı gözlerle bekleyen annelerden bahsediyoruz. Katta, kapı önünde durmalarına izin verilmeyince, okulun kimsenin bile bilmediği bölmelerinden içeri sızabilecek kadar kaygı dolu anneler, ebeveynler.

    Çocuk bembeyaz bir sayfa gibidir. Evde, ortamda ne varsa alır, emer; buna annenin, babanın hatta aile büyüklerinin kaygıları, öfkeleri, korkuları da dahildir. İşte bu noktada bir kısır döngü başlıyor. Okul fobisinin altında yatan en büyük neden de ailedeki ayrılma anksiyetesinin, bağımlılığın çocukta can bulmasıdır, çünkü bu süreç çift taraflıdır.

    Aşırı korunan, fanusta büyütülen, her zaman her istediği olan, “hayır” ı kabul etmeyen, sorumluluk almasına, bağımsızlaşmasına izin verilmeyen, her adımı büyük bir telaşla takip edilen bu çocuklar, okula başladıklarında kendilerini çok savunmasız ve yalnız hissederler.

    Çünkü tek yıldızın onlar olmadığını ve yeri geldiğinde göz yaşlarının fayda etmediğini gördüklerinde, düştükleri anlam veremedikleri boşluk ile güvensiz hissederler. Evde ya da okulda onları bekleyen büyüklerinin yüzündeki ifadeyi de gördükçe, geride bıraktıklarına ya da kendilerine kötü bir şey olacağına dair felaket senaryoları da pekişir ve okula alışma sürecinde de zorlanırlar.

    Halbu ki okul hayatın küçük bir modelidir. Her sınıfta birbirinden farklı ailelerin yine birbirinden farklı çocukları vardır. Dolayısıyla her birinin de yine farklı bir bakış açısı vardır. İşte bu çocuklar okula başladıklarında dışarıdaki hayata hazırlanırken, orta noktada buluşabilmeyi, tek duygunun mutluluk olmadığını, her zaman her istediklerinin olamayacağını, sadece kendilerinin kazanamayacağını, yeri geldiğinde kaybetmenin de öğretici olabileceğini, paylaşabilmeyi, öfkesini nasıl kontrol edebileceğini, sorumluluk almanın ve kendi emeği ile başarmanın verdiği özgüveni de deneyimleyecekler.

    O yüzden gelin orta noktada buluşalım. Okulun ilk günü çocuğunuza eşlik ettikten, onu öğretmenine bıraktıktan sonra, özerkleşmeye başlamasının size verdiği grurla eve dönerken birazdan içeceğiniz kahvenin kokusunu burnunuzda hissedin.

     

  • Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın !

    Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın !

    “Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın” düşüncesi, mutsuzluk sebebi !

    Günümüzde eğitim seviyesinin artmasıyla birlikte çalışan annelerinde sayısı arttı. Ekonomik gücü artan aileler, çocuklarına artık daha çok para harcarken daha az zaman ayırıyorlar. Özellikle de ailelerin mali açıdan giderek güçlenmesiyle “ben yaşamadım, çocuğum yaşasın” düşüncesi ailelerin hayatlarının merkezimize oturuyor ve çocukları için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Halbuki bu tutum mutlu olmayan, tatminsiz, ne istediğini bilmeyen çocuklara ve gelecekte bir çok psikolojik sıkıntılarla karşılaşacak bireylere sebep oluyor.

    İşte bu noktada bir kaç diyeceğimiz var. Çocuklarınızın mutlu olmasını her anne baba gibi siz de istersiniz. Hele bir de siz onun yaşındayken hayalinizdeki kırmızı çizmeyi ya da arabayı alamadıysanız, babanız ya da anneniz size çok sarılmadıysa, özel bir okulda okuyamadıysanız ya da pazara gittiğinizde canınızın çektiği her şeyi alamadıysanız.

    Buraya kadar bir sıkıntı yok. Ancak, gayet masum gibi görünen “Ben yaşayamadım benim çocuğum yaşasın, hiçbirşeyden eksik kalmasın.” cümlesi, sonrasında ciddi davranış bozukluklarına sebebiyet vermektedir.

    Nasıl mı?

    • Her zaman her istediği olan çocuk mutsuz, tatminsiz, huzursuz olur. Neyden nasıl mutlu olacağını da tam kestiremez. Çünkü daha elindekinin kıymetini anlamadan başka bir uyarıcı önüne geliverir. Bu sefer, ona yönelir ancak ondan da diğerleri gibi çabuk bıkar. Sonra “Ben senin yaşındayken bir tane arabayı zor buluyordum sen neden kıymet bilmiyorsun teşekkür etmiyorsun oğlum!” dersiniz.
    • Davranışlarınız ve sözleriniz paralel gitmelidir. “Sen kendin için ders çalışıyorsun bizim için değil ki yavrum.” derken bir yandan da iki dakika ödevin başına geç oturduğunda telaşlanır, iyi not aldığında ise hemen en iyi hediyeyi alırsanız ve diğer çocuklarla karşılaştırırsanız sanki sizin için çalışıyormuş izlenimi verirsiniz ve başaramadığında çocuk ciddi bir suçluluk hisseder.
    • Aynı zamanda çocuğunuzun sorumluluklarını ondan çok üzerinize almaktır bu durum. Sürekli arkasından iten birileri olduğunda neden ödevini kendi oturup yapmaya başlasın ki ya da odasını toplasın? 1 ay önce verilen performans ödevini hala yapmayan çocuğunuz üzülmesin, düşük not almasın diye son akşam sizin yapmanız mesela, ya da karne günü ondan çok heyecanlanıp, elinden koşup almak notlarını.
    • Tek uğraşınız çocuğunuz olmasın. Hayattaki tek odak noktanız çocuğunuz olursa, tüm kaygılarınız, beklentileriniz, öfkeleriniz de ondan yana olur. Sizin yapamadıklarınızı ya da hayallerinizi gerçekleştirmesini ondan beklemek çok da işe yarar bir düşünce olmayacaktır. Çocuğunuz size “Ben istediğim bölümü okuyacağım, senin istediğin mesleği seçmeyeceğim.” dediğinde anlam veremez, yıkılırsınız.
    • Çok fazla verici olduğunuzda yani onun adına her şeyi planlayıp adeta bir fanusta büyüttüğünüzde, bunun karşılığını da ister istemez beklersiniz. Evlendiğinde eşi ile anlaşamaz ya da ona kızan öğretmenine çıkışırsınız.
    • Anne- baba olarak yapacağınız en önemli şeylerden biri de tek ağız olmaktır. Ebeveynlerden biri çocuğa başka bir kural koyarken diğer bunu karşıt bir cümle ile yıkarsa, otorite bozulur ve çocuk kaygı yaşar. Unutmayın ki, sizler iki farklı insansınız. Dolayısıyla herşeyi aynı düşünemezsiniz. Bununla beraber tek bri ortak projeniz var o da çocuğunuz. O sebeple o konuda tek ağız olmak zorundasınız.
    • Tutarlılık oldukça önemlidir. Çocuğunuz oyuncakçıda bilmem kaçıncı bebeği istediğinde önce “Ne anlaşmıştık, bugün sadece gezmeye geldik, oyuncak almayacağım.” dersiniz. Çocuk bir kere sızlanır, açıklayarak “Olmaz” dersiniz. On kere sızlanır, ağlar, “İstiyorum” diye “Hayır” dersiniz. Otuz kere diretir, bağırır, kızar “Böyle öfkeyle istedikçe anlaşamayız seninle.” dersiniz. Elli kere ağlar, ister hatta bir şeylere vurmaya başlar “Madem öyle gidiyoruz o zaman” dersiniz. Elli birincide artık taşar ve “Rezil ettin beni tamam hadi al!” dediğinizde tüm o kurallar, tutum, otorite, saygı sıfırlanır.
    • Çocuğunuza sorumluluk verin. Bu illa ki büyük bir şey olmak zorunda değildir. Bir çiçeğin ya kedinizin suyunun ihmal edilmemesi onun görevi olsun mesela. Önce bir süre beraber yaparak öğretin sonra o sahip olduğu minik sorumlulukla özgüveni de artacaktır.