Etiket: Çocuk

  • GELİŞİMSEL TEMAS

    GELİŞİMSEL TEMAS

    Viola Brody, çocukların anlaşılması için, öz gelişimleri için onlara doğru bir şekilde dokunulması
    gerektiğini söylüyor.
    Çocuklarda beden farkındalığı, ruh beden bütünlüğü dokunma ile gelişiyor..
    Gelişimsel temas terapisindeki dokunmalar kesinlikle öylesine dokunmalar değildir. Dikkatli,
    karşısındaki çocuğa saygılı bir dokunmadır. Gelişimsel temas uygulayan ve temas uygulanan kişi
    arasında bir ilişki geliştirir.
    Kendine temas edilmiş olarak deneyimleyen bir çocukta benlik duygusu gelişir.
    Bir çocuğun kendisi ile temas edilmiş olarak hissedebilmesi için, bu kabiliyete sahip bir yetişkinin ona
    temas etmesi gerekir.
    Temas edilmişlik duygusunu hissedebilmek için çocuk kendisine temas edilmesine izin vermelidir.
    Bir çocuğa temas edildiğinde görüldüğünü hisseder.
    Gelişimsel temas ile çocuğun IQ seviyesinde artış oluyor.
    Evlat edinilmiş ya da annenin hamile kaldığında hazır olmadığı ya da istenilmeyen gebelikte
    çocukların ebeveynleri ile sağlıklı bağlanma oluşturmasına fayda sağlıyor.
    Gelişimsel temas 2-12 yaş aralığındaki çocuklara uygulanabilir bir yöntemdir.
    Gelişimsel Temasın uygulandığı durumlar:
    – Normal gelişim gösteren çocuklar,
    – Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar(DEHB)
    – Dikkat eksikliği bozukluğu olançocuklar (DEB)
    – Yıkıcı şekilde dışa vurum yapan çocuklar
    – Otistik çocuklar,
    – Fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklar…

  • Her 2 çocuktan 1’i demir eksikliği sorunu yaşıyor

    Vücudun en temel ihtiyaçlarından biri olan ve besinlerle alınan demirin eksikliği pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Bebeklik ve çocukluk döneminin en sık görülen kan hastalığı olan demir eksikliği anemisi, dünya nüfusunun %70-80’inde çeşitli hastalıkların görülmesinde büyük rol oynuyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise okul çağındaki çocukların yaklaşık %50’sinde demir eksikliği anemisi tespit edliyor.

    Demir eksikliği çocukları zihinsel ve fiziksel olarak etkiliyor

    Ülkemizde değişik yaş gruplarında yapılan geniş kapsamlı çalışmalarda, demir eksikliği anemisinin %30-%78 gibi çok yüksek oranlarda olduğu tespit edilmiştir. Demir eksikliği, hemoglobin oluşumunu engellemeyecek miktarda vücut demirinin eksik olmasıdır. Demir eksikliği anemisi ise demir eksikliği sonucu Hb miktarının azalmasıdır. Süt çocukluğu döneminde büyüme ve gelişmenin hızlı olması nedeni ile demir gereksinimi artmaktadır. Besin maddelerinin yeterli demir içermemesi sonucu bu dönem, demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin en sık görüldüğü yaş grubudur. Demir eksikliği, küçük çocuklarda düşük bilişsel test skorları, zayıflamış okul başarısı, kısalmış dikkat aralığı, gerilemiş kas fonksiyonu ve fiziksel aktiviteye neden olabilirken, daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde zayıflamış zihinsel becerilerle ilişkilidir.

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğunu nasıl anlarsınız?

    Anne ve babalar çocuklarındaki fiziksel ve davranışsal durumları iyi gözlemleyerek demir eksikliği olup olmadığını anlayabilirler. Demir eksikliğinin erken evreleri, anemi olmaksızın, belirtilerin görülmediği bir dönem olabilir. Anemiye bağlı olarak özellikle avuç içlerinde olmak üzere deride solukluk, hızlı soluma, kalp çarpıntısı, iştahsızlık, halsizlik, huzursuzluk, dikkat eksikliği, hiperaktivite sendromu, büyüme geriliği, iştahsızlık, öğrenme fonksiyonlarında gerilik, uyku bozuklukları, nefes tutma nöbetleri, tırnak ve saçlarda kolay kırılma, kaşık tırnak, ağız kenarında yaralar, düz ve parlak dil, gibi bir dizi sorun demir eksikliği anemisinin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Ancak erken evrede durumun tespiti ve tedavi seçeneğinin belirlenebilmesi açısından doktorun belirlediği tetkiklerin yapılması uygun olacaktır.

    Çocuğunuz toprak yiyorsa…

    Pika, besleyici değeri olmayan yabancı madde yeme alışkanlığıdır. Kil, toprak, kağıt, kahve çekirdeği, tuz, bez, buz, kireç, kum, sabun, saç gibi maddeler en sık yenilen maddelerdir. Pika varlığında, çocuk demir eksikliği anemisi ve çinko eksikliği açısından mutlaka tetkik edilmelidir. Başlangıçta demir ve çinko eksikliği olmayabilir ancak pika devam ettikçe gelişme olasılığı fazladır. Bunların eksikliği uygun şekilde tedavi edilmelidir.

    Demir eksikliğinin nedeni araştırılmalı

    Başlangıç olarak demir eksikliği anemisinin nedeni araştırılır. Özellikle süt çocukluğu ve adolesan dönemde bu duruma en sık yol açan neden, artan demir ihtiyacının beslenme ile karşılanmamasıdır. Çocukluk ve adolesan dönemde altta yatan kanama, parazitoz veya çölyak hastalığı gibi bağırsaktan demirin emiliminin bozulduğu hastalıklar araştırılmalıdır.

    Tedavide öncelikle, demir eksikliğinin nedeni ortadan kaldırılır ve demir tedavisi hekimin belirleyeceği dozlarda başlanır. İlaçların emiliminin en yüksek düzeyde olması için aç karına alınması (yemeklerden 2 saat sonra) daha uygundur. Ağızdan alınan demir ilaçları ile bulantı, kusma, hazım sorunları, kabızlık, ishal, gaz, dışkının siyah renkli olması, dişlerin siyaha boyanması gibi yan etkiler olabilir. Dişlerin siyaha boyanmasını en aza indirmek için, damla veya şurup formunun dilin arkasına doğru, dişlerle temas etmeyecek şekilde verilmesi; ilacın meyve suyu veya su ile seyreltilerek verilmesi; ilacın bir pipet ile verilmesi önerilir.

    Çocuğunuzun beslenmesini demiri tamamlamaya yönelik planlayın

    Ülkemizde bebeklere 4-6 aylık olduğu dönemde başlanan koruyucu demir tedavisinin, hekimin uygun gördüğü süre boyunca, düzenli kullanılması önemlidir. Çocuklarda demir eksikliği olması zihinsel gelişimde önemli sorunlar oluşturabilen kanda yüksek kurşun düzeylerinin olmasını da tetiklediği için koruyucu demir tedavisinin kullanılması bu açıdan da çok önemlidir. Çocuklara demirden zengin yiyecekler uygun miktarda ve sıklıkta sunulmalıdır. Demirden zengin gıdalar dana ve koyun eti gibi kırmızı et çeşitleri, karaciğer, yumurta sarısı, mercimek-nohut gibi bakliyat ve üzüm pekmezidir. Çocuklarda bu gıdaların uygun porsiyonlar halinde her birinin haftada en az üç-dört kez tüketilmesi demirden yeterli beslenmeyi sağlar. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerde fazla demir yoktur ve bitkisel yapısı nedeniyle içeriğindeki demirin emilimi de azdır. Ama sunum amacı ne olursa olsun hiçbir gıda çocuklara zorla verilmemelidir.

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) nasıl çalışır?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) nasıl çalışır?

    Birçok terapi modeli danışanın sorunları hakkında konuşmasını dinleyerek ve ona sevgiyle destek olarak yeni düşünce yolları açmaya çalışır ya da eski sorunlara uygulayabileceği yeni bilgiler verir. Bu sürecin sonunda yetişkin genellikle nasıl düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyor olur ama yine de hayata geçirmeyi başaramaz ya da sürekliliğini sağlayamaz. Bu da kişilerin kendilerini başarısız hissetmelerine ve yeni bilgiden tam anlamıyla faydalanamadıkları için kendilerine kızmalarına neden olur. Bu tarz duygular genellikle “Biliyorum böyle hissetmemeliyim ama hissediyorum işte!” gibi ifadelere yansır.
    Böylece yetişkin, kişinin mantıklı tarafı, atılması gereken adımları bilir ve başarmak ister ama bir şekilde diğer tarafları bunu gerçekleştiremez. Başka bir deyişle, mantık duygularla çatışma halindedir ve duygular savaşı kazanıyor gibi görünür. Bu hayatını kontrol etmek isteyen bir kişi için üzücü bir deneyimdir ve çoğunlukla kendilerini suçlamalarına sebep olur. Kendilerine ‘zayıf’ ya da ‘faydasız’ derler. Neden güçlü muhakeme yetisine sahip insanlar istenmeyen davranış ya da duyguların içine hapsoluyorlar?
    PICT terapi modeli yetişkinin yeni bilgilerle anlayıp çözemediği her türlü sorunun bilinçaltında, kişin çocuk kısmında (kişinin genç hallerine ait anıların bulunduğu bilinçaltı bölümü) gizli olduğu bilgisi üzerine inşa edilmiştir. Başka bir deyişle çözülemeyen sorun artık bilinçli olarak hatırlanmayan ve çocuklukta başlamış duygular ve bağlantılı inanışlarla ilgilidir. Böyle olmasına rağmen kişinin yetişkin hayatında aktif bir rol oynamaya devam ederler. İçeride bir ‘çocuk’ yoktur ama bir zamanlar çocukken hissedilmiş o çok gerçek hisler vardır ve o hisler, güzel ya da değil yetişkin hayatımızdaki deneyimlerimizi oluştururlar. Dr. Itzhak Fried’ın beyin faaliyetleri konusundaki çalışması geçmişten bir anı geldiğinde yanan nöronların olay olduğu zaman en aktif olanlar olduğuyla ilgili doğrudan biyolojik kanıt da sağlamaktadır. Bilincimiz ‘bugün’ olan bir sorunun çocuklukta yaşanan bir deneyimle doğrudan ilintili olduğunun farkında olmayabilir ama etkin bilinçaltımız bağlantıyı hızlı ve kolayca yapar- o zaman oluşturulan inanışları aktive eder.
    Yeni bilgiyi kullanamamanın insanda yarattığı kafa karışıklığının sebebi, bilginin çocuk hale yetişkin hal aracılığıyla verilmesi gerekmesidir. Çünkü bilgi yetişkinden çocuğa otomatik olarak geçmez. Bu aynı müdürün bilgisinin otomatik olarak saha personeline geçmemesi gibidir. Şirketler saha personelinin eğitimlerden faydalanması için kişisel olarak eğitilmeleri gerektiğini öğrendiler. Eğer çocuk kısmının yeni bilgiden faydalanmasını istiyorsanız çocuk kısmına bunun özel olarak söylenmesi gerekir. PICT, yetişkinin (eski, modası geçmiş bilgilerle ve yanlış inanışlarla işleyen) çocuk kısmına olumlu yeni bilgileri verebilmesi için tasarlanmıştır. Sonrasında bakış açısını değiştirip sorunları çözmeyi amaçlar.
    PICT kendimizle, başkalarıyla ya da dünyayla ilgili sahip olduğumuz temel inanışların çocukluk süresince henüz bilginin doğru ya da yanlış olduğuna karar veremediğimiz bir yaşta öğrenildiğini bize öğretir. Bu süreç çok erken bir zamanda olduğu için bilgiler/inanışlar sanki her zaman orada olan gerçek bilgiler gibi görünür. Başka bir deyişle, danışanın ‘inanış’ şeklinde düşünmesi zordur, sanki daha büyük bir şeymiş gibi görünür- sanki kimlikle (‘Ben böyleyim’), diğerleriyle (‘İnsanlar böyledir’) ya da dünyayla (‘Hayat böyledir’) ilgili gerçekmiş gibi gelir.
    Bu inanış öğrenme süreci eğer iyi ebeveynlik yapan duygusal olarak sağlıklı ailelerimiz varsa gayet iyidir çünkü o zaman kendimizle, başkalarıyla ve dünyayla ilgili inanışlarımızın çoğu olumlu, gerçekçi ve destekleyici olur. Ancak işlevsiz ailelerde ya da ebeveynlik becerileri düşük anne babalarda öğrendiğimiz inanışlar yanlış ve kısıtlayıcıdır. Örneğin: Ben yeterince iyi değilim, Hiçbir şeyi beceremem, Hiç kimseye güvenilmez, Güvenlik yok, Ben sevilmeye layık değilim, gibi. Çocuklukta öğrenilen bu yanlış inanışlar bize neredeyse görünmez olurken arkaplanda aktif olmaya devam ederler ve karar veriş süreçlerimizi, kendimize güvenimizi, ilişkilerimizi ve kendimizi motive etme becerimizi etkilerler. İnanışlar mantığımıza ‘görünmez’ oldukları için belli bir şekilde davranmamamız gerektiğini bildiğimizde ve yine de yaptığımızda kafamız karışır ve strese gireriz.
    Etkileşimsel Analiz bireylerin ‘çocuk’, ‘yetişkin’ ve ‘ebeveyn’ yönlerini (ego durumlarını) ortaya koyar ve bireyin kendi içinde, başkalarıyla ve sorun çözerken bu yönlerin işlevlerinin anlaşılmasını tavsiye eder. PICT devam eden sorunlara, istenmeyen davranışlara ve geçmiş travmalara hızlı, detaylı, kalıcı ve nazik bir çözüm için bu kabul edilen yöntemi alıp yeniden şekillendirmiştir.
    PICT modeli devam eden sorunların ve istenmeyen davranışların kök nedenini tespit edebilmek için danışanın spesifik bilgiye bilinçaltı aracılığıyla ulaşmasına yardımcı olur. Sonra, spesifik PICT tekniklerini kullanarak danışanın ‘yetişin kısmı’ (PICT Uygulayıcısının yönlendirmesiyle) ‘çocuk kısma’ gerekli bilgileri, sevgiyi ve desteği verir. Bu PICT tekniklerinin içinde inanışı değiştirmek ve dolayısıyla ‘çocuk kısmının’ bakış açısını değiştirmek için ihtiyaç duyulan içerikler mevcuttur. Kişinin kendiyle ilgili olumlu ve uyumlu inanışlara sahip olması için ‘çocuk’ ve ‘yetişkin’ kısımlarının güçlenmesi gerekir. Temel olarak danışan istenmeyen davranış ve hislerinden geçirilerek arzu edilen duygusal özgürlüğe ulaştırılır. Bu sürecin içinde ‘ebeveyn’ kısmı olumsuz ve kendine zarar veren konuşmaları değiştirmek için otomatik olarak yeni tavırlar ve beceriler edinir.

  • Çocuklarda diyabet sıklığı son zamanlarda artış gösteriyor

    Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, çocuklarda diyabet sıklığının son yıllarda artış gösterdiğini belirterek, “Bunun en önemli nedeni hem beslenme düzenimizin değişmesi, hem çevre koşulları ve yaşamımızın daha pasif olması. Özellikle obezite önemli bir etken.” dedi.
    Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, Cihan’a yaptığı açıklamada, son yıllarda çocuklarda diyabet sıklığının arttığına dikkat çekti. Obez çocuklarda Tip 2 denilen, erişkinlerde görülen diyabetin de görülmeye başlandığını kaydeden Cinaz, “Bizim çocuklarda gördüğümüz Tip 1 diyabet. Nadir de olsa obez çocuklarda Tip 2 diyabet de gelişiyor. Her ikisi de riskli. Beslenme koşullarını ayarlayarak, obeziteyi engelleyerek, iyi beslenerek, spor yaparak TİP 2’yi önleyebiliriz. Ama Tip 1’i baştan önleme şansımız yok.” diye konuştu.
    Geçmiş yıllarda, çocuklarda diyabetin en sık, okula başlama yaşı ve ergenlik çağında görüldüğüne dikkat çeken Cinaz, “Ama şimdi 5 yaşın altında da diyabet görmeye başladık. Her yaşta görülür hale geldi. Bunda hem beslenme şeklinin değişmesi hem stres faktörünün artması hem çevre koşullarının olumsuz şekle dönüşmesi etken. Bunun yanında, D vitamini de gündeme geldi. D vitamini eksikliğinin diyabet çıkışını kolaylaştırdığına dair yayınlar var. Bu da önemli. Bu da beslenmenin sonucu olan faktörler. Onun için dengeli beslenme ve aktif yaşam diyabetin önlenmesinde çok önemli.” şeklinde konuştu.
    Çocukların, ailelerin beslenmesine paralel beslendiğine işaret eden Cinaz, şöyle devam etti: “Bunun için yeni doğandan itibaren ilk 6 ay anne sütünü kesmeyeceğiz. D vitamini takviyelerini unutmayacağız. Ek gıdalara geçtiğimiz zaman da çok yağlı, şekerli olmayan gıdalara ağırlık vereceğiz. Ailelerin beslenme şekilleri ile çocukların beslenmesi paralel gidiyor. O yüzden, ailelerin yaşam koşullarını değiştirmek çok önemli. Tabi ekonomik yönden fakir ailelerde beslenmeyi istediğiniz gibi düzenlemek elinizde değil. Bulduğunu yiyen çocuğa nasıl bir beslenme yapacaksınız. O da zor. Yapılabildiği kadarı ile yapmaya çalışmak önemli. Aktif yaşam çok önemli. Çocuklar asansörle evine giriyor, sonra bilgisayarın başında. Aktif yaşam koşulları yok. Büyük dezavantaj diye düşünüyorum. Onu nasıl aza indirebiliriz, bunları düşünmeliyiz.”
    Çocukların tek yönlü beslenmeden uzak tutulması gerektiğini söyleyen Cinaz, “Fast food türü, yağlı, unlu, şekerli gıdaları mümkünse az alacak ya da almayacak. Okullarda kantinlerde yine gazlı içecekler (ki bunlar yasaklandı) onların yerine ayran gibi ürünler tüketilmeli. Süt tüketimi çok az. çocukların süt, yoğurt, ayran, sebze, meyve tüketimini artırmalıyız. Et tüketimi de protein anlamında önemli. Güneşli günlerde güneş göstermeliyiz.” diye ifade etti.

    “ÇOCUKLARI DİYABET’TEN DEĞİL, DİYABET’İN NEDEN OLDUĞU YAN ETKİLERDEN KAYBEDİYORUZ”
    Diyabetli çocukların, en iyi şekilde takip edilmesi gerektiğinin altını çizen Cinaz, “Diyabet, bizim söylediğimiz çerçevede iyi takip edilmez, tedavi edilmezse ilerleyen yaşlarda böbrek, sinir, göz gibi önemli hayati organlar hasar yapabilir. Buna bağlı körlükler, böbrek yetmezliği, sindirimin fonksiyon görmemesine bağlı yürüme, konuşma bozukluğu görülebilir. Daha da ilerleyen dönemlerde damar yapı bozukluğu, kalp hastalıkları ortaya çıkabiliyor. Bunlar hemen değil, yıllar sonra çıkıyor. 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl sonra iyi takip edilmeyen çocuklarda bu hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Çocukları diyabetten değil, diyabetin neden olduğu bu kötü yan etkilerden kaybediyoruz.” şeklinde konuştu.
    Ailelerin, diyabetli çocuklarını düzgün bir şekilde takip etmesinin önemine vurgu yapan Cinaz, “Bir öğün, bir doz insülin atlamamalı. Bir seferden bir şey olmaz mantığı ile hareket edilmemeli.” ifadesini kullandı.

  • Oyun Terapisi Nedir?

    Oyun Terapisi Nedir?

    Danışan merkezli oyun terapisi kuramcısı Gary Landerth, ‘kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar’ der. Aslında sadece bu söz üzerine saatlerce konuşulabilir. bir kuşun uçması, bir balığın yüzmesi nasıl engellenemezse, bir çocuğun da oyun oynaması engellenemez bir gerekliliktir. Çocuk kendi dünyasında pahalı oyuncaklar, hatta oyuncak bile olmayan metaryallerle kendi dünyasında oyun oynayabilir. Bu oyun sırasında kendi dünyasını yansıtır dünyasındaki problemlerle baş eder ve bu oyunlarla gerçekte yenemediği güçlükleri yener.
    Oyun terapisi seanslarında terapist çocuğun konteyner’ı olur ve onu kapsar. 45 dakika boyunca terapistin İlgisi tamamen çocuğun üzerinedir. Oyun terapisi seanslarında çocuğun gerçekliği kabul edilir. Çocuk burada bardağa fil diyorsa bu onun gerçekliğidir ve kabul edilir. Bu sebepledir ki biz, ebeveynlere kesinlikle seans sırasında neler olduğu hakkında çocuklarına soru sormamalarını isteriz. Çünkü çocuk da farkındadır bardak olduğunu ama o odada onun için fildir ve onun bu gerçekliği bir yetişkin tarafından kabul edilmiştir, bunun dışardan ebeveyni tarafından sorulması çocuğu rahatsız eder ve üzerinde baskı oluşturur, terapi sürecini olumsuz etkiler. Terapi sürecinde terapist, belli tekniklerle çocuğa, duygularını, düşüncelerini fark etmesine ve davranışlarını kendi kendine kontrol etme becerisi kazanmasına fırsat verir.
    Neden oyun terapisi?
    Biz yetişkinler, konuşarak kendimizi ifade edebilir, iletişim kurabiliriz ama çocuklarda bu böyle değildir. Biz iletişimde kelimeleri kullanırken çocuklar oyunu kullanır. Çocuklarla konuşarak onları etkileyemezsiniz sadece etkili olduğunuzu düşünür ve kendinizi kandırırsınız. Çocuklar davranışlarımızdan öğrenirler hayatı. Çocuğa bir milyon kez ‘yapma yanarsın’ deseniz bile çocuk yine de kaynak suyun olduğu çaydanlığa dokunmayı kafasına koyduysa yapar; Ama bir kez çocuğun elinden tutarak bizim güvenliğimizde çaydanlığa yaklaştırıp o sıcağı deneyimlemesine fırsat verirsek çocuk bir daha çaydanlığa yaklaşmaz. Çocuklar deneyimle öğrenir.
    Oyun terapisi çocuklara hangi konularda yardımcı oluyor?
    Duygusal davranışsal sorunlar, Sorumluluk alma, Sınırları bilme, Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite Sendromu, Çalışma alışkanlığı kazandırma, Dürtü, Kontrol sorunu, Öfke kontrol sorunu, Anne- babalara yönelik etkili ebeveynlik grup çalışmaları, Sosyal uyum sorunları, Çocuklardaki endişe ve korkular, Takıntı, Ebeveyn çocuk çatışmaları, Kardeş kıskançlığı, Kendine güvende yetersizlik, Çekingenlik, Kaka kaçırma/ tutma (enkoprezis), Alt ıslatma (enürezis), Boşanma ve çocuk, Tırnak yeme Gibi pek çok konuda çocuklara ve ailelerine danışmanlık hizmetli vermektedir.
    Oyun terapisi eğitimi almış biri olarak ailelere öneriniz var mı?
    Pek çok önerim var tabiki zaten çocuğu için oyun terapisine başladığımız ailelerde ilk iki seans sadece ailelerle görüşme yapılıyor. Ebeveynlik hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Kötü anne baba yoktur ama kötü ebeveyn vardır. Allah’ın bize verdiği meleklerimizi biz ebeveynler şekillendiririz. Çocuklar bizim ebeveynlik stilimize göre şekillenir. Neden arkadaşınızın çocuğu annesinin sözünü dinliyorken sizin çocuğunuz sizi dinlemiyor? Ebeveynliğimizi yeniden gözden geçirmek gerekir bu anlamda. Bir bulaşık makinası aldığımızda yanında kullanma kılavuzu veriliyor. Ama çocuğumuz dünyaya geldiğinde ona nasıl davranacağımıza dair bir yol gösterici yok!! Dolayısı ile tamamen iyi niyetle yaptığımız yanlışlar var. Örneğin; çocuğumuz bize yaptığı resmi, Legolardan yaptığı kuleyi vs.. gösteriyor.
    Genelde pek çoğumuz bu resmi görünce, ‘ harika yapmışsın, mükemmel olmuş.’ Diyoruz. Bu ne demek çocuk için, kendisi için değil ebeveyni için yapmaya başlamak demek! ebeveynine kendini kabul ettirmeye çalışmak demek! Halbuki oyun, resim gibi şeyler kendini tanıması, kendini ifade etmesi için yapılan bir etkinliktir. Birilerinden onay almak için olabilecek bir şey olmamalı. Çocuk bir araba çizdiğinde onun çok da harika olmadığını zaten biliyor, ebeveyni onun her yaptığında ‘harika olmuş’ derse çocuğun kendini ifade etmesini engellediği gibi ‘benim her yaptığım nasıl olsa onaylanıyor’ düşüncesi ile çocuğun çabasının da önü kesiliyor, bu durum narsizim’e kadar gidebiliyor.&
    Kreşe başladığında kendisinden daha iyi yapanları görünce çocuk kendi içinde çatışmalar yaşıyor. Huysuzlaşabiliyor, okula gitmek istemeyebiliyor. Çocuğunuz yaptığı etkinliği ‘çok güzel olmuş, harika..’ gibi engelleyici kelimeler yerine; yaptığını tanımlayın; ‘ aa buraya ağaç çizmişsin, yapraklarını boyamışsın, yanına kırmızı bir araba çizmişsin, yolunu da unutmamışsın, tam da istediğin gibi yapmışsın’ şeklinde konuşmanız çocuğunuzu daha çok destekleyecek tavırlardır
    Bir de oyun terapisi, ailelere çocuklarına, ‘sınır koymak ve seçenek sunmak’ konusunda yardım ediyor. Bu çocuk yetiştirirken olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Çünkü aileler çocuklarına sınır koyamazsa (ki bunun da bir şekli vardır), çocuklarına yapabilecekleri en büyük kötülüktür. Oyun terapisinde bunları nasıl uygulanabileceğini aileler öğrenirler.

  • Erkek çocuklarda küçük penis (cinsel organ)

    Yenidoğan erkek çocukların penis (cinsel organ) boyu, hormonal gelişime bağlıdır. Erkek çocuklarda penis boyu, genetik yapının yanında gebelik esnasındaki çevresel faktörlerin de etkisindedir. Gebelik döneminde annenin aldığı östrojenik (kadınlık hormonu) etkisi olan ilaç ve besinler, penis gelişimini olumsuz etkiler.

    Brezilya’da yoğun böcek ilacı kullanımının olduğu bölgelerde yenidoğanlarda testisin (erkeklik yumurtası) normal yerine inmediği ve penis boyutunun normalden küçük olduğu saptanmıştır. Çevresel faktörlerin etkileri doğumdan sonra da devam etmekte ve penis boyutunu olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle emzirme döneminde annenin bazı hormon bozucu ilaçları ve hormonlu besinleri alması da penis boyunun yeterli gelişmesini engelleyebilir.

    Penis boyu, doğumdan sonra beş yaşına kadar büyümeye devam eder. Beş yaşından sonra ergenliğe kadar boyutunda fazla artış olmaz. Bu nedenle her yaş grubunda muayene esnasında penis boyunun ölçülmesi önemlidir. Çünkü penis boyu anormalliklerinin erken ortaya konması, erken tedavi uygulaması için önemlidir.

    Çocuk ve ergen yaş grubunda küçük penis, büyük penis ve gömük penis gibi problemler nedeniyle çocuk endokrinolojisi, çocuk ürolojisi ve çocuk cerrahisi polikliniklerine çocuklar sıkça götürülmektedir. Bu çocukların dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve ailelerin endişelerinin giderilmesi de önemlidir. Bu nedenle çocukların penis muayeneleri dikkatli şekilde değerlendirilmelidir.

    Erkek çocuklarda penis boyu değerlendirirken, tecrübeli hekimlerin doğru teknikle penis boyunu ölçmesi gerekmektedir ve çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından görülmelidir.

    Ölçüm esnasında ciltaltı yağ dokusu içinde kalan penis dokusunun da belirlenmesi özellikle obez çocuklarda zordur. Bu çocuklarda yağ dokusuna gömülü penisin iyi değerlendirilmesi ve küçük penisten ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Yoksa gereksiz yere endişe ve tetkik yapılmasına neden olabilecek yanlış tanı konulabilir.

    Penis boylarının etnik köken ve coğrafi bölgelere bağlı olarak değiştiği bilinmektedir. Bu nedenle ölçülen penis boyları, ülkelere özgü penis boyu persentil eğrilerini kullanılarak değerlendirilmelidir. Yapı ve fonksiyonel olarak normal olan penis boyunun, ülke penis boyu eğrilerine göre -2.5 standart sapmadan küçük olması küçük penis ve +2.5 standart sapmadan büyük olması büyük penis olarak adlandırılır.

    Son yıllarda yenidoğan bebek ve çocuklarda ülkemiz penis boyu normallerini belirlemek için değişik araştırmacılar tarafından birkaç çalışma yapılmıştır. Türk çocuklarında penis boyu ve çevresi ölçümlerine göre yenidoğandan ergenlik dönemine kadar en kapsamlı çalışma tarafımızdan yapılmıştır. Bu çalışmada 142 term yenidoğan ve 1278 prepubertal çocuğun penis boyu ve çevresi ölçülerek Türk çocuklarında penis boyu ve çevresi ölçümleri için ilk defa normal referans değerler oluşturulmuştur. Çalışmamızda zamanında doğan bebeklerin ortalama penis boyu 3,64 ± 0,36 cm ölçülmüştür. Tüm yaş gruplarında ölçülen penis boylarını, çalışmamızda elde ettiğimiz ülkemiz referans değerleri ile karşılaştırarak yorumluyoruz.

    Küçük penis, çeşitli beyin bölgelerindeki hasarlara bağlı uyarıcı hormonların salınmamasına bağlı gelişebileceği gibi, direk testis (erkek yumurtası) problemlerine bağlı da ortaya çıkabilir. Diğer taraftan çok değişik hastalıkların ilk başvuru şikayeti, küçük penis de olabilir. Bu nedenlerden dolayı küçük penisin erken tanınması önemlidir.

    Küçük penisi olan çocuklara erkeklik hormonu (testosteron) tedavisi uygulanabilir. Bu tedavi direk penise krem uygulaması şeklinde olabileceği gibi, sistemik kas içi erkeklik hormonu (testosteron) enjeksiyonu şeklinde de yapılabilir. Bu tedavi kararı, Çocuk Endokrinoloji uzmanı tarafından verilmelidir. Bu hormonun gereksiz verilmesi, çocukta boy kısalığı gibi değişik problemlere neden olabilir.

    Küçük penisi olan çocukların erken tedavisi, hem normal penis büyümesini hem de erişkin yaşamda normal cinsel fonksiyonları kazanmasını sağlar.

  • Çocuk endokrinolojisi nedir?

    Hormonlar değişik salgı bezlerinden dolaşıma salınan, vücudumuzun düzenli çalışmasında çok önemli olan ve genelde protein ve glukoprotein yapısındaki maddelerdir. Hormonlar organizmanın birçok fonkksiyonunun doğru çalışması ve gelişmesi için çok önemlidir. Örneğin bir çocuğun normal büyümesi direkt olarak hormonlarla yakın ilişkilidir.

    Endokrinoloji Bilimi vücudumuzun hormonlar ve bunları salgılayan salgı bezleri ile ilgili sorunları ve hastalıkları ile uğraşan tıp bilimin dalıdır.

    Çocuk Endokrinolojisi veya tıp diliyle Pediatrik Endokrinoloji ise yenidoğan döneminden 18 yaşına kadar olan bebek, çocuk ve ergenlerde görülen;

    Büyüme Gerilikleri

    Boy Kısalıkları

    Erken Ergenlik,

    Gecikmiş Ergenlik

    Şeker Hastalığı (Diyabet)

    Hipoglisemi (Kan Şekeri Düşüklüğü)

    Şişmanlık (Obezite)

    Guatr Ve Tiroid Bezi Hastalıkları (Hipotiroidi-Hipertiroidi)

    Cinsel Gelişim Bozuklukları

    Penis Sorunları

    Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları

    Adet Düzensizlikleri

    Aşırı Tüylenme

    Hipofiz Bezi Hastalıkları

    Turner Sendromu

    D Vitamini Ile Ilgili Hastalıklar

    Kalsiyum Ve Fosfor Metabolizması Ile Ilgili Bozukluklar

    Başta Raşitizm Olmak Üzere Değişik Kemik Hastalıkları

    gibi endokrinolojik sorunların tanı, tedavi ve izlemleri ile ilgilenir.

    Çocuk Endokrin Uzmanları tıp fakültesini ve 5 yıllık Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimlerini tamamladıktan sonra, en az 3 yıl çocuk endokrinolojisi dalında eğitim alırlar ve gerekli sınavları geçtikten sonra Çocuk Endokrin Uzmanı olmaya hak kazanırlar.

    Çocuklar sürekli büyüme ve gelişme trendi içinde olduklarından küçük erişkinler olarak kabul edilemezler. Birçok fizyolojik ve psikolojik özellikleri erişkinlerden farklıdır. Çocuklardaki erken dönemlerde görülebilecek endokrin sorunlar erken tedavi edilmezlerse daha sonraki yaşamlarında ciddi olumsuzluklara neden olabilir. Çocukların endokrin bozuklukları ve hormonal problemleri mutlaka bir Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmelidir.

    Amerikan Pediatri Akdemisinin konuyla ilgili broşüründen yararlanılmıştır.

  • Çocukluk çağı obezitesi!

    Çocukluk çağı obezitesinde önlenemeyen artış
    Kilo fazlalığı ve obezite sağlık için risk oluşturan vücutta aşırı yağ depolanmasıdır. Çocukluk çağı obezitesi 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Obezite sıklığı son 30 yılda tüm dünyada ciddi bir artış göstermiştir. Dünya genelinde 18 yaş altı yaklaşık 170 milyon çocuğun fazla kilolu olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan çalışmalar, obezite sıklığındaki ciddi artışın çok küçük yaşlara kadar indiğini göstermektedir. Dünya sağlık örgütü, 144 ülkeden 450 ulusal çalışmanın analizi sonrası, 5 yaş altı çocuklarda obezite sıklığını 1990 yılında tesbit edilmiş olan 4.2%’ den 2010 yılında 6.7%’ ye yükseldiğini ve 2020 yılında ise bu oranın 9.1% olarak tahmin edildiğini belirtmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmış olan geniş kapsamlı çalışmada; 2-19 yaş arası çocuk ve ergenlerin 33,6%’ sı fazla tartılı, 17,1%’i ise obez olarak tesbit edilmiştir. Ülkemizde yapılmış olan çalışmalarda ise erişkinlerin yaklaşık % 40’ ının, çocuk ve gençlerin ise % 10 ila 25’ inin fazla kilolu veya obez olduğu ifade edilmektedir.

    Obezitenin çocuklarda objektif değerlendirilmesi
    Kilo fazlalığı ve obezitenin en yaygın kullanılan ölçümü vücut ağırlığının boyun karesine bölümü ile hesaplanan Vücut Kitle İndeksi (VKİ)’ dir.
    VKİ= [Vücut ağırlığı (kg)] / [Boy (m)]2
    Hesaplanan bu değer erişkinlerde belirlenmiş sabitlere göre değerlendirilirken (VKİ ≥ 25 → kilo fazlalığı; VKİ ≥ 30 → obezite), çocuklar da ise, kilo fazlalığı ve obeziteyi tanımlayacak eşik değerleri vermek, mümkün değildir. Çocukların yaşa göre boyları değiştiğinden çocuklarda şişmanlığı tanımlarken yaş ve cinse göre belirlenmiş VKİ değerleri kullanılır. VKİ 95. persentil ve üzeri obezite, 85- 95. persentil ise kilo fazlalığı olarak tanımlanmaktadır.

    Çocukluk çağı obezite bozukluklarının sınıflandırılması
    Çocukluk çağı obezitesinin aslında farklı birçok patolojinin bir göstergesi olabileceği, obeziteye yol açan nedenlerin incelenmesi ile ortaya konmuştur. Bu bozuklukların bir kısmı nöral mekanizmaları, bir kısmı klasik hormonal mekanizmaları içerirken geri kalanları ise enerji alımında, tüketiminde ve/veya yağ dokusundaki artmış enerji depolanmasından kaynaklanmaktadır.
    Obezite neden önemli bir sağlık problemi
    Obezite beraberinde ciddi sağlık problemlerini de getirmektedir. Çocukluk çağı obezitesinin, erişkin obezitesine ve ilişkili hastalıklara yol açtığına dair kuvvetli kanıtlar mevcuttur. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağı obezitesinin artan sıklığı, obezite ile birlikte görülen kronik hastalıkların sıklığını da arttırarak, obezitenin büyük bir halk sağlığı sorununa dönüşmesine yol açmıştır.

    Çocukluk döneminde obez çocuklar;
    – Yüksek kan basıncı, hiperlipidemi (kan yağlarının yükselmesi)(kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörleri)
    – İnsülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı ve tip 2 diyabet
    – Uyku apnesi, horlama ve astım gibi solunum problemleri
    – Kas-eklem rahatsızlıkları
    – Yağlı karaciğer hastalığı, safra taşları ve gastroösefageal reflü (göğüste yanma hissi)
    – Kızlarda erken ergenlik, erkeklerde meme büyümesi
    – Erişkin dönemine de uzanım gösterebilen psikolojik ve sosyal problemler (azalmış benlik saygısı, depresyon, fişlenme, alay) gibi sağlık sorunlarıyla daha sık karşı karşıya kalmaktadırlar.

    Obez çocuklar, erişkin dönemde de genellikle obez olarak kalmaya devam ederler. Obez çocuk ve ergenlerın farklı çalışmalara göre 62% ila 98%’ i erişkin dönemde de hala obez olarak kalmaya devam etmektedir. Bir başka çalışmada ise bu risk; 13 yaş ve üzeri erkeklerde 50 % iken kızlarda 66%’ olarak tesbit edilmiştir. Bu nedenle obez çocuklar;
    – Kas-iskelet sistemi bozuklukları (osteoartrit)
    -Artmış insülin direnci ve diyabet, kardiyovasküler hastalıklar (damar sertliği, kalp yetmezliği, tikayıcı koroner arter hastalığı ve kalp krizi)
    -Bazı kanserler (endometrium, kolon, meme) gibi birtakım önemli hastalıkları daha erken yaşlarda daha yüksek oranda geliştirirler. Amerika’ da yapılmış olan bir çalışmada ergen dönemde fazla tartılı olmanın, 27-31 yaş arasında; hipertansiyonda 8,5 kat, kolesterol yüksekliğinde 2,4 kat artışa yol açtığı belirtilmiştir. Obez çocukların erken ve uzamış risklerinin yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde obez olmayanlara göre daha yüksek olması nedeniyle çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi yüksek önceliği olan en önemli global sağlık hedeflerinden biridir.
    Çocuklarda ve ergenlerde artan obezite sıklığının sebepleri
    Çocukluk çağı obezitesinin en önemli sebebi, çocuğun kalori alımı ile kalori tüketimi arasındaki eşitsizlikten ortaya çıkan enerji dengesizliğidir. Gıdaya erişimin kolaylaşması, gıda pazarlama çeşitliliğinin ve fast-food tarzı restaurantların kullanımının artması, özellikle yağ ve şekerden zengin fakat vitamin ve minerallerden fakir, enerji içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi gibi sebeplerden ötürü artmış kalori alımına global kayış; diğer yandan özellikle son 30 yılın getirdiği sedentar yaşam ve çalışma hayatı, şehirleşme ve daha az fiziksel aktiviteye bağlı azalmış kalori tüketim trendi çocuklarda artan obezite sıklığının altta yatan temel sebepleri olarak sayılabilir.

    Çocukluk çağı obezitesi ile mücadele
    Obezite ve/veya ilişkili olduğu hastalıklar büyük ölçüde önlenebilirdir. Çocukluk çağı obezite epidemisini önlemede ‘koruma’ en uygun seçenek olarak kabul edilmektedir. Çünkü mevcut tedavi uygulamaları, kürden ziyade sorunu kontrol altına almaya yöneliktir. Çocukluk çağı obezite epidemisi ile mücadelede amaç, bireyin ömür boyu sürdürebileceği enerji dengesini sağlamaktır. Bu amaçta bireye, ebeveynlere, okul yönetimi ve öğretmenlere, medyaya önemli görevler düşmektedir (tablo).

    Ebeveynlere düşen görevler
    – Bebeklik döneminden itibaren aileler sağlıklı beslenmeyi öğrenmeli
    – Anne sütü ile beslenmenin önemi bilinmeli ve teşvik edilmeli
    -Okulda, evde veya çocuk bakımı sırasında çocukların, TV ve/veya bilgisayar karşısında geçirdiği süre 1-2 saat ile sınırlandırılmalı
    – Çocukların gittikleri kreşler, sağlıklı gıda ve içecek verilip verilmediğini görmek açısından ziyaret edilmeli
    – Okulda verilen öğle yemeği dışında satın alınabilir şeker, yağ ve tuz ilaveli gıda ve meşrubatları en aza indirmek için okullarla ortaklaşa çalışılmalı
    – Aile sofralarında sebze ve meyveden zengin, yağ ve şekerden fakir daha sağlıklı gıdalar sunulmalı
    – Çocukların hergün fiziksel aktivite yapıp yapmadıkları denetlenmeli
    Okul yönetiminin görevleri
    – Okullarda şeker ilaveli meşrubatlara ve daha az sağlıklı gıdalara ulaşım azaltılmalı
    -İlkokul ve liseler ulusal beslenme programına dahil edilmeli, denetlenmeli ve sertifikalandırmalı
    – Fiziksel aktivite için güvenli yaşam alanları sağlanmalı
    – Okullarda beden eğitimi dersleri ve kreşlerde günlük fiziksel aktivite desteklenmeli

    Toplumda özellikle küçük yaşlardaki şişman çocuğun, sağlıklı çocuk olduğu konusundaki yaygın ve yanlış inanışın ortadan kaldırılması obezite ile mücadelede en önemli hedeflerden biri olmalıdır. Çünkü erişkin dönemdeki obezitenin temelleri daha bebeklik yıllarında atılmaktadır. Bu nedenle, çocukluk çağı obezitesini ve dolayısıyla ileride yol açacağı kronik hastalıkları önlemede anne ve babaların bilinçlendirilmesi ve sağlıklı beslenme konusunda eğitilmesi önemlidir.
    Çocukluk çağı obezitesi toplumsal bir sorundur. Toplum tabanlı, sistematik ve kültürel unsurları da içeren yaklaşım gerektirir. Birçok erişkinin aksine, çocuklar, içinde yaşadıkları çevreyi ve tükettikleri gıdaları seçme hakkına sahip değildirler. Dahası, yemek yeme ile ilgili geliştirdikleri davranış modellerinin ileride ne tür sonuçlara yol açabileceğini anlama yetisine sahip değildirler. Bu nedenle obezite epidemisi ile savaşırken çocuklar daha fazla ve daha farklı bir ilgiye ihtiyaç gösterirler.
    Tablo: Obezitede pozitif davranış değişikliği için öneriler

    Obezitede pozitif davranış değişikliği için öneriler
    Yemekler aile sofrasında yenilmeli
    Yemek yavaş olarak, doygunluk hissi oluşana kadar en az 20 dakikada yenilmeli
    Şeker ilaveli meşrubatlar yerine sofrada su servis edilmeli
    Yemek çocuklar için bir ceza veya ödül aracı olmamalı
    TV seyrederken veya bilgisayar oynarken yemek yenilmemeli
    Sedanter aktiviteler gün içinde 2 saatten az yer tutmalı
    Günde en az 20-30 dakika yürüyüş yapılmalı
    Mümkünse okula yürüyerek gidilmeli
    Asansör yerine merdiven kullanılmalı

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • Çocuk Suçluluğu

    Çocuk Suçluluğu

    Sosyal bir varlık olarak insan, yine sosyal bir çevrede doğmakta, çevrenin şartlarıyla şekillenmektedir. Toplumca yaratılmış din, ahlak ve hukuk gibi üstyapı kurallarına uymakta, kendine verilen görevleri yerine getirmektedir. Ancak bazı durumlarda çocuk toplum ile bağlarını kurmakta sorunlar yasayabilmektedir ve içinde bulunulan koşullar çocuktaki suç davranışını ortaya çıkarabilmektedir.

    Çocuk, içinde bulunduğu toplumla uyum sağlayamadığında karşımıza en basitinden uyum ve davranış bozuklukları olan, en kötüsünden de madde bağımlısı olmuş, kısa yoldan para kazanmanın yollarını arayan, diğer bir değişle suç isleyen birey olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumun temel yapısını oluşturan ve geleceğin güvencesi olan çocuklar açısından suç, öğrenilen bir hareket olup yaşı itibari ile her şeyi öğrenme durumunda olan çocukların her şeyi öğrendiği gibi suçu da öğrendiği bir gerçektir. Suça yönelmiş çocuklar sorunu bir ülkede yalnız devlet organlarını değil, başta siyasetle uğraşanlar, hukukçular, eğitimciler olmak üzere bütün vatandaşları, ana ve babaları kısaca bütün herkesi ilgilendirdiği ve bu sorunun bir milletin varlığı ve geleceği ile ilgili olduğu tüm çevrelerce kabul edilmektedir.

    Çocuk suçluluğu toplumu oluşturan bireylerin sosyal bir problemidir. Bu sorun için kullanılan caydırıcılık amacıyla ceza uygulaması ise problemin çözümünde yetersiz kalmaktadır. Genel itibari ile suç ve suçlularla mücadele, suç olayı meydana geldikten sonra buna müdahale edilerek suçluların yakalanması, adalete teslim edilmesi ve cezalandırılmasına odaklanmıştır. Oysa bu soruna tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi önleyicilik ve yeniden sosyalleştirme kavramları açısından yaklaşmak gerekmektedir.

    Bunun için suça yönelmiş çocukların suç işlemesini önlemek ya da en azından asgari ölçüye düşürmek için öncelikle çocukları suça iten nedenleri tespit etmek, sonrasında da tespit edilen bu noktalarda çocukları destekleyecek, ilgilerini, kabiliyetlerini açığa çıkaracak ve geliştirecek, duygu dünyalarına cevap verecek kurumlar ve düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Burada ise amaç, toplumda suçu işlenmeden önlemek, suç işlendiği takdirde ise çocuğu dört duvar arasına kapatmak ve intikam duygularını onun üzerinde gerçekleştirmek değil, aksine çocuğa doğru, mantıklı ve çağdaş biçimde yaklaşmak ve onu ailesine, çevresine topluma yararlı, milli ve manevi değerlere sadık ve saygılı olarak yetiştirmektir.

    Bu nedenle bir yandan önleme çalışmaları, diğer yandan da infaz kurumlarının niteliğinin yükseltilmesi ve infaz sonrası çocuğa yapılması gereken rehberlik ve izleme hizmetlerinin bir bütün olarak ele alınması, bunun yanında çocukları yargılayan mahkemelerin de, ceza veren bir kurum olmasından ziyade çocuğa nasıl rehabilitasyon verileceğini organize eden bir kurum olması gerekmektedir.

    Sonuç olarak; çocuk suçluluğunun önlenmesi için gerekli sistemlerin oluşturulması, politika ve stratejilerin belirlenmesi, bu konuda yapılan araştırma, inceleme ve elde edilen verilerin doğruluğuna bağlı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen istatistik veriler ne kadar gerçeği yansıtırsa, sorunun nedenlerinin, boyutlarının belirlenmesi, koruyucu, önleyici ve iyileştirici önlemlerin alınması da o kadar etkili ve gerçekçi olacaktır.

  • Bebeklerde ve çocuklarda ishal

    İshal nedir ?

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal dışkılama sayısının günde üçten fazla,miktarın fazla,kıvamının sulu olması demektir.Ancak sağlıklı ve sadece anne sütü alan bebeklerde dışkı sayısının günde 5-6 kere olabileceği unutulmamalıdır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal neden kaynaklanır ?

    İshal, genellikle mide barsak sisteminin virus ,bakteri ve parazitlerle oluşan enfeksiyonlarından oluşur.Bunların çoğu çocukların yedikleri enfekte yiyecek ve içecekler yoluyla bulaşır. Çocuklarda ishal ile birlikte çoğunlukla ve kusma da görülur, bazen ateş ve karın ağrısıda eşlik eder. İshalin nadirde olsa enfeksiyona bağlı olmayan nedenleride vardır.

    Bebeklerde ishal tedavisi önemi?

    Dünya da her yıl 1.34 milyon dan fazla çocuk ishal den ölmektedir. Ölümlerin çoğu vücudun susuz kalmasından olmakta ve en çok bir yaş altı bebeği etkilemektedir. Ancak susuzluğun farkına erken varılması ile kolay ve ucuz olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal nasıl önlenir?

    Bebeklere verebildiğiniz kadar anne sütü veriniz

    Çocuğunuza tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini sabunla yıkamasını öğretiniz.Tabiki kendinizde.

    Sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkayınız

    Satın aldığınız etleri eve gelir gelmez buzdolabına koyunuz

    Artan yemekleri vakit geçirmeden buzdolabına koyunuz.

    Rota virus aşısını yaptırmayı unutmayınız.

    Bebek ve çocuklarda ishal tedavisinin en önemli kısmı susuzluk bulgularının bilinmesi ve buna göre önlem alınmasıdır;

    ÇOCUK VE BEBEKLERDE SUSUZ KALMANIN ERKEN BULGULARI

    Kalp atışının normalden hızlı olması

    Dudak,ağız ve dilde kuruluk

    Ağlayınca göz yaşı gelmemesi

    Üç saatten daha fazla bezinin kuru kalması

    Bebek ve çocuklarda susuzluk arttıkça;

    Gözlerin,yanağın ve bıngıldağın çökmesi,

    Uyku hali ve huzursuzluk,

    Susuzluk daha da artarsa

    Havale,koma,hayati organlarda yetmezlik ve bazen de ölüm olabilir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi:

    Hafif ishalde çocuğun genel durumu iyi, yemesi ve içmesi normal ise,kusması ve bahsedilen susuzluk bulguları yoksa endişelenmeye gerek yoktur.Her zamanki gibi yeme-içmesine devam etmelidir.

    Anne sütü,formula veya 1 yaşın üstünde inek sütüne devam edebilir,Normal beslenme hem ishalin daha çabuk iyileşmesini, hemde düzgün beslenmeyi sağlayacaktır. Ancak ishal iyileşene kadar miktarları az ve sık vermek uygun olur. Normalden fazla sıvı verilmesi ve dinlenme ile bir kaç günde iyileşecektir. Kullanılacak sıvıların en az biri tuz içermelidir. Ağızdan sıvı solusyonları (GE-ORAL), Ayran,pirinç suyu ve tavuk çorbaları bu amaçla kullanılabilir. İshalde sıvı kaybı yanında tuz kaybıda olacağı için sıvı olarak sadece su verilmesi uygun değildir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi için ne zaman doktora gidilmeli?

    Yukarda bahsedilen susuzluk bulguları varsa

    39 C üzerinde ateşi varsa

    Dışkı kanlı veya siyah renkli ise

    Beslenmesi bozulmuş ve tekrarlayan kusmaları varsa

    İshal 24 saatten daha uzun sürerse

    İshal tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler:

    Evde kendinize göre tuzlu-şekerli sıvı hazırlamayın,tüm eczanelerde ve oldukça ucuz olarak GE-ORAL bulabilirsiniz,

    Çocuk aç ise ve yemek istiyorsa engellemeyin ama az ve sık verin,

    Doktorunuza danışmadan antibiyotik veya ishal ilaçları kullanmayınız,

    Detaylı bilgi için Rota Virus yazımızı da okuyabilirsiniz