Etiket: Çocuk

  • Çocukların ara öğünleri ana öğün oldu

    4 çocuktan biri aşırı kilolu veya obez. Sağlıksız ürünler ile beslenmek en önemli neden. Annelerin ‘yesinde daha iyi büyüsün ve can boğazdan gelir’ diye yaptığı yanlış uygulamalar süreci hızlandırıyor. Çocukların ara öğünleri ana öğün oldu.

    Küreselleşme ile birlikte daha çok tüketimi hedefleyen besin endüstrisi aynı zamanda daha dayanıklı ve uzun süre saklanabilir besin formatını oluşturdu. Bu uygulama ile besinlere karıştırılan çoğu kimyasal maddeler ile besinlerin doğallığı bozuldu ve insan sağlığına zarar vermeye başladı. Özellikle damak tadını yükselten basit şekerler, tuz ve doymuş yağlardan zengin ürünleri insanlara sevdirdi .İnsülin mekanizması ile iştahı uyararak insanları daha çok yemek yemeye yöneltti.

    Büyüme ve gelişme çağında olan çocuklarımız bu gıdaları çok sevip tükettikleri için obezite ve ona bağlı risklerden ( Diabet) etkilenmeye başladılar. Bugün 4 çocuğumuzdan biri aşırı kilolu veya obezdir. Bunun nedenleri içinde sağlıksız ürünler ile beslenmek ilk sırada yer alır.

    CAN BOĞAZDAN MI GELİR?

    Ayrıca annelerimizin ‘yesinde daha iyi büyüsün ve sağlıklı olsun (can boğazdan gelir)’ diye yaptığı yanlış uygulamalar da bu süreci hızlandırmaktadır. Senelerdir çocuklarımıza sunduğumuz ara öğünlere ve bu öğünlerde tüketilen endüstrinin yeni besinlere baktığımızda ara öğünlerin ana öğün haline dönüştüğünü görebiliriz.

    Sağlıklı çocuk beslenmesinde büyüme ve gelişmeyi sürdürecek asgari kalori ve proteinler belirlenmiştir. Kabaca 1000 + yaş x 100 formülünü kullanacak olursak 5 yaşındaki bir çocuk için günde 1000 + 5 x 100 = 1500 kalori gerekmektedir. Bu kalorinin ideal olarak %80′ i ana öğünlerde , % 20′ si de ara öğünlerde tüketilmelidir. Bu durumda 5 yaşındaki bir çocuk için ara öğün kalorisi 300 olmaktadır. Bunu 2 öğüne bölerek (sabah 150 ve öğleden sonra 150 kal) veya tek öğünde 300 kalori olarak tüketilmesi önerilir.

    Ara öğünlerde genelde yabancıların snack dediği bizim atıştırmalık olarak adlandırdığımız ürünler tercih edilir. Bu ürünler trans ve doymuş yağlardan ,tuzdan ve işlenmiş şekerlerden ne kadar fakir , kalorisi düşük ancak vitamin ve mineraller açısından ne kadar zengin ise besin yoğunluğu açısından en iyi yani en doğru besinlerdir. Bunlara dolu kalorili besinler de diyebiliriz.

    NASIL BİR ARA ÖĞÜN

    Bu durumda ara öğünlerde tüketilmesi gereken besinleri örnekleyecek olursak kalorisi yüksek olmayan taze mevsim meyvaları (şeftali, erik,armut, kayısı, karpuz, elma, portakal, mandalina) ve sebzeleri (havuç, domates, salatalık) aynı zamanda vitamin ve mineral açısından zengin içeriğe sahip olmalarını yanı sıra tuzdan fakir besinler olup doymuş yağ ve işlenmiş şeker içermezler. Bu gibi besinler her gün ve her ara öğünde tüketilebilirler.

    Süt ve süt ürünleri (yoğurt,ayran, süt tatlıları, günlük taze dondurma, taze peynirler) yine besin yoğunluğu açısından ideal ara öğün besinleri olup hergün tüketilmesi gereken ürünlerdir. Bu ürünlerinde işlenmiş şeker içermemeleri gerekir.

    İşlenmemiş ceviz, badem, fındık gibi çerezler, üzüm ve incir gibi meyvaların yaşları ve kuruları , besin yoğunluğu iyi olduğu halde kalorileri yüksek olduğu için günde en fazla bir öğünde tüketilmeli ve miktarlarına dikkat edilmelidir.

    Evde yapılan kek, kurabiye ve poğaçalar günde en fazla bir ara öğünde tüketilebilecek ürünler arasında olup tuz, işlenmiş şeker ve içerdiği yağ açısından sakıncası olmamalıdır.

    Bu ürünlerin kalorilerine dikkat ederek çocuğunuzun yaşına göre önerilen ara öğün kalorilerine uyulmaya çalışılmalıdır.

    Bunun dışında maalesef ara öğünlerde tercih edilen ve çok fazla tüketilen her türlü işlenmiş un ve şeker içeren, tuzdan ve doymuş yağdan zengin, trans yağ içeren, vitamin ve mineralden fakir ve kalorisi yüksek tüm yiyecek ve içecekler sağlıksız ürünler olarak kabul edilmektedir. Özellikle ebeveynlerin başta annelerimizin buna dikkat etmeleri gerekir.

    Sivil toplum örgütü olarak görev yapan ve çocuklarımızın sağlığı ile ilgilenen Türk Pediatri Kurumu bu alanda bir kampanya başlatmıştır. “Abur cubur yemiyorum, sağlıklı atıştırıyorum” sloganı ile başlatılan kampanyadan amaç , ebeveynleri , annelerimizi bilgilendirmek ve sağlık adına doğruları gösterebilmektir.

  • EBEVEYN OLMAK

    EBEVEYN OLMAK

    Hiçbir yeni doğan canlı insan yavrusu kadar bakıma muhtaç değildir. Yeni doğan bir bebeğin, ebeveynleri tarafından hem fiziksel hem de duygusal olarak doyurulmaya ihtiyacı vardır. İhtiyaçlarının karşılanması bebek için hayati derecede önemli ve zaruridir.

    Bebekle Kurulan İlk İlişki ve Annenin Rolü

    Ebeveynler ya da bakım veren kişi bebek üzerinde çok önemli kalıcı izler bırakabilir. Özellikle anne ile bebek arasındaki ilişki bebeğin geleceğindeki ilişkileri üzerinde de etkili olacaktır.

    Yeni doğan bir bebek ilk ve en önemli ilişkisini annesiyle kurar. Anne bebeğinin tüm fiziksel ihtiyaçlarını giderebilen kişidir. Bebeklerde ortalama 1 yaşına kadar güven duygusu şekillenmektedir. Bireyin kendine güvenebilmesi, çocuklukta çevresine duyduğu güvenle paraleldir. Güven duygusunu çocuklukta kazanamayan birisinin bunu sonradan kazanabilmesi çok zordur. Temeldeki güven duygusunu kazanabilmek için annenin çocuğuna karşı davranış ve tutumlarında tutarlı olması çok önemlidir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanırken bunun belli bir düzen içinde yapılması gerekir. Bu önemlidir çünkü annesinin düzenli olarak kendisiyle ilgileneceğini bilen bir çocuk ileriye yani yetişkinliğine bu güven duygusunu taşıyacaktır. Aksi bir durumda yetişkinlikte kişi belirsiz durumlar karşısında panikleyebilir ve aşırı duyarlı hale gelebilir.

    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına yeterli şekilde karşılık verebilmesi için duygusal anlamda olgunlaşmaları gerekmektedir. Duygusal olgunlaşmasını sağlayamayan bireylerin anne babalığı benimsemesi de güç olmaktadır.

    Gelişim Dönemindeki Takılmalar

    İnsanlarda kimi zaman kişiliğin bazı yönleri belli bir aşamada takılabiliyor. Bu aşama yaşamındaki belirli bir gelişim dönemini ve bu dönemdeki ihtiyaçlarını içeren bir aşamadır. Bu durumda birey yeterli bir bütünlük kuramaz. Kişilik yapısında olgunluğa ulaşamamış bir kişi ise bulunduğu gelişim dönemine uymayan davranışlar sergileyebilir. Belirli bir gelişim döneminde çok doyum sağlanmış ya da tam tersi bir şekilde hiç doyum sağlanamamışsa benzer davranışlar ortaya çıkacaktır. İhtiyacın aşırı karşılanması kadar zararlı bir durum da hiç karşılanmamasıdır çünkü bu iki durum da aynı oranda zarar verebilir.

    Problem Dinamikleri

    Çocuklarla ebeveynleri arasındaki sorunların çıkış noktası, anne baba ve onların çocukla kurduğu ilişkiyi kapsamaktadır. Duygusal olarak olgunlaşamamış anne ve babalar çocuklarının problemlerinden yine onları sorumlu tutarlar ve bunun sonucunda da çocuklarına karşı öfke ve kızgınlık yaşarlar.

    Bir annenin çocuklarına gösterdiği davranış şekli çoğunlukla kendi çocukluğunda annesiyle olan ilişkisinden etkilenir. Anne sevgisinden mahrum kalmış çocukların yetişkinlikte öfkeli ve hırçın bireyler olması muhtemeldir. Bu sevgiyi sonradan verebilmek ise çok güçtür.

    Sınırlar

    Bazı aileler çocuklarına sınır koyma konusunda fazla rahat davranmaktadır. Özellikle çocukluğunda otorite figüründen yoksun olarak büyüyenler yetişkinlikte de kendi çocuklarına karşı otorite oluşturmakta güçlük çekerler. Ya da çocukluğunda çok katı bir baskıyla yetişmişse kişi, çocuğunun aynı şeyleri yaşamasını istemediği için sınırları çok gevşek bırakabilmektedir. Sonuç olarak sınırlar konusunda aşırı baskıcı olmak ya da tam tersi davranmak da aynı derecede çocuklara zarar verebilir. Sınırların iyi çizilemediği çocuklarda topluma aykırı davranışlar görülebilir. Çok baskıcı bir tutum ise ebeveyne karşı öfkenin oluşmasına ve benzer şekilde diğer insanlara karşı da olumlu yaklaşamamaya neden olabilir.

    Ebeveyn Tutumu

    Ebeveynlerin ya da bakım veren kişilerin çocuğa karşı tutumu öylesine önemlidir ki çocuk bu tutum doğrultusunda benlik kavramını şekillendirir. Anne baba doğrudan ya da dolaylı bir şekilde itici bir tutum sergiliyorsa çocuk da kendisini değersiz olarak algılayabilir, kendisi hakkında uzun süreli negatif düşünceler geliştirebilir. Çocuklar itici ya da kabul edici her türlü davranışı rahatlıkla ayırt edebilirler. Bebekler annelerinin kendilerine gösterdiği ilgi, sevgi ve her türlü tutumun gerçekçi ya da zorlama olup olmadığını kolayca algılayabilirler.

    Ebeveyn tutumları ve bunların çocuk üzerindeki etkileriyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz web sitemizdeki bu konuyla ilgili yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

    Unutulmamalıdır ki bilinçli anne babalar ancak bilinçli çocuklar yetiştirebilir. Ebeveynler eğitilirse çocuklar da eğitimli doğacaktır.

  • Çocuklarda ekokardiografi’nin önemi: kime ekokardiografi ??

    Doğuştan kalp hastalıkları aile, toplum ve çocuk için çok önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu hastalıklardaki bulgular, anne karnındaki hayatın ilk günlerinden itibaren ortaya çıkabileceği gibi, doğumda yada çok ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Hayatı tehdit eden morarma ilk semptom olabileceği gibi, 30’lu yaşlardaki kalp çarpıntısı ilk bulgu olabilir. Yada en kötüsü o güne kadar hiç bir yakınması olmayan bir çocukta spor sırasında ani ölümle karşımıza çıkabilir. Bu esasında gazetelerdeki magazin haberlerinin ötesinde önlenebilir bir durumdur.

    Günümüzde Doğuştan kalp hastalıklarının tanısı ve tedavisi anne karnından itibaren yapılabilmektedir. EKOKARDİOGRAFİ ile hastalıkların tanısını koymak ve gerekiyorsa tedaviyi yönlendirmek son derece kolay ve güvenilirdir. Bu kadar önemli bir tetkikin herhangi bir zararının olmaması, kolay ulaşılabilir olması da çok önemli artılarıdır.

    Peki Ekokardiografi kimlere yapılmalıdır ?
    Fetal Ekokardiografi (FETAL EKO) anne karnında 18 haftadan itibaren yapılabilmektedir. Bir çok Avrupa ülkesinde her gebeye bu tetkik yapılmakla birlikte, ülkemizde şüphelenilen yada riskli gebeliklere, yada aile isteğiyle yapmaktayız. Özellikle bu tetkikin önemi kavrandıkça ve ailelerden istek arttıkça tetkik sayısı artmaktadır. Bu tetkik sayesinde kalp hastalıklarının anne karnında tanısı ve gerekiyorsa tedavisi rahatlıkla yapılabilmektedir.

    Peki çocuklarda ekokardiografiyi kimlere yapalım.?. Zaten çocuk hekimleri kalpte herhangi bir ses (üfürüm) duyduklarında ekokardiografi istemektedirler. Bunun dışında morarma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma gibi semptomları olan, erken doğmuş, ailede kalp hastalığı olan çocuklarda mutlak tetkik istenmelidir. Spor yapacak olan her çocukta Eko yapılmalıdır çünkü gizli kalan ve hiçbir muayene bulgusu vermeyen hastalıklar sporda ciddi sorun oluşturur ve ani ölümlere yol açar. Bir çok ülkede Eko yapılmadan spor izni verilmemektedir…Peki acaba bunlar yeterlimidir.?. Kliniğimizde yüzlerce hasta vardır ki 30’lu 40’lı yaşlara gelmiş, kalplerinde 2-3 cm delikle dolaşan ve o güne kadar maalesef tanı almamış yada ailesel kalp hastalığını mayın gibi taşıyor ama farkında değil. Bu hastalara bu yaştaki yapılacak tedavilerde sonuçlar ne yazık ki pek başarılı değildir. Bu hastalarda da görüldüğü gibi doğuştan kalp hastalıkları kolayca gözden kaçabilmektedir.
    Tüm bunlar göz önüne alındığında normal bir çocuk takibinde ayrıntılı bir kardiyak değerlendirmenin önemi açıktır ama bu değerlendirmelerde tek başına muayene çoğu zaman yetmemektedir.

    Günümüz koşullarında bir Pediatrik Kardiyoloğa kolaylıkla ulaşılabilmekte ve uzman hekim EKOKARDİOGRAFİ ile kalp hastalığı olup olmadığını rahatlıkla söyleyebilmektedir. Bu sayede tüm doğuştan kalp hastalıklarına her aşamada rahatlıkla tanı koymaktayız ve her yaşta tedavi edebilmekteyiz. Bu tedavilerde de doğru zamanlama ile hastalara normal ve sağlıklı bir yaşam sunabilmekteyiz. Bu nedenlerle her çocuğa hayatının ilk yılında bir kez Ekokardiografik değerlendirme yapmak son derece değerli ve faydalıdır. Ben inanıyorum ki bebeklere ilk yıllarında yapılan rutin değerlendirmelerin (hemogram, idrar, işitme testi, kalça çıkığı vb) içine ekokardiografide girmelidir ve yakında da girecektir.

  • Okul Heyecanı

    Okul Heyecanı

    Uzun bir tatilin ardından, Pazartesi günü okullar açılıyor. Yani yarın…

    Ben de çocuğunu ilk kez ilkokula gönderen bir anne olarak, her anne baba gibi tatlı bir heyecan içindeyim. Çocuğum okuma yazmayı öğrenecek, yıllardır kendisine okuduğum “Kırmızı başlıklı kız” hikayesini kendisi okuyabilecek. Sanki anaokulu şaka gibiydi de, bu gerçek. Artık, yaşamın sorumlulukları ve zorluklarını üzerine alma vakti geldi gibi. Büyüdü gibi sanki küçük kızım… Artık yıllar göz açıp kapayana kadar hızlıca geçecek ve bir de bakmışım ki üniversiteye başlamış. Böylesine bir duygusal heyecan işte…

    Güzel bir yıl olmasını ümit ediyorum; biz anne babalar, sevgili çocuklarımız ve değerli öğretmenlerimiz için. Hem duygularımı paylaşmak hem de anne babalar olarak nelere dikkat edelim ki, her şey en güzel haliyle yaşanabilsin diye yazma ihtiyacındayım bu yazımı. Sorunlar olacaktır elbette. Ancak bu sorunların çoğu; öğretmen, okul ve aile iş birliği ile kolayca çözülebilir türden olacaktır. Bir de sizinle paylaşacağım bazı ayrıntılara dikkat edersek, belki bu sorunlar ortaya çıkmadan önleme imkanı elde etmiş olacağız.

    Biz anne babalar olarak çocuklarımız üzerinde çok fazla etkiliyiz. Bunun öncelikle farkında olmamıza ihtiyaç var. Kendi kaygılarımızı aynen aktarıyoruz çocuklarımıza. “Ben hiç kaygılarımı belli etmiyorum” desek de, bu mümkün değil. Söylediğimiz her söz, gözlerimizdeki her bakış, yüz ifademizdeki her değişim çocuklarımızı etkiliyor. Bunu bilmeliyiz öncelikle.

    Ben kaygılı çocuk değil, kaygılı anne baba olduğunu görüyorum her zaman. Bu nedenle, bizim kendi kaygılarımızı azaltmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğine bir bakalım:

    Özellikle 1. Sınıfa başlayan çocuklarımızın anne babaları olarak, çocuğumuzun çocukluğu bitti sanmayalım lütfen. O hala bir çocuk; oynamaya, koşmaya devam edecek. Bu onların ihtiyacı. Okul başladı diye, hayat bitmedi. Daha bugün bir anne ile görüşmemde temel sorunun bu olduğunu gördüm ve paylaştım.1. sınıfta en önemli husus, çocuğun okulu ve okumayı sevmesidir.Temel hedefimiz bu olmalıdır. Sayfalarca ödevin çocuğu bunaltmaktan başka bir etkisi yoktur. Küçük tekrarlar ve seviyesine uygun hikaye okumaları yeterli olacaktır.

    Okula yeni başlayan 1. sınıf çocuklarımızın anne-babaları olarak, çocuklarımızın kendine özgü özelliklerinin olduğunu, hazır bulunuşluklarının (kas gelişimi, zihinsel gelişim, duygusal gelişim) farklı olduğunu, her çocuğun vakti zamanının farklı olduğunu bilmemiz çok önemlidir. Çocuklarımızı sınıf arkadaşları ile karşılaştırmamak, abla- ağabeyleri ile karşılaştırmamak, onları örnek göstermemek çok önemlidir.

    Çocuğumuzu okula başlayacağına dair duygusal olarak hazırlanmalıyız. “Artık okul başlıyor, yaz tatilinden biraz daha farklı bir yaşam düzenimiz olacak. Daha erken yatıp daha erken kalkacağız. Bilgisayar-televizyon-tablet-telefona yaz tatilinden daha az zaman ayıracaksın. Bunları yine oynayacaksın, televizyon da izleyeceksin ama hem derslerini hem bunları nasıl planlayabiliriz?” diye birlikte zaman ve kurallar belirlenmelidir. Bu kurallar çok beklenmedik bir sorun olmadıkça bozulmamalıdır.

    Okul alışverişleri birlikte keyifle yapılmalı. Çocuğun heyecanına, mutluluğuna ortak olunmalıdır.

    Okulla ilgili neler hissettikleri, ne düşündükleri sorulmalı, sohbet edilmeli ve kaygılı çocuklar cesaretlendirilmelidir.

    Çocuğun gözü korkutulmamalı. ‘Bak yaramazlık yaparsan, öğretmenin kızar’ gibi… Öğretmeni hakkında olumsuz yorum hiçbir zaman yapılmamalıdır.

    Çocuğumuz çok abartılı beklentiler içine de sokulmamalı. ‘Çok eğleneceksin’, ‘Bir sürü arkadaşın olacak’ gibi…

    Yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve bunları kurallar doğrultusunda yapacağı anlatılmalı.

    Giyinmesi, çantasını taşıması, beslenmesi gibi sorumluluklar çocuğa verilmeli.

    Ödevleri savaşlara dönüştürmemeliyiz. Ödev, çocuğun sorumluluğudur, anne-babanın değil. ‘Ders çalış’, ‘Ödev yap’ denmemeli sürekli. Ödevini ve sorumluluklarını kendisi için değil, bizim için yaptıklarını sanmaları çok acı oluyor. Bu konuda kararlı ve istekli olmalıyız. Birkaç gün sabredip, üçüncü gün patlamak işe yarayan bir çözüm değil.

    Sınavlara hazırlanan öğrencileri yoğun bir yıl bekliyor. Onlara başarılar diliyorum. Sınavı yaşamın anlamı, tek çaresi olarak görmeyip iyi bir lise ya da üniversite için fırsat olarak değerlendirmeliler. Ailelerin beklentilerini çocuklarına göre yeniden değerlendirmeleri, baskıdan kaçınmaları gerekir.

    Çocuklarımızın dikkat etmeleri gereken şeyler; düzenli olarak her gün mutlaka çalışmaları, emeklerine güvenmeleri ve beklentilerinin emekleri doğrultusunda olması gerektiğidir.

    Anne babalar olarak,çocuklarımıza kolaylaştırıcı olalım, yönlendirici değil.Onların da duyguları, hayalleri, düşünceleri ve kendine özgü davranışları olmalı. Her davranışlarını bizim istediğimiz gibi yapmayacaklar. Ki yapmamalılar… Kendilerine yeten bireyler olabilmeleri, onları ne kadar erken yaştan birey olarak görmemize bağlı. Bize fikirlerini rahatlıkla söyleyebilmeliler, “Hayır” diyebilmeliler ki, dışarıda da bunu söyleyebilsinler.

    Çocuklarımızı bütün olarak görmeye, anlamaya çalışmalıyız;sadece davranışlarına odaklanmayalım.Duyguları, düşünceleri ve hayalleri var onların… “Kendisinin dışında neleri önemsiyor?” bunları anlaması için fırsat verelim. Çocuğumuzu sadece davranıştan ve sonuçtan ibaret görürsek; not, puan, başarı, sıralama odaklı oluruz. Akademik başarıya takılıp çocuklarımızın bütünlüğünü gözden kaçırmayalım. Her çocuk eşsiz ve özel. Onların ilgili ve yetenekli oldukları alanları bulmaya çalışıp destekleyebiliriz.

    Kendi gerçekleştiremediklerimizi onların gerçekleştirmeleri için hayatlarını esir almayalım. Hayat onların… Biz, bize verilen emanete sahip çıkalım yeter.

    Son olarak; kendimiz teknolojinin esiri olmak yerine, çocuklarımıza gerçekten anlamlı ve değerli zamanlar ayırmak, paylaşmak, anı biriktirmek en önemli detaylar. Çünkü ileride yaşlandığımızda, aklımızda kalan bunlar olacak…

    Değerli anne babalar, öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrencilerimiz, yeni eğitim öğretim yılının hepimiz için hayırla başlamasını ve sürmesini diliyorum. Sevgiyle…

  • Çocuğum ile olumlu ve sağlıklı bir ilişki için..

    Çocuğum ile olumlu ve sağlıklı bir ilişki için..

    Bugün sizlere çocuğunuz ile olumlu ve sağlıklı bir ilişki için dikkat etmeniz gereken hususlardan bahsetmek istiyorum. Birçok defa “ Ne yapmalıyım? ” , “Ne yaparsam mutlu olmayan bir çocuğum var.”, “Çocuğum ile ilişkimi düzeltemiyorum.” gibi cümleler kuran anne ve babalar ile karşılaştım. Peki ne yapmalıyız?

    1-) Çocuklarınızın duygularını anlamaya çalışın. Anlayabilmek için duygu ve düşüncelerini ifade etmesine izin verin. Davranışlarını yargılamayın. Şimdi sizden bir dakikalığına çocuğunuzun yerine geçmenizi istiyorum. Ağladığınızda sizi susturmaya çalışan, koşmak, zıplamak istediğinizde sizi hep durduran bir ebeveyniniz olduğunu düşünün. Bu oldukça zor olacaktır.

    2-) Sevginin iyileştirici bir gücü olduğuna inancım çok büyük. Çocuklarınıza onları sevdiğinizi gösterin, hissettirin. Araştırmalar sarılmanın ve sevginin insan sağlığına büyük getirileri olduğunu söylüyor. Sevginizi gösterin. İnanın bunu içinizde tutmanızın hiçbir anlamı olmayacaktır.

    3-) Beklentilerinizde aşırıya kaçmayın. Başarılarını takdir edin, başarısızlıklarında yanında olun. Sevginiz çocuğun başarısına göre değil koşulsuz olsun. Yapabildiği şeylerin yanında yapamadıklarının da olduğunu bilin. Yani bazı şeyleri çok iyi yaparken bazı şeyleri çok kötü yapabilir bunun farkında olun.

    4-) Başarısını, başarısızlığını, davranışlarını, duygularını, düşüncelerini başka çocuklarla kıyaslamayın. Unutmayın her insan özeldir. Çocuğunuza özel olduğunu hissettirin.

    5-) Çocuğunuz sizden bir şey istediğinde sebebini açıklamadan olumlu ya da olumsuz yanıt vermeyin. Bu şekilde çocuk neden sonuç ilişkisi kuracaktır ve isteğinin neden yerine geldiğini ya da gelmediğini bilecektir.

    6-) Çocuğa sergilediği davranışın ardından vermiş olduğunuz ödül veya cezanın arkasında durun. Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kararlı ve tutarlı olun.

    7-) Çocuk yanlış davranışlarda bulunduğunda onun benliği yerine davranışının yanlış olduğunu açıklayın.

  • Bebeklerde uyku alışkanlığı oluştururken sık yapılan hatalar

    ÇOCUKLARDA UYKU ALIŞKANLIĞI OLUŞTURURKEN SIK YAPILAN HATALAR

    Çocuklarda uyku problemlerinin görülme oranı yaşa göre değişmekle beraber %25-50 arasında değişiyor. Uykusuzluk kronikleştiği zaman, gündüz uyku hali, huzursuzluk, sinirlilik, davranış problemleri, öğrenme güçlükleri, akademik başarılarında düşüş ve kazalarda artış gözleniyor. Tüm bu sorunların ortaya çıkmaması için ailelerin, bebeklikten itibaren doğru uyku alışkanlıkları oluşturması ve bunun devamlılığını sağlamak konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Amerikan Aile Hekimleri Derneği, bütün aile hekimlerine rutin sağlam çocuk muayeneleri esnasında çocuğun uykusunda sorun olup olmadığının sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Uyku alışkanlığı oluştururken yapılan hatalar sonucu “davranışsal uykusuzluk” dediğimiz durum oluşuyor.

    Davranışsal Uykusuzluk:

    Çocukların/bebeklerin uykuya dalmak veya uykuyu devam ettirmek konusunda öğrenilmiş yetersizliğidir. Amerika’da bu gruptaki çocukların, tüm uyku bozuklukları içerisinde %10-30 oranında olduğu bildirilmiştir. Fakat kanımca ülkemizde bu grubun oranı çok daha yüksektir. Davranışsal uykusuzluğu olan çocuklar 2 alt gruba ayrılabilir:

    Uykuya geçiş sorunu

    Sınır koyma sorunu

    Uykuya Geçiş Sorunu: Bu gruptaki çocuklarda uykuya dalmakta veya uyandığı zaman geri uyumakta yetersizlik veya isteksizlik vardır. Belirli bir durum veya eylem sağlanmadan uykuya geçiş ve tekrar uyuma yapamazlar. Örnek vermek gerekirse bebeklik yaş grubunda ayakta sallanma, emzirilme, kucakta gezdirilme ..vs, oyun çağı grubunda ebeveyn yatağına gelme, gece beslenme..gibi durumlar sağlanmadığı takdirde çocuk uykuya geçemez. Bu durum 0-2 yaşta daha sık görülür.

    Sınır Koyma Sorunu: Eğer aileler çocuklara sınır koymada sorun yaşıyorsa bu durumla karşılaşıyoruz. Örneğin çocuğun belirli bir uyuma ve uyanma saati yoksa, uyumak istemediği zaman aile geç yatmasına, televizyon izlemesine, ebeveyn yatağında yatmasına izin veriyor ve bu durum sıklıkla görülüyorsa, defalarca içecek, tuvalet ..vs için kalkıyorsa uyku sorunları ortaya çıkıyor. Bu durum okul öncesi yaş grubunda daha sık görülür.

    Davranışsal uyku sorunlarında en iyi tedavi yöntemi önlemektir. Yani sorun ortaya çıkmadan aile hekimleri ve çocuk doktorları tarafından, sağlam çocuk takibi sırasında ebeveynlere çocukların uyku ihtiyaçları, uyku döngüleri, sınır koyma, uyku planı konularında eğitim verilmesi gerekir. Uyku eğitiminin içerisinde uyuma ve uyanma saatleri, gündüz uyku saatleri, uykuya geçiş rutinleri, beslenme saatleri ve gece uyanmaları konuşulmalıdır.

    Davranışsal uyku sorunlarıyla karşı karşıya kaldıysak çocuğun yaşına, sorununa ve ailenin yapısına göre değişen tedavi planı oluşturulması gerekir. Uyku sorunlarını çözmek için dünyada kullanılan başlıca üç yöntem mevcuttur:

    Ferber Yöntemi

    Tracy Hogg Yöntemi

    Kim West Yöntemi

    Bu yöntemlerin üçünün de amacı çocuğun kendi başına uyumasını ve uyanınca tekrar uykuya dalmasını sağlamak ve gece uyanma sıklığını azaltmaktır. Uyku sorunlarının çözümünde her hastaya göre farklı yöntem ve tedavi planı uygulanır. Çoğu zaman sadece uyku prensiplerine dikkat ederek sorun çözülebilir.

  • Çocuklarda yeme bozuklukları

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENMENİN ÖNEMİ NEDİR?

    Çocukluk döneminde büyümeyi etkileyen en önemli faktörler beslenme, genetik alt yapı ve hormonlardır. Ama özellikle ilk 2 yılda büyümeyi en çok etkileyen beslenmedir. İlk yıllarda kazanılan beslenme alışkanlığı erişkin hayattaki beslenme biçimini ve ortaya çıkabilecek, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların görülme riskini de azaltmaktadır. Biz hekimler için büyüme, bebeğin sağlığının yerinde olduğunun temel göstergelerinden birisidir. Bu nedenle iştahsızlık şikayeti ile başvuran bebeklerde büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakılması ve eğer varsa muhakkak araştırılması gerekir. Fakat en sık yapılan yanlışlardan birisi büyümesi normal olan bebeğin anne- babasına “bebeğiniz normal, kilo alımı gayet iyi, iştahsızlığı için endişe edilecek birşey yok” denmesidir. Çocuğun büyüme duraklaması olmasa da mikronütrient eksiklikleri veya uygun olmayan besleme yöntemleri kullanılıyor olabileceği akılda tutulmalı ve annenin bu konudaki endişesi dikkate alınarak, anneden ayrıntılı öykü alınmalıdır.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME SORUNLARI NE SIKLIKTA GÖRÜLMEKTEDİR?

    Çocukluk çağında bu sorun %25-35 sıklıkta görülmekte, %1-2 ‘sinde de çok ciddi düzeyde olmaktadır. Yani her 3-4 anneden birisi çocuğunun iştahsız olduğundan veya yeme problemi olduğundan şikayet etmektedir.

    BU SORUN NE ZAMAN ORTAYA ÇIKIYOR? DOĞUŞTAN İTİBAREN Mİ VAR YOKSA SONRADAN MI OLUŞUYOR?

    Yeme davranışının ortaya çıkmasında genetik faktörler, hormonlar, anne-bebek ilişkisi ve annenin besleme tutumunun rolü var. Bazı çocuklar doğuştan itibaren seçiciler, bazıları da başta iştahlı yerken sonradan annenin veya bakım veren kişinin yanlış besleme modeli nedeniyle sorunlu hale geliyorlar.

    Ebeveynlerin besleme modelleri 4 gruba ayrılıyor:

    Kontrol Edici: Genellikle çocuğa daha fazla yemesi veya bir besini tüketmesi için ısrar eder, eğer iyi yemek yerse veya istenilen besini tüketirse karşılığında tatlı, şeker, ipad vs verme sözü verir. Bir lokma veya bir kaşık daha yemesi için ısrar eder.

    Müsamahakar: Çocuğun sevdiği yiyecekleri hazırlar ve sunar, çocuk yemekte olanları beğenmez ise onun istediğini hazırlar, ne zaman yemek isterse o zaman, ne şekilde yemek isterse öyle yedirir.

    İhmalkar: “Çocuğum istediği zaman yiyebilir, istediği şeyleri yemesine izin veririm, her zaman ne yediğini takip etmem, bazen yemek vermeyi unuttuğum olur” der.

    Hassas-sorumlu: Çocukla birlikte oturur ve yemek yer, çocuğu aile sofrasına dahil eder. Çocuğun öğün aralarında abur- cubur tüketmesine veya beslenmesine izin vermez. Çocuğa sağlıklı yiyecekler sunar ve çocuğun bunlardan istediğini yemesine izin verir. Yeme sırasında çocuğa baskıcı, zorlayıcı tutum sergilemez.

    Bu 4 besleme modeli arasında hassas model uygun olan ve tercih edilmesi gerekendir. Yanlış besleme modeli uygulanması da çocukta yeme sorunlarına yol açabilir.

    YEME BOZUKLUKLARI KENDİ ARASINDA ALT GRUPLARA AYRILIYOR MU?

    Evet, sıklıkla gördüğümüz 4 gruptan bahsetmek istiyorum:

    İştahsız olarak değerlendirilen normal çocuk: Ebeveyn çocuğun iştahının az olduğuna ve yeterince yemediğine inanır ama aslında çocuğun büyüme hızı ve yeme miktarı ve çeşitliliği normaldir. Anne-babanın aşırı endişesi çocuğu fazla yemeye zorlamaya, ısrara ve sonucunda bazen çocukta yeme korkusu oluşmasına sebep olur. Maalesef bizim toplumumuzda , özellikle anneanne ve babannelerde çocuklara çok yedirme alışkanlığı olduğundan bu hasta grubu çok görülmektedir. Bazen zorlamaya bağlı olarak bu çocuklarda yeme korkusu da oluşmaktadır.. Anneye çocuğun büyümesinin beklenen değerlerde olduğu anlatılmalı ve “hassas-sorumlu besleme modeline” geçilmelidir. Aksi durumda anne-bebek arasındaki ilişki bozulmakta ve ilerleyen yaşlarda daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır.

    İştahsız ve hareketli çocuk: Hareketli, aktif bir çocuktur. Oyun oynamayla, konuşmayla ve çevreyle, yemekten daha ilgilidir. Yemeğe olan ilgisi kısa sürede dağılır. Masada oturmak istemez. 9-10 aylıktan sonra kilo alımı durabilir. Bu durumda aileye çocukla ilgili bilgi verilir. Çocuğun iştahını arttırmaya yönelik yeme düzeni planlanır. Aile ile beraber, dikkatini dağıtıcı şeyler olmadan, 20-30 dakika ile sınırlandırılmış öğünler planlanır. Kesinlikle yemeye zorlama yada baskı yapılmaması gerekir. Kilo ve boy takibi yapılır, gerekirse besin desteği verilir.

    Çok seçici yemek yiyen çocuk: Bazı yiyeceklerin kokusuna, tadına, görünüşüne veya kıvamına karşı reaksiyon gösterir, iğrenir. Yeni yiyecekleri denemek istemez. Bu çocuğun yemek dışında başka alanlarda da duyusal güçlükleri olabilir: Yüksek sesten veya ışıktan rahatsız olabilir, çıplak ayakla kuma veya çime basamaz, ellerinin kirlenmesinden hoşlanmaz, kıyafet etiketlerinden rahatsız olabilir. Bu çocukları, sevmediği yiyeceği yemeye zorlamak tam tersi etki yapar. Öğürmesine veya kusmasına neden olan yiyeceği bir daha vermemek gerekir. Sevmediği yiyecekler farklı şekillerde sunulmalı ve 10-15 defa denenmelidir. Çok seçici yemek yiyen ve mikronütrient eksiklikleri olan çocuklarda besin desteği ve bazen ilaç tedavisi vermek gerekir.

    Yemek yemekten korkan çocuk: Biberonu, mama önlüğünü veya mama sandalyesini görünce ağlamaya, kendini geriye doğru atmaya başlar, ağzını kilitler, yememek için kendini kusturabilir. Çocuklara besleme sondası veya solunum tüpü takılması gibi tıbbi müdahalelerden sonra veya zorla besleme yapıldığı durumlarda görülür. Bizim toplumumuzda sıklıkla, zorla besleme, ağzını zorlayarak açma veya yatırarak besleme yapılan çocuklarda görülmektedir. Bu durum “kontrol edici besleme modeli” uygulayan ailelerde daha sıklıkla görülmektedir. Uygun olan hassas-sorumlu besleme modeline geçmektir. Çocuğu oturtarak, zorlama yapmadan, kendi başına yemesine teşvik ederek beslenmesini sağlamak gerekir. Bu süreç biraz zaman ve sabır gerektirir fakat sorunun düzeltilmesi anne-çocuk ilişkisi açısından ve gelecekteki beslenme alışkanlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

    YEME SORUNLARININ TEDAVİSİ VAR MI? SİZ NASIL BİR YOL İZLİYORSUNUZ?

    Yeme bozukluğunun tedavisi mümkün. Ben öncelikle bu hastalarda çok ayrıntılı bir öykü alıyorum. Yani annenin doğum öncesi dahil beslenmesini, bebeğin emme süreci dahil tüm beslenmesini, ek gıdalara geçişi, neleri sevip neleri sevmediği, ne miktarda tükettiği, verilme şekli, allerji öyküsü..vs sorguluyorum.

    Yeme bozukluğunun hangi alt gruba girdiğini tespit etmek için anket uyguluyorum. Hangi besinleri yediğini tek tek kayıt altına alıp, eksik olan besin grubunu tamamlamaya yönelik beslenme planı hazırlıyorum. Ayrıntılı fizik muayene yapıp, önceki ve o anki boy-kilo değerlerini ölçerek, büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakıyorum. Eğer büyümede sorun varsa veya altta yatan başka bir hastalık düşünüyorsam gerekli tetkikleri istiyorum. Tüm bunların sonuçlarına göre çocuğa özel bir tedavi planı oluşturuyorum. Bu plana çocuğun beslenme eylemine katkısı olan herkesin ; anne, baba, anneanne, babaanne, bakıcı..vs katılması ve uyması gerekiyor. Belirli aralıklarla görüşüp bir sonraki adımı planlıyoruz. Bazı durumlarda beslenme desteği, vitamin takviyesi veya ilaç kullanmak gerekiyor. Sonuç olarak her hasta grubu için muhakkak çözüm var, yeter ki aile ile işbirliği içinde çalışalım ve biraz zaman verelim.

    SON OLARAK AİLELERE SÖYLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VAR MI?

    “Temel Besleme İlkeleri”nden bahsetmek istiyorum:

    Yemek zamanında dikkat dağıtıcı şeylerden ( TV, bilgisayar, telefon vs.) kaçının
    İştahını arttıracak şekilde besleyin (3-4 saat arayla, acıkmasını sağlayacak şekilde)
    Yemek süresini 20-30 dakika ile sınırlandırın
    Yaşına uygun gıda verin
    Yaşına uygun dağınıklığı , kirliliği tolere edin
    Baştan itibaren kendi kendine yemesini teşvik edin
    Yemek zamanlarında doğal tutum takının, baskı yapmayın, hassas-sorumlu besleme modelini kullanın
    Sistematik bir şeklide yeni gıdalar sunun

    Bu ilkeler olmazsa olmazlar ! Bütün annelere tavsiyem ek gıdalara başladıkları andan itibaren bu kurallara uymaları, ama bebekte bir sorun farkettikleri anda da gecikmeden doktora başvurmalarıdır. Annelerin, bebeklerinin iştahıyla ve beslenmesiyle ilgili endişelerinin her zaman önemsenerek uygun yönlendirme ve tedavinin yapılması gerekir. Bu sorunlar bekledikçe küçülmüyor aksine büyüyor ve tedavisi zorlaşıyor. Benim “ uyku bozuklukları” ve “ yeme bozuklukları” için bir tavsiyem var: “Ne kadar erken o kadar kolay”. Tabii en güzeli baştan itibaren uygun ek gıdaya geçiş ve besleme yöntemlerini kullanarak bu sorunlarla hiç karşılaşmamak. (Bir dergiyle yapılmış röportajımdan alınmıştır.)

    Dr. Gülben EFES

  • Çocuklarda astım

    Astım nedir?

    Çocuklarda astımın %90 nedeni alerjiye bağlıdır. Bu nedenle de astım hastalığına bazen alerjik astım da denilmektedir.

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes sıkışması olan bir çocukta astım akla gelmelidir. Astımlı çocuklar tedavi edilmezse diğer çocuklara göre daha az fiziksel aktivite yaparlar ve kilo alabilirler. Çünkü astımlı çocuklar egzersiz yaptıkları zaman öksürük veya nefes sıkışması gibi belirtiler gösterdiği için genelde aktivite yapmazlar. Özellikle geceleri ve sabah kalktıkları zaman şikayetleri olur.

    Astımın bir çok nedeni vardır. Genellikle bir çocukta birden fazla neden vardır. Öksürük, tekrarlayan bronşit ve nefes sıkışması, özellikle egzersiz sırasında olduğu zaman astım olabileceğini gösteren bir ip ucudur.

    Alerjik AstımTeşhisi

    Astım teşhisi koymak bazen zordur. Astımın teşhisini koyacak tek bir test maalesef yoktur. Astımlı çocuklar genellikle çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilir. Çünkü çocuk alerji uzmanları astım teşhis ve tedavisinde özel eğitim alan uzmanlardır.

    Çocuğunuzun alerji uzmanı genellikle çocuktaki belirtilerin ciddiyeti öğrenmek için çeşitli sorular sormaktadır. Şikayetleri ne sıklıkta olduğu, uykusunu bozup bozmadığını öğrenmek ister.

    Bebeklerde teşhis koymak için çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bebeklerdeki astım belirtileri çok farklı nedenlerle olabilir. Çok farklı tedavilere gerek olabilir.

    Astımı tetikleyen en sık iki tetikleyici neden soguk algınlığı ve alerjenlerdir. Bebeklikten sonra alerjiler özellikle önemli olmaya başlar. Astımlı çocuklarda astımın teşhis ve tedavisi için alerji yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Çocuk 5 yaşından büyükse akciğer fonksiyon testleri ile akciğer fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bazen akciğer enflamasyonu gösteren testler yapılır. Bazen akciğer grafisi gerekebilir. Bağışıklık sistemi testleri ve ter testi gerekebilir.

    Alerjik Astım Tedavisi

    Öncelikle astımı tetikleyen nedenlerden korunmak gerekir. Çocuklarda en sık neden alerjisir. Örneğin ev tozu akar alerjsi olanlar için ev tozu akarları için önlem alınmalıdır. Astımı tetikleyen faktörlerden uzak kalınmalıdır.Çocuk alerji uzmanınız çocuğun durumuna göre tedaviyi planlayacaktır. Takiplere göre astımlı çocuğun tedavisi ayarlanır.

    Astım ilaçları hazne ile kullanılabilir, nebulizatör ile veya büyük çocuklarda doğrudan uygulanabilmektedir. Hangi yönetimin çocuk için uygun olacağı çocuk alerji uzmanınca belirlenmektedir.

    Astım ilaçları rahatlatıcı ilaçlar ve iyileştirici ilaçlar olarak ikiye ayrılır. Rahatlatıcı ilaçlar sadece öksürük veye nefes sıkışması olduğu zaman kullanılan ilaçlardır. İyileştirici ilaçlar ise çocuğun şikayetlerine göre gerekirse kullanılmaktadır.

  • Alerjik rinit (nezle) nedir?

    Alerjenlere burun mukazasının alerjik reaksiyonu sonucu nezle, burun tıkanması, hapşırma, burun, göz, kulak ve boğaz kaşınması belirtileri ile kendini gösteren hastalıktır.

    Alerjik nezle belirtileri genellikle gribal enfeksiyon belirtileri ile karışır. Alerjik nezle belirtilerinin tekrarlayıcı olması nedeniyle gribal enfeksiyondan ayrılır. Alerjik nezlede ilave bir hastalık yoksa ateş olmaz. Peş peşe hapşırmaların olması da gribal enfeksiyondan ayırmada önemlidir. Özellikle polenlere alerjisi olan kişilerde alerjik nezle belirtileri bahar aylarında artar.

    Türkiye’de alerjik nezle sıklığı %3 ile 36 arasında değişmektedir. Alerjik nezle belirtileri varsa mutlaka çocuk alerji uzmanı tarafından incelenmelidir. Neye alerjinin olduğu bulunulmalı ve gerekli durumlarda alerji aşıları yapılmalıdır.

    Alerjik Nezle Sıklığı

    Alerjik nezle sıklığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artmaktadır. Alerjik nezle dünya nüfusunun %20 ile %40’ını etkilediği görülmektedir. Ülkemizde bugüne kadar yapılan çalışmalarda alerjik nezlenin sıklığı çocuklarda %2.9 ile %39.9 arasında olduğu görülmektedir. Son 10 yılda da sıklık giderek artmaktadır.

    Alerjik nezlenin dünyada sıklığının artışı hakkında birçok neden öne sürülmektedir. Çocuklarda batı tipi beslenmenin daha sık olması, fazla kilo alınması, hava kirliliği, hijyen gibi bir çok faktör üzerinde durulmaktadır.

    ALERJİK NEZLENİN BELİRTİLERİ

    – Alerjik nezlenin en önemli belirtileri sık tekrarlayan nezle (sulu ve bol), burun kaşıntısı, burun tıkanması ve ard arda en az 4-5 defa olan hapşırmadır.

    – Bu belirtilerin dışında kulak kaşıntısı, yumuşak damak ve boğazda kaşıntı, tat ve koku bozukluğu, sık sık burun kanaması olabilir.

    – Birlikte göz alerjisi varsa gözlerde sulanma, kaşınma da olabilir.

    – Geniz akıntısına bağlı öksürük, geniz akıntısının yutulması sonucu kusma, karın ağrısı ve iştah azalması gelişebilir.

    – Ayrıca kulakta sıvı birikmesi nedeniyle işitme azalması yapabilir.

    – Alerjik nezle enfeksiyonlara eğilim yarattığı için sık sık sinüzite neden olabilir.

    – Burun tıkanmasına bağlı ağız sürekli açık kalması nedeniyle sık boğaz enfeksiyonu gelişebilir. Geniz akıntısı geniz eti büyümesi yaparak horlamaya neden olabilir. Gerek geniz eti büyümesi gerek burun tıkanması nedeniyle uyku kalitesi bozulur. Genel bir yorgunluk ve bitkinlik hali vardır. Bunun sonucunda da iyi uyku alamayan çocuk okulda da başarısız olur. Ağzı açık kalan çocukta diş çürümesi de kolay gelişir.

    – Sınav süresince burnu tıkalı veya burnu devamlı akan, gözleri kaşınan bir çocuğun sınavda başarısı mutlaka etkilenir.

    – Alerjik nezleli çocukların alt göz kapakları altında deri renginde koyulaşma da görülür. Bu koyulaşmanın nedeni bu bölgedeki damar içindeki kanın birikmesi sonucu deri rengini koyulaştıran hemosiderin denilen pigmentin birikmesi nedeniyledir.

    – Burunun sık sık yukarı doğru silinmesi ile burun üstünde çizgilenme görülebilir. Burun kaşınması ve akıntı nedeniyle alerjik selam olarak bilinen burnun aşağıdan yukarı doğru silinme hareketi yapılır ki bu duruma “alerjik selam” denilir.

    – Burun üstünde cilt kızarık olabilir. Gözlerde kızarma, göz kapaklarında şişme görülebilir.

    – Burun içinde polip denilen şişlikler görülebilir. Bu de nefes almayı zorlaştırabilir. Polipler alerjik nezleli çocukların %5’inde görülür.

    – 6 aylık bebekte alerjik rinit bildirilmesine rağmen çoğunlukla klinik belirtilerin ortaya çıkmasından önce 2 veya daha fazla mevsim geçmesi gerekir. Bu nedenle genelde 2 yaşında büyük çocuklarda görülmektedir. Ancak alerjik nezle belirtileri olan 2 yaş altındaki çocuklar da alerjik nezle yönünden incelenebilir.

    – Ergenlik döneminde de tek başına alerjik nezle belirtilerinin görülmesi pik yapmaktadır.

    – Özellikle egzamalı bir çocukta peş peşe hapşırma, nezle ve gözlerde sulanma sık sık oluyorsa alerjik nezle yönünden araştırılmalıdır.

  • Çocuklarda alerjı testı

    Alerji testi nasıl yapılır?

    Çocuklarda ciltten alerji testleri cilt yüzeyine uygulanır. Can yakıcı veya ağrı verici bir test değildir. 3 aylık çocuğa bile yapılabilmektedir. Verdiği acı duyusu yok denecek kadar azdır. Test uygulamasından 15 ile 20 dakika sonra değerlendirme yapılabilmektedir.

    Alerji testi yapılmadan kullanmamam gereken ilaçlar var mı?

    Evet var. Antihistaminik içeren öksürük şurupları, antihistaminik gibi bazı ilaçlar testi etkileyebildiği için testten 7 ile 10 gün öncesinde bu tür ilaçları kullanmamak gerekir. Bu nedenle testten önce hangi ilaçları kullanmamanız gerektiğini doktorunuzdan öğrenmeniz gerekir. Açlık veya tokluk önemli değildir.

    Ciltten alerji testi en erken hangi yaşta yapılabilir?

    Besin alerjileri için alerji testi 2-3 aylıktan itibaren yapılabilir. Astım ve alerjik nezle nedeniyle ciltten alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte 1-2 yaşından sonra yapılması uygun olur.

    Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?

    Alerji testlerinin ciltten yapılması daha güvenilir sonuçlar vermesinden dolayı ciltten yapılması tavsiye edilir. Ciltten yapılan alerji testleriyle daha ayrıntılı sonuç elde edilebilmekte ve tedaviye daha doğru yön verilebilmektedir.

    Çocuklara alerji testini hangi doktor yapmalıdır?

    Çocuklarda alerji testi konusunda en deneyimli olan Çocuk Alerjisi uzmanlarıdır. Çünkü çocuklarda alerji testi tekniği yetişkinlerden bazı farklılıklar göstermekte ve test sonucunun ve çapraz reaksiyonların değerlendirilebilmesinde deneyim çok önemlidir. Aksi takdirde yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir. Hatta çocuğun yaşamını tehtid eden ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.

    Kandan alerji testi ne zaman yapılmalıdır?

    Ciltten alerji testi yapılamadığı yaygın cilt alerjileri varsa, anti-histaminik denilen alerji ilaçlarının kesilemediği durumlarda tavsiye edilir.

    Alerji testinin tehlikesi var mıdır?

    Alerji uzmanları tarafından yapılması durumunda ciddi reaksiyon görülme sıklığı yüz bin çocukta ikidir. Ancak deneyimsiz kişiler tarafından ve yanlış teknikle yapılması halinde bin çocuktan beş çocukta ciddi reaksiyonlar görülebilir ve ölümle sonuçlanan bildirimler vardır. Bu sebepten alerji uzmanı tarafından yapılması gereklidir.

    Alerji testi neden yapılır?

    Alerjik hastalığın tansında yardımcı olmak, alerjik hastalık gelişme riskini değerlendirmek, alerjik hastalığın tedavisine yön vermek; hangi alerjenlerden korunmamız gerektiğini öğrenmek, aşı tedavisine gerek olup olmadığını ve uygulanacak aşıda hangi alerjenlerin ve hangi dozdan oluşması gerektiği kararını vermek için yapılır. Bu yüzden çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması çok önemlidir.

    İlaç alerjisi testi nasıl yapılır?

    İlaçlara karşı alerji testi için öncelikle test edilecek ilaçlar belirlenir. İlacın konsantrasyonu en az riskliden normal doza kadar farklı konsantrasyonlarda hazırlanır. Önce normal cilt alerji testi yapılır ve arkasından cilt içine 20 dakika aralarla alerji testi uygulanır. Alerji testi bittikten sonra eğer alerji saptanmamışsa ilaç uygulanır ve reaksiyon verip vermediği test edilir. Bu testin sonucuna göre karar verilir. Test süresi yaklaşık 2 ile 3 saat arasında sürmektedir.

    Besin alerjisi testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Alerji testlerinin tek başına tanı koydurucu özelliği yoktur. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile alerji çıkmamasına rağmen farklı mekanizmalarla oluşan alerjiler olabilir.

    Yama testi (Patch testi) nasıl yapılır?

    Yama testi (Patch test), temasa bağlı alerjik cilt reaksiyonları teşhisinde kullanılan test yöntemidir. Sırt bölgesine uygulanır ve 48 saat sırtta kalır. 48 saat sonunda ve 72. Saat sonunda test değerlendirilir. Bu testin alerji uzmanlarınca yapılması büyük önem taşımaktadır. Can yakıcı bir test değildir.