Etiket: Çocuk

  • Baban ve Oğlum filmi ve bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişimi

    Baban ve Oğlum filmi ve bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişimi

    ÖDİPALİMLE UZLAŞIYORUM

    Baban ve Oğlum filmi bir erkek çocuğunun psikoseksüel gelişim dönemlerinin de anne ve babanın rolünü ve bu dönemdeki aksaklıkların ergenlik dönemindeki kimlik arayışlarındaki etkisini anlatan bir filimdir. Özellikle baba olma halinin ve babanın görevi üzerine odaklanmaktadır. Filmin bütünü bu odaklanma üzerinden gitmektedir.

    Hüseyin Efendi ,Egenin bir köyünde yaşayan hatrı sayılır köylülerce bir otoritesi olan bir adamdır.Hüseyin Efendi ,kanunlara saygılı ,örf ve adetlere uyan ve otoriter 2 erkek çocuk babasıdır.Hüseyin Efendinin en büyük görevi oğulları aracılığıyla varolan sistemi ve düzeni sağlıklı bir şekilde devamını sağlamaktır. Bunun için bütün yatırımlarını 2 oğlu üzerine yapmaktadır. Hüseyin Efendi ‘nin beklentisi o kadar yüksektir ki çocuklarını isimleriyle efsunlamıştır.

    Sadık -Salim .Hüseyin Efendi bu görevi yerine getirebilecek bütün donanıma sahip olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Filmde baba çocukalarını isimle efsunlasa bile Sadık , babaya karşı sadık olmayan bir karakterle ,Salim ‘de sağlıklı olmayan bir erkek karakteriyle karşımıza çıkmaktadır.Babanın esas görevi insan yavrusu gelişimi için önemli olan odidupus karmaşasının sağlıklı sonlanmasını sağlamaktır. Oidipus karmaşası,kültüre dolayısıyla insan olamaya giden zorunlu bir süreçtir.Simgesel bir karmaşadır. Çocuk oidipus aracılığıyla biyolojik kendilik gerçekliğinden simgesel kültürel özne olmaya geçmektedir.Yani ,anne ile çocuğun doğal ilişkisinin yasaklanması ve bu yasakla doğan bilinçdışı arzunun da Baba yasası yada Baba adıyla simgesel sisteme girmesiyle çözülmektedir. Böylece toplumsal biçimleri edinir birey-özne olmaktadır. Burada Baba ,anne ve çocuk arasında doğuşten gelen doyuma dayalı olam dolaysız doyum ilişkisine son vermek ve ve içgüdüsel bilinçdışı arzuları bastırmak ve çocuğu biyolojik bir canlıdan kültürel özne olmaya dönüştüren kastrasyonu sağlamakla görevlidir.Hüseyin Efendi bu noktada başarılı olamamaktadır. Sadık , filmin ilerleyen bölümlerinde babaya bunu gerçekleştirme fırsatını yeniden verecektir.

    Sadık , babayla sağlıklı özdeşim kuramadığı için ergenlik döneminde baba ve temsil ettiği kültürel kurallara isyan eder ve kendini gerçekleştirmek için evi terk eder.Baba bir kez daha önünde yasa koyucu olamaz ve oğlunu engelleyemez.

    Sadık’ın sağlıklı kastre olamadığını,babanın yasasını çiğnemesinin bedelini hayatının her karesinde sembollerle bize yönetmen anlatmaktadır.Sadık,politik duruşu olan düzen karşıtı bir gazatecidir.sigara ve alkol kullanımı bağımlılık derecesindedir.Karısının doğum sancılarının tuttuğu gece Sadık ‘ın hayatı daha trajik bir sona gitmektedir.doğum başlar ve kimseyi bulamazlar etrafta çünkü o gece12 Eylül Darbesi gerçekleşmiştir. Ve doğumu Sadık gerçekleştirmek zorunda kalmıştır.Bu arada yönetmen Sadık ‘ın baba yasası çiğnemesine gönderme yapmaktadır. 12 Eylül darbesi o dönemin bozulan düzenini yeniden sağlamak ve düzen bozucuları baskılamak için yapılmıştır.Sadık ‘ın eşi doğum sırasında ölür.Sadık ,kucağında oğluyla günü karşılar.Artık anne yoktur ve oğlanın annesi Sadık ‘tır. Yönetmen annenin ölümüyle Sadık ‘ ı hadım etmiştir.Baba Yasasının çiğmesinin bedeli ödenmiştir.

    Deniz ‘in dünyaya gelmesiyle oidipus karmaşasını yönetmen başka bir boyutla Deniz üzerinden izleyiciye anlatmaya devam etmektedir.Deniz , bebeklik dönemini annesi ölmüş, babası hapse girmiş ve çok anaç bir bakıcıyla büyüyen bir çocuk olarak karşımıza çıkar. Doyrulma ve haz alma ilişkisi dönemlerinde anne ve babaya sahip değildir ve dolayısıyla bağlanma nesnesi olmayan bir çocuktur. Baba çocukluk dönemine geçiş noktasında tahminen 3 -4 yaş döneminde Deniz ‘in hayatına girer. Tam da Oidipus karmaşasının başladığı yaş dönemleridir.Deniz ‘in libidal enerjisini aktarabileceği bir nesneye ihtiyacı vardır. Ve bu yüzden Sadık , Deniz ‘in annesi olmak durumundadır. Baba rolüne girememektedir.Deniz ‘in oidipus karmaşasını sağlıklı atlatmak amacıyla bir babaya ihtiyacı vardır. Yönetmen bu noktada Sadık ‘ı ölüme götürecek bir hastalığın içinde karşımıza çıkartmaktadır. Sadık , Deniz için baba olacak ve kültürel özne olmaya Deniz ‘i götürecek bir babaya ihtiyaç duymaktadır. Sadık,kendi babasını seçer. Babasına Deniz ‘in üzerinden baba olma gücünü geri vermek ve kendi özdeşimini sağlamak için baba evine geri döner.Yönetmen,.Sağlıklı olmayan kastre edilme ve kabul edilmeyen baba yasasını Deniz yoluyla sağlıklılı hale getirmeye başlamaktadır.

    Sadık ,Deniz ‘le beraber baba evine köyüne döner. Annesi koşulsuz sevgisiyle ikisini kucaklar ve koruması altına alır. Anne artık Sadık ve Deniz ‘in gitmesine izin vermeyen bir konumla karşımıza çıkar ve babanın gücünü yerine alması için yardımcı olur. Sırada Hüseyin Efendi’nin yeniden bu rolü alması sağlanması kalmıştır.

    Deniz, fantezi yoluyla arzularını gerçekleştiren bir çocuktur.Deniz, dedenin evine geldikten sonra fantazileri dede odaklı olmaya başlamıştır.baba iyi ve kahraman dede ise ilk başlarda kötü ve korkutucu olandır.Bu da dedenin kastre etme görevini yerinie getirmeye başladığının bir işaretidir.Deniz,dedenin onu kastre edeceğini kabul ettiğini göstermektedir.Deniz ‘in fantazilerinin en önemli sembollerinden biri de kilitli kapının olmasıdır. Fantazilerinde yada gerçekte de kilitli kapı vardır avluda ve deniz orayı merak etmektedir.Hatta bir sahne de kapının deliğinden içeriyi gözetlerken dedesine yakalanmıştır.ve dede Deniz ‘in kulağını çekmiştir.Bir başka sembol çizgi romandır. Deniz ,çizgi roman okumayı çok sever daha doğrusu okumayı bilmediği için resimlerine bakmayı ve fantazilerin de oradaki kahramanları kullanmayı sever.Sadık da Hüseyin Efendi de Deniz ‘le iletişim kurmak için ona çizgi roman alırlar. Kapı ,psikanaliz de çocuksu merakın ve sonunda keşfedilen haz-acı ilişkisinin bir simgesidir. Kitap ise bu merakın taşıdığı enerjinin karmaşık bir dönüşümüdür.Kapı ve kitap , düş ve gerçek arasında uzanmış iletken bir geçiş nesnesidir.(korku sinemasının psikanalizi,2006sf.17).Kapı nın imgesel bir anlamı vardır.psikoseksüel merakın imgesidir.Kapının kilitli olması psikoseksüel aşamalarda yaşanan yada yaşanması gerektiği halde yaşanmamış bir arzuyu imlemektedir.Deniz ‘in fantazilerinde kilitli kapının ardındakine yöneliktir ve kilitli kapının ardında Dede bir canavar beslemektedir. Deniz korkmuştur.Oidipus dönemde kapı annedir .Anahtar ise baba yada babayla özdeşen kişidir.Deniz ‘in merak ettiği kiltli kapının anahtarı üstünde ama içeri girmek yasak.Fantazisinde kapı açılıyor ve içerde dede canavar besliyor. Elinde bir parça et var. Burada canavar,Deniz ‘in anneye duyduğu hoş olmayan bastırmaya çalıştığı arzusunu temsil etmektedir.Dede ise bu arzularından dolayı penisini kesecek babayı temsil etmektedir .Dede ‘nin elindeki et parçası da penisi anlatmaktadır bize.Deniz Kastre olmuştur. Filmin sonunda artık baba olan Sadık ,misyonunu kaybeder ve ölür. Böyle sağlıklı özdeşim sağlamak için son bir adım kalmıştır.Dede ölen babasının yasını tutan Deniz ‘i alır kilitli odaya götürür.Deniz ‘in merak ettiği odanın kapısını açar ve Deniz ‘i içeriye sokar. oidipus karmaşası olması gerektiği gibi çözülmüştür.Hüseyin Efendi baba olma görevini yerine getirmiştir.Deniz ‘le çatışma çözülmüştür .Özdeşim sağlanmıştır.Ruhsal gerilim azalmıştır.

    Babam ve Oğlum filmi ile Çağan Irmak , izleyiciye insan yavrusunun biyolojik bir canlı olmaktan kültürel bir özne olmaya dönüştüşmesini sağlayan oidipus karmaşası v e kastrasyon u anlatır. Filmi sonunda Deniz ‘in eline kamerayı vererek bu süreçte kaybı yaşanabilecek sevgi nesnesinin (burada anne) çözümünü de izleyicilere sunar.

  • Anaokulu Seçimi : Çocuğum Anaokuluna Başlıyor..

    Anaokulu Seçimi : Çocuğum Anaokuluna Başlıyor..

    Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir?

    3 – 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir. Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır. Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır. Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

    Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.

    Anaokulu çocuğa neler öğretir? İlerideki akademik ve sosyal yaşamına ne tür katkıları olur?

    Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.

    Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir.

    Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır?

    Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir. Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir.

    Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.

    Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.

    Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir.

    Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.

    Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.

    Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler?

    3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir. Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır.

    Okulöncesi eğitimde anaokulundaki eğitmenler ne gibi vasıflara sahip olmalıdır?

    Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır. Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir.

    Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir? Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır?

    3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır. Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.

  • Ateşli havale (febril konvülzyon)

    Çocuk nöroloji kliniklerine başvuran en sık hasta gruplarındandır.Ateşli havale 6 ay 6 yaş arası çocuklarda ateşli dönemlerde ortaya çıkan nöbetlerle karakterizedir.Bu nöbetler gözleri bir noktaya dikme, vücudta tamamen gevşeme ve bilinç kaybı ya da vücudta kasılma ve atmalar şeklinde olabilir.

    Ateşli havale toplumlara göre farklı sıklıklarda görülmekle beraber genellikle çocuklarda %4-10 arasında izlenmektedir. Ateşli havalede en önemli risk faktörü genellikle aile öyküsü olmasıdır. Ateşli havale en çok vücudta geçirilen viral enfeksiyonlara bağlı olarak ortaya çıkar.Genellikle hastalığın ilk 48 saatinde ateşin hızla yükseldiği sırada görülür.

    Ateşli havale genellikle bir kaç dakika süren kısa süreli tüm vücudta kasılma ve atmalarla seyreder nadiren vücudun sadece bir kısmında nöbet hareketleri ya da sıçramalar şeklinde olabilir.Eğer ailede ateşli havale ya da sara hastalığı öyküsü varsa, ilk nöbet 1 yaşın altında geçirilmişse, 38.5 derecenin altında değerlerde geçirilmiş ise, erkek çocuk ise tek taraflı nöbet ya da 15 dakikadan uzun süren nöbeti olmuşsa, 24 saat içinde tekrar eden havaleleri olmuşsa nöbetin ileriki dönemlerde tekrarlama ihtimali yüksektir. Özellikle böyle hastalar koruyucu önlemler açısından uyarılmalı gerekirse ateşli durumlarda nöbet geçirmesini engelleyici ilaçlar verilmelidir.

    Ateşli havale geçiren çoocukların aileleri mutlaka evlerinde derece bulundurmalı, çocukta hastalık bulgularını gördükleri anda derece ile düzenli olarak ateşlerini ölçmeli ve ateş yüksekliğini farkettiklerinde ateş düşürücüler ile ve ılık duş aldırarak ateşlerini düşürmelidir. Nöbet geçiren çocukların yüzüne su dökmek gibi davranışlar çocuğa çok ciddi zarar verebilir. Nöbet geçiren bir çocukta yapılacak şey hastayı yan çevirerek ağzındaki salgıların akciğerine kaçmasını engellemek ve başını koruyarak özellikle kasılma ve atmalar sırasında ortaya çıkabilecek kafa travmasını engellemektir.

  • Grip nedir? Çocuğumu aşılatmalı mıyım?

    2015-2016 sezonu grip aşısı hakkında bilmeniz gerekenler

    Bir çocuk hekimi olarak her yıl hastalarımın anne-babaları ile grip aşısının gerekliliği, yarar-zarar oranlarını tartışırım. Aşılar konusunda son zamanlarda herhangi bir tıbbi araştırmaya dayanmayan, 3.sayfa gazete haberleri ile dilden dile yayılan suçlamalar ile yakın zamanda bir toplum sağlığı problemi haline dönüşmesinden korktuğumuz bağışıklamaya duyulan güvensizlik, elbette grip aşısına karşı da mevcut.

    Ülkemizdeki rutin aşılama takviminde şu an 13 hastalığa karşı bağışıklama uygulanıyor. Doğada ise milyonlarca virüs ve bakteri var. Bağışıklama yapılan virüs-bakterilerin, programda olma nedenleri ise mortalite yani ölüm ve morbidite yani sakatlık-komplikasyon risklerinin yüksek olmasıdır. Grip hastalığına karşı bağışıklama amacı da aynıdır.

    Grip hastalığının bireyi toplum içindeki yerinden koparıp evde yatağa hapseden etkileri yanında, zatüre gibi istenmeyen komplikasyonlardan korunmak aşının asıl amacıdır.Çocuğunuzu korumak dışında bağışıklama programının üstlendiği bir misyon da lösemi, bağışıklık sistem yetersizliğine neden olan hastalıklar gibi aşı olmanın mümkün olamadığı çocukları dolaylı olarak korumasıdır.

    Yani aşı yaptırmamakla sadece kendi çocuğunuzun değil, etrafınızdaki çocukların da bulaşma ile hastalanma olasılığını kabul etmiş olursunuz.

    Özellikle sağlık personeli ve öğretmenler gibi kalabalık ortamlarda çalışan kişiler, grip açısından riskli grup sayılır ve aşılanmaları hem kendi sağlıkları hem de bulaş ın engellenmesi ile toplum sağlığı açısından gereklidir.

    Hastalarımın anne-babalarından grip aşısı için zaman zaman aynı yorumu duyuyorum: “ Geçen yıl grip aşısı oldum. Ama yine de çok hasta oldum.” aşıyı olmadan önce amacı doğru belirlemeniz, aşıya karşı gereksiz şüphenizi engeller.

    Grip aşısı “influenza” virüsüne karşı bağışıklama amacı taşır. Diğer hastalıklarınızı engellemeyecektir.

    Grip aşısı olurken amaç gribe yakalanılsa bile daha hafif, daha kısa sürede ve komplikasyonsuz süreci atlatmaktır.

    Grip nedir?

    Grip: her yıl Ekim-Mayıs ayları arasında salgın yapan bulaşıcı bir hastalıktır.

    İnfluenza virüsü nedenlidir ve hapşurma, öksürme ve direkt temas ile kolayca bulaşır. Herkes grip olabilir ama yakalanma riski en büyük olan grup çocuklardır. Semptomları hızla başlayabildiği gibi günlerce de sürebilir;

    Ateş-titreme

    Boğaz ağrısı

    Kas ağrıları

    Yorgunluk

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Burun tıkanıklığı-akıntısı

    Grip bazı insanları çok daha fazla etkiler; küçük çocuklar, solunum yolu allerjisi olan kişiler, 65 yaş ve üstü yaşlılar, hamileler, ağır sağlık sorunları olan kişiler (kalp-böbrek-karaciğer hastalıkları, diyabet, bağışıklık sistemi yetersizliği ya da sinir sistemi hastalıkları gibi) Grip aşısı asıl bu insanlar için önem taşır ve bir toplum sağlığı konusudur; grip aşısının bu insanlarla temasta olan herkese yapılması gerekir.

    Grip aynı zamanda zatüreye neden olabilir. İshal ve havaleler de çocuklarda görülebilir.

    Grip aşısı, gripten korunmada en etkin yoldur ve insandan insana bulaşı da engeller.

    Bu yılki grip aşısı ile ilgili bilmeniz gerekenler;

    1.Grip aşısı çocuklar için gereklidir.

    Grip virüsü çok yaygın ve etkileri önceden tahmin edilemeyen bir virüstür. Ağır komplikasyonlara ve ölüme neden olabilir. Bağışıklama ise her yıl çocukların gripten korunmasında en etkin yoldur.

    Her yıl toplam nüfusun ortalama % 5-20 grip virüsüne yakalanır ve 200,000 den fazla insan grip hastalığının komplikasyonları nedeni ile hastaneye yatırılır. Amerika’da 2015-2015 sezonunda en azından 145 çocuğun bu nedenlerle kaybedildiğini biliniyor. Bu sayının bildirilmemiş vakalar nedeni ile çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Her yıl 5 yaş altı ortalama 20,000 çocuk grip komplikasyonları nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi alır.

    İnfluenza anti-viral ajanlarla tedavi edilebilir ancak bu tedavi pahalı, umulandan daha az etkin ve potansiel yan etkiler barındıran bir tedavidir.

    6 aydan büyük çocuklar ve gençlerin grip aşısı ile aşılanmaları Amerikan Pediatri Akademisi tarafından önerilmektedir. Buna ek olarak 5 yaş altındaki çocukların evdeki bakımından sorumlu kişiler ve grip için yüksek risk altındaki kişilerin de aşılanmaları gerekir.

    Çocuklar, özellikle de 5 yaş altındakiler, grip hastalığı ve komplikasyonları için genellikle tıbbi destek almak zorunda kalırlar. çünkü

    Ağır grip komplikasyonları 2 yaş altındaki çocuklarda çok daha sıktır.

    Kronik sağlık problemi olan çocuklar (kalp hastalığı, astım, diyabet, sinir sistemi hastalıkları) ağır grip komplikasyonları açısından yüksek risk altındadır.

    2. Şimdi grip için aşılanmanın tam zamanı..

    İnfluenza aşısı için sezon başladı ve sonbahar-kış boyunca da devam edecek.

    İlk defa grip aşısı olacak bebek ve çocukların bir defaya mahsus olmak üzere 1 ay ara ile 2 doz aşılanmaları gerekiyor. Aşı sezonu bitemeden 2 doz aşılanmasının tamamlanabilmesi için acele etmelisiniz.

    3. İğne olmak zorunda değil. Grip aşısı için burun spreyi şeklinde aşı da mevcut.

    Çocuklar için 2 tip grip aşısı mevcut. Bunlardan biri 6 aydan büyük bebek ve çocuklar için önerilen inaktive influenza aşısı, kas içine enjeksiyon olarak yapılır.

    Zayıflatılmış canlı aşı formu ise 2 yaşından büyük 49 yaşından küçükler için burun spreyi şeklinde uygulanabilir. Ancak sprey şeklinde aşı henüz ülkemizde kullanıma girmedi.

    4. Grip aşısından grip olunmaz.

    Grip aşıları ölü ya da zayıflatılmış virüs ile üretilir. Burun akıntısı, yorgunluk, baş ve kas ağrıları gibi sistemik semptomlar aşı sonrası görülebilir.

    Grip aşısının bu yan etkileri ılımlıdır ve grip olmakla bir tutulmamalıdır. En yaygın yan etkiler aşı yapılan yerde ağrı ve hassasiyettir. Büyük çocuklar ve yetişkinlerde çok daha nadir olmak üzere, 2 yaş altındaki çocukların %10-35’inde aşıdan 24 saat sonrasına kadar ateş görülebilir. Burun spreyi şeklinde olan grip aşısının daha fazla grip hastalığı benzeri yan etkiler gösterebilme potansiyeli mevcuttur.

    5. Eğer aşılı iseniz ve gribe yakalandıysanız hastalığı çok daha hafif geçireceksiniz.

    Grip aşının % 60 efektif olduğu biliniyor. Ve grip aşısı olan insanlar hastalığı çok daha hafif geçiriyorlar.

    6. Bu yıl yapılan grip aşının geçen seneye göre çok daha etkili olduğu düşünülüyor. Çünkü ;

    2014-2015 grip sezonu, önceki yıllara göre çok daha ağır geçti. Çünkü daha yaygın görülmüş olan, H3N2 influenza virüsünün etkin genetik bölümü aşının içeriğinde yok idi. 2015-2016 sezonu aşısı bu gen bölümünü de kapsıyor.

    7. İnfluenza aşısı otizme neden olmaz.

    Literatürde yapılan çalışmalar grip aşının güvenli olduğunu ve otizm nedeni olmadığını göstermiştir. Maalesef bazı insanlar, politikacılar farklı nedenler ile dayanağı olmayan şekilde bunu ileri sürmektedir.

    8. Grip aşısı diğer aşılar ile aynı zamanda güvenle yapılabilir.

    Grip aşısı, diğer aşılarla birlikte aynı anda güvenle yapılabilir. Fakat ayrı bir bölgeden ve farklı bir iğne ile. 6 ay – 8 yaş arası, ilk defa aşılanacak olan çocukların 1 ay ara ile 2 kez aşı olmaları, bağışıklığın güçlü bir şekilde kazanılabilmesi için önemlidir. Canlı aşılar ile (su çiçeği – kızamık+kızamıkçık+kabakulak vs) ya aynı anda ya da 4 hafta ara ile yapılabilirler.

    9. Yumurta allerjisi olan bir çok çocuk da güvenle grip aşısı olabilir.

    Yumurta allerjisi olan pek çok çocuk hastane ortamında güvenle grip aşısı olabilir. Ağır yumurta allerjisi olan çocuklar için bir çocuk allerji uzmanının önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir.

    10. Kimler grip aşısı olmamalı?

    eğer ağır, yumurta, jelatin ya da anbiyotiklere karşı hayatı tehdit edici allerjiniz varsa aşı olmamalısınız.

    eğer guillian barre hastalığı geçirdiyseniz aşı olmamalısınız.

    kendinizi iyi hissetmiyorsanız aşılanmayı bir süre erteleyebilirsiniz.

  • ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ

    ANNE VE BABALARA YÖNELİK EĞİTİMİN GEREKÇELERİ:

    Yaşamın ilk yıllarında öğrenilen şeylerin, kazanılan davranışların kalıcı etkileri nedeni ile ANNE VE BABALAR çok önemli kişilerdir. İlk öğrenilen şeylerin iyi, güzel ve doğru şeyler olması hem çocuk hem de toplum için büyük değer taşımaktadır. . 0-6 yaş arasında insan kişiliğinin çekirdek kısmı oluşmaktadır. Kişiliğin oluşmasında çevre ve kalıtım faktörlerinin etkisi % 50 çevre, %50 kalıtım oranında dağılmaktadır. Kişilik gelişimini etkileyen faktörlerin yarısını oluşturan çevre faktöründe aileden sonra en etkili olanı okuldur. Özellikle çocukların kişiliğinin temelinin oluştuğu 0-6 yaş arasında anne ve babaların tavır ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür. Çocuklar bu dönemde diğer insanlarla kendileri arasındaki sınırı öğrenmeye başlarlar. Kendi isteklerini fark etmeyi, çevre ile istekleri arasında uyum sağlamayı, yani ihtiyaçlarını gidermeyi bu yaşlarda öğrenirler. Bunu öğrenirlerken doğal olarak yetişkinlerle bazı çatışmalar yaşarlar. Anne babanın rolü, bu durumda yol gösterici olarak çok önemlidir

    Hangi özelliklere sahip olurlarsa olsunlar bütün çocuklar birer birey olarak dünyaya gelirler. Çocukların hepsi de sevilmeyi, saygı görmeyi, kendi yeteneklerini geliştirmek için gereken ilgiyi görmeyi hak etmektedirler. Böylece bu dünyada varlıklarını sürdürme ve diğer insanlar tarafından kabul görme bütün çocukların hakkıdır. Anne babaların çocuklara kabul edildiklerini nasıl göstereceklerini bilmeleri var olduklarını hissetmeleri yönünden büyük değer taşımaktadır.

    Anne babaların bu eğitimi alması çocukların kendisiyle barışık, diğer insanlara saygılı, özgüveni olan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunacaktır. Böylece daha sağlıklı bir nesil yetişmesi yolunda bir adım atılmış olacaktır.

    NEDEN ANNE VE BABALAR:

    Çocuklarda kişilik gelişimini çevre faktörü %50 oranında etkilemektedir. Çevre faktörünün başında aile ve yakın akrabalar gelmektedir. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde annesini babasını ve yakın akrabalarını görür ve onların davranışlarından etkilenir. Çocuklar aile içinde sosyalleşmeyi, toplumsal kuralları değerleri öğrenmeye başlar. 0-6 yaş arasında edinilen tecrübeler çocukların kişiliğinde derin izler bırakır. İyi özümsenmemiş davranış kalıpları istenilen etkiyi göstermemektedir. Yanlış zamanda ve yanlış yerde kullanılan bilgiler aslında doğru olsa bile çocuklara yarar yerine zarar verebilmektedir. Daha büyük yaşlardaki çocuklar için doğru olan bir bilgi henüz gelişimini tamamlamamış bir çocuğa uygulandığında telafisi zor zararlı etkilere yol açabilmektedir. Diğer yandan değerlerin oluşumunda tutarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda değerli kabul edilen bir davranışın bazı durumlarda değersiz kabul edilmesi çocukların kafasını karıştırır ve çatışmalara yol açar. Tüm bu nedenlerle anne ve babaların tüm farlılıkları göz önüne alarak çocukları birer varlık olarak görebilmeyi ve ona göre uygun davranışları sergileyebilmeyi öğrenmeleri çok önemlidir. Anne babaların o güne kadar öğrendikleri teorik bilgileri ne zaman, nasıl ve hangi çocuğa uygulayacakları konusunda beceri kazanmaları çocukların yaşamlarının bütünü içinde değerli bir yere sahiptir.

    EĞİTİMİN YARARLARI:

    Verilecek eğitim sonucunda anne ve babalara çocuklarla iletişim kurma, öfke kontrolü, becerilerinin arttırılması hedeflenmektedir. Böylece çocukların kişilik gelişimlerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi sağlanarak daha sağlıklı, üreten, kendine güvenen, topluma, kendine ve insanlığa yararlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır.

    NEDEN BU EĞİTİM:

    Çocuklarda görülen uyum bozuklukları doğru ve yerinde bir yaklaşımla kısa sürede giderilebilir. Böylece çocuk sağlıklı bir biçimde büyümesini ve gelişmesini sürdürebilir. Bu gerçekleşemediği zaman çocukta karşılaştığımız küçük bir problem giderek alışkanlık halini alabilir. Çevresindeki kişilerin tepkileriyle büyüyebilir hatta daha kötüsü çocuk bu davranışla ilgili etiketlenebilir. Çocuk etiketlendiği zaman bu davranışın yetişkinliğe taşınması ve hayat boyu ona zorluk çıkaran bir özellik kazanması kaçınılmaz olur. Oysa örneğin yemek yeme konusunda zorluk yaşayan bir çocuğun bu davranışının nedeni, anneden ayrılma, yeni bir kardeşin olması ya da evdeki başka bir stres olabilir. Bu neden araştırılmadan çocuğa zorla yemek yedirmeğe çalışılırsa, çocuk ikinci bir çatışmanın yarattığı stresle de baş etmek zorunda bırakılmış olur. Stres arttıkça stres karşısında kullanılan savunma mekanizması da etkisini arttırır ve savunma mekanizması olarak çocuğun gösterdiği örmeğin içe kapanma davranışı daha da artabilir. Bunun yerine çocuğun gerginliğinin kaynağı doğru olarak tespit edildiğinde, ailenin dikkati problemin kaynağına yönelecektir. Dolayısıyla ailenin göstereceği doğru yaklaşımlar ile problem bir müddet sonra kendiliğinden ortadan kaybolur.

    Bu nedenlerle anne babaların çok duyarlı olmaları, kendilerini geliştirmeleri, çocuklarla sağlıklı bir temas kurabilmeleri gereklidir. Bu becerinin geliştirilmesi her zaman teorik bilgilerle mümkün olamamaktadır. Çünkü teorik bilgilerin uygulamaya konmasını engelleyen, kişinin kendi geçmişinden gelen alışkanlıklar bulunabilmektedir. 0,6- yalnızca oyunların oynandığı, bazı bilgilerin aktarıldığı bir dönem olmaktançok temel alışkanlıkların kazanıldığı bir dönemi içine almaktadır.Bütün çocuklar farklı psikolojik yapıya sahip olduklarından aynı kurala farklı tepkiler verebilirler. Bu nedenle anne babaların kendileri ile ilgili farkındalık alanlarını genişletmeleri gerekmektedir. Anne babaların kendileri ile ilgili farkındalıklarının arttırılması, iletişimde yapılan hatalar hakkında bilgilenmeleri, etkili iletişim konuşunda geliştirilmeleri çocuklarla daha etkili ve sağlıklı bir iletişim kurmalarına yardımcı olacaktır.

    Gerçekleştirilecek eğitim programında; soru&cevap, teorik bilgilendirme, test kullanımı, vaka çalışması, resim, ritm çalışması öykü, oyun, tartışma, uygulama, hayalinde canlandırma gibi interaktif yöntem ve teknikler kullanılarak katılımcılara ANLAM BAĞLAMINDA SAĞLIKLI KİŞİLİK GELİŞİMİ EĞİTİMİ verilmesi hedeflenmektedir. yaşayan toplumun olumu biçimde etkilenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklaınr 0-6 yaş arasında kişiliklerinin temel özellikleri belirginleşmeye başlamaktadır. Aynı dönem çocuğun kendisi dışındaki dünyayı tanımaya başladığı, diğer insanlar hakkında bazı bilgileri oluşturduğu bir dönemdir. Hayatta ilk tanıdığı insanlar olan annesi, babası ve diğer aile üyeleri dışındaki insanlarla tanıştığı bu dönemde sosyal becerilerini geliştirmektedir. Sosyalleşme süreci pek kolay geçen bir süreç değildir. Kıskançlık duygusu ile baş etmeyi öğrenme, paylaşmayı öğrenme, hoşuna gitmese de bazı kurallara uymayı öğrenme bu döneme rastlar. Pek de kolay olmayan bu gelişim sürecinde çocuk bazen zorlanır, gerginlik yaşar. Bu gerginlikleri hafifletmek için bazı savunma mekanizmaları kullanır. Kendisinin bu dünyada var olduğunu diğer insanlara anlatmaya çalışır. İsteklerini yerine getirmek için çeşitli yollar dener. Bütün bunları yaparken hırçınlaşabilir, geriye gidiş davranışları gösterebilir, arkadaşlarına zarar verebilir, annesine ya da kendisine bakım verene aşırı düşkünlük gösterebilir. Bu hassas dönemde çocuğa karşı yapılacak yanlış davranışlar aslında geçici olan bu davranışların kalıcı hale gelmesine, veya değişerek daha olumsuz davranışlara neden olabilir. Daha sonraki okul yaşamını olumsuz yönde etkileyecek bir biçim alabilir. O nedenle çocuklarla iletişim kurarken daha hassas davranmak gerekmektedir.

    Güven duygusunu ve iletişimi 0-6 yaş arasında öğrenen okul öncesi çocukları ile nasıl iletişim kurulduğu çok önemlidir. Çünkü çocuğun bir yetişkin olduğunda diğer insanlarla nasıl iletişim kuracağı üzerinde etkili bir dönemdir. Konuştuğu zaman sözü dinlenmeyen bir çocuk söylediklerinin önemsiz olduğunu öğrenecektir. Ağladığı zaman neden ağladığı anlaşılmadan susturulan bir çocuk duygularının önemsiz olduğunu ve saklanması gerektiğini öğrenecektir. Yetişkinlerin yaşamlarında çektikleri pek çok zorluğun temelinde ilk yıllarda öğrenilen bu bilgiler yatmaktadır. Yetişkin olunduğu zaman bu zorluk o insanın çevresini de etkileyecektir.

    Birbirine saldırganca davranmayan, sevgi dolu insanlardan oluşan bir toplum hepimizin hayalidir. Kendini seven, kendisine güvenen, diğer insanlarla barışık çocuklar yetiştirmek mutlu bir toplum oluşturmanın en önemli koşuludur. Anne babaların iletişim konusunda kendilerini geliştirmesine zemin hazırlayarak, sağlıklı ve huzurlu bir toplum için bir adım atılmış olacaktır.

  • Öğrenme Güçlüğü

    Öğrenme Güçlüğü

    Ailelerin çocuklarına bilgi ve beceri öğretebilmeleri, ortaya çıkabilecek sorunlarla baş etmeleri, anne-baba-çocuk ilişkisini olumlu yönde geliştirebilmeleri, objektif değerlendirme yoluyla çocuğun potansiyelini ve sınırlılıklarını anlamaları için aile eğitimi önem kazanmaktadır.

    Ailelerin çocuklarının gelişimindeki sorumluluklarını yerine getirmeleri ve verilen eğitime yardımcı olmaları eğitimde hedeflenen davranışların kazandırılmasında oldukça gereklidir. Özel öğrenme güçlüğü olan bireyin okul, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde verilen eğitiminin ev ortamında da devam etmesi, eğitimde süreklilik ilkesi açısından gereklidir. Öğrenilen kavramların ve kazandırılan becerilerin genellenebilmesi için okul, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi ve aile tutumları arasında tutarlılık olmalıdır.

    Aileye yapılacak rehberlik çalışmaları planlanırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır:

    1) Aileye özel öğrenme güçlüğünün tanımı, özellikleri, bu bireylerde öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve öğrenmelerini etkileyen süreçler basit bir dille anlatılmalıdır. Özellikle bu durumun bireyin zekâsı ile ilgili bir problemden kaynaklanmadığı, öğrencinin öğrenmek için biraz daha fazla zaman ve çabaya ihtiyaç duyduğu belirtilmelidir.

    2) Ailenin çocuğunu anlaması, güçlüklerini kabul etmesi, beklentilerini çocuğunun özelliklerine göre düzenlemesi ve eğitim sürecine katılımlarının sağlanması çok önemlidir. Bu şekilde anne ve babalar hem kaygılanmaz hem de çocuklarına nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda bilgi, beceri ve deneyim kazanmış olurlar.

    3) Bireyin öğrenme sürecinde aile desteği çok önemlidir. Bu nedenle günlük yaşamda yapılacak bazı etkinliklerin bireyin temel kavramları anlamasına yardımcı olacağını bunun da okuldaki öğrenmesini kolaylaştıracağını aileye anlatmak ve model olarak göstermek gerekir.

    4) Bireyin çalışmasının sonucunda aldığı notlardan çok gösterdiği çabanın ödüllendirilmesi ve ilerleme hızına sabır gösterilmesi gerektiği de ailelere mutlaka anlatılmalıdır.

    5) Bireyin güçlü olduğu alanların belirlenmesi ve bunlarla ilgili okul dışında da etkinlikler yapılması için aileye rehberlik edilmelidir.

    6) Ailelere yönerge verirken aynı zamanda göz teması kurarak dikkat çekmeleri, kullanacakları yönergelerin kısa ve net olmasına özen göstermeleri konusunda bilgi verilmelidir.

    7) Çocuğa organizasyon becerisi kazandırmak için ev ortamının, çalışma, yemek vb. zamanların düzenli olması gerektiği aileye nedenleri ile açıklanmalı gerekirse bununla ilgili takip çizelgeleri hazırlanmalıdır. Ayrıca ailedeki davranış kuralları birlikte belirlenmeli, kurallara uyulmadığında oluşabilecek sonuçlar konuşulmalı, yaptırımlar bireyin yaşına uygun, yerinde ve tutarlı olmalıdır.

    Anne Babalara;

    1) ÖÖG hakkında bilgi sahibi olmaya çalışın. Çocuğunuzun kardeşlerine, öğretmenine ve çevrenize bu konu hakkında bilgi verin.

    2) Çocuğunuzun öğretmeni ile işbirliği içinde olun.

    3) ÖÖG ve beraberinde gelişebilecek sorunlarla tek başına baş etmeye çalışmak sizi yoracaktır. Bu nedenle özel eğitim desteği aldırın. Öğrenme güçlüğüne eşlik eden başka problemleri varsa bunun için mutlaka önlem alın.

    4) Çocuğunuz Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı aldıysa bunun bireyin yapısıyla ilgili olduğu ve merkezi sinir sistemindeki işleyiş bozukluğuna bağlı olduğunu bilin.

    5) Özel öğrenme güçlüğü, tembellik ya da zeka geriliği değildir. Çoğu zaman bu güçlüğe Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu da eşlik etse de DEHB, ayrı bir sorundur.

    6) ÖÖG olan çocukların zekâları normal ya da normalin üzerindedir. Bu nedenle bazı derslerde başarısız olurken bazı derslerde de sınıfın çok çok altında performans sergileyebilirler.

    7) ÖÖG olan çocukların bir kısmı, matematikte, bazıları ise okuma yazmada zorlanabilirler. Örneğin, henüz harfleri bile öğrenememişken matematikte oldukça iyi performans sergileyebilirler. Ya da okuma yazma öğrendiği halde hala sayıları ayırt etmekte güçlük çekebilirler.

    8) ÖÖG olan çocukların çoğu durumlarının farkında olup bunun neden kaynaklandığını bilememektedirler. Bunun için kendilerini kötü hissetmekte ve özgüvenleri düşmektedir. Çocuğunuzun özgüven ve motivasyon sahibi olmasını sağlayın. Çocuğunuzda mutlaka takdir edebileceğiniz bir özellik vardır. Bunu bulmaya çalışın ve bunu çocuğunuzu motive etmede kullanın.

    9) ÖÖG olan her çocuğun güçlük yaşadığı alanlar farklıdır. Çocuğun güçlü yanları ve desteğe ihtiyaç duyduğu alanlar belirlenip buna göre öğretme teknikleri ile desteklenmesi gereklidir.

    10) Kendi başına yapabileceklerini, onun yerine siz yapmayın. Aşırı koruyucu olmayın.

    Çocuğunuzun diğer çocuklarla aynı yeteneklere sahip, ancak biraz daha fazla zamana, tolerans ve anlayışa ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    11) Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, yaşadıkları başarısızlıklardan dolayı, genellikle öğrenmeye pek hevesli olmazlar. Bu çoğunlukla okuma-yazma içeren ödevlerle uğraşmaktan kaynaklanır. Anne-babalar, her gün sıkıntı yaşamak yerine programlı çalışmalarla daha iyi sonuçlara ulaşabilirler.

    Çocuğunuza Evde Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?

    a) Çocuğunuzun günlük ödevlerini yaptırırken ders çalışma ortamının iyi konsantre olabileceği sessiz ve düzenli bir ortam olmasına dikkat edin. Dikkati dağıldığında, kısa molalar vererek tekrar çalışma masasına dönün. Sıkıldığında ve sık sık mola vermek istediğinde ona yardımcı olun, ancak onun yerine ödevleri siz yapmayın.

    b) ÖÖG olan çocuk için okumaktan zevk almak zordur. Evde yapılacak düzenli egzersizlerle çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz.

    ÖRNEK: Kelimeleri, seslere ayırmak; okuma yazma bilmeyen bir çocuk, kelimelerin farklı seslerden oluştuğunu bilmez. Örneğin, “kedi” kelimesinin ‘k’ – ‘e’ – ‘d’ – ‘i’ seslerinden oluştuğunu bilmez. Kelimeleri seslerine bölme şöyle bir egzersizle öğrenilebilir:

    Bunları Sorun:

    — “KÖPEK” kelimesi hangi sesle başlar?

    — “KAZ” kelimesiyle hangisi kafiyelidir? “SAZ” mı, “SÖZ” mü?

    — “BEZ” ve “YAZ” kelimelerini oluşturan sesler hangileridir?

    — Hangi kelimede “B-E-Z” ve “Y-A-Z” sesleri vardır?

    — Okumayı öğrenmeye başladığında da harfleri isimleri ile değil sesleri ile ifade edin.

    c) Eğer çocuk okurken yanlış okursa sinirlenmeyin, kızmayın ve cezalandırmayın. Çocuk okurken hata yapmanın normal olduğunu bilmeli, yanlış okuduğunda bunu fark etmesini sağlayın, yanlışlarını düzeltmesi için yardım edin. Yanlış okuduğunda “dikkat” deyin yanlış okuduğu kelimeyi gösterin. Çocuğun yanlış okuduğu kelimeyi hecelerine ve seslerine ayırarak doğrusunu okuması için uğraşın. Hala okuyamıyorsa, o zaman doğrusunu siz söyleyin.

    d) Çocuğunuzun, onu mazur gördüğünüzü bilmesi ve üzerinde baskı hissetmemesi önemlidir. Bu yüzden her yanlış okuduğu kelime üzerinde de durmamak gerekir. Aksi halde o sıkılmaya başlayacak ve motivasyonu düşecektir.

    e) Okuyacağı kitabı ona seçtirirseniz okumaya daha istekli olur. Kitabın konusunu ve resimlerini sevmesi önemlidir. Bütün bir cümlenin aynı satırda olması faydalıdır.

    f) Evde sesli ve sessiz okuma alıştırmaları yapın. Okuma alışkanlığını geliştirmek için, evde herkesin katıldığı okuma saatleri düzenleyin. Dikkat becerilerini geliştirmek için, yine evde herkesin katıldığı kelime türetme oyunu, isim-şehir-hayvan, scrabble ve adam asmaca gibi oyunlar oynanabilir.

    g) Yazı yazmak da ÖÖG olan çocuklar için stresli ve zordur. Bu yüzden, alıştırma yapmak için ayrılan süre gereğinden fazla olmamalıdır.

    h) Yazma konusunda; kelimeleri yüksek sesle okuyup hecelerine ayırın. Metinleri dikte edip yanlış yazdıklarını birkaç kez daha yazdırarak düzeltmesini sağlayın. Öncelikle kısa kelimeler üzerinde çalışın.

    ı) Çocuğunuza evde ders çalıştırma konusunda yaşadığınız güçlükler ilişkinizi yıpratmaya başladıysa günlük ödevleri yaptırma konusunda özel ders aldırmayı deneyin.

  • Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve YasÜrküntü ve bilinmezliklerle dolu, tarih boyunca anlamlandırılmaya çalışılmış bir olgu ölüm. Gerçekleşmesi %100 olan yaşam gerçeği ölüm.

    İnsanı bu kadar yakından ilgilendiren, yaşamımızla iç içe olan ölüm, elbette çocuklar için de merak konusu. Anne baba olarak çocuğunuzdan ölümle ilgili sorular mutlaka alırsınız. Çocuklarda ölüm algısı ve ölüm kavramı hakkında bilgi sahibi olmanız, çocuğu yaşına uygun biçimde aydınlatmanızı sağlayacak, herhangi bir zihin karışıklığı ya da korku oluşmasına meydan vermeyecektir.

    Çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken;

    1)Ölümü bir uyku hali olarak tarif etmeyin. Çocukta uyuma, uykuya dalma korkusuna sebep olabilirsiniz.

    2)Uzun bir yolculuğa çıktı, çok uzak bir yere gitti gibi açıklamalarda bulunmayın. Çocuk kendisine neden bir haber verilmediğini merak edecek, üzülecek hatta seyahate çıkan bir yakınının geri dönmeyeceği kaygılarına sahip olacaktır.

    3)Hasta oldu öldü gibi bir açıklama basit hastalıklar ile ciddi hastalıklar arasındaki farkı bilmeyen çocuğunuzda hastalık korkusu, hastalanma korkusu yaratabilir. Çocuk hastalıktan ölen bir yakınını gördüğünde, birçok hastalığın çok çabuk iyileştiğini, sizin ve kendisinin sağlıklı olduğunu, hastalıkları kolayca yenebileceğinizi, nadiren bazı ciddi hastalıkların ölümcül olabileceğini uygun bir dille anlatın.

    4)Yaşlı idi öldü, yaşlılar zamanı gelince ölür gibi açıklamalar da doğru değildir. Çocuk genç birinin ölümünü öğrendiğinde çelişkiye düşecektir. Yaşlılığın ölüm sebebi olduğu, ancak her yaşta ölünebileceği, anne baba ve çocuk olarak uzun yıllar yaşayacağınızı düşündüğünüzü söyleyin.

    5)Konuyu kapatmaya çalışmanız, kaçamak cevaplar vermeniz ya da çocuğu susturmanız hatalıdır. Yaşam gerçekliği olan ölümün konuşulabilir olduğu çocuğa verilmelidir.

    Çocuklar ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlasalar da 3 yaşından önce ölümü kavrayacak zihinsel yeti oluşmamıştır. 3 yaşından önce ebeveyn kaybı yaşayan çocuğa söz konusu kişinin öldüğü söylense de korku ya da üzüntü duymayacak, o kişinin verdiği bakımla ilgili eksiklikten kaynaklanan sıkıntıları yaşayacaktır.

    3-5 yaşlarında “ölüm, ölmek, ölmüş” gibi kavramlar çocuk tarafından kullanılsa da ölüm ile ilgili bir duygulanım ve korku tepkisi verecek zihinsel gelişim henüz yoktur. Televizyon kumandasını vermediğiniz için size kızan 4 yaşındaki çocuğunuz, “ölürsün inşallah anne-baba” diyebilir. Bu yaşlarda ölüm uzun bir ayrılık, dönüşü uzun sürecek bir yolculuk gibidir. Sürekli ve geri dönülmez ölüm olgusu kavranmamıştır. Oyunlarında ölü numarası yapıp, dirildim diyerek karşısındakini korkutmaya çalışabilir, akvaryumda ölen balığı “balık ölmüş” diye size haber verebilir, sonra da “bunu yüzdür, yem verelim yüzsün” diye tutturabilir.

    5 yaşlarında çocuk için ölüm, uyanılmayan bir uyku halidir ve artık korkutucu bir kavram haline gelmeye başlamıştır. Daha önce anne baba ölümü uyku olarak tariflemişlerse çocukta uyku düzeni bozulabilir, uykuya dalmaktan korkma, yalnız yatamama gibi sorunlar görülebilir. Çocuk ölen dedesinin toprak altında nasıl nefes aldığını, orada yalnız sıkılıp sıkılmadığını, ne yiyip içtiğini, kıpırdamadan nasıl yattığını sorabilir. Yani henüz ölümün bir son, geri dönülmez bir durum olduğu kavranmamıştır. Bu yaşlarda çocuk anne babanın da ölüp ölmeyeceğinden korku duyar, sık sık siz de ölecek misiniz diye sorabilir.

    6-7 yaşlarında ölümün yaşlılık ve hastalıkla ilgili bir kavram olduğu yavaş yavaş pekişmeye başlar. İzlenen çizgi filmler, okunan masal ve öykülerin etkisiyle ölüm kötüler içindir, ölüm kötülere bir cezadır algısı oluşur. Çocuk ölümü kendine yakıştırmaz. Yaşlı, hasta kişilerin yakında öleceklerini düşünür, fakat ölümden uykudan uyanır gibi birden dönmek mümkündür. Çocuk ölümden korkar gibi görünse de asıl korkusu yalnız kalma korkusudur. Ebeveynlerin “söz dinlemez, yaramazlık yaparsan ölürüm annesiz-babasız kalırsın” gibi söylemleri bu korkuyu pekiştirecek, sevdiklerinin ölümü karşısında kendini suçlayacak, kendine verilmiş bir ceza olarak algılayacaktır. “Ben yaramazlık yaptım, dedem öldü, şimdi cennette uslu çocuklarla oyun oynuyor” gibi bir algıyı çocuğun zihnine yerleştirecek tarzdaki yaklaşımlarınız büyük hata olup, psikolojik sorunlara eğilimli yetişkinlerin temelini atmış olursunuz.

    9-10 yaşlarından itibaren ölüm gerçekliğini kavrayacak bilişsel yetenek kazanılır, ölümün yaşamın geri dönülmez bir sonu olduğu anlaşılır. Yakın çevreden bir ölüme şahit olmak ya da uzun yıllar böyle bir durumla karşılaşmamak ölüm gerçekliği kavramının kazanılmasını daha erken ya da ileri yaşlara atabilmektedir.

    Anne baba olarak çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken öncelikle sizin ölümü içselleştirmiş, kabul etmiş, ölümle barışık olmanız gerekir. Siz ölümü korkutucu bir olay olarak görmeyen duygusal ve felsefi kapasiteye eriştiyseniz çocuğunuza sağlıklı bilgileri verebilirsiniz.

    Ölüm hakkında çocuğunuzla konuşurken gerginlikten uzak, huzurlu ve rahat olmanız, kafa karışıklığına yol açmamak için sadece sorduğu sorulara gereksiz ayrıntılara girmeden net ve kısa yanıtlar vermeniz, ne sorduğunu tam olarak anlamanız tavsiye edilir.

    Anne baba, eş, evlat, yakın akraba ölümü bireyin yaşayabileceği en travmatik olaylardandır. Yas tepkisi yetişkin ya da çocuk herkes için doğaldır. Ağlama, üzüntü, uykusuzluk, iştahsızlık, isteksizlik, çaresizlik, karamsarlık, umutsuzluk gibi belirti ve duygular bir dönem yaşansa da sağlıklı bir psikolojik yapı sürekli ruhsal çökkünlük halinde kalmaz.

    Bu yazımızda çocuklarda yas süreci ve sevilen birinin ölüm haberi çocuğa nasıl verilir, bir yakını ölen çocuğa nasıl davranılır? sorularına da cevap vereceğiz.

    Anne babasını kaybeden bir çocuk ağlama, bağırıp çağırma, öfkeli ve şiddet dolu davranışlar gösterebildiği gibi sessiz ve tepkisiz de kalabilir. Elbette üzüntülü ve hüzünlüdür, fakat temeldeki korku “bana kim bakacak”, “ben ne olacağım” dır.

    Bazı çocuklar donmuş ve uyuşmuş gibi bir hal alır, ölü ve ölümle ilgili konuşmaları duymazdan, anlamazdan gelir, hiçbir soru sormaz, oyununa ve arkadaşlarına döner.

    Bazı çocuklar ise yas tepkisi olarak bir bayram, şölen havasına girip sevinçli, canlı, yerinde duramaz olup, yersiz gülmeler, olmayacak şeyler istemeler, çeşitli soytarılıklar yaparlar. Her iki durumda da yadsıma (inkar) savunma mekanizması devreye girmiş, inanmama yoluyla travma atlatılmaya çalışılmaktadır.

    Çocuklar, yetişkinler kadar üzüntülü ve acılı kalıp, yaslı görünüm vermezler. Ölüm gerçeği kabul edildikçe, ölen ebeveyne karşı kendini bırakıp gitmesinden ötürü öfke duyulmaya başlanır. Ebeveyne duyulan öfke ve ölümün kendi yaramazlıkları, kötü çocuk olması kaynaklı olduğuna dair hatalı inançlar suçluluk duygusu yaratırsa ruhsal problem çıkma olasılığı artar.

    Genel kaygı hali ve farklı korkular, gece korkuları, karabasan ve kâbuslar, uyku bozuklukları, tikler, bayılma ve titreme nöbetleri, baş ve karın ağrıları gibi bedensel yakınmalar, dalgınlık, unutkanlık, yaşından daha küçük davranmaya başlama, kekemelik, tırnak yeme, altını ıslatma, hırçınlık, içine kapanma, okula gitmede isteksizlik, okul başarısızlığı, uyum ve davranış bozuklukları yasın getirdiği ruhsal sorunlar olarak çocuk psikiyatrisinde sıklıkla karşımıza çıkar.

    Çocukluk dönemlerinde anne ya da baba kaybının ileriki yıllarda depresyon olasılığını yükselttiği, birçok ruhsal bozukluğa zemin hazırladığı psikiyatristler tarafından kabul edilse de bu bir kural değildir. Ebeveyn boşluğunu dolduracak bireyin çocukla kurduğu sevgi dolu ilişki ve iletişim burada önem kazanmaktadır.

    Çocuğun yas sürecini sağlıklı biçimde atlatması ve çocuğa ölüm haberini verirken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

    1)Çocuğun yaşına göre 1-2 hafta bekleyip, alıştırmak mümkün olsa da gerçek uzun süre gizlenmemeli, en kısa sürede, çocuğun en yakını haberi vermelidir.

    2)Haber verirken, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceği, ancak sizin onun yanınızda olduğunuz, bakımında, ihtiyaçlarının karşılanmasında hiçbir sorun yaşamayacağı net olarak anlatılmalıdır.

    3)Üzgün olsanız da güçlü olduğunuzu, sevgi ve desteğinizin hep onun yanında olacağını göz teması kurarak ve tensel temas ile söyleyerek korkularını hafifletin.

    4)Ölmüş kimseden konuşmaktan kaçınmayın, anılarını anlatıp paylaşın.

    5)Yasınızı çocuktan gizlemeyin.

    6)Çocuk yas yerine neşeli, hareketli, canlı, oyuncu davranışlar gösteriyorsa kesinlikle suçlamayın.

    7)Ölümü yadsıyan çocuk için aceleci olmayın, bekleyin ve anlayışla davranın. Genelde birkaç haftada durum olağan akışına kavuşur.

    8)Ev, okul, şehir değiştirmek gibi büyük değişikliklerden bu dönemde kaçının.

    9)Üzüntüsünü belli edemiyor, soru soramayacak kadar şaşırmış ya da üzgün ise siz onun adına konuşmayı başlatabilir, duygu aktarımına yardımcı olabilirsiniz.

    10)Ölüm sebebiyle çocuğa karşı korumacı davranmayın.

    11) 6-7yaşından önce çocuklar gömme merasiminden uzak tutulmalıdır.

    12)“Annen melek gibiydi, Allah çok sevdiğinden onu aldı” “Baban çok iyi biri olduğundan erken öldü” gibi ölümü sevimli ve aranacak bir şey olarak göstermeye çabalamayın.

    13)Zamanı geldiğinde sevdiklerimizle öteki dünyada buluşacağımız umudu ve bilgisini vermek doğrudur.

  • Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    İdrar yolu enfeksiyonu ( İYE ) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardır. Kız çocuklarının %8’i erkek çocuklarının %1-2’sinde görülür. Yenidoğan döneminde erkek çocuklarında daha sık görülürken ileri yaşlarda kızlarda görülme sıklığı artar.

    İdrar yolu enfeksiyonuna sıklıkla bakteriler neden olmakla birlikte nadiren mantar , parazit, virus gibi mikroorganizmalarda neden olabilir.

    İdrar yollarını oluşturan organlar böbrekler, üreterler, mesane ve üretradır. İYE bu organların mikrobik iltihabı olup lokalizasyonuna göre üreter ve mesane etkilenmiş ise alt İYE (sistit), üreterden böbreklere yayılmış ise üst İYE( piyelonefrit) olarak tanımlanır. Alt İYE daha sık görülen formdur. Üst İYE daha az görülmekle birlikte genellikle daha önemli sonuçlara yol açar.

    İdrarda normal şartlarda bakteri bulunmaz. Bulaşıcı bir hastalık olmayan İYE anüs çevresi derisinde bulunan bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu ortaya çıkar. En sık etken escherichia coli isimli bakteridir. Bakterinin böbreklere ulaşması nadiren kan yolu ile olabilir.

    Kız çocuklarının üretrası kısa ve anüse yakın olduğu için kız çocuklarında görülme sıklığı artar. İlk bir yaştaki sünnetsiz erkek çocuklarında İYE görülme sıklığı sünnetli çocuklara göre 10 kat fazladır. İdrar yollarındaki yapısal veya fonksiyonel bozukluklar ( vezikoüreteral reflü, idrar yolları darlığı, işeme bozuklukları vb.) İYE riskini arttırır. Tuvalet alışkanlıklarında(idrar tutma) ve temizliğinde bozukluk olan hastalarda İYE daha sık görülür. İdrar yollarını irrite eden köpük banyoları, sabun veya parfümler İYE gelişme riskini arttırır. Ailesinde İYE öyküsü olanlarda görülme sıklığı artar

    Erken tanı ile tedavi edilebilir hastalıktır ancak özellikle üst idrar yolu enfeksiyonları tanı almaz ve yanlış tedavi edilir yada tedavi edilmez ise kalıcı böbrek hasarına yol açabilir. Özellikle ilk 5 yaşta kalıcı böbrek hasarı riski fazladır. Geçirilen üst İYE sonucunda böbrekte oluşan nedbe dokusu (skar) tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda büyüyerek böbrekte görev yapan sağlıklı dokunun yerine geçer . Sonuç olarak ilerleyen zaman içinde hipertansiyon ve böbrek yetmezliği gibi kalıcı hastalıklara yol açar.

    Hastalığın belirtileri ve bulguları hastanın yaşına ve İYE’nun lokalizasyonuna göre değişiklik gösterir.İdrar kontrolü olmayan çocuklarda genel bulgular ön plandadır. İştahsızlık, yenidoğan sarılığı, huzursuzluk, kusma, ağırlık artışında azalma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağlama ilk belirti/bulgu olabilir. İdrar kontrolü başlamış olan büyük çocuklarda ise belirti/bulgular işeme sırasında ağrı, yanma hissi, sıkışma, sık idrar yapma, yüksek ateş, idrar kaçırma, böğür ve/veya karın ağrısı, kırmızı renkli ve kötü kokulu idrar yapmadır. Bunların biri yada birden fazlası aynı anda görülebilir.

    Alt idrar yolu enfeksiyonunda alt idrar yollarına ait bulgular ön planda iken üst idrar yolu enfeksiyonunda sistemik bulgular yüksek ateş (<38,5 C), halsizlik, kusma ön plandadır lokal olarak böğür ağrısı görülebilir. Üst idrar yollarının enfeksiyonlarının bir bölümünde hastalığa alt idrar yolu bulguları eşlik eder.

    İYE gelişimini önlemede bazı kurallara uymak hastalığın görülme sıklığını ve tekrarlama riskini azaltması açısından önemlidir. Özellikle bebeklerde sık bez değişikliği faydalı olacaktır. Tuvalet temizliği sırasında bölgenin önden arkaya doğru tek seferlik hareketlerle yapılması barsak bakterilerinin idrar yollarına ulaşmasını önleyecektir. İdrar kontrolü başlamış hastalarda düzenli ve tam olarak mesanenin boşaltılmasını sağlamak mesanede bakteri üremesini önleyecektir. Özellikle kız çocuklarında köpük banyolarından kaçınılması önerilir. İdrar yollarının havalanmasını bozan dar ve naylon giysilerden kaçınılması önemlidir.

    Hastalarda anatomik bozukluk olması halinde izleyen çocuk nefroloji uzmanı tarafından önerilen azaltılmış dozda antibiyotikler uygulanması gibi enfeksiyon gelişimini önleyen önerilere uyulmalıdır.

    Uygun tedavi yöntemi ile alt İYE 3-5 günde, üst İYE 7-10 günde iyileşir. Hastaların yarıya yakınında hastalık 6-12 ay içinde tekrarlayabilir. İdrar yollarında yapısal, fonksiyonel bozukluğu olan veya bozuk tuvalet hijyeni-alışkanlığı olan kişilerde tekrarlama riski yüksektir.

    İYE tanısında en önemli kriterler; rutin idrar analizinde lökosit adı verilen hücrelerin belirli sayıdan fazla olması ve/veya idrarda bakteri varlığını gösteren nitrit testinin pozitif olması ve uygun koşullarda temiz alınan idrarda tek bakterinin belirli sayının üzerinde ürediğinin gösterilmesidir. İdrar kontrolü olmayan çocuklarda idrar torba, kateter ve iğne aracılığı ile doğrudan mesaneden alınabilir, idrar kontrolü olan çocuklarda orta akım idrarın steril idrar kaplara alınması gereklidir. Kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre tedavi planlanır.

    Çocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirlen tekrarlayan İYE olan çocuklarda anatomik veya fonksiyonel idrar yolu bozukluklarını araştırmak üzere görüntüleme tetkikleri ( üriner sistem ultrasonografik incelemesi , voiding sistoüretrografi ve böbrek sintigrafisi) uygulanarak tedavi ve izleme planı yapılır. Bu tetkiklerin birkaçında radyasyona maruziyet söz konusudur.

    İYE tedavisinde seçilecek antibiyotik kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre seçilse de kültür sonucunun belli olacağı 24-48 saat içinde hekim tarafından karar verilen uygun antibiyotik başlanmalıdır. Özellikle üst İYE tedavisinde ateş yüksekliğini takiben ilk 24-48 saatte tedavinin başlanması halinde böbrek hasarının olmadığı düşünülmektedir. Antibiyotik kullanım süresi İYE lokalizasyonuna göre değişir. İYE ilişkili belirtiler birkaç gün içinde geriler bu süre içinde ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ateş yüksekliği olduğu dönemde sıvı alımı arttırılmalıdır.

    Tedavi genellikle ev şartlarında yapılırken 3 aydan küçük çocuklar, genel durumu bozuk olan çocuklar ve yeterli sıvı alamayan çocukların hastanede yatırılarak tedavi edilmesi önerilir.

    İYE tanısı olan çocuk tedavinin ardından 6-12 ay boyunca aylık rutin idrar analizi ve idrar kültürü tetkikleri ile olası tekrarlama nedeni ile izlenmelidir. Tekrarlayan İYE olması halinde hastanın çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gerekli araştırmalar yapılıp uygun izlem programının belirlenmesi ve ailenin bilgilendirilmesi gerekir.

  • Çocuklarda şant enfeksiyonu

    Beyin omurilik sıvısı (BOS) oluşumu ve emilimindeki dengedeki bozukluk sonucu gelişen hidrosefali vakalarında kullanılan en güncel tedavi şant uygulamalarıdır.

    Beyin cerrahisi bölümünce uygulanan bu şantlar

    Ventrikülo – peritoneal (VP)

    Ventrükülo – atrial (VA) şeklindedir.

    Uygulanan bu şantlardaki en önemli, sorun şant işlevinin bozulmasıdır.

    Şantın tıkanması

    Şantın enfekte olması sonucu şant işlevinin ortadan kalktığı görülmektedir.

    Dünyada yaygın olarak kullanılan şantların komplikasyonu olarak ortaya çıkan bu tabloya çocuk beyin cerrahları çözüm aramakta çocuk enfeksiyon uzmanları tedaviyi planlamaktadır. Örneğin A.B.D yılda 30.000 şant uygulaması yapılmakta bu vakaların %8.2 – %12’sinde şant enfeksiyonu gelişmektedir. Şant enfeksiyonu riskini arttıran bazı faktörler vardır.

    Yaş önemlidir. Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir.

    Açık nöral tüp defektleri olan hastalar yüksek risk grubudur.

    Şant uygulanan çocuklarda derinin durumu önemlidir.

    Diğer bir faktör sistemik enfeksiyonun eşlik edip etmemesidir.

    Cerrahiyi uygulayan ekibin deneyim ve tekniği

    Koruyucu antibiotik uygulanması şant enfeksiyonu riskinde etkilidir.

    Şant enfeksiyonları genellikle şant uygulamasını takip eden ilk iki ayda ortaya çıkar. Bir yıldan sonra görülmesi nadirdir.

    Şant enfeksiyonu olan çocuklarda bulgular belirgin olmayabilir. Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterir. Büyük çocuklarda

    Ateş

    Baş ağrısı

    İrritabilite

    Karın ağrısı

    İştahsızlık görülürken

    Yenidoğanlarda

    Beslenmede azalma

    İrritabilite görülür.

    Şant enfeksiyonunda ateş her zaman görülmez. Bu durum muhtemelen enfeksiyonun kronik seyretmesi veya hastanın başka bir nedenle antibiotik alması ile izah edilebilir. Uygulanan şant tipine göre klinik bulgular değişkenlik gösterir. Şant enfeksiyonlarını tanımlamak zordur. Çocukluk yaş grubunda ateş ve irritabiliteye yol açan diğer nedenlerin’de söz konusu olabileceği unutulmamalıdır. Şantlı çocuk hastaların detaylı muayenesi ve takibi çok önemlidir.

    Şant Enfeksiyonlarında Tanı

    Klinik bulgular

    Kan incelemesi

    Beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve kültürü

    Katater ucu kültürü

    İle konulmaktadır. tanı da radyolojik tanı yöntemlerinden faydanılmaktadır.

    Şant enfeksiyonlarında tanı koymak zordur. Klinik bulguların belirgin olmayışı laboratuvar bulgular’ında tanı koydurucu bulguların her zaman olmayışı tanı da gecikmeye neden olabilir. Beyin omurilik sıvısında her zaman bakteri üretilmeyebilir. Bazı hastalarda mikroorganizmanın şant haznesinde yerleştiği ve ancak buradan kültür alındığında izole edildiği görülmektedir. Kan kültüründe her zaman üreme olmayabilir. Örneğin Ventriküloperitoneal şantta kan kültüründe üreme yokken, ventriküloatrial şant vakalarında kan kültüründe üreme tanımlanır.

    Şant enfeksiyonlarında komplikasyonlar ciddi seyretmektedir. Enfeksiyon tedavisinde kesin bir protokol belirlenmemiştir.

    Tedavide

    Enfekte şantın çıkarılması

    Eksternal ventrikül drenajı

    Sistemik antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik tedavisi

    ( Ventriküller içine ) ve

    Yeni şant uygulaması şeklinde düşünülmelidir

    Şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi ne zaman başlanmalı ve süresi ne olmalıdır?

    Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Şant enfeksiyonu olan hastalarda geniş spektrumlu antibiotik başlanır. Antibiotik tedavisi kültür sonuçlarına göre planlanır. Antibiotik uygulama süresi hastanın klinik durumu ve kültür sonuçları negatif oluncaya kadar devam edilir.

    Bazı antibiotiklerin BOS geçmediği durumlarda lokal antibiotik uygulaması gündeme gelmektedir. Tek başına şant veya ventrikül içine verilen antibiotik tedavisinin yeterli olmadığı vurgulanmakta, sistemik antibiotikle birlikte ise uygulanabileceği önerilmektedir.

    Hastanın kliniğindeki düzelme ve BOS bulgularının normalleşmesi ile birlikte yeni şant takılması planlanır. Yeni şantın takılmasından 24 saat sonra antibiotik tedavisi sonlandırılır.

    Sonuç olarak şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uzun süreli olmakla ve her hastaya göre bu süre değişmektedir.

    Tedavi süresinin uzun oluşu ve ciddi komplikasyonlara yol açması nedeniyle şant uygulamalarında yeni arayışlara gidilmiştir.

    Son yıllarda en çok kabul edilen yaklaşım antibiotik emdirilmiş şantlardır. Bu şantların çocukluk yaş grubunda kullanılabileceği bildirilmektedir. Son on yılda çocuklarda uygulanan antibiotik emdirilmiş şantlarla enfeksiyon oranında belirgin bir düşüş saptanmıştır.

    Bu şantların içerdiği antibiotiğin sistemik etki göstermediği, uygulanan bölgede enfeksiyonu önlediği ve antibiotik direncinin gelişmediği vurgulanmaktadır.

    Yine şant enfeksiyonlarından korunmada ameliyat öncesi antibiotik kullanılması önemlidir.

    Şant enfeksiyonları

    Antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik

    Sistemik antibiotik

    Antibiotik emdirilmiş şantlar

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Uzmanı

    -3-

  • ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    Siz de benim kadar birçok kez duymuşsunuzdur

    ” Benim çocuğum emeklemeden, yürümeye başladı”

    Öncelikle ilk doğru bilinen yanlışlardan kurtulalım.

    Emeklemek çocuğun geç gelişim gösterdiği ya da yaşıtlarının gerisinde kaldığı anlamına gelmiyor. Tam tersi sağlıklı bir gelişim gösterdiği anlamına gelir.

    Emeklemek, bacak kaslarının güçlenmesinde etkili olur. Tabi bazı çocuklar asla emeklemez. Bu onların da gelişim problemi yaşadığı anlamına gelmez.

    Bazı çocuklar emeklemeyi yürümekten çok daha sonra öğrenir.

    Çocuğunuzu serbest bırakın.

    Bırakın her evresini yaşasın. Bebeğin bacak kaslarından önce bel ve kol kasları gelişir.

    Sağa-sola dönerek hareket etmeye çalışır. Yüz üstü ya da sırt üstü dönmeyi öğrenir. Bu esnada kol ve bel kasları gelişir.

    Zamanla beraberinde emekleme evresi başlar. Böylelikle bacak kasları güçlenir. Bir yerlere tutunup kalkmaya, adım atmaya başlar.

    Bırakın sandalyeleri, sehpaları kaldırmayın. Düşmesinden korkmayın. Yavaş yavaş çevresindeki bütün eşyalar keşif kaynağı olacaktır.

    Onları anlamak, anlamlandırmak, keşfetmek eğlenceli hale gelecektir. Eşyaları kaldırmayın, cesaretlerini kırmayın. Fırsat tanıyın.

    Böylelikle eşyalara tutunup kalkmayı öğrenecektir. Buna rağmen bazı bebeklerin eşyalara tutunarak dolaşması aylar boyunca sürer.

    Çünkü cesaretlerini toplayamazlar.

    “Benim çocuğum fazla süt emmedi. Erken ek gıdalara geçti şimdi herşeyi yiyor”

    Anne sütünün saymakla bitmeyen faydaları vardır.

    Anne sütü alan bir bebek ek gıdalara ihtiyaç duymaz. Ne kadar erken emmeye başlarsa anne sütü o kadar erken gelecektir.

    Bebeğin anne sütü emmesi bağışıklık sistemini ( immün sistem ) güçlendirir.

    Zekâ, gelişim açısından son derece önemlidir.

    ” Emzik, verince susuyor”

    Emzik faydalı yanları olduğu kadar zararlı yanları bi hayli fazladır.

    Emzik, emme refleksini güçlendirir. Geçici bir avuntu sağlar.

    Ani bebek ölümlerini engellediği araştırmalar sonucu desteklenmiştir.

    Tabi bebek emziğe bağımlı hale gelmedikçe…

    Bebeğin emziğe bağımlı hale gelmesi anne sütünü erken terk etmesine neden olabilir.

    Emzik verdiğinde susan, emzik düştüğünde yaygarayı koparan bir bebek haline gelebilir.

    Uzun süren emzik kullanımı diş problemlerine de sebep olabilir. Orta kulak enfeksiyonunu arttırabilir.

    “Tekerlekli oyuncak zararlıdır, düşer zarar verir”

    Tam aksine! Tekerlekli oyuncaklar kas gelişimi için önemlidir.

    Ileri-geri iterek kol ve bacak kaslarını güçlendirir. Kaslar güçlendikçe çocuğunuzun cesareti artacaktır.

    Kendi ağırlığını taşıyabildiğini öğrendiğine göre, yürümek için adımlar atacak ve dünyayı keşfetmeye başlayacaktır.

    ” Daha çocuğunuz yürümeye başlamadıysa yürüteç alın. Iyi gelir”

    Bırakın bu hurafeleri !! Bebeğin serbest bırakılması gelişimini daha hızlı etkiler.

    Yürüteç doğal yürüme dönemleri sırasında (refleksif dönem) duraklamaya ve kesintiye neden olur.

    • Omurga eğrileri görülebilir.
    • Ayak deformiteleri oluşabilir.
    • Kalçaya yüklenme daha fazla olacağından kalça problemleri oluşabilir.
    • Yere tam basmama, parmak ucuna basma alışkanlığı gelişebilir
    • Nasıl olsa yürüteçte diye kendi başına, yalnız bırakılan bebekler ev içi tehlikeli kazalara maruz kalabilir.( üzerine bişeylerin devrilmesi, basamaklardan yuvarlanması vs…)

    ” Fazla kucağa alışmasın, şımarır

    Bu sefer hep kucak ister”

    Bu gerekçe doğrultusunda annenin çocuğunu kendinden uzakta büyütmesi, bebeğin en büyük gereksinimi olan kucaklanma karşılanmaz. Ve ilgiye aç bir birey olarak yetişir.

    İlgiyi dışarıda arar ya da farklı ruhsal problemler beraberinde gelişir.

    ” Kırkı çıkınca çocuk tuzlanır ki pişik olmasın, ileride teri kokmasın”

    Bebeği tuzlamanın ölümcül sonuçları olabilir Anadolu’da halen yaygın olarak kullanılan yeni doğan bebeğin tuzlanması adeti, son derece tehlikeli ve ölümcül sonuçları olabilecek çağdışı bir uygulamadır ve asla yapılmamalıdır.

    Bebeğinizi doğru ve sağlıklı yetiştirmek istiyorsanız komşularınızın söylediklerine kulaklarınızı kapatın.

    Bir uzmandan ya da çocuk ve anne sağlığı adı altında gelişime yönelik çok güzel kitaplar var.

    Temin edip doğru bildiğiniz yanlışları düzelterek daha sağlıklı ve mental olarak daha “iyi” çocuklar yetiştirebilirsiniz.

    Çocuğunuzun kulaktan dolma bilgilerle ruhunu zehirlemeyin. Herkesin doğrusu kendisine göredir.

    Yani herkesin doğrusu kendinedir.

    Sağlıklı çocuk yetiştirmek için kitaplardan, uzmanlardan yardım alabilirsiniz.