Etiket: Çocuk

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.

  • ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    Gelişen teknoloji ile birlikte çocukların her geçen gün tabletlere daha rahat erişebildiği ve digital teknoloji konusunda daha yetenekli hale geldiği inkar edilemez bir gerçek olup karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla anne babaların merak ettiği konuların başında tablet kullanımı gelmektedir. ‘’Çocuğumun tablet kullanmasına izin vermeli miyim? ya da ‘’Tableti tamamen yasaklamalı mıyım?’’ gibi sorular ebeveynlerin merak konuları arasındadır.

    Eve misafir geldiğinde veya dışarıda bir yere gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri tablet ya da akıllı telefonlara izin vermeleridir. Her gün hayatın bir bölümünde elindeki telefon ya da tablete odaklanmış, etrafındaki olup biten olaylara karşı ilişkisini kesen birçok çocuk görmek mümkün. Fakat bu durum çocuklarda ciddi anlamda sağlık ve gelişim sorunlarına yol açmaktadır. Çocuklarda bel ve boyun rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilmektedir.

    Beynimiz otuzuncu aya kadar fiziksel gelişiminin neredeyse tamamını tamamlar. Bu sebeple otuzuncu ay çocukların ekran teknolojisi ile tanışmaya başlamaları için kritik bir dönemdir. Yaklaşık olarak otuzuncu aya kadar tablet kullanımından mümkünse uzak durmak gerekir.

    Tablet kullanımı otuzuncu aydan 13 yaşına kadar ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çünkü bu yaş gruplarındaki çocuklar gelişim özellikleri gereğince otokontrollerini sağlayamazlar. Bu nedenle çocuğa tablet verildiği zaman, ailelerin bu zamanı dinlenme veya başka işlerle uğraşma fırsatı olarak görmemeleri gerekir.

    Tableti tamamen ortadan kaldırmak bir çözüm yolu olmamaktadır. Önemli olan çocuğa tableti ile oynaması için sınır koyabilmektir. Bu sebeple ebeveynler birbirlerine destek olmalıdırlar. Ebeveynlerden biri kural koyarken diğeri çocuğun ısrarına dayanamayıp kurala uymazsa bu durum çocuk açısından hiçbir anlam ifade etmemiş olur.

    Ebeveynlerin çocukların oynamış olduğu oyunlara ilişkin sorular sorarak, içeriğin farklı yönlerine de dikkat çekerek çocuk ile iletişim sürdürmeleri gerekir. Çocuklarda kontrollü kullanımın sağlanması adına 13 yaşına kadar çocukların tablet kullanımını kendi odalarında değil, oturma odası gibi ortak kullanılan alanlarda kullanımları sağlanmalıdır. Ayrıca evde güvenli internet kullanımı da önemli olmaktadır.

    Oyun ve video içeriklerine de dikkat etmek gerekir. Şiddet, ölüm, cinsellik gibi oyun ve videolar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Eğer çocuk yaşına uygun olmayan bir içerik ile karşılaşırsa travmatik bir etki ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 7 yaşındaki bir çocuğun cinsellik kimliği henüz gelişmediği için internette pornografik bir görüntüyle karşılaşırsa o bilgi beyinde bir yere yerleşemez ve bilgi çocuğun beyninde dönüp dolanmaya başlar. Bu da çocukta bitmek bilmeyen sorulara, uygunsuz davranışlara neden olur. Bu tarz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.

  • ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    Zekâ, kişinin düşünmesi, algılaması, akıl yürütmesi ve yeni olaylara karşı uyum yeteneklerinin tümüdür. Son zamanlarda birçok çocuğa zeka testi uygulanmakta olup, çocuklara zeka testi uygulatmak deyim yerindeyse moda oldu.

    Anne-babalar herhangi bir ihtiyaç söz konusu olmaksızın çocuklara zekâ testi uygulanmasını isteyebiliyorlar. Fakat ortada herhangi bir ihtiyaç olmadan, keyfi bir şekilde zekâ testi yapılmaması gerekir. Eğer ciddi anlamda çocukta ihtiyaç var ise bu testin uygulanması gereklidir.

    ‘’Peki, zekâ ölçülebilir mi?’’ ya da ‘’Zekâ testleri kişi için doğru sonuçlar verir mi?’’

    Günümüzde en yaygın olarak çocuklar için kullanılan WISC-R zekâ testidir. 6-16 yaş çocuklarının zekâ ile birlikte birçok alanının değerlendirilmesini sağlayan bir testtir. Bu testler ne kadar profesyonel bir şekilde yapılıyor olsa da maalesef ki hata payı içerebilir. Bunlar:

    • Teste giren bireyin ruh durumu

    • Test yapan bireyin ruh durumu

    • Testin yapıldığı ortam

    • Test malzemelerinin standart olup olmadığıdır.

    Zekâ testleri çocukta yetersiz performans veya üstün performans görüldüğü takdirde uygulanmalıdır. Yetersiz performans; çocuğun okuma, yazma, aritmetik gibi alanlarında yaşamış olduğu yetersizlik, öğrenmesindeki yavaşlık, sosyal ortamlara adapte olamama, özbakım becerilerindeki yetersizlik gibi gelişim konularındaki yaşanılan durumlardır. Üstün performans ise; öğrenme hızında yüksek seviyede olma, akıl yürütme becerisinin gelişmiş olması, merak etme duygusundaki yoğunluk, zengin sözcük bilgisi, yaratıcı düşünme gücü ve zengin bir hayal dünyasına sahip olunmasıdır.

    Çocuğun zekâ testi yapılmasına ihtiyacı olup olmadığı, uzman kişilerin gözlemleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Öncelikle uygulanacak testin amacı, uygulanması sonucunda olabilecek durumlar ve yapılması gerekenler gibi konular uzman kişi ile birlikte konuşulup değerlendirilmelidir. Yapılan testin sonucuna göre çocuğu ilgi alanlarına göre yönlendirmek çok önemlidir. Çünkü çocuk kendini keşfederek yetenekleri doğrultusunda keyif alıp kendini geliştirme fırsatı bulmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    Çocuklarda cinsel istismar, yetişkinlerin çocukları kendi cinsel doyumları açısından cinsel temasa zorlamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk dönemindeki cinsel istismar, günümüzde oldukça önemli bir toplumsal sorundur. Çünkü çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalmak çocuğun psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

    İstismara uğrayan çocuklardaki fiziksel belirtiler; genital bölge veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi, kanama, tuvalet yaparken birden fazla kez rastlanılan ağrı ve tuvalet eğitimi ile alakasız alta kaçırma olarak görülmektedir. Duygusal belirtiler ise; geceleri uyku sıkıntıları, kabus görme, öfke patlamaları, evden ya da okuldan kaçma, kendine zarar verme davranışları ve bazı mekan ya da kişilerden korkma olarak görülmektedir.

    Çocuklara olabildiğince erken yaşta cinsel istismar ile ilgili bilgi verilmelidir. Konuşmaya ve kendi isteklerini anlatmaya başladıkları yaşlarda vücut bölümlerinin isimleri öğretilmeli, güvenmedikleri ve istemedikleri zaman özel bölgelerine dokunulunca hayır diyebilmeleri öğretilmelidir. Güvenli ve tehlikeli gibi kavramları daha rahat anlayabildikleri yaşlara geldiklerinde konu vücut güvenliği üzerinden basit ve somut cümlelerle anlatılabilir. Çocuğa bunları anlatırkenki en önemli nokta çocuk bir olayı anlattığı zaman birilerinin cezalanmasına sebep olacağını düşündürtmemek ve korkutmamaktır.

    Anne-baba olarak çocuğun sınırlarına saygı göstermek gerekir. Çocuğun izni olmadan ona dokunmamak ve komşu, akraba gibi kişilerin çocuğun itiraz etmesine rağmen onu öpüp, sarılmasına izin vermemek gereklidir. Çünkü cinsel amaçlı olmasa bile bu dokunuşlar, çocuğun başka dokunuşlara karşı kendini savunma olasılığını da azaltmış olacaktır.

    Eğer çocuğunuz size cinsel istismarla alakalı bir şeyler anlatmaya başlarsa, mümkün olduğunca yönlendirmeden sonuna kadar dinlemek gerekir. Çünkü sorular çocuğun kafasını karıştırabilir. Aynı zamanda sakin kalmak da çok önemlidir. Bu süreç içerisinde aileleri tarafından desteklenen çocuklar, içinde bulundukları durumla daha iyi baş edebilmektedirler. Çocuğa başına gelen durumun onun suçu olmadığını ve onu her zaman sevmeye devam edeceğinizi söylemek gerekir.

    Cinsel istismar durumu ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman denetiminde hukuki süreç başlatmak gerekir. Gerekli yasal ve koruyucu sürecin başlaması, çocuğun yaşamış olduğu duygusal karışıklığı azaltmış olacaktır.

    Cinsel istismar mağduru çocukların bu olayın üstesinden gelmelerine yardım etmek, çocuğun öz-saygısını ve kendine olan güvenini tekrar kazandırmak, onu suçluluk duygusundan arındırmak, ailenin bu süreçte çocuğa nasıl yardım edebilecekleri konusunda destek almasını sağlamak ve yetişkinlik döneminde çocuğun ciddi bir psikolojik rahatsızlığının oluşumunu engellemek için bir uzmandan destek alınmalıdır.

  • Rotavirüs, çocuklarda en sık görülen ishal türü

    Rotavirus nedir?

    Tüm dünyada çocuk ishallerine yol açan virus olup kirli veya temiz ortamlarda yaşayabilir. Solunum ve ağız yoluyla bulaşabilir.

    Hangi mevsimlerde sıktır?

    Kışın ortaya çıkan virüsler olmasına karşın tüm mevsimlerde görebilmekteyiz.

    Çocuklarda nasıl etkiler?

    Ağır ishallere yol açabilir. Aşıdan önce dünyada yüzlerce ölümlere yol açabiliyordu. Bunların çoğu az gelişmiş ülkelerdeydi. Devamlı kusan aşırı sıvı kaybeden çocuklar gerekirse damar yolundan sıvı verilmesi ve hastaneye yatırılması gerekebilir.

    Sık görüldüğü yaş grubu nedir?

    6 ay ile 5 yaş ara sık görülmektedir. 6. aydan önce anne sütünden geçen antikorlar bebeği korumaktadır. O yüzden 6 ay ile 3 yaşta daha şiddetli olabiliyor. 3 ila 5 yaş arası çocuklarda daha hafif seyredebiliyor.

    Hastalığın süresi kaç gündür?

    Virüs ile bulaşan hastalıkların süresi belli olmaz. Fakat 2 gün ile 3 hafta arası sürebilir. Bu süre içerisinde takip ederken sıvı dengesi korunmalıdır.

    Tedavisinde ne yapılır?

    Destekleyici tedaviler yapılır. Virüsün tam bir ilaçı yoktur. Sıvı kaybını engellemek, kusmaları kontrol altına alabilmek için tedaviler verilir. Bağırsak florasını dengeleyici probiyotikler verilebilir.

    Aşının koruyucu etkisi var mıdır?

    Aşı olan çocuk hasta olmayacak denemez. Aşı bağışıklık sistemine virüsü tanıtmış oluyor. Yani gizli olarak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Ama hastalık hastanede yatacak kadar veya uzun sürelerde olmayacaktır.

    Çocuklar hangi dönemde aşılanabilir?

    Birinci doz bebeğin 1,5 ay -3 aylık dönemde ikinci dozu ise 6 ayı bitirmeden verilir. 2 veya 3 kez uyulanabilir.

    Aileler dikkate edeceği şeyler nelerdir?

    Virus sosyokültürel ve ekonomik açıdan zengin fakir ayırt etmiyor. Her şey dikkat etseler dahi solunum yoluyla bulaşabiliyor. En azından ailler hasta çocukları kreşe, yuvaya o dönem göndermeyebilir veya aileleri uyarabilirler. Hastalık durumunu söylebilirler. Aileler kalabalık veya temizlik konusunda şüphesi olan yerlere götürmesinler. Alında hijyene ne kadar dikkat ederse etsin bazen kaçılmaz olarak virüs bulaşabiliyor.

  • ÇOCUK RESİMLERİNİN ANLAMLARI

    ÇOCUK RESİMLERİNİN ANLAMLARI

    Resim çizmeyi en çok sevenler hiç kuşkusuz ki çocuklardır. Kendi masum, hayat dolu ve renkli dünyalarında birçok resim çizerler. Bu resimlerden bazıları etraflarında görmüş olup, ilgilerini çeken nesne resimleri, bazıları doğa resimleri, bazıları ise aile resimleridir. Çocuk resimlerini karalama olarak görüp geçmemeliyiz çünkü çocuklar çizmiş oldukları resimler ile bize çok şey anlatmaktadırlar.

    Resim; çocuğun küçük kas gelişimi, bilişsel ve zeka gelişimine yardımcı olduğu gibi, kişilik özelliklerinin de dışa vurulmasını sağlar. Kendilerini sınırlı sözcük bilgileriyle ifade edemeyen çocuklar için resim en kolay ve etkili anlatım araçlarındandır. Çocuklar çizdikleri resimler ile kendi iç dünyalarını yansıtırlar. Yaptıkları resimleri inceleyerek çocuklar hakkında bazı bilgileri öğrenmemiz mümkün olabilmektedir.

    – Büyük oranlı resimler: İçkontrolü zayıf ve saldırgan çocukların resimlerinde görülmektedir.
    – Küçük çizgiler: Daha çok çekingen çocuklar ve içe dönük çocukların resimlerinde görülmektedir.
    – Baş çizimi: Çoğu zaman çok fazla büyük ya da çok fazla küçük çizilen kafalar zeka geriliğine veya tam tersi normal üstü bir zekaya işaret etmektedir.
    – Ağız çizimi: İletişimi temsil ettiği için önemlidir. Ağız çizgilerini büyük yapma eğilimi olan çocuklar daha çok konuşma problemi olan çocuklardır. Ayrıca ağız alanına saplanan yani o ağız bölgesi üzerinde çokça zaman geçiren çocukların anne babaya bağımlı çocuklar olduğu düşünülmektedir. Ağız çizilmemesi durumu iletişimde olan bir probleme işaret eder. Astımı olan çocuklarda daha sık karşılaşılmaktadır.
    – Gözler: Resimlerde korunmayı ve kollanmayı temsil ederler. Bu bölgede yoğunluk yaşayanlar eksik koruma ve kollanma ihtiyacı gösteren çocuklar olabilir.
    -Ayaklar: Yorgun ve ümitsiz çocuklar küçük ayak çizimi gösterirken, büyük ayak çizen çocuklar kendilerine daha çok güvenenlerdir. Ayakların çizilmemesi durumda ise çocuğun güvensiz hissettiği düşünülmektedir.
    – Dişler: Saldırganlıkla ilişkilendirilir. Eğer çocuk dişleri büyük çizerse saldırgan davranışları daha fazla olmaktadır.
    – Eller: Ellerin gizlenmesi veya vücut arkasına saklanması genellikle tırnak yiyen çocuklarda görülmektedir. Ellerin eksik çizilmesi durumunda ise çevreye uyumda güçlük çekildiği anlamına gelmektedir.

    Çocuklarınızın resimlerinden yukarıdaki konularda dikkatinizi çeken bir husus olursa bir uzmana danışmanızı tavsiye ederim.

  • Çocuklarda streptokok enfeksiyonları

    (GRUP A BETA HEMOLİTİK STREPTOK ENFEKSİYONLARI)

    Streptokoklar doğada oldukça yaygındır. İnsan ve hayvanlarda çeşitli enfeksiyonlara yol açarlar.

    Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyon streptokok enfeksiyonlarıdır. Grup A beta hemolitik streptokok (GABHS) streptokokların neden olduğu hastalık tablosu değişkenlik gösterir. Klinik tablo boğaz enfeksiyonundan menenjite, kızıldan kemik iltihabına kadar değişebilmektedir. Klinik tablonun farklılığı birçok faktöre bağlıdır.

    Bu faktörlerin başlıcaları:

    Hastanın yaşı

    Enfeksiyona neden olan streptokokun cinsi

    Vücuda giriş yolu

    Hastanın bağışıklık durumudur.

    Klinik tablonun değişken oluşu gerek hasta ve gerekse hekimi tanısal açıdan zorlamakta ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır.

    Streptokok enfeksiyonlarının çocukluk yaş grubundaki klinik görünümleri çocuğun yaşına göre değişir.

    Altı aylıktan küçük çocuklarda streptokok enfeksiyonu : bu yaş grubunda klinik bulgular belirgin değildir.

    -Düzensiz ateş yükselmesi

    -Burun akıntısı (mukopürulan)

    -Nazofarenjit bulguları görülür.

    Sıklıkla bu bebeklerde burun deliklerinin kenarında soyulmalar vardır.Akut belirtiler yaklaşık bir hafta sürer.Bazı bebeklerde ise burun akıntısı 6 haftaya kadar devam eder ve bu bebekler husursuzdur.Burun kültürü ile tanıya gidilir.Sık görülen bir tablo değildir.Çoğu kez tanı konulamaz.

    Altı ay – üç yaş arasında çocuklarda streptokok enfeksiyonu ise ;

    -Hafif derecede ateş

    -Burun akıntısı

    -Halsizlik ve yutma güçlüğü ile başlar.

    Burun akıntısı şeffaf değildir ve belirtiler 4 ile 8 hafta sürebilir.Tablo üst solunum yolu belirtileri gösterir.Tanı boğaz kültürü ile konulabilir.

    Sinüzit ve orta kulak iltihabı sık gelişen komplikasyonlardır.Çoğunlukla gelişen komplikasyonlarla hekime başvurulur.

    Üç yaştan büyük çocukların streptokok enfeksiyonu ;

    Ateş, Titreme

    Kusma

    Baş ağrısı

    Boğaz ağrısı

    Bulguları ile aniden ortaya çıkar.Karın ağrısı çoğu kez vardır.Kusma ile birlikte akut batın tablosu gösterebilir.Ateş 39,4 C veya daha yüksektir.2-3 gün süre ateş , daha sonra düşme eğitimine girer .Bademcikler büyük, kızarık ve üzerinde iltihap odakları vardır.Boyun lenf bezlerinde büyüme görülür.

    Bu yaş grubunda streptokok enfeksiyonları ;

    -Tonsillit

    -Farenjit

    – Kızıl şeklinde seyreder. Streptokok enfeksiyonlarının kuluçka süresi 1-7 gün arasında değişmekte olup ortalama 2-4 gündür.

    Akut enfeksiyon sırasında streptokokların bulaşıcılığı yüksektir. Tedavi edilen vakalarda bulaşıcılık 24-48 saat sonra kaybolmaktadır. Tedavi edilmeyen hastalarda ise birinci haftalardan sonra bulaşıcılık azalmaktadır.

    Klinik bulgularla GABHS düşünülen vakalarda kesin tanı boğaz kültürü ile konulmaktadır.Boğaz kültürünün tanısal duyarlılığı %96’dır.Test sonucunun 24-48 saat sonra çıkması hekimleri erken tanı yöntemlerine yönlendirmektedir.Hızlı streptokok antijen testleri (Strep-A test) kullanılmaktadır ve tanısal duyarlılığı %80 düzeyindedir.Tanı konulduktan sonra antibiyotik tedavisi süratle başlanmalıdır.

    – Streptokok enfeksiyonları bakteriyel enfeksiyonlardır.(Streptokok virüsu veya Beta virüsu tanımı yanlıştır.)

    -Antibiotik tedavisi ivedilikle başlanmalıdır.

    -Antibiotik tedavi süresi 10 gündür.

    -Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda ise tablo ağır seyretmektedir.

    Streptokok enfeksiyonu ciddi bakteriyel bir enfeksiyon olduğu ve Antibiotik tedavisi başlanmadığı takdirde ciddi komplikasyonlara yol açacağı unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Streptokok enfeksiyonu

    Grup A beta hemolitik streptokok

    Nazofarenjit(Burun ve yutak borusunun iltihaplanması)

    Tonsillit (Bademciklerin iltihaplanması)

    Kızıl

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda saman nezlesi

    Sonbahar Alerjileri

    Sonbahar ve ilkbaharda, özellikle çocuklarda alerjik hastalıklarda belirgin artış görülmektedir. Bu alerjik hastalıklar kendini peşpeşe hapşırık, burunda kaşıma, akıntı, tıkanıklık, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, akıntı, öksürük, hırıltılı, hışıltı, nefes darlığı, geniz akıntısı, deride kaşıntılı kızarıklıklar (egzema,ürtiker) olarak gösterir.

    Mevsimsel alerji denildiğinde öncelikle ilkbaharda görülen polen alerjileri akla geliyor olsa da; sonbaharda polenlerle birlikte mantarlar, iç ortam alerjenleri ( özellikle ev tozu akarları) ve havaların soğuması, okulların açılması, kapalı ortamda daha çok bulunma ile birlikte artan viral enfeksiyonlar çocuklarda alerjik hastalıkları tetiklemektedir.

    Sonbaharla birlikte havada yoğun olarak bulunan, rüzgarlar aracılıgıyla kilometrelerce uzaklara taşınan yabani ot polenleri çocuklarda alerji ve astımı tetikleyen en önemli faktördür. Alerjiye sebep olan yabani ot polenleri, tohumlu bitkilerin üremesini sağlayan, çıplak gözle görülmeyen üreme tozcuklarıdır. Yabani ot polenleri, havada özellikle sabah saatlerinde, kuru ve rüzgarlı havalarda yoğun olarak bulunmaktadır. Polen alerjisi olan çocukların, polenlerden korunmak için, özellikle polenlerin yoğun olduğu bahar aylarında, dışarı çıkarken gözlük, siperli şapka kullanması, eve dönüldüğünde dışarı kıyafetlerinin değiştirilmesi, el yüz yıkanması, mümkünse duş alınması, çamaşırların dışarı asılmadan ev içinde ( kurutma makinesi) kurutulması, araba kullanırken camların açık tutulmaması, polen filtreli klima kullanılması, evlerin sabah saatleri yerine öğleden sonra akşamüzeri havalandırılması, kuru ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkılmaması, kapalı alanlarda vakit geçirilmeye çalışılması önerilmektedir.

    Yabani ot polenlerinin yanısıra; nem ve rutubetin artması ile havada mantar ve küflerin yoğunluğu artmaktadır. Özellikle bu küf mantarlarının bir kısmı son derece alerjiktir. Alerjiye sebep olan küf mantarları ev içi ve ev dışında, havadaki nem %50’nin üzerinde olduğunda kolaylıkla çoğalırlar. Küf mantarları ile temasın azaltılması için mantarlarının havada yoğun olduğu günlerde dışarı çıkılmamalı, eğer çıkılmak durumunda kalınırsa eve gelindiğinde küf mantarlarını uzaklaştırmak için duş yapılmalıdır. Ev dışında çürümüş bitki ve yapraklardan uzak durulmalıdır. Evdeki nem azaltılmalı ve nem oranı %50’ın altında tutulmalı, evde çiçek bulundurulmamalı ve ev sık havalandırılmalıdır. Sızıntı yapan musluk ve su boruları tamir ettirilmeli, küf mantarı olan duvarlar temizlenmelidir.

    Önemli bir iç ortam alerjeni olan ev tozu akarları (mite); sonbaharda artan nem ile birlikte daha çok çoğalırlar. Böylelikle ev tozu akarı alerjisi olan alerjik çocuklarda şikayetlerin artışına sebep olurlar. Ev tozu akarlarından korunmak için elyaf yastık yorgan, antialerjik nevresim kılıfları kullanmalı, kalın tüylü halı, kalın perde, peluş oyuncak kullanımından kaçınmak gereklidir. Ev temizliğinde akarisid olarak adlandırılan özel temizleme sıvıları kullanılabilir.

    Sonbaharda alerjik hastalıkların artışına, yukarıda bahsettiğimiz alerjenler kadar, havaların soğuması ile birlikte nezle veya grip gibi viral enfeksiyonlarda önemli oranda katkıda bulunur. Özellikle okulların açılması ile birlikte kapalı ortamda daha uzun süre bulunma viral enfeksiyonların daha kolay bulaşmasına sebep olmaktadır. Bu enfeksiyonlar özellikle alerjik rinit ve astımı olan çocuklarda hastalıklarının kötüleşmesine sebep olmaktadır. Bu sebepten bu hasta grubuna grip aşısı yapılması önerilmektedir. El yıkamaya özen gösterilmesi, gerekirse maske kullanılması gerekmektedir. Özellikle beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Özellikle bahar mevsiminde tekrarlayan hapşırmalar, burun ve boğazda kaşınma, sürekli nezle hali, gözlerde kaşınma ve sulanma şikayetleri oluyor veya baharda artıyorsa bu çocuklarda alerjik nezle- göz alerjisi olabilir. Böyle şikayetleri olan çocukların bir Çocuk Alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi, gerekli testlerin Çocuk Alerji uzmanınca planlanması önemlidir. Ayrıca bu aylarda öksürük, hırıltı, nefes darlığı başlayan çocuklarda alerjik astım açısından detaylı araştırma yapılması gereklidir. Sonbaharda daha önce alerjik nezle, astım veya egzema –ürtiker tanısı konulmuş çocukların alerji ilaçlarının düzenlenmesi ve alerji ilaç ihtiyaçlarının değerlendirilmesi için, alerji uzmanına başvurmaları gerekmektedir.

    Bahar alerjisinden korunmak için yukarıda bahsedilen bir takım önlemlerin alınmasının yanısıra şurup- hap veya fısfıs-buhar olarak kullanılan alerji ilaçlarının Çocuk Alerji uzmanının önerdiği şekilde kullanmak gerekmektedir. Bazı hastalara bunların yanısıra alerji aşı tedavisi (immünoterapi) uygulamak gereklidir.

  • Çocuklar İçin 50 Eğlenceli Öneri

    Çocuklar İçin 50 Eğlenceli Öneri

    Çocuğunuz sürekli yeni bir aktivite peşinde koşup, yaptığı her şeyden kısa bir sürede sıkılıyor mu? Cevabınız evet ise bu yazımızı kaçırmayın. Çocuklarınızı meşgul tutacak 50 eğlenceli öneriyi sizin için derledik:

    1. Çocuğunuzun en sevdiği hikayeyi sahneleyin.

    2. Birlikte origami yapmayı öğrenin.

    3. Çocukluğunuzdan ilham alın. Koltuklar ve çarşaflarla bir kale inşa edin.

    4. Sevdiği filmlerle dolu bir akşam organize edin.

    5. Kendi çocuk gazetenizi çıkarın.

    6. Birlikte büyük bir yapboz yapın.

    7. Çok sevdiği birine birlikte mektup yazın.

    8. Birlikte kurabiye ya da kek gibi kolay bir tatlı pişirin.

    9. Başka bir ülkenin en meşhur tarifini deneyin.

    10. Evde piknik yapın.

    11. Bitki ekin, ağaç dikin. Eğer büyük bir alan yoksa evinizin balkonunu kullanın.

    12. Bahçenize ya da salonuna kamp kurun.

    13. Mutfağı laboratuvara dönüştürün. Birlikte basit deneyler yapın.

    14. Yıllar sonra açmak için bir kavanoz hazırlayın. İçine ayrı ayrı mektuplar bırakın.

    15. Kostüm partisi yapın. Ama sadece çocuğunuz değil siz de kostüm giyip partiye katılın.

    16. Ona fotoğraf çekmesi için telefonunuzu verin ve mahallede kısa bir geziye çıkın. Çektiği fotoğrafları ailenize ve arkadaşlarınıza sergileyin.

    17. Beyaz tişörtlerinizi boyayarak yaratıcılığını özgür bırakın.

    18. Birlikte ip atlayın.

    19. Bir balonu şişirerek yorulana dek voleybol oynayın.

    20. Evcil hayvanınız varsa birlikte onun bakımını yapın.

    21. Parka gidip, en sevdiği oyuncaklarda vakit geçirmesini sağlayın.

    22. Google Maps’i açıp başka şehirlerde yaşayan sevdiklerinizin evlerine bakın. İsterseniz dünyanın farklı ülkelerini keşfe çıkın.

    23. Ülkemizin şehirlerini ezberlemeye çalışın.

    24. Kendi bilgi yarışmanızı düzenleyin. Soruları çocuğunuzun hazırlamasına izin verin.

    25. İşaret dili alfabesini birlikte öğrenin.

    26. Aile ağacınızı hazırlayın.

    27. İnternette bulabileceğiniz sihir numaralarını deneyin.

    28. Ona büyüyünce ne olacağını sorun ve tüm gününü o mesleğe göre anlatmasını isteyin.

    29. Birlikte ev yapımı oyun hamuru hazırlayın.

    30. Bileklik örmeyi öğretin.

    31. Parmak boyası ile meşhur tabloları taklit etmeye çalışın.

    32. Birlikte şiir yazmayı deneyin.

    33. Evinizdeki objelerle bowling salonu oluşturun.

    34. Odasını onun istediği gibi düzenleyin. Gerekirse yatağının ve dolabının yerini değiştirin.

    35. Sıcak – soğuk oynayarak herhangi bir objeyi bulmalarını sağlayın.

    36. Evdeki renkli bantları kullanarak, koridor boyunca uzanacak bir yarış pisti oluşturun ve araba yarışı yapın.

    37. Onlardan yapabilecekleri en uzun domino dizimini yapmalarını isteyin.

    38. Çocuklarınızın oyuncakları ile birlikte katılabilecekleri bir çay saati organize edin.

    39. Çocuklarınız için uygun kutu oyunlarını tüm aile ile beraber oynayın.

    40. Birlikte kuş yemlerini koyup dışarı asabileceğiniz yemlikler yapın.

    41. Köpük parçaları ve yapıştırmak için azıcık su kullanarak pencereleri süsleyin.

    42. Karton ve borular kullanarak misket merdiveni yapın.

    43. Büyük boy bir harita alın. Yere açın ve onunla harita üzerinde hayallerle dolu bir yolculuğa çıkın.

    44. Neşeli ve bol hareketli bir dans videosunu açın. Tüm hareketleri birlikte yapmaya çalışın.

    45. Oyun hamurlarına biraz parlak pul karıştırın ve farklılaştırın.

    46. Çok sevdikleri bir yemeği yapmayı öğretin.

    47. Yumuşak şekerleri ve kürdanları kullanarak heykeller yapmalarını sağlayın.

    48. Eğer bahçede oynama imkanınız varsa biraz çamur ve taş ile kendi minik evlerini, duvarlarını inşa etmelerine izin verin.

    49. Bir aynaya bakarak kendilerini çizmelerini teşvik edin.

    50. Ona poz vererek sizi istediği gibi resmetmesini sağlayın.

  • Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Çocuk yetiştirmek mutluluk, heyecan ve keyif verdiği kadar zor bir süreç. Bir bireyi doğru yönlendirmek, mutlu olacağı ve mutlu edeceği bir hayatı yaşamasına olanak sağlamak yeterince zor. Hele bu birey kişinin kendi çocuğu olursa araya duygusal sebepler de girdiği için süreç daha da karmaşık bir hale geliyor. Bu süreci kolaylaştırmak isteyen yeni nesil anne babalar ise farklı metotların peşinde.

    Pozitif ebeveynlik tam olarak bir metot değil. Anne babaların eski davranış biçimlerinden sıyrılarak daha sağlıklı çocuklar yetiştirmek için benimsedikleri ve dünya çapında karşılık bulmuş bir hareket. Bu hareketin çıkış noktası ise Alfred Adler ve Rudolf Dreikurs adlı Viyanalı psikiyatrların çalışmaları.

    Pozitif Ebeveynlik Nedir?

    Dr. Laura Markham pozitif ebeveynliği, çocuklar için pozitif bir disiplin, nazik bir rehberlik ya da sevecen bir kılavuzluk olarak adlandırıyor. Pozitif ebeveynliği benimseyen anne babalar, çocuklarının doğru yoldan ayrılmamasını hedefliyor. Bunu da çocuklara ceza vermek yerine onlara güvenecekleri bir rehber olarak sağlıyor. Çalışmalara göre bu tutum, çocukların düşünceli ve sorumluluk sahibi olmasını sağlayarak daha mutlu çocuklar ve ebeveynler yaratıyor.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Neler Yapılmalı?

    Pozitif Ebeveynlik ile ilgileniyorsanız ilk yapmanız gerek bakış açınızı ve kendinizi değiştirmeniz. Size bağırarak bağırmamanızı söyleyen anne babalarınızı ve “Dediğimi yap, yaptığımı yapma” deyişini anımsayarak işe başlayabilirsiniz.

    Aşağıdaki tavsiyeleri uygulayarak çocuklarınızı pozitif ebeveynliğin olumlu yönleri ile tanıştırabilirsiniz.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Tavsiyeler

    1. Her zaman nedene odaklanın!
    Çocuğunuz hiç hoşlanmadığınız bir davranışını gördüğünüzde onu disipline etmeden önce bu davranışın nedenini anlamaya çalışın. Bu neden size anlamsız gelse de emin olun çocuğunuz için çok önemli.

    2. Kuralları koyarken hem nazik hem de katı olun!
    Nazik ve katı olmak yan yana çok doğru durmasa da çocuklarınıza bir şeyi yapamayacaklarını söylerken geri adım atmadan nazik olabilirsiniz. Koyduğunuz kuralları ona nazik ve anlayacağı bir dille anlatın. Bağırmaktan, küçük düşürecek sözler söylemekten kaçının.

    3. Ara verin!
    Ebeveynlik 7/24 bir sorumluluk olsa da sınırlarınızın aşıldığını ve dayanamayacağınızı hissedeceğiniz anlar olacaktır. Bu anlarda kısa bir ara vermenizde fayda var. Çocuğunuz eğer davranışını sürdürüyorsa ona kısa bir ara vermek istediğinizi söyleyin. Başka bir odaya gidin. Bu kısa ara hem çocuğunuzun hem de sizin sakinleşmeniz ve yeniden konuşabilmeniz için fırsat yaratacaktır.

    4. Net ve tutarlı olun!
    Çocuklarınıza sınırlamalar koyarken sebepleri ve sonuçlarını ciddi ve net bir şekilde ifade edin. Çocuğunuzun sınırlamanın sebebini iyice anladığından emin olun. Bu noktadan sonra tutarlı davranın. Anne ya da babalardan birinin sınırları gevşetmesi çocuğun kafasının karışmasına sebep olabilir. Bu nedenle birlikte hareket edin ve sınırlamalar konusunda geri adım atmayın.

    5. Yaşa göre hareket edin!
    3 yaşının altındaki çocuklar, beyindeki prefrontal cortex adı verilen bölümün gelişim aşaması sonucu, neden sonuç ilişkisi kurmakta zorlanır. Bu nedenle 3 yaşın altındaki çocuklara davranışlarının sonuçlarını açıklamak yerine yeniden yönlendirmeye çalışın. 3 yaşın üzerindeki çocuklarınıza ise her hareketlerinin bir sonucu olduğunu anlatın.

    6. Sabır, sabır, sabır!
    Pozitif ebeveynlik çocuklarınızın bir gecede değişmesini sağlamaz. Hem yetişkinler hem de çocuklarda bir davranış biçimini öğrenmek ve benimsemek zaman ister. Sonuçları uzun vadede göreceğinize inanın ve sabırlı bir şekilde ona rehberlik etmeye devam edin.