Etiket: Çocuk

  • Çocuk nörolojisi uzmanı kime denir? Hangi durumlarda başvurulur, sizi ve çocuğunuzu neler bekliyor?

    Çocuk Nörolojisi, yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve çocuklarda görülen nöroloji ile ilişkili hastalık ve belirtilerle ilgilenir. Çocuk sinir sistemi, erişkinden bazı önemli farklılıklar gösterir, bunlardan en önemlisi bebek ve çocuklardaki beyin ve diğer sinir sitemi organlarının henüz tam gelişmemiş olması ve gelişmesinin devam etmesidir. Bu nedenle erişkin beynine göre hastalıkları ve hastalık belirtileri de farklılıklar gösterir.

    Çocuk nörolojisini ilgilendiren başlıca belirti ve işaretler şunlardır: Bebek ve çocuklardaki gelişme gerilikleri, özellikle riskli bebek olarak kabul edilen erken doğum ve düşük doğum ağırlığı ile doğmuş, çoğul gebelikten doğmuş veya zor doğum yaşamış bebeklerin takibi, hareketlerin kısıtlı veya az olması, yürüme ve diğer motor gelişmelerde gecikmeler,kaslarda belirgin yumuşaklık veya sertlik, istem dışı el, kol, bacak hareketleri olması, şuur kaybı veya dalmalar, ateşli veya ateşsiz nöbetler, yıllar içerisinde ortaya çıkan yürüme bozuklukları, konuşma ve dil bozuklukları, migren ve diğer başağrıları, ciltte lekelerle birlikte görülen nörolojik hastalıklar, omurilik felci, doğumda zorlanmaya bağlı omuz felci, yüz felçleri, ailevi geçişli nörolojik hastalıklar, Down snedromu vb. nörolojik bulgulu genetik bozukluklar şeklindedir.

    Çocuk nöroloğu, bu hastalıklar yönünden başvuran bebek veya çocuğu ailesi ile birlikte değerlendrimeye alır. Çocuğun muayeneye getirilirken eğer bebek ise karnının doyurulmuş ve altının temiz olması görüşme ve muayenenin sağlıklı olması açısından önemlidir.

    Çocuk nöroloğu, aileden hastalık veya belirtilerle ilgili hikayeyi dinleyerek bazı kendince önemli konularda sorular sorar. Daha sonra gelişimsel ve nörolojik muayenesi yapılır. Bulgulardan yola çıkarak bazen bir takım testler istenir. Bu testlerden çıkacak sonuçlarla aile ile tekrar görüşülüp belirtilerin bir sebebi olup olmadığı, bir tanısı varsa hastalık veya sendrom adı paylaşılır. En son olarak nasıl bir tedavi veya yol izleneceği aile ile paylaşılır, ailenin soruları varsa onlara cevap verilir. Sıklıkla hasta izlemeye alınır ve konrollerle takip edilir.Çocuk nörolojisinde sinir sisteminin daha gelişmsel evresini tamamlamamış olmasından dolayı, tanı bazen kolaylıkla konabilirken bazende hemen tanı konamayabilir. Bazı durumlarda çocuk gelişimsel izleme açısından takibe alınır, bazı testler, gelişim testleri, nörometabolik veya kimyasal testler, bilgisayarlı beyin aktivitesi kayıtlama (EEG) , sinir ve kaslarını ölçme (EMG) veya beyin görüntüleme (kafa ultrason, beyin MR veya BT) istenebilir. Çocuk nörolojisini ilgilendiren hastalıkların bir kısmı uzun yılar takip gerektiren ve tedaviler gerektiren durumlar olabilir; örneğin Spastik çocuk, epilepsi veya kas hastalığı gibi.

  • Boşanma,Boşanma ve Çocuk

    Boşanma,Boşanma ve Çocuk

    BOŞANMA SEBEPLERİ

    Evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurum, bu aksaklıklar giderilemediğinde ise sonuç ne yazık ki boşanmayla noktalanıyor. Evlilik süresince aileye yeni bir birey katıldıysa boşanma daha sancılı oluyor. Evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilir, en çok görülen sebepleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

    ekonomik sorunlar

    eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları

    cinsel sorunlar

    iletişim bozukluğu

    eşlerden birinin ihaneti

    aile içi şiddet

    Yukarıdaki sebepler nedeniyle evlilik sorunları yaşayan bir çiftin anne-baba olarak da çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmelerini bekleyemeyiz; anne ya da baba ayrı ayrı çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kursalar bile, birlikte çocuklarına karşı tutarlı, dengeli tutum ve davranışlar sergilemekte güçlük çekeceklerdir. Bir evliliği başa çıkılamayan, çözüm üretilemeyen, süregen sorunlarla devam ettirmenin çocuk üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, bazen boşanmanın kendisinin yaratacağı etkilerden daha fazla ve yıkıcı olabilir.

    Boşanmanın sebebi ve şekli, çocukların boşanmadan ne kadar etkileneceğini belirler;

    Örneğin, anlaşmazlık (iletişim bozukluğu) nedeniyle biten bir evlilikle, eşlerden birinin ihaneti sonucu biten bir evliliği karşılaştıralım. İlkinde, eşler daha uzlaşmacı ve çocukla ilgili sorunların üstesinden gelmek konusunda daha akılcı davranabilirler. İkinci durumda ise, eşler birbirlerine karşı daha öfkeli ve düşmanca tutumlar sergilerler, durum böyle olunca isteseler de uzlaşmacı olamazlar. İkinci tip boşanmalarda ise çocuklar doğal olarak daha fazla zarar görürler.

    BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

    Sizi boşanma kararı almaya iten sebepler ne olursa olsun, boşanma kararınızı kesin olarak vermeden önce, aşağıdaki konuları gözden geçirdiğinizden emin olun;

    Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun sebebi evliliğim, başka sorunları evliliğime atfetmiyorum,

    Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen herşeyi yaptım,

    Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim,

    Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık,

    Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz,

    Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var,

    Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için),

    Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.

    Kararınızı kesin olarak verdiyseniz veya siz istemeseniz de eşiniz kesin olarak sizden boşanmaya karar verdiyse çocuğunuzun boşanma sürecinden olabildiğince az etkilenmesini sağlayabilmek için aşağıdaki maddeleri yerine getirmeye çalışın;

    Boşanmanın ne olduğu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir. Boşanma sürecinde, şehir veya ev değiştirme, bakıcı değiştirme, yeni bir evlilik vb. yaşam değişikliklerini erteleyin. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler yapmaya gayret edin. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Aynı sebeple, boşanma sonrası çocuk eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda yaşamaya devam etmelidir.

    Eşler, kendi ailelerini de toplayarak (babaanne, hala , dayı vb.) hep birlikte bir toplantı yapmalı ve çocukla ilgili alınan kararlardan herkesin haberi olmalıdır. Böylece herkes çocuk için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmış olur, çocuğun bu durumdan çok etkilenebileceğinin ve bu konuda herkesten duyarlılık beklendiğinin altı çizilir ve kararlarda herkesin katkısı olduğundan kurallar daha az çiğnenir.

    Çocuktan ayrı yaşayacak olan eş, kademeli olarak evden ayrı kalmaya başlamalıdır; bu süreç haftada bir günden 5-6 güne kadar çıkarıldığında çocuk ayrılığa daha kolay adapte olur. Boşanmadan sonra, çocuklar her iki eşle de sürekli ve düzenli olarak görüşmeye devam etmelidir. Siz artık sevgili veya karı-koca olmayabilirsiniz ama onun için halen anne-babasınız. O sizleri beraber tanıdı ve beraber istiyor, bunu anlamaya çalışın ve ayrılığınıza alışması için ona zaman verin. Çocuğunuza anne ve babanın bibirlerinden ayrılmalarının çocuklarından ayrılmaları anlamına gelmediğini anlatın. Hep birlikte sık sık biraraya gelin (Kendinizi,eşinizle bu biraraya gelişleri kimseye açıklamak zorunda hissetmeyin !!!).

    Eşler boşanmanın çocukları için olduğu kadar kendileri için de zor olduğunu unutmamalı ve boşanmayı bir son değil, bir başlangıç olarak kabul etmelidirler. Öfke, yalnızlık duygusu, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir, bunlar doğaldır, gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemek gerekir. Kendilerini ne kadar çabuk toparlarlarsa çocuklarına da o kadar çok yararlı olabilirler. Unutmamak gerekir ki, çocuklar yeni karşılaştıkları her durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak için genellikle yetişkinlerin tepkilerine bakarlar. Sürekli ağlayan bir anne çocuğa durumun kötü olduğu, neşeli ve çabalayan bir anne ise her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.

    Eşler çocukları kesinlikle birbirlerine karşı kullanmamalıdır; çocuk hiçbir şekilde taraf ve tanık tutulmamalıdır. Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alırken çocuğunuzun onayını alın ama çocuğunuzu karar verme sorumluluğu altında ezmeyin.

    Çocuk, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresine karşı bir silah gibi kullanmamalıdır. Her konuda gereksiz tavizler vererek çocuğun boşanmadan alacağı yaralar yalnızca artırılır, azaltılmaz. Her gün çikolata yemesine izin vererek çocuğunuzun boşanma olayından daha az etkilenmesini sağlayamazsınız, sadece çikolataya daha çok alışmasını sağlarsınız.

    Çocukla ilgili her konuda eşler birbirleriyle çelişen davranışlarda bulunmamaya gayret göstermeli, ortak bir yol izlenmelidir. Babanın evinde izin verilen bir şeye, annenin evinde yasak konulmamalıdır.

    Çocuklar anne-babalarının boşanmasından kendilerini suçlayabilirler. Bu yüzden, boşanma sebebeinin çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı, bunun anne ile babanın arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalıdır.

    Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez, buna saygı duymak gerekir. Bo?anma sonrası eşlerden biri yeni bir ilişki yaşıyorsa çocuğun bunu boşanmayı kabullenene kadar bilmemesi gerekir.

    Boşanma sırasında, çocuklar mahkeme, eşya dağılımı, nafaka gibi konulardan haberdar edilmemelidir.

    Anne-babası boşanmış veya boşanma aşamasında olan bir çocukla ilişkisi olan herkes için iki uyarı :

    LÜTFEN,

    Çocuğun yanında bu konuyu konuşmayın, özellikle de eşlerden birinin tarafını tutan veya kötüleyen sözler sarfetmeyin.

    Boşanma olayını çocukla ilişkilendirmeyin ve çocuğa bu anlama gelen sözler sarfetmeyin;

    Anne ya da babasının kendisini sevmediği için, çok yaramazlık yaptığı için, başka bir kadınla birlikte olmayı tercih ettiği için vb. terkettiğini asla söylemeyin. Bu boşanan çiftlerin ailelerinin ve hatta kendilerinin de çok düştüğü bir hatadır. Hernekadar bu sözler gerekçelendirilirken “çocuk anne veya babadan soğusun da aramasın” gibi bir iyi niyet öne sürülüyor olsa da, bu ne inandırıcı ne de çok akılcıdır. Bu gibi sözlerle çocuğu teselli etmez, ona ancak “terkedilmişlik duygusu ve/veya suçluluk duygusu” enjekte etmiş oluruz. Böylece çocuk terkedildiğini çünkü sevgiye layık olmadığını, değersiz olduğunu düşünür. Bu gibi sözlerin çocuklarda ne kadar derin ve onarılması zor yaralar açabileceğini düşünebiliyor musunuz ?

    Anne-babalar için son uyarı :

    Boşanmaya karar vermeden önce, eşinizle birlikte hareket ederek, çocuğunuzun boşanmanızdan olabildiğince az etkilenmeslini sağlamak için tüm önlemleri alsanız da, çocuğunuz bu olaydan çok etkilenebilir. Bazen de çok dikkatsiz davranırsınız ama çocuğunuz fazla etkilenmez. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.

    Buna ilaveten, boşanma olayı çocukları kuşkusuz etkiliyor, ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkileniyorlar. Çocuklara birşeyi anlatmanın bin çeşit yolu var. Önemli olan çocuğumuz için doğru olan yolu bulabilmek. Bizim çocuğumuz için, bizim koşullarımızda doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğunuzu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almaktan çekinmeyin lütfen, bunu utanılacak bir şey olarak görmeyin. Bunu yaparken de olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında yapın. Bu arada, boşanma aşamasında çocukları için profesyonel yardım alırken, iletişim sorunlarını çözebildiğini görerek, evliliğini sürdürmeye karar veren çiftlerin sayısının da çok olduğunu hatırlatmak isterim.

  • AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğu gereğinden fazla kontrol etmesi ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucunda çocuk etrafındaki kişilere aşırı bağımlı ve kendine güveni olmayan bir birey olabilir. Çocuğun yaşamı süresince olabilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermemiş olur. Anne babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.

    Yapılan araştırmalar sonucunda anne koruyuculuklarının babalara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Annelerin çocuklarına karşı koruyucu bir tutum geliştirmesine yol açan nedenler:

    • Annelerin ilk çocuğunun ölmüş olması, birçok düşük yapması, zor bir hamilelik süreci geçirmesi, güç doğum yapmış veya uzun süren bir tedavi sonucunda çocuk sahibi olması ve başka çocuk sahibi olma şansının olmaması

    • Annenin evlilik hayatı boyunca eşinin çok az yer alması, beklediği ilgi ve sevgiyi bulamaması

    • Annenin kendi çocukluk ortamında sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyümüş olması

    Aşırı korunan çocuklar fazlaca bağımlı olurlar ve her şeyi annelerinden istemeye yönelirler, kendi başlarına karar veremeyen, sormadan-danışmadan bir şey yapamayan, girişim yeteneklerinden yoksun bir birey olurlar. El becerilerini kendileri geliştiremediklerinden dolayı beceriksiz ve dolayısıyla güvensiz olurlar. İstediklerini ağlayarak yaptıran ya da aşırı inatçı bireyler olabilirler. Kendini korumayı öğrenemedikleri için savunmasız, çekingen bir kimlik geliştirirler ya da aşırı otoriter, etrafındakileri kullanan, şımarık kişiler olabilirler.

    Eğer; çocuğunuzun hareketlerini başına gelebilecek fiziksel zararlardan korumak için engelliyorsanız, gecede dört beş kere okul öncesi çağında olan çocuğunuzun üstünü örtmek için kalkıyorsanız, ayrı bir yatağı olmasına rağmen çocuğunuzun sizin yatağınızda birlikte uyumasına izin veriyorsanız, okul öncesi veya ilkokul çağındaki çocuğunuzun yanınızdan ayrılmasına hiç izin vermiyorsanız, düzenli olarak onun ödevlerini yapıyorsanız ya da çocuğunuza hiçbir ev işi sorumluluğu vermiyorsanız çocuğunuzu koruma konusunda aşırı bir tutum sergiliyor olabilirsiniz.

    Aşırı koruma karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine de engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, ebeveynler kendi öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar. Aşırı koruma çocuğun kişiliğini geliştirmez, bağımlı, ürkek, inatçı, istediğini tutturan bir birey olmasına neden olur ve bu aşırı koruma çocuğun özerk düşünme, sorumluluk alma gibi geliştirici yaşam fırsatlarına engel olur.

    Anne baba olarak çocuğa doğal yaşam fırsatı vermeliyiz. Çocuklarımıza iyi örnek olarak rehberlik etmeli ve kendi başlarına sağlıklı, mutlu bir yaşam sürmeleri için gerekli imkanları sağlamalıyız.

  • Çocuklarda 2 yaş sendromu nasıl görünür ?

    2 YAŞ SENDROMU

    2 yaş sendromu, bebeklikten çocukluğa geçiş sırasında karşılaşılan, bir takım sorunların yaşandığı özel bir dönemdir. Genellik bu dönem 18 aylıkken başlar 3,5 yaşa kadar devam eder. 2 yaş sendromu, anne-babaların çocuk gelişiminde en çok zorlandığı dönemdir.

    2 Yaş Sendromu Niçin olur?

    Bu dönemde gelişen sorunların altında yatan nedenler, aslında çocuğun psikolojik gelişimi içinde saklı olan faktörlerdir. Çocukta öz bilinçilik durumu 18/24 aylar arasında gelişmektedir. Bu dönemde, dünyayı çevresindeki nesneleri, kişileri tanımaya ve keşfetmeye yarayacak yetilere sahip olur. Bedenini kullanmaya başlar ve iletişim becerileri artar. Ne kadar çok nesneye dokunursa, ne kadar çok ortaya koymaya çalışırsa gelişimi o denli olumlu yönde etkilenir.

    Soru sorması engellenen çocuk ileride kendine güvensiz, içe kapanık gibi kişilikler gösterebilir.

    Öfkesi engellenen bir çocuk ise bu duyguyu zamanla kendisine yönelterek ısırma gibi davranışlar gösterebilir. Bu dönem çocuğun kendini ortaya koyduğu, her şeyin onun olmasını istediği, ısrarlı davrandığı bir dönemdir. Çocuğun davranışları anne-babaları ne kadar yorsa ve yıpratsa da, bu geçici dönemi kabul etmek ve hazırlıklı olmak gerekir. Çocuğu bu dönemde asla uyusuz, iyi yetiştirilmemiş, kötü huylu bir çocuk olarak tanımlamamak gerekir.

    2 Yaş Sendromunda Ebeveynlerin İzlemesi Gereken Yollar

    Söylediğiniz bir şeye itiraz ettiğinde aslında “Ben de kendi fikirleri ve kararları olan biriyim. Nasıl davranılması gerektiğini deneyerek öğrenmek istiyorum.” demek istiyordur. Onun bağımsızlık çabalarını destekleyin. Ona yaşına uygun sorumluluklar verin. Net, anlaşılır, tutarlı sınırlar koyarak kendini güvende hissetmesini sağlayın. Bahçeyi sulamadaa hortumu ona verebilir, kendi kendine yemek yemesini teşvik edebilir, alışveriş merkezleri ve süpermarketlerde alışverişe onun da katılımını sağlayabilirsiniz.

    Enerjisini boşaltması için gün içinde bol bol dışarı çıkarın. Güvenliğini tehdit etmediği sürece istediği her şeye dokunsun. Bu onun mutlu olmasını ve gün içinde daha uyumlu olmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun oyun aktivitesini kısıtlayacak dışarı çıkmaktan ve ev ziyaretlerinden kaçının. Uzun süreli yolculuğa çıkacaksanız sevdiği oyuncakları ya da kitabı yanına alın. Aç, yorgun ya da uykuluyken çocuğunuzu dışarıya çıkarmayın.

    Öfkelendiği zaman yanında sakince onunla göz teması kurmadan durun. Davranışının farkında olduğunuzu, ama aldırış etmediğinizi hissettirin. Kesinlikle onu odaya kilitlemeyin. Çok inatçı davrandığında siz de sakin olamazsınız. Bu nedenle bir süre odayı terk edin.

    Çocuğunuzu huzursuz edebilecek durum ve ortamlardan kaçının.

    Bazen büyük bir çocuk gibi bazen küçük bir bebek gibi davranıyorsa şunu diyor olabilir. “Büyümek ve bağımsız bir birey olmak istiyorum. Ama henüz küçüğüm. Senin desteğine ve yol göstermene ihtiyacım var.” siz tutarlı sınırlar koyup, net ve makul beklentiler içinde oldukça, onun da bu dalgalanmalarının daha hafif ve kısa süreli olacağını unutmayın. Çizdiğiniz sınırları o sakinken ona anlatmaya çalışın. Böylelikle olay anında ya da öfkeli durumlarında sizin anlattıklarınız aklına gelecek ve nasıl davranması gerektiğini önceden kestirecektir.

    Nerede duracağını bilemediğinde şunu demek istiyor olabilir: “Kendi kendimi kontrol etmeyi öğreniyorum. Bazen kendimi frenlemekte geç kalabiliyorum.” size ne zaman ihtiyacı olacağını önceden tahmin etmeye ve hazırlıklı olmaya çalışın. Frenlemekte zorlandığı durumlarda zarar görmemesi için tedbirli olun. Ona sınırlarını zorlayabileceği, zaman zaman sınırlarını aştığında sonuçlarını görüp öğrenebileceği, özgür olabileceği ve kendisini tümüyle ortaya koyabileceği güvenli ortamlar yaratın. Ona bir oda ayırın ve düştüğünde canının yanmaması için yastıklarla döşeyin.

    Yapmasını istemediğiniz bir davranışı varsa kızmak, engellemek ve cezalandırmak gibi davranışlar sergilemeyin. ”Hayır!” kelimesini kullanırken seçici davranın. Yerine getirilmesi imkansız ya da zor olmadıkça her isteğine hayır demeyin. Bu tür davranışlar olumsuz yönde etkileyebilir. Yapmanız gereken ilgisini dağıtmak olsun. Dikkatini başka yöne çevirmede yaratıcı olmanız gerekiyor. Bunu sağlamak için onun gözüyle dünyaya bakıp oyunları kullanabilirsiniz. Direnmesi devam ediyorsa ikinci bir oyun bulun. İlgi alanlarını keşfedin.

    Günlük hayatta yapması gereken şeyleri zorunluluk olarak hissettirmeyip, ona seçenekler sunarak kendi kararıymış gibi göstermeye çalışın.(Mesela”banyoya gidelim ”ifadesi yerine “Banyo vakti! Yürümek mi istersin, omzumda mı taşıyayım?” gibi)

    Kendisine zarar veren hareketler yapıyor ve bunu bir oyun olarak algılıyorsa, bu davranışını sevmediğinizi belli eden jest,mimik ve sözlerle dikkatini başka yönlere çekin. Siz kaygılanıp aşırı tepki gösterirseniz bu ilgiyi ödül olarak algılayabilir. Başka çocuklara vurduğunda, onları ittiğinde ya da ısırdığında şunu diyor olabilir: ” Sinirliydim, istediğim şeyin olmasına izin vermediler. Kendimi kontrol edemedim.” Diğer çocuklarla birlikteyken gözünüzün önünde olsun. Yumruk atma, cisim fırlatma, eşyalara zarar verme gibi davranışları varsa, gerginlik belirtileri olmaya başladığında duruma müdahele edin. Çocuğunuza kendini kontrol etmesi için zaman verin. Daha uygun yöntemlerle gerginliğini azaltabileceği yolları gösterin. Vurma davranışına sıkça şahit olmuş, sorun çözme yöntemi olarak bu davranışı öğrenmiş olabilir. Örnek model olarak ebeveynlerin dikkatli davranması, görsel olarak buna maruz kalsalar dahi çocuklarına bunun yanlış olduğunu belirtmeleri gerekir. Kendisine, çevresine ve başkalarına zarar verebilecek davranışlarda bulunuyorsa bir uzman kişiye danışmak doğru olabilir. Kendisine zaman ayırmayan ebeveynler, çocuklarıyla daha çok çatışma içine girer. Bu nedenle gün içerisinde kendinize özel vakitler ayırın. Ayrıca benzer problemleri olan ailelerin ebeveynleriyle arkadaşlık kurmanız, paylaşım ve destek açışından önemlidir.

  • BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    Aileler için açıklanması en zor konulardan birisi çocuklarına boşanma kararlarını anlatmaktır. Ebeveynlerin kendi ilişkilerine dair almış oldukları bu karar, çocuğun hayatı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceği için bu konunun çocuk ile sağlıklı bir şekilde konuşulup sürecin en iyi şekilde yönetilebilmesi çok önemlidir.

    Boşanma konusunu çocuklarla konuşurken ailelerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta çocukların bakış açısını göz önünde bulundurarak, yaşına ve gelişim düzeylerine uygun stratejiler geliştirmektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklar boşanma sürecinin nasıl olduğunu, neden yaşandığını ve ebeveynlerin ne hissettiklerini anlamakta zorlanacaklardır. Çünkü küçük yaştaki çocuklar olaylara kendi bakış açılarından bakarak olayların merkezi olarak kendilerini görürler. Bu nedenden ötürü küçük yaş çocukları kendilerini boşanmadan ötürü sorumlu tutabilir ve suçlayabilirler.

    Çoğu çocuk ailelerinin bir gün barışacağını düşünüp bunun için bazı şeyleri düzeltmeye çalışıp çözüm yolları bulmaya çalışırlar. Bazı çocuklar ise anne babalarının boşandığını diğer insanlara söylemekten çekinip bu durumu yalnızca kendilerinin yaşadıklarına inanabilirler. Yani çocukların boşanmaya dair düşünceleri çocuktan çocuğa göre değişiklik göstermektedir.

    Aileler ayrılık kararını vermeden önce bazı çocuklar boşanma ihtimalinden şüphe duyabilir, bazılarında ise bu karar şok edici bir etkiye sahip olabilir. Boşanma kararı çoğu çocuğu derinden etkiler fakat özellikle küçük çocuklar için bu karar daha çok incinmelerine sebep olmaktadır. Bu nedenle ailelerin bu süreçte çocuğun tepkilerini iyi gözlemleyip ona uygun şekilde davranmaları gerekmektedir.

    Çocuğa boşanma kararı açıklanırken ebeveynler çocuğa terk edilmediklerinin güvencesini vermeli ve iki ebeveyninde her zaman birlikte bir bağ içerisinde olacağı anlatılmalıdır. Anne ve baba bu konuşmayı birlikte yapmalıdır. Anne babanın ortak bir dil kullanmaları ve ortak bir tutum içerisinde olmaları çocuğun onlara duyduğu güvenin devamı için yardımcı olacaktır. Boşanma ile birlikte anne ve baba olma görevlerinin değişmediği ve bu kararın verilmesinin çocuk ile ilgisi olmadığı açıklanmalıdır.

    Ayrılık kararını çocuğa yaş durumuna en uygun cümlelerle anlatmak, her zaman onu seveceğinizi hissettirmek, görüşme düzeninin nasıl olacağına hep birlikte karar vermek çocuğa kendini daha iyi hissettirmesi açısından önemlidir. Ebeveynlerin bu dönemde kendi aralarındaki sorunları çocuğun önünde konuşmamaları için özen göstermeleri gereklidir.

    Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, ailelerin boşanma konusunda diğer ebeveynleri suçlayıcı bir şekilde konuşmamalarıdır. Çocuğa her iki tarafında iyi bir ebeveyn olduğunu anlatmak ve boşanma kararının bir suçlusu olmadığını bilmesini sağlamaya çalışmak gerekir. Böylece çocuk için zaten duygusal anlamda zor olan bir süreç daha da zorlaşmamış olacaktır. Çocuğunuzun bu süreci en az hasar ile sağlıklı bir şekilde atlatmasını sağlamaya çalışmak gerekir.

  • Psikiyatride kullanılan ilaçlar epilepsi nöbetlerini tetikler mi?

    Günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan birisi de, çeşitli endikasyonlarla merkezi sinir sistemi uyarıcısı (metilfenidat türevleri; Ritalin, strattera, concerta, medikinet vb) veya yatıştırıcısı ( risperidon, aripirazol vb; risperdal gibi) kullanan veya yeni kullanmaya başlanan çocukların bir kısmında görülen epileptik nöbetlerdir.

    Bu grup ilaçlar tek başlarına epilepsiye neden olmamakla birlikte, var ise altta yatan epilepsi potansiyelini ortaya çıkarabilir veya epilepsi nöbetlerini, nöbet eşiğini düşürerek tetikleyebilir veya zaten epilepsisi olan çocuklarda da nöbetlerin antiepileptik ilaçlarla kontrolünü zorlaştırabilirler. Bunun yanısıra zaten epilepsisi olan çocukların bir kısmında da zaten dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu veya otizm gibi bozuklukları birlikte görülebileceğinden pek çok durumda bu iki grup ilacın birlikte kullanılması gerekebilir.

    Bu nedenlerle bu grup hastalarda eğer bu tip psikiyatrik bozukluklara yönelik ilaçlar başlanacak ise veya başlanmış ve kullanıyor iken epilepsi nöbeti benzeri şüpheli durumlarda (dalma nöbetleri dahil) çocuk nörolojisi ile çocuk psikiyatrisinin çocuğu birlikte değerlendirmesi, gerekli durumlarda beyin elektrosunun (EEG) tedavi öncesi ve tedaviler sırasında lüzumlu görülen periyotlarla çekilmesinde fayda vardır. Hasta ailesi bu konuda yeterince bilgilendirilmeli ve olası ilaç etkileşimleri ve varsa yan etkileri anlatılmalıdır.

  • ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    Çocukların mutlu, üretken, özgüveni yüksek bireyler olarak yetişmelerinde okul hayatının etkisi çok önemlidir. Yapılan araştırmalarda; öğrenmeye ve okula başlamaya hazır olan çocukların okul hayatları boyunca daha başarılı, mutlu ve uyumlu oldukları görülmüştür.

    Okula başlamak genel olarak; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir olgunluk gerektirir. Bu olgunluğa ulaşmış olan çocukların öğrenim hayatları başarılı olacaktır. Fakat çocuğun okula başlayabilmesi için temel kriter takvim yaşıdır. Bu kriter okula başlamak için önemlidir ancak tek başına yeterli olmamaktadır. Çünkü her çocuğun gelişimi farklıdır. Kalıtımsal özellikler ve çevresel etkenler gelişimi etkilemektedir. Bu nedenle her çocuk okul olgunluğuna aynı yaşta ulaşmaz. Çocuğun okul olgunluğuna ilişkin yeterli olgunluğa erişip erişmediğini bilmeden onu yalnızca takvim yaşına bakarak okula başlatmak öğrencinin başarısızlığına yol açabilmektedir.

    Çocuğunuzun okul olgunluğuna erişmiş olması için; önceki yaşantılarından kaynaklanan görsel olgunluk, renk ve şekil algısı, görsel hafıza, el-göz koordinasyonu, işitsel ayırt etme, dikkat süresi gibi bireysel farklılıklarını etkileyen özelliklerinin bilinmesi gerekir. Dikkat süresi çok kısa olan, yaşıtlarından daha geç konuşan, gelişimsel olarak yavaş gelişen, akran ilişkilerinde sorun yaşayan, anne babaya aşırı bağımlı, kurallara uyum sağlamada zorlanan, sayı, renk, benzerlik ve zıtlık kavramları gibi temel akademik becerileri kazanmakta zorlanan çocuklar okula uyumda sorun yaşayabilirler.

    Eğer anne-baba olarak çocuğunuzun okula başlaması konusunda ciddi kaygılarınız varsa vakit geçirmeden bir uzmana başvurmalı ve çocuğunuzun okul olgunluğu açısından değerlendirilmesini istemelisiniz. Okula hazır olmadan okula başlayan çocukların, okul hayatında başarısız olma risklerinin yüksek olduğunu ve bu başarısızlığın çocuğun ilerideki yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceğini unutmayalım.

  • ÇOCUKLUK ÇAĞI KORKULARI

    ÇOCUKLUK ÇAĞI KORKULARI

    Korku, gerçek anlamda bir tehlike durumunun veya tehlike ihtimalinin kişide yaratmış olduğu endişe duygusudur. Bu durum çocukluk çağında daha çok meydana gelmektedir. Çocukluk çağı korkuları çok çeşitli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu korkular çocuğun yaşına göre farklılık gösterir. Çocuklarda görülen korku nedenleri gündelik olaylardan oluşabileceği gibi hayal dünyalarındaki olmayan tehlikelerden de kaynaklı olabilmektedir.

    Çocukluk çağında en fazla görülen korkular; yalnız yatma korkusu, karanlık korkusu, ayrılık korkusu ve ölüm korkusudur.

    Okul öncesi çocuk korkularından en fazla görüleni yalnız yatma korkusudur. Küçük yaşlardan başlayarak anne-babanın yanında yatmaya alışan çocuk, tek başına yatmakta zorlanabilir. Yatağa girme korkusu, ölüm ya da uykuyla ilgili korkular sebebiyle de olabilmektedir. Nedeni iyi bir şekilde tespit edilmelidir. Çocuğun uyuma zamanı için düzenli bir program oluşturmak gerekir. Çocuk uyumadan 1 saat öncesi sakin olması sağlanmalı, uyuyana kadar çocuğun yanında durulmalı ve uyumadan önce çocuğun yanından ayrılmak için acele etmemek gereklidir.

    Çocuklarda yalnız yatma korkusu karanlık korkusu nedeniyle de olabilmektedir. Çocukların karanlıkta kendilerini yalnız hissetmeleri normaldir. Böyle bir durumda çocuğun odasında gece lambası bulundurmak yardımcı olacaktır.

    Ayrılık korkusunda, eğer anne çocuktan ayrılırken endişe duyup çocuğun odasına da endişe ile giriyorsa, çocuk da bu sürece paralel olarak anneden ayrılışının korkulacak bir durum olduğunu düşünecektir.

    Ölüm korkusu ise 3-6 yaş çocuklarının merak edip korktuğu konular arasındadır. Burada en çok korkulan annenin ölmesi ya da çocuğu terk edeceği duygusudur. Ölüm ile ilgili herkesin bir gün öleceğini ve hayatın sonu olduğunu güzel bir şekilde çocuğa anlatmak gerekir.

    Çocuktaki korkularla baş edebilmek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Çocukların korkularıyla alay edilmemeli ve çocuk dinlenilmelidir. Çocuklara korku içerikli filmler izletilmemeli veya korku dolu masallar anlatılmamalıdır. Korkuyu disiplin aracı olarak kullanmamak gerektiğini de unutmamak gerekir.

  • Çocuklarda tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

    Günümüzde kabul edilen kriterlere göre son bir yılda 7 veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirilmesi tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olarak kabul edilmektedir.Eğer bir çocuk son iki yılda her yıl en az 5 kez veya son 3 yılda en az 3 kez boğaz enfeksiyonu geçiriyorsa aynı tanımı almaktadır.

    Boğaz enfeksiyonu ne şekilde seyreder ? Eğer enfeksiyon bademciklerde ise tonsillit, boğazda ise farenjit olarak tanımlanmaktadır.Bu iki klinik tabloyu ayırt etmek güç olduğu için pratikte tonsillofarenjit olarak değerlendirilmektedir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonuna esas olarak bakteriler neden olmaktadır. Bakterilerden A grubu beta hemolitik streptokoklar (GABHS) önemlidir.Adenovirüs ,koronovirüs ve influenza virüsleri de boğaz enfeksiyonlarına yol açmaktadır.

    Tekrarlayan boğaz boğaz enfeksiyonu olan bir çocukta nedeni saptamak güç olmaktadır. Bazen ayrı bakteriyel etkenle tablo oluşabildiği gibi bazen de virüsler boğaz enfeksiyonuna yol açarlar.

    Aile ve hekimin tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarını titizlikle değerlendirmesi gerekir. En sık etkenin GABSH olduğu bilinmektedir.

    Grup A beta hemolitik streptokok klinik tanısı için aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir.

    Ateş 38 C veya daha yüksek

    Boyun lenf bezlerinde büyüme

    Bademcik ve boğazda eksuda

    Yutkunma güçlüğü ile birlikte boğaz ağrısı

    Kırgınlık , yorgunluk gibi hastalık şikayetleri.

    Yukarıda belirttiğim beş klinik bulgu veya şikayetten en az üçü bulunan hastalar streptokoksik farenjit ve tonsillit olarak düşünülebilir. Klinik tablo ile beraber boğaz kültüründe GABHS üremesi, hızlı antijen testinin pozitif olması tanı kesinleşir.

    Eğer neden viral ise gereken durumlarda laboratuvar incelemeleri yapılarak tanıya gitmek gerekir.

    Bakteriyel boğaz enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uygulanırken , virüslerin neden olduğu hastalarda bazı durumlarda antiviral tedavi gündeme gelmektedir.

    Sık boğaz enfeksiyonundan korunmada el yıkamanın önemi unutulmamalıdır. Ağız bakımı ihmal edilmemelidir.

    Sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde D vitamini yetersizliği dikkat çekilmektedir. Erişkinlerde çinko eksikliği ile solunum yolu enfeksiyonları arasındaki ilişki ise çocuklarda tanımlanmamıştır. Sonuç olarak sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuklarda D vitamini düzeyi takip edilmeli gereken vakalarda D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Diğer önemli bir husus çocuğun geçirdiği enfeksiyon tekrarlayan boğaz enfeksiyonumu yoksa GABHS taşıyıcılığımı söz konusudur. Bu durumun açıklığa kavuşması gerekir. Bilindiği gibi A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunda taşıyıcılık olabilmektedir.Bu durumu ayırt etmek zordur.Mutlaka hastadan boğaz kültürü yapılmalıdır.GABHS ürerse antibiotik tedavisi başlanmalı ve takip edilmelidir.İki kür tedaviden sonra kültür pozitifliği devam ediyorsa hasta taşıyıcı olarak kabul edilir. Taşıyıcı olarak kabul edilen çocuklar yakın takibi gerekir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların KBB hekimi tarafından değerlendirilmesi önemlidir.Bademciklerin alınması karar verilen çocukların takibide önemlidir.Bilindiği gibi bademcikler boğazda enfeksiyon etkenini durdurmaya çalışır ve enfeksiyonun alt solunum yollarına inmesini engeller.Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan ve bademciklerin alındığı hastalarda sık enfeksiyon olma şansınında yüksek olduğu hatırda tutulmalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları

    A grubu Beta hemolitik streptokoklar

    Beta taşıyıcılığı

    Adenovirüs .koronovirüs,Influenza virüs

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • ÇOCUĞUNUZ ÜSTÜN ZEKALI MI?

    ÇOCUĞUNUZ ÜSTÜN ZEKALI MI?

    Günümüzde birçok aile çocuğunun üstün zekâlı olup olmadığını merak etmekte ve bunun için bir uzmana başvurmaktadır. Bunu anlamak için öncelikle çocuğu iyi gözlemlemek ve tepkilerini takip etmek gereklidir.

    Üstün zekâlı çocuklarda okul öncesi dönemde; uzun dikkat süresi, erken ve kapsamlı dil gelişimi, merak, hızlı öğrenme, canlı hayal gücü, lider olma ve sürekli soru sorma gibi özellikler görülmektedir.

    Okul çağındaki üstün zekâlı çocuklarda ise; iyi derecede uzun süreli hafıza, geniş sözcük dağarcığı, okuduğunu anlamadaki başarı, matematiksel akıl yürütme başarısı, karmaşıklığı çözümleme becerisi, aşırı yaratıcılık, aşırı merak, çok fazla soru sorma, yüksek seviyede espri anlayışı, bilgisayar kullanımındaki başarı, ilginç fikirlere sahip olma, sanat, bilim, geometri, teknoloji alanında veya müzik alanında başarı gibi özellikler görülmektedir.

    Üstün zekâlı çocuklar hakkındaki bu genel gözlemler gerekli verileri görebilmemiz için çok önemlidir fakat net bir tespitin yapılabilmesi için uzman bir psikolog ile zekâ testinin yapılması ve çocuğu gözlemlemesi gerekmektedir. Ancak yapılan testten beklenti çocuğu üstün zekâlı veya parlak zekâlı gibi kavramlar ile etiketlemek olmamalıdır. Olması gereken beklenti çocuğu tanıyıp, onun gelişmiş ve gelişmemiş alanlarını görüp, gerekli olan tedbirleri almaktır.

    Çocuk üstün zekâlı olarak tespit edildiği zaman, çocuğu bu durumdan haberdar etmemek gerekir. Çocuğun bu özelliğinden dolayı bazı anne babalarda aşırı gurur duyma gelişebilmektedir ancak aşırı gurur çocuğun daha iyi yetişmesini engeller. Ebeveynlerde gelişen gurur zaman içerisinde çocukta da görülebilmektedir. Bu nedenle anne-babaların davranışlarına dikkat etmeleri gerekir.

    Çocuğun var olan zekâ ve yeteneğini kullanıp geliştirebilmesini sağlayıcı malzemeler alınıp (puzzle, satranç gibi), sinema, tiyatro, müzik, resim gibi çeşitli kültürel etkinliklere katılımı sağlanmalıdır. Çocuğun sorduğu sorulara kesin ve net bir şekilde cevap verilmeye çalışılması gerekir. Kaçamak cevaplardan kaçınılmalıdır.

    Üstün zekâlı çocuğun zeka fonksiyonları ve yetenekleri normalden farklı olduğu için ‘’özel eğitim’’ ile desteklenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

    Çocuğun duygusal ve ruhsal özellikleri için de her zaman bir uzman ile iletişim halinde olunmalıdır.