Etiket: Çocuk

  • ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    Son zamanlarda gerginim ve mutsuzum. Geceleri uyumakta zorluk çekiyorum, birkaç kadeh bir şeyler içersem biraz gevşiyorum, sonra bir koltukta uyuya kalıyorum. İki kızım da akşamları onlarla ilgilenmediğimi söylüyor. Son zamanlarda annemler yüzünden eşimle çok sık tartışıyoruz. Sanırım artık kendime zarar veriyorum.

    Eskişehir’de İşletme Fakültesi bitirmiş olan , 38 yaşındaki bu danışanımın aile öyküsünü almaya başladığımda; maalesef ki , anne ve babası tarafından yutulduğu ve bireyselleşmesine hiç izin verilmediği gerçeği ile yüzleşmesi gerekecekti:

    Üniversiteyi kazandığımda annem benimle birlikte Eskişehir’e geldi, ev tuttuk ve dört yıl birlikte okuduk. Başlangıçta bu durum hoşuma gitmişti ancak her şeyime müdahale ediyordu.

    Kız arkadaşlarıma hep bir kulp buluyor, beğenmiyordu. Bir gün evlenmek istediğimi söyledim. Anında babam kız arkadaşımın memleketi olan Rize’ ye gitti ve bütün ailesini araştırdı. Maddi durumları pek iyi değildi, annem “ ele güne rezil oluruz, gelinin kimlerden ? ” diye sorarlarsa ne diyeceğim diyerek bütün evlilik sürecimi burnumdan getirdi.

    Sonunda baktılar ki kararlıyım, onlarla birlikte yaşamam şartı ile kabul ettiler. Oturdukları siteden bir ev ve araba aldılar. Babamın iş yerinde çalışmaya başladım. Ancak ne yaparsam yapayım babam bir türlü beğenmiyordu. Tam on sene gecemi gündüzüme kattım, sırf onu mutlu etmek, takdirini kazanmak için çalıştım. Son beş yıldır şirketin karı üçe katlandı, ama babamın gözünde hep başarısız bir çocuk olarak kaldım.

    Çocuklarımız doğdu, bu sefer de anne- babalığımızı beğenmediler. Çocuklarımızın bütün eğitimini üstlendiler. Ne zaman itiraz edecek olsam babamın büyüklüğü karşısında eziliyor, kekeliyor, neredeyse 3 yaşında çocuk gibi korkuyorum. Hep laflarım ağzımda kalıyor.

    Bir keresinde anneme bahsedecek oldum, babama söylemiş, çok aşağılayıcı bir ses tonuyla “ Benim evimde, benim paramla yaşıyorsun, madem beğenmiyorsun her şeyin anahtarını bırak ve git, bir daha da bana baba deme “ diyerek bağırdı.

    Ne zaman benim de büyüdüğümü, bir yetişkin olduğumu kabul edecekler? Beni bir kukla gibi oynatmaktan ne zaman vazgeçecekler?

    “Her şey senin iyiliğin için..” yalanını söyleyen ebeveynler; ;

    • Kendi tatminsizlikleri ve terk edilme korkuları yüzünden , çocuklarının kontrol iplerini hep ellerinde tutmak isterler.
    • Kontrolü elinde tutmak için de “her şey senin iyiliğin için…”yalanını söylerler.
    • Bir yandan mali desteklerini zalim ve yıkıcı bir şekilde kullanırken , bir yandan da kendilerini cömert ve yüce göstermeye çalışırlar.
    • Çocuklarına vazgeçemeyecekleri imkanlar sunarak kendilerine bağımlı hale getirirler.
    • Çocuklarının büyüdüklerini kabul etmez, onlar anne baba olsalar bile yetersizliklerini yüzlerine vururlar
    • Duygusal davranarak, çocuklarında suçluluk duygusu yaratırlar.
    • Genellikle kardeşlerden birisini kurban seçerler ve kardeşleri birbirleri ile kıyaslarlar.
    • Bu durum, sürekli eleştiriye maruz kalan kardeşin, diğer kardeşi kıskanmasına ve ilerde aralarındaki kardeşlik bağlarının zayıflamasına sebep olur
    • Sağlıklı aile yapısında ergenlik döneminin sonunda gerçekleşmesi gereken bu bireyselleşip yetişkin olma süreci, kontrolcü anne babaların çocuklarında bir türlü gerçekleşemez
    • Sonunda ; mutsuz, çaresiz, içe kapanık ve suçlayıcıçocuk yetişkinlerolarak kalırlar.
  • Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Bugün için çocuk acillere ve polikliniklere en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Acil servis doktorlarının en sık karşılaştıkları tablo ateş yakınması ile başvuran çocuklar olmaktadır. Tüm çocukluk çağı acil başvurularının %30’undan fazlası ateş yakınması ile olurken çocuk poliklinikleri başvurularının %10 ile %20’sinde esas yakınma ateş olmaktadır.

    Ateş, hastalıklarda organizmanın bağışıklık yanıtı, savunma düzeneğinin bir parçası olmasına karşın ailelerde ciddi korku ve kaygıya neden olmakta, ateş süresi uzadıkça korku bazen paniğe dönüşebilmektedir. Bu durum, ailenin yanısıra doktorları da etkilemekte, kaygı ve panik hali ateşi düşürmek için kimi zaman gereksiz, kimi zaman da hastaya zararlı olabilecek uygulamaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu yanlış tutum ve uygulamaların en başında da antibiyotiklerin ateş düşürücü olarak kullanılması gelmektedir. Ateş bir hastalık olmayıp bir bulgudur. Ateşli bir çocukta bu bulgunun ortadan kaldırılması için, ateşe neden olan esas hastalığın ortaya çıkarılması gerekmektedir.

  • Tuvalet eğitimine başlıyoruz

    Tuvalet Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar:

    18.aydan önce asla tuvalet eğitimine başlamayınız. Sabırlı ve şefkatli davranmazsanız asla olumlu sonuç alamayacağınızı bilmelisiniz.

    Çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmak isteyen anne ve babaların, bu eğitim süreci boyunca yapması gereken davranışlardan sizlere bahsetmek isterim.

    Örneğin; anne ve babalar tuvalet eğitimi verdikleri çocuklarına gece yatmadan önce sıvı gıdaları vermemeli ve uykudan önce çocuklarının tuvalet ihtiyacı mutlaka giderilmelidir. Ayrıca gece belirli aralıklarla çocuğu tuvalete kaldırmak gerekmektedir.

    Örnek vermek gerekirse; saat 21:00 ‘da uyumuş bir çocuğu gece bir daha 01:00 veya saat tam 00:00’da kaldırarak tuvaletini yaptırmak gerekmektedir. Bu esnada çocuğunuzun tam anlamıyla uyanık olduğundan emin olmanız gerekmektedir. Çocuğun uykusunun kaçacağını düşünerek uykulu bir halde tuvaletini yaptırmaktan kaçınmalısınız. Tuvalet ihtiyacı olan çocuklar, uykulu olduklarında eğer huzursuzluk yaratıyor ve anne- baba kaldırırken yatakta sağa sola dönme hareketlerinde bulunuyorsa, bu zamanlama çocuğu tuvalete kaldırmak için doğrudur.

    Bunlara Dikkat Edelim :

    -Çocuğunuz hazır olmadığı sürece ona tuvalete alışkanlığı kazandıramazsınız.

    -Çocuğunuzla ilişkileriniz iyi değilse, onu tuvalete alıştırmakta güçlük çekersiniz.

    -Çocuğunuz kaslarını kontrol etmesini öğrenmeden tuvalet eğitimine girişmeyiniz. Tuvalete alışmak, kolay ve basit bir işlem olarak görünse de, çocuk için hiç de öyle olmadığını unutulmamalısınız.

    -Çocuğun, altını ıslatmamaya alıştırma denemelerinden hiç bir sonuç elde edilemeyişi ya da çocuğun oturağa oturmamak için direnişi, bu konuda vaktin henüz erken olduğunu gösterir.

    -Çocuğun cesaretini kaybetmemesi için annenin, kısa bir süre bu işten vazgeçmesi yerinde bir davranış olur.

    Çocuğunuzu teşvik edin :

    Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkmak, cinsiyetine göre seveceği renkli ve desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından, onu teşvik edici olacaktır.

    Aynı şekilde bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında, bu eğlenceli bir tören haline getirilmelidir. Yakın aile bireyleriyle bu olay paylaşılmalı,çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır.

    Çocuğa artık abi-abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını ve aynı anne-babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir. Tuvalet eğitimi sırasında ortamdaki psikolojik şartlar da dikkate alınmalıdır. Bu eğitime başlandığı sırada aileye katılan yeni bir kardeş, anne baba arasındaki sorunlar, ayrılıklar, çevre değişimi, kreşe başlamak gibi faktörler çocukta olumsuz etkilere sebep olacaktır.Unutmayın sabır ve sevginin çözemeyeceği sorun yoktur.

  • Sebepsiz Yere Ağlayan Çocuğunuza Karşı Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz?

    Sebepsiz Yere Ağlayan Çocuğunuza Karşı Nasıl Bir Tutum Sergilemelisiniz?

    Çocuğunuz sebepsiz ağladığında ne yaparsınız?

    A) “Bak dışarıda ne sevimli bir kedi var.” veya buna benzer bir şey söyleyerek dikkatini başka bir yöne çekerim.

    B)“Ağlamayı kesersen sana çikolata ya da şeker vereceğim.” derim.
    C)“Artık kocaman kız/erkek oldun. Ağlamak hiç yakışmıyor.”derim.
    D)“Seni doktor amcaya götürür iğne yaptırırım.” derim.

    E)Duruma göre hepsini yaptığım olur.

    Şimdi de seçtiğiniz cevaplara bakalım mı?

    A) En sık yaptığınız şey çocuğunuzun dikkatini başka yöne çekmek mi? Böyle yaptığınızda ağlaması kısa sürede kesiliyor mu? Peki ya bunun çocuğunuz için yapılacak en iyi şey olduğuna emin misiniz? Ağlayan çocuğunuzun, size ne kadar anlamsız gelse de, o an ağlamaya ihtiyacı olabileceği hiç aklınıza geldi mi?
    B) Peki ya çocuğunuz her ağladığında ona çikolata, şeker verirseniz. İleride kendini kötü hissettiğinde, sizden öğrendiği şeyi yapıp, yiyecek bir şeylere saldırdığında, kendi duygularını dışarı atamadığı gibi bir de kilo problemiyle uğraşmak zorunda kalabileceği hiç aklınıza geldi mi?

    C)Peki yetişkinler hiç mi ağlamaz ya da ağlamamalı?

    Sizin hiç sebepsiz ağladığınız olmadı mı? Bunu çocuğunuza çok sık söylediğinizde, çocuğunuz, büyüklerin ağlaması gerektiğini öğrenir. Büyüdükçe ağlamamak için daha çok çaba harcaması gerekir. Duygularını içine atarak da, çok gergin bir insan haline gelebilir.

    D) Doktora gitmekten kaçınan bir çocuk bu yüzden daha da şiddetli ağlamaya başlayabilir(ki ağlaması daha iyi bir seçenektir.). Ya da doktora gitmekten kaçınmak için ağlamamaya çalışarak daha fazla stresi içinde taşımaya çalışır. Ki bu da çocuğunuz için sağlıklı bir şey değildir. Bunlara ek olarak ya zaten var olan doktor korkusunu arttırırsınız. Ya da doktordan korkmayan bir çocuğun doktordan korkmasını sağlamış olabilirsiniz. İki durum da ileride çocuğunuzun doktor korkusuyla baş edecek kişi yine siz olacaksınız.
    E) Duruma göre farklı seçenekleri seçmiş olsanız da, bunların hiç biri çocuğunuzun ihtiyacını karşılamaya yönelik değildir.

    Ağlamak neden güzeldir?

    Öncelikle bilmeniz gereken şey ağlamanın hatta öfke nöbetlerinin(Gürültülü ağlama ve bir yandan da kollarını sallama, tepinme, bütün vücuduyla kıvranma durumudur.) dahi uygunsuz davranış olarak adlandırmamamız gerektiğidir. *Bahsettiğim öfke nöbetlerinde şiddet yoktur. Ağlamak acı çekmekten kurtulma sürecidir. Çocukların ağlamaları engellendiğinde çocuklar kendilerini daha iyi hissetmezler. Çocukların ağlamaları engellendiğinde yaşadıkları stresten kurtulamamış olurlar.

    Ağlayan çocuk, sağlıklı çocuktur. Ağlayan çocuk, sorunlarıyla ve yaşadığı stresle baş etme sürecinde olan çocuktur. Ağlamanın yararlı olduğunu kanıtlayan birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Biyokimyacı Dr. William Frey, insan gözyaşının kimyasal içeriği üzerinde yaptığı araştırmada duygusal nedenlerle dökülen gözyaşı içeriğinin, soğan doğramak gibi nedenlerle tahriş sonucu dökülen gözyaşının içeriğinden farklı olduğunu bulmuştur. Bu bulgu ağladığımızda çok özel bir şey olduğunu gösteriyor. Dr Frey, duygusal nedenlerle ağlamanın, idrar yapmak ya da dışkılamak gibi atık maddelerden kurtulma amacını taşıdığını iddia ediyor. Gözyaşlarıyla vücudumuzdan atılan maddeler, özellikle ACTH(adrenokotrop hormon) ve katekolaminler stres sonucu biriken maddelerdir. İnsan gözyaşında, vücutta çok birikirse sinir sistemi üzerinde toksik etkileri olabilen manganez de bulunmuştur. Dr. Frey bu bulgulardan , “ gözyaşlarımızı baskıladığımızda çeşitli fiziksel ve psikolojik sorunlara olan yatkınlığımızı arttırdığımız” sonucunu çıkarıyor.(Aktaran; Solther, 2012, Frey ve Langseth, 1985).

    Peki çocuklarınız için ne yapabilirsiniz? Bu araştırmalar göz önünde bulundurularak çocuğumuz ağladığında yapabileceğimiz en iyi şey onlara ağlamaları için olanak sunmaktır. Küçük çocukların hayatında bir sürü stres kaynağı vardır. Bu stres kaynaklarının hepsi ağlama ihtiyacı doğurur. Çoğu zaman çocuğunuzun neden ağladığını bilmezsiniz ama bilemenize gerek de yoktur. Önemli olan ağlamasını kabul etmenizdir.

    Çocuklarınız ağlarken onlara “ağlayabilirsin” demek ya da “şu anda gerçekten üzgünsün değil mi?” gibi bir soruyla acılarını kabul ettiğimizi belirtmek faydalı olacaktır. Söyleyecek bir şey bulamazsanız. Ya da ağlayabilirsin demek size garip geliyorsa hiçbir şey söylemeseniz de olur. Gereken tek şey, çocuğunuzu izleyerek ve dinleyerek ilgi göstermek ve yüz ifadenizle sevginizi iletmektir. Böyle davranmak sizi rahatsız ediyorsa, çocuğunuz ağlarken o sırada meşgul olduğunuz işe devam edip, arada sırada gülümseyerek onu onaylayabilirsiniz. Bu yaklaşım, çocuğunuz ağlarken dikkatini dağıtarak ya da farklı yollarla susturmaya çalışmaktan çok daha iyidir.
    Ağlamanın önemini, doğallığını ve sağlığınıza katkısını, hem çocuklarınız için hem de kendiniz için aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Ağlamak güzeldir.

  • Etkili Ana Baba İletişimi

    Etkili Ana Baba İletişimi

    1. ANA-BABALAR SUÇLANIR AMA EĞİTİLMEZ

    En zor meslek olduğu halde hiçbir eğitime tabi tutulmayan ana babaların bu kitapta yalnızca yöntem ve becerileri öğrenmekle kalmayacağı aynı zamanda onları ne zaman ve hangi amaçla kullanacakları da anlatılıyor.

    E.A.E.nin başarılı olması anne ve baba tarafından birlikte tatbik edilmesiyle mümkündür.

    Ana baba kabaca üç gruba ayrılabilirler;Birinci gruptakiler her zaman haklı olduklarını ve güç ve otoriteleriyle çocuğu kurallara uymaya zorlayanlar; gerekirse ceza vermekle korkutan ve ceza verenler; ikinci gruptakiler çocuklarına fazla özgürlük tanıyan ve çocuğun gereksinimlerinin yerine getirilmemesinin zararlı olduğuna inananlar; üçüncü gruptakiler ise bocalayanlar.

    Bugünün ana babaları çocuk yetiştirmede ben kazanayım sen kaybet veya sen kazan ben kaybedeyim metodundan başkasını bilmezler E.A. E. programının yöntemi ise “Kaybeden yok”diye adlandırılıyor.

    2. ANA-BABALAR TANRI DEĞİL İNSANDIR

    *Etkili bir ana baba olmak için tutarlı olma0k zorunda değilsiniz. Ana babaların tutarsız olması kaçınılmazdır. Tutarlı olmaya çalışırlarsa gerçekçi olamazlar.

    *Eğer çocuğun davranışını kabul edemiyorsanız, ediyor gibi davranmamalısınız. İçinizden sevgi gelmiyorsa seviyormuş gibi görünmemelisiniz. Ayırım yapmış olmamak için yapmacık kabul ve sevgi göstermek zorunda değilsiniz. (Dürüstlük). Çocuğun gerçek duyguyu anlamasıdır.

    *Eşiniz ve siz çocuklarınızla olan ilişkilerinizde ortak bir cephe oluşturmak zorunda değilsiniz.(Ana baba dan birinin yapmacık olması söz konusudur)

    *Yapmanız gereken en önemli şey duygularınızı tanımayı öğrenmektir.

    *Çocukların yaptığı ya da söylediği pek çok şeyi kabullenen (gerçekten, samimi) ana babalar kişi olarak kabullendikleri duygusu taşıyan çocuklar yetiştirecekledir.

    *Sınır koyarak yasaklayarak çocuğun davranışlarını değiştirmeye çalışmayın. Bütün çocuklar yasaklardan nefret eder.

    3.ÇOCUKLARIN SİZİNLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DİNLEMELİSİNİZ?

    Kabul Dili

    * Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır.

    * Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir.

    * Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur.

    * En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir.

    * Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz.

    * İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna “terapötik iletiş” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.)

    * Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor.

    * Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki” denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Bunlar:

    1) Emir vermek, yönlendirmek;

    2) Uyarmak. gözdağı vermek

    3) Ahlak dersi vermek;

    4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek

    5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek;

    6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak;

    7) Övmek, aynı düşüncede olmak;

  • ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    Çocuklar özellikle yeni tanıştıkları kişilere karşı mesafeli ve bazen tepkilidirler. Çoğu anne baba için sorun gibi görünen bu durum birçok açıdan normaldir ve çocuklar farklı sosyal ortamlara girdikçe ve zaman içinde aşılabilir.Ancak zaman zaman bu tepki ya da yabancı davranma tutumu daha belirgindir ve çocuğun çevresiyle olan ilişkilerini olumsuz etkiler. Çocuk olaylara birdenbire atılmaz, reaksiyon göstermez; önce etrafını gözler, çevresini tanır, kendisini emniyette hissettikten sonra ortama dahil olur ise bu çocuk sükunet içindedir ve genellikle sosyaldir. Öte yandan aşırı sosyal, atak, girişken olduğu söylenen çocukların bir kısmı reaksiyoner çocuklardır.Kendilerini savunmak zorunda bırakıldıkları için empati duygularından yoksundurlar. Anne-babalar genellikle koşan, iten, gülen, hakkını söke söke almaya çalışan, ağlayan,bağıran böylesi çocukların dışadönük olduklarını zannederler. Halbuki bir çocuğun kişiliği hakkında hareketlilik ya da sessizlik tek başına bir veri değildir hiçbir zaman. Örneğin, 4 yaşında duyarlı bir çocuk, bir misafir gelse, odaya girmeden önce onları seyreder. onlarla hemen irtibata geçmez, daha sonra anne-babasının yanına gelir, kendisini emniyette hissettiğinde de ortama dahil olur. bu, bir duyarlı çocuk davranışıdır. bu çocuğa asosyal denilmez. aksine emniyet içerisinde kendisini adım adım sosyal ortama sokan bir çocuk davranışıdır. bunun yanı sıra eli ağzında, tırnaklarını yer vaziyette, başını omuzlarının arasına saklamış, konuşmaya dahi adım atmayan, kenarda saklanan çocuklar vardır. işte böylesi çocuklar, incinmişlikten, ezilmişlikten kaynaklanan bir içe kapanıklığa sahiptir.

    İÇE KAPANIKLIĞIN SEBEPLERİ

    Annesinden duygusal olarak beslenemeyen çocuk, içe kapanık olur. Annesi devamlı yanında bulunduğu halde annesinden yeteri kadar ilgi ve sevgi alamayan çocuklarda ‘kaygılı bağlanma’ dediğimiz bir davranış bozukluğu ortaya çıkmaktadır. çocuğun yanında her ne kadar anne bulunsa da çocuk annesinden yeteri kadar ‘duygusal beslenme’ gerçekleştiremiyorsa, bu çocuklar içe kapanık, korkak ve çekingen olur, dikkat dağınıklığı yaşar, kimi zaman duygusal yoksunluktan hırçınlık gösterir. mesela bir çocuk, sevgi için annesinin peşinde geziyor olsa ve anne de bir türlü meşguliyetinden kopamıyor olsa; böylesi bir atmosferi yaşayan çocuk yaşama kaygılı başlar ve bu durum kendini yaşamın her anında hissettirir.

    Hırçın bir annenin çocuğu, genellikle içe kapanık olur.Annenin hırçın ve sinirli olması, babanın çocukla yeteri kadar yakınlık kuramaması, saygın bir ilişki içinde olunmaması, ötesinde evdeki baskı ve şiddet ortamı çocuğun sinmesine ve ezilmesine sebep olur. Ezilen bir çocuk da çoğunlukla içe kapanık olur.

    Aile içinde kendisini yeterince ifade edemeyen çocuk, içe kapanık olur.Kendisini olduğu gibi sergileyemeyen, incitileceği, kızılacağı, eleştirileceği, sevgiyi kaybedeceği için veya anlaşılmayacağı için anne-babasıyla ruhsal bir iletişim gerçekleştiremeyen çocuk, içine kapanık olur. Çocukla ne kadar ruhsal iletişim kurulursa, çocuğun sorduğu soruya zamanın cevap verilirse, çocuk konuştuğunda ne kadar can kulağıyla dinlenirse, o çocuk kendini ifade etmekte sıkıntı yaşamaz, endişe etmez. rahat diyalog kuran çocuk, kaygısız olan çocuktur.

    Erken çocukluk döneminde çocuğa ‘Hayır’ denilirse, çocuk kendisini iletişime kapatır.Erken çocukluk döneminde, çocukla kurulan ileşimde hayır kelimesini kullanmak, çocuğu hırslandırır, sinirlendirir. dahası çocuğun agresif bir tutum içine girmesini sağlar. iletişim kapılarının kapanmasına sebep olur. kurulan diyaloglarda konuşma isteği azalır ve içe kapanmaya doğru giden bir süreç izlenir.

    ANNE BABALAR NELER YAPMALI…

    • Çocuğunuza çekingen ya da utangaç olduğunu söyleyerek, etiketlemeyin.
    • Kendisini ifade etmesine izin verin, buna izin verilen çocuk iletişim kurmaya başlayacaktır.
    • Çocuğu yeni ve bilmediği ortama ya da insanlara hazırlayın. Önceden nereye gidileceğini ve orada kimler olacağını açıklayın.
    • Çocuğunuzun çekingen kaldığında ısrar etmeyin, zorlamayın, kızmayın ve çok fazla üstünde durmayın. Temkinli bir yapıda olduğunu kabullenin ve ortama alışması için zaman verin.
    • Ebeveynin çekingen davranışları, çocuğun çekingenliğini arttıracaktır. Sizin yabancıyla rahat iletişime geçmeniz, çocuk için önemli bir model olacaktır.
    • Çocuğunuzu meraklandırarak ve cesaretlendirerek destekleyin. Ona eğlenceli gezilerinizden ve edindiğiniz arkadaşlıklardan bahsedin. Kendisinin nereye gitmek istediğini sorun.
    • Çocuğunuzun güvenli ortamda sürekli yeni deneyimler edinmesini sağlayın. Örneğin eve misafir davet edin ve çocuk misafirden başlayın. Ne kadar yabancı kişiler ve yabancı ortamlarda bulunursa çekingenliği bir o kadar azalacaktır.
    • Çocuğunuzu aşırı korumayın ve gereğinden fazla yardım etmeyin. Küçük korkularla baş etmeyi öğrenmesi için fırsat verin.
    • Çocuğunuzdaki sosyal becerileri fark edin ve takdir ederek onurlandırın, onun güçlü ve başarılı yönlerini dile getirerek pekiştirin.
  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık yaklaşık 1,5 yaşlarında tanınmaya başlanan, sevilen, arzulanan bir kişinin, sevginin ya da ilginin yitirileceği kaygısıdır. Çocuk için zor olan yaşam olaylarından biri olan kardeş kıskançlığı, anne sevgisini de yitirme korkusunu içermekte, onun için ebeveynini paylaşmak anlamına gelmektedir. “Annem-babam beni eskisi kadar sevecek mi?”, “Ya kardeşimi benden daha çok severlerse!”, “Benden daha çok onunla ilgilenirlerse!”, “Ben yine annem ve babamla yalnız olmak istiyorum” gibi düşünceler kardeş kıskaçlığının temelini oluşturmaktadır. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta kardeşe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kardeşi gelene kadar ailenin odağındayken, rakibi olarak gördüğü kardeşinin eve gelmesiyle beraber yeni bir duygusal sürece girer; böyle bir durumda çocuktan mutlu olmasını ya da kardeşine sevgi gösterisinde bulunmasını beklememek gerekir.  Duygularını ifade etmesine izin verilmeyen, kendisini sözel olarak ifade edemeyen çocuk, yaramazlık ya da davranış sorunlarıyla kendini göstermeye çalışabilir ve kıskançlık duygularını her çocuk farklı biçimde gösterebilir. Regresif savunma mekanizmalarıyla kardeşi doğduktan sonra, çocuk tuvalet eğitimini tamamlamış olmasına rağmen yeniden alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma gibi, bazıları da yaşından daha çocuksu davranışlar gösterebilir; okula giden çocukta okula gitmeme davranışı görülebilir. Kıskançlık doğal bir duygudur ve ancak ifade edilmesine izin verildiğinde, çocuğun duygularını anlatmasına izin verildiğinde üstü kapanmadan ve sorun haline gelmeden çözülebilir.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞINA ÖNERİLER…

    Aileye yeni bir bebek gelmeden önce çocuğa kardeşinin olacağı anlatılmalı, çocuk bu duruma önceden hazırlanmalıdır.

    Çocuğa gösterilen ilgi ve sevgi kardeş doğduktan sonra da gösterilmeye devam edilmelidir.

    Çocuğa kıskançlık duygusundan dolayı suçlama, cezalandırma ya da yargılama yapılmamalıdır.

    Çocuğa kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli; “artık sen ablasın, abisin” diyerek yaşının üzerinde olgunluk bekleyip, onun hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

    “O senin kardeşin, onu sevmelisin”, “Kardeş hiç kıskanılır mı?”, “O daha küçük o yüzden onunla daha çok ilgileniyoruz” gibi cümleler çocuğun iç dünyasının hiçe sayıldığı sanal bir ortam oluşturmaktadır ve olumlu etkisi olmadığı gibi tersine kıskançlığı daha da körükleyebilir.

    Çocuğun kardeşine karşı duygularını açıkça ifade etmesine izin verilmelidir. Böylece çocuk hem içindeki kıskançlık duygularını bastırmamış hem de duygularını ifade etme olanağı bulmuş olacaktır.

    Çocuk kardeşe zarar verme davranışlarında bulunuyorsa, aşırı tepki göstermeden, yaptığı yanlış anlatılmalıdır. Çocuğun kardeşi hakkında olumsuz duygularının reddedilmesi yerine yıkıcı olmayan biçimde ortaya çıkması sağlanmalıdır.

    Kardeşler arası kıyaslama yapılmamalıdır.

    Çocuklar arasında taraf tutulmalıdır.

    Kardeşlerin birbirleri ile olan ilişkilerini güçlendirmek adına etkinlikler düzenleyebilirsiniz.

    Sorunlar aşılamadığında, kaygı veya depresyon gibi başka ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı durumlarda çocuğun veya ailenin psikolojik destek alması ebeveyn, kardeş ve çocuk ilişkisinin yeniden tanımlanması ve yapılandırılması yönünden yararlı olabilmektedir.

  • ÇOCUKLARDA KORKU VE ANKSİYETE

    ÇOCUKLARDA KORKU VE ANKSİYETE

    Korku ve Anksiyete Kavramı

    Korku, bir tehdite karşı organizmanın cevabıdır. Bu tehdit, bilinen, dışarıdan gelen, belirli ve kaynağında çatşma olmayan bir tehdittir. Anksiyete de bir tehdite cevap niteliğindedir ancak bu tehdit bilinmeyen, içten gelen, belirsiz ve kaynağı çatışmalı olandır.

    Korku ile anksiyetenin birbirinden ayırt edilebilmesi psikolojik analizle mümkündür. İkisi arasındaki temel farklardan bir diğeri de, anksiyetenin kronik bir olay, korkunun ise akut bir olay olmasıdır.

    Korku Kavramı

    Birçok çocuk, küçük yaştan başlayarak, çeşitli korkuların esiri olmaktadır. Korku, hem kaçınılmaz, hem de temel bir duygudur. Hayvanları canlı tutan, korkuyla karışık uyanıklıktır. İlkel insanı düşünürsek, korkuları sayesinde hayatta kaldığını söyleyebiliriz. Modern hayatta da, tehlike karşısında kişiyi uyanık tuttuğu için korku şarttır. Ancak zaman zaman, korku işlevsellik sınırını aşmaktadır. Çocuk için, çocuğu sınırlayan bir etmen olabilmektedir. Çocuğu hareketsizleştirebilmektedir. Eğer çocuk, yalnızca dış tehlikeleri algılamak yerine, bu korkuları kendi içinde büyütebiliyorsa, korkunun üstüne endişe eklenir.

    Watson’ın (1924)kuramına göre, insan iki tip korkuyla doğar, bunlar düşme (desteğini yitirme) ve yüksek ses (gürültü) korkusudur. Bu korkular öğrenilmemiş ve doğuştan gelen korkulardır. Bu korkular, yalnızca desteğini yitirmek ya da gürültü olarak değil, aslında ani, beklenmedik bir uyaran karşısında çocuğun yaşadığı korku olarak ele alınabilir. Bir başka nokta ise, çocuk bu uyarana maruz kaldığında, çocuğun içinde bulunduğu durum olabilir. Çocuğun tanıdığı biri ile mi olduğu önemli olabilir. Tanıdığının yanındaysa bu korku ortaya çıkmayabilir.

    Freedman (1966)kuramında, özdeş ikizlerin, diğer ikizlere göre korkularının biçimi ve zamanı konusunda birbirlerine daha çok benzemesinden hareket ederek, korku tepkisinin, yalnız toplumsal çevre değil kalıtımla da şekillendiğini söylemiştir.

    Korku Tepkisinde Olgunlaşmanın Rolü

    Gesell, çeşitli yaşlardaki çocukların, kapalı bir yere konulmaktan dolayı yaşadığı korkuyu incelemiştir. Burada 10 haftalık çocuk bu olaya büyük bir gönül rahatlığı ile katlanırken, 20 haftalık çocuk çok hafif bir tepki gösterir, 30 haftalık çocuk ise çok şiddetli bir ağlama tepkisi gösterir. Çocuk olgunlaşıp, algı gücü arttıkça bu konudaki hassasiyeti artmaktadır.

    YineHelmes’in1935 çalışmasında da, üstün yetenekli ve erken gelişmiş çocukların korku tepkilerini daha erken gösterdiği bulunmuştur. Çocuk, algıları arttıkça, hayal gücünün gelişmesine paralel olarak, tehlikelerden daha fazla korkmaya başlar.

    Korkuda Öğrenmenin Rolü

    Öğrenme de korkuyu etkilemektedir. Çocuk, yaşadığı olumsuz bir tecrübe sonrası, önceleri kendisini rahatsız etmemiş bir uyarandan korkmaya başlayabilir.

    Watson ve Raynor deneyinde, Albert adlı çocuğa, şartlanma yolu ile korku aşılanmıştır. Daha önceleri çocuk beyaz bir fareden korkmuyorken, fare eşliğinde yüksek bir ses verildiğinde, çocuğun fareden korkmaya başladığı görülmüştür. Hatta çocuk, bu korkuyu genelleyerek, beyaz ve kürklü olan her şeyden, pamuktan bile korkmaya başlamıştır.

    Korkular genellenebilir. Yalnızca bir köpek tarafından ısırılan bir çocuk, bu korkusunu diğer köpeklere ya da bütün 4 ayaklı hayvanlara genelleyebilir.

    Çocuklar büyüdükçe, korkunun açık belirtileri olan ağlama, titreme ya da büyüklere sarılma gibi tepkiler günden güne azalır. Ancak bu durum korkunun tamamen yok olduğu anlamına gelmez.

    Korkuya verilen tepkilerde çocuklar arasında farklılıklar olabilir. Ayrıca, korkuya verilen ilk tepki, korkunun şiddetini ve sürekliliğini açıklamıyor olabilir. Okula yeni başlayan çocukları düşünelim. İlk gün çok yüksek sesle ağlayan çocular, sonra sınıftaki en mutlu çocuklar olabilir ya da ilk gün tepki vermemiş bir çocuk, günlerce üstündeki donukluğu atamayabilir.

    BAZI ÖZEL KORKULAR

    1. Gürültü korkusu

    Ses anlama yeteneğine sahip olan canlılar için ani bir ses, tehlike belirtisidir. Genellikle, korkuyu yaratan, gürültünün yoğunluğu değildir. Gürültünün şiddetinden çok, ani ve beklenmedik olması ve bilinmez bir yerden gelmesidir. Bu durum şiddetli bir gürültüden daha fazla korku yaratabilir. Gürültü, çocuklar için en önemli korkulardan biridir. Zamanla çocuk, hangi gürültünün daha tehlikeli olduğunu öğrenebilir. Bazı sesler onda eskisinden daha az korku yaratabilir.

    1. Karanlık korkusu

    Karanlıkta genel olarak, aydınlıkta olduğundan daha az güçlüyüzdür. Hem de gördüğümüz şeyleri iyi seçemeyiz ve bu da bizi tehdite açık bir hale getirir. Bu da korkmamıza sebep olur.

    1. Alışılmadık şeylerden korkma

    Çocuki gelişim sürecine bağlı olarak, alışkın olmadığı şeyden korkar. Yeni bir keşif çocuk için kimi zaman neşe verici olsa da, bazen korkutucu olabilir.

    1. Yalnızlık, bırakılmışlık ve ölüm korkusu

    Çocuk, özellikle erken yaşlarda anneye çok bağımlı olduğu için, anneden ayrılması, onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayamaması anlamına gelir. Buna bağlı olarak, eğer ebeveyni tarafından kendisine sürekli olarak büyüklerine güvenmemesi, bir gün bırakıp gidebilecekleri söylenir ya da koşullu olarak sevildiği hissettirilirse, çocuk terk edilme korkusunu ileri yaşlarda da hissedebilir. Bu korku, daha ileri yaşlarda ortaya çıkacak olan ölüm korkusunun psikolojik öncüsüdür.

    1. Hayvanlardan korkma

    Kırsal ve kentsel bölgelerde yapılan araştırmalara göre, 3-8 yaş arasındaki çocukların en çok sözünün ettiği korkulardan biri, hayvan korkusudur.

    ÇOCUKLARDA KORKUYA DUYARLILIĞI ARTIRAN ETMENLER

    Zayıflık ve Sakatlık

    Hastalanan, kazaya uğrayan çocuklarda, normal çocuklara göre daha fazla korku ve suçluluk duygusuna rastlanmıştır. Çocuk, sakatlık ve hastalık durumunu kendisine verilmiş bir ceza olarak algılayıp daha çok korkabilir. Kendini güvende hissetmeyebilir.

    Küçümsenme ve Değersizlik Hissi

    Ailesi tarafından hor görülmüş çocuklarda daha fazla korku görülebilir. Hataları çok sık yüzüne vurulan, ona hiçbir zaman ulaşamayacağı standartlar konulan çocuklar daha fazla korku hissederler. Bunlar, çocuğun güven duygusunu zayıflatır.

    Örneğin Etkisi

    Büyükler, kendi korkuları ile çocuklara örnek olabilir. Ebeveynin kendi korkularını açık ya da gizli bir şekilde dışa vurması, çocuğun güvende olması duygusunu zayıflatır. Hogman’ın 1932 çalışmasında, annelerin dile getirdikleri korkular ile çocukların dile getirdiği korkular arasında yüksek korelasyon bulunmuştur.

    ÇOCUKLARA KORKU İLE SAVAŞMALARINDA YARDIMCI OLMAK

    Korkuyla savaşmada birinci ilke, korkunun altında yatan etmenleri anlamaya çalışmaktır. Gözle görünür belirtiler ortadan kaldırılsa bile, bu korku daha sonra kendini başka şekillerde gösterebilir.

    Çocuğun korkusunu ifade edebileceği güvenilir ve kabullenici ortamı yaratmak önemlidir. Çoğulukla aileler ‘’Korkulacak bir şey yok.’’ gibi geçiştirmeler ya da korktuğu için alay etme şeklinde yaklaştığı için çocuk korkuyu ifade edecek ortam bulamamaktadır.

    Acele çözüm bulmaya çalışmamak gerekir. Korkuların kökenleri daha derinde yattığından daha derinlemesine bir yaklaşımla ele almak gerekir.

    Aileyi bilgilendirmekönemlidir. Ailenin ihmalkar ya da küçümseyici olması, korktuğu için çocuğu cezalandırması ya da durumun üstüne gitmeye zorlaması çocuğa zarar vermektedir.

    Aşamalı yaklaşım tekniğinden yararlanılabilir. Holmes’un 1936 deneyinde, karanlıktan korkan 14 çocuğun 13’ü, bu yöntemle karanlık korkusunu yenmiştir. Önce karanlık odanın kapısında durmak, sonra elektrik düğmesine uzanmak, ona dokunmak gibi aşamalı bir yaklaşımla korku azaltılabilir.

  • Pandas / çocuklarda streptokokların neden olduğu nöropsikiyatrik hastalıklar

    Enfeksiyon hastalıkları ve nörolojik bozukluklar arasındaki ilişki uzun yıllardan beri bilinmektedir. Virüsler, bakteriler ve diğer etmenler ciddi nörolojik bozukluklara yol açmaktadır. Çoğu zaman hastalık tablosunun tanımlanmaması veya gerekli tedavinin zamanında uygulanmaması sonucu yaşam boyu etkilenebilecek tablolar ortaya çıkmaktadır.

    Bu yazımızda Grup A Beta hemolitik streptokokların (halk diliyle beta mikrobu) neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluk olan PANDAS klinik tablosuna ait bilgiler özetlenecektir.

    PANDAS ; Grup A hemolitik streptokok (GABS) enfeksiyonundan sonra gelişen obsessif kompülsif bozukluk (OKB) ve/ veya tik gelişen çocukları tanımlamak için kullanılmıştır.

    Obsessif kompulsif bozukluk (OKB) Mantıksız düşünce ve takıntıların insanı sürekli tekrar eden davranışlar sergilemesine zorlayan psikolojik bir hastalıktır. Takıntı hastalığı olarak tanımlanmaktır.

    Tik istem dışı gerçekleşen kas kasılmalarının tümüdür.

    PANDAS İngilizcede çocuklarda streptokok enfeksiyonu ile birlikte gelişen otoimmun nöropsikiyatrik hastalık kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur.

    Özetle söylenecek olursa çocuk boğaz enfeksiyonu geçiriyor (GABS) ve bu enfeksiyonla ilintili olarak nöropsikiyatrik bulgular ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan bu tablo PANDAS olarak yorumlanmaktadır.

    PANDAS ‘ın klinik bulguları nelerdir?

    Belirtilerin 3 yaş ile ergenlik dönemi arasında ortaya çıkması

    Ani başlangıç göstermesi ve bulguların zaman zaman alevlenme göstererek oluşması

    Takıntı (OKB) veya tiklerin bulunuşu

    GABS enfeksiyonu ile ilişkinin saptanması

    Alevlenmeler sırasında nörolojik bulguların görülmesi.

    Hastalığın ani başlaması ve alevlenmeler göstermesi özellik taşımaktadır.

    PANDAS ‘ın yaygın bir hastalık olup olamadığı bilinmemektedir. Tanımı 20 yıl önce yapılmış olup bu konudaki bilgi yetersizliği tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmekte ve ailesinde akut eklem romatizma bulunan çocuklarda hastalık daha fazla tanımlanmaktadır.Bazı vakalarda ise streptokok enfeksiyonu takip eden 4 ile 6 haftada belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalarda antibiotik tedavinin yetersiz olduğu veya uygulanmadığı düşünülmektedir. Son verilere göre 200 çocuktan bir tanesi PANDAS tablosunu göstermektedir. Diğer bir deyişle OKB ve tikli çocukların %25 de PANDAS tanımlanmaktadır.

    Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren her çocuk PANDAS tablosu gösterebilir mi sorusunun yanıtı net olarak hayırdır.Ancak GABS enfeksiyonunu sık geçiren çocuklarda bu tablo oluşmaktadır. PANDAS ‘ın otoimmun bir mekanizma sonucunda oluştuğu ve beyinde bazal ganglionları tuttuğu ve fonksiyonlarda bozukluk olduğu düşülmektedir.

    PANDAS ‘lı hastalarda

    Boğaz kültürü

    ASO ve Anti-DNase B titrasyonu periodik olarak incelenmelidir.

    Bu hastalarda boğaz enfeksiyonu öyküsü dikkatle izlenmelidir.

    Radyolojik olarak gereken vakalarda Kraniyel Manyetik Rezonans incelenmesi yapılabilir.

    Hastalığın tanısı klinik olarak konulmaktadır. Ancak bazı laboratuvar incelemelerinin de önemi vardır.

    Bugün PANDAS’lı çocukların tanısı kadar tedavisinde sorun teşkil etmektedir.

    Hasta çocuk psikiyatrisi ve çocuk enfeksiyon uzmanı birlikte takip ederek tedavi planlanmalıdır.

    Tedavi ;

    – Antibiotik tedavisi

    – İmmunolojik tedavi

    – Nöropsikiyatrik tedavi başlıkları altında planlanır.

    – Antibiotik tedavisinde 2-4 hafta süre ile uygun antibiotik başlanır, hastanın kliniği izlenir. Klinik bulgular da değişiklik olmazsa antibiotik tedavisi değiştirilir.2.’inci bir antibiotik 10-14 gün süre ile verilir. Bu hastalara uzun süreli koruyucu antibiotik tedavisi önerilmektedir.

    İmmunolojik tedavi

    Plazmaferez

    IVIG

    Steroid
    tedavisi yapılabilir.

    Hastalarda aynı zamanda çocuk psikiyatri tarafından gereken nöropsikiyatrik tedavi uygulanır. PANDAS tanısı olan çocuklarda obsessif kompülsif bozuk ve /veya tiklerin yanı sıra

    Anksiyete

    Kişilik değişiklikleri

    Dikkat eksikliği

    Uyku bozuklukları

    Gece işemeleri

    Matematik ve yazma becerisinde azalma görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Tanı alamayan veya tedavi edilmemiş vakalarda ise nöropsikiyatrik bulgular bir ömür boyu devam edebilmektedir.

    Sonuç olarak nöropsikiyatrik bulguları olan çocukların mutlaka enfeksiyon açısından değerlendirilmesi önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    – Pandas

    -Grup A beta hemolitik streptok

    -Beta mikrobu(GABS)

    -Obsessif kompulsif bozukluk

    -Çocuklarda tik

    -Antibiotik tedavisi

    -İmmünolojik tedavisi

    -Nöropsikiyatrik tedavi

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • BİLGİSAYAR VE TV BAĞIMLILIĞI

    BİLGİSAYAR VE TV BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde en sık karşılaşılan problemlerden biri; çocuklarda, gençlerde ve hatta yetişkinlerde görülen ve “davranışsal bağımlılık” olarak değerlendirilen bilgisayar, tablet, telefon, televizyon bağımlılığıdır. Özellikle çocuklar, televizyonun, bilgisayarın tablet ve telefonunun karşısında adeta hipnotize ediliyor.Bu sebeplerden dolayı yaşanan sorunlar çocuğun çevre ile ilişkisini bozmakta, çocuğa sosyal, bilişsel ve psikomotor alanda çok büyük kayıplar yaşatmaktadır. Elbette bu tür teknolojik aletlerin birçok faydası vardır ancak, yararlı olarak kullanılıp zararlarından kaçınabilmek konusunda dengenin hem çocuk hem de aile tarafından kurulması; kontrollü ve bilinçli olarak kullanılmasına bağlıdır.

    BİLGİSAYAR, TABLET, TELEVİZYON BAĞIMLILIĞININ ZARARLARI

    Çocuğun arkadaş edinme becerisi gelişmez,

    Sosyal ortamlarda ilişki kurmada zorlanan çocuklar meydana gelir,

    Kendini ifade etme, öz bakım becerileri gelişmez; devamlı olarak anne ayakkabımı bağla, üzerimi giydir… diyen çocuklar ortaya çıkar,

    Oyun oynadığı, eğlendiği, vakit geçirdiği bu sanal dünya o kadar renkli, hareketli, sesli ve değişkendir ki, çocuk gerçek dünyaya döndüğünde her şey ona çok durağan, sıkıcı ve basit gelir. Dolayısıyla “hiperaktivite” baş gösterir,

    Çocuk, üzerinde kontrol kurduğu ve kendi yarattığı bu dünyaya sarılır, kendini yaşamdan soyutlar ve izole olur.

    Ev içinde anne-baba-çocuk ilişkisi bozulur,

    Ebeveynler çocuğunu tanıyamaz, fikirlerini öğrenemez,

    Saatlerce bilgisayar, televizyon ve tablet başında olan çocukların dil gelişimi ve sosyal gelişimi yavaş olur,

    Çocuk sürekli ekran karşısında oturduğu için, fiziksel gelişimi de çok sağlıklı olmaz, kas gelişimi yavaş olur,

    Çocuk bir şeyleri fizikken, ortamda yaşayarak yani yaparak öğrenmediği için, dünyaya karşı daha korkak ve çekingen olur,

    Çocuklar bu şekilde, normal gelişimsel dönemlerine göre daha fazla uyarıcı alıyor ve dikkatleri çok daha kolay dağılabiliyor. O yüzden uzun vadede dikkat dağınıklığı ve odaklanamama gibi ciddi sorunlar yaşanabilir.

    Çocuklar bilgisayar ve televizyonda izledikleri karakterlerle özdeşim kurup gerçek hayatta onlar gibi davranışlar sergileyip , onlar gibi görünmek isteyebiliyorlar; özellikle kız çocuklarının bilinçaltına beden algısı sokulabiliyor.

    Ekranda şiddet içerikli programlar, oyunlar ise erkek çocukları daha çok etkisi altına alıyor. Çocuğa “Sen güçlü olmak zorundasın” gibi mesajlar veriliyor. Ekrandan çok rahat psikolojik şiddet aşılanabiliyor. Bu nedenle çocukların izlediği, oynadığı programların içeriklerine mutlaka bakılması gerekiyor.

    ANNE BABAYA DÜŞEN GÖREVLER …

    Çocuğunuz telefonla veya bilgisayarda bir uygulama açtığı zaman, müthiş bir iş becermiş tepkisi vermeyin.

    Çocuğunuzu üç yaşına kadar ekrandan uzak tutun.

    Çocuğunuza bu konuda örnek teşkil edin, ekran karşısında geçirdiğiniz zamana dikkat edin, elinizden sürekli telefonu düşürmezken çocuktan aksi yönde bir davranış sergilemesini beklemeyin.

    Yemek saatlerinde çocukların televizyon karşında yemek yemelerine izin vermeyin, bu durum hem yemek alışkanlığını olumsuz etkiliyor, hem de çocuklar uzun süre uyarıcılara maruz kalmış oluyor.

    Çocuğunuzla nitelikli zaman geçirin, onunla oyunlar oynayın, etkinlikler düzenleyin, çocuğun çeşitli faaliyetlere (resim, dans, müzik, spor vb.) yönlendirin. Sosyal hayatta mutlu ve tatmin olan çocuk, sanal ortamdan uzak duracaktır.

    Evinizde ortak kararlar alıp kurallar belirleyin ve bu kurallara uyuması için çaba gösterin,

    3-6 yaş arasındaki çocukların günde 1 saatten fazla televizyon, tablet, bilgisayar karşısında zaman geçirmesine izin vermeyin, 6 yaşından sonra sabah 1, akşam 1 saatten fazla zaman harcamasına izin vermeyin.

    Çocuğunuza verdiğiniz sözleri tutun, kuralları uygulamakta tutarlı olun.

    Yeter ki ağlamasın, yeter ki sussun diye düşünmekten vazgeçin, bu şekilde yaklaşarak çocuğunuza ağladığı ya da tutturduğu zaman isteklerinin gerçekleşebileceğini öğretmiş olursunuz.

    Çocukları televizyondan, tabletten ayırdıktan veya oynama ve izleme saatini azalttıktan sonra o boşluğu çocuğunuzla beraber kaliteli zaman geçirerek doldurun.

    Çocuğunuzu bilgisayarı açmamakla, elinden tableti almakla telefonu vermemekle, televizyonu yasaklamakla tehdit etmeyin. kontrollü ve bilinçli olmayı öğretin.