Etiket: Çocuk

  • ÇOCUKLARDA GÜVEN DUYGUSU NASIL GELİŞİR?

    ÇOCUKLARDA GÜVEN DUYGUSU NASIL GELİŞİR?

    Gerek başkaları ile kurduğumuz ilişkilerde karşı tarafa duyduğumuz güven, gerekse kendimizle kurduğumuz ilişkide içimizde oluşturduğumuz içsesimizin pozitif olması, bebeklik döneminde temel ihtiyaçlarımızı karşılayan kişilerin tutumu ve bizimle kurdukları ilişki ile doğrudan ilişkilidir. Özgüven, bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir deyişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir. Kendine güven gösterilen çocuğun güveni gelişir. Üstelik kendine bağlanan umutları pekiştirmek, verilen olanakları değerlendirmek için güç ve çaba harcar. Bu nedenle, çocuklarla konuşurken kendilerine güvendiğimizi, onların seçiminin bizim için değerli olduğunu inandırıcı olarak belirtmeliyiz.

    Çocukluk döneminde ihtiyaçların zamanında ve tam karşılanması ile oluşan “temel güven duygusu”, sosyalleşme sürecinde edinilen deneyim ve yaşantılarla “benlik algısı”na dönüşerek, içimizdeki özgüven duygusunu oluşturmaktadır. Bu nedenle, çocuğun bebeklik döneminden itibaren bakımını sağlayan, onunla doğrudan ilişkide bulunan anne-babaların, bakım veren yardımcı kişilerin, sonrasında okul dönemi ile birlikte öğretmenlerin ve arkadaşların özgüven gelişiminde rolü oldukça önemlidir.

    Özgüvenli çocuklar yetiştirmek hepimizin isteğidir.

    ÖZGÜVENLİ ÇOCUKLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ:

    yapabildikleri ve yapamadıklarıyla,

    olumlu ve olumsuz duygularıyla,

    yetenekleriyle, korkularıyla,

    kendini doğal olarak kabul edebilir,

    kendiyle barışıktır,

    duygularını kabul eder,

    daha cesurdur,

    doğal olarak dürüsttür,

    yalan ve gizliliğe ihyiyaç duymaz,

    empati duygusunu geliştirebilir,

    başkalarıyla iletişimi iyidir,

    kendine değer verir,

    kendi olmaktan mutludur,

    başarısız olduğu zamanlarda da değerli biri olduğunu hisseder,

    motive, enerjik, canlıdır,

    kendini gerçekleştireceğine inanır.

    ÇOCUĞUN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN ANNE VE BABALAR NELER YAPABİLİR?

    • Anne-babanın çocuğundan beklentileri onun gelişim düzeyine ve yeteneklerine uygun, gerçekçi olmalıdır.

    • Yetersizliklerinden çok başarılarının ve yeterli yönlerinin üzerinde durulmalı ve vurgulanmalıdır.

    • Gerçekleştirmek istediği iş, tam istenilen biçimde sonuçlanmasa bile süreçle ilgili değerlendirme yaparak çabaları takdir edilmelidir. Bir çocuğun anne-babası tarafından, “Öğrenmeye çalışmandan gurur duyuyorum”, “….bu konudaki çaban beni çok mutlu ediyor” gibi sözlerle yüreklendirilmesi, çocuğun daha çok çaba harcaması için onu motive edecek, mücadele gücünü geliştirecektir.

    • Çocuğa kendi işini kendisinin yapması için fırsat tanınmalı, kendi başına yapabileceği işler bir yetişkin tarafından yapılmamalıdır. Çocuğun Bir sorumluluğu nasıl yapacağı ile ilgili bir öngörümüz var ise bunu da çocuğa belli etmemek çocuğun önyargılı işe başlamaması açısından önemlidir.

    • Yaşadığı ve karşılaştığı sorunlar onun adına çözülmemeli, çözüm bulmasına yardımcı olunmalı, alternatif çözümler üzerine düşünmesi sağlanmalıdır.

    • Başladığı işi bitirmesi konusunda motive edilmeli, destek olunmalı, model oluşturulmalıdır.

    Çocuğunuza kendini ifade etmeyi ve isteklerini etkin bir biçimde dile getirmeyi öğretin. Bu konuda kendini geliştirirse toplum içerisinde kendine güveni daha fazla olur.

    • Çocuk haksızlığa uğradığını düşündüğünde bunu ifade etmesine izin vermeli, sorularla durumun gerçekliğini fark etmesi için fırsat tanınmalıdır.

    • Evde düzenli olarak belli konularda sorumluluk alması sağlanmalı ve aldığı sorumlulukları yerine getirip getirmediği izlenmelidir.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor. Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.

    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur. Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Problem çözme etkinlikleri, çocukların hedefe nasıl ulaşacakları ile ilgili kararlar vermelerini sağlamasının yanında yetişkinlerin de çocuklardan bir şeyler öğrenme fırsatını sağlar. Problem çözen çocukları gözleyerek ve sordukları soruları dikkatlice dinleyerek, çocuğun ne düşündüğü anlaşılabilir. Problem çözme olanakları yetişkinlere çocukların düşüncelerini anlamak ve yeni bağlantılar-ilişkiler sistemini fark etmek için fırsatlar vermiş olur.

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    ? Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.

    ? Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.

    ? Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.

    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”, “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”, “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”, “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”, “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”, “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”, “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz), “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır. Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    ? Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.

    ? Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.

    ? Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ? Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.

    ? Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Aileye yeni bir üyenin katılması çocuk için kabul etmesi güç bir olaydır. Kıskançlık duygusu normal olmakla birlikte çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik özellikleri gibi faktörler etkili olmaktadır. Aslında çocukların kardeşlerini kıskanması onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur.

    Çocukların bu duygu karmaşası “terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz” hissetmelerinden kaynaklanır. O ana kadar çocuğa gösterilen ilgi, alaka ve desteğin kardeşine geçmesinden rahatsızlık duyarlar. Kendisine ayrılan zamanın öncesinden daha az olduğunu gözlemlerler.

    Çocuğunuzun kıskandığını belli eden davranışlar,

    • “Keşke doğmasaydı.”, “Ondan nefret ediyorum.” gibi cümlelerle duydukları kıskançlığı dile getirebilirler.

    • Bebeğin doğması ile birlikte regresyon (geriye dönüş) yaşanabilir. Emzik emme, alt ıslatma gibi durumlarla ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar.

    • Kardeşi doğmadan önce bütün ilgi kendi üzerinde olduğu için kardeşi doğduktan sonra kendini ikinci plana atılmış hisseder ve bu sebeple sevilmediği düşüncesine kapılarak anneden uzaklaşma, içine kapanma, yemek yememe gibi durumlarla karşılaşılabilir.

    • Çevrelerindeki insanlara karşı huzursuz ve öfkeli davranabilirler.

    • Kıskançlığı yoğun olarak yaşayan çocuk zarar verme davranışlarında bulunabilir. Kardeşlerine fiziksel zarar verebilirler. Bazı çocuklar ise bu duygularını bastırarak sevgi dolu davranabilirler. Bunun altında yatan sebep ise ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusudur.

    • Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetme davranışları başlayabilir. Bununla birlikte mide bulantısı, baş ağrısı gibi psikosomatik belirtiler ile karşılaşılabilir.

    Peki anne babalar bu durumda neler yapmalı ?

    • Ailenin birlik içinde olmasına özen gösterin. Doğacak bebek için seçilen isimde, hazırlanan odada ve alınacak eşyalarda çocuğunuzun da fikrini alın.

    • Kardeşi doğmadan önce bebeğin gelişini doğru bir şekilde açıklayın. Bunun için hikayelerden destek alabilirsiniz.

    • Kardeşinin bir süre yatak odasında yanınızda yatacağını ama daha sonrasında “aynı sana yaptığımız gibi” cümlesini de kullanarak kendi odasına geçeceğini anlatın.

    • Çocuğunuzun bebekliğinden ve ona da aynılarını yaptığınızdan bahsedin.

    • Her fırsatta çocuğunuz ile birebir iletişime geçmeye gayret edin. Çocuğa kardeşiyle ve evle alakalı küçük sorumluluklar verin. Böylece onu hala sevdiğinizi ve önem verdiğinizi hissettirmiş olursunuz.

    • Aile büyüklerine ve yakın dostlara yalnızca bebekle ilgilenmemelerini söyleyin. Çocuğa “Senin pabucun dama atıldı.” gibi cümleler kurmamaları konusunda uyarın.

    • Kıskançlığı hissettiğiniz zaman çocukları birbirinden uzaklaştırmayın, yakınlaştıracak ortamlar hazırlamaya özen gösterin.

    • Çocuğun kendini ihmal edilmiş hissetmemesi için annenin bebekle meşgul olduğu zamanlarda çocuğun babayla vakit geçirmesini sağlayın. Anne ve baba olarak çocuğa ayrı ayrı özel zamanlar ayırın.

    • Çocuk bebeğe zarar veriyorsa aşırı tepki göstermeden açıklamalarda bulunun. Bebeğin küçük olduğunu ve bu şekilde anlamayacağını, evde birbirinize vurmadığınızı, neye sinirlendiğini konuşarak söylemesini isteyin.

    • Çocuğa gösterilmesi gereken ilgiyi abartmayın. “Sana bir kardeş yaptığımız için suçluyuz ve bu sebeple seni ilgiye boğuyoruz, hediyeler alıyoruz.” gibi bir mesaj vermemeye dikkat edin.

    • Sevginizi çocuğunuza göstermeyi asla ihmal etmeyin.

    Çocuklarınız doğumdan belli bir süre sonra kardeşi olduğu için mutlu olacaktır. Önemli olan çocuğa zaman tanımaktır. Üzerinize düşen görevleri yaptıktan sonra akışına bırakmalısınız. Bu dönemi her çocuk farklı şekilde atlatır. Bütün bu hazırlığa rağmen çocuğunuz bebeği kabullenmekte zorlanıyorsa bir uzmana başvurmak şarttır.

  • HİPERAKTİVİTE

    HİPERAKTİVİTE

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu üç grupta değerlendirebiliriz. Bir çocuk dikkat eksikliği sorunlarını yoğun ve ön planda yaşıyorsa ve bu belirtiler yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa dikkat eksikliğinin ön planda olduğu gruba girer. Bir çocuk ağırlıklı olarak hiperaktivite ve kontrol güçlüğü konusunda sorunlar yaşıyorsa ve bu belirtileri yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa “Hiperaktivite”nin ağırlıklı olduğu gruba girer. Eğer çocuk her iki grup özelliklerini de birlikte gösteriyorsa bileşik tip grubuna girer.

    Uygulamada tanı bu kadar kolay konulamamaktadır. Sıklıkla bireyin genel potansiyeli ve yaşam kalitesinde yetersizlik varsa, yetersizliğin hangi alanlarda olduğuna bakılır. Yukarıda saydıklarımızla beraber planlama becerisi ve önceliklerini belirleme yeteneği değerlendirilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedeni
    Temel nedenin genetik olduğu kesinleşmiştir. Bu bireylerde beynin ön lobunda genetik olarak geçen bir yürütücü işlev sorunu vardır. Tedavide semptomların ağrılığına ve yoğunluğuna bağlı olarak terapiyle birlikte ilaç kullanılır. Genel olarak, bu çocuklarda yaş ilerledikçe aşırı hareketlilik azalabilir, ama kontrol güçlüğü devam eder. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların ergenlik döneminde de aynı tanıyı aldıkları ve bu çocukların yetişkinlik döneminde de sorunlar yaşadıkları bilinmektedir.

    Bu kişilerde başka psikiyatrik bozukluk örneğin depresyon, kaygı bozukluğu, tikler, madde kullanımı, sigara kullanımı riski genel populasyondan yüksektir. Erken yaşta fark edilmesi ve tedaviye başlanması başarılı sonuçlara yol açmaktadır. 6 yaş ve öncesinde fark edilmesi ve tedaviye alınması çocuğun okul döneminde sorun yaşamayacağını veya daha az sorun yaşayacağını gösterir. Alternatif tedavi yöntemlerinin hiperaktivitenin tedavisinde etkisi yoktur. Tedavi uzun bir süreçtir. Tedaviye yanıt hızlıdır.

  • Denize girme korkusu nasıl başedilir ?

    Çocuk havuzdan denizden korkuyorsa çeşitli oyun ve oyuncaklar ile suya alışması sağlanabilir. Başlangıçta deniz kenarında şişme küçük oyun havuzları koyup ilk başta bunlarda oynayıp yavaş ve kademeli şekilde suya girmesini sağlayabilirsiniz.Ebeveynler için dikkat edilmesi gerekenler şunlardır.

    10 yaş altında görülebilr

    Çocukluk döneminde deniz veya havuz korkusu olabilir. Bu 10 yaşında altında saha sıktır. Bu suya girme korkusu aşılamazsa aileler için problem oluşturabilmektedir. Yıl sonunda sabırla bekledikleri dinlenmeye kendileri ayırdıkları zaman dilimi tüm aile için hoşnut olmayan dönem oluşturur.

    Ortam değişiklikleri göz önünde bulundurun

    Geniş alanda hareketli olan su kitlesi bazı çocuklar için ürpertici olabilir. Tuzlu soğuk ve hareketli olan dalgalı olan bir suda korku ve kasılma meydana gelir. Bu korkudan dolayı adrenalin salgılar kaçma refleksi meydana getirir. Bu nedenle soluk alıp verme hızlanır, nefes almak için ağızlarını daha fazla açıp kaparlar. Böyle olunca da daha fazla su yutar, genizleri yanar. Bunlara ilave alışkın olmadıkları çakıl yosun kum gibi olan zeminlerde ayrıca endişe kaynağı oluştururlar.

    Korku öğrenilir, korkuyu artıcı ve pekiştirici davranışlardan uzak durunuz

    Korkunun en büyük kaynağı öğrenilmiş olaylardandır. Bunlardan bazıları banyoda yüzüne su dökülürken genzine ve boğaz veyahut genzine su kaçması, nefessiz kalma korkusu, suyun sıcaklık değişimleri veya zeminde kayma düşme endişesidir. Ayrıca etrafındaki yetişkinlerin ve diğer çocukların suya düşersin, deniz seni çeker balıklar ısırır, su yutma gibi korku endişe içeren sözcükler çocuklara ilave endişe verebilir.

    Sözler ile güzel telkinlerde bulunuz

    Çocuklara bak senden küçükler bile yüzüyor, bebekler daha iyi suya giriyor gibi ifadelerden kaçınınız. Çocukta cesaretini artması sağlayın. Meraklanmasını ve zevk alacağı şekilde oyunlar ile birlikte suya girin. Dalgalı denizlerde ilk deneyimi olmasın . Öncelikle suyun kenarında şişme su havuzu veya oyunlar ile birlikte oynasın. İlk girişte tüm vucut suya girmesi yerine öncelikle dizler suya temas etmelidir. Deniz tatili ile ilgili oyuncak kitap ve resimler ile aşinalık kazanmalıdır.

    Kendini güvende hissetmesini sağlayınız aksi takdirde ortam değişikliği, iştah kaybı, uyku düzeni değişir hoş vakitler geçiremez tatile yarıda dahi kesip dönebilirsiniz.

  • Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Eski köye yeni adet- Özgür insanın ilk öğretmenine

    Anaokullarında verilen eğitimdeki yanlışları gördükçe 3-6 yaş arasında verilen eğitimin daha da önemli olduğunu, bu yaşlarda yapılan yanlışların düzeltilmesi çok zor olan etkileri olduğunu düşündüm. Bu çalışma eğitim felsefesini temelden değiştirmeyi amaçlamış ve bu değişikliğe öğretmenleri eğiterek başlamıştır. Bu değişikliği insanı kendisine has özellikleri olan, değerli ve farklı bir varlık olarak kabul etme olarak isimlendirebiliriz. Daha önceki eğitim modelinde daha önceden hazırlanmış bir takım bilgilerden oluşan bir program vardır. Uygulamalarda her okulun kendisine has farklılıkları olmasına rağmen bu sistemde çocuk alıcı, öğretmen verici bir rol üstlenmektedir. Öğrenme ve öğretmenin olduğu yerde ister istemez değerlendirme de olacaktır. İşte o zaman her çocuğun özel olduğu kavramından uzaklaşılarak çocuklar birbirlerine göre değerlendirileceklerdir. Böyle bir sistemde çocukların özel yeteneklerini bulmak gibi bir düşünce yer almamaktadır. Çocukların doğuştan getirdikleri becerilerin, özelliklerin körelmesi ne kadar acı ise, bir çocuğun aslında yetenekli olmadığı bir alanda çalışmaya zorlanması da o kadar acıdır. İstenmeden elde edilen bir başarı çocuğa hiçbir doyum vermez, onun için hiçbir anlamı yoktur.

    Uyguladığımız yeni modelde amaç çocukların doğuştan getirdikleri özellikleri ortaya çıkarmak ve bu özellikleri kullanabilecekleri ortamı oluşturarak çocukların gelişimine katkıda bulunmaktır. Çocuklar hiçbir şekilde bir sıralamaya tabi tutulmazlar. Bir öğretmenin böyle bir sistemi uygulayabilmesi için önce kendisini tanıması farklı ve özel yanlarını görmesi, farklılığına sahip çıkmayı öğrenmesi gerekmektedir. İnsan ancak kendisine uyguladığı bir bilgiyi bir başkasına uygulayabilir. Öğretmenler eğitimdeki uygulamaları çeşitli biçimlerde değiştirerek çocuklara uygulamışlar, çocuklarda olumlu değişikliklere neden olmuşlardır. Böylece öğretmenler de yaptıkları işi daha anlamlı hale getirmiş oldular. Kendi içine kapanmış, utangaç çocuklar varlıklarını hissetmenin verdiği güç ile kabuklarının dışına çıktılar. Diğer çocuklarla ve büyüklerle rahat ve daha kaliteli bir iletişim içine girdiler. Bunun çocuklar için anlamı dışarıdaki anlama ulaşmaları demektir. Sonuç olarak yaşama anlamlı bir başlangıç demektir.

    Frankl insanların açık kaplar halinde olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklıktan insan evrenle iletişimini sağlamaktadır. Çocukların doğal yapılarını koruyarak kaplarının sürekli açık kalması sağlanacaktır. Hangi koşulda olurlarsa olsunlar dışarısı ile iletişim halinde olmak onların hayatta karşılaştıkları her türlü zorluğa dayanabilmelerine yardım edecektir. Müzik ve resim çalışmaları çocukların hızlı bir biçimde gelişmesini sağlamıştır. Utangaç çocuklar normal olan çocuklarla aynı düzeye gelmişler, hareketlenmişler, diğerleriyle güçlü bir iletişime girmişlerdir. Bu eğitim modeli ile korkuya ve disipline dayalı eğitime son verilecek, çocukların özgür iradelerini kullanabilecekleri bir ortam oluşturulacaktır. Çocukların dikkat odağı kendi doğalarına uygun işlere yönelecek bunun sonucunda ise çocuklar yaşama uyum sağlayacaklardır. Hayatının amacına uygun yolda çalışabilen çocuklar sakin, kararlı ve güvenli olacaklardır. Kendilerine güvendikleri gibi hayata da güvenecekler, korkulardan uzaklaşacaklardır. Sonraki hayatlarında da korkuların kendilerini engellemesine izin vermeyeceklerdir. Korkulardan uzak insanların yaşadığı bir toplum şiddetten de uzak olacaktır.

  • 5. V. Beşinci hastalık

    5. BEŞİNCİ HASTALIK ERİTEMA İNFEKSİYOZUM
    ERİTEMA İNFEKSİYOZUM (5. hastalık)

    Parvovirus B19’un neden olduğu, genellikle çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Kızlarda görülme oranı erkeklerden biraz daha fazladır. Vakaların % 70’i 5-15 yaş arasındaki çocuklardır.

    Klinik : İnkübasyon süresi 7-10 gün (4-21 gün)’dür. Subklinik enfeksiyonlar sıktır. Bifazik bir hastalıktır. Temastan yaklaşık bir hafta sonra hafif prodromal semptomlar (başağrısı-% 20, ateş-% 20, boğaz ağrısı-% 15, kaşıntı-% 15, burun akıntısı-% 10, karın arısı-% 10, artralji-% 10) ortaya çıkar ve 2-3 günde kaybolur. Artralji yetişkinlerde % 50 kadar yüksek oranda görülebilir. Yaklaşık 7 günlük bir semptomsuz dönemden sonra tipik ekzantem ortaya çıkar, bunun da 3 dönemi vardır: Önce yüzde kırmızı, “tokat yemiş çocuk görünümü” olarak tarif edilen eritem ve peroral solukluk ortaya çıkar. Genellikle 1-4 gün sonra gövdede ve ekstremitelerin proksimalinde dantel görünümünde makülopapüler döküntü gelişir. Üçüncü dönemde ise kaybolan döküntünün haftalar veya aylar sonra, eksersiz, irritasyon, banyo veya güneş ışıkları ile ısınma gibi uyarılarla rekürrensi söz konusudur. Döküntü özellikle yetişkinlerde kaşıntılıdır. Enantem görülmez. Döküntü çocukların % 75’inde, yetişkinlerin ise % 50’den azında görülür.

    Komplikasyonlar : Artropati (Simetrik poliartrit tarzındadır, genellikle parmaklar tutulur, temastan 2-3 hafta sonra gelişir, daha çok yetişkin kadınlarda görülür), kronik hemolitik anemili hastalarda aplastik krizler, hidrops fetalis (gebeliğin erken döneminde hastalığı geçiren annelerin çocuklarının % 10’unda görülebilir. Malformasyon bildirilmemiştir, bu nedenle abortus endikasyonu yoktur).

    Epidemiyoloji ve bulaşma : Bulaşma genellikle solunum yolu sekresyonları ile olursa da, atıklarla ve kan transfüzyonu veya anneden bebeğe vertikal geçiş şeklinde parenteral bulaşma da bildirilmiştir. Daha çok kış ve ilkbahar aylarında görülür, 4-7 yılda bir siklik epidemiler yapar. Eviçi temaslarda bulaşma şansı % 30-50’dir.

    Tanı : Döküntünün tipik olması ve hastalığın prognozunun iyiliği nedeniyle rutin laboratuvar testi gerekmez. Beyaz küre sayısı genellikle normaldir, hafif eozinofili görülebilir. Birlikte hemolitik anemi, gebelik veya artropati varsa serolojik tanı gerekebilir. Akut dönemde Ig M pozitifliği veya konvalesan serumda akut döneme göre en az 4 kat Ig G artışı veya negatifken pozitifleşme tanıyı doğrular. Virus standart hücre kültürlerinde üretilemez. PCR ve antijen testleri de mevcuttur.

    Ayırıcı tanı : Kızamık, rubella, rozeola infantum, kızıl, riketsiyal ve enteroviral döküntüler, sistemik lupus eritematosus, ilaç erüpsiyonları, allerjik döküntüler.

    Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Semptomatik tedavi (antipiretik, antihistaminik…) uygulanabilir. Vakaların aşırı sıcaktan ve güneş ışığından uzak tutulmaları uygun olur.

    Korunma : Döküntü çıktığında bulaşıcılık kaybolmuştur. Aplastik krizli hastalar eritrosit sayısı normale dönünceye kadar viremiktir ve virusu bulaştırabilir. Bu vakaların gebe kadınlardan, kronik hemolitik anemili ve immün yetmezlikli hastalardan uzak tutulması uygun olur.

  • Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıklarını önlemek için anne adaylarının özellikle kızamıkçığa karşı aşılamalarını yaptırmaları; gebelikte ilaç, sigara, alkol kullanmamaları ve röntgen filmi çektirmemeleri, yüksek risk taşıyanlarda genetik danışma olanaklarının kullanılması gerekmektedir

    Anne ve babaların bebeklerin doğumdan sonraki rutin izlemlerini düzenli yaptırmaları kalp sağlığı açısından önemlidir çünkü çocuk hekimi belirtileri farkettiği zaman hastayı çocuk kardiyoloji uzmanına yönlendirmektedir. Bunun yanısıra çocukları infeksiyonlardan koruma, aşıların düzenli yapılması, iyi beslenme ve bakım kalp hastalıklarından korunmada önemli olmaktadır.

    Çocuklarda büyüme ve zihinsel gelişim hamileliğin başladığı andan itibaren besinlerden büyük ölçüde etkilenmektedir. İyi beslenme aynı zamanda kalp sağlığı için çok önemlidir. Gelişmekte olan toplumlarda özellikle beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve fast-food ağırlıklı beslenme tipleri nedenleri ile kalp hastalıklarına yakalanma yaşı gittikçe düşmektedir. Dengesiz beslenme çok küçük yaşlarda şişmanlığa, anormal kolesterol düzeylerine ve yüksek tansiyona yol açabilmektedir. Hiperkolesterolemi, çok nedenli metabolik bir bozukluk olup, hastalık genetik faktörlerin yanısıra diyet ve fiziksel aktivite gibi çevresel faktörlerden çok etkilenip ortaya çıkmaktadır. Kanda kolesterol yüksekliği ateroskleroz (damar sertliği) için risk faktörüdür ve bu hastalık daha çocukluk çağında başlamaktadır.

    Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu bir diyet ile beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması hem çocukluk çağında ve hem de erişkin yaşlarda sağlıklı bir kalbe sahip olunmasına yardımcı olmaktadır.

    Normal kilonun üstünde olan bir çocuğun fiziksel etkinliklere katılması sağlanmalıdır. Uzun süreli bilgisayar oyunlarını oynama ve televizyon izleme gibi çocuğu hareketsiz kılan durumlarda obezite daha çok oluşmakta ve bu durum da kalp hastalıkları için zemin hazırlamaktadır.

    Anne ve babaların çocuklarının ağız hijyenine önem vermesi, yumuşak diş fırçaları ile dişlerin fırçalanması alışkanlığını öğretmeleri ve sağlıklı insanlarda dahi %1-2 oranında kana mikrop karışmasına olanak sağlayan ciklet ve benzeri şeylerin çiğnenmesi ile ağız içerisinde oluşacak küçük yırtıkların oluşmasına engel olmaları gerekmektedir.

  • Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir?

    Bunlar, ateşe bağlı havale nöbeti ve sıcak çarpmasıdır.

    Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşli havale:

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki “febril konvülziyon” diya isimlendirdiğimiz ateşli havalenin oluşumudur ve bu durum acil tedavi gerektirmektedir. Ailelerde ateşe bağlı korku ve panik gelişimine yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Ateşe bağlı havale geçirmekte olan çocuğun ilk destek tedavisini yapmak zorunda kalacak ailelerin, bu konuda panik yapmamaları ve soğukkanlı olarak yapılması gerekenleri uygulamaları gerekmektedir.

    Çocuklarda ateşe bağlı havale geçirmenin görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık olarak 6 ay-5 yaş arası görülür ve 18. ayda görülme sıklığı artar. Ateşe hassas çocuklarda ateşin aniden yükselmesi ile ortaya çıkar ve ailevi yatkınlık gösterir. Böyle çocukların anne, baba veya çok yakınlarında çocuklukta havale öyküleri bulunmaktadır. Havale genellikle 1-3 dakika kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Bilinç kaybı, el, kol ve bacaklarda kasılma olur. Nöbet geçtiğinde çocuk uykuya dalar. Bu cins havaleler zaralı ve tehlikeli değildir ve sıklıkla sekel bırakmaz.

    Havale sırasında anne ve babaların çocuğu bir tarafına dönük olarak yatırmaları, mümkün olduğunca hareket ettirmemeleri, üzerindeki fazla giysileri telaşlanmadan çıkarmalı, çocuğun ağzına mümkün olduğunca ellerini sokmamaları, ılık su pansumanları ile ateşin düşmesine yardımcı olmaları ve havale geçirirken ılık su dolu küvete sokmamaları gerekir.

    Daha sonraki ateşli havalelerinde doktorunuzun verdiği ve belirtilen dozda rektal uygulanabilecek diazem fitili, havaleyi daha çabuk sonlandırmaları için uygulamalıdırlar.

    Ateşli havale geçiren çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır.

    Sıcak çarpmaları:

    Ateşli çocuklarda acil tedavi gerektiren diğer bir durum da sıcak çarpmasıdır. Sıcak havada araba içinde veya diğer kapalı ortamlarda kapalı kalmak gibi çevre ısısının çok yükselmesine bağlı olarak görülmektedir. Bunun yanısıra özellikleateşli yenidoğan ve küçük bebeklerin oda ısısı yüksek olan yerde, bir ısıtıcı yanında aşırı giydirilmesi gibi ısı kaybını azaltan durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda halsizlik, aşırı huzursuzluk veya uyuklama, bulantı ve kusma, çok sıcak bir deri ile karakterize olan sıcak çarpması, havale geçirme ve bilinç kaybı ile sonuçlanır.

    Bu durumda bebeğin giysilerini çıkarıp, çok soğuk bir su ile ıslanmış havlu ile sarılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar etkisizdir. Acil olarak damar yolu açılıp sıvı tedavisine başlanması gerekmektedir.

  • TERAPİ NEDİR ?

    TERAPİ NEDİR ?

    Bugün terapi nedir sözcüğünü teknik dilden ,kuramlardan uzak bir şekilde açmak için yazmaya başladım.

    Her dilde bir terapi alsan sözcüğünün dolaştığı bu dönemlerde evvelden terapiye gidenler saklama gereği duyardılar .bunlar döneme ait algılarla ilgili.Çünki kısa süre önce terapiye gitmelisin dendiğinde karşılaşılan sözcük ben delimiyim olurdu.Oysaki deli ne akıllı ne oda çok içi doğru doldurulan şeyler değil bence.

    Genellikle terapiye gelen danışanlarıma sorduğumda terapi hakkında pek bilgi sahibi olmadan sadece çözüm aramak için geldiklerini anlatıyorlar.haklılar keşke bizler sosyal sorumluluk projeleri kapsamında daha fazla toplumu neyin ne olduğu hakkında bilgilenendirebilsekte her ihtiyacı ola faydalanabilse.

    Ben terapi nedir  dendiğinde en basit haliyle şöyle diyorum.Hepimiz farklı farklı ailelerde doğuyoruz ve doğduğumuz andan itibaren çevrede olan biten herşeyi kaydetmeye başlıyoruz.İşte bir çocuk ebevenlerinden ve yaşı ilerledikçe çevresinden aldığı işitsel görsel ve duygusal etkilenimleri kaydediyor.sanki bir CD gibi düşünüyorum.Bütün hayatınıda bu kayıttaki duygu ,bilgi ve iletişim doğrultusunda uygulamaya çalışıyor.hepsi bu aslında ve biz farkında değiliz.

    Ortaya ebevenler ne yaptılarsa yollarına bu kayıtlara uyarak yaşayan bir evlat çıkıyor.sonrada kendileri zaman içinde gelişip değiştikleri için yazdıkları o CD yle yaşayan evladı beğenmiyorlar gibi bir durum bence.tabiiki bu anlatım tamamen teknikten uzak pratik bir anlatım.

    Ebevenlere sizin kayıtlarla işliyor program deseniz hiçbiri kabul etmez ayrıca biz yanlışsak o doğrusunu yapsın sözleriye karşılaşırız ama o değişiklikler kolay olmuyor burada teknik bir çalışmaya ihtiyaç duyuluyor işte terapötik çalışmalar burada devreye giriyor ve o CD nin içinde olanları ,danışanların istedikleriyle değiştirmesine ait yapılan çalışmalara terapi diyoruz. gerçek bu .

    Bu yazılan programda çocuğun hayatını etkileyen en önemli noktalardan bazılarına değinmek istiyorum.Ör:çocuğa ne kadar sevildiğini,yada kendisiyle her ihtiyacı olduğunda ilgilenildiğini hissettirdinizmi acaba?

    Bu soruya eminim ebevenylerden gelecek cevap genelde biz çocuğumuzu çok sevdik çok ilgilendik en iyi okullarda okuttuk bir dediğini iki etmedik…….uzar gider.ben sorumda siz sevdinizmi demedimki çocuğa bunu ne kadar hissettirdiniz dedim.Şundan eminiz her anne baba evladını sever ama ona ne kadar hissettirdiği önemli.istediğiniz zamanmı ,yoksaonun ihtiyacı olduğundamı sevgi gösterdiniz?ayrıca onun ihtiyacı olduğundamı ilgilendiniz yoksa siz uygun olduğunuzda ve kendi isteklerinize göremi ilgilendiniz ?bu sevgi iletişiminde ne kadar tutarlısınız?bir an sevgi verirken benzeri bir anda bu davranış öfkeyemi dönüşüyor gibi.Genelde kültürel kodlar nedeniyle çok sevdiğimizi farkederse şımarır ,babası akşamları yatarken öper sever,aman insan çocuklarıyla öylede yüzgöz olmamalı vs vs sözler çıkıyor karşımıza.gerçek bumu? bizce değil bu sadece kültürel yaklaşımlar ama bunların doğru yada yanlış olup olmadığı yada bize uyup uymadığı sorgulanmadığı için  olduğu gibi kabul etmekteyiz tıpkı genelde olanları sorgulamadığımız gibi.

    Sevgiyi gerektiği gibi sunmak çocuğu ne terbiyesiz nede şımarık yapar arkadaşlar.sadece ileride sevgi açlığı çekmeyen çocuklarımız olmasına yarar.İlgi göstermede aynı,gereken her zaman diliminde ebevenler ilgisini göstermekle yükümlüdürler. Bunun kazanımı hayatta ne olursa olsun çocuklarının yanında olacaklarını ,onları seveceklerini,her şartta onların yanında ve güvende oldukları duygusunu  hisssettirecektir.

    Çocuklarını, sadece kendi istedikleri gibi davrandığında sevmek ve ilgilenmek o çocukları hayat boyu sevgi ve ilgi almak uğruna her şeye boyun eğen,uyumlanan ,hayır diyemeyen insanlara dönüştüreceğini bilmek gerekir.Ebevenylerinin gözünde sevgi ve ilgiyi görebilmek için nasıl her denileni yapmaya çalışıyorlarsa başkalarının gözüne girmek içinde aynını yapacaklardır.

    Bizim kız yada oğlan yahu kimseye hayır diyemiyor kendisini ezdiriyor vs denirya onlara sormalı sana hayır  diyebildimi?demeye çalıştığında neler oldu yada olacağını biliyordu çocukken?

    Terapide nelerle ilgili çalıştıklarımıza ilerleyen günlerde de devam edeceğim.Bu işin ABC si.sizlere  kendimizi farketmemize yarayacak en pratik başlangıç sözlerimi vermek istiyorum.Her sabah yüzünüzü yıkayıp,dişlerinizi fırçaladıktan sonra lütfen kendinize sorun ben bu gün ne yapmak istiyorum?bu bir başlangıç.sevgi ve huzurlu bir hayat yaşamanız dileğiyle…..