Etiket: Çocuk

  • Akdeniz anemisi (talasemi) nedir? Tedavisi var mıdır?

    Talasemi, anne ve babadan çocuklara kalıtsal olarak geçen, Türkiye’nin de içinde olduğu Akdeniz ülkelerinde önemli bir sağlık sorunudur. Alınan önlemlere rağmen dünyada her yıl en az 365.000 talasemi hastası doğmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 1.300.000 talasemi taşıyıcısı ve 5000 kadar da talasemi hastası vardır.

    Beta talasemi nasıl oluşur? Kanımızda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) içinde hemoglobin denen bir molekül bulunur. Bu molekül vücuttaki doku ve organlara gerekli olan oksijeni taşır. Hemoglobin yapımı genlerin kontrolü altındadır. Ailesel, genetik bir bozukluk sonucu hemoglobin yapımında yetersizlik veya bozukluk oluşursa talasemi ortaya çıkar. Hemoglobin yapısındaki bu bozukluk sonucu anemi, yani kansızlık ortaya çıkar. Alfa ve beta olmak üzere iki tipi vardır. Beta talasemi durumu farklı derecelerde kansızlık yapar. Taşıyıcı olan bireylerde hafif kansızlık dışında bir sorun oluşturmazken hasta olan bireylerde ise ağır kansızlığa sebep olmaktadır.

    Beta talasemide taşıyıcılık ve hastalık nedir? İnsanlarda bir özelliğe ait genlerden iki adet bulunur. Biri anneden, diğeri babadan geçer. Beta talasemi için anne ve babadan geçen globin geni normalse çocuk normal, biri değişikliğe uğramışsa çocuk taşıyıcı, ikisi de değişikliğe uğramışsa çocuk hasta olur.

    Beta talasemide ailesel geçiş nasıldır? Bir beta talasemi taşıyıcısı ile taşıyıcı olmayan normal bir kişi ile evlenirse doğacak her bir çocuk için %50 taşıyıcı, %50 normal olma olasılığı vardır. Bu durumda hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklarda taşıyıcılık olup olmadığı araştırılmalıdır. İki taşıyıcının evlenmesi sonucunda her bir çocuk için %25 oranında hastalıklı doğma, %50 taşıyıcı olma ve %25 normal doğma ihtimali vardır. Evlilik öncesi yapılan tetkiklerinde heriki bireyin taşıyıcı olması durumunda bu çiftlerin mutlaka bir hematoloji doktoruyla görüşmeleri gerekmektedir. Alınacak önlemlerle riske girmeden sağlıklı çocuk sahibi olabilirler. Aksi halde tedavisi çok zor olan bir talasemili çocukları doğabilir.

    Talasemi taşıyıcılığı ve hastalığı nasıl saptanır? Kansızlık olan çocuklarda tam kan sayımının iyi değerlendirilmesi önemlidir. Taşıyıcı kişilerde hafif kansızlık vardır ve demir tedavisinden yarar görmezler. Hasta olanlarda ise ağır kansızlık saptanır. Şüphe edilen çocuklarda hemoglobin elektroforezi ile anne ve babanın kan sayımı incelemeleri ilk yapılması gereken tahlillerdir.

    Talasemili hastalığının tedavisi mümkün müdür? Beta talasemili hastaya ömür boyu her 3-4 haftada bir kan verilmesi gerekmektedir. Bir süre sonra hastalığın ve verilen kanların etkisiyle vücutta demir birikimi başlar. Demir birikimi en çok kalp, karaciğer ve endokrin organları etkiler. Hastalarda kalp yetmezliği, siroz, şeker hastalığı, büyüme geriliği ve hormonal yetersizlik gibi problemler gelişebilir. Bunların gelişmemesi için vücuttan demir atıcı ilaçların sürekli kullanılması gerekmektedir. Kemik iliği nakli hastalığı tamamen düzeltebilen bir tedavi yöntemidir. Özellikle demir birikimi fazla olmayan erken çocukluk döneminde sağlıklı kardeşten yapılacak kemik iliği nakli ile hastalık kalıcı olarak düzeltilebilmektedir. Ancak sağlıklı kardeş verici hastaların sadece ¼ ünde mümkün olmaktadır. Talasemi hastalığının tedavisi hem hasta hem de aile için zor ve yıpratıcı bir süreçtir. Tedavi düzgün sürdürülmezse yaşam süresini belirgin kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır. Bu nedenle en uygun yaklaşım taşıyıcıların gebelik öncesi belirlenmesi ve alınacak önlemlerle sağlıklı çocuk sahibi olmalarının sağlanmasıdır.

  • Çocuklarda akut ishal

    İshal nedir? Her yumuşak kaka ishal midir?

    İshal çocuğun normal dışkılama alışkanlığından daha sık ve sulu dışkılaması durumudur. Genellikle bulantı-kusma ve karın ağrısı eşlik eder. Aslında bu tablo vücudun kendini savunma mekanizmasıdır. Sindirim kanalına giren yabancı maddeler, toksin ya da mikroplar kusma ve ishal yoluyla vücuttan uzaklaştırılır.

    Çocukluk çağı akut ishallerinin büyük çoğunluğu enfeksiyonlara bağlıdır ve 7-14 gün içinde düzelir. %80’inin sorumlusu virüs dediğimiz mikroplardır. En sık saptanan virüs ise rotavirüstür. Çok bulaşıcı olan bu virüs aile bireyleri arasında ya da okullarda salgınlara yol açabilir. Bulaş, virüs bulaşmış gıda veya suyun ağız yoluyla alınması sonucunda olur.

    Çocuklarda ishal neden önemlidir? Ne zaman doktora başvuralım?

    İshal, neden olduğu sıvı kaybı nedeniyle önemlidir. Çocuk dışkılama yoluyla sıvı ve elektrolit kaybeder. Ateş eşlik ediyorsa sıvı ihtiyacı daha da artar. Özellikle bulantı-kusma nedeniyle yeterince sıvı alamazsa, sıvı kaybına bağlı bulgular ortaya çıkar.

    Önce susama hissi belirginleşir. Çocuk aktiftir. Ama yeterli sıvıyı alamazsa göz kürelerinde çökme, dudaklar ve dilde kuruma, gözyaşının azalması, bıngıldakta çökme gibi bulgular ortaya çıkar. İdrar rengi koyulaşır, miktarı azalır. Başlarda huzursuz olan çocuk giderek halsizleşir. Bu aşamaya gelmeden, çocuğun kaybettiği sıvıyı ağızdan alamadığı fark edildiğinde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yine bebek 6 aydan küçük ise, ateş eşlik ediyorsa, kanlı kaka mevcutsa ya da 24-48 saat içerisinde düzelme olmuyorsa doktora başvurmak gerekir.

    Tedavi:

    Esas yaklaşım sıvı kaybının önlenmesi ve beslenmenin sürdürülmesidir.

    Anne sütü alıyorsa bol bol emzirilmelidir.

    Mama alıyorsa fazladan sulandırmaya gerek yoktur. 15 günden uzun süren ishallerde ve bazı özel durumlarda, doktor önerisi ile özel ishal mamaları kullanılabilir. Kısa süreli ishallerde aldığı mamaya devam edilmesi yeterlidir.

    Sık sık ve azar azar su, ayran gibi sıvılar verilmelidir.

    Beslenmeye ekmek, patates, pirinç, makrna, yoğurt gibi gıdalarla başlanıp, en kısa sürede normal beslenmeye geçilmesi önemlidir.

    Çok şekerli gıdalar ishali arttırabildiğinden, bu dönemde çok şekerli, çok yağlı ya da lifli gıdalardan kaçınmak gerekir.

    İshal tedavisinde esas yaklaşım sıvı kaybını önlemeye yönelik destek tedavisidir. Barsak hareketlerini etkileyerek ishali durduracak ilaçların tedavide yeri yoktur.

    Dost bakteriler olarak tanımlanabilen probiyotiklerin ishal tedavisnde faydalı olduğu gösterilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde, özellikle küçük yaş grubunda kısa süreli çinko tedavisini de önermektedir.

    Bulantı ilaçları ve antibiyotiklerin ishal tedavisinde rutin olarak kullanılması uygun değildir. Bazı bakterilerin neden olduğu özel durumlarda, doktor önerisi ile antibiyotik kullanılabilir.

    ORS (Oral Rehidraasyon Sıvısı) nedir?

    Eczanelerde hazır olarak toz şeklinde satılan ORS, ishalde kaybedilen sıvıyı yerine koymak için kullanılabilir. Ancak sıvı kaybı olmayan çocukta fazla miktarda ya da gereksiz ORS kullanımı vücutta aşırı tuz birikimine neden olabileceğinden doktor önerisi ile kullanılması gerekmektedir.

    Hazır olarak alınan ORS karışımı 1 litre içme suyuna karıştırılarak hazırlanır. 24 saat içinde tüketilmeyen kısım dökülmelidir. Çocuklar başka sıvı alamasa bile bu karışımı kolaylıkla içebilir. Ancak azar azar vermeye özen göstermek gerekir (1-2 dakika arayla 1-2 tatlı kaşığı kadar). Kusmaya devam eden çocuklarda hastaneye başvurmak gereklidir. Her ishal şeklinde dışkılama sonrası, 6 ay-2 yaş arasındaki çocuklarda ½-1 çay bardağı, 2 yaşından büyük çocuklarda ½-1 su bardağı ORS kullanımı ile ishalin neden olduğu sıvı kaybını önlenebilir. 6 aydan küçük çocuklarda ise ORS ile aşırı tuz yüklemesi olabileceğinden doktor önerisi ile dikkatli kullanmak, aralarda sadece su vererek dengelemek gerekmektedir. ORS nin evde hazırlanması ile ilgili çeşitli tarifler bulunmakla birlikte, uygun olmayan karışımlar çocuklara faydadan çok zarar verebilir.

    Korunmada nelere dikkat etmek gerekir?

    Hijyenik ve koruyucu olan anne sütü ile beslenme

    El yıkama ve genel hijyen önlemlerinin uygulanması

    Gıdaların iyi yıkanmış ve iyi pişmiş olarak tüketilmesi, açıkta bekletilmemesi

    İshale bağlı hastaneye yatış gerektiren durumların başlıca etkeni olan rotavirüse karşı aşı geliştirilmiştir. Aşının rotavirus ishallerinde dışkılama sayısını, ishalin ciddiyetini ve hastaneye yatış gereksinimini azalttığı gösterilmiştir.

  • Yeni Öğretim Dönemi ve Okulların Açılması

    Yeni Öğretim Dönemi ve Okulların Açılması

    Önümüzdeki hafta yeni eğitim dönemi başlayacak. Bu hafta içinde pek çok hazırlıklar yapılacak ve kırtasiye malzemeleri, okul gereçleri, kıyafetler alınacak. Pek çok ailede, ama özellikle de çocuklarda tatlı bir heyecan olacak.

    Bu tekrarlayan bir süreçtir ve her yıl bu konuda birçok yazı kaleme alınır. Genelde haklı olarak çocukların penceresinden bakılır ve söz sahibi olanlar da çocuk-ergen psikiyatri uzmanlarıdır. Uzman arkadaşlar oldukça faydalı bilgileri bizlerle paylaşırlar (çocuğun ayrılık kaygısı, okula uyumu, nasıl yaklaşım sergilenmeli? gibi).

    Bir erişkin psikiyatristi olarak okul hayatını yetişkin bireylerin (anne ve baba) penceresinden ele almam daha uygun olacaktır. Bu yönüyle hem bir hekim hem de bir baba olarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

    * Başa kakmayınız!

    Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması ve toplumumuza faydalı bir birey olması hepimizin ortak dileğidir. Bu nedenle anne ve baba, çocuğunun eğitimini asli bir görev olarak kabul ederler ve maddi-manevi pek çok zorluğa göğüs gererler. Bazen anne ve baba kendi asli görevlerini yaptıkları halde sanki çocuğa himmet etmişler gibi bilerek veya bilmeyerek başa kalkarlar ki bu davranışları hatalıdır, sonucu kötüdür. Çocuk kendisi için değil de anne ve babasını memnun etmek, onların gözüne girebilmek için gayret eder ve uzun soluklu olmayan bir eğitim süreci yaşadıktan sonra ideali olmayan bir birey olarak eğitimini yarıda bırakır. Eğitim hayatı ömür boyu süren bir süreç olmalı iken diploma almadan veya aldıktan hemen sonra sonlanır. Aileler çocuklarına “eğitim sürecin senin kendini geliştirme adına ömür boyu sürdürmen gereken ve ideallerine ulaşmak için temel şart kabul etmen gereken bir süreçtir ve lütfen bu süreci yaşarken bizi değil kendini düşünerek gayret et” diyebilmelidirler. Kesinlikle başa kakma yaklaşımından (“yemedim içmedim seni okuttum, senin için ortamdan yarıldım” gibi söylemlerden) uzak durmalıdırlar. Unutmamalıdır ki hiçbir çocuk, anne ve babasına “ben okula gideyim mi? Okulum devlet okulu mu, özel okul mu olsun? Özel ders aldırır mısınız?” gibi soruları sormaz, anne ve baba kendileri inisiyatif kullanırlar ve kararlar verirler, bu nedenle çocuğu minnet altında bırakmaları uygun olmaz.

    * Rol model olunuz!

    Toplumun çekirdeğini aile kurumu oluşturur, aile bireyleri sağlıklı ise sağlıklı bir toplumdan bahsedilebilir. Benzer şekilde anne ve baba sağlıklı bireyler ise çocukta sağlıklı bir birey olarak hayata başlar. Anne ve baba rol modeldir. Bu bağlamda anne ve babanın rol model olarak kötü bir model olması ve sonrasında da çocuktan başarı ve gayret beklemesi abestir. Toplumumuzda kitap okuma alışkanlığının olmamasının temel nedeni evde kitap okumayarak çocuklarına kötü rol model olan anne ve babadır. TV seyreden, telefon veya bilgisayarı ile oynayan anne ve babanın çocuğundan ders çalışmasını beklemesi ve başaralı bir birey olmasını istemesi ne kadar mantıklı olabilir? Söz var, eylem yoksa (anne ve baba “ders çalış” deyip kendisi bir satır okumuyorsa) sözün ne anlamı kalır? Anne ve baba, lütfen çocuğunuza güzel bir rol model olunuz.

    * “Aman okuyup da ne olacak?” düşüncesi ile hareket etmeyiniz!

    Fazlaca rahat düşünen ve hareket eden anne ve baba, asli görevleri olan çocuğunun eğitimi konusunda yetersiz kalabilirler. Toplum adına disipline olmamış, eğitilmemiş, üretken olmayan bireyler yetiştirmiş olabilirler. “Çocuğum üzülmesin, daha sonra halleder, hocaları idare ediversin, zaten bu bilgiler hayatında ne işine yarayacak” gibi ifadeleri kullanan anne ve baba, çocuğuna faydadan çok zarar verirler de yaşlar ilerledikçe dizlerini döverler. Gelecekte “nerede yanlış yaptık? dememek için anne ve baba, lütfen çocuğunuzun mevcut yaşına uygun eğitim, öğretim ve terbiyeyi vaktinde veriniz.

    * Dozu kaçırmayınız!

    “Benim evladım en iyi ve en başarılı öğrenci olmalı, nasıl olurda 100 değil de 95 alır? o soruyu nasıl yanlış yapar? Verilen emeğe karşılık nasıl kazanamaz?” ifadeleri siz de varsa biliniz ki mükemmelliyetçi bir anne veya babasınız ve çocuğunuzu fazla olan ilginiz, beklentiniz ile boğmak üzeresiniz. Çocuğundan önce ödevleri yapan, verilen vazifelerde çocuğuna inisiyatif kullandırmayan, sorumluluk vermeyen anne ve baba çocuğunu geleceğe nasıl hazırlayabilir? Çocuk anne ve babasına yaslanmadan nasıl ayakları üzerinde durabilir? Koruyucu ve kollayıcı anne ve baba olmanın dozunu kaçırıp da çocuğunuzu gerçek hayatta var olamadan yok etmeyiniz.

    * İhtiyaçları iyi belirleyiniz!

    İhtiyaç denilince babanın aklına maddi konular ön planda gelir: “yediği önünde yemediği arkasında, her şeyini aldık, harçlığı cebinde, daha ne yapabilirim?”. Anne için ise ön planda gelen konular çocuğun tüm işlerinin halledilmesidir: “saçımı süpürge yaptım, her şeyini ben yapıyorum, odasını bile ben temizliyorum, elini sıcak sudan soğuk suya sokturmadım”. Gerçekten ihtiyaçlar bunlar mıdır? Duygusal paylaşımlar, zamanın paylaşımı, dertleşme, hayat yolunda mihmandar olma, tecrübe paylaşımı, kendini ifade etmesine müsaade etme, anlaşılma, saygı gösterme, değer verme, sevgiyi beraber yaşama ve daha nice ihtiyaçlar anne ve babalar tarafından gün içinde karşılanmalıdır. Akşamları aile toplantısı yaparak geçirilecek zaman dilimleri bu ihtiyaçları karşılamak için uygundur. Anne ve baba otorite figürü olarak değil de iki arkadaş gibi çocukları ile konuşabilmelidir.

    * Ben de bir zamanlar çocuktum!

    Empati yapmayı bizim en kıymetli varlığımız olan çocuğumuzdan esirgememeliyiz. Bir zamanlar biz de çocuktuk ve hatalı anne ve baba davranışlarından olumsuz etkilenmiştik. Bugün roller değişti ve anne-baba olduk. “Ben çocuğuma şu davranışı asla yapmayacağım, su sözü söylemeyeceğim” diyerek beynimize not düştüğümüz ifadeleri hatırlamamız için tam zamanı. Lütfen hatırlayınız ve sözünüzde durunuz.

    Uzun yazı yazmak marifet olsaydı daha çok yazılacak tavsiye bulabilirdik. Ancak marifet olan hem okunan hem de okunduğu gibi uygulamaya konulabilen tavsiyelerde bulunmaktır. Pazartesi okullar açılıyor ve benden bu kadar: lütfen okuduklarınızı düşününüz ve eyleme dönüştürünüz. Kalın sağlıcakla.

  • Alerji,astım ve hırıltılı çocuk tedavisi çevre önlemleri

    ALERJİ,ASTIM VE HIRILTILI ÇOCUK TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ VE GECE SAAT 20 DEN SONRA GİDA YASAĞI YANİ REFLÜ DİYETİ İLE BAŞLAR!

    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya’da ve Türkiye’de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite’lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır.

    Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.Yine çocuğun odasında çok az eşya bulundurmak,tüylü,yünlü giysi örtü yatak yastık kullanmamak gereklidir.Çocuğun giyimi penye,pamuklu,elyaf olmalı,odasında her gün elektrik süpürgesi ile toz alınmalıdır.Evin nemi 45-50 arası tutulmalı,ev içinde canlı çiçek,tüy döken hayvan bulundurulmamalıdır.Akşam saat 20 den sonra su dışında bir gıda verilmemeli, gazlı içecekler,meyveli-meyvesiz sodalar,kızartmalar,çikolata ve ketçap gibi mide boşalımı uzun besinler yasaklanmalıdır.Alerjisi veya astımı saptanan çocuklar her yıl eylül ekim ayında grip aşısı olmalı,mümkünse evde mayalanan kefir 50-100 ml hergün içirilmelidir.

  • Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma, beyin kanlanmasındaki geçici ve yaygın azalmaya bağlı gelişen ani bilinç ve kas gücü kaybı olarak tanımlanmaktadır. Çocukluklarda acil servise başvuruların %1’ini oluşturmaktadır. En sık 15-19 yaş grubunda olmak üzere çocuklarda %15-25 oranında görülmektedir.

    Yirmi yaşın altındaki erkeklerin %20’sinin, kızların da yarısının en az bir kez bayılma atağı geçirdiği bildirilmiştir. Bu atakların beş yıl içinde tekrarlama riski de %33 ile %51 arasındadır. Bu sıklık ve tekrarlamalar ile yaşanabilecek kafa travmaları ve hayatı tehdit eden kalp kaynaklı altta yatan hastalıklar bayılmanın önemini artırmaktadır.

    Çocuklarda bayılmanın sebepleri

    Çocuklarda kalp hastalıkları ile ilişkili bayılma yetişkinlerden daha az sıklıkta görülmektedir. Özellikle ani pozisyon değişikliği, uzun süre ayakta durma, kızgınlık, ağrı, korku gibi tetikleyici bir durum sonrası vücuttaki kanın uygunsuz şekilde bacaklarda göllenmesine bağlı kan basıncı düşüklüğü ve bununla ilişkili beyin kanlanmasındaki azalma sonrası gelişen bayılma (vazovagal senkop) çocuklarda daha sıktır. Bunun dışında kalp ritim bozuklukları, yapısal kalp hastalıkları, migren, havale, beyin damar hastalıkları, kan şekeri ve elektrolit bozuklukları ya da psikiyatrik rahatsızlıklar da çocuklarda bayılmaya neden olabilir.

    Bayılma tanısı

    Çoğunlukla iyi bir klinik öykü ile bayılma tanısı konulabilmektedir. Ancak, tanı koydurucu objektif bulgu olmaması yaklaşım, tedavi ve izlemde sorunlara neden olmaktadır. Buna ek olarak ailelerde çocuklarında ciddi bir sinir sistemi ya da kalple ilişkili hastalık olabileceği korkusu ve bu hastaları karşılayan hekimlerin altta yatan ciddi bir hastalığa tanı koyamama endişesi nedeniyle, ayrıntılı incelemelerin yapılması gerekmektedir.

    Bayılma nedeniyle getirilen çocuklarda sık kullanılan kan testleri, akciğer röntgeni, elektroensefalografi (EEG) ve beyin tomografisi gibi tetkiklerin tanısal değerinin oldukça sınırlı olduğu bildirilmiştir.

    Ancak, Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılacak ayrıntılı öykü, fizik muayene, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile çocuklukların çoğunda bayılma nedeni belirlenebilir ve özellikle ani ölüm riski taşıyan kalp hastalıklarının olmadığı gösterilir. Böylece ailelerin endişeleri de ortadan kaldırılabilir.

    Nadiren bayılmanın tanısı için eforlu EKG (stres testi), uzun süreli EKG kaydı veya eğik masa (tilt table) testi gibi ileri tetkikler gerekebilir.

    Bayılmada tedavi

    Hayatı tehdit eden hastalıkların olmadığı gösterildikten sonra hastanın bayılma tipine bağlı olarak diyet (özellikle su içilmesi), egzersiz ve/veya ilaç tedavisi önerilebilir.

    Eğik masa (tilt table) testi : Yatay pozisyonda hastanın kan basıncı ve kalp hızı kaydedilir. Sonra üzerinde yatan çocuk ile beraber masa 60-80 derece açıyla kısmen dik pozisyona getirilir. Bu pozisyonda 45 dakika boyunca 5 dakikada bir hastanın kan basıncı ve kalp hızı izlemi yapılır.

  • Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Erişkinlerde karşılaşılan göğüs ağrısında ilk akla gelen kalbe bağlı nedenlerdir. Çocuklarda ise kalp hastalığından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Buna rağmen, göğüs ağrısının bazı belirtileri, özellikle de ani ölüm ihtimali çocuklarda ve ailelerinde korku ve endişeye yol açar. Ancak çocukluk yaş grubunda ani ölüm, özellikle de ani kardiyak ölüm nadirdir.

    Çocukluk yaş grubunda göğüs ağrısı en sık 11-13 yaşları arasında görülür. Kız ve erkek çocuklarda genellikle aynı oranlardadır. Çocuklarda göğüs ağrısı sık karşılaşılan genel bir problem olmasına rağmen, bu ağrılar iyi huyludur. Ancak bu ağrıları geçirmek güçtür ve sıklıkla tekrarlayabilirler. Ayrıca çocuğun hayatını değiştiren etkileri vardır, öyle ki göğüs ağrısı olan çocukların yarısı hastalık esnasında okuldan geri kalır, çoğu da göğüs ağrısı nedeniyle aktivitelerini kısıtlar.

    Göğüs ağrısı nedenleri

    Göğüs kafesinin yapısı dolayısıyla kas-iskelet sistemi (kaslar, tendonlar, bağlar, kıkırdaklar ve kemikler), solunum sistemi, kalp-damar sistemi, mide-barsak sistemi ve sinir sistemine ait çeşitli hastalıklar göğüs ağrısına neden olabilir. Bu nedenle göğüs ağrısını değerlendirirken ayrıntılı öykü ve ağrıya neden olabilecek organ ve sistemlerin tam muayenesi büyük önem taşır. Göğüs ağrısına eşlik eden çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma gibi yakınmalar ya da muayenede kalp üfürümü duyulması kalple ilişkili nedenleri akla getirir. Bu hastalara elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması kalple ilişkili nedenleri ortaya koymak için önemlidir.

    Göğüs ağrısında tedavi ve izlem

    Tedavinin esasını hastanın ve ailesinin şüphelerinin giderilmesi oluşturur. Ağrının tekrarlayabileceği bilinmeli ve bundan dolayı hastalar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilmelidir. Göğüs ağrısına neden olan hastalık saptanırsa tedavi, saptanan bu nedene göre planlanır.

  • Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı kalpte doğum sırasında bulunan yapısal bozukluk olarak tanımlanabilir. Bu bozukluklar genellikle hamileliğin erken evrelerinde organların gelişmeye başladığı dönemde oluşur.

    Çocuklardaki bütün kalp hastalıkları doğuştan mıdır?

    Çocuklardaki kalp hastalıklarının çoğu doğuştandır. Ancak doğuştan normal olan bir kalpte sonradan da hastalık gelişebileceği unutulmamalıdır. Çocukları etkileyen sonradan kazanılmış (edinsel) birçok kalp hastalığı vardır. Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı (uzun süreli yüksek ateş ile cilt-mukoza-lenf nodu tutulumlu hastalık), perikardit (kalp zarı iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı), enfektif endokardit (kalp kapakçıklarının iltihabı), kardiyomiyopatiler (kalp kası bozuklukları) ve ritim bozuklukları edinsel kalp hastalıklarındandır.

    Doğuştan kalp hastalıkları neden oluşur?

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda neden bilinmemektedir. Ancak bu hastalıkların genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Annede şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların olması, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar, alkol veya uyuşturucu maddeler nedeniyle bebekte doğuştan kalp hastalığı gelişme riski yükselmektedir. Bebekte genetik (kromozomal) bir bozukluk olması halinde de doğuştan kalp hastalığı gelişme riski artar. Dolayısıyla sebebi tam bilinemeyen doğuştan kalp hastalıkları nedeniyle ailelerin kendilerini suçlu hissetmeleri doğru olmaz.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuk doğurma riski nedir?

    Bütün anne ve babaların doğuştan kalp hastalıklı çocuğu olabilir. Bin canlı doğumdan 8-10’unda çoğunluğu hafif olmak üzere doğuştan kalp hastalığı görülür. Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 1.500.000 (1,5 milyon) bebek doğduğu göz önüne alınırsa her yıl 12.000-15.000 bebeğin kalp hastalıklı olarak doğduğu söylenebilir. Anne, baba veya kardeşlerden birinde doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebeğin kalp hastası olma riski 10 kata kadar artabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nasıl fark edilir?

    Ağır kalp hastalıklı bebekler ilk birkaç ay içerisinde belirti verirler. Bebeklerde ağlarken artan morarma ve bayılma, beslenme güçlüğü, emerken çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı, yeterli kilo alamama, alından soğuk terleme veya göz kapaklarında şişlik gibi belirtiler olabilir. Daha büyük çocuklarda ise koşarken veya ani heyecan sonrası bayılma, eforla başlayan göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı ya da sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları doğuştan kalp hastalığı yönünden uyarıcı olabilir. Hafif bozukluklar ise genellikle belirti vermezler ve doktor muayenesinde duyulan üfürüm nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tanı alırlar.

    Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından gebeliğin 16-18. haftalarından sonra yapılan fetal ekokardiyografi (fetal EKO = anne karnındaki bebeğin kalbinin ultrason ile incelenmesi) kullanımı son yıllarda artmıştır. Böylece bebek dünyaya gelmeden doğuştan kalp hastalığına tanı konulabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalığı tanısı nasıl konulur?

    Yukarıda anlatılan belirtileri olan bebek ve çocuklar dikkatli bir şekilde muayene edildikten sonra kalp grafisi (elektrokardiyografi = EKG), göğüs röntgeni (telekardiyogram) ve kalp ultrasonu (ekokardiyografi = EKO) çekilmesi ile tanı konulur. Tecrübeli bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılan muayene ve çekilen EKO doğuştan kalp hastalığının değerlendirilmesi için çoğunlukla yeterlidir. Çok nadir durumlarda uzun süreli EKG izlemi, stres testleri veya kardiyak kateterizasyon ve anjiyokardiyografi gerekebilir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının tedavisi var mıdır?

    Fetal EKO ile doğuştan kalp hastalığı tanısı konulan bebeklerin bazılarına anne karnındayken müdahale edilebilir. Ancak bu bebeklerin çoğuna girişim yapılmaz ve dünyaya gelmesi beklenir. Eğer bu karar alındıysa, gerektiğinde uzmanların her türlü girişimi yapılabileceği bir merkezde bebeğin doğumunun gerçekleşmesi önemlidir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğu, kasık damarından girilerek yapılacak bir kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı ile tamamen düzeltilebilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nedeniyle yapılan ameliyatların başarısı gelişmiş merkezlerde oldukça yüksektir. Genel olarak bu ameliyatlardaki başarı oranı yüzde 95’in üzerindedir. Ancak ameliyatlardaki başarı oranı, risklere göre de çok değişmektedir. Öyle ki, 5 yaşındaki bir çocukta kalbin odacıkları arasındaki bir deliğin kapatılmasının riski %0,5 iken, yenidoğan bir bebekte yapılacak çok karmaşık bir ameliyatın riski daha yüksek olacaktır.

    Doğuştan kalp hastalıklarının hepsine kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı gerekmez. Çünkü bazı doğuştan kalp delikleri kendiliğinden kapanabilir.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocukların izleminde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocukların tedavi öncesi ve sonrası Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından düzenli aralıklarla izlenmesi gerekir.

    Egzersiz kapasitelerinde kısıtlılık olabilmekle birlikte, çoğunda normal veya normale yakın bir günlük yaşam kalitesi vardır. Ağır kalp hastalığı olanlarda egzersiz kapasitesinde azalma belirgindir. Bazı hastalıklarda büyüme geriliği ve öğrenmede güçlük olabilir.

    Bütün çocuklarda olduğu gibi doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda da genel tıbbi önlemlere uyulmalıdır.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocuklara diğer çocuklarda olduğu gibi yaşına uygun aşıların yapılması gerekir. Nadiren ek aşılamaya gerek olabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuklar, çocukluk çağı hastalıklarını kalp hastalığı bulunmayan çocuklar gibi genellikle sorunsuz geçirirler. Ancak ağır kalp hastalığı olan çocukların bazı hastalıkları atlatması daha zor olabilir.

    Enfektif endokarditten (kalp kapakçıklarının iltihabı) koruması için bazı cerrahi işlemlerden önce (bademcik ve geniz eti ameliyatları, kanama oluşturabilecek diş girişimleri ve diş çekimleri, karın ameliyatları) hastaya antibiyotik verilmelidir.

    Enfektif endokardit nadir görülen bir enfeksiyon olmasına rağmen, doğuştan kalp hastalığı bulunan çocuklar bu enfeksiyon için yüksek risk taşırlar. Kana karışarak bu enfeksiyona yol açan bakterilerin çoğu ağızda bulunduğu için ağız temizliği, diş bakımı ve sağlığı çok önemlidir.

    Sık görülen doğuştan kalp hastalıkları nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıkları, kalbin kulakçıklar veya karıncıklar arasındaki küçük veya büyük delikler ya da kapaklardaki hafif veya ağır darlıklar şeklinde olabileceği gibi, kulakçık veya karıncıklardan bir veya birden fazlasının olmaması gibi çok ağır bozukluklar şeklinde de görülebilir. Toplumda en sık görülen doğuştan kalp hastalıkları sıklık sırasına göre şöyledir:

    VSD: Sağ ve sol karıncıklar arası delikler.

    ASD: Sağ ve sol kulakçıklar arası delikler.

    PDA: Anne karnındayken normal olan koni şeklindeki (aort ile akciğer atardamarı arasındaki) damar açıklığının kapanmayıp devam etmesi.

    PS: Kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarı kapağında darlık.

    AS: Kalpten tüm vücuda temiz kanı taşıyan aortun kapağında darlık.

    Aort koarktasyonu: Kalpten bacaklara doğru temiz kanı taşıyan inen aortta darlık.

    Büyük arterlerin yer değiştirmesi: Kalpten çıkan iki büyük damarın (aort ile akciğer atardamarının) yer değiştirmesi.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.

    AVSD: Sağ ve sol kulakçıklar arasından sağ ve sol karıncıklar arasına kadar devam eden büyük delik.

    Triküspit kapak atrezisi: Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındaki üçlü kapağın olmaması ve sağ karıncığın yetersiz gelişimi.

    Hipoplastik sol kalp sendromu: Sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki ikili kapağın, sol karıncığın ve buradan çıkan aortun gelişiminde yetersizlik.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.

  • Akut romatizmal ateş

    Akut romatizmal ateş halk arasında kısaca “kalp romatizması” veya sadece “romatizma” olarak bilinir. Romatizmaya çocuklarda farenjit ve tonsillite (bademcik iltihabı) neden olan A grubu beta hemolitik streptokoklar (kısaca beta) yol açar. Boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk uygun dozda ve sürede antibiyotik almazsa romatizmaya yakalanma riski ortaya çıkar. Tedavi olan hastalarda risk çok azdır. En sık 5-15 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Boğaz enfeksiyonundan yaklaşık olarak 2-3 hafta sonra bulgular ortaya çıkar. Başlıca etkilerini kalp, eklem, cilt ve beyinde gösterir. Genellikle göze çarpan ilk bulgu eklemlerde (diz, ayak ve el bileği) şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve hafif kızarıklıktır. En önemli etkisini ise kalpte gösterir. Kalp kapaklarında hasara ve işlev bozukluğuna yol açar. Bazı çocuklarda ise beyin tutulumuna bağlı yüz, el, kol ve bacaklarda istemsiz, anormal hareketler (Kore), davranış bozuklukları ve huy değişiklikleri görülebilir. Cilt bulguları nadirdir. Hastalar tanı aldıkları anda tedaviye başlanılarak izleme alınmalıdır.

    Romatizmal kalp hastalığı düzelir mi?
    Hafif olan kalp kapak hastalıkları erken dönemde zamanla düzelebilir, fakat çoğu zaman hasar kalıcıdır.

    Her boğaz enfeksiyonu romatizmaya yol açar mı?
    Yalnızca A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı boğaz enfeksiyonları romatizmaya yol açar. Diğer viral ve bakteriyal boğaz enfeksiyonlarından sonra romatizma gelişmez. Ayırım için boğaz kültürü alınmalı veya diğer ayırıcı tetkikler yapılmalıdır. Streptokoklara bağlı boğaz hastalıklarında tipik olarak boğaz ağrısı, ateş ve boyunda ağrılı şişlikler göze çarpar. Bazen bulgular daha hafif olabilir, bu durumda hastanın tanı alması güçleşir.

    Romatizmal Ateş Geçiren Çocuk Nelere Dikkat Etmelidir?
    Bir kez romatizmal ateş geçiren çocuğun tekrar beta enfeksiyonu geçirmesi halinde hastalığının tekrar etme riski çok yüksektir. Bu nedenle romatizmal ateş geçiren çocukların tekrar aynı enfeksiyona yakalanmalarını önlemek amacıyla korunmaya alınması şarttır. Bu korunma düzenli verilen antibiyotiklerle hastanın uzun süreli korunması esasına dayanır. 3 Haftada bir enjeksiyon şeklinde penisilin veya her gün ağızdan antibiyotik verilerek çocuk hastalığın tekrarından korunur. Koruma süresi, kalp tutulumu varsa hayat boyu, kalp tutulumu yoksa 21 yaşına kadardır.

    Doğuştan kalp hastalıklarında olduğu gibi romatizmal kalp hastalıklarında da kalpteki hasarlı kapağın enfeksiyon riski vardır. Bu nedenle hastalar ağız hijyenine, diş temizliğine ve sağlığına dikkat etmelidirler (bkz. İnfektif Endokardit).
    Kalp kapak hastalığının ağırlığına göre egzersiz kısıtlaması ve diyet uygulamak gerekebilir.

  • Bal Yemeden “Bal Yedim” Demeli

    Bal Yemeden “Bal Yedim” Demeli

    Anne ve babalar, biliniz ki istesek de/istemesek de çocuklarımızın rol-modelleriyiz. Onlar hayatlarının ilk yıllarında bizleri taklit ediyorlar ve bizlerden öğrendiklerini temel alıyorlar. Her ne kadar ergenlikten sonra kendi inisiyatiflerini kullansalar da bu temel üzerinden düşünüp hareket ediyorlar (“Yaşının adamı olmak”, “”Sizden çok çektim! çocukluk hatıralarım” ve “Çocukluk hatıraları ile barışık olmak” yazıları okunabilir).

    Bu bilgiler ışığında denilebilir ki “çocuklarımız, bizim aynadaki yansımalarımız gibidir”. Şayet çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı bir meslektaşım tarafından konulmuş hastalık tanısı (“davranım bozukluğu” gibi) yoksa ve çocuğumuz sağlıklı bir birey ise, onda gördüğümüz bir olumsuz davranışı/tutumu sorgularken dönüp kendimize bakmamız uygun olur.

    “Oğlum niçin annesinin çantasından para aşırıyor, fırsat bulduğunda dükkân kasasından çalıyor?” sorusunun cevabı: “iş hayatımda müşterimden fazla para almam, hileli tartı kullanmam, vergi kaçırmam gibi nedenlerle bu durum başıma geliyor” olabilir.

    “Gözüme baka baka yalan söylüyor” diye şikâyet etmek yerine, “eşime, anneme/babama, müşterime, komşuma… yalan söylediğim için mi?” diye kendimize sormak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

    “Neden bu çocuk anne/baba olarak bana saygısız, inadına söylediğimin tersini yapıyor” diye öfkelenmek yerine “ben annem/babama nasıl bir evlatlık yaptım ki bu çocuk bana böyle davranıyor” demek bizi çözüme ulaştırabilir.

    “Büyüdü de şiddete eğilimi arttı, utanmasa beni dövecek” diye üzülmek yerine “vaktiyle eşime/evladıma/komşuma… el kaldırdığım için bunlar başıma geldi, şiddet uyguladığım kişilerden özür dilemeliyim ve pişman olmalıyım ki çocuğumda şiddetten uzak dursun” çözümünü hayata geçirmek daha faydalı olabilir.

    İşin özü şudur ki: bal yemeden, “bal yeme” demeli.

  • Çocuklarda viral pnömoni (zatürre)

    Çocukluk yaş grubunda pnömoni önemli bir sağlık sorunudur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre 5 yaşındaki küçük çocukların %16’sı pnömoniden kaybedilmektedir. Ülkemizde 5 yaştan küçük çocukların %29 ‘u pnömoni geçirmekte ve vakaların küçümsenmeyecek kısmı maalesef pnömoniden kaybedilmektedir.Son yıllarda viral pnömonilerin çocuklarda sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Uzun yıllardan beri pnömonide esas nedenin bakteri olduğu kabul edilmiştir. Günümüzde bu bakış açısı değişmiştir.Virüsler eskiden pnömonilerin ancak %10 da neden olduğu kabul edilirken bugün bu oranın %50 civarında olduğu vurgulanmaktadır.

    Viral pnömoniler çocuklarda neden artmaktadır.

    Yeni tanı yöntemlerinin uygulamaya girmesi ile birlikte önceden tanı konulmayan vakalar tanımlanabilir hale mi gelmiştir.

    Yoksa gerçekte viral pnömonilerde artış mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Yeni tanı yönetmelerinin uygulamaya getirdiği kolaylık inkar edilemez.

    Diğer taraftan günümüzde bakteriyel enfeksiyonların önemini kaybettiği viral enfeksiyonların daha sık görüldüğü aşikardır.

    Çocukluk döneminde aşı uygulamaları ile birlikte bir çok bakteriyel enfeksiyona karşı korunma mümkün olmaktadır. Pnömokok ,boğmaca ,hemofiluz influenza aşılarının rutin aşılama programına girmesi ile birlikte bakteriyel pnömoni vakaları azalmıştır. Buna karşın viral pnömonilerin çocuklarda ciddi tablolara yol açtığı görülmektedir.

    Çocukluk dönemi bakteriyel pnömonilerindeki bu tablonun aksine erişkin pnömonisinde bakteriler halen önemini korumaktadır.

    Vakalarının 1/3 ünde ise viral ve bakteriyel pnömoniler birlikte seyreder.

    Viral pnömoniye sık olarak yol açan etkenler:

    İnfluenza (grip) A ve B

    Respiratuvar sinsityal virüs

    Parainfluenza virüsleridir.

    2

    Diğer bazı virüslerde pnömoniye yol açmaktadır.

    Adenovirüs

    Metapnömovirüs

    SARS korovirüs

    MERS koronovirüs ciddi tablolara neden olmaktadır.

    Bir çok viral enfeksiyonun seyri esnasında da pnömoni görülebilir. Kızamık ,su çiçeği, çiçek hastalıklarının seyrinde pnömoni gelişebilir.

    Virüsler vücuda damlacık yoluyla girerler. Solunum yolları ve akciğerdeki hücrelerde harabiyete yol açarak oksijenin akciğerden kan dolaşımına karışmasına engel olurlar. İlave olarak virüsler bağışıklık sistemini bozarak bakteriyel enfeksiyona karşı hastaları duyarlı hale getirirler

    Viral pnömonilerde esas belirtiler:

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Kas ağrısıdır.

    Çocuklarda solunum zorluğu , apne nöbetleri, hırıltılı solunum görülebilir.

    Belirtiler pnömoniye neden olan etkene göre değişmektedir.

    Viral pnömonileri bakteriyel pnömoniden ayırt etmek zordur. Salgınlarla seyreden vakalarda viral pnömoni düşünülmelidir. Viral pnömoniler bakteriyel pnömonilere kısayla daha hafif bir seyir gösterirler. Bu vakalarda hırıltılı nefes alma ve üst solunum yolları belirtileri tabloya hakim olup ,ateşte hafif yükseklik saptanır. Beş yaşından küçük çocuklarda belirtiler şiddetli seyreder. Yaş küçüldükçe klinik tablo ciddi bir hal alır.

    Viral pnömoni tanısında :

    Hızlı antijen testi

    Kültür

    Kan testleri

    Radyolojik inceleme yardımcıdır.

    Özellikle son yıllarda uygulamaya giren hızlı antijen testleri erken tedavisinin planlanması açısından önemlidir.

    3

    Pnömonide radyolojik inceleme konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bakteriyel ve viral pnömoni ayırımında radyolojinin yeri tartışmalıdır. Alveolar pnömoni ve lober tutulum bakteriyel pnömonide görülürken intertisiyel infiltrasyon hem bakteriyel hemde viral pnömonide saptanır. Radyoloji her zaman pnömoni tanısında yardımcı olmayabilir. Pnömonilerde başlangıçla akciğer grafisi normal görülürken hastalık düzeldikten sonra akciğer bulgularında değişiklik saptanabilir ki bu durum aktif enfeksiyondan ziyade geçirilmiş enfeksiyonu gösterir.

    Virüsler toplumda şahıstan şahısa bulaşır. Öksürmek , hapşırmak yoluyla virüs hızla yayılır. Enfeksiyondan korunmada damlacık yoluyla bulaşım olduğu göz önüne alınırsa kapalı alan ve kalabalık yaşam koşullarından kaçınmak önemlidir. Sık el yıkama ihmal edilmemelidir.

    Kişisel korunma kadar kitlesel korunmada önemlidir.

    Grip

    Su çiçeği

    Kızamık

    Kızamıkçık aşılarını rutin olarak uygulanmalıdır.

    Antiviral tedavi en kısa zaman da başlanmalıdır.

    İnfluenza da Oseltamivir veya Zanamivir

    Respiratuvar sinsityal virüs Ribavirin

    Varicella zoster virüs Asiklovir tedavisi önerilmektedir.

    Diğer virüs enfeksiyonlarında ise destekleyici tedavi uygulanır.

    Viral pnömonilerde antibiotik uygulanmasının yeri yoktur.

    Her yıl 200 milyon insanın viral pnömoni geçirdiği ve vakaların yarısının çocuklar olduğu unutulmamalıdır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı