Etiket: Çocuk

  • Çocuklarda kış hastalıklarından korunma yolları

    Soğuk havalarda artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Kış aylarında nezle,grip,soğuk algınlığı, orta kulak iltihabı, sinüzit, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları ve kızamık, suçiçeği, kabakulak, menenjit gibi solunum yolu ile bulaşan hastalıkların sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların sıklığının artması sanıldığı gibi havaların soğuması sonucu üşütme ile ilgili değil, insanların bu mevsimde kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması sonucu mikropları birbirine bulaştırmasıdır. Özellikle kreş ve okullarda geçirilen zaman da enfeksiyonların yayılması için zemin oluşturmaktadır. Kış aylarında çocuklarda en fazla virüsler ve bakteriler yoluyla bulaşan hastalıklar görülüyor. Virüsler enfekte damlacıkların havada asılı kalması ve bunların solunum yoluyla alınması sonucu, bir çocuktan diğerine ya da erişkinden çocuğa kolayca bulaşırlar. Bir metre ve daha yakım mesafeden konuşmakla,hapşırıkla veya öksürükle, sarılıp öpüşmekle de virüsler insandan insana kolaylıkla geçmektedir. En önemli bulaşma yollarından biri de ellerdir.Virüs bulunduran damlacıkların çevredeki cisimlere tutunması sonucunda çocuğun veya çocuğa bakım veren kişilerin elleriyle mikropların vücuda girmesi ve hastalık yaratması kaçınılmazdır.

    DAHA ÇOK HANGİ HASTALIKLAR GÖRÜLÜYOR?

    SOĞUK ALGINLIĞI: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir.Hafif bir burun akıntısı ve hapşırıkla başlar.Bu şikayetlere boğazda yanma,hafif halsizlik ve öksürük de eşlik edebilir.Küçük çocuklarda sıklıkla 2-3 gün süren ateş de buna eklenir.Viral bir enfeksiyon olduğu için destek tedavisi verilmesi yeterlidir.Ağrı kesici-ateş düşürücü şuruplar, serum fizyolojik burun damlaları, odanın nemlendirilmesi ve bol sıvı verilmesi tedavinin temelini oluşturur.

    BADEMCİK İLTİHABI: Halk arasında beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı bademcik enfeksiyonları 2 yaş ve üzerinde çok sık görülmektedir.Yüksek ateş,boğaz ağrısı,boyunda ağrılı bezeler en sık görülen şikayetler olup buna kol-bacak ağrıları,baş ağrısı karın ağrısı da eşlik edebilir.Bademcik iltihabı olan çocukta mutlaka boğaz kültürü alınmalı, sonuca göre uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.Basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında gereksiz yere antibiyotik kullanarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına zemin hazırlamamak gerekir.Beta mikrobunun yol açtığı enfeksiyonlarda uygun antibiyotik tedavisi verilmezse de çocukta akut eklem romatizması denilen eklemleri ve kalbi tutan rahatsızlık oluşabilir.

    ORTA KULAK İLTİHABI: Soğul algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır.Boğaz ve orta kulak arasında bulunan östaki borusunun tıkanması sonucunda oluşmaktadır.Akut otitis media da adı verilen bu hastalığın belirtileri kulak ağrısı,ateş,bebeklerde beslenme bozukluğu ve kimi zamanda işitme kaybıdır.Sigara dumanına maruz kalan , geniz eti bulunan, yatarak biberon verilen çocuklarda daha sık görülmektedir.

    ZATÜRRE: Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Çeşitli bakteri ve virüslerin neden olduğu zatürre, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır.Bebeklerde ateş,solunum sıkıntısı, beslenme bozukluğu gözlenirken daha büyük çocuklarda göğüs ve/veya karın ağrısı da bu tabloya eşlik edebilir.

    BRONŞİOLİT VE BRONŞİT: Bronşiolit, 3 yaş altı çocuklarda bronşioller adı verilen en küçük hava yollarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan viral bir enfeksiyondur.Bronşit ise daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülür.Bebeklerde görülen akut bronşiolit burun akıntısı ve öksürükle başlayıp bir iki gün içinde solunum sıkıntısı,hızlı soluma ve hışıltı tabloya eklenir.Özellikle prematüre bebeklerde daha sık görülür ve daha ağrı seyreder.

    BOĞMACA: Damlacık yoluyla bulaşan bu hastalıkta ,1 yaşın altındaki ve özellikle aşıları yapılmamış çocuklar risk altındadır.Kuru öksürükle başlayıp 1-2 hafta içinde öksürük nöbetleri başlar.Öksürük nöbetleri sırasında çocuk kızarır, morarır,gözlerinde kanlanma,yüzünde basınç artışına bağlı kanamalar ve hatta ağır vakalarda solunumun gitmesi olabilir.Bebeklere boğmaca aşısı 2 aylıkken başlanmasına rağmen koruyuculuğu 6 aydan önce başlanmamaktadır..Özellikle bu hastalığın yakınlarından (anne-baba-büyükanne ve dede ) bulaştığı bilindiğinden , bebek doğmadan önce veya doğar doğmaz yakınlarına erişkin boğmaca aşısı yapılması bebeği bu hastalığa karşı koruyacaktır.Boğmaca hastalığı aşının koruyuculuğunun azaldığı ergenlik döneminde de sık görülmesi nedeniyle ergenlere de boğmaca aşısı yapılması uygundur

    GRİP (İNFLUENZA VİRÜS ENFEKSİYONLARI): Her yıl yaklaşık dünya nüfusunun %20’si grip virüsüne yakalanmaktadır. Bir grip salgınında en yüksek atak okul çocuklarında görülmektedir.Soğuk algınlığının aksine hızlı bir başlangıcı vardır. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, kas ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik belirtileri görülmektedir .İshal ve kusma da görülebilir.Grip virüsü çok yaygın görülen bulaşıcı bir hastalıktır.Grip aşısı altı aydan büyük çocuklara uygulanabilmektedir.Bu aşının Eylül-Ekim aylarında uygulanması önerilmektedir, koruyuculuğu %85 civarındadır.

    ROTAVİRÜS ENFEKSİYONU: Kış ve bahar aylarında sık görülür ve salgınlar yapar.Dünyada her yıl milyonlarca çocuk bu hastalığa yakalanmaktadır.3-4 gün süren yüksek ateş,şiddetli kusma ve ishalle seyreder.Ortalama ishal 10 gün sürebilir.Özellikle 2 yaş altında çok ağır seyreder ve hastanede tedavisi gerekebilir.Çok bulaşıcıdır ve hızla yayılır.Kirli su-gıdalar, ellerle bulaşmakla birlikte son yıllarda bezin açılmasıyla havaya saçılan virüs partiküllerinin solunum yoluyla da bulaştığı bilinmektedir.Bu hastalıkta en önemli koruyucu yöntem aşı yaptırmaktır.Ayrıca hijyen koşullarına dikkat etmek de çocuğun bu hastalığa yakalanmasına engel olabilir.

    KIŞIN BULAŞAN DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR NELERDİR?

    KIZAMIK: Kızamık virüsünün neden olduğu bu hastalıkta aşı ile korunmak mümkündür.Ülkemizde son 2 yıldır kızamık salgını görülmesi nedeniyle Sağlık Bakanlığının da önerisiyle kızamık aşısı 9 ve 12 aylık olmak üzere 2 kez yapılmaktadır.Hastalık yüksek ateş,, burun akıntısı, gözlerde sulanma ve kuru öksürükle başlayıp buna yüz,ve gövdeye yayılan pembe kırmızı döküntüler eşlik eder.Hastalığın bronşiolit, zatürre, orta kulak iltihabı,ensefalit adı verilen beyin iltihabı gibi ciddi komplikasyonları bulunmaktadır.

    SU ÇİÇEĞİ: Varisella Zoster virüsünün neden olduğu hastalık ateş, halsizlik, içi sulu ve kaşıntılı döküntüler ile başlar.Bu döküntüler 1 hafta içinde kabuklanarak düzelir.Su çiçeği 10 metre mesafeden bile kolaylıkla bulaşan bir hastalıktır.Ülkemizde 1 yaşında yapılan suçiçeği aşısının koruyuculuğu yüksektir ve genellikle aşı sonrası hastalık geçirilmez veya hafif geçirilir.

    ALTINCI HASTALIK (EGZANTEMA SUBİTUM): 3 yal altı çocuklarda sık görülen viral bir enfeksiyondur.Ani başlayan ve 39-40 dereceye kadar yükselen dirençli ateş hastalığın en önemli belirtisidir.Ateşin yanında genelde eşlik eden şikayet yoktur ve fizik muayenesinde boğazında hafif kızarıklık dışında bulgu da gözlenmez.Ateş 3-4 gün içinde düştükten hemen sonra vücutta ve yüzde kırmızı renkli kaşıntısı deri döküntüsü olur ve 3-4 gün içinde düzelir.

    HANGİ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK RİSK ALTINDA?

    Hem viral hem de bakteriyal hastalıklar açısından kalabalık ortama giren çocuklar daha çok risk altındadır. Özellikle kreşe ve okula giden çocuklar, kreşe-okula giden kardeşi olan bebekler, kalabalık ailelerdeki çocuklar daha çok risk altındadır. Prematüre doğan, anne sütü almayan, evde sigaraya maruz kalan, belenme bozukluğu kalp hastalığı, astım, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olan,kanser tedavisi gören çocuklar risk altındadır

    KORUNMA YOLLARI

    1-NORMAL VAJİNAL DOĞUM: Bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması daha doğumla birlikte başlamaktadır. Özellikle normal vajinal doğumla doğan bebekler anneden faydalı bakterileri alarak hayata 1-0 önde başlamaktadır.

    2-ANNE SÜTÜ: Çocukları enfeksiyonlara karşı koruma anne sütü vermekle devam eder. .Anne sütü alan bebeklerin orta kulak enfeksiyonu, zatürre,ishal gibi pek çok hastalığı geçirmediği veya daha hafif geçirdiği kanıtlanmıştır.Doğumdan itibaren ilk 6 ay tek başına ,daha sonra tamamlayıcı gıdalarla beraber 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi bebeğin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacaktır.

    3-BESLENME: Anne sütü yanında bebek ve çocuk beslenmesi vücut direncinin sağlanması ve enfeksiyonlara yakalanmanın azaltılması açısından çok önemlidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin-mineral ve eser elementler yönünden her yaşa uygun dengeli bir beslenme çok önemlidir. Her yaş grubu çocuk için mutlaka her gün süt –süt ürünleri, yumurta, et, meyve-sebze, tahıllar ve baklagillerin tüketilmesi önem taşır. Özellikle yumurta en değerli protein kaynağı olup çocuk beslenmesinde çok önemlidir ve günlük tüketilmelidir. Et ürünlerinden kırmızı et ve balık vazgeçilmezdir. Özellikle soğuk su balıkları (somon,hamsi,mezgit,uskumru) bol miktarda omega 3 balık yağı içerdiklerinden haftada 2 kez tüketilmesi uygun olacaktır. Omega 3 balık yağları çocuklarda vücut direncini artırmanın yanı sıra beyin ve göz gelişimi içinde çok önemlidir. Yeterli balık tüketmeyen çocuklarda omega 3 balık yağı içeren preparatlar verilebilir.

    Son yıllarda probiyotik ve prebiyotikli gıdalar çok gündemdedir. Nedir bu probiyotik ve prebiyotik? Probiyotik, yeterli miktarda alındıklarında sağlıklı yaşayabilmemizi , hastalıklardan korunmamızı sağlayan ve tedavide bize yardımcı olan bakterilerdir.Barsaklarımızdaki faydalı probiyotik bakteri sayısı vücudumuzdaki toplam hücrelerin 10-100 katı kadardır. Prebiyotik gıdalar ise barsakdaki faydalı bakterilerin kullandığı ve sayılarının artmasını sağlayan gıdalardır. Barsakdaki faydalı bakteriler özellikle yaşamın ilk 2 yılı içinde şekillenmektedir.İlk 2 yaşta 5 ve üzerinde antibiyotik kullanmanın bu bakteri yapısını bozduğu, vücut direncini düşürdüğü,erişkin dönemde obezite ve kronik barsak hastalıklarının arttığı bilinmektedir. Bu yüzden çocuklarda antibiyotiklerin indikasyonları dışında gereksiz kullanılmaması, çocukların vücut dirençleri ve gelecekleri açısından çok ama ve çok önemlidir. Antibiyotik kullanmanın gerekli olduğu durumlarda ise probiyotik ilaçların antibiyotik kullandığı sürece (antibiyotik ile aynı saatte olmamak koşuluyla) verilmesi yararlı olacaktır. Çocuklarımıza probiyotik içeren kefir ve yoğurt, prebiyotik içeren muz, soğan, sarımsak,kereviz,pırasa vermeye gayret edelim.

    4-EL YIKAMA: Solunum yolu hastalıklarının özellikle kreşe ve okula giden çocuklarda kış döneminde sık gözlenmesi nedeniyle hijyen kurallarına dikkat etmek ve özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.Virüsleri ve bakterilerin vücuda en kolay geçiş yolu ellerdir.Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır.

    5-SİGARADAN KORUMA: Evde sigara içilmemeli ve çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır.

    6-AŞILAR: Aşılama çocukları enfeksiyonlardan koruyan en önemli silahtır.Rutin aşılar dışında Rotavirüs (ishal aşısı ) aşısı, grip aşısı ,meningokok aşısı (bir menenjit etkeni) ve ergenlerde boğmaca ve rahim kanseri aşılarının yapılması çok önemlidir.

    7-D VİTAMİNİ: Özellikle kışın gözden kaçan bir durum da Dvitamini eksikliğidir.Ülkemizde 1 yaşa kadar olan çocuklar düzenli Dvitamini almasına karşın daha sonra Dvitamini kullanılmamaktadır.Son yıllarda D vitamininin sadece kemik ve diş yapısını güçlendirmediği aynı zamanda eksikliğinde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı saptanmıştır.D vitaminin en önemli kaynağı güneştir.Günde en az 15 dakika kolların ve yüzün direk güneş alması (cam yada perde arkasından alınması faydalı değildir) yeterlidir.Ancak kışın bu mümkün olmadığından D vitamini eksiklikleri ortaya çıkmaktadır.Günlük 400-800 ünite Dvitamininin damla olarak alınması çocuğunuzu D vitamini eksikliğine karşı koruyacaktır.Çocuğunuz sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa kanda D vitamini düzeyine bakılarak uygun tedavi verilebilir.

  • Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gÜstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili düşüncelerimizi ve kararlarımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim yaratıcı yetişkinlerin önemli bir kısmının çocukluk yıllarında pek de yüksek IQ’ye sahip olmadıkları bilinmektedir. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gözlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da özlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.

    Uğur Sak (2011)’ın ve Ruf (2005)’ın çalışmalarından alınan üstün yetenekli çocukların zeka düzeylerine göre çeşitli yaş aralıklarında gösterdikleri özellikler aşağıdaki tablolarda sınıflandırılmıştır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay be ay kaydettikleri bu araştırmalarda üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine göre gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.

    Birinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Çoğu 1,5 yaşından önce
    Birçok sözcüğü anlamsal olarak bilir, bu sözcükleri telaffuz eder.
    Önemli bir kısmı 2 yaşından daha önce
    Renkleri tanır, sayıları ezbere sayar.
    Bulmacalara karşı ilgi göstermeye başlar.

    Çoğu 18-30 ay aralığında
    Sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler.
    Önemli bir kısmı 3 yaşına gelinceye kadar
    Sayıları, harfleri ve renkleri öğrenebilir.
    Karmaşık düzeyde konuşmaya başlar, zengin sözcük dağarcığı geliştirir.

    Çoğu 4 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış biçimlerini ve alfabeyi öğrenebilir.
    Basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilmeye başlar.

    Çoğu 5 yaşından önce
    Okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri ve kitapları okumaya başlar.
    Kendi kendine bilgisayar kullanmaya başlar.

    Tamamı 7 yaşına gelinceye kadar
    Okumayı öğrenebilir, akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okumaya başlar.
    Bir kısmı 7-7,5 yaşlarında, çoğu 8 yaşlarında
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle sabırsızlık işaretleri göstermeye başlar.
    İkinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 6-12 aylık iken
    Yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlamaya başlar.
    Çoğu 11-15 aylık iken
    Kendi başına kitapları inceleyebilir, sayfalarını çevirebilir.
    Çoğu 15-18 aylık iken
    Birçok sözcük bilir.
    Birçok rengi tanır.

    Çoğu 11-16 aylık iken
    Market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır.
    Neredeyse tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Üç veya daha fazla sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlar.
    Birçoğu 12-20 aylık iken
    Sayıları tanıyabilir.
    Yaklaşık %25’i 17-24 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 3 yaşına gelinceye kadar
    Çoğu renkleri ve harfleri öğrenir.
    Zengin kelime dağarcığı geliştirir, karmaşık cümleler kurabilmeye başlar.

    Birçoğu 3-4 yaşlarında iken
    Harfleri, sözcükleri ve sayıları yazabilmeye başlar.
    Birçoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Gerçek olaylara, doğa ve fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duymaya başlar.
    Çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar
    Kendi başına bilgisayarı kullanabilmeye başlar.
    Çoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Sayı saymaya ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenmeye başlar.
    Kendine ileri düzeyde kitapların ve hikâyelerin okunmasını istemeye başlar.

    Kolay kitapları okumaya başlar.

    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve öğrenmek için okumaya başlar.
    Çoğu 6-7 yaş civarında iken
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle şikayet bildirmeye başlar.
    Tamamı 7 yaş civarında iken
    Kendinden 2-5 yaş daha üst düzeyler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okuyabilmeye başlar.

    Üçüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Dağılım/Yaş
    Özellik
    Çoğu doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Çevresindeki kişilerin konuştuklarını anlamaya başlar.
    Çoğu 10 aylık olana kadar
    Kendi kendine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar.
    Çoğu 1 yaşından önce
    Ebeveynlerine istediklerini anlatabilmeye başlar.
    Kitaplara karşı yoğun ilgi göstermeye başlar.

    Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri tanımaya başlar.

    Çoğu 16 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir ve kendini ifade edebilmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı sayıların ve harflerin anlamlarını bilir.
    Çoğı 15-18 aylık iken
    Renklerin birçoğunu bilir.
    Neredeyse tamamı 17-24 aylık olana kadar
    Bütün alfabeyi öğrenir.
    Birçoğu 15-24 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar.
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.

    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.

    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilir.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberlemeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 2,5-3 yaşlarında
    Harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine ilgi göstermeye başlar.
    Atlayarak ve geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.

    Neredeyse tamamı 3-3,5 yaşlarına gelinceye kadar
    Basit kitapları ezberden de olsa okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 4-5 yaşına gelinceye kadar
    Basit okuma kitaplarını okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 3-5 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Çoğu 4,5-5,5 yaşlarında iken
    Çocuklar için yazılan 1. düzey kitapları okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 5,5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlayabilmeye başlar.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve bilgi edinmek için okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.

    Dördüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 1 aylık iken
    Kendine okunan kitaplara karşı ilgi göstermeye başlar.
    Birçoğu 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri bilir ve söyleyebilir.
    Birçoğu 14 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir, bu sözcükleri ifadesi iyidir.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını çıkarmaya başlar.
    Birçoğu 15-36 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamaktan hoşlanmaya başlar.
    Neredeyse tamamı 15-22 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilmeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından daha önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 15-24 aylık iken
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4,5 yaşlarında iken
    Bilgisayarı kendi başına kullanmaya başlar.
    Çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Kitap okuyabilmeya başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar.
    Çoğu 5 yaşlarında iken çoğu
    Zevk ve öğrenmek için kitap okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 6-6,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan bölümlü kitapları okuyabilir.

    Beşinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Tamamı doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Bir kısmı 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 4 aylık iken ya da daha öncesinde
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 6 aylık olana kadar
    Kitapların sayfalarını çevirmeye başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar.
    Yaklaşık %50’si 1 yaşına gelinceye kadar
    Bozuk da olsa konuşmaya başlar.
    Tamamı 2 yaş civarında iken
    Yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar.
    Birçoğu 10-14 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını öğrenmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile çok iyi oynamaya başlar.
    Bir kısmı 18 aylık olana kadar
    Müzikal yetenek belirtileri gösterir.
    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Levhalardaki ve kitaplardaki sözcükleri okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 20 aylık olana kadar
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilir.
    Tamamı 6-8 aylık olana kadar
    Favori tv programları ve video filmleri vardır.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 2 yaşından önce
    Sözcükleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar.
    Çoğu 18-24 aylık iken
    Basit kitapları okumaya başlar.
    Çoğu 2 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.

    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Kendi kendine bilgisayarı kullanmayı öğrenir.

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olduğunuzu anlamak aslında sanıldığı kadar karmaşık bir durum değildir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilen tanımlama ek olara daha yalın bi şekilde çocuğunuzun üstün zekalı olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar bedensel olarak yaşıtlarından daha öndedir yani ağırlık ve boy bakımından yaşıtlarına göre ileri gelişim gösterirler. Sağlıklıdırlar ve kolay kolay hastalanmazlar. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir.
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar erken yürürler ve erken konuşurlar. Yaşıtları iki veya üç kelimelik cümleler kurarken onlar daha uzun ve anlam yoğunluğu olan cümleler kurarlar. Kendilerine ait orijinal fikirlere sahiptirler. Duygusal yönleri oldukça gelişmiştir ve empati kurabilme yeteneğine sahiptirler.
    Merak ve keşfetme yönleri fazla geliştiği için daha az uykuya ihtiyaç duyarlar bebekliklerinden itibaren az uyurlar ve daha uzun zaman uyanık kalarak orijinal fikirlerini hayata geçirmeye çalışırlar.
    Duyu organları keskin olduğu için bebekliklerinden itibaren altlarının ıslanmasından, yoğun gürültülü ortamlardan veya kıyafetlerindeki etiketlerden fazlasıyla rahatsızlık duyabilirler.
    Öğrenme hızları oldukça yüksek olduğundan çabuk öğrenirler ve öğrendiklerini de kolay kolay unutmazlar. Her zaman yeni birşeyler öğrenme arzusu içindedirler. Kelime oyunlarını severler. Sözcük zenginliği ifadeleri düzgün kullanmaları dikkati çeker. Dikkat süreleri uzundır aynı konu üzerinde uzun zaman düşünüp aynı konuyla ilgili fikirler üretip çıkarılmalarda bulunurlar. Fikir üretmede aktiftirler. İki olay veya olgu arasında bağlantı kurabilirler. Hikaye masal dinlemekten ve anlatmaktan hoşlanırlar. Yaşanılan olayı veya duyguyu kolay kolay unutmazlar.
    Soyut fikirlere karşı ilgileri vardır hayal güçleri zengindir. Orijinal bilgiler, buluşlar ilgilerini çeker ve bu konuda herşeyi öğrenmek isterler en ince ayrıntıyı atlamadan her şeyi bilmek isterler. Öğrenmeye olan meraklarından dolayı soru sormaktan asla vazgeçmezler.
    Hazır cevaptırlar ve yeni ortama kısa sürede uyum sağlarlar onun için girişkendirler. Liderlik ruhuna sahiptirler, yönetmeyi severler. Arkadaşları arasında popüler çocuktur. Yaşıtları ile arkadaşlık kurmaktansa kendinden yaşta büyük olanlarla vakit getirmekten keyif alırlar.
    Sanat çalışmalarından keyif alır. Herhangi bir sanat dalına karşı ilgisi ve alakası vardır. Piyanoya ilk karşılaştığında parmakları ile teker teker tuşlara basmak yerine iç güdüsel olarak bütün parmaklarını yerleştirir profesyonel olarak kullanabilecek pozisyonda durur yani yeteneğinin olduğu sinyallerini bize açık bir şekilde ifade etmiş olur. Anne babaların çocuklarına karşı daha dikkatli ve duyarlı olmaları durumda çocuklarının üstün zekalı veya üstün yetenekli olduğunu anlamak sanıldığı kadar karmaşık ve zor bir durum değildir. İyi birer gözlemci olmaları çocukları için iyi birer geleceğin adımlarını atmış olabirler.
    Çocuğunu üstün zekalı veya üstün yetenekli ancak siz durumun farkında değilsiziniz, nelerle karşılaşırsınız?
    Kendi yaşantınızdan veya çevrenizden şu cümleleri duymuşsunuzdur;
    -Çocuğum çok zeki ancak hiç çalışmaz,
    -Dersi derste dinler tekrar yapmadan başarır,
    – Hafızası çok kuvvetlidir çocukluğunda hatta bebekliğinde yaşadıklarını kolay kolay unutmaz,
    -Sınavda hiç çalışmadan (…)puan aldı,
    Öğretmen ders anlatırken bir kaç dakika sonra konuyu manipüle eder. Dersi kaynatan sınıfının düzenini bozan işte hep bu çocuklardır. Yani sizinde duyduğunuz gibi zekidir ancak aklını derslerine yormaz. Toplum olarak etiketleme yapmayı severiz. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuk derste anlatılan konuyu veya her ne ise işlenen, birkaç dakika da konunun özünü kavrar ve kalan zamanı da enerjisini boşaltmak için harcar. Ve bu çocuklar yaramaz, dersin işleyişini bozan, istenmeyen çocuklar olarak etiketlenirler. Sosyal anlamda baktığımızda yaşıtlarıyla iletişim kuramadıkları için zaman zaman sorunlar yaşayabilirler. Aslına bakarsanız üstün zekalı ve üstün yetenekli bir bebeğe, çocuğa sahip olmak bilinçli eveynlerle problemler çözülür ve çocuğunuza iyi bir gelecek sağlamış olursunuz yoksa her çocuk özeldir ve biriciktir. Her bebek dünyaya üstün zekaya sahip olarak gelir ancak anne baba ne kadar bilinçli olursa var olan zekayı daha da üst seviyelere çıkarabilir aksi halde kullanılmayan her şeyin zamanla işlevselliğini kaybetmesi gibi zekada normal kalıplara girer ve rutin hayatın sorunları ve sorumluluklarının dışına çıkamaz yani sıradanlaşır.

  • Okul öncesi oyun, oyuncak ve eğitim !

    Çocukların oyunları önemsiz, basit gibi görülse de oyun çocuğun en önemli işidir. Çocuk oyun sayesinde birçok şey öğrenir. Oyun sırasında çocuklar tecrübeler kazanır. Oyun aracılığıyla çocuğun çeşitli kaygı ve korkuları kontrol altında tutulabilir ve yok edilebilir, çocuğun duyguları ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Örneğin annesi ve babası boşanan bir çocuk oyununda buna yer verebilir. Oyununda oyuncaklarından birini kendisi yapar ve duygularını, neler hissettiğini dile getirebilir.

    Sürekli şiddet gören bir çocuk bunu oyununda bebeğini döverek yansıtabilir. Aynı şekilde daha önce yangına tanık olmuş veya yangında akrabasını kaybeden bir çocuk bunu defalarca oyununa yansıtabilir. Çocuğun bu durumu birçok kez oyununda yansıtmasının sebebi çocuğun bundan çok etkilenmiş olması ve bunun çocukta kalıcı izler bırakmış olmasıdır.

    Oyun aracılığıyla çocuğun geldiği yer ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Örneğin; Hataylı biri oyununda künefe tatlısına yer verebilir veya Adanalı olan bir çocuk oyununda adana kebabına yer verebilir. Oyun aracılığıyla çocuklar gelecekte girecekleri rollere hazırlık yaparlar. Oyunlarımda anne, baba olurlar. Çocuk oyun aracılığıyla yaşıtlarından bilmediği bir çok şeyi öğrenebilir. Örneğin; oyun sırasında uçağa hiç binmemiş, uçağın ne olduğunu bilmeyen bir çocuk yaşıtı aracılığıyla uçağı öğrenebilir. Oyun çocuğun sosyalleşmesi, paylaşmayı öğrenmesi ve yeni arkadaşlar kazanması açısından çok önemlidir. Çocuktaki var olan enerjinin dışarı atılması ve çocuğun fiziksel gelişimi açısından büyük önem taşır. Çocukların şiddete eğilimimi arttıran, çevreye zarar verebileceği (savaş, dövüş oyunu gibi) oyunlar oynanması engellenmelidir. Sonuç olarak OYUN, ÇOCUĞUN YAŞAM KAYNAĞIDIR VE ONU HER YÖNDEN BESLER.

    Oyuncakların çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri vardır. Oyuncaklar çocukların yetenekleri konusunda bize bilgi verir. Örneğin kimi çocuk müzik aletleriyle oynamayı sever, kimi çocuk toprakla oynamayı sever. Oyuncak alırken rastgele almamak ve oyuncak seçiminde dikkatli olmak gerekir.

    Oyuncaklar vakit geçirme ve eğlenme aracı olarak görülmemelidir. Oyuncağın çocuğun eğitiminde önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Oyuncaklar yaşa, çocuğun ilgi alanlarına, gelişim özelliklerine ve yeteneklerine göre seçilmelidir. Oyuncak alındıktan sonra anne-babaların çocukla birlikte vakit geçirerek oyuncağı keşfetmeleri, oyuncağın özelliklerini öğrenmeleri çok önemlidir. Anne-babalar bu konuda çocuğa klavuzluk yapmalıdır.

    Küçük yaşlarda (0-9ay arası) renkli, ses çıkaran oyuncaklar tercih edilmelidir. Bu tür oyuncaklar çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır ve olumlu yönde etkiler. İki yaş ve üzerinde ise legolar, bloklar, oyun hamurları, çok fonksiyonlu ve ahşap oyuncaklar tercih edilmelidir. Oyuncak üzerindeki uygun yaş yazısı da dikkate alınmalıdır. Tabanca, kalitesiz plastik oyuncaklar, kalitesiz boyalarla boyanmış oyuncaklar alınmamalıdır. Oyuncak alırken üzerinde CE belgesi olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca çizgi film kahramanlarının oyuncakları alınmamalıdır. Çünkü bu tür oyuncaklar bağımlılık yaparak, çocuğun çok sevdiği çizgi film kahramanını çok izleyerek pasif olmasına ve televizyon bağımlısı olmasına neden olabilir. Oyuncak seçiminde cinsiyet ayrımı yapılmamalıdır. 3 yaşın altındaki çocuklar için parçalanabilir oyuncaklar hava yoluna kaçarak boğulma riski yaratabileceği için tercih edilmemelidir.

    Okul öncesi dönem yaşamın ilk ve en önemli yapı taşını oluşturur. Eğer okul öncesi dönemde yaşamın bu ilk ve en önemli yapı taşı sağlam kurulmamışsa diğer dönemlerdeki yapıtaşları sağlam olmayan ve eksik bir temel üzerine inşa edilmiş olur. Çocuklar bu dönemde çok hızlı ve kolay bir şekilde öğrenirler. Öğrendiklerini kolay kolay unutmazlar ve bu dönemde öğrenilenler kalıcıdır. Bu dönemdeki yaşantılar beynin çalışma durumunun belirleyicileridir. Çocukların ihtiyaçlarına yönelik, yaşıtlarıyla birlikte olduğu, alanında uzman eğitimcilerin bulunduğu bir ortamda ilkokula hazırlanması çocuk için çok büyük önem taşır. Çocukları ilkokula hazırlayan anaokulları çocukların aile ortamı dışında yabancı ve farklı bir ortama atıldığı ilk yerlerdir. Anaokulları çocuklarda var olan yeteneklerin ortaya çıkarılıp,geliştirilmesini sağlar. Çocuklar kuralları en iyi anaokullarında öğrenir. Anaokullarında çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurar, birlikte vakit geçirir, sofra kurallarını nasıl yemek yiyebileceğini öğrenir ve onu mutlu eden, onu eğlendiren zevkli ve eğitici oyunlar oynar. Ana okullarında çocuklar yaşıtlarıyla bir araya gelerek oyun sırasında veya farklı bir şekilde paylaşmayı öğrenir. Çocuklar yaşıtları aracılığıyla oyun sırasında veya farklı bir şekilde bilmedikleri şeyleri öğrenirler. Okul öncesi eğitim çocukların çevresiyle ve yaşıtlarıyla olumlu ilişkiler kurması, fiziksel, psikomotor, sosyal ve duygusal, bilişsel ve özbakım gelişim alanlarının güçlenmesi ve geliştirilmesi, çocukların özgüvenlerinin artması, yaratıcı ve problemlerini kolay bir şekilde çözebilmeleri açısından çok büyük önem taşır.

    ÇOCUKLARIN ALANINDA UZMAN , KALİTELİ BİR ANAOKULUNDA OKULÖNCESİ EĞİTİMLERİ ALMALARI ÇOK ÖNEMLİDİR VE BUNDAN DOLAYI EBEVEYNLER ÇOCUKLARINI HANGİ ANAOKULUNA GÖNDERECEĞİNE İYİ KARAR VERMELİ VE BU KONUDA ANAOKULLARINI ÇOK İYİ VE DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE ARAŞTIRMALIDIR.

  • Ateş öcü değildir!

    Çoğumuzun hafızasında kulağımıza biryerden çalınan korkulu ‘ateş’ hikayeleri vardır. Herşeyden önce ”ateş” vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır. Vücudun mikropları öldürmeye çalıştığının bir göstergesidir. Çocuk acillerin kapısından telaşla içeri giren anne babaların korkulu rüyasıdır. Ateş, hastalığın bir teşhisi değil bir bulgusudur. Ateşin öcü olmadığını anlamak, bilgi sahibi olmak ve ateş halinde neler yapabileceğimizi bilmek anne baba olarak en önemli sorumluluklarımızdan biridir. Öncelikler telaş yapmayın. Hasta olan çocuğunuzun mimiklerinizi takip ettiğini unutmayın. Bu noktada sizi en iyi yönlendirecek şey çocuğunuzun genel durumudur.Genel durumu iyi olan ,neşesi bozulmayan çocuğunuzu sakince değerlendirmeye devam edin.Öncelikle kıyafetlerini inceltin. Arada (çok sık olmayarak) ateşini ürkütmeden yavaş hareketlerle ölçün.Unutmayın çok sık ateş ölçmek hem çocukta huzursuzluk yaratır hem de sizin çocuğunuzun durumunu yanlış değerlendirmenize neden olur. Çocuğunuzu değerlendirirken diğer semptomları daha sonra doktorunuzla paylaşmak için not edin(burnu akıyor, vücudunda kızarıklıklar çıktı, gözlerinde çapaklanma gördüm,kakası cıvıklaştış, ateş şu saatte şöyleydi.. vb.)

    Ateşin dirençli olup olmaması (destek tedaviye cevap verip vermemesi) ve eşlik eden semptomlar önemlidir. Ancak, ateşin derecesi ve yüksek kalma süresi antibiyotik ihtiyacı olan bakteriyel infeksiyonlar ve antibiyotik ihtiyacı olmayan viral hastalıklar arasında ayırıcı değildir. Yani çocuğun ateşi çok yükseldiğinde antibiyotik kullanılması gerektiği anlamına gelmez!! Çocuklarda, gerçek vücut ısısına en yakın vücut ısısını makattan ölçeriz. Ancak yenidoğanlarda ve dört yaşından büyük çocuklarda önerilmez.Uygulamadaki zorluklar ve başkasına kullanıldığında infeksiyon bulaştırma gibi kısıtlamaları mevcuttur. Makat içinde 2-3 dakika tutularak ölçülen ateşin 38 derece üzerinde olması ateş kabul edilir. Bu değer kulaktan ölçümler için 37.8’dir ve kulaktan ölçüm daha sık kullanılır. Yenidoğanlarda koltuk altından ölçmek daha uygun olacaktır. Bebeklerin ateşlerini banyodan hemen sonra ölçmemek gerekir.En azından 20 dakika beklenmelidir. Aksi
    taktirde yanlış bir şekilde yüksek değerler elde edebilirsiniz. Alından ölçen termometrelerin kullanması diğer ölçüm yöntemlerine göre daha kolaydır. Belki de en sık yapılan hata, alından ateş ölçen infrared termometrelerin vücudun başka noktalarında kullanılmasıdır.Bu durum hem sizin aklınızı karıştırır hem de yanlış ölçümler yapmanıza neden olur.Ayrıca cihazın ölçüm yapan yüzünün temiz olduğundan emin
    olmalısınız. Bebeğinizin ateşini koltuk altından ölçecekseniz,koltuk altı bölgesinin kuru olmasına, termometrenin uç kısmının koltuk altının derin kısmına değmesine ve bip sesini duyana kadar termometreyi geri çekmediğinize emin olun.

    Ateş düşürmede temel olan büyük çocukların kendilerini rahat hissettiği küçük çocukların rahatladıkları düzeye kadar düşürmektir.Yani sayısal sabit bir değer belirlemek gerekmez. Yüksek derecelerde ateş düşürücü ilaç kullanılabilir Düşük derecelerde ise kıyafetlerini inceltmek ya da çıkartmak, ortam ısısını ayarlamak, bol su vermek ve olabildiğince yeterli kalori almasını sağlayacak şekilde besleyerek destek tedavi verilmesi uygundur.6 aydan büyük anne sütü alan bebekler hastalık dönemlerinde ek gıdaları kabul etmek istemeyebilirler. Bu durumda sık sık emzirin. Ateş düşürmede sirke, alkol, soğuk su kullanmayın.Çok soğuk suyun altına sokmanın aksi etki yapabileceğini unutmayın. En sık kullanılan ateş düşürücüler parasetamol ve ibuprofendir. İçerisinde düşük dozda ateş düşürücü bulunan grip-soğuk algınlığı ilaçlarını ateş düşürücü olarak kullanmak doğru olmaz.Kullanılan ateş düşürücüleri verilmesi gereken saat aralıklarına ve dozuna uymadan kullanmak doğru değildir. Geri dönüşümü zor sorunlara neden olabilir. Ateş düşürücülerin dozunu mutlaka doktorunuzdan iyice
    öğrenin.Yapılan çalışmalarda, parasetamol ve ibuprofenin ardışık olarak kullanımının ateşi düşürmede tek başına parasetamol veya tek başına ibuprofen kullanılmasına üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.

    Kendinize güvenin, doğru bilgiler edinin,Unutmayın, bebeğinize bu dünyada en iyi bakabilecek kişi sizsiniz.

  • Katılma nöbeti

    Katılma nöbeti; sütçocukluğu döneminde sık görülen ve epilepsi ile karışabilen istemsiz solunum durması ataklarıdır. Bir epilepsi değildir. İlk kez 1737 yılında Nicholas Culpepper tarafından tanımlanmış ve istemli nefes tutma olarak düşünülmüştür.

    Ne kadar sıklıkta görülür?

    Görülme sıklığı %4.6 ila 4.7 arasında değişir. Erkeklerde görülme oranı kızlara göre 3 kat fazladır.

    Kalıtımsal özelliği var mıdır?

    Çocukların %23 ila 38’inde ailede katılma nöbeti öyküsü sözkonusudur. Otozomal dominant bir kalıtım olduğu düşünülmektedir.

    Klinik özellikleri nelerdir?

    Başlangıç yaşı 6 ay ile 18 ay arasındadır. Nadiren yenidoğan döneminde ilk birkaç haftada başlayabilir. 6 ay altında başlama oranı %15’ten, 2 yaş altında başlama oranı %20’den azdır. Atakların sıklığı bir günde birkaç ataktan, yılda bir atağa kadar değişkenlik gösterebilir, Sıklıkla haftada 1-6 atak sözkonusudur. 2 yaşından sonra ataklar azalmaya başlar ve 4 yaşa kadar %50 oranında düzelme gözlenir. 8 yaşa kadar ataklar tamamen sonlanır.

    Farklı tipleri var mıdır?

    Katılma nöbetleri; olay sırasında çocuğun rengine göre; morarma ile giden (siyanotik)tip, soluk tip (pallid) ve karışık tip olmak üzere üç şekilde görülebilir. En sık görülen şekli%54’ünde siyanotik ataklar olup, soluk tip (%19-22), karışık tip %19-24 oranında görülür.

    Siyanotik ataklar öfke veya engellenme gibi duyusal uyaranlarla ortaya çıkar ve çocuğun ağlamasını takiben durgunlaşma ve arkasından nefesini tutması ile devam eder. Takiben ani morluk gelişir ve yeniden düzenli solunumun başlaması ile birlikte bilinç kaybı , vücudu geriye atarak kasma (opistotonus) pozisyonu gelişebilir.

    Soluk katılma nöbetleri sıklıkla ani korku veya ağrı ile ortaya çıkar. Düşme veya basit kafa travmaları ortaya çıkaran diğer olaylardır. Çocuk başlangıçta bağırır, sonra sessizlik, solukluk gelişir ve bilinç kaybı ortaya çıkar. Daha şiddetli ataklarda kasılmalar ve idrar kaçırma sözkonusu olabilir. Her iki tip atakta bilinç kaybı, idrar ve gaita kontrolünün kaybı, kalp atım sayısında azalma ortak klinik özelliklerdir.

    Katılma nöbetinin nedeni nedir?

    Siyanotik nefes tutma ataklarının mekanizması çok iyi anlaşılamamıştır. Solunumun kimyasal duyarlılığı ve otonom sinir sistemi düzeninde bozukluk olduğu bildirilmektedir. Soluk tipte nefes tutma atakları beyin kan akımında azalmaya neden olan vagal sinir cevabının aşırı olması nedeniyle oluşmaktadır. Göz üzerine yapılacak baskı atakları tetikleyebilir. Soluk tipte atakları olan hastaların %70’inde göz üzerine bası yapılmasına bağlı kalp durması bildirilmiştir.

    Demir eksikliği anemisinin ataklarda önemli rolü olduğu, demir tedavisi ile hastaların %36-50’sinde atakların düzeldiği bildirilmiştir.

    Nasıl tanı konulur?

    Tanı ve ayırıcı tanı hikayeye göre yapılır. Tam kan sayımı yapılması demir eksikliğinin tesbit ve tedavi edilmesi açısından önemlidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisi yararlı olmaktadır. EEG uzun nöbet veya hikayeye göre epileptik nöbet ihtimali dışlanamazsa önerilir. Kardiolojik ailesel bir hastalık olan uzun QT sendromu nadiren katılma nöbetine benzer tablo oluşturabilir. Bu nedenle tüm katılma nöbeti atağı olan hastalarda EKG değerlendirilmelidir.

    Tedavi:

    Önlemek için, çocuğun demir eksikliği varsa tedavi edilmelidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisinin yararlı olduğu bildirilmiştir. Sık tekrarlayan ataklarda kullanılan Pirasetam tedavisi ile çocukların %92’si iki ay içerisinde düzelmektedir. Atropin, klonidin ve levatiresetam tedavide kullanılan diğer ilaçlardır.

    Katılma nöbeti olan çocukların daha sinirli, hiperaktif olabileceği ve %29’unda ileri dönemlerde konsantrasyon problemlerinin ortaya çıkabileceği, çok nadiren sık ve uzun süreli atakları takiben kalbin kısa süreli durması, %0.5 ila 11’inde epilepsi gelişebileceği bildirilmiştir.

    Gerek morarma ile giden nöbetlerde gerekse soluk katılma nöbetleri sırasında tablonun çok korkutucu olmasına rağmen katılma nöbetinin iyi prognozlu bir klinik tablo olduğunu aileler bilmelidir.

    Anne ve babaların dikkat etmesi gereken noktalar ve öneriler:

    Atak sırasında çocuğun salgılarının solunum yoluna kaçmasını önlemek için çocuk yan tarafına yatar pozisyona getirilmelidir.

    Çocuğu ağlatmaktan kaçınmak (ve bunun için her dediğini yapmak yerine) ağlayacağı zaman dikkatini başka tarafa çekerek oyalanmalıdır.

    Bebeğin ya da çocuğun yüzüne soğuk su dökmek, bebeği ters çevirmek, sallamak, sarsmak gibi uygulamaların bir anlamı yoktur.

    Katılma nöbeti sırasında beyin kan akımı azalmış olduğu için bilinci kapanmış çocuk dik olarak kucağa alınmamalıdır.

    Bu ataklar normal gelişimsel ve zeka gelişimi üzerine etkisi olmayan iyi karakterdedir.

    Ataklar epilepsi ile ilişkili değildir ve bu nedenle antiepileptik tedavi önerilmez.

    Hastaları izlerken olayın sıklığı ve şiddeti göz önüne alınarak izlem planı yapılır. Örneğin demir eksikliği saptanırsa hemen tedavisi başlanmalı ve tedavi sonrası kontrol edilmelidir. Ağır vakalarda ilaç tedavisi planlanabilir. Seçilecek ilaç hekim tarafından belirlenir.

    Ancak unutulmaması gereken nokta ilgili uzmanın bu klinik tabloya katılma nöbeti tanısını koyması ve benzeri klinik tablolar ile ayırıcı tanısını yapmasıdır

    KAYNAKLAR:
    1.Rathore G, Larsen P, Fernandez C, Parakh M. Diverse presentation of breath holding spells: Two case reports with literature review. Hindawi Publishing Corporation Case Reports in Neurological Medicine 2013, Article ID 603190, 3 pages http://dx.doi.org/10.1155/2013/603190

    2. Olsen AL, Mathiasen R, Rasmussen NH, Knudsen FU. Long-term prognosis for children with breath-holding spells Dan Med Bul 2010; 57: A4217.

    3. Ergul Y, Otar G, Nisli K, Dindar A. Permanent cardiac pacing in a 2.5 month-old infant with severe cyanotic breath-holding spells and prolonged asystole. Cardiology J. 2011; 18: 704-706.

    4-Phillis B. Towards evidence based medicine for paediatricians. Arch Dis Child 2002; 86: 77-81

    5. Mocan H, Yildiran A, Orhan F, Erduran E. Breath holding spells in 91 children and response to treatment with iron. Archive Dis Child 1999;81:261–262

    6, Legge LM, Kantoch MJ, Seshia SS, Soni R. A pacemaker for asystole in breath –holding spell. Paediatr Child Health 2002; 7: 252-254.

  • Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Bağımlılık yapan maddenin kullanımı sırasında ve sonrasında sağladığı olumlu hisler kişinin o maddeyi kullanıma devam etmesi için bir sebeptir. Bağımlılık yapan madde bireyin üzerinde hoş hisler bırakır ya da olumsuz hislerinin kaybolmasını sağlar. Bu sebeple, kullanımdan hemen sonra gelen iyi his, bağımlılığın olumsuz sonuçlarından daha önemli görülür. Bunu bilgisayar oyunlarının çok oynanması ve bağımlılık yaratması sürecinde değerlendirecek olursak, oyunun verdiği görsel uyarıcıların vücutta yarattığı fizyolojik hoşluk hissi sonucu kullanımının sürdürülmesi olarak düşünebiliriz. Oyun oynama sırasında ve sonrasında da fizyolojik bir rahatlama hisseder. Oyun oynandıktan sonra hissedilen bu tip rahatlatıcı duygular ise oyun oynama davranışının tekrar tekrar yapılıp bir alışkanlık ve hatta bağımlılık haline gelmesine yol açar.

    * Kişi kendini bilgisayar başında daha iyi hisseder.

    *Oyun başında daha fazla zaman geçirir.

    * Aile ve arkadaşlardan uzaklaşır.

    * Bilgisayardan uzaklaşınca huzursuz ve sinirli olur.

    Bu gibi durumların görülmesi ‘Oyun Bağımlılığı’ tehlike çanının çaldığını bize göstermektedir. Bir diğer önemli konu ise oyunların içerikleridir. Şiddet içerikli oyunların oynanmasının çocuklarda ve ergenlerde ciddi problemlere neden olduğunu görüyoruz. Örneğin,

    “Oynanan oyun içerisindeki şiddet içeren sahneler fazlaysa ve oyun içerisinde uygulanan şiddetin karşılığında ödül söz konusu ise, haz ilkesi ile hareket eden beynin oyuna bağımlı olmasına neden olmaktadır. Haz yaşamak isteyen beyin şiddete eğimli hale gelmekte. Hazzı bekleme ya da erteleme fikri çocukta anksiyeteye neden olmakta ve korku hissinin oluşmasına neden olmaktadır. Anne ve babalarından sevgi alacakları dönemde çocukların şiddet içerikli oyunlar oynaması ya da izlemesi, saldırganlığa meyillerinin artmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda şiddet içeren oyunlar, çocukların gündelik yaşamında, şiddete eğilim göstermesine neden olmaktadır ve bu çocuklar saldırganlıktan zevk almaktadır. Bu oyunlar sadece şiddet değil, hırs ve mutluluk duygusunun tatminini de sağlar. Stratejiye dayalı savaş ve şiddet oyunlarını oynayan bir çocuk, o oyunda başarılı olursa kazanma duygusunu tadacak ve mutlu olacaktır. Çocuk aslında bunu otomatik bir bilgisayar ortamında çok da çaba harcamadan elde eder.

    Oysa günlük hayatta mutluluk çoğumuzun daha az elde ettiği bir şeydir ve çaba gerektirir. Oyunlarda bu duyguya sahip olabilmek çok daha kolaydır ve bu sebepten dolayı çocukların oyun oynama davranışları pekiştirilmiş olur. Eğer çocuk oyunda başarılı olamazsa fazlasıyla hırslanır ve tekrar dener. Başaramaz ise tekrar dener…Her seferinde “game over” yazısını görerek oyun tarafından reddedilen bir çocuk, hırs gibi genellikle zarar veren bir duyguya ilaveten öfke hissedecektir. Çünkü reddedilmişlik, öfkeyle sonuçlanır.

    Öfke tekrar başarmaya yönelik bir hırs doğurur ve bu kısır döngü, mutluluk hormonu uğrunda sürer gider. İşte oyun bağımlılığının temelinde yatan asıl süreç budur.

    Şiddet içerikli bilgisayar oyunların diğer zararlı etkileri şöyle sıralanabilir:

    *Düşmanlık duygularını beslemekte, kaygı düzeyinde artışa neden olmaktadır.

    *Bu oyunlar fiziksel güç kullanımında artışa yol açmaktadır. Günlük hayatta, mutsuz edici olaylara daha saldırgan tepkiler vermeye sebep olmaktadır.

    *Sosyal davranışlarda azalma söz konusudur.

    *Şiddet içerikli oyunlar ile geçirilen zaman arttıkça obezite riski de artmaktadır.

    *Bilgisayar başında geçirilen zaman arttıkça akademik başarıda azalma görülmektedir.

  • Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    *Sohbet ederek ve zaman ayırarak çocuklarınızın ne kadar önemli olduklarını onlara hatırlatın.

    *Bilgisayar kullanımı konusunda özellikle çocuk ve gençleri doğru bir şekilde eğitmeliyiz.

    *Bilgisayar kullanım sürelerine müdahale edilebilmeli, bilgisayarlarında hangi programların veya oyunların yüklü olduğu kontrol edilebilmeli, evde bilgisayarın yeri kolay görülebilir şekilde düzenlenmelidir.

    *Özellikle küçük çocukların, gerek televizyon izlerken gerekse bilgisayarda oyun oynarken mümkün olduğunca yalnız bırakılmaması gerekir.

    * Bedensel gelişimi desteklemek amacıyla bilgisayar oyunu oynamak yerine, ailelerin çocuklarıyla alternatif fiziksel etkinlikler (kitap okuma, parka gitme, somut oyunlar oynama vb.) yaparak nitelikli zaman geçirmeleri önemlidir.

    Bilgisayar oyunlarının olumsuz etkilerinden korumak amacıyla çocuk ve gençlere bilgisayar kullanmayı yasaklamak belki birçok ailenin ilk aklına gelen tedbir olabilir. Ancak yasaklamak hiçbir zaman bu soruna kalıcı çözüm getirmez. Bu gibi önlemlerde çocuk ve gençler ebeveynleri tarafından kontrol edilemedikleri zamanlarda yasakları uygulamamayı tercih edebilir ya da ev dışında bu imkânları elde etmek amacını güdebilirler. O halde ailelerin çocuklarıyla yakın temasta olmaları ve bilgisayarı olumlu yönde kullanmaları için çocuklarıyla kolay bir iletişim ortamı sağlamalar daha kalıcı bir çözüm getirecektir.

  • İnfantil mastürbasyon

    ~~Mastürbasyon genital organların sürtünme, elleme gibi haraketlerle veya bacakların cinsel organ bölgesine baskı oluşturacak şekilde sıkıştırılması ile gelişen çocuğa bu şekilde zevk veren bir durumdur. Genellikle 1- 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Çoğunlukla kız çocuklarında görülmektedir. Günde 10- 20- 30 ve hatta daha fazla kez görülebilir. Sevgi ve ilgi azlığı olan gelişimsel geriliği olan çocuklarda daha sık olarak görülmektedir. Bir çocuk mastürbasyon yapmadan önce kendine yalnız kalacağı koltuk arkası, masa altı gibi sessiz ve uygun bir yer arar. Sonra bacaklarını çaprazlayarak orasına baskı yapmaya çalışır. Bazen bir oyuncağa bazan sert bir köşeye de kendini vererek bunu yapabilir. Genellikle ellerini orasına götürmez. Bu haraketleri yaptığı zaman zevk- haz alan çocuk renk değiştirir. Kızarır, terler, nefes nefese kalabilir. Bazen bazı çocuklar annesinin kucağında oturduğu yerde bile bu haraketleri yapabilir. Çocuk engellenmeye bu işi bırakmaya zorlandığında ağlar, ajitasyon gösterebilir. Sürekli bu haraketi yapmak istiyebilir. Ebeveynler bu gibi bir durumla karşılaştıklarında çocuğunun nöbet geçirdiğini zannedebilirler. Çünkü epilepsi nöbetlerinde de kasılma olur ve tekrarlar. İnfantil mastürbasyon ile karşılaşıldığında cep telefonları ile yapılacak olan kayıtlar tanı için çok değerlidir. Çocuğum kasılıyor, kendinden geçiyor denildiğinde insanın aklına ilk epilepsi nöbeti gelmektedir. Bu nedenle bu şekilde bir problem sergileyen bir çocuğun öncelikle epilepsi olmadığını ispatlamak çok önemlidir. Peki bir çocuk hele de bir iki yaşındaki bir çocuk mastürbasyonu nereden biliyor ve yapmayı öğreniyor. Çünkü bu yaş çocuklarda alt bezi kullanımı fazla olduğu için, idrar yolu enfeksiyonu, vaginit gibi enfeksiyonların olması bu çocuklarda bu bölgenin tahrişine, kaşınmasına neden olabilmektedir. Böylece bu sebepler mastürbasyon yapmayı çocuklara kendiliğinden öğretebilmektedir. İnfantil mastürbasyonun bir ilaç tedavisi yoktur. Uygun davranışsal yaklaşım yeterli olacaktır.

  • Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Sınır koymak, çocuğun kendisini güvende hissederek hareket edebileceği alanı belirlemesine
    yardımcı ve yol gösterici olacak işaretleri çocuğa göstermek ve öğretmektir. Sınır koymak,
    çocuğun neleri yapıp, neleri yapamayacağını belirler ve sağlıklı gelişim için gereklidir. Çocuğu
    baskılamak, katı sınırlar koymak, her yönden kontrol altına almak demek değildir.
    Çocuklar neden sınırlara ihtiyaç duyarlar?
    Çocuklar içinde bulundukları dünyayı tanımak ve keşfetmek isterler. Bu süreçte de onları
    yönlendirici ipuçlarına ihtiyaç duyarlar. Sınırlar önemlidir çünkü çocuğa güvende olduğunu
    hissettirir. Keşfe çıktığı dünyada yapması ve yapmaması gerekenleri ve sergilediği
    davranışların sonuçlarıyla başa çıkmasını öğretir.

    Çocuğa sınır koymanın faydaları:
    Kurallar, sınırlar bizim hayatımızı kolaylaştırdığı gibi çocuklarında hayatını kolaylaştırır. Bizler
    yetişkin olarak hayatımızda sınırlara ve kurallara ihtiyaç duyarken çocukların bilişsel
    seviyesini düşündüğümüzde sınırlara, kurallara ve rutinlere ne kadar çok ihtiyaçları
    olduğunu anlayabiliriz. Çocuklar sınırlar olduğunda kendilerini güvende hissedebilirler.
    Örneğin, trafik ışıklarının olmadığını düşünün. Muhtemelen kendinizi güvende
    hissetmezsiniz. Bu örnekteki gibi, sınırlar olmazsa çocuklar için pek çok şey de daha karmaşık
    hale gelebilir. Sınırlar aynı zamanda çocukların sosyal becerilerinin gelişmesine de katkı
    sağlar. Bu şekilde çocuklar sosyal hayattaki kurallara uyum sağlamakta zorlanmazlar, hangi
    davranışının kabul gördüğünü, hangi davranışının kabul görmediğini öğrenirler fakat sınırlar
    olmazsa ve çocuğunuza onaylamadığınız bir davranışı yapmasına izin verirseniz, çocuğunuza
    o davranışının yanlış olduğunu öğrenmesini engellemiş olursunuz. Sınır ve kurallarla birlikte
    çocuklar; sorumluluk alma, kendini kontrol etme ve kendi kararlarını vermeyi öğrenirler.
    Çocuğa sınır koyarken, anne ve baba çocuğun yaptığı ve yapmak istediği davranışların
    sonunda bazı alternatifler sunar. Çocuk bunlardan birini seçer ve seçtiği seçeneğin sonucunu
    kabul eder. Bu şekilde çocuk duygusunu geliştirir.
    Tüm çocuklar koyulan sınırları test etmeye çalışır. Bu durum ebeveynlerin canını sıkabilir,
    zaman zaman onları yorabilir fakat sınırladı test etmek ve anne-babaya meydan okumak, bir
    çocuğun hangi davranışlarının kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu
    öğrenmesini sağlar. Çocuğunuza hayır dediğiniz zaman, istediği şeyi onaylamadığınızı
    söylemiş olursunuz, o da bunun açık ve net bir sınır olduğunu anlar. Tam tersi, evet
    dediğinizdeyse istediği şeyi onayladığınızı söylemiş olursunuz. Bu aynı zamanda, aslında evet
    demek istemediğiniz ama çocuğunuz sizi yıprattığı ve onunla tartışamayacak durumda
    hissettiğiniz veya kötü adam/kadın olmak istemediğiniz için yine de evet dediğiniz
    durumlarda da geçerlidir. Bu gibi durumlarda çocukta bir kafa karışıklığı yaratmamak adına,
    çocuğunuza yalnızca onun yararına ise evet deyin, çünkü evet dediğinizde aslında öyle
    olmasa da istediği şeyi onayladığınızı varsayar.

    Çocuklar sınırlara ve kurallara uymadığı zaman ebeveynler neler yapmalı?
    Öncelikle çocuk sınır ihlali yapmak istediğinde ya da yaptığında hemen tepki göstermek
    yerine nedenlerini düşünün. Çocuklar zaten tedavi gereği zor bir süreçten geçtiği için onları
    dinlemek, anlamaya çalışmak çok daha önemli. Böyle bir durumda öncelikle çocuğunuzun
    anlatacaklarını dinleyin, ihlal etmek istediği veya ettiği sınırlara uygun sonuçlar belirleyin ve
    bu sonuçların ne olacağını önceden net bir şekilde açıklamayı unutmayın. Unutmayın ki
    tutarlı ve hepsinden öte kararlı olmak oldukça önemli. Tutarlı olunmazsa, çocuk yaptığı
    davranışın karşılığında ne alacağını ön göremez ve davranışını ona göre ayarlayamaz. Bu da
    onda kafa karışıklığına sebep olur.

    Çocuğa sınır koyma ile ilgili ailelere öneriler:
    Öncelikle çocuklara vermek istediğimiz mesajı net ve doğrudan vermelisiniz çünkü onlar
    kuralları ve kabul gören davranışları bilerek doğmuyorlar. Ebeveynler olarak bizim işimiz
    onlara öğretmek olduğu için kurallarımızı açık ve net biçimde anlatmalıyız. Kuralları söz ve
    davranışlarımızla öğretebiliriz fakat sözlerimizle davranışlarımız uymadığında çocuklar,
    sözlerimizi duymazdan gelir, davranışlarıyla bizleri deneyebilirler. Bu şekilde karşıdan gelecek
    tepkiye göre davranışlarını deneyimlerine göre ayarlamayı öğrenirler. Sınır koymanın zor
    olduğu çocuklar kurallarımızı ve beklentilerimizi belirlemek için sınırları zorlarlar. Bu tepkiler
    normaldir fakat her çocuğun mizaç özellikleri birbirinden farklı olduğu için her çocuktan farklı
    tepkiler görebiliriz. Çocukla ebeveyn arasındaki olumsuz ilişki de sınır koymayı zorlaştırabilir.
    Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır. Bu sebeple
    sınırları belirlemek için net ve doğru bir iletişim kurmak oldukça önemlidir.

  • Çocukluk çağı absans epilepsisi

    Çocukluk çağı absans epilepsisi nedir?

    Absans epilepsi ve nöbetleri bilincin (dalma, duraksama, boş boş bakma) ve motor aktivitenin etkilendiği dalma ve boş bakma ile karakterize bir epilepsi çeşitidir. Tipik absans nöbetlerinin özelliği ani başlama ve sonlanmadır (saniyelik nöbetlerdir). EEG’de özel bir patern olan bilateral senkron, 3 Hertz ritmik diken dalga deşarjları eşlik eder. Bu bulgular absans epilepsi için özel ve tipik bir bulgudur. Bu epilepsi çeşidinde epileptik deşarjlar beynin tüm alanlarından kaynaklanmaktadır. Çocukluk çağı absans epilepsilerinin başlangıç yaşı 4- 10 yaş arası olup en sık olarak 5- 7 yaşları arasında görülmektedir. Hastaların nörolojik muayenesi ve gelişimleri normaldir. Nöbet özelliği ani başlangıçlı, bilinç kaybı ile giden, kısa (4-20 saniye, nadiren daha uzun süren) ve sık tekrarlamaktadır (günde onlarca). Hastaların çoğu kızdır (%70).

    Hastalığın sıklığı nedir?

    Sıklığı epilepsili çocukların % 10 kadardır. Yani 10 epilepsili çocuktan birisi absans epilepsidir.

    Bu hastalık genetik bir hastalık mıdır? Kardeşinde de olabilir mi?

    Hastalığın genetik yönü vardır. Hastaların % 20’ sinde ailede başka bir epilepsili birey bulunmaktadır. Genetik faktörler dışında çevresel faktörler de etkili olabilmektedir. Bu hastaların bir kısmı geçmişte ateşli havale geçirmiş çocuklardır.

    Nöbet özellikleri nelerdir?

    Tipik nöbetler kısa saniyelik özellik göstermektedir. Ani başlar ve ani olarak sonlanır. 4- 20 saniye arasında sürebilir. Bilinç kaybı mutlaka olmaktadır. Nöbetler günde birkaç kereden yüzlerce kereye değişebilir. Nöbetler genellikle kendiliğinden olmaktadır. Hızlı hızlı nefes alıp verme durumlarında özellikle koşma, oynama esnasında nöbetler tetiklenebilmektedir. Yemek yerken olursa bir an durup boş bakar sonra yemeğini yemeye hiçbir şey olmamış gibi devam eder. Konuşuyor ise bir anda konuşma kesilir. Birkaç saniye sonra kaldığı yerden devam eder. İlginçtir bu çocukların bir kısmını ilk olarak öğretmeni fark etmektedir. Dersi dinlerken sıklıkla daldığı fark edilir. Bazen aileler bu dalmaları önemsemezler. Gözü daldı. Normalmiş gibi algılanır. Geçer diye aylarca önemsemeyebilirler.

    Bu hastalığın teşhisi nasıl konulur?

    Dalma şikayeti ile gelen hastalara EEG çekilerek tanı kolaylıkla konulabilmektedir. EEG yani elektroensefalografi 24 kablodan oluşan saçlı deriye özel tutturucu maddeler ile yapıştırılan bir alettir. Çekim beyin aktivitesini direkt kaydeder. Radyasyon gibi zararlı bir yöntem değildir. Çocuğa kesinlikle zarar vermez. Bu EEG kayıtlarında tipik bozuk dalgaların saptanması teşhisi kolaylaştırmaktadır.

    Bu hastalığın tedavisi var mı?

    Evet var. Çoğunlukla bir ilaç tedavisi ile hastaların çoğu iyileşmektedir. Bir kısım hasta ise dirençli olabilmektedir. Bazan iki hatta da üç ilaç verilebilir.

    Bu hastalık iyi mi kötü mü? Hiç kurtulamayacak mı?

    Bu hastalık % 90 oranında iki yıl içerisinde düzelmektedir. Hastalık süresi uzayan hastalarda nöbetler 5- 6 yıl sürebilir.

    Bu hastalarda özel bir diyet var mı?

    Hayır özel bir diyet önerilmemektedir. Sağlıklı beslenme ve aburcubur yiyeceklerden uzak durulması uygundur.

    Hastalar nelere dikkat etmelidirler?

    Yorgunluk, uykusuzluk, alkol, uzun açlık nöbetleri tetikleyebilir. Evlerde bulunan bazı bozuk floresans lambalar, yanıp sönen renkli reklam ışıkları, panoları, hızlı renk geçişleri olan televizyon renklamları nöbetleri tetikleyebilir. Aşırı bilgisayar oyunları oynamak önerilmez. Sık nöbet durumlarında Çocuk Nöroloji uzmanına başvurmak elzemdir.