Etiket: Çocuk

  • Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle 6 ayın altında ve 8 yaşın üstündeki bebek ve çocuklarda boğmacayı da düşündürmelidir.

    Yukarıda örneklenen inatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk allerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Çocuk, ailede ne deneyimliyorsa dış dünyaya da onu yansıtır dolayısıyla anne,baba ve aile içinde edindiği bir takım tecrübelere göre kendisiyle ve çevresiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunur ve geri kalan hayatını o varsayımlar üzerinden kurar. Özgüven anne-baba desteği ile içselleştirilen ve zamanla gelişen bir olgudur. Özgüvenli çocuk,karar verme gücünü ellerinde tutar,seçmek ister,talep eder,hata yapsa bile denemekten vazgeçmez,iletişimde daha etkilidir,sorunu çözme eğilimi gösterir,daha aktiftir.Anne babalar bu özellikleri çocuklarına kazandırmak için bazı konularda hassas davranmalıdırlar.

    1. Önceliği çocuğunuza verin

    Yoğun tempolu işler yüzünden bazen anne-babalar çocuklarıyla yeteri kadar iletişimde bulunmazlar. Oysa çocuğunuzun sevildiğini bilmesi,kendisini önemli hissetmesi için ona zaman ayırmanız gerekir. Bir şey anlatmak istediğinde onu gerçekten dinleyin,eğer dinleyemeyecek kadar yoğun veya yorgunsanız size 15 dakika vermesini işini bitirip onu dinleyeceğinizi söyleyin ve dediğinizi yapın.

    2. “Süpersin,harika iş çıkarmışşın” gibi cümleleri çok sık sarf etmeyin

    Sıklıkla çocuğunuzun direkt olarak yaptığı resmi,ödevi..v.b beğenmek çocuğunuzda yaptığı iş ile sevilmeyi denk tutan yanlış bir algı yaratabilir. Önemli olan her zaman çabalamak ve gayret göstermektir. Motivasyon cümlelerinizi güncelleyin. Örneğin, “yaptığın resim çok harika olmuş” demek yerine “ seçtiğin renkleri çok beğendim,resmin ne kadar da renkli duruyor” deyin. Sonuca değil,sürece odaklanın.

    3.Seçim hakkı tanıyın

    Anne babalar bazen çocuklarına seçim hakkı vermenin kontrolü elden bırakmak olduğuna dair endişeye kapılırlar. Buradaki önemli nokta çocuğunuza sunacağınız seçenekleri sizin belirliyor olmanız.Yani çocuğunuzun yapmasından hoşlanmayacağı bir şeyi seçenek olarak sunmanız gerekmiyor. Örneğin; “ banyonu yemekten önce mi yapmak istersin yoksa sonra mı” bir seçenek sunmaktır ama burada banyo yapmak tartışmaya açık bir konu değildir.Çocuğunuz zamanı istediği gibi seçtiğinde,bir seçim hakkı olduğunu hissedecek,kendi kontrolünde bir şeyleri yaptığı duygusunu yaşayacak ve güvenli hissedecektir.

    4.Yardım isteyin

    Çocuğunuzdan zaman zaman yardım isteyin. Evde yapılan bir takım işlerde kendisinin de katkısı olduğunu hisseden çocuk,kendisini yardımcı ve işe yarar hisseder. Ayrıca birlikte ortak bir iş yapmak paylaşımınızı arttırır. Çocuğunuzun yaşına göre isteklerde bulunabilirsiniz. Örneğin siz yemeği hazırlarken o masaya tabakları dizebilir.

    5.Daha fazla “evet” deyin,kısıtlayıcı olmayın

    Çocuğunuza karşı çok kısıtlayıcı olmak ve istediklerine sıklıkla hayır demek,çocuğunuzda hayal kırıklığı ve çekince yaratabilir. Sürekli reddedilen çocuk bir süre sonra talep etmekten vazgeçer ya da öfkelenir.Belirli değişmeyen kurallar ve sınırlar çocuğun hayatında tabiki olmalıdır. Ancak sınırlarınızı zorlamayacak bir durum söz konusuysa,çocuğunuzun çok aşırı,tehlikeli istekleri yoksa elinizden geldiğince evet demek,kendine güvenini arttıracaktır.

    6.Çözümü sunmadan önce zaman tanıyın,çocuğunuz kendisi çözüm bulsun.

    Çocuğunuzun her karşılaştığı durumda çözümü sizin bulmanız, yaşadığı sorunlara hemen koşturmanız, çocuğunuzun problem çözmesini engellemeniz anlamına gelmektedir. Bir sıkıntıyla karşılaştığında “Biraz birlikte düşünelim,sence bunu çözmek için neler yapabiliriz” gibi bir tartışma konusu açıp çocuğunuzu çözüm bulmaya yüreklendirirseniz ona büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

  • Bebeğinizin ilk günleri!

    Bu yazıyı 2006 yılında Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nde yazmıştım. O dönemde bir çok gazete ve dergide tümü ya da bir kısmı yayınlandı. Şeklini değiştirmeden içeriğini 2009 güncellemesi ile sunuyorum. Özellikle anne ve baba adaylarının doğumdan önce okumasını öneririm.

    Hücre seviyesinde başlayan yaşam döngüsünün birinci ve kolay olan bölümü tamamlanmak üzere. Gerçekleşecek doğumla birlikte 9 ayı aşkın süredir anne karnındaki rahat ortamda devam eden yaşam artık tek başına sürdürülmek zorunda. Önce nefes almak öğrenilecek, sonra beslenme ve sırasıyla diğerleri…

    Hayatın ilk 28 günlük dönemi “yenidoğan” dönem olarak tanımlanıyor ve hayat serüveninin ilk sınavı da bu dönemde veriliyor. Anne karnında son derece rahat bir ortamda ve bütün ihtiyaçları anne tarafından karşılanan bebek doğumda göbek kordonunun kesilmesiyle birlikte artık tüm dengelerini kendisi sağlamak zorunda. Anne karnındayken kapalı olan akciğerler ilk nefesle birlikte açılıyor, bebek nefes almaya başlıyor, kanındaki oksijen oranı hızla artıyor ve cildi pembeleşiyor. Göbek kordonu kesildiği için birçok metabolik dengeyi kendi kendine sağlamaya çalışıyor. Doğumdan sonraki birkaç gün bebek için dünyaya adaptasyon dönemi olarak geçiyor.

    Ancak her 10 sorunsuz hamileliğin bir tanesinde doğumda bebeğin adaptasyon için yardıma ihtiyaç oluyor. Toplamda da 100 tane sağlıklı ve sorunsuz gebenin 1 tanesinin doğumunda bebeğe kalp masajı yapmak ya da akciğerlerine hava göndermek için solunum cihazına bağlamak gibi işlemlerin yapılması gerekebiliyor.

    Hayatın ilk bir kaç dakikası içinde yapılması gereken işlerin doğru yapılmamasından kaynaklanan birçok ciddi problem yaşanabilir.

    Oksijenlenme süreci gecikirse, başta beyin olmak üzere bütün organlar zarar görür. Oksijenin azalması, karbondioksit miktarının artması asidoz denilen bir tabloya yol açıyor ve beyin hücreleriölmeye başlıyor. Beyin hücreleri kendisini yenileyemediği için yerine yeni hücreler konamıyor. Bu asfiksi dediğimiz durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği, epilepsi, okul başarısızlıkları ya da en kötüsü spatisite gibi ileriye yönelik pek çok sorun oluşabiliyor.

    Anne sütü bebeğin sağlık sigortası

    Adaptasyon sorunların çözülmesinden hemen sonra metabolik olaylar geliyor. Bebek tüm besinlerini anne karnında kordon vasıtasıyla alırken, doğduktan sonra kendisinin beslenmesi ve erkenden anne sütü alması gerekiyor. Bebeğin erkenden anne sütü almasını sağlayabilmek için yapılabilecek en önemli uygulama, bebek ve annenin ayrılmamasını sağlamak oluyor. Annenin memesinde bulunan süt, annenin tüm bağışıklık siteminin hücrelerini ve antikorlarını içeriyor. Ve mikroplara karşı müthiş bir koruma sağlıyor. Dolayısıyla bebek, doğduktan sonra ilk saatlerde KOLOSTRUM dediğimiz ilk sütü alırsa birçok hastalığa karşı korunma sağlanmış oluyor.

    Aile, çocuk doktoruyla ne zaman tanışmalı?

    Olayın son derece önemli bir başka püf noktası ise, anne ve babanın çocuk doktoruyla tanışma zamanı. İdeal tanışma zamanının doğum öncesinde, doğuma yakın bir zaman diliminde gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. Böylece hekim ve aile arasında güven mekanizması işlemeye başlıyor, anne çok daha rahat doğuma giriyor.

    Bebek izlemleri sırasında bebekte ya da annede bir sorun çıktıysa ve bu sorun nedeniyle gebelik beklenenden daha önce sonlandırılacaksa ya da bebek riskli bir bebek olacaksa, çocuk doktoruyla anne ve babanın iletişimi o noktada daha bir önem kazanıyor. Doğum sonrasında ilk dakikalar, saatler çok önemli ve her şeyin senkronize yapılması gerekiyor. Bebeği izleyen ekip; doktor, bebek hemşiresi ve bebeğin ailesinden oluşuyor. Ailenin her zaman bu ekibin önemli elemanı olarak görev aldığını ve doktor ve hemşirenin başarısının bir anlamda ailenin de başarısına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Bu uyumu sağlamak için doğum öncesinde iletişimin mutlaka sağlanması gerekiyor.

    Sütün gelmesi için bebek anneye yardım ediyor

    Bebek doğduğunda, çocuk doktoru bebeği alarak ilk solunumun başlaması için gerekli işlemleri yapıyor. Islak bir ortamdan kuru bir ortama geçen bebeklerin çoğu, kurulanır kurulanmaz ağlamaya başlıyor, ciltleri pembeleşip, normale dönüyor. Göbek kordonu kesiliyor ve doğum normalse, daha doğum odasından ayrılmadan bebek kurulanıp annenin üzerine yatırılabiliyor. Karnın üzerine yatan bebeklerin bazıları içgüdüsel olarak anne memesini buluyor. Daha doğum masasında bebek anne memesini tutar ve orada emerse anneye çok büyük uyarı yapmış oluyor ve beyin süt üretimi için emir veriyor. Memeden süt gelmeye başlıyor.

    Bu sebeplerden dolayı sezaryenle doğumdan çok normal doğumu önermekteyiz. Normal doğum sonunda annenin bebeğini çok kısa bir süre içinde emzirebildiğini vurguluyor. Anne sütüyle beslenmeye başlayan bebek mümkün olduğunca çabuk eve gönderiliyor.

    Hastaneden çıkmadan yapılan tarama testleri

    Bebek eve gitmeden bazı tarama testlerin yapılması gerekiyor. Bebeklik döneminde hiçbir bulgu vermeyen ama yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve bulgu vermeye başladığında tedavisi için çok geç kalınmış olan doğumsal metabolik hastalıkların erken tanısında bu testler ayrı bir önem taşıyor.

    Bu testlerin başında fenilketonüri ve hipotiroidi geliyor. Bu hastalıklar klinik belirti vermeye başladığında çok geç kalınmış olunuyor ve tedavisi çok güç zeka geriliklerine yol açıyor. Bu sorunlardaki önemli bir kazanım ise, fenilketonürinin tarama testi yapılıp da bebekken tanısı konabilerse, ilk bir ay içerisinde gerekli tedavi yapıldığında, çocuk tamamen normal bir şekilde büyüme devam ediyor. Fenilketonüri taraması topuktan alınan bir damla kanla yapılıyor. Yaklaşık 10 gün içinde sonuç ortaya çıkıyor. Fenilketonüri şüphesi olanlarda ise test bir kez daha tekrarlanıyor.

    Bu bir tarama testi olduğu için ailelerin içlerinin rahat olması gerekli, önemli olan hiçbir çocuğun atlanmaması. Çünkü bir takım sağlam çocukta test sonuçları pozitif çıkabiliyor. Bu çocuklara ikinci ve daha ayrıntılı test yaptığımızda ise sağlam çocuklar daha rahat ayrılabiliyor. Yaklaşık beşbin kişide 1 tane fenilketonüri olmasına karşın ilk taramada çok daha fazla kişide şüpheli sonuç çıkıyor. Bu nedenle test sonuçları pozitif çıktığı zaman ailelerin çok fazla sorun yaratmasına gerek yok, asıl sonuç ikinci testin sonucunda belirlenecektir. Biz bu nedenle şüpheli grubu geniş tutuyoruz.”

    Fenilketonüri tanısı pozitif çıkan bebeklerde neler yapılması gerekiyor;

    Test pozitif çıkarsa bebeğe özel bir beslenme uygulanıyor. Bu hastalıkta bebekler dışarıdan aldığımız besinlerde bulunan fenilalanin dediğimiz aminoasidi parçalayamıyor. Bu nedenle hiç fenilalanin almaması gerekiyor, bunu aldığı zaman fenilalanin, fenilketonlara dönüşüyor ve vücutta sindirilemediği için de birikiyor ve zamanla beyine hasar vermeye başlıyor. Fenil alanin tüm protein içeren gıdalarda bulunuyor. Büyüdükçe de yaşına uygun o diyetler düzenleniyor. Anne sütü fenilketonürili bebeklerde ölçülü olarak verilebiliyor. Günümüzün gelişen gıda teknolojisi sayesinde bu hastalar için uygun proteinli gıdalar da üretilmeye başladı. Bu sayede çocuklardaki gelişim geriliği de ortadan kalkmış oldu.

    Hipotroidi tarama testi

    Hipotroidi tarama testi ile tiroid bezinin çalışması takip ediliyor. Çünkü tiroid bezi vücutta son derece önemli bir organ. Hızlı çalışması durumunda metabolizmayı hızlandırıyor. Hızlı çalışan metabolizmaya bağlı olarak kilo kaybı, sinirlenme, ellerde titreme gibi sorunlar yaşanabiliyor. Tam tersine tiroid bezinin yavaş çalışması durumunda ise, kişide kilo alımı, yorgunluk, haraketlerin yavaşlaması gözleniyor.

    Bebeklerde ise hipotiroidi doğrudan beynin gelişmesi üzerine etki ediyor. Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa, beyin gelişimi sağlanamadığı için kretinizm denilen, hipotroidiye bağlı bir hastalık ortaya çıkıyor. Ağır zeka geriliği ile seyreden bu soruna ilişkin;

    Aslında hipotiroidi tarama testi de son derece basit bir şekilde gerçekleştiriliyor. Fenilketonürideki gibi alınan bir damla kanla sonuca ulaşmak mümkün. Bebekte hipotiroidi çıkmasındaki en önemli risk faktörü ise kalıtsal özellikler oluyor. Ancak hala sebepleri çok iyi bilinmiyor.

    Yaklaşık 10 binde 1’lik görülme oranı var. Tedavi edilmeyen çocuklarda ise ağır zeka geriliği ile giden bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle mutlaka tanısının konmuşolması ve tedaviye geçilmesi gerekiyor.

    Tiroid hastalıklarında bir ilaç tedavisi uygulanıyor. Tanı konar konmaz da tedaviye başlamak gerekiyor. Tabletler şeklinde verilmesine karşın suda rahat eridiği için, bebeğin yutmasında problem yaşanmıyor. Aynı zamanda son derece etkili ve ekonomik bir yöntem.

    Fenilketonüri ve hipotroidi ne zaman fark edilebiliyor

    Eğer tarama testleri zamanında yapılmazsa ilk iki üç ay içerisinde sorunlar bulgu vermeye başlıyor. Bebek etrafla çok fazla ilgilenmiyor. Bu dönemde annesine gülümsemesi, etrafı seyretmesi gerekirken bu davranışlar gözlenmiyor. Hipotroidinin kendine özel bulguları gözleniyor. Bunların başında da kabızlık geliyor.

    Bebek daha ilk ay içerisinde kabızlık yaşıyor. Çok hareketsiz olduğu gözleniyor, kafasında bıngıldak denilen boşluklar çok geniş oluyor. Sarılık süresi uzuyor. Bu bulgular hekimi hipotroidi varlığı konusunda şüphelendiriyor.

    Hipotroidi tanısı almış ve tedavisine zamanında başlanan çocukların sağlıklı çocuklar gibi normal bir gelişme izleyeceğini ve bu konuda ailelerin rahat olması gerekiyor. Bu çocukların sağlıklı çocuklardan farkı, takiplerinin çocuk hekimlerinin yanında, çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından da yapılmasından geliyor. Fenilketonürili çocukların takibini de, çocuk uzmanı yanında, çocuk metabolizma uzmanı da yapılıyor.

    2009 yılında yeni bir tarama testi yapılmaya başlandı: Biotinidaz eksikliği. Vücudumuzda “biotin” vitaminini üreten enzim biotinidaz. Eğer doğuştan itibaren bu enzimin eksikliği varsa biotin eksikliğine bağlı ilk olarak deri hastalıkları ve ardından da beyin gelişiminde bozukluklar olabilir. Tanı erken konursa vitamin desteği yapılarak hastalık tedavi edilir.

    Eğer ailede akraba evliliği, farklı bir metabolik problem, bebek ölümü öyküsü varsa risk oluşacağı için genişletilmiştarama testi uygulanıyor.

    Topuktan alınan bir damla kanla yapılan genişletilmiş tarama testinde yirmiye yakın hastalığa bakılıyor. Tarama testlerinin en ideal alınma zamanı ise 7-10. günler arasında. Yeni doğan bebeklerdeki diğer tarama testleri ise işitme taraması ile kalça ultrasonografisi oluyor. Bu sayede işitme kayıplarına çok erken safhada tanı konabilirken, aynı zamanda kalça ultrasonografisi ile de ileriki dönemlerde olabilecek kalça çıkığı riski de önceden saptanmış oluyor.

    Yenidoğanın hemorajik hastalığı denilen sorunun yaşanmaması için doğar doğmaz her bebeğe mutlaka 1 miligram K vitamini enjeksiyon şekilde yapılıyor. Dr. Palabıyık, K vitamininin son derece önemli olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

    Sağlıklı bebeği bekleyen sorunlar neler olabiliyor?

    Sarılığa neden olan madde bilirübin ve bu madde kan hücrelerinin parçalanması sonucu oluşuyor. Bebeklerin vücudunda bilirübin ise daha fazla oluşuyor ve karaciğer bu maddeyi safrayla birlikte alarak barsağa yolluyor, oradan da dışkıyla dışarı atılıyor. Yeni doğanların karaciğeri erişkinlere oranla daha yavaş çalıştığından bilirübini atmakta gecikiyor ve vücuttaki bilirübin düzeyi artarak sarılığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Ama anne ve bebekte kan uyuşmazlığı varsa, bebeklerin alyuvarları çok daha hızlı bir şekilde parçalanmaya başlıyor ve çok yüksek miktarda bilirübin ortaya çıkıyor. Karaciğerden de atılamadığı için toksik düzeylere ulaşabiliyor. Bu noktaya gelindiğinde, ilk etki yine beyin üzerinde oluyor ve önce işitme sinirleri zedeleniyor ve eğer yüksek sarılıktaki bir bebek yeterli düzeyde tedavi edilemezse ileri yıllarda ömür boyu taşıyabileceği bazı nörolojik sorunlar yaşayabiliyor. Hiç takip edilmemiş bebeklerde yüksek sarılık nedeniyle ileri yaşlarda spastik kalma riski dahi olabiliyor.

    Bebeklerin yarısına yakınında bebek sarılığının görülebildiğini ve çoğunlukla da hafif bir seyir izleyerek geçtiğini hatırlatarak, ancak kan uyuşmazlığı durumunda şiddetinin artabilir. Her bebeğin belli limitleri bulunuyor. Kan değişimi ve fototerapi yapılması gereken bilürübin değerleri faklıdır. Ve fototerapinin bebeklere hiçbir sakıncası olmadığının bilinmesi gerekiyor. Fototerapi uygulaması sırasında bebeklerin gözleri korunuyor. Bilirübinin çok yükselmesi durumunda ise yapılması gereken tedavi kan değişimi oluyor.

    Eve gidildiğinde dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek eve götürüldüğü zaman sağlıklı ve sorunsuz büyümesinin devam etmesi için en önemli kriterin anne sütü ile beslenmesine devam edilmesi olduğunu belirterek şu bilgileri aktarıyor;

    Gebelik boyunca ve doğumdan sonra da hem annenin hem de babanın hiçbir şekilde sigara içmemesi gerekiyor. Yine bebeğin hiç bir şekilde sigara dumanına maruz kalmaması gerekiyor. Oda sıcaklığının 22-24 derecede olması yeterli oluyor. Özellikle kış aylarında bebeklerin çok sıcak ortamlarda soba yanında bulundurulması sakıncalı. Yatağın kaloriferin ya da sobanın yanına konması ani bebek ölümlerini artıyor. Bu nedenle de bebek mümkün olduğunca ısıtıcılardan uzak tutulmalı ve kat kat giydirilip sarılmamalı. Ani bebek ölümlerindeki bir başka risk yaratan unsur ise, bebeğin yüzükoyun yatırılması oluyor. Bu nedenle biz geceleri bebeklerin sırt üstü yatırılmasını istiyoruz. Bebeğin kalça sağlığının gelişmesi için de mutlaka ara bezi kullanılmalı. Beslenme konusunda da sadece anne sütü öneriyoruz ve bunun yanında gerekli bazı vitaminleri öneriyoruz. Bebeklerin yaklaşık ikinci haftadan itibaren, günlük 4 damla D vitamini damlası kullanması gerekiyor. Bu şekilde hızla büyüyen kemiklerin sağlamlaşması sağlanıyor.

  • Çocuklarda Yemek Yeme Sorunu

    Çocuklarda Yemek Yeme Sorunu

    İştahsızlık ya da yemek yeme sorunu genellikle psikolojik bir problemden kaynaklanmaktadır. Çünkü beslenme anne-baba-çocuk arasındaki ilişkiyi de yansıtmaktadır. Çocuk tarafından yemeğin reddedilmesi çoğu zaman anne-babaya karşı kullanılan bir araçtır. Önemsiz gibi gözüken yemek yeme sorunu ileriki yaşlarda duygudurum bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Yemek yeme sorunu olan çocuklar bir süre gözlemlenmelidir. Yemek yemeyi reddetme konusundaki inatlaşma okul öncesi dönemde sıkça rastlanan bir durum olmakla beraber problem olarak algılanmamaktadır. Çünkü çocuğun kendini fark edip, bağımsızlığını ilan ettiği bir dönemdir. Yemeği reddetmesi durumunda çocuğa edilen ısrarlar sorunu giderek daha da büyütmektedir.

    Yemek yeme sorunu için öneriler:

    1. Porsiyonlarını çocuğun yiyebileceği kadarla sınırlandırın.

    Çocuktan bir yetişkin kadar yemek yemesi beklenemez. Genellikle bir çocuğun yiyebileceği porsiyon, bir yetişkininkinin dörtte biri kadardır. Eğer yine de yemek istemiyorsa ısrar etmeyin. Bir sonraki öğün ya da atıştırma süresine kadar acıkmış olacaktır.

    1. Yiyeceği yemeğe ve miktarına kendisinin karar vermesine izin verin.

    Söz hakkı olduğunu gören çocuk, kendisinin de bir birey olduğunun farkındalığını kazanıp, kendi kararlarını verme ve kendi sorumluluklarını alabilme konusunda kendini geliştirecektir.

    1. Susadığında su içirin.

    Çocuğunuz susadığında ona meyve suyu ya da süt gibi sıvılar vermek yerine su verin. Diğer içecekler de karnın tok kalmasına ve yemeğin reddedilmesine sebep olabilir.

    1. Yemek konusunda ödül, ısrar ve pazarlıktan kaçının.

    “Sebzeni yersen sana cips vereceğim.” , “Bütün tabağını bitirirsen çikolata yiyebilirsin.” , “Bir kaşık daha..” gibi ödül, ısrar ve pazarlık içeren tutumlarımız çocuğun daha az yemesine sebep olmaktadır.

    1. Günün menüsünü birlikte hazırlayabilirsiniz.

    Günün menüsü, evin tüm aile fertlerinin fikri alınarak hazırlanabilir. Böylelikle kendi tercihleri doğrultusunda hazırlanan yemeklerin reddedilmesi daha küçük ihtimaldir. Fakat söz hakkı tanınsa da tüm karar çocuğa bırakılmamalıdır.

  • Su çiçeği aşısı (varisella aşısı)

    Su çiçeği varisella zoster (VZV) virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Ateş kaşıntılı , deriden kabarık döküntülerle seyreder. Çocukluk dönemi hastalığı olarak bilinirse de her yaşta görülebilir. Ergen ve erişkinlerde ağır seyreder. Son derece de bulaşıcı bir hastalıktır. Salgınlara yol açar.

    Suçiçeği enfeksiyonu geçirildikten sonra su çiçeğine neden olan VZV virüsü sinir hücrelerine yerleşir ve yaşam boyu virüs sinir hücrelerinde latent virüs şeklinde kalır.

    Bağışıklık sisteminin zayıflaması ile birlikte virüs aktive olur ve ZONA (herpes zoster) enfeksiyonu olarak karşımıza çıkar.

    Ciddi bir klinik tablo olan su çiçeğinden korunma önemlidir.

    Korunmada aşıların değeri tartışılmaz.

    Suçiçeği aşısı nasıl uygulanır?

    Suçiçeği aşısı iki doz olarak uygulanmaktadır.

    İlk doz 12-15 ay

    İkinci doz 4-6 yaş yapılır.

    İkinci doz 3,5 yaşta uygulanabilir.

    Ergen ve Erişkinlerde aşı uygulaması

    13 yaşa kadar suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış genç ve erişkinlerde ise aşı 28 gün ara ile 2 doz olarak yapılmalıdır.

    Suçiçeği bulaşma riski taşıyan erişkinlere aşı uygulanmalıdır.

    Risk grubu ;

    Sağlık personelleri

    Öğretmenler

    Çocuk bakıcıları

    Askeri personeller

    Bakım evi çalışanlarıdır.

    Suçiçeği aşısının uygulanmadığı durumlar

    Gebelikte geçirilen suçiçeği hem bebek hem de anne de ciddi tablolara yol açmaktadır.

    Bağışıklık sistemi zayıf hastalar ve gebelere aşı uygulanmamalıdır. Çocuk doğurma yaşındaki kadınların aşıdan sonraki bir ay içinde hamile kalması önerilmez.

    Emziren bir annenin su çiçeğine yakalanma riski yüksek ise aşı yapılabilir.

    Aşı tek doz uygulandığında koruma %78 dir. Ancak 2 doz uygulamada koruma tam olmaktadır.

    Özel durumlarda aşı uygulaması

    Steroid alan hastalarda tedavi bitiminden iki hafta sonra aşı yapılabilir. İnhale steroid alan hastaların aşılanmasında bir sakınca yoktur. Yüksek doz steroid almayan astımlı ve nefrotik sendromlu çocuklar tedavi devam ederken aşılanabilirler.

    Suçiçeği geçiren bireylerde ile ZONA riski mevcuttur. Bu tablo ancak suçiçeği aşısı yapılarak önlenebilmektedir. Suçiçeği aşısının çocukluk yaş grubunda uygulanmalıdır.

    Suçiçeği aşısı tek doz uygulandığında korunmanın yeterli olmadığı bilinmektedir. Ancak ikinci doz aşılanan ile birlikte tam korunma sağlanabilir.

    Suçiçeği aşısı çocuklar da iki doz olarak uygulanmalı ve ulusal aşı takvimine ikinci dozun ilave edilmesinin önemli olduğu kabul edilmelidir.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Parmak emmek sorun belirtisi mi?

    Çocukların 1 yaşına kadar parmak emmesi normaldir. Parmak emme 1,5 yaşına doğru sık görülebilir. Bebeğin parmak emmesi mutlaka onun aç olduğu anlamına gelmez hatta %50- %87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı değildir. 9 aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. RİTVEL adı verilen bu alışkanlık aylarca sürebilir. Bebekler diş çıkarma dönemlerinde damağın kaşınmasından dolayı parmak emmeye başlayabilirler. 18 ayda sıklaşan parmak emmenin 3- 4 yaşında kaybolması beklenir. Yapılan çalıkşmalarda, en geç 3-4 yaşlarında sona erdiğinde parmak emmenin zararının olmadığı ancak devam etmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır. Bu davranış genellikle çocuklar uykuya dalarken, açken, yalnız kalınca, korkunca ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yaş aralığından sonra çocuk parmak emmeye devam ediyorsa ya da sonradan alışkanlık haline getirdiyse altında psikolojik nedenler aranmalıdır.

    Emme isteği yeterince doyurulamayan bir çocukta başlangıçta görülen parmak emme alışkanlığına zamanla başka hareketlerde eşlik edebilir; Kulak çekmek, saç kıvırmak ve çekmek, pike, battaniye emmek, çeneyi ve gözü ovmak, el ve kol emmek gibi. Bazen de eşlik eden hareketler parmak emme kesildikten sonra sürebilir ( örneğin dilini emmek ). Annesini düzenli ve yeterince emen bebeklerin diğer yaşıtlarına göre daha az parmak emdikleri söylenebilir. Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuklar bu yaşlarda genellikle ebeveynlerini, çevresindeki yetişkinleri taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır.

    Ebeveynlerin, kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını, çevresi tarafından hoş karşılanmayacağını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir. Bu davranış kesinlikle baskıyla önlenmeye çalışılmamalıdır. Baskı yapıldığında, tik, tırnak yeme, alt ıslatma gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Eğer parmak emme davranışı uzun sürdüyse ve buna ek belirtiler de eşlik ediyorsa çocuk psikiyatristinden yardım alınmalıdır.

  • Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Problemleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklar da diğer bireyler gibi yaşadıkları olumsuz olaylardan etkilenirler. Fakat yetişkinlerin aksine çocuklar; yeterli deneyim, bilinç ve mantığa sahip olmadıkları için yaşadıkları olumsuzlukları bir yetişkin desteği olmadan aşamazlar. Bu gibi durumlarda anne-baba tarafından sevgi, ilgi ve destek gören çocukların yaşanan durumu aşması daha kolay olur. Değişen ve gelişen duruma alışıncaya kadar geçen süredeki davranış bozuklukları aslında birer uyum bozukluklarıdır. Davranış problemleri olarak adlandırılanlar nelerdir?

    Parmak Emme:

    Sütten kesilme durumundan sonra devam eden parmak emme, çocuğun kendisinde gördüğü bir yetersizliği ya da güven eksikliğini göstermektedir. Uzun süre devam eden parmak emme ise daha ciddi psikolojik problemleri yansıtır.

    Tırnak Yeme:

    Duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çeken, yasaklarla ve baskılarla büyüyen çocuklarda görülür. Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, öfkelerini, kaygılarını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar kızgınlık duygularını bu şekilde kendilerine yöneltirler.

    Altını Islatma:

    Normalde çocuklar 2 yaş itibariyle küçük ve büyük tuvaletlerini tutabilmektedirler. Belirli sebeplere bağlı olarak bu süreç 3 yaşa kadar uzayabilmektedir. Fakat 4 yaşına gelen çocuk artık küçük ve büyük tuvaletini tutabilmektedir. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı hiç öğrenememişse zeka geriliği ya da başka bir rahatsızlıktan dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Yapılan testlerin sonucunda herhangi bir problem gözükmüyorsa psikolojik sebepler aranmalıdır. Eğer çocuk tuvaletini tutmayı öğrendikten sonra tekrardan ıslatmaya başlıyorsa burada genellikle psikolojik sorunlar görülmektedir. Değişen bir durum, kardeş kıskançlığı, dikkat çekme çabası, aile fertlerinden birinin ölümü, tedavisi uzun süren hastalıklar bu bozukluğa sebep olabilir.

    Öfke Patlamaları:

    Duygu ve düşünceleri bastırılan, öfkelerini, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar içlerindeki öfkeyi bir süre tutabilirler. Daha sonrasında ise yaşanan bir durumu ya da yerine getirilmeyen istekleri bahane ederek öfkelerini patlama olarak boşaltırlar. Bu patlamalar esnasında, çocuk kendini yerden yere atar, kafasını yerlere ve duvarlara vurur, ağlama krizleri geçirir. Bunun dışında yanlış yetiştirilmeyle her istediği yapılan, kural tanımayan çocuklar, aşırı şımartılmış çocuklar; elde edemeyecekleri bir şey olduğunda, istedikleri yerine getirilmediğinde de öfke nöbetleri yaşayabilirler.

    Hırsızlık (Kleptomani):

    Çocuklar yaklaşık 5 yaşına kadar ben-merkezci bir yapıya sahiptirler ve kişilik haklarına uymaz, mülkiyet kavramını yeterince bilmezler. Çocukların bir çoğu kendisine ait olan oyuncağı bir başkasıyla paylaşmak istemediği gibi, başkalarına ait oyuncaklara da sahip olmak isteyebilirler. Bu bir problem olmadığı gibi ortada garipsenecek bir durum da yoktur. Tüm bunlara rağmen ebeveynlerin okul öncesi çocuklara başkasının eşyasının izinsiz alınmayacağı, onun sahibine geri verilmesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocuğa yapılan hırsız etiketi doğru bir davranış değildir. Çünkü çocuk bunu hırsızlık amacıyla yapmamaktadır. Eğer tüm uyarılarınıza rağmen çocuk bunu yapmaya devam ediyorsa, çocukta bir güven problemi, aşağılık duygusu ya da dikkat çekme gereksinimi olabilir. Bu yüzden çocuklar bu davranışı tekrarlayarak ruhsal açlıklarını gidermeye çalışırlar. Bu gibi durumlarda altta yatan sebebi bulmak oldukça önemlidir. Bunun dışında çocuğa “senin” ve “benim” kavramları öğretilmelidir. Unutmayın ki çocuklar en çok modelleyerek öğrenirler. Bu yüzden onları doğru davranışa teşvik edebilmek için onlara doğru model olmak gerekir. Çocuğa ve onun eşyalarına saygı duyulmalı ve onun eşyalarını ondan izin alarak almalıyız. Bu şekilde yapması gerekeni ona model olarak öğretmiş oluruz.

    Yalan:

    Çocuk okul öncesi dönemde, gerçekle gerçek dışı olanı birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa henüz ulaşmamış olduğu için söyledikleri aslında yalan olarak nitelendirilmez. Gördüğü rüyaları ya da hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilirler. Burada amaç genellikle sizi kandırmak değil, dikkatinizi çekmek ve onunla ilgilenmenizi sağlamaktır.

    Yalan, aslında yaratılışımızda yoktur. Bu yüzden eğer çocuğunuz yalan söylüyorsa kendinizi, çevresini ya da arkadaşlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

    İçe Kapanıklılık:

    Psikolojide saldırganlık ne kadar büyük bir problemse, içe kapanıklılık da o denli bir problemdir. Aileler genellikle içe kapanıklılığı uysallık, söz dinleme olarak algılayıp bununla övünebiliyorlar. Fakat haklı tepkileri cezalandırılmış, gereksiz eleştirilmiş, hataları kınanmış, ve suçlanmış çocuklar aslında hata yapmamak için içe kapanmayı tercih ederler.

    Yaşanan tüm bu bozukluklar çocuğun yaşadığı herhangi bir değişim sonrasında meydana geliyorsa uyum problemi olabilir. Bu yüzden bir süre sabretmemiz gerekir. Fakat süreç gereğinden uzun sürüyorsa bu bir probleme dönüşmüş olabilir. Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine başvurulmalıdır.

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    İnatlaşma, çocuklarda sık sık ve her yaş döneminde görülebilir. Bu kimi zaman bir davranış, kimi zaman bir tepkidir. Çocuklar inatlaşarak ya da ağlayarak anne-babaya isteklerini yaptırabileceklerini görürler ve bunu kullanırlar. Çocukların bağımsız birer birey olduklarını fark etmeleri, bu davranışı tetiklemektedir. Çocuklar bu süreçte ayrım yapmaksızın çevrelerindeki herkesle çatışabilirler. Ve bu durum çoğu zaman tutarsızdır. Çatışma içerisindeyken bir çok kez fikir değişikliğine gidebilirler. Hatta durum o kadar değişkendir ki aileler çoğu zaman çocuğun ne istediğini anlamakta bile güçlük çekerler. Ailelerin göremediği nokta; çocuğun bu süreçteki tek amacı, söylenenin aksini yapmaktır. Onun amacı aslında bağımsız bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendi verebileceğini ve tercihleri onun da yapabileceğini size göstermektir. Bunun farkına varamayan ebeveynler, çocukla gereksiz çatışmalara girerek yıpranmaya ve yıpratmaya yol açabilirler. Unutulmamalıdır ki, 2 yaştan sonra çocuk, “hayır” dönemine girmektedir; bu söylenenenlerin reddedilmesi ve her şeyin inatlaşarak çözülmeye çalışılması, söz dinlememe dönemidir ve bu geçici bir süreçtir. Bu süreçte onunla inatlaşılması ve çatışmaya girilmesi inatlaşma davranışının çocukta karaktere dönüşmesine ve kalıcı olmasına sebep olmaktadır.

    BAŞA ÇIKMA YOLLARI:

    1. İnatlaşma durumunda yapılacak en önemli şey soğukkanlılığınızı koruyarak çatışmaya girmekten kaçınmak olmalıdır. Onun, “sizin çocuğunuz” olduğunu unutmayarak, uzlaşmacı ve yumuşak bir ses tonuyla karşılık vermeniz, yüksek ses ve şiddetten uzak durmanız gerekmektedir.

    2. Onun sizin rakibiniz olmadığını unutmayın. Onunla güç savaşına girmek yersiz olacaktır. Burada önemli olan kimin kazanacağı ya da kimin daha güçlü olduğu değil, elde edemeyeceği şeyden vazgeçmesini sağlamaktır.

    3. İstediğinin neden olmayacağını açık ve basit bir şekilde dile getirin. Bunun olamamasına sizin de üzgün olduğunuzu fakat şartların bunu gerektirdiğini açıklayın. Bu şekilde duygularınızı dile getirmeniz onun hem rahatlamasını sağlayacaktır, hem de sizi ona devamlı engel olan ve kurallar koyan bir düşman olmaktan çıkaracaktır.

    4. İnatlaşma konusunda dikkat edilmesi gereken başlıca bir konu ise tutarlılıktır. Ona önce “hayır” dediğiniz bir şeyi kabul etmediği için “evet” e çevirirseniz bunu size karşı kullanmaya başlayacak, her seferinde “evet”e dönüştürebileceğine inandığı için inatlaşması ve çatışması şiddetlenecektir.

    5. Ona yaptırmaya çalıştığınız şeydeki üslubunuz da çok önemlidir. “Hemen yemeğini ye!” acıkan bir çocukta bile bir inatlaşmaya yol açabileceği gibi, “Yemek hazır, hadi gel hep birlikte yemeğimizi yiyelim.” Gibi daha yumuşak bir tavır aranızdaki paylaşımı ve iletişimi de arttıracaktır.

    6. İnatlaşma başladığını bazen görmezden gelerek sakinleşmeyi beklemek de faydalı bir yol olacaktır.

    7. Yapılan her türlü çabaya rağmen çocuk inatlaşmaya devam ediyorsa o esnada dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışın. Bu sevdiği bir oyuncağı, etraftaki herhangi bir havyan ya da nesne, oyun, çizgi film olabilir.

    8. Aynı zamanda bu dönemde çocuklara devamlı “hayır” denmesi de olumsuz bir tutumdur. Ne kadar çok “hayır” derseniz, o kadar çok “hayır” alırsınız. Her şeye hayır demek yerine, yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı belirleyip, yapamayacaklarınızı da ona açıklamanız gerekmektedir.

    9. İnatçılık krizlerinde yapılabilecek en mantıklı şey çocuğa seçenek sunmaktır. Böylelikle hem ona istediğini vermiş olur; yani onun da bir birey olduğunu, hayatı hakkındaki kararları kendi seçebildiğini göstermiş olur hem de sizin istekleriniz doğrultusunda onunla uzlaşmış olursunuz. Bu, inatlaşma sorununu çözmüş olmakla birlikte aynı zamanda çocuğun özgüven gelişimi için de oldukça önemli bir adımdır.

  • Çocuğum tırnaklarını yiyor, ne yapacağım?

    Tırnak yeme alışkanlığı çoğunlukla 3-4 yaşlarından sonra başlar. Üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %45-50’ye yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Sebep gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilebilir. Tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanır. Bu sebeple bu alışkanlığın büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terkeder.

    Tırnak yeme bir güvensizlik, değersiz ve yalnız hissetme, kaygı belirtisi olarak kabul edilir. Çocuğa ailede aşırı baskıcı veya tersine korumacı davranılması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik, okulda öğretmen veya başarısızlık korkusu, arkadaşlık ilişkilerinde sorunlar başlıca nedenlerdir. Anne baba geçimsizlikleri, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yemeye neden olabilir.

    NELER YAPILABİLİR??

    Çocukta kaygı, gerginlik, güvensizlik hissi yaratan nedenleri saptayıp bunlara çözüm getirilmeli.

    Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı değil hatta bazen daha ağır duygusal problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocukları korku, kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, bilgisayar oyunları oynamaları sakıncalıdır.

    Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. “ Hadi gel oyun oynayalım “, “Bugün ne oldu biliyor musun?….” Şu son oynadığın oyunun ismi neydi” gibi dikkatini gerçekten dağıtacak şekilde olmalı. Sinema, televizyon izlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek (sakız, meyve, kuruyemiş gibi) tırnak yemenin önüne geçebilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirmek, yaptığı iyi şeyleri pekiştirmek gerekir. Ancak bunun uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. Tırnak derin kesilebilir.

    Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Tırnak yemenin çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk bunu benimsediği zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir.