Etiket: Çocuk

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Bez bırakma süreci bazı ailelerin çok kolaylıkla atlattığı bir dönemken; hatta çocuğun bezden rahatsız olup kendisinin atmak istediği bir şeyken, bazı çocuklarda bu dönem çok krizli olarak yaşamaktadır.

    Öncelikle bez bırakmak için yazı beklemek yanlış görüşlerden birisidir. Bunun mevsimle bir ilgisi bulunmamaktadır. Önemli olan; çocuğunuz için doğru zaman olmasıdır ve sizin kararlılığınızdır.

    Çocuğunuz en az 24 ayını doldurmuş olmalıdır, en ideal süre 30 aylıkken olduğu dönemdir ve bu çocuğa ve hazır oluşuna göre değişkenlik göstermektedir. Ancak daha öncelerinde çocuk köşeye çekilip tuvaletini yapıyorsa ya da bezi çıkarmanızı istiyorsa sadece bunlar hazır olduğu anlamına gelmemektedir ve ailenin bu durumu yanlış algılamasına yol açmaktadır.

    İlk olarak çocuğunuza niçin bezi bırakmanın zamanının geldiğini çocuğunuzla konuşarak açıklamanız gerekmektedir. Somut olarak anlatmanız en etkili yöntem olacaktır. Çocuğunuzla parka çıktığınızda bebek arabasına denk geldiğinizde annesine bebekte bez olup olmadığını çocuğunuzun yanında sorun ve büyüyenlerin bez takıp takmadığını konuşun; somut olarak artık bebek olmadığını düşünen çocuğunuzdaki değişimi görüyor olacaksınız.

    Yapmamanız gereken şey ise; erkenden ısrarcı olmaktır. Çocuğunuzun hazır olup olmadığından emin olmanız gerekmektedir. Bu konuda tek başınıza karar vermede zorlanıyor iseniz; okul öncesi eğitimdeki öğretmenlerine ve okulun psikoloğuna danışarak, işbirliği ile kafanızdaki soru işaretlerini kaldırmanız kolaylaşacaktır.

    Bez bırakma sürecinde gece ve gündüz bezi bir arada bırakılmalıdır. Bu rastladığım en büyük hatalardan biridir. Gece altını ıslatmasın diye bez bağlayan aileler olmaktadır. Oysaki bu çok yanlış bir davranıştır. Çünkü çocuk bu sefer gece altını ıslatabilirsin komutunu dolaylı yoldan almaktadır ve gece tutma refleksleri gelişmemektedir. Sonrasında da 8 yaşına hatta ileriki yaşlara kadar yatağını ıslatan çocuklar olabiliyor.

    Çişi tuvalete yapma daha kolay kazanılan bir davranışken, kaka vücuttan ayrılan daha büyük bir parça olması nedeniyle kaka yapma davranışı daha geç kazanılmaktadır, bu sizleri endişelendirmesin.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise; lazımlık mı klozet üstü kapak mı? Tercihim öncelikli olarak klozet üstü kapaktır. Ancak tuvalete oturması için basamak desteği olması gereklidir ki çocuk kendisini güvende hissedebilsin. Bazı evlerdeki tuvaletin yapısı tuvalet üstü kapağa uygun olmamaktadır, bu gibi durumlarda lazımlık da kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta; lazımlığın portatif bir şey gibi oda oda gezebilen bir eşya haline getirilmemesi gerekmektedir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken şey de, günümüzde hızla gelişen çocuk ürünlerindeki yaratıcılıkla; ışıklı ve müzikli lazımlıklar alınmamalıdır. Çünkü bu sefer çocuk sadece o lazımlığa tuvalet yapma davranışı geliştirmektedir ve başka bir yerde tuvaletini yapmamaktadır.

    Tuvaletini tuvalete ya da lazımlığa yaptığında onu övün ancak yapmadığı zamanda kınayıp, kızmayın.

    İlk olarak neler yapılmamalı kısmı ile başlıyor olalım; beklenti içerisine girmemek gerekmektedir yani ‘normalde komşumun çocuğu 5 günde öğrendi’ gibi ya da 2-3 gün iyiye gidince ‘oldu bu iş’ diye beklentiye girmemek gerekmektedir. Tuvalet eğitimi için 4-6 hafta kadar bir süre tanıyın kendinize ve 1 hafta boyunca düzenli şekilde alışkanlığını kazandığını fark edince artık oturttuk bunu diye düşünebilirsiniz.

    Bir diğer hataya düşülen ve bırakma sürecini zorlaştıran unsur; alıştırma külotları. Alıştırma külotuyla bırakan çocuklar da var ancak çoğu çocuk onu da bir bez olarak görüp tutma refleksini geciktirmektedir.

    Yapılmaması gereken bir diğer şey ise; ‘pis, iğrenç’ gibi söylemler. Bu söylemler süreci uzatmaktadır, çünkü çocuk kirlenecek diye tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyecektir. Sonrasında da son ana kadar tutup koltuğun arkasında çömelip altına yapmak durumunda kaldığı bir sahne ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Çocuk bez bırakma sürecinde kendini rahat hissetmelidir. Bu süre zarfında çocuğu azarlamamalıyız. Halıya, yere vs. yaptığında kızmamalıyız. Zaten doğal akışında çocuk yeri kirletmemesi gerektiğini anlayacak ve kendisi rahatsızlık duyacaktır.

    Yapılan en büyük hatalardan biri de gece bezini sonradan bırakmaya karar vermek. Ancak bu aileler için de çocuk için de daha sancılı bir süreç haline gelmektedir, gündüz altına yapmayan çocuk gece yapabileceğinin rahatlığı ile gününü geçirmektedir ve sonrasında gece bezi bırakmak aileyi çok zorlamaktadır. Gece de gündüz de bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Gece çocuğun sağlığı açısından; özel bölgesinin hava alması gerektiği için alıştırma külotu giydirip yatırmamak gerekmektedir. Çarşafın üstüne ve altına hasta bezlerinden örterek çamaşır konusunda da rahatlığa ulaşabilirsiniz.

    Hava soğuk dahi olsa tuvalet eğitimi verdiğiniz çocuğunuz ile dışarıda aktiviteler yapmaya özen göstermelisiniz.

    Bir diğer yapılan hata ise özellikle yaz aylarında; yazlıkta-memlekette-tatil köyünde vs bıraktırırım düşüncesi. Çocuk alışık olduğu bir ortamda bez bırakma sürecine başlamalıdır. Yalnız bu demek değildir ki tatile çıkmadan1 hafta önce evde sürece başlanılsın ve sonra yolculuğa çıkıldığında bez bağlamak durumunda kalın, süreç bölünmemeli, bilinen bir ortamda devam edilmeli ve istikrarlı olunmalıdır.

    En önemli etkenlerden biri de çevredekilerin söylediklerinden etkilenmemeye gayret etmektir. Kendinizden emin bir şekilde araştırarak, okuyarak ve çevredekilerin ne dediğini duymamaya çalışarak bez bırakma sürecini sağlıklı bir şekilde atlatıyor olun.

    Bez bırakmaya karar verseniz dahi asıl önemli olan şey koşulların uygun olmasıdır. Bu sürece geçiş için 2 yaş çok önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü çocuğunuz konuşulanları anlamaya ve kendisini ifade etmeye başlamıştır. Bir diğer önemli nokta ise ebeveynlerini taklit etmeye başlar. Fiziksel olarak da tutma ve bırakma davranışı için kasları gelişmeye başlamıştır.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlamanızı sağlayacak önemli unsurlar; çiş, kaka, tuvalet gibi kavramları ve anlamlarını biliyor olması gerekmektedir. Çiş ve kakasını tutabilecek kaslarının gelişmiş olması, kabızlık sorunu yaşamaması, bezinin ıslaklığından rahatsız olup değiştirilmesini istemesi, kısa bir süre için dahi olsa çişini ve kakasını yapmayı erteleyebiliyor olması, kendi çamaşırlarını indirip çekebilmesi, aileyle zıtlaşma döneminde olmaması gerekmektedir.

    Kesinlikle sert bir tutum sergilenmemelidir. Aksine tuvaletini söylediği ve yaptığı zamanlarda memnuniyetinizi belli etmek açısından ödül sistemini uygulamak gerekmektedir. Çişini ve kakasını söylediği zaman sevdiği şeyleri elde edebileceğini ancak söylemediğinde de bunlardan mahrum kalacağını anlamalıdır. Bu bilinci doğru şekilde oturttuğunuzda süreci krizsiz biçimde ilerletiyor olacaksınızdır. Ancak ailelerin mutlaka bu süre zarfında sabırlı olmaları gerekmektedir. Zorlanılan noktalarda bir psikologtan destek alınması önemlidir. Çünkü farkında olmadan çocuklarımıza baskı yapacak söylemler kullanılabilir, bunlar da çocuklarda birçok farklı davranışın oluşmasına neden olacaktır. Bu nedenle, mümkün olduğunca anlayışlı ve sakin ilerlemesi gereken bir süreç olduğunu tekrar vurgulamakta fayda olacaktır.

  • Sırf Çocuk İçin Devam Ettiriyorum

    Sırf Çocuk İçin Devam Ettiriyorum

    Güzel umutlarla başlayan bir birliktelik vardı.Yıllar geçti; o birliktelik bakıldı ki aslında sadece iki kişiden ibaret değildi. Aileler;geniş ve çekirdek; arkadaşlar; samimi yada samimi olmayan; işler; karakter farklılıkları; istekler; beklentiler; hayaller; iletişim tarzlar; alışkanlıklar; tercihler vs. derken aslında o ilişki çift kişilik olmanın çok çok dışında kalıyormuş.

    Sonrasında çocuk sahibi oldunuz; bir ya da birden daha fazla. İlişki iyi gidiyorduysa baştan isteyerek; eğer gitmiyorduysa yara bandı olur -ki bu çocuğun sırtına daha doğmadan yüklenen bir yük- diye; bir taraf çocuk sahibi olmak isterken diğer taraf istemezken belki zorlama ve kabul etmelerle; oysa çocuk için her iki tarafında hazır olması çok önemli; ilk çocuk büyüdü,arada sorunlar vardı, o zaman bir çocuk daha yapalım işler değişir denildi sanki ikinci çocuk dünyaya gelince; anne-babasının karakterlerini ve davranışlarını yönetebilecek güce sahip olacak gibi..

    Ve sonra bakıldı ki  ilişki gitmiyor! Çift  terapisi istedi bir taraf; diğer taraf  yok bizim halledemediğimizi bir başkası nasıl halledecek diye inat etti ve gidilmedi. -Çift terapisinde iki uçta konuşulur ;yani devam ettirmek yada boşanmak ;ancak amaç bunu sağlıklı yönetmektir.-

    Boşanma kısmı düşünüldü ama ”sırf ilişkiyi çocuk için devam ettiriyorum,katlanıyorum”  

    cümleleriyle devam ettirilmeye karar verildi. Bu çocuğun sırtında çok büyük yük haline geliyor. Belki o esnada;kendinizden özveride bulunduğunuzu ve çocuğunuz için iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak her ne kadar ”ben yapmam, hiç çocuğuma yansıtmam diye düşünsenizde en ufak bir tartışmada ve sorunda ”ben senin için katlanıyorum! ya da çocuk için katlandım!” gibi cümleler kurarken bulabilirsiniz kendinizi.

    Mutlu olmadığınız bir birlikteliği sürdürmek için kendi ya da karşı tarafın hayatını karartmak için ömür çok kısa. Bunu ne kendinize, ne eşinize, ne de çocuklarınıza yapmamalısınız. Unutmayın mutsuz bir anne-baba demek, mutsuz çocuklar demektir; mutlu çocuk ise mutlu anne-babanın olduğu ortamda yeşerir.

    Okurken aklınızdan şu geçebilir; yapılması gereken hemen ilişkiyi sonlandırmak mı? Tabi ki hayır; öncelikle öncelikle aylardır ya da yıllardır içinden çıkamadığınız problemleri çözmek için çift terapisi desteği alabilirsiniz. Zaten görüşmeler sonucunda ilişkiyi devam ettirmek ya da ettirmemek adına karar veriyor olacaksınızdır. Ancak sizler kendiniz için belirsizliği ortadan kaldırdığınızda; çocuğunuzun/çocuklarınızın da sırtından büyük bir yük kaldırmış olacaksınız.

    Ayrıca; geçirdiğiniz zamanı dolu dolu geçirebileceksiniz ve verimli olabileceksinizdir. Buda çocuğunuzun kendini rahatça ortaya koyduğu ve huzurlu ortam oluşturduğunuz anlamına gelmektedir.

  • Otizm tanımı

    Otizm, son bilgilere göre her 42 erkek çocuktan birini etkileyen, ve sıklığı her geçen gün artan bir durumdur. Otizmden etkilenen çocuklar sosyal hayata adapte olmakta zorluklar yaşarlar. Temple Grandin’in deyişiyle esas sorun bu çocukların “otistik olmayan bir dünyada yaşamak zorunda olmaları”dır. Bu zorluklar ve çocuklarının gelecekte kendine yeterli bir hayat sürememe olasılığı, aileler açısından büyük bir endişe kaynağıdır. Bununla birlikte otizmin patofizyolojisinin ne derece karmaşık olduğunun algılanamaması, çoğu zaman, çocuğun gelişimi açısından son derece kritik ve sınırlı zamanın, çocuğun bireysel biyokimyasal ihtiyaçlarına cevap vermeyecek ve her çocuk için aynı şekilde düzenlenen tedavi arayışları ile boşa harcanmasına neden olur. Çok yerinde bir söyleyişle “otistik çocuk sayısı kadar farklı otizm vardır”. Altta yatan nedenlerin her çocukta farklılık gösterebilmesi ve birbirini tetikleyen farklı etkenler ve yolaklara bağlı bir seyrinin olması nedeniyle, hem özel eğitim, hem tıbbi tedavi yaklaşımı çocuğa özel olarak düzenlenmelidir. Bir çocukta büyük yarar sağlayan bir yaklaşım, başka bir çocukta otizm bulgularının şiddetlenmesine, hatta bazen geri dönüşsüz sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Otizmde görülen nöropsikiyatrik belirtiler buzdağının görünen tarafı olup, buzdağının görünmeyen tarafında hem bağırsak hem beyinde devam eden bir inflamasyon ve birbiri ile bağlantılı bozulmuş biyokimyasal yolaklar mevcuttur. Her çocuk ayrı bir bireydir ve özellikle otizm söz konusu olduğunda genetik, metabolik ve biyokimyasal süreçler hepsinde ortak olan genel prensiplerden etkilenebildiği gibi bireysel farklılıklar da gösterir. Otizmdeki biyomedikal tedavi başarısı bu bireysel tıbbi farklılıklara ve ihtiyaçlara odaklanılabildiği ölçüde artar.

  • Alerjik rinit nedir

    Rinit alerjik yürüyüşün bir parçası olarak karşımıza çıkabilen ve çocuk ve yetişkinlerde okul ve iş başarısını oldukça düşürebilen bir hastalıktır. Rinitte başvuru şikayetleri tekrarlayan burun akıntısı ya da burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk hissi, sık burun çekme, burun kaşıntısı, tekrarlayan hapşırık, aksırık, geniz akıntısı, gözlerde, boğaz, damak ve kulaklarda kaşıntı, gözlerde sulanmadır. Bu şikayetler nedeniyle hastanın uyku kalitesi, okul ve iş başarısı oldukça düşebilir.

    Bu şikayetler yılın belli dönemlerinde olabildiği gibi tüm yıl boyunca da tekrarlayabilir. Deri testi pozitiflikleri rinitte şikayet oluşum zamanları ile ilgili bize bilgi verir. Rinit bulgularına ev tozu ve ev akarı, ağaç, ot, çimen polenleri, mantar sporları, hayvan tüy ve kepekleri, gıdalar neden olabilir. Bazı mesleki maruziyetlerde de rinit bulguları görülür. Kapalı ve açık ortam çevre kirliliklerinde de rinit görülebilir. Tütün, spreyler, yeni binaya taşınmış olma kapalı, kimyasallar ve endüstriyel kirlilik açık çevre kirliliklerine örnek oluşturur.

    Rinit alerjik rinit, lokal alerjik rinit, nonalerjik rinit, enfektif rinit olarak sınıflandırılabilir. Benzer şikayetlere sebep olabilse de bu alt başlıklarda fizik muayene bulguları ve deri testi sonuçları farklıdır. Tüm rinit nedenlerinde burun mukozasında inflamasyon görülür.

    Kendisinde veya ailesinde alerji öyküsü olan çocuklarda rinit daha sık görülür. Alerjik yürüyüş, besin alerjisi atopik dermatit, astım şeklinde ilerler. Rinit alerjik yürüyüşün en son görülen basamağını oluşturur.

    Atopik Yürüyüş

    Çocuklarda yoğun burun akıntısı ya da tıkanıklığı, tekrarlayan hapşırıklar, geniz akıntısı, gözlerde sulanma, kaşıntı, kızarıklık gibi şikayetlerle gelen rinit doğru ve yeterli şekilde tedavi edilmezse komplikasyonlar gelişebilir. Aileler çocuklarında enfeksiyonun çok çabuk akciğerlere indiğini, tekrarlayan grip bulguları yaşadıklarını ifade ederler ve çocuklarında bir bağışıklık sistemi problem olmasından endişe duyarlar. Bu çocuklarda sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları (grip, tonsillit yani bademcik enfeksiyonu, farenjit, sinüzit) görülebilir.

    Rinit doğru şekilde tedavi edilmez ve kronikleşirse adenoid hipertrofi yani geniz eti büyümesine yol açar. Geniz eti büyüyen hastalarda horlama, ağzın açık durması şikayetleri olur. Geniz eti büyümesi ile birlikte östaki tüpü daralır ve hava pasajı azalır. Hastalarda tekrarlayan otit yani kulak enfeksiyonları olur, ki bu durum da iletim tipi işitme kaybına yol açabilir. Kronik ağız solunumu, horlama sonucu adenoid yüz gelişebilir. Dişlerde bozukluklar yani malokluzyon görülebilir. Hastalarda uyku bozuklukları, uyku kalitesinde düşme, uyku apnesi gelişebilir.

    Rinitli hastaların astım, astımlı hastalarda rinit görülme sıklığı artmıştır. Rinit iyi tedavi edilmezse astım bulgularını kontrol altına almak zorlaşabilir ve astım atak sıklığı artar. Bu hastalarda tekrarlayan hışıltı, kuru öksürük ve gece öksürükleri, nefes darlığı şikayetleri olur.

    Hastanın alerjik, nonalerjik, lokal alerjik ya da enfektif rinit gruplarından hangisinde olduğuna alerji uzmanı tarafınca karar verilir ve uygun tedavi düzenlenmesi ile şikayet ve bulgularda belirgin düzelme olur. Rinit tedavisinde çevresel uyaranlardan korunma yanında hastanın şikayet, fizik muayene ve test sonuçlarına göre bireysel tedavi ve immunoterapi yani aşı tedavisi planlanabilmektedir.

  • Tüberkülozda sıkça sorulan sorular

    Tüberküloz nedir?

    Tüberküloz bulaşıcı bir hastalık olup etken Mycobacterium tuberculosis isimli bir bakteridir. Tüm Dünya da yaygın bir enfeksiyondur.

    Çocuklarda tüberkülozun önemi?

    Evrensel bir hastalık olan tüberküloz modern tıptaki tüm ilerlemelere karşın önemini korumaktadır. Çocuk ölümlerinde 8.ci sırada yer alan tüberküloz vakalarında artışa dikkat çekilmektedir. Hastalık çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar ağır seyretmekte ve yaş küçüldükçe bağışıklık sisteminin gelişmemiş olması tablonun dramatik seyrine neden olmaktadır.

    Tüberküloz nasıl bulaşır?

    Hastalık enfekte erişkinden çocuğa bulaşmaktadır. Tüberküloz bakterisi hava yoluyla bulaşım gösterir . öksürük , aksırık ve öpme ile bakteriler kolaylıkla çocuklara bulaşır.

    Tüberkülozun klinik belirtileri nelerdir?

    Öksürük

    Ateş

    Halsizlik ,İştahsızlık

    Gece terlemesi

    Büyüme ve gelişme geriliğidir.

    Çocuklarda tüberkülozun klinik formları nelerdir?

    Akciğer tüberkülozu

    Tüberküloz menenjit

    Tüberküloz adenit

    Periton tüberkülozu

    Tüberküloz osteomyeliti olarak tanımlanabilir.

    Çocuklarda en sık görülen tüberküloz Akciğer tüberkülozudur.

    Çocuklarda Latent tüberküloz enfeksiyonu nedir?

    Latent tüberküloz enfeksiyonu bir bireyin tüberküloz bakterisi ile temas etmesi sonucu enfekte olmasını tanımlar. Bu bireyin hasta olduğu anlamına gelmez, tüberküloz bakterisi ile karşılaştığını gösterir. Çocuklarda latent tüberküloz tablosu yaş büyüdükçe artma gösterir.

    Neden çocuklarda tüberküloz tanısı koymak zordur?

    Klinik belirtiler belirgin değildir.

    Çocuklarda bakteri sayısının az olması özgün laboratuvar incelemelerini yetersiz kılmaktadır.

    Çocuklarda tüberküloz tedavisi nasıl olmalıdır?

    Tedavide kullanılan antibiotikler 2 veya 4 ‘lu kombinasyonlar şeklindedir. Tedavi süresi 6 ay – 1 yıl arasında değişebilir. Çocukların tedaviye yanıtı iyidir.

    Çocuklarda rutin uygulanan verem aşısı (BCG) çocuğu tüberkülozdan koruya bilir mi?

    Aşının sınırlı bir koruyuculuğu mevcuttur. BCG aşısının ciddi tüberküloz vakalarında koruyucu etkisi önemlidir. Diğer tüberküloz vakalarında ise koruyucu etkisi yeterli değildir.

    Ailede tüberküloz öyküsü varsa çocukları hastalıktan nasıl koruyabiliriz?

    Tüberkülozda bulaştırıcı özellik tedaviye başladıktan sonra da devam eder. Hastaların en az iki hafta izole edilmeleri gerekir.

    Aile bireylerin sağlık taramasından geçmesi gerekir.

    Çocuklarda sağlık taramasında

    Laboratuvar testleri

    Akciğer grafisi

    Cilt testleri uygulanır.

    Çocuklarda bu testler

    Başlangıçta yapılır.

    8 hafta sonra tekrarlanır.

    Çocuklar takibe alınır ve koruyucu antibiotik tedavisi başlanır.

  • Nepal’de başlayan hikaye sincan’da devam ediyor.

    Sağlık Bakanlığı tarafından Siirt’in Pervari ilçesindeki çalışmaları nedeniyle 2015te “yılın doktoru” seçilen Nepal uyruklu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Binod Kumar ŞAH, Nepal’den başlayan, ardından Ankara’ya, oradan da Pervari’ye uzanan, sonunda terör olaylarının da etkisiyle Lokman Hekim Ankara Hastanesinde görevi devam eden hikayesini Antibiyotik Dergisine anlattı.

    Öncelikle bize kendinizi ve doğduğunuz toprakları anlatır mısınız?

    1976 yılında Nepal’in küçük bir ilçesinde, ailemin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldim. Nepal, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olmakla birlikte, geçim şartları ve imkanlarının yetersiz olduğu bir ülkedir. Çocukluğumda yaşadığım ilçede hastane, doktor, şebeke suyu ve elektrik olmadığı gibi maddi imkansızlıklara bağlı olarak beslenme yetersizliği vardı ve hijyen, bakım gibi fiziki şartlar da eksikti. Basit bir solunum yolu enfeksiyonu ve akut gastroenterit gibi nedenlerle bile binlerce çocuk can vermek zorunda kalırdır. En yakın sağlık kurumu 20 kilometre uzaktaydı ve ulaşım yoktu.

    Bu zor şartlar altında eğitiminize nasıl devam ettiniz?

    Çocukluğumu bu zor şartlar altında geçirdiğim ilçede, “Shree Janta Madhayamik Bidhayalayi” adlı okulda ilköğretimimi tamamladım. Eğitim seviyesi yetersiz olduğu için babam ortaöğretim okumam için beni 12 yaşındayken ilçemden 200 kilometre uzakta olan yatılı bir özel okula gönderdi. Yatılı okuduğum zamanlar annem, babam ve iki kız kardeşimden uzakta bir taraftan aile özlemi çekerken, diğer taraftan öğrenme isteği içindeydim. Ayrıca babam da eğitimim konusunda oldukça ısrarcıydı ve ben de gerekli gayreti göstererek liseyi birincilikle bitirdim. Daha sonra Nepal’in başkenti olan Katmandu’da iki sene Amrit Science kolejinde eğitim aldım. Tıp fakültesi giriş sınavlarına başvurdum. Kazanan ilk 30 öğrenciye hükümetçe yurt dışında tıp eğitimi alma imkanı verildiğinden Aralık 2000 yılında Türkiye’ye tam burslu öğrenci olarak geldim.

    Türkiye’deki ilk yıllarınız nasıl geçti?

    Tömer’de 7 ay Türkçe eğitimi aldıktan sonra 2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. Yabancı bir ülkede olmak, farklı dil kullanmak ve maddi imkansızlıklara rağmen gece gündüz ders çalışıyordum. Hedefim başarılı bir doktor olup hayallerimi gerçekleştirmekti. 6 senelik zorlu tıp eğitimini tamamlayıp 2007 yılında mezun oldum, 2008 yılında da eşim Esma ile evlendim.

    Peki bu süreçte aile özlemi çektiniz mi?

    Tabi…bir taraftan aile özemi bir taraftan eğitim durum vardı. O sıralar babamın sağlık sorunları vardı ve erkek evlat olarak ona bakmakla yükümlü olduğumu hissettiğim için Nepal’e gittim. Ancak babam benim uzman bir doktor alarak hizmet vermemde ısrar ettiği için Türkiye’ye geri döndüm.

    Uzmanlık eğitimi alırken zorlandınız mı?

    TUS sınavını kazanarak uzmanlık eğitimi için Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümüne girdim. Zorlu geçen uzmanlık eğitimime devam ederken 2011 yılında en fazla vakalar ve çeşitli çalışmalar nedeniyle bölümünde’ vaka ödülü’ aldım. Ayrıca aynı sene Türk vatandaşlığına geçtim. Babamı 2012 yılında ben Türkiye’deyken kaybettim. Her şeye rağmen 2013 yılının Mart ayında pediatri uzmanı olmaya hak kazandım.

    Sağlık Bakanlığı tarafından yılın doktoru seçildiniz. Sizi farklı kılan şey nedir?

    İnsanlar yaşamak istediği hayat ve hayatın sunduğu yaşam arasında kalarak tecrübe kazanır. Çocukluk dönemimde hayatın bana sunduğu yaşam şartlarından etkilenerek doktor olmak istemiştim. Çünkü biliyordum ki eğer ilçemde bir doktor olsaydı binlerce çocuk ölmekten kurtulurdu. Bu nedenle başarılı bir doktor olup gerçekten ihtiyacı olan hastalara kaliteli hizmet sunmayı hedefledim. Hasta hastadır, ister merkezde olsun, ister ücra bir yerde, aynı kalitedeki hizmeti hak eder. Bir doktor için hastanın hangi ülkeden geldiği, nasıl bir sosyo-ekonomik düzeye sahip olduğu ve doktorun nerede hizmet verdiğinin hiçbir öneminin olmaması gerektiğini düşünüyorum.pervaride de yer, din ve ırkına bakmaksızın kaliteli hizmet vermeye çalıştığımden dolayı sağlık bakanlığı tarafından mart 2015 yılında ‘yılındoktoru’ ödülüne layık görüldüğümü düşünüyorum.

    Pervari maceranızdan bahsedelim. Bu ilçeye gitmek kendi tercihiniz miydi?

    Evet. Bahsettiğim sebeplerden dolayı 51. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurasında kendi isteğimle Siirt Pervari Devlet Hastanesine atandım ve hedeflediğim yolda mutlu bir şekilde eşimle Pervari’ye gittim.

    Nasıl bir Pervari buldunuz gittiğinizde ve ne gibi çabalar verdiniz?

    Pervari bal ve narıyla ünlü Siirt’in şirin bir ilçesi. Nüfusun 36 bin olduğu bu ilçede halkın yüzde 80’i köylerde yaşamakta olup, sosyo-ekonomik düzeyi ve okuryazarlık oranı oldukça düşük. Siirt’e 90 kilometre uzaklıkta olan ilçede merkeze ulaşım yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Mahrumiyet bölgesi olmaktan yeni yeni çıkan bölge halkı oldukça samimi, sevecen, yardımsever ve saygılıdır. Hastaneye ilk gittiğimde hastaya verilen hizmet ve hijyen yeterli değildi. Yenidoğan hizmeti yoktu ve çocuk hastaların çoğu merkeze sevk ediliyordu. Poliklinik ve yatan hasta hizmetleri standartların çok altındaydı. Hastane yönetimi ve meslektaşlarım ile birlikte hizmet kalitesini yükseltmek için yoğun bir çaba gösterdik. Gerek servis ve poliklinik, gerekse diğer hizmetler olsun kalite optimal hale geldi. Çocuk sevklerin çoğunu azalttım. Yenidoğan hizmetinin olmamasına rağmen kısıtlı imkanlarla yenidoğan bebeklere hizmet vermeye çalışıyordum. Sonunda yenidoğan yoğun bakım talibim Sağlık Bakanlığı ve Genel Sekreterlik tarafından kabul gördü. Ancak terörden dolayı hemşire olmadığı için çocuk yoğun bakım servisi kapandı. 5 tane bebek Siirt’e giderken yolda öldü. Kahroldum, çok üzüldüm. Çocukları kurtaramıyorsam burada ne işim var diye düşünmeye başladım.

    Terör, hayatınıza nasıl etkiledi?

    Daha önce her yere gidebiliyorduk. Arkadaşlarımızla gece 12’de gezmeye gidebiliyorduk ancak bu çatışmalar nedeniyle çok tedirgin olmaya başlamıştık. En ufak bir ses duymaya başladığımızda bile dışarı çıkmak istemiyorduk. 11 aylık bebeğimiz var, bunlara tanıklık etmesini istemiyorduk. Bana bireysel bir tehdit gelmedi. Tedirginlik üst düzeydeydi, bir yerlere çıkamıyorduk, korkuyorduk. Eşim ve çocuğumun istikbalini düşünmek zorundayım. Terör olayları nedeniyle kendi hayatımdan ve geleceğimden endişe etmeye başladım.Kendimi açık cezaevinde gibi hissediyordum. Akşam olunca güvenlik güçleri, ‘siz evinize geçin, dışarı çıkmayın’ diyorlardı. Pervari’ye hapsolmuş gibi hissediyordum kendimi. Akşam aydınlatmalar bile tedirgin ediyordu.

    İstifa kararını nasıl aldınız?

    Bir gece PKK’lı teröristler yolumu kesti. Silahlı, maskeli teröristler. Hayatımın en korkunç anını yaşadım. Sonra her gün patlamalar, çatışmalar. Pervari’de düzenlenen mayınlı saldırıda 8 asker şehit oldu, bu beni çok etkiledi. Sadece ben değil, çevremdeki doktor arkadaşları da çok etkiledi. 3 hekim ile başladık. Birdenbire baktık ki herkes çekilmeye başladı. Artık çok korkuyordum. Kızım Sitare doğdu. Süresi dolup fazladan 1 sene hizmet vermiştim ve Eşim ve kızım için endişelendiğim için istifa ettim. Hala Pervarili hastalarım sağlık durumunu buradan takip ediyorum. Pervari halkını çok sevdim. Onları bıraktığım için çok üzgünüm. Ancak ben ölürsem hiçbir çocuğa hizmet veremezdim. İnsanların her şeyden önce, doktora, öğretmene ihtiyaçları var. Doktorsuzluktan bir çocuğun ölmesi kadar korkunç bir şey olamaz.

    Pervari’de sizi en çok etkileyen olay nedir?

    Pervari’de teröristler yolumuzu kesti. Birçok kontrolden geçirdiler bizi. O tedirginliğimizi anlatamam, hiçbir zaman da unutamıyorum. Teröristler tarafından yolumuzun kesilmesi, daha dün yaşamış gibiyim, unutamıyorum. Propaganda yaptılar, kendilerini anlatmaya çalıştılar. Ölüm korkusu bize yetti. Elinde keleş vardı, silah vardı. Karanlıkta karşımızda onları görmek bizi çok tedirgin etti.

    LOKMAN HEKİM’İ TERCİH ETTİ

    Pervari’den sonra Lokman Hekim’de göreve başlamanızda ne etkili oldu?

    İstifa ettikten sonra özellikle Lokman Hekim Ankara Hastanesini tercih ettim. Benim için her şeyden önemli olan dezavantajlı çocukların sağlığıdır. Sincan ağırlıkla Ankara’nın sosyo-ekonomik seviyesi düşük insanların yaşadığı bir bölgedir. Lokman Hekim Hastanesi, diğer özel hastanelerle kıyasla fiyatları vatandaşlar tarafından karşılanabilecek bir hastane olmasının yanında etik değerlere son derece özen gösteriyor. Daha çok gelir için hastanın ihtiyacı olmayan tetkiklerin yapılması konusunda doktorları zorlamıyor. Hasta-hekim ilişkisine müdahale etmiyorlar. Etik bir hastane olduğu için Lokman Hekim’i tercih ettim.

    Bundan sonraki hedefiniz nedir?

    Benim için hizmet hizmettir, hasta hastadır. Bunun merkezde ya da başka bir yerde olması önemli değil. Aynı kalitede hizmet vermeye devam ediyorum. Ben yapabileceklerimi Pervari’de fazlasıyla yaptım. İleride, Afrika ve doğup büyüdüğüm Nepal başta olmak üzere dünyanın en fakir bölgelerinde gönüllü çalışmak istiyorum.

    Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

    Başarıda aile, istikrarlı çalışma ve duaların öneminin olduğunu düşünüyorum. Benim için başta babam olmak üzere ailem, onların duaları ve benim azimle çalışmamın bu başarıyı sağladığına inanıyorum. Üzerimde emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum

  • Sağlıksız oyuncaklar tehlike saçıyor!

    Çocuklarımızın hoşça vakit geçirmesinden, oyalanmasından ve eğitiminden birçok alanda kullandığımız oyuncaklar kalite ve sağlık yönünden dikkat edilmediği takdirde büyük riskler içeriyor.

    Günümüzde büyüyen ve yaygınlaşan oyuncak sektörü maalesef ki merdiven altı ve sağlıksız üretim yapan ve bu ürünleri satan işletmeciler ile sağlımızı tehdit ediyor. Birçok alerjik reaksiyon ve zehirlenmelere sebep olan bu ürünler çocuk sağlığı üzerinde ciddi tehditlere sahip.

    Yapılan bilimsel araştırmalarda, sağlıksız oyuncakların normalden çok daha fazla fenol maddesi ve toksit madde içermesi nedeniyle, çocuk sağlığı ve gelişimi için riskler taşıdığı ve çocuklara büyük zararlar verebileceği ortaya çıktı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca yapılan denetimlerde de daha önce yüzlerce ürün de güvensiz olarak nitelendirilmişti.

    Oyuncak Alırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Oyuncak alırken ucuz olmasına değil, sağlıklı ve eğitici olmasına dikkat edin.

    Üzerinde kalite standartlarını gösteren CE işareti olmayan ürünleri almayın.

    Oyuncakların etiketinde yer alan üretici/ithalatçı bilgisine dikkat edin. Güvenilir satıcılardan ürün alın.

    Uyarı kısmını mutlaka okuyun.

    Çocuğunuzun yaşına uygun ürünleri satın alın.

    Keskin kenarlı, sivri uçlu, küçük parça içeren oyuncakları yutulma riski ve vücuda zarar vermesi ihtimaline karşı tercih etmeyin.

    Deforme olmuş, kötü kokan, yumuşak plastikten yapılan oyuncakları satın almayın.

    Tehlike arz edecek şekilde kırılmış veya bozulmuş oyuncakları atın.

    6 yaşından küçük çocuklara mıknatıslı oyuncaklar vermeyin.

    Pilli ve bataryalı oyuncaklar ısınma ve akma riskine sahip olduğu için mutlaka gözetim altında bulundurun.

    Kolay alev alabilecek, parlayıcı oyuncaklar tercih etmeyin.

    Yüksek sesli oyuncaklar işitme sorunları yaratabilir.

    Çocuklarınızı oyun sırasında mutlaka gözetim altında bulundurun.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı insan hayatının en karakteristik taraflarından biridir. Kadim zamanlardan beri insanlığı ilgilendiren birçok mesele iki kardeşler arası ilişkilerden ibarettir. İlk cinayetin hikayesi olan Habil ve Kabil, imparatorluklar döneminde kardeşler arasında yaşanan kanlı taht kavgaları, Karamozav Kardeşler, Sindirella ve Antik Yunan Mitolojisinde görülen kardeş ilişkileri kardeş kıskançlığı ve mücadelesinin tarihin her döneminde olduğunu gösterir. Çocuklarımızın birbiriyle kavga etmesi elbette hepimiz için huzur kaçırıcıdır. Durmadan tartışmaları, birbirlerine isim takmaları, tahrik ve tehdit etmeleri ya da doğrudan kavga etmeleri aile için ciddi sorunlara yol açabilir. Anne ve babanın evliliklerinde anlaşmazlıklar ortaya çıkması ya da birliktelikten alınan tatminin azalması; fiziksel zarar riskinin doğması ve aile üyelerinin özgüvenlerini yitirmesi şiddetli kardeş kavgalarının muhtemel sonuçlarıdır.

    Kardeş kavgasını nasıl algılamalıyız? Aslında kardeş kavgası, kendilerini keşfettikleri, farklılıklarını ve benzerliklerini farkettikleri ve nasıl beraber yaşayacaklarını öğrendikleri bir süreçtir. Bu kavgalar, farklı bakış açılarına saygılı yaklaşmayı, toplumla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve sosyal kabiliyetleri öğrenecekleri bir fırsatı da barındırır. Bunun yanında, karşınızdaki henüz bir çocuk olduğu için, yeni doğan kardeşiyle alakalı hissettiği şeyin kıskançlık olduğunu bile anlamayacaktır. Onun hayatta en değer verdiği şey siz ve sizin ilginiz olduğu için, ilginizin bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı tuhaf yollarla dışavurabilir. Bu yeni karşılaştığı duruma karşı nasıl bir tavır alacağını, nasıl davranacağını bilemez. Kardeş kıskançlığının temelleri de bu ilginin paylaşılması etrafında döner.

    Kardeşler arasında yaşanan çatışmaların ne üzerine olduğunu anlamak, onu önlemek için atılabilecek en önemli adımlardan birisidir. Kıskançlık genellikle ailenin gösterdiği ilginin paylaşımı  hususunda ortaya çıkar. Ebeveyn bu konuda kayırıcı da olsa ya da gerçekten adaletli de olsa çocuğunuz bu konudan yakınabilir. Kendini ifade edebilecek başka bir yol bilmiyor olabilir. Eğer böyle bir şey söz konusu değilse yaşanan şey yalnızca yaşları ve içinde oldukları dönemlerin farklılığı da olabilir. Bir yenidoğanın eğlence anlayışı, bir “toddler”ın siniri bozabilir. Aynı şekilde ergenliğe yeni adım atmış kardeş, kimliğini ve bağımsızlığını oluşturduğu çetin bir süreçteyken ona sevgi dolu yaklaşan kardeşiyle vakit geçirmek bile istemeyebilir. Çocuğunuzun kardeşine karşı takındığı agresif tavrın sebebi siz de olabilirsiniz. Çocuklar hemcins ebeveynleriyle özdeşim kurarak ve onları model edinerek bazı davranışlar geliştirirler. Eğer siz de eşinizle sık sık tartışıyorsanız, çocuklarınızın ettiği kavgalar da bunun bir izdüşümü olabilir.

        Günlük hayatı ve ruhsal sağlığımızı zedeleyen bu duruma müdahale edebilir, bu çatışmayı birlikte yaşama kültürünün ve sosyal kabiliyetlerin özümsendiği bir sürece çevirebiliriz.

            Dahil olmak: Eğer her kavgaya dahil olursak birçok açıdan çocukları bağımlı hale getirebiliriz. Bir sorunu kendi başlarına çözmeye dair duydukları güven sarsılabilir. İçinden çıkılamayacak durumlarda çatışmayı onlar için çözüme kavuşturan ebeveyn figürü yerine, kavgayı onlarla birlikte irdeleyen ve çözüm için gayret gösteren bir ebeveyn çocuklarımızın için daha sağlıklı bir rol model olacaktır. Böyle durumlarda taraf tutmaktan kesinlikle imtina etmeli, iki tarafın da kazançları olacağı bir sonuca varılmalıdır.

        Adalet : Eşitlik ve adalet birbirinden farklı durumlardır. Çocuğumuza, kardeşinin aldığı her şeyi alacağımıza, ne yerse onun da yiyeceğine ya da ilginin eşit paylaşılması gerektiğine inandırmamamız gerekir. İçinde oldukları gelişimsel evre, özel hayatlarında yaşadıkları bazı zorluklar bazen ihtiyaçların ve ilginin farklı oranlarda dağılmasını gerektirebilir. Çocuklarımızı paylaşmaya mecbur da bırakmamız gerekir. Kendi başlarına geçirecekleri vakitler de kardeşlerine ve dünyaya karşı tavırlarını iyileştirecektir. Farklılıkları konusunda onları cesaretlendirmeli, bu farklılıkların zarar verici değil tamamlayıcı olduğunu da onlara göstermemiz gerekebilir. Özel bakıma muhtaç ya da üstün zekalı kardeşi olan çocuklar için bu husus daha kritik bir anlam ifade etmektedir.

        Disiplin : Birbirlerine karşı gösterdikleri tavırlar, ev içinde gösterilecek uygun ve uygunsuz davranışlar ve bazı spesifik anlaşmazlıklara dair belirli bir kural sistemi oluşturulur ve bunlar çocuklara samimi bir şekilde anlatılırsa, “Ben haklıyım, sen haksızsın.” gibi suçlamaların önüne geçilmiş olabilir. Kurallar karşısında sorumlu olduğunu farkeden çocuk, davranışlarının sonuçlarının da yine onu ilgilendirdiğini farkedebilir. Hem kavgaların azalmasına hem kendilerini keşfetmelerinde önemli gelişmeler yaşanabilir.

             İletişim : Eğer yalnızca kavga ettikleri zamanlarda çocuklarınızla yakından ilgileniyorsanız, siz yokken hiç kavga etmediklerini farkedebilirsiniz. Bu kavgayı ödüllendirmektir. Aksine, çocuklarınızla birebir zaman geçirmeli, onlara olan sevginizin mahiyetini anlatmalı, ona has özelliklere dikkat çekerek özgüvenin yerleşmesine imkan vermeliyiz. Ailece geçirilen eğlenceli ve sağlıklı bir haftasonu çocuklarınızın arasındaki çatışmayı da dindirebilir.

            Yenidoğan: Eğer yeni bir bebeğiniz olacaksa, büyük çocuğunuzun kardeşini kıskanmasını önlemek için de bazı yollar denemelisiniz. Onu hamilelik sürecinin dışında tutmayın. Karnınıza ellesin, eğer memnun olacaksa sizinle birlikte kontrollere gelsin. Kardeşi doğduğunda nelerin değişebileceğini, bu doğumun hayatınız için neleri değiştirebileceğini anlatabilirsiniz. Doğumdan sonra onun da sorumluluk almasını sağlayabilirsiniz. Yapabileceği konularda onun yardımını alıp ona danışarak çocuğunuzla aynı safta olduğunuzu ona göstermeniz, kardeşine duyduğu sevgiyi arttıracaktır.

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Çocuklarda lenf bezi büyüklükleri

    Lenf bezi boyutunun ve/ veya yapısının bozulduğu bütün lenf bezi hastalıklarına lenfadenopati adı verilir. Çocukluk çağında ebeveynlerin hekime sık başvuru nedenlerinden biridir ve her yaşta görülebilir. Lenf bezleri, vücuttaki lenfatik damarlar boyunca yerleşmiş kapsüllü yapılardır. Koltuk altında, kasıklarda, boyundaki büyük damarlar boyunca, göğüs boşluğunda ve karın boşluğunda çok sayıda lenf bezleri vardır. Özellikle boyunda yerleşen lenf bezlerinin büyümesi çocukların yaklaşık yarısında görülür ve çoğu zaman kendini sınırlayan, iyi huylu, enfeksiyöz bir nedene bağlı olarak gelişir.

    Lenf bezleri doğumda var olarak bebekler dünyaya gelir, ancak ele gelebilmeleri için bir uyarana maruz kalmaları gerekir. Doğumdan sonra çevresel uyaranlarla karşılaşma devam ettikçe lenfoid doku kitlesinde artış görülür. Bu artış 8-12 yaşlar arasında en üst noktaya ulaşır ve puberte döneminde ise atrofiyle devam eder. Çocuklarda yeni uyaranlara karşı verilen doku cevabı yetişkinlere göre daha fazladır; bu nedenle de lenfadenopati hemen her çocukta görülür. Çocukluk dönemi, enfeksiyonlara en çok maruz kalınan dönem olması nedeniyle de bir enfeksiyonun ardından diğeri gelir ve lenf bezleri küçülmeye olanak kalmadan yeniden büyür. Bu durum aileler için oldukça endişe verici bir hal alır.
    Çocuklarda pek çok nedene bağlı olarak lenf bezleri büyüyebilir. En sık neden enfeksiyona sekonder gelişen reaktif hiperplazilerdir.

    ~Lenf nodu büyümelerinde ne zaman korkalım?

    Lenf nodunda 4 hafta içinde küçülme olmazsa ya da büyümeye devam ederse, enfeksiyon bulguları olmadığı halde lenf nodu 2.5 cm’ den büyükse, 2 haftalık antibiyotik tedavisine cevap vermediyse, supraklaviküler yerleşimliyse ve doktorun saptadığı başka hastalığı düşündürür muayene ve laboratuar bulguları varsa lenf nodu biyopsisi gereklidir.

    ~Biyopsi nasıl yapılmalıdır?

    Biyopsi, çocuk uzmanlığının olduğu bir merkezde yapılmalı ve patolog bunun bir lenf nodu biyopsisi olduğunu bilmelidir. Bu örnekten uygun kültür, boyama ve sürüntü işlemleri yapılmalıdır. Açık biyopsi genelde en iyi tanısal testtir çünkü dokunun gözle görülmesi anormal hücreler ve anormal lenf nodu hakkında fikir edinmemizi sağlar. Yanlış lenf nodunun alınması, yanlış negatif sonuç elde edilmesine neden olur. Açık biyopsi, ayaktan hastalara lokal anestezi ile uygulanır. Ancak çocuk hastalarda lokal anestezi ile işlem zor olacağından genellijkle hafif bir genel anestezi gerekmektedir. Lenf nodu grubu arasından en atipik olan;palpe edilen en büyük ve en sert lenf nodu seçilir ve lenf nodu kapsülüyle beraber çıkarılır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi yanlış negatiflik konusunda yüksek riske sahiptir ve genellikle lenfomanın tanısında yetersiz kalır; çünkü doku küçüktür, detayları siliktir ve Hodgkin lenfoma’ da olduğu gibi nadiren normal lenfositlerin ardındaki malign hücreler tespit edilir.

    Çocuklardaki lenf nodu büyüklükleri mutlaka önemsenmeli ancak altından her zaman kötü bir hastalığın çıkmadığı da bilinerek kabus haline getirilmemelidir. Yapılacak en iyi yaklaşımın deneyimli bir doktora götürmek olduğu unutulmamalıdır.

    1. Rajasekaran K, Krakovitz P. Enlarged neck lymph nodes in children. Pediatr Clin North Am [Internet]. Elsevier Inc; 2013;60(4):923–36. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.pcl.2013.04.005

    2. Tower RL, Camitta BM. Lymphadenopathy [Internet]. Nineteenth. Nelson Textbook of Pediatrics. Elsevier Inc.; 2011. 1724-1724.e6 p. Available from: http://www.crossref.org/deleted_DOI.html

    3. Friedman ER, John SD. Imaging of Pediatric Neck Masses. Radiol Clin NA [Internet]. Elsevier Inc; 2011;49(4):617–32. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.rcl.2011.05.005