Etiket: Çocuk

  • Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları

    Çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyonlar üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Soğuk algınlığı, viral veya bakteriyel tonsillofarenjit, akut otitis media, akut rinosinüzit ve krup olmak üzere alt başlıklar altında incelenir.

    Soğuk Algınlığı / Nazofarenjit

    Boğaz ağrısı, öksürük, ateş, hapşırık, nasal konjesyon, burun akıntısı ve baş ağrısı ile karekterize kendi kendini sınırlayan bir klinik durumdur. En sık görülen etkenler rinoviruslar, RSV, parainfluenza virus ve coronavirus’ dur. Sıklıkla sonbahar ve kış aylarında görülür. 6 yaşın altındaki çocuklarda yılda 6-8 kez soğuk algınlığı görülebilir ve genellikle semptomların süresi 14 gündür. Daha büyük çocuklarda ise yılda 2-4 atak görülür, semptomların süresi 5-7 gündür.

    Akut Tonsillofarenjit

    Tonsillerin ve farenksin akut enfeksiyonudur. Tonsillofarenjitin en sık etkeni virüslerdir. Patojenlerin sıklığı çocuğun yaşına, mevsimsel özelliklere ve coğrafik alanlara bağlı olarak değişmektedir.
    Üç yaş altındaki çocuklarda sıklıkla viral tonsillofarenjit görülür. Olgularda birkaç gündür devam eden subfebril ateş, burun akıntısı, göz yaşarması gibi bulgular vardır.

    Çocuk ve adolesanlardaki bakteriyel tonsillofarenjitin en önemli etkeni Streptococcus pyogenes (Grup A streptococcus, GAS)’dir. Özellikle kış ve bahar dönemlerinde okul çağı çocuklarında görülür. Ani başlangıçlı boğaz ağrısı, tonsillerde eksudasyon, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ve ateşle karekterizedir.

    Akut Otitis Media

    Akut otitis media (AOM) çocukluk çağının sık görülen enfeksiyonlarındandır. Bir yaşına kadar olan çocukların %60’ı en az bir, %20’si ise en az üç kez AOM atağı geçirirler. Sıklıkla 6-13 ay arasındaki bebeklerde görülür. AOM ataklarının yaklaşık %50’si geçirilmiş veya halen devam etmekte olan viral üst solunum yolu enfeksiyonu ile birliktedir.

    Klinik bulgular

    Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişir. Küçük çocuklarda huzursuzluk, ateş ve iştahsızlık gibi bulgular görülürken daha büyük yaşlarda kulak ağrısı ve ateş önemli bulgulardandır.

    Akut Rinosinüzit

    Akut sinüzit; bir veya daha fazla sayıdaki paranasal sinüslerin inflamasyonu olarak tanımlanır. Paranasal sinüs mukozası nasal mukosa ile birliktelik gösterdiği için sıklıkla akut rinosinüzit olarak adlandırılır.

    Klinik bulgular

    Viral rinosinüzitteki klinik bulgular viral üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer bulgulardır. Sıklıkla öksürük, nasal semptomlar, ateş, baş ağrısı, yüzde ağrı, ağız kokusu ve boğaz ağrısı vardır. Bu bulgular genellikle 10 gün içinde düzelir. Eğer ki bu bulgular 10 günden daha uzun sürerse akut bakteriyel rinosinüzit düşünülür. Ateş genellikle yoktur veya düşük düzeydedir.

    Tanı

    Komplike olmayan akut bakteriyel rinosinüzitte tanı klinik bulgular ile konur. Sinüs grafisine gerek yoktur. Çünkü radyolojik olarak görülen mukozal kalınlaşma, hava-sıvı seviyesi ve opaklaşma viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında da görülür. Bu görüntüler ile viral ve bakteriyel ayrımı yapılamaz. Bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans rutin olarak önerilmez, ancak orbital ve/veya kranial komplikasyonların varlığında, tedaviye yanıt alınamadığında veya cerrahi düşünülen olgularda önerilir.

    Krup Sendromları

    Çocukluk çağında yaygın olarak görülen krup sendromları; akut larinjit, akut laringotrakeit, akut laringotrakeobronşit ve akut laringotrakeobronkopnömoni olmak üzere alt başlıklar altında incelenir. Sıklıkla larenjit ve laringotrakeit görülür. İnspiratuar stridor, ses kısıklığı ve havlar tarzında öksürük ile karekterizedir.

    Akut laringotrakeit

    Larinks ve trakeanın inflamasyonudur. Alt hava yollarına ait bulgu yoktur. Havlar tazında öksürük tipik bulgusudur.

    Akut laringotrakeobronşit

    İnflamasyonun alt hava yollarına ilerlemesi ile ortaya çıkar. Hastalarda hışıltı, ral, takipne vardır.

  • Ebeveynlik Stilleri

    Ebeveynlik Stilleri

    Bir çocuk için annesi ve babası dünyayı temsil eder. Çocuk, annesi ve babası nasıl davranıyorsa, dünyadaki herkesin de aynı şekilde davranacağını düşünür. Kendi dünyasındaki kendisinin de. Yani; çocuğun dünyaya ve kendisine ilişkin algısı, anne-babasının ona olan davranışlarına göre şekillenir. Anne-babanın çocuğa olan davranışlarıyla çocuğun benlik algısının ve benlik saygısı oluşmaya başlıyor. Çocuk “ben değerliyim” ya da “ben değersizimi” hissederek bu algıyı oluşturabiliyor. Ya da “ben çok değersizim” veya “ben o kadar değerliyim ki başka hiçbir şey ya da hiç kimse bundan daha değerli olamaz” gibi algılar…Tabi bunların dışında başka algılamalar da geliştirebiliyor. Ben değerliyim çünkü annem-babam bana değerimi ………..şekilde anlatır. Çocuğun algısında işte bu nokta noktalar çok önemlidir. Bu noktalar onun kendisini değerli olduğunu nasıl hissettiğine ve ona değer veren insanları nasıl algıladığına ilişkin bilgiler verir bize. Ebeveynler çocuklarına verdikleri değerleri nasıl ifade ederler? Maddi ya da manevi değerin karşılığı nedir? Çocuklarımıza değer verdiğimizi onlara hediyeler alıp, onları gezdirerek veya her istediklerini yaparak mı ifade ederiz? Yoksa onlara dokunarak, öperek koklayarak mı? Ya da onunla zaman geçirerek mi? Veya onun ihtiyaçlarını karşılamak mı bizim için önemlidir? Ona verdiğimiz değeri sözcüklerimizle mi yoksa davranışlarımızla mı gösteririz. Ona verdiğimiz değeri vücut dilimizle nasıl ifade ederiz? Ona verdiğimiz değerin karşılığı ödül ve cezalar mıdır yoksa? Peki o bizim ona verdiğimiz değeri nasıl anlar ve yorumlar. Biz gerçekte vermek istediğimiz mesajı ona doğru iletebilir miyiz? Bu soruların her biri ayrı ayrı o kadar önemli ki…Bütün bunlar ve çocuğumuzla bu şekilde kurduğumuz ilişkiler aslında bizim ebeveyn olma stilimizi yansıtıyor.

    Ebeveynlik becerilerinin bir kısmı genetik olmakla birlikte bir kısmı da toplumsal değerler, ihtiyaçlar ve ebeveynlerin kişilik özellikleri ile şekillenir. Ebeveynlerin inanç sistemi de ebeveynlik davranışlarını şekillendirerek çocuğun davranışsal ve duygusal gelişimini etkilemekte, bunun yanı sıra çocuğun inanç sistemini de oluşturmaktadır.  Gelişim psikolojisinde ebeveynlik tarzları genel olarak 4 başlık altında toplanır:

    1) Otoriter  Ebeveynlik Stili: Bu tür ebeveynlik stilinde çocuğun katı kuralları takip etmesi ve uyması beklenir. Kurallara uygum göstermeme durumunda sonuç cezadır. Ebeveyn kuralların konulma sebeplerini çocuğuna aktarmada güçlük yaşayabilir. Genellikle “Ben öyle istediğim için, Annen /Baban olduğum için “ türü kısıtlı açıklamada bulunur. Çocuğun, ebeveynin taleplerini sorgulamadan uygulamasını ister. Tehditkardır. Çocuk kendisinden uyulması istenen kurallara uyar ancak bunu cezadan veya başına gelebilecek olumsuz durumlardan kaçınmak için korkuyla ve kaygıyla yapar. Cezala fiziksel veya duygusal türden olabilir. İstismar boyutuna da ulaşabilir. Bu tür çocukların özgüvenin düşük olduğu, daha bağımlı ve benlik saygısının daha düşük olduğu görülebilir.

    2) Demokratik Ebeveynlik Stili: Demokratik ebeveynde çocuğunun uyması gereken kuralları belirler. Ancak otoriter ebeveynden farklı olarak  çocuğuna kuralların ne işe yaradığını anlatır, gerektiğinde çocuğu ile ortak bir anlaşma yaparak bu kuralları oluşturur ve gereksiz, mantıksız kurallar koymaz. Çocuğunun ihtiyaçlarına yönelik hassas ve duyarlıdır. Çocuğundan beklentileri, çocuğun gelişimine ve yapısına daha uygundur. Çocuğun beklentileri karşılayamadığı durumlarda cezalandırıcı tutum yerine daha çok anlamaya çalışır ve çözüm arayışındadır. Çocuklarının hayatına müdahale etmekten çok, çocuklarını yönlendirmeyi tercih eder, destekleyici davranır. Demokratik ebeveyn tarzı ile yetişen çocukların, sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, daha sabırlı ve anlayışlı, öz güvenli ve benlik saygılarının yüksek olduğu görülebilir.

    3)İhmalkar Ebeveynlik Stili: İhmalkar ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eder. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını fark etmez ve ihmal ederler.  Bu ebeveynlik stilindeki ebeveynler, çocuklarından beklentileri düşük ve çocukları ile iletişimleri zayıftır. Bu tür ebeveyne sahip çocukların öz kontrolleri düşük olan, düşük öz güvene sahip olduğu görülebilir.

    4)İzin Verici Ebeveynlik Stili: İzin verici ebeveynlik stilindeki ebeveynlerin çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşüktür aynı zamanda kendilerini de bir ebeveyn olarak yeterli görmeyebilirler. Bu nedenle çocuklarına kural koymamayı tercih ederler. Çocuklarına yönelik duyarlıdır ancak iletişimleri ve ilişkileri bir ebeveynden çok arkadaş gibidir. Sınır koymakta zorlanan bu tarz ebeveynlik stilinde çocuklar belirli sınırları olmadığı için kendilerini güvende hissetmezler. Aynı zamanda kuralların olduğu ve otoritenin bulunduğu ortamlarda da güçlük çekebilmektedirler. Bu nedenle sıklıkla okul uyum sorunları yaşamaktadırlar.

    Çocuk dönemindeki ebeveynlerimizin sahip olduğu ebeveynlik stili ile bize olan davranışlarının şu anki kişiliğimize oldukça önemli etkileri vardır. Ebeveynlik stilimiz dışında çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin işlevsel ve duygusal bir ilişki olması da çok önem taşır.

  • Anne sütünün bebekler için 5 yararı nelerdir ?

    Anne sütü yenidoğan bebeklerin beslenmesinde çok önemli bir yer tutar. Anne sütünün içerisinde sindirimi kolay ve bebeğin gelişiminde elzem öneme sahip besinler yer alır. Bu yazımızda anne sütünün bebekler için 5 önemli faydasını bulabilirsiniz.

    1. Anne Sütü Bebeklerin İhtiyaç Duyduğu Temel Besinleri Doğru Oranda Barındırır

    Birçok sağlık otoritesi, bebekler altı aylık olana kadar yalnızca anne sütü ile beslenmelerini önerir. Altıncı aydan sonra ek gıda (tamamlayıcı beslenme) ile birlikte anne sütüne en az 2 yaşına kadar devam edilmelidir.Bebeğin yaşantısının ilk 6 ayında gereksinim duyduğu tüm besinler anne sütü içerisinde yeterli miktarda bulunur. Hatta bebeğin gelişimi farklılaştıkça anne sütünün içeriği de değişir. Mucizevi bir besin olarak adlandırılan anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına göre değişir.

    2. Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Korur

    Anne sütünün faydalarının saymakla bitmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu mucizevi besin bebeklerin kısa, orta ve uzun vadeli dönemde potansiyel rahatsızlıklardan korunması için de önemli rollere sahiptir.

    Anne sütünün; orta kulak iltihabı, enfeksiyon, soğuk algınlığı, solunum yolu hastalıkları, ani çocuk ölümleri, alerjik hastalıklar, çölyak hastalığı, diyabet ve lösemi gibi ciddi tehlike arz edebilen rahatsızlıklara karşı koruyucu nitelikte olduğu yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde gösterilmiştir.

    3. Anne Sütü Çocuklarda Obezite Riskini Düşürür

    Bebeklerin ihtiyaç duyduğu besinleri onlara sunan ve tok kalmalarını sağlayan anne sütünün obezite hastalığına yakalanma riskini düşürdüğü bilinir. Anne sütü ile beslenmeyen
    çocukların obezite hastalığına yakalanma risklerinin %15 ila %30 oranında daha fazla olduğunbilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Anne sütü ile beslenmek kadar anne sütü ile beslenilen sürenin uzunluğunun da obezite riski ile ilintili olduğu kabul edilir. Anne sütü ile beslenilen her bir ay; bebeklerin ileriki dönemde obezite hastalığına yakalanma oranını %4 oranında azaltır.

    Tüm bu istatistiksel verilerden dayanarak bebeklerin beslenme alışkanlıklarının anne sütü sayesinde daha sağlıklı bir şekilde ilerlediğini söyleyebiliriz. Anne sütü bebeklerin sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasına da katkı sağladığından çocuklardan esirgenmemelidir.

    4. Anne Sütü Bebeklerin Zeka Gelişimine Katkıda Bulunur

    Her ne kadar bu konuda henüz ispatlanmış veriler olmasa da anne sütü ile beslenen bebeklerin diğerlerine göre daha zeki oldukları düşünülmektedir. Anne sütü ile beslenen çocuklar emzirme sırasında anne ile daha fazla fiziksel temasa girerler, dokunma yetileri gelişir ve aynı zamanda daha fazla göz kontağı kurabilirler. Yapılan araştırmalar emme eyleminin uzun vadede anne sütü ile beslenen çocukların beyin gelişiminde pozitif yansımalar oluşturduğunu da ortaya koymaktadır.

    5.Anne Sütü Bebekler için Çok Önemli Antikorlar İçerir

    Anne sütü, bebeklerin virüslere ve bakterilere karşı bağışıklık sistemini destekleyen antikorlar barındırır. Özellikle bebek yeni doğduğunda salgılanan kolostrum; çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi adına hayati öneme sahiptir.Anne, virüslere ya da bakterilere maruz kaldığında antikor üretmeye başlar. Annenin vücudu tarafından salgılanan antikorlar, anne sütü içerisine de salgılanır ve emzirme sırasında bebeğe geçer. Anne sütündeki antikorlar; bebeğin boğazında, burnunda ve sindirim sisteminde koruyucu bir tabaka oluşturarak bebekleri hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenmeyen çocuklar anne sütü ile beslenenlere oranla daha sık enfeksiyon kaparlar.Emzirme eylemini doğanın bir mucizesi olarak düşünmelisiniz. Bebeğiniz için sayısız faydası olan anne sütü; sizin sağlığınız için de çok önemlidir. Doğum sonrası kilo verme sürecini hızlandıran, depresyon riskini azaltan, menopoz süresini öteleyen, göğüs ve rahim kanserlerine yakalanma ihtimalini düşüren emzirme eylemine önerilen zaman dilimleri içerisinde devam etmelisiniz.

  • Çocuklarda bayılma ve bilinç kaybı

    Çocukluk çağında bilincin bozulması ve bayılma çoğu zaman karıştırılan durumlardır. Öncelikle tanımları doğru kullanmamız gerekir. Nörolojik sorunu olan bir çocuğun bilinç durumunu değerlendirirken yaşını ve gelişimsel düzeyini dikkate almak gerekir. Bilinçli olma halinin iki önemli parçası vardır. Bunlar; uyanıklık ve kişinin kendisi ve çevresinin farkında olmasıdır. Bilincin sağlanabilmesi için beyin sapı, talamus, hipotalamus ve beyin kabuğunun (serebral korteks) ve çekirdekleri ile dışarıdan alınan uyaranları beyine ulaştıran sinir yollarının çalışıyor olması gerekir. Bu iki fonksiyonun kaybı çeşitli derecelerde bilinç kaybına neden olur. Sebebine göre ani gelişen, giderek ilerleyen, kronik olan, koma ile ölüme sebep olan bilinç kaybı çeşitleri ile karşılaşabiliriz.

    Metabolik nedenler, enfeksiyonlar, organ yetmezlikleri, zehirlenmeler, travma, kanama, epilepsi, tümörler ve psikolojik sebepler başlıca bilinç kaybına yol açan durumlar olarak sıralayabiliriz.

    Çocuklarda Bayılma

    Bayılma dendiği zaman ise çeşitli nedenlerle beyine giden oksijenin azalmasına bağlı geçici bilinç kaybıdır. Beynin oksijensiz kalması uzun sürer ise havale ve komaya ilerleyen durumlara yol açabilir. Bayılma daha çok genç erişkinler arasında ve özellikle de kızlarda görülür. Aileler bayılma sırasında çocuklarının hayatından endişe duyarlar. Bazen çocuklar ailenin bu endişelerini bayılma taklidi ile suistimal edebileceği gibi psikolojik sebeplerle de bayılmalar hayati problem olmadan da karşımıza çıkar. Bilinç kaybı yoktur, ani sonlanır ve hasta eski haline çok çabuk döner. Bayılmanın sebeplerini ayırt etmek çok önemlidir.

    Bayılmadan hemen önce göz kararması, baş dönmesi yaşanabilir. Bazen düşerken yaralanma olabilir. Uzun süren bir durum değilse dilin ısırılması, altına kaçırma, çırpınma genellikle görülmez. Açlık, yorgunluk, susuzluk, stres, uzun süre ayakta kalmak, kalabalıkta olmak, sıcaklık ve havasızlık tetikleyici ve kolaylaştırıcı etkenler olabilir. Hızlı büyüme çağındaki çocuklarda kan basıncı ve kalp hızı kontrolü vücuttaki hızlı değişimlere ayak uyduramayıp otonom sistemin kontrol bozukluğundan kaynaklanan bayılmaya tıp dilinde vazovagal senkop veya nörokardiyojenik senkop adı verilir. Bu durumlarda çocuk kardiyolojisi ve çocuk nörolojisi tarafından incelenmesi bazen EKO, EKG ve EEG çekimleri gerekebilir.

    Çocuklarda Kısa Süreli Bayılma

    Küçük çocuklarda canı yanma veya ağlama sonrasında nefessiz kalıp kısa süreli bayılmalara da katılma nöbeti adı verilir. Böyle durumlarda çocukları havaya kaldırmak, sarsmak, suratına üflemek, suya sokmak, masaj yapmak, ağzını açmaya çalışmak sakıncalıdır. Özellikle olduğu yerde yana çevirip beklemek katılma nöbetinin daha kısa sürmesi için tavsiyemizdir.

    Her ne sebep ile olursa olsun çocuklardaki bayılmalar mutlaka araştırılmalı ve gerekli tedavileri yapılmalıdır.

  • Çocuklarda yürüme bozuklukları

    Çocukların bebeklikten sonra yürüyebilmesi, bir hareket olarak, anne babalar tarafından heyecanla beklenen önemli gelişme evrelerinden biridir. Hatta bu durum anneler arasında rekabet konusu bile olabilir. Ancak yürümede gecikme ile yürüme ve hareket bozukluğu karıştırılmamalıdır. Yürümede gecikme birçok davranışsal ve giderilebilecek sorunlarla alakalı olabilir.

    Bebeklerde Yürümede Gecikme

    Çocuklardaki normal büyüme ve gelişmeyi nörolojik olarak dört ana temel alanda ince motor, kaba motor, dil gelişimi ve sosyal gelişim olarak değerlendiriyor ve sonuçlar çıkarıyoruz. Çocukların bu alanlarda normal gelişme gösterebilmesi için beyin, sinir ve kas yapılarının sağlıklı olması gerekir. Kaba motor alandaki gelişmenin en iyi göstergelerinden biriside çocuğun yürüyebilmesidir. Yenidoğan bir bebek hemen yürüyemez. Ancak motor gelişme yaşa göre ilerleme gösterir. 1-3 aylık başını kontrol etmeyi, altı aylık iken sağa sola dönmeyi, destekle oturmayı, 8-10 aylık iken sürünmeyi, emeklemeyi, bir yaşında tutunarak ayakta durma (tay-tay durma) ve sıralamayı başarmasını bekleriz. 12-15 aylar arasında ise bağımsız adım atarak yürümeyi öğrenir. Elbette bu süreç bazen daha erken olabildiği gibi daha geç de olabilir. Zamanında doğan bir çocuk 16 aydan sonra hala bağımsız adım atamıyor, yürüyemiyorsa yürümede bir gecikmeden bahsedebiliriz. Yürümede gecikme veya gerilik genellikle tek başına gördüğümüz bir durum değildir. Çocuklardaki hareket bozukluklarının beyin, sinir ve kas hastalıkları ile birlikte olabileceğini, yürüme bozukluğunun da bu hastalıkların bir sonucu olabileceğini sitemizde yer alan bir başka yazımızda ayrıntılı belirtmiştik. Bu yazıda ise bunların dışında kalan ve ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı durumlardan bahsedeceğiz.

    Çocuklarda Kalça Çıkıklığı

    Maalesef her türlü muayeneye rağmen doğuştan kalça çıkığı gözden kaçabiliyor. Kız bebeklerde daha fazla görülmektedir. Bebekleriniz daha bir aylık iken doktora götürmeli ve kalça çıkıklığı için baktırmalısınız. Günümüzde doğumdan sonra kalça ultrasoundu yaparak toplum taraması ile bu sorun erkenden tespit edilebiliyor. Olası bir rahatsızlıkta ise erken dönem olduğu için hemen önlemler alınıyor ve sorunsuz bir şekilde tedavi edilebiliyor. Bebeklerin bacakları arasındaki uzunluk – kısalık farkı, bacaklarını yan yana getirdiğinizde deri katlantılarının veya eklem çizgilerinin birbirine denk gelmemesi, bezlenme sırasında kalçadan klik benzeri ses gelmesi sizi erken dönemde kalça çıkıklığı açısından şüphelendirmelidir. Yürüme yaşındaki çocuklarda ise bir tarafa aksama geç kalınmış kalça çıkıklığı belirtisi olabilir.

    Çarpı Bacak (X) veya Parantez bacak

    Bacakların bu şekil bozuklukları yapısal-anatomik bozukluklar, serebral palsi gibi kasların spastik olduğu hastalıklarda görülebileceği gibi özellikle D vitamini eksiklikleri, kalsiyum metabolizma bozuklukları gibi metabolik hastalıklar açısından da bizi şüphelendirmelidir. Fark edildiği anda çocuk hastalıkları uzmanı, ortopedi uzmanı olan doktorlara götürülmeli ve en kısa zamanda tedaviye başlanmalıdır. Çocukların yaşı ilerledikçe kemikleşme ve yapı kalıcı hale geleceğinden tedavileri daha güç olmaktadır.

    Çocukların Fazla Kilolu Olması

    Çocukların kilolu olması genellikle tek başına yürüme sorunun sebebi değildir. Bacak kaslarının taşıyacağı ağırlığa göre gelişmesi ve güçlenmesi doğal bir süreçtir. Ancak çocuklarda yaşıtlarına göre fazla kilolu olmasına neden olan hastalıklar (örneğin endokrin ve genetik hastalıklar) aynı zamanda kas, metabolizma ve zekâyı da etkileyebileceklerinden yürümede gecikme veya yürüyememe nedeni olabilirler. Bir çocuğun yaşıtlarından fazla kilolu olması zaten ilk başta dikkatimizi çekmesi ve araştırılması gereken bir konu olmalıdır.

    Çocuklarda Parmak Ucunda Yürüme

    Parmak ucunda yürüme bazen çocukların örümcek arabası gibi yürüteçlere konması nedeniyle alışılmış bir davranış olarak karşımıza çıkabilir. Bu yürüteçler çocuklar oturarak ayakları ile ilerledikleri için çocuğun kendi ağırlığını taşımasına engel olurlar. Bu nedenle bacakları güçlenemez ve bağımsız yürüme sırasında kendi ağırlığını taşıyamaz. Yürümede gecikmeye neden olur. Biz çocukların sağlıklı motor gelişimi için örümcek arabası benzeri yürüteçleri kullanmanızı önermiyoruz.

    Daha önemli bir bulgu olarak parmak ucunda yürüme her halükarda beyinin etkilendiği, bacak kaslarının gevşeyemediği, sürekli kasılı kaldığı spastik durumlar açısından mutlaka incelenmelidir. Yani parmak ucunda yürüme spastik serebral palsinin bir belirtisi olabilir.

    Ayakların İçe veya Dışa Dönük Olması

    Tıp literatüründe Pes Varus (equino varus, pes valgus vb) gibi isimlerle adlandırılan bu durum tek ayakta veya her iki ayakta da olabilir. Yürümede güçlük ve gecikme sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece yapısal bir durum olabileceği gibi kasların spastisitesi ile giden serebral palsi hastalığının bir belirtisi ve bağ dokusu eklem hastalıkları ile de ilgisi olabilir.

    Çocuklarda Ani Yürüme Kaybı

    Daha önce sağlıklı olan bir çocuğun birden yürüme fonksiyonunu kaybetmesi aileyi ciddi endişelere sürükleyen bir durumdur. Nadir görülmekle birlikte sinirleri, kasları ve beyni tutan enfeksiyonlar, tümörler, zehirlenmeler ve travmalar sonrasında böyle durumlarla karşılaşmaktayız. Özellikle vücudun aşağısından başlayıp üst sinir merkezlerine doğru ilerleyici bir sinir tutulumu gösteren ve solunum durmalarına yol açma potansiyeli olan Gullien Barre dediğimiz hastalık hayatı tehdit edebilen bir ilerleyiş gösterebilir. Bu ilerleyiş çok hızlı olabileceği için çocuklarında ani yürüme kaybı fark eden ebeveynlerin bir an önce en yakın hastaneye başvurması çok önemlidir.

    Çocuklarda Anlık Yürüme Kaybı

    Anlık yürüme kaybı, sakarlık ve sık düşmeler de ebeveynlerin mutlaka önemsemesi gereken durumlardandır. Bu çocuklar beyni yaygın olarak etkileyen, anlık kopukluklar yaratan epilepsi, ensefalopati, Multiple Skleroz gibi hastalıklar açısından incelenmeleri gerekir.

    Merdiven Çıkamama

    Sağlıklı bir çocuğun üç yaşından itibaren merdiven basamaklarını bir yerden tutunmadan çıkabilmesini bekleriz. Eğer üç yaşından büyük bir çocuk bilinen bir sebebi yok iken merdiven çıkamıyor, bir yerlere tutunmadan oturduğu yerden kalkamıyor ise mutlaka kas hastalıkları açısından incelenmesini tavsiye ediyoruz.

    Tek Taraflı Ayağını Basmama veya Tek Taraflı Aksama

    Küçük çocuklar bir vücut parçalarında özellikle kollar ve bacaklarda belirgin olarak ağrı, acı, yanma duyduklarında o tarafı kullanmama eğilimindedirler. Örneğin kalçadan veya bacaktan enjeksiyon yapıldıktan sonra olduğu gibi. Hatta bu durum sanki felç olmuş gibi davrandıkları için doktorları bile yanıltabilir. Böyle tek taraflı olaylarda travma, yanma, batma, kesi olup olmadığı araştırılmalıdır. Eklemlerin şişlik, renk değişikliği, ısı artışı ve ağrı nedeniyle kullanılamayışı iltihabi ve romatizmal hastalıkları da akla getirmelidir. Kasların mevsimsel enfeksiyon ile ilişkili ağrılı olan hastalığında (epidemik myozit) çocuklar kas ağrısından ayaklarını basamaz ve yürüyemez hale gelebilmektedir. Bazen bir taraf daha fazla ağrılı olabilir fakat çoğunlukla iki bacak kaslarını da tutmaktadır. Genellikle tehlikeli olmayan ve istirahat ile geçici olan bu durum iyi bir muayene ve tetkik ile Gullien Barre gibi demyelizan hastalıklardan ayırt edilmelidir.

  • Ana Baba Çocuk İletişimi

    Ana Baba Çocuk İletişimi

    Sahip olduklarınızdan 1oo yıl sonra yani büyük ihtimalle öldüğümüzde hangisi sizin için hala önemli olacak. Banka hesabınızdaki paranın miktarı ya da gayrimenkulleriniz elbiseleriniz zevkleriniz, kederleriniz…Ve çocuklarınız. Evet, bunlardan sadece geride bıraktıklarınızdan sadece çocuklarımızı hala önemsiyor olacağız. Onların sağlık mutluluk ve başarıları adeta bizi temsil etme yönlerini önemseriz. Onlar bizim hem dünyadaki bağımız hem de eserimiz. Adeta buradan giderken bıraktığımız en hoş sedadır. Bu yüzden çocuklarımıza gerçek değeri verebilmeliyiz.

    İnsanlar acaba neden çocuk sahibi olmak isterler? Herhangi bir sağlık sorunu yaşayan bazı kişiler, olağanüstü çabalara girip neden mutlaka anne ya da babalık duygusunu yaşamak ister? “Yıllar sonra yaşlandığımızda bize bakarlar” cevabı hiç de yeterli ve inandırıcı değildir. Bizi anne ya da baba olmaya iten çok daha büyük bir dürtü olmalı. Muhtemelen genetik bir baskıdır bu. Yani bu açıdan bakıldığında yetişkinler, aslında çocuklarına muhtaçtır. Fakat ne oluyor da, çocukları büyüdükçe bazı yetişkinler, bu şansı kendilerine veren evlâtlarına karşı sertleşebiliyorlar? Oysa o bebek sayesinde aileleri şenlenmedi mi? Nineler, dedeler, komşular, hep birlikte dünyaya gelen bu yavruyu bağırlarına basmadılar mı? Bebek büyüdükçe aslında ana babalar da büyürler, olgunlaşırlar. Çocukları için mallarını, mülklerini, hatta canlarını veren ana babaları hep duyduk, gördük. Bununla birlikte babaya göre annenin yeri daha başkadır. Çünkü bebeği dünyaya getiren odur. O mucize sütü mukaddes bedenlerinde oluşturan, bebeklerini besleyen yine onlardır. Babalara gelince… Yapılan araştırmalara göre, babaların sevgi ile temas ettikleri çocukların zekâ düzeyleri daha yüksek çıkmış. Yani ana babalar, iki kanatlı bir kuş gibidirler. Mutlu ve başarılı bir gelecek için her iki kanadın da görevlerini yeterli biçimde yapması gerekir. Annenin ya da babanın gereğinden fazla yük taşıması, sorumluluk alması, diğerinin görevlerini yeterince yapamayacağından, çocuk için kuşkusuz olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

    Çocuğu olsun ya da olmasın, bir kadının gerçekten anne olup olmadığını anlamanın belki de en kolay yolu, bir başkasının çocuğunun bakımını yapıp yapamadığına bakmaktır. Annelik dürtüsü, kadınlarda çok kuvvetli bir motivasyon kaynağıdır.

    DOĞURMAK MI, BÜYÜTMEK Mİ?

    Çok eski zamanlarda, Kafkasya’da bir ayaklanma olur ve kral öldürülür. Kraliçe ise güç bela kaçar ve canını kurtarır. Ancak valizlerini hazırlama telaşına kendini fazla kaptırmış olan kraliçe, henüz bebek olan oğlunu sarayın odalarının birinde unutmuştur. Bu sırada hizmetçilerden biri, bebeği orada bırakıp ölüme terk etmektense, kendi hayatını riske atarak çocuğu alır ve saraydan kaçırır.

    Hizmetçi, yıllarca yoksul bir hayat yaşasa da bebeği büyütür. Yaklaşık on yıl sonra iktidar yeniden değişir ve eski iktidar yanlılarına af çıkar. Bunu fırsat bilen eski kraliçe ülkesine geri döner. Ve hizmetçisini bulup oğlunu, aslında ülkenin yeni veliahdını ister. Hizmetçisi ise artık onu kendi çocuğu olarak gördüğü için vermez. Sonunda mahkemelik olurlar.

    Açılan dava görüşülürken yargıç her iki kadını da haklı bulur. Çünkü biri çocuğun dünyaya gelmesini, diğeri de bakımını sağlamıştır. Yani her iki tarafın da çocuk üstünde hakları vardır.

    Sonunda yargıç, veliahdın gerçek annesinin anlaşılabilmesi için küçük bir oyun oynamaya karar verir. Duruşma salonun ortasına bir metre çapında bir daire çizer ve çocuğu tam ortasına getirtir. Her iki annenin de çocuğun bir kolunu tutmasını sağlar. Oyun çok basittir. Başla, komutuyla anneler çocuğu kollarından, kendi taraflarına doğru çekmeye çalışacaklardır.

    Kadınlar, çocuğu kazanabilmek için kuvvetle çekerler; ancak eski kraliçe çocuğu kendi tarafına çekmeyi başarır. Hizmetçi bir şans daha ister; fakat yine kaybeder. Eski kraliçe oyunu kazandığı için çok mutludur. Hizmetçi ise yargıca seslenir:

    -Ama çocuğumun canı yanıyor. O yüzden bırakıyorum.

    Yargıç zaten bu oyunu bilinçli olarak oynatmıştır. Bu yüzden çocuğu yeniden hizmetçiye, yani gerçek annesine verir.

  • Anne Babanın Kullandığı Dil

    Anne Babanın Kullandığı Dil

    Çocuk eğitiminde ve insan iletişiminde aslında en çok önem vermemiz gereken nokta kullandığımız dildir.Çocuğa karşı kullanılan dil o kadar önemlidir ki çocuğun tüm kişiliğini,

    kendine olan güvenini, hayata karşı olan duruşunun gücünü, hırslarını, vazgeçişlerini, kendine verdiği değeri, başarılarını ve başarısızlıklarını, kazançlara ve kaybedişlerine olan tutumunu ; kısacası çocuğun geleceği ile ilgili kurguladığınız her şeyi şekillendirir.

    • Çocuğunuz ile konuşurken kullanılan dile dikkat edilmeli.

                    Çocuğunuza kullandığınız her sözcüğün ve cümlenin bir sihri vardır ve bu sözcükler   çocuğunuzun kendini tanımlamasında yardımcıdır.Örneğin ; sen çok yaramazsın cümlesini sıklıkla söylediğinizde çocuğa verdiğiniz mesaj , ”Sen o’sun!” mesajıdır.Çocuğa kullandığınız her sözcükle bir şey ifade ediyorsunuz.Bizler yetişkin olarak ne demek istediğimizi biliyor ya da tahmin edebiliyoruz fakat çocuklar konuşulan her sözcüğü anlamı ile alır ve öğrenirler.Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün değeri çok önemlidir.

    • Çocuğunuzla ilgili çevrenize suçlayıcı bir dille konuşmamalı.

                Sosyal ortamlarda yaşantınızdan bahsederken bazen farkında olmadan ”Benim kızım çok çekingen, başkasını gördüğü zaman hep arkama saklanır. ” ”Benim oğlum çok hiperaktif, durduğu yerde durmaz!” şeklinde cümleler kurulabiliyor.Çocuğunuzu çevrenize hangi dilde anlatırsanız, çevreniz de çocuğunuzu o şekilde görmeye başlayacaktır.

    • Verilen ani tepkilere dikkat edilmeli.

    Ani çıkışlar ve bağırma,çocuğun o anda içinde bulunduğu duruma karşı korku beslemesini sağlar.Doğru davranışa yönlendirmek ve tehlikeli olan ortamdan çocuklarınızı korumak istiyor olsanız bile ani verdiğiniz tepkiler , çocuğunuza bulunduğu durumun tehlikeli ya da kötü olduğunun mesajını veriyor fakat bir süre sonra , çocuğunuzun yaşadığı bu korkunun başka keşif ve deneyimlerde de var olduğunu görebiliyorsunuz.Bu durum çocuğa doğru davranışı öğretmek yerine her şeye korkarak yaklaşmasına neden olabiliyor.

    • Tehdit Edilmemeli

    ”Yemeğini yemezsen sana park yok!” ”Bunu yapmazsan sana oyuncak almayacağım!” Hiçbir tehdit öğrenmeyi kolaylaştırmaz ve doğru bir öğrenme sağlayamaz.Çocuğunuzun ulaşmak istediği şey için mi yemeğini yemesini tercih edersiniz, yoksa yemeğe ihtiyacı olduğu için mi yemek yemesini istersiniz?Sıklıkla rastlanılan masum gibi görünen ama çocuğun omzuna büyük bir yük bindiren ve onu kaygılandıran bir tehdit de ”Yapmazsan giderim.” tehdididir.Sizin için çok değerli bir insanın sizi terk edip, onu kaybettiğinizi düşünün.Bu büyük bir acı değil mi?Gitmiyor olmanız çocuğunuzun yaşadığı bu kaybetme korkusunu asla hafifletmez.Bunların yanında size olan inancı ve güveni yok olmaya başlar.

    • Çocuğunuza hemen müdahele etmek yerine bekleyin!

    Bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şeylerden bir tanesi onun kendini ifade edebilmesi ve bir beceriyi kazanabilmesi için ona fırsat verilmesidir.Bir işyerine yeni girdiğinizi düşünün.Patronunuz sürekli başınızda yapmanız gerekenleri söylüyor ; ısrar ve sabırsızlıkla ne zaman bitireceğinizi , başarıp başaramayacağınızı kontrol ediyor.Bir süre sonra kendinizi boğulmuş ve başarısız hissedersiniz, değil mi? Çocuklarınızın da hissettiği farklı duygular değil aslında.Yeni bir beceri kazanırken ya da belirli deneyim ve sınırlı kelime hazinesiyle çocuklar kendilerini ifade etme çabasındayken , en çok karşısında sabırla bekleyen ebeveyne ve devam edebilmesi için ise ebeveynin heyecanına ihtiyacı vardır.

  • Kusma ve gastroözofageal reflü

    Bebeklerde en sık görülen rahatsızlıklardan biri kusmadır. Süt çocuklarının en az yarısı beslendikten sonra bir miktar anne sütü veya mamayı kusabilir. Bebek bu esnada rahatsızlık hissetmez ve herhangi bir kusma gayreti de görülmez. Bu basit kusmalara tıp dilinde “regurgitasyon” adı verilir. Tamamen fizyolojik bir olay olup gaz çıkarma ve geğirmeye de eşlik edebilir. Çocuk büyüdükçe bu olay giderek azalır ve kaybolur.

    “Ruminasyon” (geviş getirme) yine küçük bebeklerde zaman zaman görülen bir durum olup anne sütü veya mamanın çocuğun ağzına geldikten sonra tekrar yutulmasıdır. Bazen zeka özürlü büyük çocuklarda da görülebilir. Bu durum reflü belirtisi de olabilir.

    “Gastroözofageal reflü” veya kısaltılmış adı ile “reflü” mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi halidir. Reflü hastalığının çocuklarda ortalama % 8-10 oranında olduğu tahmin edilmektedir. Bebeklerde en sık belirtisi kusmadır. Kusmalar yemek sırasında veya sonrasında görülebileceği gibi öğün aralarında hatta gece uyurken dahi görülebilir. Bazı bebeklerde yattığı zaman huzursuzluk, huysuzluk ve öksürük nöbetleri görülebilir.

    Mide sıvısı asid (HCl) ve besinleri sindiren pepsin gibi enzimleri içerdiği, pH’sı asid olduğu ve de yemek borusu bu maddelere karşı duyarlı olduğundan reflülü çocuklarda bir süre sonra yemek borusunda kızarma (özofajit) ve yaralar (ülser) oluşabilir. Bu durum iştahsızlık, yemeyi reddetme, beslenirken ağlama gibi belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar. Büyük çocuklar yanma, ekşime, kaynama gibi belirtiler yanında karın ağrısı, göğüs kemiği arkasında yanma ve acıma, yutma güçlüğünden yakınabilir. Ağızda koku olması da bilinen belirtilerden biridir.

    Hiçbir yakınması yokken kanama ile gelebilen bebek ve çocuklar olabileceği gibi, sadece kansızlık, tekrarlayan üst (farenjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı) ve alt solunum yolları enfeksiyonları (bronşit, zatürre) da reflünün tek belirtisi olabilir.

    Reflü tanısı için öncelikle hastalıktan şüphelenmek gerekir. Yukarıda sayılan belirtiler varsa ve bebeklerde kusmaya yol açabilen idrar yolu enfeksiyonu benzeri başka bir hastalık yoksa öncelikle reflü düşünülmeli ve tedavi önerilmelidir. Tedaviye alınacak yanıt reflü tanısını doğrulayacaktır. Tedaviye yanıt alınamazsa veya atipik belirtiler nedeni ile reflü tanısı doğrulanmak istenirse öncelikle yapılması gereken tetkikler özofagoskopi (yemek borusunun endoskop isimli cihazla incelenmesi) ve özofagusun 24 saatlik pH incelemesidir. Endoskopik inceleme yemek borusundan alınacak bir minik doku örneği ile desteklendiğinde % 90’ın üzerinde doğru tanı koydurur. Uygun koşullarda ve ehil eller tarafından yapıldığında çok basit bir işlemdir. Özofagusun pH incelemesinin ise 24 saat hastanede kalmayı gerektirmesi yanında alkalen ve nötral reflüyü gösterememek gibi dezavantajı vardır. Geçmiş yıllarda çok sık yapılan radyolojik inceleme % 50’ye yakın oranlarda yanlış sonuçlara yol açtığından günümüzde ilk tanı amacıyla neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Sintigrafik inceleme de çoğu zaman usulüne uygun yapılmadığı ve radyoaktif madde kullanıldığı için ilk seçilmesi gereken bir yöntem değildir.

    Reflü tanısı konan bir çocuğun tedavisinde ilk yapılacak olan şey yatağın baş tarafını en az 30 derece yukarı kaldırmaktır. Bebeklerde baş daha yukarıda sol yan pozisyonda yatırmanın en iyi yatış şekli olduğu gösterilmiştir.

    Mide içeriğini koyulaştırarak reflü ve kusmaları azaltmak olasıdır. Bu nedenle içine keçi boynuzu tozu katılmış AR (anti-reflü) mamalar kullanılabilir. Diğer taraftan yemek borusu kapağının basıncını azaltan ve mide asidini arttıran çikolata, aşırı yağlı, baharatlı, acılı, ekşili gıdaların (cips, ketçap, mayonez, hardal, soğan, sarımsak…), asitli, gazlı içeceklerin (kola, hazır meyva suları, gazozlar, içki…) yasaklanması veya azaltılması önerilir.

    Karın içi basıncını azaltmak amacıyla çocuklara çok sıkı elbiseler giydirilmemesi, kemerlerin çok sıkılmaması ve şişman çocukların zayıflatılması da alınacak önlemler arasında sayılabilir.

    Hekimler tarafından kullanılan ilaçlar ise yemek borusu kapakçığının basıncını arttıran, mide boşalımını kolaylaştıran, mide asidini nötralize eden veya azaltan ilaçlardır. Ancak bu ilaçların, belki de uzun yıllar tedavi gerekeceğinden, bir hekim denetiminde kullanılması şarttır.

    Tedaviye yanıt alınamadığında ve çok ciddi reflü belirtileri olduğunda cerrahi girişim de tedavi seçenekleri arasına dahil edilir. Ancak apne (geçici solunum durması), ani bebek ölümü tehdidi gibi ciddi belirtiler varsa, darlık gelişirse veya zeka özürlü çocuklarda anti-reflü ameliyatı düşünülür. Günümüzde çocuklara çok sık uygulanan bir tedavi değildir.

  • Çocuklarda hırıltı-hışıltı,wheezing

    Çocuklardaki önemli problemlerden biride akciğerlerde duyulan hırıltıdır. Hırıltı kelimesi bazen hışıltı olarak da ifade edilir. Hırıltı akciğerlerde bronşların daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. En sık neden solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı bronşiolittir.

    Hırıltı

    Akciğerde bulunan hava keselerinin girişinin daralması sonrası gelişir ve hava keselererindeki hava çıkmakta zorlanır. Sonuç olarak ıslık sesi gibi bir ses duyulur. Bu sese hırıltı (hışıltı) denir. Hırlayan çocuklara da hırıltılı çocuk denir.

    Hırıltı birçok hastalıkta görülebilen bir durumdur. Solunum yolu enfeksiyonları özellikle küçük bebeklerde bronşları etkiler ve daralma yapabilir. Bunun sonucu da akciğerlerde ıslık çalma gibi bir ses duyulabilir. Bronşiolit gibi bir akciğer enfeksiyonu sonucu olabildiği gibi reflü, doğuştan gelen soluk borusu bozuklukları, bağışıklık sistemi hastalıklar, soluk borusuna kaçmış yabancı cisimler gibi birçok nedene bağlı hırıltı olabilmektedir.

    Hırıltı Çocuk nedir?

    1 aydan daha uzun süren veya, üç veya üçten fazla hırıltı olan çocuklara hırıltılı çocuk denir.

    Bebeklerdeki Hırıltı Tipleri

    Geçici erken hırıltılı bebekler

    Alerjik olmayan çocuklarda hırıltı

    Alerjik olan çocuklarda hırıltı

    Hırıltısı olan bebeklerin Çocuk Alerji ve İmmünoloji hastalıkları konusunda uzmanlar tarafından teşhis edilip tedavi edilmesi çok önemlidir.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    – Okul korkusu neden oluşur?

    Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi Aşırı koruyucu tutuma sahip anne,Uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Okul korkusunu yenmenin yolları nelerdir?

    • Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı, evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri

    • Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi

    • Aşırı koruyucu tutuma sahip anne, uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı

    • Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme

    • Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Çocuğu okul korkusu yaşayan ebeveynlerin davranış ve tutumu nasıl olmalı?

    Önlemek için;

    • Okula başlamadan önce çocuğu ayrılığa hazırlamak önemli

    • Okula başladığı ilk günün anne ve babadan da ayrıldığı ilk gün olmaması

    • Öncesinde anne ve babayla yaşına uygun şekilde güvendiği bir yere bırakılıp geri alındığı ayrılıklar yaşaması

    • Akranlarıyla vakit geçirmesi desteklenmesi

    • Gideceği okulu öncesinde ziyaret etmesi

    • Öğretmeniyle tanışması

    Sakin tutarlı sabırlı güven verici destekleyici ve cesaretlendirici ebeveyn tavrı çocuğunuzun rahatlaması İçin önemli

    – Okuldan kaçma isteği neden gelişir? – Bu durum nasıl engellenebilir?

    • Kendisini orda güvende hissetmediği

    • Başarılı ve yeterli hissetmediği

    • Huzurlu hissetmediği için

    • Okulda olmak onun İçin çok stres verici olduğu İçin orda yaşadığı olumsuz duygulara katlanamadığı için

    • Çocuğu okuldan kaçmaya iten sebebin tespit edilmesi ve sebebin ortadan kaldırılması İçin öğretmen aile ve çocuk işbirliği halinde hareket edilmesi ve gerekirse bir uzmandan yardım alınması gerekebilir.

    .

    – Ebeveynlerin söyleyeceği hangi sözler okuldan daha uzaklaştırır? (Sürekli korkma demek gibi…)

    “Korkma”, ”Ne var canım bunda korkulacak”,” Koca adam/kız oldun“

    “Gitmezsen, Bak ben de sana … almam “ ,

    “Ağlama bak ağlarsan seni sevmem” yerine,

    Ama biliyormuş gibi konuşulmalı ve bir şey olursa, ben seni mutlaka gelip alacağım

    – Peki ya hangi sözler daha da yakınlaştırır?

    “Galiba okula gitmek senin için çok zor” ve “Seni çok korkutuyor ”

    “Gel senle biraz konuşalım”, “Anlat”

    – Okul fobisinin başka ne tür belirtileri olabilir?

    Belirtileri

    • Çocuklar duygularını daha çok bedensel şekillerde ifade ederler

    • Okul korkusu da

    • Karın ağrısı

    • Mide bulantısı

    • Başağrısı

    • Kusma

    • İştahsızlık

    • Uyuyamama uyanamama

    • Panik şeklindedir. Eve gelince şikâyetler ortadan kalkar

    – Öğretmenler nasıl yaklaşmalı?

    – Çocuk okula kadar geldi, ama kapıda ağlıyor ve geri dönmek istiyor…

    – Çocuk sınıfına girdi ve ağlamaya başladı, annesini göndermek istemiyor…

    – Okul değişimi bir çözüm mü?

    Okul korkusu okulun özelliklerinden kaynaklanıyorsa okulu değiştirmek çözümlerden biri olabilir

    Okul korkusunu yenmek bir ekip işidir. Başta aile ve öğretmen desteği son derece önemlidir. Bu sebeple okul korkusu olan çocuğa yardım etmek için aile öğretmen. Ve bir ruh sağlığı Uzmanı işbirliği halinde hareket etmesi en etkili sonucu belirecektir