Etiket: Çocuk

  • Karnem ve Tatilim

    Karnem ve Tatilim

    Dersler ve sınavlarla geçen yoğun bir dönemin daha sonuna gelindi. Karne döneminde anne,baba ve çocuk heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydiler.Tatlı

    bir telaşla geçirilen bu dönemde ebeveynler ve çocuklar birlikte emek verdiler.

    Bir dönem kapanırken alınan karne çocuk kadar ebeveyn karnesi olmayı da hak etmektedir. Başarıyı kabullenmek başarısızlığı kabullenmekten çok daha kolaydır. Çocuğumuz başarılı bir dönem geçirdiği için onu ödüllendirmek kadar gayreti için de çocuklarımıza geri bildirimde bulunmak ve önemsendiğini hissettirmek gerekmektedir. Ödül illaki parayla alınan şeyler olmamalıdır. Çocukla kurulacak nitelikli bir ilişki ve çocukla geçirilecek kaliteli bir zaman da bir ödüldür.

    Kaliteli zaman “çocuğu yemek yemek için bir lokantaya götürmek” değildir. Ağzında bir şeyler olan bir çocuk ve ebeveyn sadece bakışacaklardır. Kaliteli zaman etkileşimin, karşılıklı duygu alışverişinin olduğu, herkesin sonunda mutlu olabildiği zaman dilimidir.

     Bir çocuğun temel ihtiyacı sizin tarafınızdan her koşulda değerli olduğunu hissetmektir. Karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi ona hissettirin.

    Tek iletişim gündeminizin notlar, sınavlar ve dersler olmamasına özen gösterin. Bir araya her geldiğinizde yaptığınız tek şey ders çalışmak olmasın ya da çocuğunuza sadece derslerle ilgili sorular sormaktan kaçının.

     Düşük notun sebeplerini değerlendirin, neler yapılacağı ile ilgili çocuğunuzla beraber tartışıp karar verin.

    – Bir sonraki dönem için çocuğunuzun çalışma düzenini ve motivasyonunu gözden geçirin.

    – Maddi ödülleri değil, duygusal ödülleri tercih edin. Sarılmak, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek ya da beraber bir gün planlamak en güzel hediye olacaktır.

    – Tatil döneminde dinlenmesine izin verin, notlarını telafi etmesi için aceleci ve baskıcı olmayın, notların her zaman telafisi olduğunu öncelikle siz unutmayın.

    Okulöncesi dönem çocuğu  için ise tatil sadece tv bilgisayar olmamalıdır. Tatil sürecinde  rutinlerinin olmasına önem vermeliyiz. Değişmeyen rutinlerin olması, bazı alışkanlıkların sürmesi çocukların da gelişimi açısından önemlidir Tamamının bozulması halinde hem bazı davranış problemleri ile hem de okula dönüşte uyum güçlükleriyle karşılaşabilirsiniz. Örneğin beslenme alışkanlığı uyku saatleri gibi temel ihtiyaçları birer rutin halinde devam etmelidir. Yaşına uygun küçük sorumluluklar vererek desteğe ihtiyacı olan gelişim alanını desteklemeniz önerilir. küçük sorumluluklar çocuğunuzun görev bilincini de destekleyecektir. Örneğin ince motor gelişiminde desteğe ihtiyacı olan bir çocuğa ebeveyn aşırı titiz ve korumacı olmayıp evde bol bol kaşık tutmasına fırsat vermesi onun kas gelişimine öz bakım becerilerine destek sağlayacaktır.

    Eğer çocuğunuzun kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceğini ve rahat edeceğini düşünüyorsanız, tabi ki gideceği yeri ya da aileyi ve arkadaşını tanıyorsanız orada kalmasında sakınca yoktur . Okul öncesi çocuklar içinse (2+) uzun süreli olmamalı bakım veren anneanne babaanne gibi en yakın kişilerin yanında kalmak istemesi doğaldır ancak kaygı düzeyleri yükselebilir bunun içinde ayrı kaldığınız süre için küçük etkinlikler yapmanız kaygısını azaltacaktır. Birlikte hazırlayacağınız, süsleyeceğiniz bir kutunun içine ayrı kalacağınız gün sayısı kadar nesne koyarak (küçük notlar yada hoşuna giden yiyecekler olabilir)  her gün sabah bir tanesini verip bittiğinde yanında olacağınızı söyleyebilirsiniz.

    İyi tatiller

  • Oyun

    Oyun

    Anne ve babaların bir çoğu için oyun sadece bir eğlencedir. Bu gün oyunun sadece bir eğlence değil aynı zamanda bir tedavi şekli olduğunu anlatmak istedim. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi ve gelişimi için temel ihtiyaçlar(beslenme,uyku, bakım, sevgi) kadar oyun ve oyuncaklar da gereklidir. Oyun çocuğun vazgeçilmezidir, çocuğu gerçek hayata hazırlayan, hayal gücünü zenginleştiren, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini destekleyen araçtır.

    Oyun çocuğa ne sağlar?

    Oyunda kazandığında özgüveni gelişir.

    Duygularını oyun yoluyla dışa vurur, gevşeme rahatlama oyun aracılığıyla sağlanır.

    Arkadaşlık kurma, karşıdakini dinleme anlama oyun yoluyla öğrenilir.

    Evcilik gibi mış lı oyunlar da çocuk içinde bulunduğu süreci canlandırır ve oyunda çözüm sağlanır.

    Oyundaki konuşmaları, gerçek hayatta sözlü ifade becerisini güçlendirir.

    Kas becerileri, oyundaki beden hareketleri sayesinde güçlenir.

    İşin içinden çıkamadığı durumları oyununa yansıtıp oyununda farklı yollar dener ve bu şekilde problem çözme becerisi gelişir.

    Kavramlar uzun-kısa gibi oyun aracılığıyla daha kolay öğrenilir ve kalıcı öğrenme sağlanır.

    Ve daha birçok şey oyun sayesindedir. Peki günümüzde hakkını ne kadar veriyoruz oyunun?

    Yetişkin olarak bizler dönüp oynadığımız oyunlara, oyuncaklara baktığımızda acaba çocuklarımızdan daha mı şanslıydık? Oynayacak vaktimiz, ortamımız ve arkadaşımız vardı. Mahalledeki komşunun oğlu/kızı güvenilirdi, apartman dairesinin bir göz odası yerine açık alanda koşturabiliyorduk. Şu ansa çalışan anne baba, vakitsizlik ve güvensizlik içine hapsoldu. Evet duyar gibiyim “hocam seçenekleri fazla bir sürü oyuncak alınıyor her ay”  oyuncaklar çeşitlendi ancak yaratıcılıktan uzak tekdüze oyuncaklar giriyor evimize. En güzel oyuncak en basit oyuncaktır. Biz evi oyuncak bahçesine çevirdiğimizde ebeveyn olarak, çocuğumuzu mutlu etmiş olmuyoruz kendimizi rahatlatmış oluyoruz. Ve maalesef biz bu işin hakkını veremiyoruz.

    Peki ya o zaman oyuncağı nasıl seçecek, çocuğumla nasıl oynayacağım?

    Öncelikle oyuncak seçimi yaşına olduğu kadar ilgisine göre de olmalıdır. 3 yaşına kadar oyuncakları daha çok ebeveyn seçerken 3 yaş sonrası kontrollü şekilde kendi seçebilmelidir.

    15-18 aylık: çocuk  odalar arsında mekik dokumaktadır. Bu nedenle itilen, çekilen, aynı zamanda ses çıkaran oyuncaklar (otomobiller, gitar, ) tercih edilmelidir.

    18 ay sonrası: çocuk artık kendini bilim adamı gibi görmektedir. Keşif ve icat yapmak onların en önemli özelliğidir. Bu dönemde farklı boyutlardaki bloklar, kutular ve şekillerden bir şeyler yapmak çok hoşlarına gider.
    2-3 yaş: çocuk artık sosyal hayatı görmekte ve bunları hayal etmektedir. Anne-baba olurlar. Çocuklarını beslerler. Bu nedenle bu dönemde çocuklar hayatı dramatize edebilecekleri oyuncaklar alınmalıdır. Bebek, mini oda takımları, kuklalar, tamir aletleri, hayvan setleri vb.. oyuncaklar idealdir. Bu dönemde çocuklar denize götürülmeli kum ve suya olan ilgileri giderilmeli.

    3-4 yaş: çocukların motor gelişimleri artmaktadır. Hareketten, zıplamaktan çocuklar çok hoşlanmaya başlamıştır. Bu dönemde üç tekerlekli bisikletler, sallanan atlar, yük arabaları, büyük küpler ve bloklar alınmalıdır.

    4-6 yaş: çocuklar artık özellikle açık havada oynamaktan ve masa başı oyunların hoşlanırlar. Bu dönemde boyama, yapıştırma, kağıtlardan şekiller yapma, parçaları birleştirme gibi oyunları destekleyen faaliyetler yapılmalıdır. Suluboya, pastel boya, karton, mukavva, ip gibi oyuncaklar tercih edilmedir.

    6 yaş sonrası (okul çağı): çocuk artık okula başlamıştır. Oyun ve oyuncak anlayışında önemli değişikler olmaya başlamıştır. Bu dönemde futbol, basketbol, bisiklet gibi oyunlar ve bunlar oynanırken kullanılacak materyaller önem kazanır. Televizyon ve spor etkinlikleri ilgilerini çeker

    Oyuncak seçimi kadar oyuncakla nasıl oynadığını da takip etmeliyiz. Oyununa neleri yansıttığı, oyunda neleri ifade etmeye çalıştığı oldukça önemlidir. Çocuğun kronik halde aynı oyuncakla yada aynı oyunu kurması problem olabileceğine işaret etmektedir.

    Unutmayalım ki her oyuncağın ve oyunun bir anlamı vardır. Oyun terapisi literatüründen küçük bir örnek verecek olursak;

    Biberon: bebeklik dönemine geri dönme, bakım, oralite, başa çıkma konuları, bebekler, kardeşler, idrara çıkma…

    Dürbün: ilişki(yakın/uzak), gözetleme, avlanma, bulma, arama, yakınlık, kendini değerlendirme…

    Oyuncak ayı: sıcaklık, bakım verme, güvenlik, arkadaşlık, kendini koruma…

    Anne babaya öneriler;

    • Çocuğunuza, evde kendisinin oynayabileceği, oyuncaklarını koyabileceği bir köşe hazırlamalısınız

    • Bu köşe oyuncaklarını rahatça alabileceği, oynamak istediğini seçebileceği ve geri koyabileceği şekilde düzenlemelidir,

    • Bu köşede oyuncak sepeti veya oyuncak kutusu, minderler veya çocuğun boyuna uygun sandalyeler bulunabilir,

    • Çocuğa kendi oyuncaklarından kendisinin sorumlu olduğunu yavaş bir geçişle öğretilmelidir. İlk zamanlarda oyuncakları birlikte toplamak bu geçişi sağlar.

    • Çocuk oyun sürecinden birden koparılmamalıdır. Oyununu bitirmesi için ona zaman tanımalısınız.

    • Anne-baba olarak çocuğunuzun oyun oynamasını cesaretlendirmeli, yeni oyunlar öğretmeli ve çocuğunuz oyun oynarken ona eşlik etmelisiniz. Anne-babayla oynanan oyun, çocuğa çıktığı keşif olculuklarında güven verir.

    • Sizlerin sıcak yaklaşımınız, onunla sık sık oynamanız ve ilgilenmeniz çocuğunuzun daha sağlıklı gelişmesini ve becerileri daha iyi kazanmasını sağlar.

    • Çocuğunuza oyun sırasında, kendi kararlarını kendisinin vermesi için olanaklar sağlamalı, aşırı zorlamalardan kaçınmalısınız.

    • Alınan oyuncak yeterli miktarda olmalı, kardeş/arkadaş kıskançlıklarını göz önünde bulundurmalısınız.

    • Oyuncak seçiminde, oyuncağın çocuğun hangi gelişim alanına hitap ettiğini göz önünde bulundurmalı ve çocuğunuzun yaşına, gelişim düzeyine uygun oyuncakları seçilmeye özen göstermelisiniz.

    • Çocuğunuzun seçim yapabilme yetisini geliştirebilmek için, kendi oyuncağını kendisinin seçmesine, sizinle oynamak istediği oyunu kendisinin seçmesine fırsat verilmelisiniz.

    Akıllıca seçilmiş bir oyuncak, çocuğunuzun oyuncaktan ve oyundan en iyi şekilde yararlanmasını sağlar, ancak hiç bir oyuncak anne-baba ilgisinin yerini tutamaz… Ona verebileceğiniz en büyük hediye ilginiz, zamanınız, sevginiz…

  • Besin destekleri nedir, neden kullanılmalıdır?

    Tükettiğimiz besilerin içerisindeki vitamin ve minerallerin yüksek dozlarının oldukça konsantre edilerek şurup,hap veya kapsül haline getirilmiş formlardır.Besin destekleri vitamin,mineral,fitokimyasallar,otlar ve botanik ürünleri kapsar.

    Bu ürünler beslenmenin desteklenmesi , beslenme sorunlarının tedavisi ve önlenmesi amacıyla kullanılırlar.

    Düzenli ve dengeli öğün alışkanlığı olan çocuklarda ve erişkinlerde birçok vitamin ve mineral günlük diyet ile alınır.Ancak öğün atlama , aburcubur tüketme , fast food tarzı atıştırma sebze-meyve tüketmeme , enfeksiyonlar,beslenme bilinci ve eğitimindeki yetersizlik, besinlerin alınması,hazırlanması,pişirilmesi sırasında oluşan kayıplar nedeni ile vitamin mineral eksikliği görülebilir.

    Özellikle okul öncesi (1-5 grubu) çocukluk dönemi, ilkokul çağı,Adölesan ve gebelik dönemleri vitamin,mineral eksikliği açısından risklidir.Çünkü bu dönemler hızlı büyüme ve gelişmenin olduğu daha fazla besine ihtiyaç duyulan dönemlerdir.

    Çocuklarda ve adölesanlarda en sık demir, iyot, folik asit, B12 ve Dvit eksikliği görülür

    Besin takviyeleri tamamen bireyin ihtiyaçlarına yönelik kullanılmalıdırlar. Bir başkası için iyi olan bir vitamin ve mineral sizin veya çocuğunuz için yeterli olmayabilir veya fazla olabilir.

    Örneğin;

    Bağışıklık problemlerinde C vitamini, D vitamini, çinko gelişimsel problemlerde B komplex vit ( özellikle B6), troid problemlerinde selenyum, B12, çinko kullanımı önerilmektedir.

    Anne ve babalar hiçbir şekilde doktor tarafından testleri ve takibi yapılmadan kulaktan dolma bilgilerle bu ürünleri çocuklarına vermemelidir. Yapılan çalışmalara göre besin destekleri özellikle multi vitaminler en çok iştahsız çocuklarda kullanılmaktadır. Destek amaçlı verilen vitamin ve minerallerin iştahı açtığına dair kesin bir kanıt yoktur. Yalnızca eksik olan vitaminlerin ve minerallerin yerine konması amacıyla verilebilir. İştahı arttırmak amacıyla bilinçsizce kullanılmamalıdır.

    OMEGA – 3 NEDİR , NEDEN KULLANILMALIDIR ?

    İnsan yaşamının devam etmesi için gerekli olan ancak vücutta sentezlenmeyip sadece besinler yoluyla alınan yağ asitleridir. Dünyada konu olmuş en çok çalışma yapılan çocuklarda da en sık kullanılan besin takviyesidir.

    Balık yağı dediğimiz omega-3 yağ asitleri EPA+DHAdan oluşurlar. Başta beyin olmak üzere vücudumuzda pekçok fonksiyonunun çalışmasında önemli bir hücresel yapı elemanıdır.

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve göz gelişinden tutunda çocuk ve erişkinlerde öğrenme,konsantrasyon, bellek ve zeka gelişiminde etkilidirler. Dikkat eksikliği,davranış problemleri üzerine olumlu etkileri vardır.

    Dolayısıyla vücudun omega-3 ihtiyacı anne karnında başlar. Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyuncada devam eder.

    En fazla deniz balıklarında (sardalya, somon, uskumru, ton balığı) bulunur. Keten tohumu, ceviz, brokoli, semizotu, lahana, ıspanak gibi gıdalarda da bulunur.

    TERCİH EDERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

    EPA + DHA en az 1000 mg olmalı

    Barsaklardan emilip kana taşınması aşamasında en etkili formu olan TG formu tercih edilmeli

    Çabuk oksitlenirler ve böylelikle etkilerini kaybederler.Isıdan ve ışıktan korunması gerekir. Bu nedenle buzdolabında saklanmalıdır.

    Denizlerde artan ağır metal ve civa düzeyleri deniz ürünlerini tehdit etmektedir.Özellikle civa,kurşun kadmiyum ,arsenik . Bu nedenle ağır metal testleri yapılmış olmalıdır.

    IFOS onayı varmı önemli ! Dünya Sağlık Örgütü ve Beslenme konseyi kontrollerine göre güvenilirlik onayı almış olmalıdır.

  • Duygusal Zeka

    Duygusal Zeka

    Duygusal zekayla ilgili günümüze kadar bir çok tanım yapılmıştır. Bunlardan biri de Mayer ve Salovey’e aittir. Mayer ve Salovey duygusal zekayı, “duygusal veriyi anlama ve akıl yürütme kapasitesi” olarak tanımlar. D. Goleman’ a göre ise beş duygusal yeti söz konusudur.

    1. Duygunun farkına varmak

    2. Duyguları idare etmek

    3. Başarma güdüsü ile hareket etmek

    4. Başkalarının duygularını fark edebilmek, anlayabilmek, etkileyebilmek

    5. İlişkilere başlamak ve devam ettirmek

    Bu yetileri fark ettiğimizde duygularımızı idare edebilmeye başlayabiliyoruz demektir. E.Q. yani duygusal zeka bu yetilerin kullanımına bağlı olarak gelişir ve IQ akademik zeka ili ilişki içindedir.

    Başarıyı etkileyen faktörler arasında I.Q.’ya verilen pay birçok uzman tarafından %20 olarak belirlenirken; şans, sınıf, duygusal zeka gelişimi geri kalan payı kapsıyor.

    “Çok yüksek bir akademik başarıya ya da geniş bir kültür yelpazesine sahip olabilirsiniz, fakat bu tür yeteneklerin belirtildiği bir ortama girmediğiniz sürece yada bu tür ortamlarda kendinizi ifade etmekte yetersizlik yaşıyorsanız kimse sizin farkınıza varmaz. Fakat sempatik, girişken, muhakeme yeteneği gelişmiş bir kişiyseniz yüksek IQ değerlerine sahip olmasanız da fark edilmeniz çok daha kolaylaşır. Hatta “aranan kişi” bile olabilirsiniz ki bu duygusal zeka olarak tanımlandığına sizin istenilirliğinizi artırıcı bir özelliktir ve başarıya ulaşmanızda daha ön plan da yer alır”. İş yaşantınızda terfi etmenizi kolaylaştırır.

    Yüksek I.Q’lu bireyler üretkenlikleri, eleştirellikleri ve başarılı zihinsel aktiviteleriyle ön plana çıkarlar. Sadece I.Q’su yüksek ama E.Q.su düşük olan bir birey;iç dünyasında verimsizlik, iletişimsizlik, toleranssızlık sorunları yaşayabilir.

    Yüksek EQ’lu bireylerse kurdukları sosyal denge, duygularını başarıya odaklayabilme, etkili iletişim kurabilme, duygularını kontrol edebilme, sorumluluk alabilme, başarılı takım çalışması ve başkalarının düşüncelerine saygılı olma özellikleriyle ön plana çıkarlar. Bu noktada unutulmaması gereken nokta ise; E.Q.’nun I.Q.’nun aksine geliştirilebilir oluşudur.

    Peki E.Q. nasıl geliştirilir?

    Çocuklarımız temel duygularla doğar ve karmaşık duyguları 2 yaşından itibaren öğrenmeye başlar. Duyguları tanıyabilme ve anlayabilme yeteneği çocuk büyüdükçe gelişir. Çocuk on yaşına geldiğinde duyguları, bir yetişkin kadar iyi okuyabilir ve kullanabilir. İşte bu döneme kadar çocuklarımıza duygularını fark etmelerini, anlamalarını öğretebiliriz.

    Ailelere düşen roller ise;

    1. Yapılan araştırmalarda ebeveynleriyle güvenli bağlanma geliştirmiş olan bebeklerin ilerde duygularını daha rahat ifade edebilen, karşıdakinin duygularını daha rahat okuyabilen ve sosyal ortamlarda sevilen, güven duyulan kişiler  oldukları bulgulanmıştır. Duygusal zekanın gelişimi için bu güvenli bağlanmanın gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bunun yollarından bir, çocuğun bebeklikten itibaren fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması, bakım verene güvenebilmesi, değerli olduğunu hissetmesidir.

    2. Kendi duygularının ayrımında olmayan birey diğerlerinin duygularını gözlemleyip anlayamaz. Ebeveynler olarak önce kendi duygularımızı fark etmeliyiz. Aile içerisinde duyguları dile getirmeliyiz ki duyguları ifade etmenin anormal bir şey olmadığını öğrenebilsinler. “Parka gidememiş olmak seni üzdü biliyorum” gibi… Çocukların duygularını belirtmesine izin verin.

    3. Sadece olumsuz duygularınızı dile getirmek değil olumlu duygularınızı da belirtin. “keyif aldım, mutlu ettin” gibi…

    4. Çocuğa kitap okumanın da duygusal zekanın gelişimine katkı sağladığı düşünülmektedir. Okunan kitaptaki kahramanın ve çevresindekilerin duygularına yer verilmesi, sorunlar karşısında problemi çözme yetileri ve ne hissettikleri çocuğun empati, muhakeme gibi yetilerini destekleyecektir.

    5. Sosyal yardımlaşma için bir projede beraber yer almak da yardımlaşma, paylaşma gibi yetilerin kazanımını destekleyecektir

  • Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kıskançlık sevilen birinin, sevilen bir nesnenin bir başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Sevginin olduğu her yerde kıskançlığın olması da normaldir. Ne zamanki bu kıskançlık duygusu insanı kemiren bir tutku haline yani hasete dönüşür o zaman sevgi yok olur. Etrafımızda ya da gazete sayfalarında birbirine zarar veren birçok çift görürüz. Eşini evin dışına çıkarmayan eş, bu kıskançlık duygusunun tutsağı haline gelmiştir. Bir yetişkinin bu duygunun tutsağı (patolojik kıskançlık)olması durumunu açıklamak için çocukluk dönemindeki güvensizlik duygusuna bakmak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığına bakacak olursak çocuğun en değerli varlığı olan annesini bir yabancıdan kıskanmaması anormal olurdu. Anne başka bir çocuğu kucağına almaktadır. Kardeşin dünyaya gelmesiyle birlikte çocukta anneden ayrılma anksiyetesi başlar. Çocuğunuzun, kardeşi ile annesini birlikte gördüğünde yaşadığı duygu, eşinizin yanında bir başkasını gördüğünüzde hissedeceğiniz duygudan farksızdır.

    Yeni kardeş olacağını öğrendiği an çocuk iç dünyasında ne yaşar?

    Annenin gebeliğinden dolayı çocuğu kucağına almaması, dokunsal temasın azlığı ve tedirginlik çocukta sevilmediği hissini yaratabilmektedir. Annenin sınırlarını deneme girişimleri de “artık beni sevmiyorlar mı acaba?” sorusuna cevap arama çabası olarak başlamış demektir. Çocuk annenin etrafında dolanmaya, anneye daha fazla soru sormaya başlar. Kardeşini annesinin kucağında gördüğü an, eve ziyaretçilerin geldiği zaman işittikleri ise yetişkinlerin ve o beceriksiz kötü bebeğin acımasızlığını ortaya koymaktadır. Tüm ilgiyi üzerine toplamayı hiçbir şey yapmadan başaran o küçük şey kendisinin ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Böyle hisseden çocukta huysuzluklar, tutturmalar, ağlama nöbetleri ortaya çıkar. Bebeğin biberonunu kullanma, altını ıslatma gibi gerileme davranışları görülebilir.

    Bazı çocuklarda ise kardeşe aşırı ilgi gösterileri görülebilmektedir. Ebeveyn “benim oğlum/kızım kardeşine çabucak alıştı.” diyebilmektedir. Dikkatle izlendiğinde çocuğun sevgisinin ve aşırılığının samimiyetten uzak olduğunu görebiliriz. Çocuk kardeşinin yanağını okşarken aslında canını acıtmak için de bir çaba içine girebilir. Çocuk kardeşini kıskanmaktan kurtulmuş değil içe atmış bastırmaya çabalamaktadır.

    Kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilen bir anne, çocuğun verdiği mesajı doğru olarak alır, kendisinin sevgisini yitirmediğini çocuğa göstererek, çocuğun zamanla yatışmasına, bu duyguyla baş etme becerisini kazanmasına yardımcı olur. Bu süreçte kardeşe olan duygular dalgalanmalar gösterecektir. Zaman zaman onu severken zaman zaman da nefret edebilir.

    Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duygu hissetmemeli, kardeşe karşı olumsuz duygularını dile getirdiğinde suçlanmamalıdır. “senin kardeşin o ayıp, sevilmez mi kardeş, pabucun dama atıldı artık senin” gibi ifadeler çocuğun kardeşine olan öfkesini pekiştirir. Bunlar yerine “ona kızmakta haklısın, bazen bende kızıyorum.” gibi ifadeler ise hem onu şaşırtacak hem de rahatlatacaktır. Anne onu anlıyor demektir.

    “kardeşine dokunma, zarar vereceksin” gibi ifadeler onun kardeşe olan öfkesini daha da yoğunlaştırır. Tabii ki kardeşine vurmasına izin vermeyeceğiz ancak bunu sürekli olarak kardeşi koruma ve kendine müdahale şeklinde ya da çocuğu bir reddediş şeklinde değil kısa, net ve kesin bir tutum sergileyerek yapmalıyız.

    Kardeşler arasındaki bu kıskançlıkta zaman zaman ebeveynin payı da olmaktadır. Örneğin fiziksel ya da mizaç olarak kendine benzeyen çocukla daha çok özdeşim kuran bir anne girdiği ortamlarda sözel olmasa da davranış düzeyinde özdeşim kurduğu kardeşi daha ön plana çıkaran davranışlarda bulunabilmektedir.

    Bazen de iki kardeş bir oyuncağı paylaşamayıp tartışabilir. Anne baba ise kimin haklı kimin haksız olduğunu irdelemeye başlayabilir. Oysa çocukların problemlerini kendi aralarında çözmeleri, problem çözme becerileri kazanmaları için fırsat verilmemiş olmaktadır. Paylaşılamayan oyuncak iki kardeşinde elinden alınarak tarafsız bir tutum kardeşlerin birbirlerine olan tepkilerini azaltacaktır.

    Yeni doğan tüm aile fertlerinin yaşamında bir değişiklik yaratacaktır ancak bu değişikliği abla/ağabeye en alt düzeyde yaşatmalıyız. Kardeş olana kadar beraber uyumuş olan anne ve çocuk için yatakları ayırma zamanı kardeşin doğumu olmamalıdır.

    Çocuk kardeşi olmasını çok istemiş olabilir ancak doğum sonrası pişman olabileceğini de düşünerek “senin için yaptık kardeşini” gibi sözlerle çocuğun hoşnut olmadığı bu durumdan kendini sorumlu tutmasına izin vermemeliyiz.

    Unutmayalım ki yeni doğan kardeşe karşı çocuğunuzun kıskançlık duygusu beslemesi normal ancak bizim tutumlarımız bu kıskançlığın tutkuya dönüşmesini engellemelidir.

  • Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Bir şeyi değiştirmek istiyorsak eğer o şeyin ne olduğunun farkında olmalıyız, bu nedenle öncelikle müdahale programına çocuğun yaptığı sorun olan davranışının analizi ile başlarız. Bu analizin içinde çocuğun sorun olan davranışı nerede, kimlerle iken ortaya çıkmakta, sorun olan davranıştan hemen önce ne oldu, sorun olan davranışla ilişkili diğer faktörler neler(ilaç saati, dozu), davranışın amacı nedir, sorun olan davranış karşısında öğretmen ne yaptı, davranışın sürekliliği nedir, sorunlu davranışlar için daha öncesinde nasıl yollar denendi, davranışın oluşmasını engelleyecek pekiştireçler neler olabilir bu sorulara cevap verebildiğimizde o davranışın analizini sağlamışız demektir.

    Tüm bu davranış analizlerini yapan ekip, okul yönetiminin bilgisinde okul danışmanı, sınıf öğretmeni ve veliden oluşmaktadır. Görevi öğrencileri takip etmek, aileyi sağlıklı şekilde bilgilendirmek ve ihtiyaç dahilinde uzmana yönlendirmektir. Okul içerisinde ya da dışarıda karşılaşılan problemler arasında istismar gelmekte ve ebeveynler öğretmenler ve çocuklar bu konuda belli periyotlarda bilgilendirilmektedir.

    Çocuğumu istismardan nasıl koruyabilirim?

    Okul öncesi dönemde ebeveynler, çocukların cinsellikle ilgili sorularına nasıl cevap vereceklerini bilemeyebiliyor. Üç yaş civarında merak duygusunun artmasıyla birlikte çocuğun soruları da artış gösterir. Bu soruları bazı anne babalar duymazdan gelirken bazıları da çocuğun aklını karıştıracak cevaplar verebilmektedir. Anne baba “bu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz.” diyemiyor çünkü bu söylem zorlayıcı, güçsüzlük belirtisi olarak adlandırıyor oysa zaman zaman anne babanın da bilemeyeceği şeyler olabilir. Yanlış bilgi verip çocuğun aklını karıştırmak yerine “bunun cevabını bende bilmiyorum birlikte bulalım” demek daha sağlıklı olacaktır.

    Bu sorulara cevap verirken anne baba olarak onlara öğretmemiz gereken şey;

    1. kendi bedenini tanıtmak,

    2. sınırları tanıtmak,

    3. iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmek olmalıdır.

    Çocuğun sorduğu sorular çocuğun bedenini tanımasıyla başlar. Bir yaşına kadar cinsel organla ilgilenmez ancak tuvalet eğitimi döneminde artık cinsel organının farkındadır. Ona takma isim takabilir. Anne baba da cinselliği konuşmaktan utanç duyduğu için isim takmak anne babanın da işini kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun gerçek isimleri de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Penis ve vajina olarak öğretilmelidir. Doğru kelimeyi bilmemek utandırıcı olabileceği gibi takma isimler karıştırıcı ve kişiden kişiye değişik anlamlar taşıyabilir. Okul öncesi dönemde çocuk soyut algılamadığı için somut şeyler duyup merakını gidermek isteyecektir. Ben nasıl dünyaya geldim sorusuna “anne ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinde bir bebekleri olur” diyebilirsiniz. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa daha detaylı bilgi vererek kafasının karıştırılması yanlıştır. Sevişmek, öpüşmek, rahim vs gibi bilmediği terimler onun daha fazla soru sormasına sebep olacaktır.

    Onun kafasını karıştırmadan açıklamaları nasıl yaparım?

    Bu sorunun cevabı kimin, nerede ve ne zaman açıklama yapacağıyla da ilgilidir. Bir çocuğa konuşma yapmak için ondan gelecek bir soru yada davranış başlangıç noktası olabilir. Bu konuşmayı çocuğa güven duyduğu bir yetişkinin ya da yetişkinlerin yapması sağlıklı olacaktır. Çocuk bir misafirlikte bile aklına takılan soruyu size yöneltebilir.  “ Sevişmek ne demek?”Çünkü sorusunun içeriğinin farkında değildir. Anne baba ise kızarır. Her zamanki ses tonu ve mimiklerinizle utandırmadan ayıp demeden evde konuşabileceğinizi anlatabilirsiniz.

    Çocuklara cinsel eğitimden bahsetmek yeterli değildir model alarak öğrenen okul öncesi çocuğu davranışlarda da sözlerde ki istikrarı görmek isteyecektir. Göz temasınızın olmasına, ses tonunuz her zamanki tonda olmasına dikkat ederek (ne utanmış ne sert)  “anlıyorum ki bazı şeyleri oldukça merak ediyorsun insanların bazıları kız bazıları erkektir. Kızları ve erkekleri bazı şeylerle ayırt edebiliriz. Kızlar daha çok etek giyer erkeklerse pantolon giyer. Erkeklerde öne doğru penis vardır, kızlarda ise içe doğru vajina vardır. Ve çiş yapmamızı sağlar.” Bu kadar açıklama, çocuk soru sormuyorsa yeterlidir.

    Peki üst üste gelen çocuk kayıpları ve tacizlerine karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

    Yapılan araştırmalar çocukların en çok 4-11 yaş arası tacize uğradığını göstermektedir. Bu bilinçlendirmenin yapılacağı en başarılı yaş grubu ise 4-7 yaş arasıdır. Çocukları istismardan korumak için konuşmak yeterli değildir, davranışlarla da bunu öğretmek gerekmektedir. Tehlikeli kişilerden uzak durmasını öğütlemek sosyal gelişim ve güven duygusunu da zedeleyebilir.  Eğer ki içe dönük ya da sosyal fobik bir çocuk varsa karşımızda bu açıklamaları yapmak onun kaygısını artırıp iletişim kurmasını engelleyebilir, etrafını tehlike olarak algılamasına sebep olabilir. Bu nedenle her çocuğun gelişiminin farklı olduğu ve mizacının farklı olduğu göz önüne alınarak çocuğunuz açıklamaya ihtiyaç duyacağınız soru ve davranışlar sergiliyorsa açıklama yapmanız önerilir.

    Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

    • ‘Bedenim bana özeldir’  bilincini kazandırmak
      Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    • ‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilincini kazandırmak
      Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

    • ‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ bilincini kazandırmak
      Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

    • ‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi kazandırmak
      Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

    • ‘Vücudum görünmemeli’ hissi kazandırmak
      Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

    • ‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci kazandırmak
      4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

    • Tuvalette benden başkası olmamalı bilinci kazandırmak
      4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

    • ‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi kazandırmak
      Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

    ‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi kazandırmak
    7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli

  • Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Pestalozzi’nin dediği gibi “bir çocuğun eğitimi bir çiçeğin eğitimi gibidir.” İlgi özen beceri isteyen bir iş sadece kurallara yöntemlere dayanmıyor, kitaplarda öğrenilmiyor, özveri istiyor. Beni bir düşünsenize yetişkinler yani bir çiçeği☺, önce toprağı kazır tohum ekersiniz. Çiçek açması için uygun koşulların sağlanması gerekir. Zamanında sular gübrelerseniz çiçek açar. Çok dokunup örselenirse de, bir köşede bırakılıp unutulursa da bir çiçek kurur. Ben de bir çiçek gibiyim, her şeyi kararınca ben de isterim.

    Kardeşimle bir oyuncağı paylaşamayıp kavga etmeye başladığımızda sen geldin, bana her şeyi öğretmek isteyen ancak uygulamada zaman zaman yetersiz kalan ah benim güzel annem güzel babam. İşte sen, o an geldiğinde yüzün birkaç gün önce yemeği ocakta unuttuğunda çok sinirlenip söylenirken bana gösterdiğin tencerenin dibi gibi kapkara, ellerin bu yüz ifadesini takındığında hep olduğu gibi sadece şişman parmağın yanındaki havada diğerleri sımsıkı kapanmış, sesinse yağmurlu havalarda çıkan o korkunç ses gibi, son kulağıma gelen sesse genelde “yeter artık gidin odalarınıza!”

    Sana cevap verdiğimde daha da kızgın olabiliyor, bazen bana ceza verebiliyorsun.Yemek yemediğimde ceza, akıllı durmadığımda ceza, ilacımı almadığımda ceza, derslerimi yapmadığımda ceza, sizinle görüşlerimiz ayrıldığında ceza… oysa ben bir canlıydım belki bunu unutmuştunuz. 5 yıllık hayatımda bu sözcüğü ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama hep bir yerler de vardı. Bu davranış şekline otoriter-cezacı anne baba tutumu dendiğini çook ilerde öğrenecektim.

    Otoriter anne-baba tutumlarında;anne babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlediği, çocuklarını kendi kurallarına uymaları ve saygılı olmaları konusunda uyardıkları görülür. Bu tutum, yetersiz sosyal gelişimin nedenidir. Böyle bir ortamda tartışmaya yer yoktur. Ana-baba düşüncesini, “Bunu sadece benim söylediğim şekilde yapacaksın, o kadar. Ben anneyim / babayım, sen ise çocuksun” cümlesiyle sınırlar ve istediklerinin yapılması için çocuğu zorlar. Çocuğun istek ve gereksinimlerini dikkate almaz. Anne baba olay yerine sinirli gelmekte ve bir savcı gibi ayrıntıları inceleyip haklıyı haksızı ayırt etmek için uğraş vermektedir.

    Paylaşılmayan oyuncak ve kardeşlerin tartışması yerini anne babanın öfkesine bırakır. Kardeş kavgası ikinci plana düşer, sorun oyuncağın paylaşılmaması değil birbirlerine edilen hakaretler saygısızca sarfedilen sözcükler olur. Anne baba -ilk kim almıştı? –biriniz bana yalan söylüyor –cezalısınız defolun odalarınıza gibi çözümden uzak ifadeler derin yaralar bırakacaktır.. Anne baba otoritesiyle problemi çözmüştür ancak çocuk ne öğrenmiştir?

    Evet istenmeyen davranış durmuştur, kavga sona ermiştir ancak çocuk problem çözme becerisini, sorumluluk bilincini öğrenememiştir. Çünkü tüm kararları anne baba vermiş, çocuk problem çözme süreci dışında bırakılmıştır. Anne babanın aşırı disiplini, baskısı altında olan çocuk sessiz çekingen küskün bir kişilik yapısına sahip olurken, sevgiyi esirgeyerek denetlemenin egemen olduğu ailelerdeki çocuklar ise kaygılı isyankar olabilmektedir.

    Otoriter cezacı bir aile ortamında yetiştirilen çocuklarda, anne-babaya sevgisizlik, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmama, kavgacı ve geçimsiz olma, duygularına hakim olamama, alınganlık, birden parlayıverme, güvensizlik, yersiz korku ve kaygılar gibi özelliklere rastlanabilmektedir.

    Siz cezacı otoriter anne baba tutumuna mı sahipsiniz düşünedururken ben isteklerimi sıralamaya başlayayım size,

    Anne baba,

    -Tüm haklarımı elimden alıp ceza vermek yerine bana problem çözme becerisi kazanmam için fırsat ver, kendi problemimi çözmemi öğret bana

    -Hoşunuza giden şeyler yaptığımda değil beni bir işte başarısız olduğumda da sevdiğinizi gösterin, koşulsuz sevgiyi öğret bana

    -Sorumluluk almama izin ver, ilerde bir ailenin sorumluluğunu almayı öğret bana

    -Yüksek sesin tehlike olmadığını öğret bana,

    – Karşıdakini dinlemenin birey olmak olduğunu, benim bir canlı olduğumu öğret bana

    Sen yeter ki öğret bana, ben hazırım benzemeye sana…

  • Bebeklerde uyku sorunları

    Bebeklerde uyku sorunları

    Uyku vücudun bir ihtiyacıdır. Uyku sırasında beyin ve vücut yenilenmektedir. Uyku EEG aktivitesi, göz hareketleri ve kas tonusuna göre REM ve nonREM evresine ayrılır.

    REM evresi hızlı göz hareketlerinin olduğu, kas tonusunun azaldığı ve EEGde yavaş alfa dalgalarnın olduğu aktif uyku dönemidir. Bu dönemde rüya görülmektedir.

    NonREM dönemi sesiz uyku dönemidir, nöronal aktivite ve beyin metabolizması en düşük seviyededir, kan basıncı ve nabız düşüktür, kas tonusu ve refleksler korunmuştur. EEG’de teta ve delta ativitesi vardır.

    Bu iki evre bir uyku siklüsünü oluşturur ve erişkinlerde gece boyu 90-120 dkikalık 6-7 siklüs olur. Siklüsler arasında kısa süreli uyanmalar olur ama bunlar hatırlanmaz. Uykuya başlangıç nonREM evresiyle başlar REM ile devam eder. Uyku siklüslerinin % 75-80’i nonREM, % 20-25i REM evresidir.

    Aktif uyku dediğimiz REM evresinin nöron plastisitesi üzerine önemli görevleri vardır. Uyanıkken öğrenilen bilgileri pekiştirme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleye aktarılması aktif uyku sırasında olmaktadır.

    Çocuklarda ise uykunun her yaş için farklı özellikleri vardır.

    Yeni doğan uykusu; ilk 1 ayda gece gündüz ayrımı yoktur. Toplam uyku süresi 16-20 saat arası değişir. 2-3 saat uykuyu 1-2 saat uyanıklık takip eder. REM/nonREM uyku siklüsleri yeni doğanda 50 dk iken okul çocuğunda süre 90-110 dk uzamaktadır. 2.-3. ayda gece gündüz ritmi oluşmaya ve gece uykusu daha yoğun ve uzun olmaya başlar.

    Her çocuğun uyku ihtiyacı farklıdır. Eğer çocuk uyanma saatinde kolaylıkla uyanıyor, gündüz yaşına uygun uyku saati dışında uyku hali ve kestirme ihtiyacı yoksa uykusu yeterlidir. Amerikan Uyku Akademisi’nin çocuklar için belirlediği minimum uyku süreleri:

    1 ay 16 saat

    2-3 ay 14 saat

    4-12 ay 12 saat

    1-2 yaş 11 saat

    3-5 yaş 10 saat

    6-12 yaş 9 saat

    13-18 yaş 8 saat

    Çocuklarda kronik uykusuzluk artmış dürtüsellik (dürtülerine engel olama), saldırganlık, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, hafıza sorunları, büyüme ve gelişme sorunları, okul başarısında düşüklük gözlenir. Aynı zamanda ebeveynlerde de kronik yorgunluğa neden olduğu için aile içi sorunlara neden olur.

    Süt Çocuklarında Davranışsal Uyku Bozukluğu

    Çocukluk çağında çok sık karşılaşan bir uyku bozukluğu olan davranışsal insomnia uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde zorluk olmasıdır. Bu çocuklar yatağa girmek istemezler, uykuya dalma süresi uzamıştır, uykuya dalmak için özel koşullara ( emme, sallama gibi) ihtiyaç duyarlar ve gece boyunca sık sık uyanıp tekrar uykuya dalmak için özel koşullar talep ederler. Uyku süreleri kısalmıştır. Süt çocuklarında 6. aydan sonra gecede 3 kereden fazla kalkma, uykuya dalarken ve gece uyandığında tekrar uykuya dalmada zorluk ve özel koşullara ihtiyaç duyma ve gece uyandığında toplam 1 saatten fazla uyanık kalma, 9 saatin altında uyuma varsa uyku bozukluğu düşünebiliriz. Ama bu tanıyı koyarken ikincil uyku bozukluklarına neden olan durumları da unutmamak gerekir. Bundan dolayı ayrıntılı hikaye ve fizik muayene yapmak gerekir. Besin alerjileri, reflü hastalığı, enfeksiyon, kolik, kronik hastalık ve nöbet dışlanması gerekir.

    Uyku bozukluğuna karşı alınacak önlemler

    Bebekler ilk 3 ayda gece gündüz ayrımı yapamaz. Bu ayrımı yapmasına yardımcı olmak için gündüz aydınlık ortamda uyutulurken, gece karanlık ve sakin ortam sağlanmalıdır. Gündüz bolca aktivite yaptırılmalıdır, ama uyku saati yaklaşınca daha sakin etkinlikler yapılmalıdır.

    Bu dönemde bebeğe uygun uyku rutinleri (banyo, masaj, ninni gibi) oluşturulmalıdır.

    Düzenli uyku saati belirlenmelidir. Her gün aynı saatte uyku rutinleri başlatılmalıdır.

    Her zaman kendi yatağında uyutulmalıdır. Memede kucakta da uyusa hemen yatağına alınmalıdır.

    Bebek gece uyandığında kendi kendine uyumasına fırsat verilmeli, hemen emzirilmemeli ya da kucağa alınmamalı, ışık açılmamalı, sallamadan uykuya dalması sağlanmalıdır. Eğer uykuya dalamadıysa dokunarak okşayarak sakinleştirilmeli, eğer bu da işe yaramazsa hafif sesli uyaran verilerek pişpişleyerek uyutulmalı, en son çare kucağa alınmalı ve en kısa zamanda tekrar yatağına alınmalıdır.

    Uyuyan melekler gece nerde uyumalı

    Bebeklerde uyku sorunu çok sık olmaktadır. Bazen bu durum anneyi çok bunaltıp yıpratabilir. Bebeklerin gece uykularının daha rahat ve uzun olması için bebekler kendilerine ait yatakta uyutulmalıdır.

    İlk 3 ay bebeklerin gece gündüz ritmi tam oluşmamıştır ve bundan dolayı sık sık uyanmaktadırlar. Bu dönemde bebeklerin sağlıklı gelişimi, anne-bebek arasında duygusal bağ ve güven duygusu oluşabilmesi için ihtiyaçlarının çok fazla ağlatılmadan karşılanması gerekmektedir. Bu gerekçelerle ilk 3 ayda bebeklerin anne ile aynı odada olmaları önerilmektedir. Bebeğin güvenliği açısından anne ile aynı yatakta yatırılmamalıdır. En uygun seçenek belki de anne yanı yatakları olabilir. Anne yanı yatakları bebeğe ait güvenli bir alan yaratması, aynı zamanda anneyi yormadan bebeğini emzirme imkanı sağladığından tercih edilmelidir.

    3-12 ay bebeğin artık gece-gündüz düzeni oturmuş, geceleri daha uzun ve derin uyuması ve gece emme ihtiyacının daha az olması nedeniyle bebek kendine ait farkı bir yatakta ama anne ile aynı odada uyutulmalıdır.

    1 yaşından sonra bebekler artık kendileri için hazırlanan odada uyutulmalıdır. Bu dönemde bebekler tek başına yürümeye başlayarak çocukluğa adım atmıştır ve artık daha özgür ve bireysel olmuştur. 1 yaş ile beraber çocukta benim duygusu başlar. Oyuncaklar ve eşyalar çocuğun tüm mal varlığıdır. Bu nedenle çocuğunuza ait oda ve yatak da çok değerlidir onun için. 1 yaş sonrası çocuğun odası düzenlenirken canlı renkler tercih edilmeli, odadaki eşyalar çok fazla olmamalıdır, çocuğa rahatlıkla oyun oynayacak alan bırakılmalı, gün içerisinde odasında ebeveynleri ile oyun oynayarak odasına alışması sağlanmalıdır. Geceleri uyku rutinleri yapıldıktan sonra bebek kendi odasında kendi yatağında uyutulmalıdır.

  • Çocukta Depresyon

    Çocukta Depresyon

    Günlük hayatımız bir koşturmaca. Doğumla başlıyor bu koşturmaca önce emekleme sonra yürüme sonra kaybolan o nesneyi bulma çabaları sonra küçük bedenime ağır gelen okul, sabahın erken saati uyanmak zorunda kalmak hem de henüz onbeş aylıkken sonra öğrenmem gereken onca şey sonra sınavlar sonra arkadaşlarımla sosyalleşme zamanı sonra üniversite tantanası sonra iş sonra eş sonra çocuk sonra onu büyütme çabası sonra sonra sonra… bu sonranın bir sonu yok.

    Tüm bunları yaşarken hep birileriyleyiz peki o zaman neden yalnız hissediyoruz?   Şimdilerde birde “evrenden isteyin sahip olun” adlı kitaplar bu kadar kolaysa isteyeyim. Hepimiz daha fazlasına sahip olmak için mi gece gündüz çalışıyoruz? “Bir ev alalım”la başlayan serüven “bir de arabamız olsun”, “aman yan komşunun yazlığı var bak ödedi bitti bizim niye olmasın?”, “yeni bir telefon çıkmış Kamil gördün mü?” İle devam ediyor. Sahip olunca mutlu olunuyor mu bilmem ancak “acının kaynağı istemektir” diyor Buda. Dünyanın en güzel evine, en güzel arabasına sahibiz, bu kez kendimizi mutsuz etmek için ne söylerdik?

    Unutmayalım ki sahip olduklarımız bize mutluluğu garantilemiyor. Dünyanın bir ucundaki insanlarla konuşuyoruz weble ama yanıbaşımızdaki iş arkadaşımıza nasılsın diye sormayı akıl edemiyoruz. Tv karşısındayız ve karşımızda bizi oyalayan binlerce program, yan odadaki çocuğunuzun yaşamına bu kadar yakın değilsiniz.

    Evet teknoloji toplumsal kimliği yaralarken, toplumu oluşturan biz bireyleri yabancılaştırıp, yalnızlaştırıyor. Geriye toplumun hastalığı diye elimizdeki reçeteye tanı olarak girilen depresyon ve tedavisindeki ilaç listeleri kalıyor. Depresyon, şarkıda olduğu gibi “unutuldum,aldatıldım, yalnızım” ile açıklanıyor. Vücudu, düşünceleri ve duyguları etkileyen kişinin beslenmesinden, uyku düzenine, arkadaş ilişkilerinden, iş hayatına etki alanı geniş bir rahatsızlık. Depresyon; kişin günlük hayat etkinliklerinin bozulması, isteksizlik, değersizlik, pişmanlık halidir.

    ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYONUN NEDENLERİ

    1. Anne babadan birinin ölümü ya da çocuğun anne babadan uzun süre ayrı kalması ( Bu süre çocuğun yaşına göre değişir.)

    2. Çocuk ve ailesi arasında sevgi ve ilgiyi engelleyici durumlar,

    3. Çocuğa ölümcül ya da kronik hastalık tanısı koyulması ve hastalık süreci,

    4. Fiziksel, cinsel istismara maruz kalma gibi travmatik yaşantılar,

    5. Aile içi şiddet,

    6. Anne- babanın boşanması,

    7. Aileye yeni bebeğin katılması,

    8. Ev ve okul değiştirmeye bağlı çevre değişiklikleri vs.

    Çocukta depresyon belirtileri nelerdir?

    1. Aşırı hareketlilik ve hırçınlık,

    2. Çevreye ve kendine zarar verme,

    3. İçe kapanma ve aşırı sessizlik,

    4. Kompulsif( tekrarlayıcı niteliği olan ve durdurulamayan) masturbasyon,

    5. Duygusal tutarsızlık ve anlık değişiklikler,

    6. Uyku ve yeme bozukluğu,

    7. Parmak emme, altını ıslatma ve kakasını kaçırma gibi daha küçük yaşlara gerileme,

    Ebeveyn çocuğa nasıl davranmalı?

    Tedavinin her aşamasında çocukla birlikte olunması, çocuğa karşı sabırlı, anlayışlı ve duyarlı olunması, Çocuğa sevildiğinin ve değerli olduğunun hissettirilmesi, çocuğu bir birey olarak kabul etmeleri, onun düşüncelerine önem verilmeli ve aile bunu çocuğa hissettirmeli, onu korumaya çalışırken yapabileceği şeyleri kendisinin yapmasına izin verilmeli ve depresyonun tedavi edilebileceğinin unutulmaması gerekmektedir.

    Anne babanın depresyona karşı kendini koruması dediğimizde ise aklıma ilk gelen yabancılaştığımız bu toplumda televizyonu, bilgisayarı, telefonları, ıpadları kenara atıp keyif aldığınız yaşıtlarınızla bol sohbet, istemenin sonu olmadığını ve mutluluğu garantilemediğini hatırlayıp spora veya resme ve ya başka bir özel ilgi alanınız varsa ona yönelip arınma, en yakınınız ailenizle kısa da olsa keyifli vakit geçirebileceğiniz etkinlikler önerebilirim.

    Hepinize bol sohbetli günler…

  • Beslenme ve Yeme Sorunları

    Beslenme ve Yeme Sorunları

    Çocuklarda besin reddetme ya da seçici davranma gibi yeme sorunları büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Beslenme çocuk ve ebeveynler arasındaki iletişimi belirtmenin en iyi yoludur ve besin reddi ebeveynlerle karşı kullanılan en güçlü silahtır.

    Israrcı bir şekilde bir yiyeceğe düşkünlük veya yiyecekleri reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın sorunların başında gelir. Normal gelişimin bir parçası olduğu ve aslında bu davranışın çocuğun bağımsızlığının ifadesi olduğu da unutulmamalıdır.

    Anne baba olarak özenerek hazırlanan yemekler tabakta, tüm meyveler karıştırılarak hazırlanan vitamin kaynağı meyve suları bardakta kaldığında yaşanan düş kırıklığı karşısında sabırla durabilme becerisi, öfkeyi kontrol edebilme becerisi kazanmalıyız

    Hazırlanan yemekler tabakta kalıyorsa ne yapmalı nasıl yapmalıyız?

    Öncelikle istediğimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da çocukla inatlaşmaya girmemek gerekmektedir. Anne olarak duygusal davranabilir ve ısrarcı olabiliriz ancak bu çocuğun yemek yemeyi doğal bir ihtiyaç olarak görmekten uzaklaşmasına sebep olacak ve anne çocuk ilişkisini zor bir yola sokacaktır.

    1. İnatlaşmak yerine yemeğin doğal bir ihtiyaç olduğunu ona konuşmalarımız ve davranışlarımızla göstermek.

    2. Anne baba olarak model olmak. Yemek saatlerinde yemek masasında tüm aile bireylerinin yer alması, yemek konusunda babanın da annenin de seçici davranmaması,

    3. Yemek hazırlanmadan 15-20 dk öncesinde oyunla meşgul olan çocuğa hatırlatmada bulunmak. Bu yaş grubundaki bir çocuk için oyunu bırakmak zor olacaktır. Hatırlatma yapılamayan çocuk masaya geldiğinde mutsuz olacak ve yemeklerden tatmak istemeyecektir. Hatırlatma yaptığımızda “birazdan yemek yiyeceğiz” gibi onun, oyununu ona göre ayarlaması konusunda yardımcı olmuş olacak ve yemek masasında kendinizi rahatsız hatta suçlu hissetmemiş olacağız.

    Yemek öncesinde hatırlatmanızı yapmış olmanıza rağmen yemek masasına gelmeyen bir çocuğumuz varsa; inatlaşmamalıyız, geri kalan aile üyeleri yemeklerine başlayabilir ve çocuğun bu davranışı görmezden gelinir.

    Yemek masası dışında bir yerde yeme isteği ya da farklı yemek alternatifi sunmak çocuğun bu problemli davranışı pekiştirmesine ve sağlıksız beslenmesine sebep olmaktadır. Unutulmamalıdır ki yemek doğal bir ihtiyaçtır ve masada yenir.

    1. Yemek saatinde masaya oturmayan çocuk için yemek saati dışında istediği zaman yemek vermek sağlıklı olmayacaktır. Bunun yerine yemeklerimizi sadece yemek saatinde yiyoruz, yemek yerken seni de çağırmıştık, fakat gelmedin bu nedenle diğer yemek saatine kadar beklemelisin” şeklinde bir  cevap vermeniz yararlı olacaktır. Diğer öğün onun için çok güzel yemekler yapacağınızı belirtebilirsiniz. (alıştırma aşamasında)

    2. Çocuk için oyunun önemi çok büyük ve besin almasında da oyunlardan faydalanılabilir. Yapılan kurabiyelere gülen yüz, araba gibi şekiller verilerek isimler konulabilir.

    3. Yemek tabağına yemeği koymadan önce ne kadar istersin diye sormak. Yiyeceği miktarı kendi tercih etmiştir ve tabağından sorumlu olacaktır.

    4. Yemek sonrasında birlikte eğlenceli aktiviteler planlayabilir ve onu masada motive edebilirsiniz. Ancak yemeğini bitirirsen… ile başlayan ve maddi ödülle sonuçlanan davranışlardan kaçınınız çünkü yemek yemek normal bir davranıştır.

    5. Çocuğa sürekli yemeğini bitir gibi komutlar vermemelisiniz. Bu komutlar aracılığıyla çocukların ilgi ihtiyacına cevap vermiş oluruz, çocuk dikkatleri üzerine toplamayı başarmış olacaktır. Biz biliyoruz ki yemek yemek bir ihtiyaç ve normal bir davranış. Bu güne kadar kimse açlıktan ölmedi bu yüzden de uyarıya gerek yok.  

    6. Çocuğunuza yemek seçeneği sunun örneğin akşam bezelye mi, yoksa fasulyemi istediğini sorun böylece hem yemeği o seçmiş olur, yemeğin sebze olacağını da anlamış olacaktır.

    7. Mönüyü belirleme yetkisi size ait, sırf çocuğunuz sunduğunuz seçenekleri beğenmedi diye mönüyü değiştirmeyin. Ne kadar zor olsa da ileride yaşanacak yemek savaşlarının önüne geçmek için okul öncesi dönemde çocuğumuza sağlıklı yemek alışkanlıklarını kazandırmak çok önemli