Etiket: Çocuk

  • Yeni Bir Dönem Başlarken

    Yeni Bir Dönem Başlarken

    Bu hafta itibariyle yeni eğitim öğretim hayatına girmiş bulunuyoruz. Bu yeni dönemin herkes için hayırlı ve verimli geçmesini umuyorum.

    Uzun süren yaz tatilinin ardından tempolu bir döneme başlamak pek kolay olmuyor. Bir an evvel iş ve okul hayatına uyum sağlamak gerekiyor. Belki ufak motivasyonlar, kısa vadeli ve uzun vadeli planlar, hedefler uyum için ısınma egzersizleri olabilir. 

    Yenilik ve başlangıçlar ayı olan Eylül, eğitim hayatının da başladığı aydır. Kimisi bu ayda yeni başlıyor, kimisi de yeniden başlıyor…

    Değinmek istediğim ve son zamanlarda gözlemlediğim birkaç noktayı sizlere de aktarmak istedim.

    Ailelerin, özellikle annelerin, çocukların sabah uyanabilmeleriyle, ödevleriyle ve beslenmeleri gibi problemlerle epey meşgul olduklarını görüyorum, hatta bazılarının başı dertte bile diyebiliriz.

    Bebekken bizlere fazlasıyla ihtiyaç duyan çocuklarımız her yıl büyüdükçe bize olan ihtiyaçları ve bağımlılıkları azalmaktadır. Doğduğunda yemesi,  içmesi, giyinmesi, ağladığında sakinleşmesi, tuvalet ihtiyacı ve daha birçok ihtiyacını bakım veren kişi sayesinde giderebilmekteyken; 2 yaş itibariyle her yıl yeni beceriler ve sorumluluklar kazanırlar ve daha bağımsız hale gelirler. Daha doğrusu olması gereken, beklenen sağlıklı hal bu şekildedir. Aksi yaşandığında tıkanmalar, sorunlar hatta psikopatoloji bile yaşandığını görmekteyiz.

    Okul çağı, çocukların kendi kendine uyanma, hazırlanma, beslenmesini hazırlama, ödevlerini yapma, bakkala gitme, kırtasiyeye gitme, anahtar taşıma, boş zamanlarını programlama gibi becerileri kazandıran altın bir çağdır. Okul dönemi sadece çocuğu akademik hayata değil günlük hayata, yaşama da hazırlar. 

    “Çocuğum yeter ki ders çalışsın başka bir şey yapmasın” demek yanlış bir tutum. 

    Çocuklara bu dönemde destek olmak gerekir. Yeni kazanılan becerilerde desteğinizi ve şefkatinizi elbette esirgemeyeceksiniz. Fakat onların kazanmasını beklediğimiz şeyleri de sizler üstlenmeyeceksiniz. Onun ödevini yapmak, çantasını toplamak, odasını toplamak ve sabah uyandırmak vs. gibi görevler sizin sorumluluğunuz değil, ama sizin gözetiminizde çocuğun gerçekleştireceği sorumluluklardır.

    Oyun çağından okul çağına yeni geçmiş çocuklarınıza yol gösterici, model olacak şekilde, destekleyici, yüreklendirici ve kabul edici tutumla yaklaşılmalıdır. Örneğin, henüz sabah kendi başına erken uyanma becerisi olmayan bir çocuk için birlikte bir çalar saat alabilir, akşamları beraber kurabilirsiniz. Tabi bu çalar saatin neden gerekli olduğunu, ne işe yarayacağını açıklamalısınız. “ Sana sabahları daha rahat uyanabilmen için bir çalar saat alalım, böylece tam zamanında kalkarsın ve okuluna yetişirsin… Belki ilk başlarda bu sana zor gelebilir ama zamanla kolaylaşacağını göreceksin. Zaten ben sana yardımcı olacağım. Hiç merak etme… Hem senin büyüyüp geliştiğini buradan da anlayabileceğiz. Sen artık büyüyorsun ve daha fazla şeyi kendi başına yapmaya başlayacaksın… Eminim bu süreç hepimiz için de çok keyifli olacak…” gibi açıklamalar yapılmasını çok önemli buluyorum. 

    Böylece çocukların görevini üstlenen ebeveynler, özellikle anneler, çocukların gözünde- biliçdışında onları her sabah uyandıran, sıcak yataklarından koparan, kızan, asık suratlı veya bağıran kimseler olmaktan kurtulurlar.

    Tabii ki anneler de saat kurup kalkıyor olacaklar, fakat alarmla uyarılmış, uyanmış, güne başlamış çocuklarını kontrol etmek amaçlı, onlara günaydın demek için odalarına girmiş bulunacaklar. Bu ikisi arasında çok fark var. Birinde sorumluluk tamamen anneye ait ve çocukla cebelleşme, otorite- güç çekişmesi var; diğerinde ise sorumluluk çocuğa ait ve destekleyen, yönlendiren, ilgilenen, alaka gösteren bir anne tutumu var. 

     

    Çocuklara yeni bir beceri öğretirken mutlaka bu beceriyi tanıtın. Yapılması gerekenleri gösterin ve açıklayın. Ardından çocuğu başarılı olması için yönlendirin ve yardımcı olun. ( çalar saat örneğinde, evet saati kurma sırası sende…, hadi bakalım yarın tek başına yataktan kalkmayı deneyeceksin… gibi) Son olarak olumlu ifadelerle çocuğu yüreklendirdiğinizde artık becerinin kazanılmış olduğunu göreceksiniz. (işte oldu, artık kendi kendine uyanabiliyorsun, seninle gurur duyuyorum…, her geçen gün daha da büyüyorsun, yapabileceğini biliyordum… gibi) 

    Çocukların güvenlerini kırmamak ve destekleyici olabilmek için tüm bu diyalogların samimi, doğal ve içten bir şekilde gerçekleşmesine dikkat edilmelidir. Yapmacık ifadelerden ve abartılı söylemlerden kaçınılmalıdır.

    Çocuklara yaşlarına ve gelişimlerine göre verilen her bir sorumluluk onları güçlendirecek ve özgüvenlerine olumlu katkı sağlayacaktır. 

     

    Değinmek istediğim bir diğer mesele okullar açılırken bazı ebeveynlerin çok  fazla şikayetlenmesi meselesi.

    “Eyvah okul başlıyor! Ne yapacağız? Yine bir sürü ödev…, sabah erken kalkmak işkence…, zaten kahvaltıda da bir şey yemiyor… gibi söylemlerin dile getirilmesi.

    Bu tarz söylemlerde bulunan ebeveynler mutlaka kendi okul çağlarını hatırlamalı. Okul, ders, öğretmen vs. ‘nin ebeveynlerin kendi çocukluk travmalarını tetikliyor olabileceği akılda tutulmalıdır.

    “Kaygı Bulaşıcıdır?” yazımda da bahsetmiştim. Bazen ebeveynler olarak kendi kaygılarımızı çocuklarımıza bulaştırırız. Henüz okula yeni başlayacak ve okulla alakalı bir fikri olmayan çocuk için oldukça korkutucu bir durum ve bu tarz söylemlere maruz kaldıkça çocuk otomatik olarak kaygı ve korku yüklenecektir. 

    Tabi sizin içinde geçmişin hoş olmayan anılarıyla yaşamak zor olmalı. Böyle bir durumda bireysel olarak psikoterapi sürecinizden geçmenizi öneririm.

    Ebeveynlerin şikayetlenmesine sebep olabilecek bir diğer husus bu döneme kadar çocuğuna alması gereken sorumlulukları aldırmamış, kendilerine bağımlı bir çocuk yetiştirmiş olmaları olabilir. Bunu aynı zamanda çocuğu okula hazır hissetmemeleri ve de bu zamana kadar bunun için bir ön hazırlık yapmamaları olarak düşünmekte mümkün. Çocuğu oyun çağından okul çağına geçişe duygusal olarak, sosyal olarak, fiziksel olarak veya akademik olarak yetersiz bulmak gibi.

    Böyle bir durum olduğunda bir an evvel sorunu belirleyip ona göre hareket etmek gerekiyor. Sorunu belirlemede ve sizi yönlendirmesi için çocuğun öğretmeninden, okulun rehberlik servisinden, gerekirse bir çocuk psikoterapistinden yardım isteyebilirsiniz. 

    Her geçen gün aradaki boşluk büyüyecek, bu da telafiyi güçleştirecektir.

    Sevgi ve sağlıcakla…

  • Cinayete Tanık Olmak Bir Çocuğun Psikolojisini Nasıl Etkiler?

    Cinayete Tanık Olmak Bir Çocuğun Psikolojisini Nasıl Etkiler?

    Cinayeti izleyen bir çocuğun duygusu dehşet, korku, suçluluk, utanç ve çaresizlik olur. Bir çocuk böyle bir sahneye maruz kaldığında ilk duygusu dehşet olur. Dehşete kapılan çocuğun davranışıysa donmadır. Çocuk bu görüntüyü izlerken donar ve bütün olan biteni hafızasının derinliklerine hiç silinmeyecek bir şekilde kaydeder.

    Cinayete kurban giden kişinin çocuğun annesi, katilin ise babası olması çocuktaki travmayı hangi boyutlara taşır?

    Çocuğun maruz kaldığı görüntünün annesine ve babasına ait olması ise çocuğun içinde parçalanma duygusu yaratır. Sanki çocuğun bütün ruhu ve bedeni toz bulutu kadar ince milyonlarca parçaya ayrılmış gibi hisseder. Yok olmuş gibi hisseder.

    Bir çocuğun ailesi onun dünyasıdır. Aile çocuğun güvende hissettiği, dışardan gelecek herhangi bir tehlikeye karşı emniyette olduğu yerdir. Hal böyleyken en büyük tehdit ve tehlikenin ailesinden geldiğine tanık olan çocuğun dünyaya olan güven duygusu ciddi biçimde zarar görür. Bu çocuk için dünya artık güvensiz , insanlar da tehlikelidir. Her an zarar göreceğine dair derin bir şüpheyle yaşar kalan hayatını.

    Cinayete tanık olmak bir çocuğun geleceğini nasıl etkiler? Bu büyük travma sonrası büyüyen çocuğun psikolojisi nasıl olur?

    Çocuğun maruz kaldığı bu olayda etrafında varolan her şey çocuğun beynine travmatik anının hatırlatıcıları olarak kaydedilir. Annesinin ölüm anındaki çığlığı, odadaki eşyalar, babanın elindeki bıçak, içerdeki koku. Bu hatırlatıcılarla her temasında çocuk kaç yaşında olursa olsun dehşet anına geri döner. Dolayısıyla bu çocuk ilerleyen yaşlarında yaşadığı bu travmatik anının duygusuna sürekli maruz kalır.

    Cinayete tanık olan çocuk ilk aşamada travma anını sık sık rüyalarında kabus olarak görür. Bu kabuslar çocuğu dehşete düşürdüğü için uyumak istemez. Dolayısıyla bu çocuklarda en sık karşılaştığımız durum uyku problemleridir.Ayrıca geceleri altına kaçırma, tek başına uyuyamama, donukluk, etrafında olan bitene ilgisinin azalması, diğer çocuklar gibi oyun oynayamama, hep bir tehlike beklentisi bu çocuklarda sıkça karşılaştığımız diğer duygu durum bozukluklarıdır.

    Cinayete tanık olan çocuğun hissettiği bir diğer duygu ise suçluluk ve utançtır. Çocuk cinayeti herhangi bir şekilde önleyemediği için kendisini suçlu ve utanmış hisseder. 

    Böyle bir travma sonrası büyüyen çocuk yaşadığı acının bedelini ya kendisinden çıkarmaya çalışır ya da  etrafındaki insanlara ödetmeye çalışır. Kendisine zarar veren eş ya da sevgili bulabilir, babası gibi saldırgan bir partner bulma olasılığı çok yüksektir mesela. Ya da bu yaşadığı acının sorumluluğu diğer bütün insanlara yıkar. İçinde herkese karşı bitmeyen bir öfke, nefret ve kin besler. 

    Şayet cinayete maruz kalan çocuk erkek çocuğuysa ilerde yetişkin bir erkek olduğunda eşine ya sevgilisine şiddet gösterme eğilimi çok yüksektir. Babasının annesine yaptığı eziyetin aynısını erkek çocuğu da eşine yapar. 

    Travmayı en az hasarla atlatabilmesi ve normalleşme sürecine girebilmesi için cinayete tanık olmuş çocuğa yaklaşım nasıl olmalı, hem aile hem de devlet kurumlarına düşen görevler ve sorumluluklar nelerdir?

    Böyle bir travmaya maruz kalan çocuk için ilk olarak yapılacak şey yaşadığı bu travmayı hatırlatacak herhangi bir görsel ya da işitsel bir uyaranın bulunmadığı güvenli bir ortam sağlanmasıdır. Çocuğa bu süreçte televizyon izletilmemesi gerekir. 

    Çocuk ailede güvende hissettiği bir yetişkinin yanında kalabilir. Kendi doğal ortamından uzaklaştırılmaması uygundur. Yanında kaldığı yetişkinlerin ya da etrafındaki insanların bu olayla ilgili çocuğun yanında konuşması, çocuğa olayla ilgili sorular sorulması uygun değildir. Çocuk olayla ilgili herhangi bir şey sorarsa kısa ve net cevaplar verilmesi, çocuk olayla ilgili duygularını paylaştığında da dikkatlice ve sözünü kesmeden dinlenilmesi gerekir.

    Böyle bir travma yaşayan çocuk için hem annesinin yasını tamamlamasına hem de babasına olan öfkesini ifade etmesine olanak tanınmalıdır. 

    Bu süreçte psikolog desteği çok önemlidir. Uzman bir psikolog desteği yaşadığı travmayı sindirebilmesine olanak sağlar. Travmadan oluşabilecek kalıcı hasarların önüne geçer. 

    Toplum olarak bize düşen görev ise yaşanan bu gibi olayların videosunu izlememek, yakın çevremizdeki insanlara izlettirmemektir. Bu videolar insanların duyarsızlaşmasına yaşanan olayların normalize edilmesine sebep olmaktadır. 

  • Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Eylül ayını diğer aylardan ayıran tatlı bir farklılık var diye düşünüyorum. Bir şekilde insanların genelinin var olan rollerinde değişimlerin daha fazla olduğu bir aydır. Yaz tatili biten çocukların öğrencilik günlerinin geldiği, ebeveynlerin artık biraz daha öğretmen rolüne girdiği ve uyum süreci dediğimiz oryantasyon haftalarının sadece okullar için değil evler için de uygulandığı bir aydan bahsediyoruz.

    Okul öncesi grupları ile ilk defa çalışma tecrübemin Eylül ayına gelmesi ile birlikte kısa süreli bir şok yaşamıştım. Ağlayan çocuklar, ne yapacağından tam olarak emin olamayan ebeveynler, çocukları ikna etmeye çalışan öğretmenler derken bugün artık doğru uygulamalarla bu süreçlerin oldukça en aza indirgendiğini görüyoruz. Okulların açılması ile birlikte çalışmaktan en fazla memnun olduğum grup, okul öncesi çocukları ve ebeveynleri olmaktadır. Bu süreçte ailelerin kafa karışıklıklarını ve çocukların kendilerinin de ne olduğunu anlamlandırmakta zorlandığı duygularını iyileştirici olarak çözmeye çalışırız. Özellikle okulların rehberlik birimleri ve görevli psikologları sayesinde ebeveynler nasıl hareket edebilecekleri noktasında bilinçlendirilir.

    1. Okula ve Öğretmene Güven

    Bir ebeveynin bu konuda sezgilerine güvenmenin çoğu zaman en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Ebeveynin çocuğu için okulları araştırırken pek çok faktöre dikkat ettiğini ve sorguladığını görüyorum. Bu tutumun doğru olduğunu da düşünüyorum. Ebeveyn, çocuğunun yeri geldiğinde ailesinden daha fazla zaman geçireceği kurumu her açıdan incelemesi gerekiyor. İlk aşamada okul müdürü ile iletişim ve diğer özellikler ile okula karar veriliyor; ikinci aşamada ise öğretmen ile tanışma gerçekleşiyor. Ebeveynlerin çoğu ilk etapta öğretmenden aldıkları enerjinin yıl boyunca aralarındaki ilişki üzerinde çok belirleyici olduğunu ifade ediyor. Güven inşa etmek hem aileler hem de öğretmen açısından ilk etapta oldukça meşakkatlidir. Ancak karşılıklı anlayış ve sağlıklı iletişim kanalları ile bu güven inşası gerçekleştikten sonra ortaya oldukça keyifli bir ilişki çıkıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Okul ve öğretmen hakkındaki sezgilerinize güvenin ve siz nasıl hissederseniz çocuğunuzun da öyle hissedeceğini hatırlayın! Çocuğunuzun okuldan geldiğinde yüz ifadesi nasıl oluyor? Öğretmeninin davranışlarını, kelimelerini ve ses tonunu dahi taklit edeceğinden onun okulda nasıl vakit geçirdiğini anlayabileceksiniz.

    1. Aile Bireyleri

    Siz, çocuğunuzun okula gitmesini gerekli görüyor olsanız bile kimi zaman aile bireylerinizin sizinle aynı fikirde olmasını sağlamaz. Bu konuda zaman zaman ebeveynlerin kendi aralarında dahi ters düşebildikleri okula gidip-gitmeme konusunun tamamen netleştirilmesi çok önemlidir. Uyum sağlama sürecinde, çocuğun çevresindeki kişilerin konuşma içeriklerinden, ses tonlarından okula gidip gitmeme noktasında nasıl davranış geliştirme kapasitesi olduğunu biliyoruz.  En sık duyduğumuz; okula gitmek istemiyormuş zaten…, tamam zorlamayın çocuğu…, daha küçük zaten…, ben gitmesini istemiyorum… gibi ifadeler çocuğun göz ve işitme radarına girmişse ve de uyum süreci biraz sancılı geçiyorsa o zaman işler daha zorlaşmaya başlıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Gelişim özelliklerini her açıdan düşündüğünüzde çocuğunuzun okula başlamasını gerekli görüyor musunuz? Önce ebeveynler olarak siz karar verin ve ardından kendi ebeveynlerinize durumu açıklayın. Süreç içinde yaşanabilecek olumsuzluklara karşı çocuğun yanında dikkat edilmesi gerekenlerden de bahsetmek faydalı olacaktır.

    1. Veda Aşaması

    Bu veda aşamasından önceki hazırlık kısmından biraz bahsetmek istiyorum. Pek çok çocuk okula başlayacağı için çok heyecanlanıyor. Çevresindeki çocuklar gibi “ben de okula gidiyorum” söylemine geçmek için sabırsızlanıyordur. Bu noktada okula hazırlık alışverişleri yapılıyor ve çocuk aldıklarını evine her gelene göstermekten çok keyif alıyor. Özellikle bu aşamalarda çocuk tam olarak ne yaşayacağını bilememektedir. Evet, okula gideceğim… Çoğunlukla bunu söyler ama soyutu anlamlandırmada zorlandığı için aslında gerçekleşecek olanları da tam anlayamıyor. Bu konuyu somutlaştırma adına oyun oynamayı öneriyorum.

    Çocuk ile oynanan oyunlarda yönlendirici olmamak esastır. Ancak zaman zaman hazırlayıcı oyunlar dediğimiz oyun türlerinde biraz oyunu şekillendiriyoruz. Mesela ebeveynlere, okula yeni başlayacak olan çocuklar için evdeki legolarla, minyatür insanlarla canlandırma yapmalarını öneriyorum. Kurduğunuz okul binası, öğretmenler, çocuklar, oyuncaklar hepsi oyunda yer alıyor. Sabah kendi yatağında uyanan çocuğun hazırlanma kısmı, ebeveynle da servisle okula gitme kısmı, okul kapısındaki vedalaşma ritüeli ve iki yemek yedikten sonra eve dönme şekline kadar oyunda her şey canlandırılabiliyoruz. Siz birkaç kere yaptıktan sonra göreceksiniz ki çocuğunuz yapıyı kendi kurup içeriği kendi düzenleyecektir. Bu şekilde zihin hazırlanmış oluyor.

    Bir diğer konu okulun ziyaret edilmesi. Genelde okul sadece kayıt aşamasında geziliyor ama eğer mümkünse ki okulun uygunluğu önemli olmakla birlikte ebeveyni ile zaman zaman ziyaret edebilmesi de güzel oluyor. Çocuk sınıfındaki oyuncaklarla biraz vakit geçiriyor, lavaboya gidip ellerini yıkıyor, kitaplara göz gezdiriyor ve ardından ebeveyninin öğretmen ya da okul müdürü ile sohbetini gözlemleyerek evine gidiyor. Biraz uç bir talep gibi gelebilir ki zannedersem pek çok okul böyle bir şeye izin vermiyor. Uygulamakta büyük etkisini gördüğümüz akşama doğru ebeveyni ile okula gelen çocuk modeli de çok olumlu sonuç veriyor. Şöyle ki ilk hafta zorlanma ve uyum problemi gözlemlediğimiz çocuğun okula her gün gelmesi şartı ile birlikte iki saat sonra ebeveyni ile eve gitmesini istiyoruz. Ardından okulun çıkış saatine yakın olabilir ya da tamamen çıkıştan sonra (bu konuya her çocukta farklı karar veririz) ebeveyni ile okula geliyor ve yarım saate yakın sınıfın içerisinde okulun diğer alanlarında vakit geçiriyor. Bu sırada öğretmeni de eşlik ediyor.

    Buna benzer ön hazırlık çalışmaları ile sürece hazırlanan çocuk için en önemli eşik okul kapısıdır. Aynı şekilde ebeveyni için de öyledir. Ayrılma kısmı önceden pratik yaptığınız gibi gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Bazen umulmadık sürprizlerle karşılaşabiliyoruz. Sakin ve kararlı durmakla birlikte çocuğunuzun da ihtiyaçlarına karşı hassas olmaya çalışın. Biraz kendi sezgileriniz biraz da öğretmenlerin becerileri ile birlikte sağlıklı bir okula alışma sürecinin gerçekleşmesini temenni ediyorum. Okulun rehberlik birimi varsa ön bilgilendirme isteyebilirsiniz, öğretmenlerinizden de destek alabilirsiniz.

    Ebeveynlere tavsiye: Uyum haftasında problem yaşayabilirsiniz ve ilk olmadığınızı hatırlayın lütfen! Gerekli ön hazırlıklarınızı yapmış olsanız da “her şey tamam oldu, alışacak” dediğiniz anda tam tersi de olabilir. Süreci yönetebilmek adına çocuğunuzun yanında olmamak koşuluyla muhakkak öğretmenlerinden ve psikologlardan destek alın.

     

    BİRAZ EMPATİ:

    Çocuğunuzun gideceği okulda her açıdan zenginlik olacağını hatırlayın lütfen! Çocuklar arasında kültürel farklılıklar, sosyo-ekonomik farklılıklar, bilişsel, duygusal ve fiziksel farklılıkları olanlarla birlikte engelli çocukların da olabileceğini hatırlamalıyız. İlk birkaç ay bir sınıf içerisinde buluşan tüm çocukların, hem bireysel uyumları hem de sınıf içi grup uyumlarının çalışılacağı esas alınmalı ve çocuklarımızın tüm farklılık zenginliklerini deneyimlemeleri için onlara destek olunmalı.

    Diğer çocuk da sizin çocuğunuz olabilirdi!!!

  • Çocuğunuz Okula Başlamaya Hazır Mı?

    Çocuğunuz Okula Başlamaya Hazır Mı?

    Okulların açılma süreci pek çok çocuk için kaygıya sebep olabilir. Belli bir düzen ve kuralın var olduğu okul dönemi, yaz tatilinin rahatlığına alışan çocuklar için zorlayıcı gelebilir. Ayrıca okula yeni başlayacak çocuklarda ayrılma kaygısı çok sık görülür. Kendi konfor alanının dışında, bakım veren kişilerden uzakta farklı bir ortamda, farklı insanlarla olma hissi çocuğu belirsizliğe, bu belirsizlik hissi de kaygıya sürükler. Her çocuk için bu kaygının dışa vurumu farklı seyredebilir. Örneğin bazıları öfkeyle yansıtırken, bazıları ağlayabilir, bazı çocuklar ise karın ağrısı, baş ağrısı gibi fizyolojik tepkiler gösterebilir. Okula uyum sürecindeki kaygıyı hafifletmek için ebeveynlerin yapabileceği birtakım şeyler vardır.

    Öncelikle ebeveynlerin kendi kaygılarıyla başa çıkması bu süreç için oldukça önemlidir. Özellikle çocukları okula yeni başlayacak ebeveynlerin sık sık çocuklarından ayrılma konusunda problem yaşadıkları görülür. Ayrılma kaygısı yaşayan anne ve babalar bunu çocuklarına yansıttıklarında çocuğun stresi artar. Bu sebeple anne ve baba tutumu çok önemlidir.

    Çocukla iletişim halinde olmak bir başka önem teşkil eden konu.Anne ve babanın çocukla etkili iletişim kurması, onun nelerden korkup kaygılandığını anlamak için çok önemlidir. Ayrıca çocuğun okulda yaşadığı geçmiş deneyimleri hakkında konuşmasının dikkatle dinlenmesi, çocuğun kendini önemli ve okul konusunda işe yarıyor hissetmesi için etkili bir adım olacaktır. Böylece daha önce okulda yaşadığı güzel bir olay ebeveynler tarafından paylaşılıp desteklenebilir ya da ebeveynler,çocuğun kendini huzursuz hissettiği konulara kolayca müdahale edebilir.

    Bakım veren kişilerin destekleyici ve pozitif olması çocuğun kaygısı üzerinde büyük bir rol oynar. Ebeveynlerin çocuğun başarılarını desteklemesi çocuğun özgüvenini arttırır. Ayrıca okul konusunda çocuğun hoşuna gidecek olumlu şeyleri çocuğa hatırlatmak kaygıyı azaltmada etkili rol oynayacaktır. Örneğin, “en yakın arkadaşınla özlem gidereceksin, onu uzun zaman sonra tekrar göreceksin” gibi.

    Çocukla birlikte okul öncesi ihtiyaç listesi çıkarmak ve alışverişeçıkmak okula hazırlık sürecini çocukla birlikte yönetmek ve çocuğun okula hazırlanmasını sağlamak açısından önemlidir.

    Diğer önemli noktalardan biri ise uyku düzeni kontrolünü sağlamak.Öğrenci için tatil dönemi, okul süreci kadar belli bir düzen içinde geçmeyebilir. Özellikle uyku düzeni tatil sürecinde çok fazla etkilenir. Okula başlama aşamasında çocuklar uyku konusunda problem yaşayabilir. Uykusuzluk kaygıyı arttırabilir. Dolayısıyla tatil sürecinin sonuna yaklaşırken okul rutinine uygun olarak uyku düzeni oluşturmak öğrencilerin okula dönüş adaptasyonunu hızlandıracaktır.

    Çocuk günün büyük bir kısmını okulda geçirir. Özellikle ilk hafta çocuk için oldukça yorucu geçebilir. Çocuğun okul sonrası yorgunluğunun dinmesi ve enerjisini toplaması için ona zaman tanımak gerekir. Bu sürede ebeveynler çocuklarıyla ortak keyif aldıkları aktivitelerle zaman geçirebilir. Yalnızca kısa bir sohbet içinde bulunmak bile çocuğu rahatlatmaya yeterli olabilir.

    Öğretmenle iletişim halinde olmak çocuğun okul sürecini sağlıklı yönetebilmek için diğer bir etkili yoldur.Çocuğun nelerden hoşlandığını, nelerden rahatsızlık duyduğunu en iyi ebeveynleri gözlemleyebilir. Okul kaygısını azaltmak ve okula uyumu desteklemek için öğretmen ve velinin iletişim halinde olması gerekmektedir. Böylelikle sınıf ortamında çocuğun kaygısı aza indirilebilir.

  • Ebeveyn-Çocuk Bağını Güçlendirecek Alışkanlıklar

    Ebeveyn-Çocuk Bağını Güçlendirecek Alışkanlıklar

    Her ilişkide olduğu gibi, ebeveyn ve çocuk arasındaki bağ, günlük rutinlerinize kolayca dahil edilebilecek bazı alışkanlıklarla daha da güçlendirilebilir.

    1)Birlikte yemek yemek
    Etkileyici bir araştırmaya göre, çocuklarla düzenli öğünler sırasında bağlantı kurmak; olumlu zihinsel faaliyetlerde, duygusal ve sosyal becerilerde; olumlu davranışlarda ve akademik performansda artma olasılığı olduğu bulunmuştur.
    Her gece akşam yemeği yemek için zaman bulamıyor olsanız bile, mümkün olduğu kadar aile yemeklerini planlayın.

    2) Gününüz hakkında konuşmak
    Onlara, “Gününün en güzel parçası neydi?” veya “bugün olan en komik şey neydi?” gibi ayrıntılı bir şekilde cevap vermelerini isteyecek sorular sorabilirsiniz. Kendiniz hakkında bir şey paylaşarak, çocuğunuza onu bir insan olarak değerlendirdiğinizi ve ona güvenmek için ona yakın hissettiğinizi gösterirsiniz, bağınızı güçlendirirsiniz ve ona sizin için önemli olduğunu gösterirsiniz .

    3) Birlikte oynamak
    Çocuklarınızla bağ kurmanın en iyi yollarından biri birlikte eğlenmektir.
    Dışarı çıkın ve birlikte bisiklet sürün ya da bir futbol topu ile oynayın. Ya da eğlenceli bir aile masa oyunu ile neşe dolu bir kazanan ya da kaybeden olmayı öğrenebileceği, sosyal becerileri ve iyi davranışlar üzerinde çalışmayı teşvik edecek faaliyetler gerçekleştirin.
    Şunları yapabilirsiniz eğlenceli el sanatları aktiviteleri yapabilir veya mutfakta birlikte yemek pişirebikir veya birlikte bazı harika çocuk filmleri izleyebilirsiniz . Hem eşinizle hem de iyi bir arkadaşınızla yaptığınız gibi, bunu yaparken hem zevk hem de bağlantı kurduğunuz bir şey yapın.

    4) Sarılmak
    Sarılmak ve kucaklamak, çocuğunuzla bağlantı kurmanın ve ebeveyn-çocuk bağını güçlendirmenin sadece harika bir yoludur, üstelik araştırmalar hastalanma ihtimalinizi bile azaltabileceğini göstermektedir. Bu yüzden çocuğunuza, gün boyunca ne kadar çok sevgiyle onu sevdiğinizi bilmesini sağlayın, o da size geri sarılarak büyüyecektir.

    5) Saygılı olmak
    Çocuklar bazen bıkkın olabilirler ve kesinlikle hata yapabilirler. Ancak anne babalar, çocuklara saygılı davranmanın, disiplinli çocuk yetiştirmek kadar önemli olduğunu akılda tutmalıdır .
    Çocuğunuz onu disipline etmenizi gerektiren bir şey yapsa bile, onunla sakin ve sevecen bir şekilde konuşabilirsiniz. Öfke ya da fiziksel ceza kullanmanın sadece daha az etkili olduğunu araştırmalar göstermiştir. Aynı zamanda çocuğunuzla ilişkinizin kalitesine de zarar verebilir.
    Ayrıca çocuklara “Teşekkürler” ve “Lütfen” deyin ve çocuklarınızla aynı şeyi yapmasını hatırlatın. İyi davranışlar , sadece ev dışında kullanabileceğiniz bir şey olmamalı – birbirinizi saygı ve nezaketle tedavi etmek sizi bir araya getirmekle kalmayacak, aynı zamanda evinizi yaşamak için daha keyifli bir yer haline getirecektir.

    6)Çocuklara Yardım Etmesine İzin Vermek
    Ev işleri yapmak, çocuğunuzun iyi bir insana dönüşmesine yardımcı olmanın bir yoludur.
    Çocuklar doğal olarak yardımcı olmayı severler ve onlara işlerini ve sorumluluklarını verdiğinizde , özgüvenlerini artırır ve değerli hissettirirsiniz. Onlara ne kadar iyi bir iş yaptığını ve yardımlarını ne kadar takdir ettiğinizi söyleyin. Sadece sizi daha da yakınlaştırmayacak, aynı zamanda çocuklarınızın başkalarına yardım etmeyi seven kendinden emin ve nazik insanlara dönüşmesine yardımcı olacaktır.

    7) Ne kadar sevdiğinizi gösteren şeyler yapmak
    Çocuğunuzu ne kadar sevdiğini göstermek için her gün küçük şeyler yapmak , bir not yazmak ve yemek çantasına takmak ya da hafta sonları yapmak için eğlenceli şeyler planlamak veya konuştuğunuzda ona tam dikkatini vermek gibi. Çocuğunuza her gün sizin için ne anlama geldiğini gösterin. Böylelikle siz ve çocuğunuz arasındaki bağı güçlendirip, kalıcı ve sarsılmaz hale getirecek bir şey yapmış olacaksınız.

  • Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal medya çocuk üzerine etkisini konu alan bu yazıda şunları bulacaksınız: sosyal medyada çocuklar neden ön planda, videolarda çocuk oyuncuların yer alması nasıl etkiler yaratıyor?

    Statista Ekim 2018 verilerine göre dünyada sosyal medya aboneleri sıralaması şu şekilde:

    1. Facebook – 2,2 milyar

    2. Youtube – 1,9 milyar

    3. WhatsApp – 1,5 milyar

    4. Messenger – 1,3 milyar

    5. Instagram – 1 milyar

    2010 senesinde toplam 1 milyar insan sosyal medya kullanıcı iken, 2021 projeksiyonları 3,2 milyar sosyal medya kullanıcısı olacağını öngörüyor. Böylesine dijitalleştiğimiz dünyada, acaba her şey yolunda mı, özellikle çocuklarımız için?

    Bir bebeğin dünyaya geldiği andan itibaren 1 saat içinde dijital ayak izinin oluştuğu bir dönemdeyiz. Çocuk 2 yaşına geldiğinde ortalama olarak 200 adet içinde kendisinin yer aldığı sosyal medya paylaşımı yapılmış oluyor. Anne babalar olarak çocuğumuz dünyaya geldiğinde bunu herkesle paylaşma isteğinde olduğumuz sırada sosyal medya önemli bir avantaj, öyle ya yanımızda olamayan uzaktaki sevdiklerimiz, akrabalarımız herkes görsün biricik yeğenlerini, torunlarını. Peki, işin rengi gerçekten öyle mi? Çocuklarımızın fotoğraflarını paylaştığımız sosyal medya hesapları bazen herkese açık olabiliyor. Çocuğumuzun kim olduğunu, fiziksel özelliklerinden tutun ismine kadar birçok bilgiyi tüm sosyal medya dünyasına açmış oluyoruz. İşte bu sebeple sizler için çocuklarımızla ilgili paylaşımlar yaparken dikkat etmemizin faydalı olacağı 5 madde derledim.

    Sosyal Medya Çocuk Paylaşırken Dikkat Edilmesini Önerdiğim 5 Durum:

    1- Sosyal medya hesaplarında paylaşıldığında çok daha fazla beğeni aldığı istatistiksel verilerle ortada olan 3 paylaşım objesi var: çocuklar-kediler-köpekler. Çocuk fotoğrafları içeren paylaşımların yüksek sayıda beğeni-tıklama alması, ebeveynleri istem dışı buna yöneltebilir, öyle ya çocuğunuzun olduğu paylaşım, diğer paylaşımlarınıza göre 2-3 kat beğeni aldığında, anne-baba olarak mutlu oluyoruz, değil mi? Oysa bu konuda aşırıya kaçmamak çok çok önemli.

    2- Çocuğunuzla ilgili bir paylaşım yaparken aşırıya kaçmamak için hep şunu kendimize soralım: bu paylaşımı yapmama gerçekten gerek var mı?

    3- Çocuğumuzun ismi, gittiği okul, tatilde nerede olduğumuz gibi bilgileri, herkesin görebileceği açık sosyal medya hesaplarında paylaşmak uygun değildir, aman çok dikkat!

    4- Paylaşımları kimin gördüğü ve takip ettiğini bilmediğimiz sırada, çocuğumuzu gören kişilerin hepsi iyi niyetli olmayabilir.

    5- Çocuğunuz büyüdüğünde acaba çocuk yaşta dijital dünyaya aktarılmış olan izinden memnun olacak mı? Hangimiz 4-5 yaşında saçma sapan hallerdeki fotoğraflarımızın ortalıkta herkesin göreceği şekilde saçılmış olmasını isteriz?

    Önerim şudur:

    Yüz tanıma sistemleri ile sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafın, video içeriğindekilerin yaş grubu yüz analizi ile tespit edilebilir. Kullandığımız sosyal medya aplikasyonu bir çocuk fotoğrafı paylaşacağımız sırada, bize emin olup olmadığımızı sorsa? Ne dersiniz değerli dostlar? Buradan tüm aplikasyon geliştirici yazılımcılara ve yöneticilere mesajımızı iletmiş olalım.

    Sosyal Medya Çocuk Başrolde Olduğu Hesaplar – Vlogger Aileler

    Vlogger Aile hesaplarında, aile üyelerinin içinde yer aldığı, özellikle çocukların sempatikliklerini avantaja dönüştüren birçok video bulunmaktadır. Aile ve çocuk kanalı formatındaki bu kanalların yayınlarında başrolde olan çocukları henüz farik ve mümeyyiz olmayan, yani 18 yaş altında ve akli melekesi yeterli düzeyde gelişmemiş durumdalar. Bu durum 3 farklı şekilde çocuğu etkileyecektir:

    1- Çocuk ne yaptığının farkında olmayacaktır.

    2- Çocuk bu yaptıklarını neden yaptığını bilmeyecektir.

    3- Çocuk yaptıklarının nasıl etkisi olacağından habersizdir.

    İşte bu durumda çocuğun anne ve babasının sorumluluğu çok büyüktür. Sinema ya da televizyon dizilerindeki oyuncu çocukların yaşayabileceği tüm riskler, sosyal medya meşhuru olan çocuklar için de geçerlidir. Kendi yaş grubuna göre sorumlulukların aksaması, akademik ve sosyal gelişimine gerekli zaman ayrılmaması önemli sorunların başında gelmektedir. Üstelik video kanallarında her gün yeni video çekilip eklenmesi önemli bir zaman ayrılmasını gerektirmektedir. Tüm bunlar sırasında çocuğun akademik gelişimi ve süreci doğru yönetmesi zor olabilir.

    Sosyal Medya Çocuk Meşhurlar

    Birçok çocuk film-dizi oyuncusunun, erken gelen şöhret ile yaşadıkları psikolojik sorunların benzerini, sosyal medya meşhuru çocukların da yaşama potansiyelinde olduklarını anne-babalarının unutmaması gerekli. Her videosunun o gün kaç izleme aldığı, kaç takipçisinin olduğu gibi skorları takip eden bir çocuk için rakamların olumsuza döndüğü an, bu durumu nasıl ele alacağı gibi olası senaryolara anne-babaları ne kadar hazır? Çocuğun başrolde olduğu paylaşımlarda sürekli olarak iyi rolde, mutlu, neşeli bir performans sergilemesi beklenecektir. Böylesi bir süreç çocukta performans kaygı bozukluğu yaratabilir.

    Çocuk sosyal medya ünlülerinin ekonomik gelirleri anne-babalarının kontrolündedir. Anne-babalar bu geliri çocuğun akademik ve sosyal gelişimi için ne kadar doğru kullandıkları çok önemli ve gelecek adına belirleyicidir.

    Önerim Şudur:

    Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Çocuk Oyuncular Derneği gibi bir yapının oluşturulması ilk adım olacaktır. Ekran şöhreti ve video yıldızı olan çocukların ve ailelerinin uzman desteği alabileceği bir platfrom oluşturulabilir. Çocuklar ve aileleri ile video içerik uygunluk planları ve ekran şöhretinin doğru yönetilmesi hakkında detaylı atölye çalışmaları yapılabilir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedenleri ve İpuçları

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedenleri ve İpuçları

    Çocuğun okul, ev ve sosyal ortamında yapılacak düzenlemeler ile dikkat becerisini nasıl daha verimli kullanabileceği konusunda gelişmeler sağlanır. Okulda sınıf ortamında düzenlemeler yapılması mümkündür. Dikkat eksikliği bozukluğu olan öğrencinin, pencere kenarında değil, duvara yakın ve ön sırada oturması önerilir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun nörokimyasal temelleri olan bir rahatsızlık olduğu bilinir. Yani hiperaktif çocuk bu davranışları şımarıklığından veya anne- babanın evde disiplin vermemesi nedeniyle yapmaz. Bu nedenle öğretmenler çocuğu veya anne-babayı suçlar tarzda bir yaklaşım sergilememeye özen göstermeli, aksine, tedavi konusunda destekleyici ve motive edici bir tavır göstermelidir. Hiperaktif çocuğu ve ailesini anlayabilmek ve onlara en doğru şekilde yardımcı olabilmek için öncelikle bozukluğu tanımak çok önemlidir.

    Öğrencinin sahip olduğu Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’na bağlı olarak dikkatinin çabuk dağıldığı göz önünde bulundurularak, sınıf içinde hareketli görevler vermek ona kendisini toparlaması için zaman kazandıracaktır. Derste etrafla ilgilendiği veya dalıp gittiği fark edildiğinde, öğrencinin dikkatini konuya çekmek üzere sözel uyaran verilebilir. DEHB’si olan öğrencinin sürekli olumsuz davranışlarına odaklanmak yerine, olumlu davranışlarını ön plana çıkarmak olumlu davranışların artmasını sağlayacaktır. Görevlerini düzgün yaptığı zamanlar gözden kaçırılmamalı, olumlu mesajlar vererek ödüllendirilmelidir.

    DEHB’Sİ OLAN ÇOCUKLARIN YAŞITLARINDAN FARKLARI

    Dikkat eksikliği bozukluğu olan öğrenciler, kendinden, zekâsından beklenenin altında bir başarı gösterebilirler. Bir sınavdan yüksek not alırken, başka bir sınavdan düşük bir not alırlar. Son derece iyi bildiği bir konudan çıkan soruyu, doğru okumadıkları için yanlış cevapladıkları görülür. Soruyu doğru okusalar da, cevaplarken işlem atlayabilirler. Uzun metinlerin olduğu soruları da sabırla okuyamazlar. Sınavlarda zamanı iyi kullanamadıkları için tüm soruları okuyup cevaplayacak za- manları kalmaz. Dersleri takip etmek, dinlemek, uygulamak, günlük programı takip etmek bu çocuklar için zordur. Yönergeleri takip etmede, anlamada ve uygulamada zorluk çekerler. Bu durum sadece okulda değil, günlük yaşantıda da sorunlar yaşanmasına sebep olur ve sınırları zorlayan, söz dinlemeyen, sorumluluklarını yerine getirmeyen, davranış sorunları yaşa- yan çocuklar haline dönüşebilirler.

    Dikkat Eksikliği ve/veya Hiperaktivite Bozukluğu olan öğ- renciler, diğer öğrencilere göre daha yaratıcı, daha özgür dü- şünceli ve sıcakkanlı olma eğilimindedir. DEHB’li öğrencinin sahip olduğu özel yeteneklerin ortaya çıkartılabilmesi için, aile içi sağlıklı iletişimin çok iyi kurulmuş olması gereklidir. Bu sayede DEHB’li çocuk uygunsuz arkadaşlıklar ve kötü alış- kanlıklar yerine, yaratıcı zekâsını ve dürtülerini olumlu yönde kullanmayı öğrenecektir. Hareketliliğini anlamlı şekilde bir takım sporuna yönlendiren DEHB’li çocuk için, takım sporu tedavide de önemli bir adım olacaktır.

    YETİŞKİNLERDE GÖRÜLEN DEHB’NİN ZORLUKLARI NELERDİR?

    Yetişkin DEHB’li bireylerde hiperaktivite bozukluğuna bağlı yaşanan sıkıntılar yaşla birlikte azalmış olsa da, dikkat bozukluğuna bağlı sorunlar yaşamı olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Özellikle iş yaşamında dikkatin odaklanması ve sürdürülmesi gereken durumlarda yaşanan sıkıntılar sebebiyle, çok sayıda iş değiştirmek zorunda kalınması mümkündür. Dikkatin yürütücü fonksiyonlarında (odaklama-sürdürme) yaşanan sorunlar sebebiyle dikkat becerisi gerektiren işlerde sorunlar yaşanmaktadır, örneğin araç kullanılması. Tedavide öncelikle tanının doğru konulması çok önemlidir, çünkü dikkati odaklama konusunda yaşanan sorun birçok başka psikiyatrik hastalıkla benzer bir bulgudur. Psikiyatrik muayene sonrası tanı konulan yetişkin DEHB’lilerde ilaç tedavisi, neurofeedback terapisi ve davranışçı bilişsel terapi uygulanabilir.

  • Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat sorunun nedeni doğru belirlenmelidir. Birçok farklı sebepten dolayı öğrenci ders çalışmıyor olabilir. Ders disiplini bozuk olabilir, altta yer alan başka birçok sebep olabilir.

    Dikkat ve odaklanma sorunu nedeni doğru anlaşılması çok değerlidir. Dikkat ve odaklanma sorunları dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri ile karakterize olan gelişimsel sorunlardır. Konsantrasyon ve uyum sorunu olan çocuklarda şu belirtiler gözlenir:

    • yerinde durmakta zorlanan öğrenci

    • sıkça hayallere dalar

    • düşünmeden hareket etme eğilimindedir

    • genellikle unutkandırlar

    • Ödev ve görevleri erteleme eğilimindedirler

    • ders sırasında not tutmayı sevmezler

    Fakat bu özellikler, zaman zaman diğer çocuklarda da görülebilir. Örneğin bir çocuk herhangi bir aktiviteyi uzun süre sürdürmekte zorlanabilir veya yüksek enerjiye sahip olduğundan dolayı hareketliliği fazla olabilir.

    Peki, anne babalar çocuklarında Dikkat Sorunu ve Konsantrasyon Odaklanma Sorunu olup olmadığının ayrımını nasıl yapabilirler?

    Öncelikle anne babalar unutmamalıdır ki Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tıp doktorunun biyo-psiko-sosyal muayenesi ile konulur. Bu nedenle anne babalar ve öğretmenler, çocuğun özgüven gelişimini zedeleyecek ‘dikkatsiz’, ‘hiperaktif’ gibi etiketlemeleri yapmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-baba ve öğretmen işbirliği, öğrenciyle ilgili durum analizi ve tanı konulmasında belirleyici olan belirtiler açısından çok önemlidir. Anne ve baba, öğretmenden alınan geri bildirim ve formları çocuk psikiyatrisi uzmanı tıp doktoruna ileterek, öğrencinin akademik sınıf ortamındaki tutum ve davranışları hakkında objektif geri bildirimi iletmeleri faydalıdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Duygusal mı Kalıtsal Mı?

    Çocuk ve ergenlerin yaşadıkları duygusal sorunlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu benzeri şu belirtilere neden olabilir. Aşırı hareketlilik, dikkatsizlik, uyumsuzluk. Yani başka bir deyişle çocuk ve ergenlerde görülen anksiyete-kaygı bozuklukları, çocuğun bilişsel süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu  nedenle var olan belirtilerin nörogelişimsel bir bozukluktan mı kaynaklandığı yoksa var olan anksiyete-kaygı bozukluğunun bir sonucu olarak mı ortaya çıktığının ayrımını yapabilmek, doğru tanının konulmasında ve tedavi programının oluşturulmasında belirleyici ilk adımdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Beyin Dalgalarınızda Gizli !

    Dikkat Eksikliği tanısı konulmasında, Amerika  FDA kuruluşunun (U.S. Food And Drug Administration) 2013 yılında, beyin dalgalarının görüntülenmesi yöntemini onaylamıştır. Böylece çocuk ve ergenlerde görülen dikkat sorunlarının anksiyete kaynaklı mı olduğunun yoksa beyindeki yürütücü fonksiyonlardaki bozulmadan mı kaynaklandığının ayrımını objektif yapılmaktadır. Özellikle 6-17 yaş çocuk ve ergenlerde 15 dakikalık  Neuro-biofeedback görüntülemesi ile dikkatin yürütücü fonksiyonlarının yer aldığı beyin bölgelerindeki nöronların yani beyin hücrelerinin nasıl çalıştığını görüntülmektedir.

    Dikkat Gelişiminde İlaçsız Egzersizler: Neurofeedback Programı

    Neurofeedback, dikkat sisteminin istenen bölgesinde doğru egzersizler ile gelişme yapılmasına imkan sağlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Neurofeedback yöntemi ilaçsız bir uygulamadır. Kişiye dışarıdan elektrik, ilaç ya da başka bir madde verilmeden bilgisayarda odaklanma egzersizleri şeklinde uygulanır. 

    Beynin elektriksel aktivitesi ve beyin dalgaları, bilgisayar ekranında görünür hale getirilir  ve kişiye özel oluşturulan çalışma protokolleri ile gelişme hedeflenen beyin bölgesi ile egzersizler uygulanır.  Neurofeedback Dikkat Geliştiren Egzersizler, çocukların beyinlerinde bozuk çalışan dikkat yönetim bölgelerinde kalıcı bir gelişme sağlamayı hedefler.

  • Çocuklarda Okul Dönemi Uyku Düzenlemesi

    Çocuklarda Okul Dönemi Uyku Düzenlemesi

    Okul döneminin başlamasıyla birlikte ailelerin en çok zorlandığı konuların başında çocuklarıyla yaşadıkları uyku sorunu ve uyuma savaşları gelmektedir. Yapılan araştırmalar rutin uyuma saatleri olan öğrencilerin, düzensiz uyku uyuyan öğrencilere göre daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır. Önemli bir hususta az veya çok uyumak değil yeterli ve kaliteli bir uyku olmalıdır. Öğrenci yeterli uykuyu uyumadığında odaklanamama, dikkat eksikliği, okul içerisinde akranları ve öğretmenleriyle uyum sorunları yaşayabilmektedir.

    Çocukta uyku sorunu nasıl anlaşılır, belirtiler nelerdir?

    • Sabahları uyanmada zorluk ve sürekli hadiletme şikayetleri

    • Okula gitmek üzere bindiği araçta hemen uyuya kalma

    • Okulda veya eve geldiğinde asabi olma veya yorgun gözükme

    • Gece uyku saatlerinin çok sık değişiklik göstermesini sıralayabiliriz.

    Son dönemde çocukların uyku sürelerini olumsuz etkileyen materyallerin başında tablet ve telefon kullanımı gelmektedir. Cep telefonları ve bilgisayarlar, beyaz parlak ışık nedeniyle, uyku ritmimizin bozulmasına neden olmaktadır. Çocuk sanal ortamda geçirilen zamanın çoğu defa farkında olamamaktadır. Bu konudan şikayetçi olan aile çocukla çatışmaya girebilmekte ve durumu çözmenin dışında ilişki olarak yıpranabilmektedir. Yaz döneminde teknolojik aletlerin kullanımı hemen hemen sınırsız olan öğrenci okulların açılmasıyla beraber bocalamakta ve bu süreyi tekrar elde etme eğiliminde olabilmektedir.

    Aile sınırını doğru çizmeli kararı yalnızca kendi başına vermemelidir, çocuğunda bu karar konusunda ikna olması önemli bir husustur. Çocuk ikna olmaz ve siz bunu çocuğun önüne kural olarak koyarsanız bunu uygulama konusunda evde yine ciddi çatışmalar yaşanabilecektir. Bu bakımdan çocuğun ihtiyacı da göz önünde bulundurularak karar verilmelidir.

    Kendini güvende hisseden çocuk işbirliği konusunda her zaman daha uyumlu olan çocuktur. Çocuğunuz uyku sorunu yaşıyorsa onu yatağa götürmekte zorlamak yerine güvende hissetirmesini sağlamak doğru bir adım olacaktır. Uyku hazırlığı süreci, uyku sorunu yaşayan çocuklarda faydalı olabilmektedir. Çocuk pijamalarını giyip, dişlerini fırçalamak için hazırlık yapılmanın aynı zamanda uykuya hazırlanmanın bir parçası olarak algılaması sağlanabilir.Sağlıklı bir birey olmanın koşullarından başında uyku gelmektedir. Gelişim döneminin en kritik olduğu zamanların başında da çocukluk dönemi geldiğinden ‘yeterli uyku uyuma’ üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir.

    Amerikan Uyku Akademisi çocukların uyku sorunu konusunda uyuma sürelerini şu şekilde gruplandırmıştır:

    6-13 yaş arasındaki çocukların 9 ile 11 saat arası uyku önerilmektedir. Ergenlik döneminde ise (14-17 yaş) 8 ile 10 saat arasında bir uyku süresi yeterli görülmektedir.

    Sağlıklı uykular dileriz.

  • NeuroFeedback Egzersizleri Nedir?

    NeuroFeedback Egzersizleri Nedir?

    Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, kişide Dikkat ve Konsantrasyon artışı sağlamaktadır. Dikkat yönetim sorununa bağlı sıkıntı yaşayan öğrenci sayısı gün geçtikçe artış göstermektedir. Dikkat eksikliği sıradan bir dalgınlık değil, tıbbi muayene ile tanısı tıp doktoru tarafından konulan bir bozukluktur.

    Dikkat ölçümleri ile elde edilen bilimsel veriler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda tanı konulmasında uzmanlara yol göstermektedir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış gözlenmektedir. Bunun sebebi, 20 sene öncesine kadar bu rahatsızlığın daha az gözlenmesi değil, günümüz tanı koşullarının ve uygulanan test sistemlerinin gelişmiş olmasındandır.

    Eskiden Dikkat Eksikliği Yok Muydu?

    Amerikan Pediatri Birliği’nin Aralık 2011’de yayınladığı DEHB Tedavi Kılavuzunda, tanı ve tedavi uygulamasının 4 yaşından itibaren başlatılması gerekliliği ön planda tutulmaktadır.

    Zira çocuk çağında 4 yaşından itibaren bu rahatsızlığın tanısının konması mümkün olduğu gibi, tedavi konusunda izlenecek yeni ve farklı birçok alternatifler gelişmektedir. Çocuğun dikkat düzeyi ve dikkat derinliği, öğrenme sürecinde çok önemlidir. Çevresinden doğru mesajları alması, bu mesajları doğru yorumlaması ve öğrenme sürecinde bu mesajları kullanması için, dikkat süreci eksiksiz çalışmalıdır. Eğer aile çocuğunda dikkat eksikliği sorunu olduğunu fark etmez ya da gerekli tedaviyi doğru uzmanlardan almaz ise, çocukta okul eğitim-öğretim sisteminde anaokulundan itibaren akademik sorunlar yaşanabilir.

    Dikkat Eksikliğine Bağlı Belirtiler

    Çocuklar genel olarak aktif, meraklı ve heyecanlıdırlar. Dikkat Eksikliği olan çocuğun ailesi adına bazen çocuklarında böyle bir sorun olduğunu kabul etmeleri kolay olmaz. Aileleri en çok yanıltan ise, çocuğun saatlerce televizyon izleyebilmesi ya da bilgisayar oyunları oynuyor olmasını, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı yönünde değerlendirmeleridir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu sorunu olan çocuklar, kendi istedikleri şekilde televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken bir sorun yoktur.

    Bu rahatsızlıkta beynin etkilenen bölgesindeki değişimlere bağlı olarak, çocuğun kendi istediği bir aktivitede ve çocuğun istediği zaman diliminde dikkatini toplamasında problem yoktur. Sorun, dikkatin özellikle yönlendirilmesi gereken bir konu olduğunda dağılmasıdır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, bir spor aktivitesinde takım oyuna uyum gibi konularda, dikkatin özel olarak toplanması gerektiği anlarda, dikkat eksikliği ortaya çıkmaktadır.

    Dikkat eksikliğine bağlı olarak çocuklarda sıklıkla gözlenen belirtiler şunlardır:

    • Çocuk özel olarak bir konuda dikkatinin toplaması gerektiği zaman sorun yaşamaktadır: ev ödevi, takım sporu vb.

    • Detaylı ve dikkat gerektiren işlerde, dağınık ve düzensiz şekilde iş üretir

    • Başka çocukları hiç etkilemeyen dış uyaranlar, onların dikkatini çok rahatlıkla dağıtır.

    • Dikkatini toplaması ve sürdürmesi gereken görevlerde çok sıkıntı yaşarlar

    • Verilen görevlerin tamamlanmasında sıklıkla sorun yaşanır

    • Tamamlanmamış ve yarım kalmış bir işten diğer yeni bir aktiviteye geçerler.

    • Çok fazla ertelerler

    • Günlük aktivitelerde çok fazla unutkanlık yaşarlar

    • Düzensizdirler

    • Tepkisel olarak karar verirler. Dur-Düşün-Yap modelini uygulamakta sorun yaşarlar. Bu sebeple davranışlarına bağlı sorun yaşarlar.

    Dikkat ve Konsantrasyon Ölçümü

    Dikkat eksikliği veya dikkat dağınıklığı, bireyin zekâsı ile ilgili olan bir sorun değildir; beynin çalışma sisteminde farklılık vardır. Beyin görüntüleme araştırmaları göstermektedir ki, Dikkat Dağınıklığı ya da Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerin beyin aktivitelerinde (özellikle beyin dokusunun ön bölümü olan frontal bölgede) normale göre azalma gözlenmektedir. Beyin dokusunun her bölgesinin farklı görevleri vardır. Beyin ön bölgesi olan frontal bölgenin görevi, yürütücü fonksiyonların kontrolüdür.

    Beynin bu bölgesinde sorun yaşandığında, şu fonksiyonlarda sıkıntılar ortaya çıkar:

    • Organize olmak

    • Dikkati toplamak ve sürdürmek

    • Problem çözmek

    • Kısa süreli bellek

    • Dürtülerin kontrolü

    Dikkat eksikliği olduğunda, bu fonksiyonları kontrol eden beyin bölgesindeki aktivitenin azalmasına bağlı, sorunlar ve belirtiler gözlenir.

    DİKKAT GELİŞTİRME EGZERSİZLERİ: NEUROFEEDBACK

    Neurofeedback egzersizi, dikkat sisteminin istenen bölgesinde doğru egzersizler ile gelişme yapılmasına imkân sağlayan bir tedavi yaklaşımıdır.

    Neurofeedback kelime anlamı şudur:

    Neuro = nöronlar, yani beyin dokusu

    Feedback = geri bildirim, yani görüntülenen beyin dalgalarına yanıt oluşturmak

    Neurofeedback, İngilizce bir kelimedir ve Türkçe okunuşu şu şekildedir: nörofidbek

    Neurofeedback egzersizi, bir bilgisayar destekli dikkat egzersiz sistemidir. Kişi kendi dikkat becerisini geliştirirken, dikkatini nasıl odaklayacağını ve odaklanmış dikkatini nasıl sürdüreceğini öğrenir. Geliştirilebilen bir beceri olan dikkat becerisi, bilgisayar destekli bir program olan neurofeedback ile başarıyla geliştirilir. Dikkat becerisini oluşturan beyin dalgaları izlenerek, dikkatin odaklanma ya da dikkati sürdürme becerisine yönelik dikkat egzersizleri uygulanır. Belirli seans ve protokoller ile uygulanan bilgisayar destekli dikkat egzersiz programı neurofeedback, kişinin kendi dikkat merkezinden aldığı sinyallere karşı, kendi dikkat sistemini tekrar düzenlemesi temeline dayanmaktadır.