Zeka: başka bir adıyla zihin gücü, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktatır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.
Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilinir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs sayılabilir.
Zeka çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.
Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de baş rol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.
Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.
Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’nü oluştururlar.
Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?
Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye etken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür.
Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.
~~Çocuklarda Düşük Ders Başarısı Nedenleri Çocuklarda ve ergenlerde görülen ders başarısızlığı en çok karşılaşılan problemlerden birisidir. Özellikle günümüz eğitim sisteminin getirdiği zorluklar aileleri ve çocukları okul yaşantısının başlangıcından itibaren hem maddi hem manevi sıkıntıya sokmaktadır. Son yıllarda çocuk psikiyatri kliniklerine en sık başvurular arasında yer alan ders başarısızlığı nedenleri araştırılması gereken bir durumdur.Ders başarısındaki düşüklük eğitim hayatının başlangıcından itibaren görülebildiği gibi çok iyi olan derslerin sonradan düşüşe geçmesi ile de karşımıza çıkabilir. Sanılanın aksine ders başarısızlığı sadece zeka düzeyinin düşük olması ile ilgili değildir. Ders başarısını etkileyen zekadan bağımsız birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, öğrenme bozuklukları, okul korkusu, depresyon olarak sayılabilir. Okul başarısını etkileyen faktörler sadece psikiyatrik bozukluklar değildir. Okulla ilgili problemler, aile içinde yaşanan sorunlar, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ders başarısını etkileyebilen faktörlerdir. Özellikle günümüzdeki eğitim sisteminin bir gereği olarak 5 yaş civarında büyük bir maratona başlayan çocuklar hiç durmadan ve dinlenmeden koşmakta ve anne babalar da bu maratona çocuklardan daha fazla iştirak ederek, bazen çocukların üzerindeki ağır yüke ortak olarak kendileri de sıkıntı yaşayabilmektedirler. Aileler bu ağır yük altında ezilirek çıkış yolunu bulmakta zorluk çekmektedirler. Bu durum okul ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyebildiği gibi aile içi ilişkileri ve çevresel ilişkileri de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ailelerin, okul başarısızlığının altında yatan nedenleri araştırmadan çocuğu yargılamamaları gerekir. Okul başarısını etkileyen en önemli psikiyatrik sorunların başında ise dikkat eksikliği ve özel öğrenme bozukluğu (disleksi) gelmektedir. Dikkat eksikliği tek başına veya hiperaktivite ile birlikte bulunabilir. Öğrenme bozukluğu ise çocuğun zeka düzeyinin normal sınırlarda olmasına rağmen aritmetik, okuma ve yazma alanlarının bazılarında veya tümünde bir başarısızlık görülmesidir. Bu durum zeka geriliği ile karışır ancak uzman gözü ile ayırtedilip tedavi edilmediği takdirde çocuğun eğitim hayatını yarıda kesmesine bile neden olabilir. Okul başarısızlığının bir önemli nedeni de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur. Beraberinde hiperaktivite bulunduğunda daha kolay tanınabilmesine rağmen sadece dikkat eksikliği bulunan çocuklardaki durum kolay fark edilmeyebilir. Bu çocuklar çevrelerinde tembel, sorumsuz, uyuşuk ,ders çalışmayı sevmeyen çocuklar olarak adlandırılıp bu durumlarının bir rahatsızlıktan kaynaklandığı akla gelmez. Özellikle dikkat eksikliği bulunan çocuklar ilkokul 4. sınıfa geldiklerinde derslerinde belirgin bir düşme ile karşılaşırlar. Bu durumun erken fark edilip tedaviye başlanması çocuğun eğitim hayatında önemli rol oynar. Ailelerin böyle bir sorunu fark ettikleri anda çocuk psikiyatri uzmanına başvurmaları gerekmektedir. Gerekli değerlendirme ve testler yapıldıktan sonra uygun tedavilerin başlanması bir çok çocuğun akademik yaşantısını doğrudan etkileyecektir.
DEHB başta bireyin kendisi olmak üzere aileyi ve toplumu ilgilendiren çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen psikiyatrik sorunudır. Başlıca 3 temel belirtiden oluşmaktadır.
Dikkat Eksikliği: Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması şeklinde tanımlanmaktadır. Problemler daha çok okul hayatının başlamasıyla birlikte belirgin hale gelir. DEHB’li çocuklar dersleri dinlemez, ödev yapmayı sevmez, anne-baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler. Sorumluluklardan kaçarlar, üzerlerine aldıkları işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler. İşitsel dikkati bozuk olan çocuklar, sanki konuşulanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu bir kaç defa tekrarladıktan sona uygularlar. Bir komut verdiğinde yapacaklarını söylerler ancak söyleneni yapmazlar. Okulda öğretmeni dinlemekte zorlanırlar ve dışarıdan gelen uyarılarla dikkatleri çabuk dağılır. Kalem, defter ve silgi gibi malzemeyle uğraşır, dersleri düzenli takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak konuşma, arkadaşlarına laf atma ve garip sesler çıkarma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bazıları ise ders anlatılırken dalıp gider ve akılları başka yerde olur, gün içinde olanları ya da olacakları düşünür hayaller kurarlar. Bu durum dersleri kaliteli dinleme ve takip etmelerine engel olur. Sınıf öğretmeni çocuğun ya derste çok konuştuğundan ya da dersi dinlemediğinden şikâyet eder.
Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilirler. Genellikle kelime uydurma, hece atlama ya da eklemelerine sık rastlanır. Bu durum bazen öğrenme güçlükleriyle karışabilir.
Unutkan olabilirler, öğrettiğiniz ve iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi de çabuk unutabilirler. Bu durum özellikle uzun dönem hafızada belirgindir..Zaman yönetimleri iyi değildir, organize olamazlar. Kendilerine uygun bir çalışma düzeni ve sistemi geliştiremezler, çoğunlukla der çalışmayı sevmezler. Yaşanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan hatalar da eklenir. Sabırsızlıkları ve çabuk sıkılmaları, sorulan soruları yanlış okuma ve dolayısıyla da yanlış anlamalarına neden olur. Çok iyi bildikleri soruyu dahi basit hatalarla yanlış cevaplayabilirler. Bazıları sınavları yetiştirememe sorunu yaşarlar. Sonunda bilgileri ve bildiklerinden daha azı oranında not alırlar, özgüvenleri zedelenir ve sınavlardan korkmaya, çekinmeye başlarlar.
Dikkat eksikliği olan çocuklar evde ise günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar. Dikkat sorunu olan çocuklar sevdikleri ve zevk aldıkları etkinliklerle ( bilgisayar, TV, oyunlar) ise uzun süre ilgilenebilirler. Daha çok kurallı öğrenmeye karşı isteksizdirler.
Dikkat eksikliği olan çocukların bir kısmı aşırı hareketli değil hatta çok ağır hareket eden çocuklar olabilir. Bu çocuklara hipoaktif çocuklar da denir. Çocukluk döneminde hiperaktivitesi olanların bir kısmı ergenlik dönemine girdiklerinde aşırı hareketlilikleri kalmaz ve hipoaktif olabilirler.
Hiperaktivite ( Aşırı hareketlilik): Genellikle her çocuğun hareketli ve enerjik olması beklenir. Çocuk koşar, zıplar, düşer ve gürültü çıkararak oynar. Bunların hepsi doğal karşılanabilir. Ancak hiperaktivite denince yaşıtlarına oranla daha hareketli ve kıpırtılı çocuk akla gelir. Her hiperaktif çocuk düz duvara tırmanacak kadar hareketli ve kontrolsuz değildir. Hiperaktivite kısaca, kıpırtılı olma, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir. Hiperaktivite okul öncesi dönem (3-6 yaş arası) çocuklarında daha belirgin ve fark edilen bir belirtidir. Bu çocuklar oturmayı sevmezler, ev içinde koşuşturur, dur ve yapma sözünden anlamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Zıplamayı, yükseklere tırmanmayı ve atlamayı çok severler. Ders çalışırken hatta TV seyrederken dahi şekilden şekile girerler. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini masada çalışmayı sevmezler. Bu çocuklarda düşmeler, yaralanmalar ve kazalar sık olur. Yaşla birlikte hiperaktivite azalabilir.
Dürtüsellik: Sonunu düşünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek olan dürtüsellik, bu çocukların sosyal uyumlarını bozan en ciddi belirti kümesidir. Sabırsızlıkları, sırasını beklemekte güçlük çekmeleri ve yönergeleri dinlememeleri tipik özellikleridir. Sonuçta kendileri ve çevresindekiler için zararlı olabilecek fevri hareketleri ve sınır tanımadaki zorluklar ortaya çıkabilir. Yaşıtlarıyla birlikte olduklarında olaylara aşırı tepki vermeleri ve fiil ve sözle arkadaşlarını rahatsız etmeleri nedeniyle toplumda ve okulda ‘yaramaz çocuk’ damgası yerler. Bu çocuklar disipline olmadaki zorlukları nedeniyle kuralları sevmezler ve kurallara ve otoriteye karşı gelirler. Kendi düşüncelerine göre hareket etmeyi sever, oldukça cesur davranır, hatalardan ders çıkaramazlar.
Diğer çocuklardan farklı olarak dürtüselliği olan çocuklar genellikle ceza ve ödülden anlamadıkları gibi, başlarına gelen üzücü ya da kötü bir olaydan da ders çıkarmazlar. Örneğin, bir çocuk çıkmaması gereken yüksek bir yere ısrarla çıkmaya çalıştığında ya büyüklerin engeliyle durdurulur ya da kendisi bir kez düşüp canı yandığında böyle bir eylemi genellikle tekrar etmez. Dürtüselliği olan çocuk ise düşüp canı yansa, bir tarafını incinse hatta kırılsa dahi aynı eylemi defalarca tekrarlayabilir.
Dürtüselliği olan çocuklar diğer çocuklarla birlikte olduklarında oyun oynarken ya da bir grup etkinliğine katılırken sürekli kendi isteklerinin yerine getirilmek için diretirler. Oyunun kurallarını kendileri belirler, kuralları kendilerine göre yorumlar, zaman zaman kuralları bozar ve tüm hâkimiyeti ellerine almak isterler. Böyle bir durumda diğer çocuklar oldukça rahatsız olur ve ya oyunu bırakır, ya da kavga çıkmasına neden olacak hareketler yaparlar. Arkadaşıyla oyuncaklarını paylaşamama, en iyisinin hep kendisinde olmasını isteme, yenilgiye asla tahammül edememe, sıra bekleyememe, sabır gerektiren durumlarda sabredememe yine arkadaş ilişkilerini bozan önemli nedenler arasındadır. Bu çocuklar şiddeti, şiddet içerikli görüntüleri, oyunları ve oyuncakları çok severler. Evde ve bilgisayar ekranında daha çok bu tür görüntülerin yer aldığı film ve oyunları tercih ederler. Filmin karakterlerini canlandırmaya çalışırlar. O karakter gibi davranıp, o karakter gibi sözler söylerler.
Hastalık hakkında yanlış bilinenler
DEHB modern çağın hastalığı değildir. İlk kez bilimsel anlamda 100 yıl önce tanımlanmıştır. Tıbbi hastalıklar içinde hakkında en fazla araştırılmış ve tanısal geçerliliği en yüksek bozukluklardan biridir. Son dönemlerde hastalık hakkında toplumun aydınlatılması ve bilinçlendirilmesi artığı ve bu konuda uzman hekimlere ulaşım kolaylaştığı için hastalığın bilinirliğinde ve hekime başvurularda artış gözlenmiştir.
DEHB’li çocuğun davranışlarını normal kabul ederek “çocuktur yapar, zamanla düzelir” demek çocuğa ve topluma haksızlıktır. Tedavi edilmeyen DEHB olgularında başta akademik başarısızlık olmak üzere, ileriki yaşamlarında ağır davranış bozuklukları gelişme riski yüksektir. DEHB oluşumunda suçlu, aile değildir. DEHB biyolojik temeli olan bir bozukluktur. Dolayısıyla DEHB bir terbiye edebilme sorunu değildir. Sadece zamanında ve uygun yaklaşımlarda bulunulmadığında sorun derinleşmektedir. DEHB tanısını mutlaka bir Çocuk Psikyatrisi koymalıdır. DEHB’nin benzer belirtiler gösteren başka psikiyatrik bozukluklar ile karışma riski vardır. Ayrıca DEHB başka psikiyatrik ve organik bozukluklar ile birlikte görülebilir. Örneğin, Depresyon, Kaygı Bozukluğu, Tikler, Takıntılar, Anemi, Hipertiroidi vs.
DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapmazlar. Bedensel olarak kalıcı yan etkileri yoktur. Aileler doktor kontrolünde bu ilaçları güvenle kullanabilirler. Hatta DEHB’li çocuklarda ilaç tedavisi ileride oluşabilecek alkol ve madde bağımlılığını önlediğine dair bir çok çalışma mevcuttur. İlaçların bir kısmı akademik performansta da artışa neden olduklarından gereksiz yere ve yüksek dozlarda kullanılmasını önlemek amacıyla özel reçeteler (kırmızı reçete) ile satılır. Böyle satılması ilacın tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Her ilaç ilk kullanıldığında bazı istenmeyen yan etkiler oluşturabilir. Böyle bir durumda ilacı kesmeden önce mutlaka hekiminize danışmalı ve hekim gerekli görürse ilacı kesmelisiniz. Tedavide farklı ilaç alternatifler gündeme gelebilir.
DEHB’nin bilimsel tedavisi dışında ailenin ilgisini çekecek alternatif bazı yöntem uygulayanlar az sayıda olsa da vardır. Bilimsel olmayan bu yöntemlere aileler itibar etmemesi gerekir. (örneğin, müzikle tedavi, bilgisayar kullanılarak tedavi, biyofeedback uygulaması, diyet tedavisi, polivitamin uygulamaları gibi).
Tedavi:
DEHB tedavisinin ilk şartı, aile, okul ve hekim arasında sıkı işbirliği ve doğru bilgilenmedir. DEHB evde olduğu kadar okulda da sorun yaşanmasına neden olur. Öğrenmeyle ilgili sorunlar yanında arkadaş ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve kurallara uyma güçlüğü aile ve okulun ortak ve sağlıklı yaklaşımlarıyla aşılabilir. Çocukla olan ilişkimizi düzenleyebilmek için DEHB belirtilerini yanlış yorumlamamak gerekir. Çocuğun davranışlarını ya da derslerle ilgili zorluğunu yaramazlık ya da tembellik olarak yorumlayan anne babalar çocukla ilişkilerini bozacak derecede sürekli ceza verme eğilimindedirler. Oysa bu çocukların cezalardan pek anlamadıkları kısa süre içinde görülecektir. Tedavide çocukla yeniden sağlıklı ilişki kurabilmenin yolları aranır. Ailenin çocuğa yönelik tutumları gözden geçirilerek yanlışlar ayıklanmaya çalışılır. Anne baba ve eğitimcilerin DEHB konusunda yazılmış bilimsel eserleri okuması gerekir.
DEHB ‘nin tedavisinde ilaçlar önemli yer tutarlar. Dikkat arttırmaya ve davranışların kontrol etmeye yönelik ilaç tedavisi uzun yıllardır kullanılmaktadır. İlaç tedavisinden elde edilen sonuçlar çocuğun yaşı, zekâ düzeyi, ailenin tedaviye uyumu ve sebatı gibi faktörlerden etkilenmektedir. DEHB’ye özgü geliştirilmiş ilaçların kullanılmaya başlamasıyla tedaviden elde edilen başarı oranı oldukça artmıştır. Bu ilaçların tedavideki başarıları yanında, güvenilir ilaç olmaları, çocuklarda bağımlılık yapmamaları ve yan etkilerinin az olması nedeniyle tercih edilirler.
Ülkemizde psikiyatrik ilaç kullanımı konusundaki yanlış bilgilenmeler DEHB’si olan çocukların gerektiğinde ilaç kullanmalarını da engellemektedir. Ailenin yan etkilerden korkarak ilacı reddetmesi, tedaviyi geciktirmekte ve sonradan geri dönüşümü olmayan sonuçlar doğurabilmektedir. Bir çocuk psikiyatristi tarafından önerilmiş ise ilaç tedavisinden kaçmamak gerekir.
Hangi ilacın kullanılacağı, ilaç tedavisinin ne kadar süreceği ve ne zaman sonlanacağı çocuğun durumuna ve DEHB’nin gidişine, tedaviye verdiği yanıta göre değişir. Ancak tedavi erken dönemde başlar ise sonuç elde etme oranı daha yüksektir. Ergenlik döneminden sonra veya yaşam boyu ilaç kullanımı çok az oranda kişide gerekir.
Dikkat eksikliği nedeniyle öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda özel eğitim programlarının uygulanması gerekir. Olumsuz davranışların düzeltilmesi ve yerine olumlu davranışların konulması için çeşitli destekleyici ve davranışçı psikoterapi teknikleri uygulanabilir.
Aile ve eğitimciler için öneriler
Dikkat Eksikliği Bozukluğu, yapısal bir sorundur. Beynimizin biyokimyasal yapısı ile ilişkili bir problemdir. Dikkat merkezinin iyi fonksiyone olmamasına bağlı gelişen bir bozukluktur. Aile öncelikle, çocuğunda dikkat eksikliği bozukluğu probleminin varlığını kabul etmeli ve çocuğun davranışlarını yönlendirirken bu durumu mutlaka göz önünde bulundurmalıdır. Dikkat sorunu çocuğun yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor ve/veya akademik başarısını düşürüyor ise mutlaka ilaç tedavisi uygulanır. Aile bu konuda bilgi sahibi olmalı ve bir çocuk psikiyatristi ile tedaviyi sürdürmelidir. Dikkat Eksikliği Bozukluğu “görme bozukluğu” gibi bir sorundur. Nasıl astigmat olan bir çocuğun iyi görmemesi o çocuğun suçu değilse dikkat eksikliği de suçu değildir. Çocuğun elinde olmadan gelişen bir klinik tablodur. Bu durumda çocuğun tedavi edilmemesi aslında çocuğa yapılan bir haksızlıktır. Hak etmediği bir muamele ile karşılaşan çocukta, uzun vadede özgüven sorunu olması kaçınılmazdır. Ebeveynlerin DEHB’li çocuklarına aşağıda sıralanan yaklaşımlarda bulunmaları yapıcı olmalarına ve sorunları en asgari düzeye indirmelerine yardımcı olabilir.
1.Çocuğunuzda DEHB olduğunu kabul ediniz.
2. Evde bazı alışkanlıklar ile kural ve takvime bağlanan işler oluşturunuz.
4. Çocuğunuza zaman ayırın ve onunla birlikte olmaya çalışınız
5. Çocuğunuzu dinleyin ve söylediklerine önem verin.
6. Çocuğunuzla konuşurken ve onu dinlerken göz göze gelmeye çalışınız
7. Çocuğunuza yumuşak bir şekilde ve saygılı davranınız
8. Çocuğunuza yaşam boyu onu seveceğiniz ve ona bağlı olduğunuz düşüncesini veriniz.
9. Çocuğunuza onu sevdiğinizi gösteriniz
10. Çocuğunuzun olumlu bir davranışını ve başarısını gördüğünüzde onun hoşuna gidecek övücü sözler söyleyiniz
11. Duygularınızı çocuğunuzla paylaşınız
12. Çocuğunuzun mükemmel olmasını beklemeyin ve ondan mükemmel olmasını istemeyiniz
13. Çocuğunuza güvenin ve ona güvendiğinizi belli ediniz
14. Çocuğunuzda var olan olumlu özellik ve kabiliyetlerin ortaya çıkışını teşvik ediniz
15.Çocuğunuza hoş olmayan isimlerle hitap etmeyiniz
16. Çocuğunuzla savaşmayınız ve tartışmayınız.
17-Çocuğunuzun mutlaka bir spor etkinliğine devam etmesini sağlayınız.
18. Çocuğun ders çalışma ortamını dizayn etmesine yardımcı olunuz.
19.Evdeki sorumlulukları ile ilgili olarak (odasını toplama, giysilerini düzenleme, ellerini yıkama, dişlerini fırçalama gibi) onu sık sık uyarınız.
20. Görece basit konularda çocuğunuzla tartışmaya girmeyiniz.
21. DEHB’li çocuğunuza diğer çocuklara göre daha az “hayır” kelimesini kullanınız. “Hayır” dediğinizde ise geri adım atmamaya çalışınız. Çocuğun anne babanın ona “hayır” dediğinde bunun değiştirmeyeceğini bilmesi gerekir.
22. Anne baba olarak çocuğunuza ortak mesajlar veriniz.
Bütün bunların yanında her zaman uzman desteği almak ve yakın takipte bulunulmak hayati öneme sahiptir. Bunun için çocuk psikiyatrisi uzmanlarına baş vurmak ve yardım almak gerekmektedir. Hayattaki en kutsal ve mesuliyetli görevde bütün anne babalara başarılar diliyorum.
En önemli iletişim araçlarından biri olan televizyonun icadından bugüne kadar yaklaşık 90 yıl geçmiş olsa da, televizyon izlemenin çocuklar üzerindeki etkileri ile ilgili araştırmalar son yıllarda yoğunluk kazanmaya başlamıştır. Günümüzde televizyon izlemek, çocuk ve ergenlerin en büyük uğraşlarından biridir. Çalışmalara göre bir çocuk günde ortalama 3-4 saat televizyon izlemektedir; dolayısıyla liseden mezun olduğu zaman gelip çattığında eğitim hayatı boyunca sınıfta geçirdiğinden daha fazla zamanını televizyon izleyerek geçirmiş olacaktır.
Bebekler televizyon izlemeli mi?
Televizyon programlarının çocuğun gelişimine olan etkileri çocuğun yaşı ile yakından ilgilidir. Beyin gelişiminin oldukça hızlı olduğu erken çocukluk döneminde, televizyon izlemenin özellikle dil gelişimi ve sosyal gelişim üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu dönemde televizyon izlemek, çocuğun öğrenmesinde çok önemli olan oyun etkinliklerine, bakım vereniyle olan karşılıklı etkileşim ve paylaşımlara ayrılacak sürenin azalması anlamına gelir.
Yapılan çalışmalara göre 2 yaşından küçük çocuklar televizyon programlarındaki içeriğin çoğunu kavrayamamaktadırlar. Onlar için televizyon, karmaşık ses, renk ve görüntüleriyle oldukça kafa karıştırıcıdır. Programlarda bir sahne ortalama 5-8 saniye kadar sürdüğünden, ekranda ne olup bittiğini anlamaları için bu süre yeterli değildir.
Günümüzde küçük çocuklara yönelik çok sayıda televizyon programının yanı sıra sadece bu tür programların yayınlandığı televizyon kanalları da bulunmaktadır. Bu program ve kanallar giderek yaygınlaşmakta ve daha fazla çocuk tarafından izlenir hale gelmektedir. Üreticileri tarafından eğitici nitelikte olduğu belirtilen 0-3 yaş arası çocuklara yönelik DVD’lerin içeriklerinin araştırıldığı bir çalışmada, bir çok ürünün söz konusu eğitici öğeleri yeterli düzeyde içermediği ve bu yaş çocukların zihinsel yapılarına uygun içerikten yoksun olduğu tespit edilmiştir. Bir başka çalışmada ise, dil gelişimi için oldukça duyarlı bir dönem olan erken çocukluk dönemine hitap eden bu ürünlerin, dil gelişimini destekleyici olan konuşma ve anlatım öğelerini sadece %24 oranında içerdiği bildirilmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada, 0-2 yaş arasındaki çocukların günde ortalama 1-2 saat süreyle televizyon izlediği bildirilmiştir. Bununla birlikte Amerikan Pediatri Akademisi, 2 yaş ve öncesinde televizyon ve diğer medya kullanımını önermemekte, ebeveynlerin medya kullanımının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve bilinçli medya kullanımı açısından aileleri uyarmaktadır. Sonuç olarak bu yaş grubundaki çocukların, gerek çocuklara yönelik, gerekse ebeveynlere yönelik her türden televizyon programını izlemelerinin potansiyel olumsuz etkileri olduğu, olası olumlu etkilerinin ise henüz ispatlanamadığı belirtilmektedir.
Televizyonun gün boyu açık olduğu odada vakit geçiren çocuklar, ebeveynlere yönelik programlara da maruz kalırlar. Bu çocukların, oyun oynamakta olsalar dahi televizyondan gelen bir ses ya da görüntü ile dikkatlerinin dağıldığı, bu nedenle oyun etkinliklerinin daha kısa sürdüğü bilinmektedir.
Çocuklar tarafından severek izlenen ve çoğu şiddet öğeleri içeren çizgi filmler, adeta erişkin aksiyon filmlerinin animasyon türevini andırmaktadırlar. Şiddet öğeleri içeren programları izleyen çocukların şiddete karşı duyarsızlaştıkları ve saldırgan davranışlar sergileme risklerinde artış olduğu bildirilmektedir. Dr. Atalay Yörükoğlu, huzurlu bir ortamda sevgi ile büyüyen çocukların, televizyonda şiddet unsuru içeren programlar izleseler de gördükleri saldırgan davranışları gerçek hayata taşımadıklarını, şiddet içeren davranışların normal karşılandığı ailelerde yetişen çocukların ise televizyonda izledikleri yöntemleri günlük hayatta da denediklerini belirtmekte ve çocuğun ruhsal gelişiminde aile yapısının önemini vurgulamaktadır.
Erken çocukluk yıllarından itibaren televizyon izleyen çocuklarda obezite görülme riski vardır. Ayrıca bu çocukların kreş ya da anaokuluna uyum sağlamada sıklıkla sorun yaşadıkları bildirilmiştir. Bir çalışmada televizyonu çok fazla izleyen çocukların, az izleyen ya da hiç izlemeyenlere göre öğrenmeye daha az istekli oldukları, daha az işbirlikçi oldukları, daha az hayal kurdukları ve daha mutsuz oldukları bildirilmiştir. Uzun sürelerle televizyon izlemek çocuğun daha pasif bir birey olmasına, dikkat sorunları yaşamasına, okul başarısında düşüşe ve yaratıcılığının körelmesine neden olmaktadır. Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın azalmasıyla aile ilişkileri de olumsuz yönde etkilenmektedir.
Çocuklar reklamları neden severler? Reklamların çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?
Reklamlar renkli, hareketli, kısa süreli ve melodik doğaları, kimi zaman başrolde ya da kurgunun bir parçası olarak çocuk karakterlere yer vermeleriyle her yaştan çocuk için son derece ilgi çekici ve bir o kadar da eğlencelidirler. Bir çocuğun bir yıl içinde yaklaşık 40.000 reklam izlediği belirtilmektedir.
Günümüzde reklam ve pazarlama şirketlerinin çocukları da hedef kitlelerine dahil ettikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle 4-12 yaş grubundaki çocuklar reklamcılar tarafından önemli bulunmaktadır; çünkü çocuklar ailelerinin tüketim alışkanlıklarına etki etmenin yanı sıra kendi tüketim alışkanlıklarında da reklamların etkisinde kalmaktadırlar.
Küçük çocuklar televizyon programlarını ve reklamları birbirinden uzunluk-kısalık açısından ayırt edebilmektedirler. Yaklaşık 7 yaş sonrasında ise reklamların ürün satışı ile olan ilişkisini ve ikna edici özelliğini daha iyi kavramaya başlamaktadırlar. Çocuğun yaşı büyüdükçe reklamlara olan ilgisi azalmakta ve reklamlara daha şüpheci yaklaşmaya başlamaktadır.
Ülkemizde yapılan bir araştırmada, reklamların çocukların çok büyük bir çoğunluğu tarafından severek izlendiği bulunmuş olup en beğenilen reklamlar içinde ilk sırada gıda ve içecek reklamlarının, daha sonra temizlik malzemesi reklamları ile dondurma-şekerleme reklamlarının geldiği bildirilmiştir. Özellikle çikolata, hamburger, şekerleme, asitli içecek reklamları gibi yiyecek reklamları, çocukların yeme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Çocuğunuz hangi programları izlemeli? Yaşına göre ne kadar süre televizyon izlemesi daha sağlıklı?
Ailelere öneriler:
* Televizyonu sürekli açık bırakmayın.
* Televizyon izleme ile ilgili kurallar getirin. Örneğin yemek yerken, ödev yapılırken, siz odada yokken televizyonun kapalı olması gibi. Kural getirmek için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.
* Televizyon izlediğiniz süreyi sınırlayarak ve programları seçerek izleme alışkanlığı geliştirerek çocuğunuza örnek olun. İzlediğiniz program bittiğinde televizyonu kapatın.
* Televizyonu ortak kullanılan bir odada bulundurun. Bu odadaki eşyaları televizyonu merkez almayacak şekilde yerleştirmeye özen gösterin.
* Çocuk odasında televizyon bulundurmaktan kaçının. Odasında televizyon bulunan çocuklar, bulunmayanlara göre daha uzun sürelerle televizyon izlemekte, daha fazla uyku sorunları yaşamakta, derslerinde daha düşük başarı göstermekte ve obezite açısından daha fazla risk taşımaktadırlar. Ayrıca, televizyon çocuk odasındayken, çocuğunuzun izlediği programları ve izleme süresini denetlemeniz zorlaşır.
* Çocuğunuzun 2 yaşına kadar televizyon izlemesine izin vermeyin.
* 2-3 yaş arasında günde 20-30 dakikadan fazla, 4-6 yaş arasında ise günde 1-1,5 saatten fazla televizyon izlemesine izin vermeyin.
* Okul çocuğu için televizyon izlediği süreyi okul günlerinde günde 1 saat ile, hafta sonları ise en fazla günde 2-3 saat ile sınırlandırabilirsiniz. Eğer çocuğunuzun okul başarısı düşükse süreyi günde yarım saat ile sınırlandırabilir ya da izlemesini tamamen engelleyebilir; hafta sonları ise kısıtlı süreyle izlemesine izin verebilirsiniz.
* Çocuğunuzu bilinçli televizyon izlemek hakkında bilgilendirin, eleştirel düşünme becerisi kazandırın.
* Akıllı işaretler hakkında çocuğunuzla konuşun.
* Çocuğunuzun hangi programlara ilgi duyduğuna dikkat edin ve bu programları kontrol edin. Mümkün olduğunca televizyon programlarını onunla birlikte izleyin ve izledikleriniz hakkında (örneğin şiddet, manevi değerler vb.) onunla konuşun, tartışın.
* Sevdiği televizyon programını izlerken egzersiz yapması için onu teşvik edin. Reklam aralarında kendi aranızda mini-yarışlar (örneğin “Kim daha yükseğe zıplayacak?”) yapabilirsiniz.
* Belgesel, konser, spor etkinlikleri gibi eğitici nitelik taşıyan programları izlemesini destekleyin.
* Olumsuz örnek oluşturmaları açısından alkol ve madde kullanımı ile şiddet öğeleri ve cinsel öğeler içeren programları (örneğin müzik videoları vb) izlemesini engelleyin.
* Televizyonda görülen her şeyin doğru ya da iyi olmayabileceğini belirtin (örneğin fast food reklamları). Ayrıca çocuğunuzla reklamları tartışarak, bu reklamlardaki mesajların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını değerlendirmesine yardımcı olabilirsiniz.
* Çocuklar gerçek olan ile kurgu olanı birbirinden ayırt edemeyebilirler. Bu nedenle haberler ve eğlence programları arasındaki farkları, gerçeklik ve hayal ürünü olma arasındaki farkları çocuğunuzla konuşun.
* Okul öncesi dönemdeki çocuğunuz için televizyonu “çocuk bakıcısı” olarak kullanmayın. Örneğin siz mutfakta yemek yaparken o da yanınızda plastik kaplarla ya da oyuncaklarıyla oynayabilir (Güvenliğe dikkat etmeyi ihmal etmeyin). Büyük çocuklar ise yemek yapmanıza yardım edebilir, sofranın kurulmasına yardımcı olabilirler. Kısacası yaptığınız işe çocuğunuzu katmaya çalışın.
* Uyku saatinden önce televizyon izlemesine izin vermeyin. Yapılan bir çalışmada, uyku saati öncesinde televizyon izleyen çocukların uykuya dalmaları için daha uzun süre geçtiği bildirilmiştir.
* Çocuğunuzun arkadaşları ile birlikte zaman geçirmesini, spor ve müzik aleti çalmak gibi aktivitelere katılımını, kitap okuma alışkanlığı edinmesini özendirin.
* Televizyon, bilgisayar gibi elektronik cihazları kapatarak anne, baba ve çocukların hep birlikte vakit geçirecekleri çeşitli etkinlikler düzenleyin.
Boşanmayı bir nevi aile çözülmesi olarak tanımlayabiliriz ve günümüzde sıklığının arttığını gösteren birçok araştırma vardır. Boşanmanın artmasında kuşkusuz birçok neden vardır. Bu hafta sizlerle boşanmanın nedenlerinden daha çok çocuklar üzerine olan etkisini paylaşmak istiyorum. Çünkü boşanma karı-kocanın her türlü ilişkisinin sona erdiği anlamına gelmez. Özellikle de çocuklar varsa. Çünkü eşler ayrılmış olsalar dahi yaşamları boyunca çocuklarının ebeveynleri olma durumunu sürdürmek zorundadırlar. Ancak bu durumu sürdürürken boşanmış ebeveynlerin bazı tutumları çocukları olumsuz etkilemekte ve yaşamları boyunca da etkilemeye devam etmektedir.
Bir çocuğun hayattaki en önemli ihtiyacı tam ve işlevsel ailedir. Tam aileyi anne, baba ve çocuklardan oluşan, üyeleri arasında karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan topluluk olarak tanımlayabiliriz. İşlevselselliği de aile olmanın görev ve sorumluluklarını yerinde ve zamanında karşılayabilen aile üyeleri olarak ifade edebiliriz. Buradan anlaşılacağı gibi ailenin sadece tam olması sağlıklı psikososyal gelişim için yeterli değildir. Aynı zamanda işlevsel de olması gereklidir. Çünkü yine yapılan araştırmalar işlevsel ilişkiden yoksun, aile üyeleri arasında karşılıklı saygı, sevgi ve dayanışmanın olmadığı ancak hala fiziksel olarak devam eden evliliklerde ve bu şekildeki bir aile ortamında büyüyen çocukların; anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmalı olarak boşanmış ancak ebevenlikle ilgili işlevsel ilişkilerini ayrı da olsa sağlıklı bir şekilde devam ettiren anne-baba ile yetişen çocuklara göre daha olumsuz etkilendiklerini göstermektedir. Boşanmış ailelerde, çocuk temel ihtiyacı olan tam aileden yoksun kalmış olur. Boşanmanın çocukları nitelik veya nicelik yönünden etkilemesi birçok etmene bağlıdır. Kişilik özellikleri, yaş, cinsiyet, boşanmaya neden olan ailesel sorunun niteliği ve çocukların bu sorunu algılayış şekli, boşanma öncesi içinde bulunduğu ve boşanma sonrası içinde bulunacağı ortam gibi. Boşanmadan hiç zarar görmeden çıkan çocuklar da olabilir. Buna belki de saydığım bu etmenlerin uygun şekilde bir araya gelmesi neden olmuş olabilir. Hatta bazen boşanma, çocuk için rahatlatıcı bile olabilir. Özellikle, boşanma öncesindeki ortamda aile içi huzursuzluklar yoğun, tahammül edilemeyecek düzeydeyse ve boşandıktan sonra çocuk daha istikrarlı, güven verici ve sakin bir ortama kavuşmuşsa. Boşanmanın çocukları nasıl etkileyeceği yönünde genellemeler yapılamasa da, yaşın önemli olduğu söylenebilir. 1-2 yaşlarındaki süt çocuğunun boşanmadan fazla zarar görmediğini söyleyebiliriz. Bu dönemdeki çocuk daha çok annesine bağımlı olarak hayatını sürdürmektedir ve anne-baba arasındaki tartışmaları anlayıp, yorumlayamayacağı için tartışmalardan ve gerginliklerden daha uzaktır. Ancak okul öncesi dönemde bizzat anne-baba arasındaki sorunlara, tartışma ve gerginliklere bunların çözümlenemediğine ve yıkıcı tutumlara maruz kalmış aynı zamanda boşanmadan dolayı aşırı derecede olumsuz etkilenen anne-babayı da gözlemlemişse, bu çocuklarda, korku, inatçılık, beslenme güçlükleri, uyku bozuklukları, alt ıslatma, kekemelik, agresif davranışlar veya içe kapanıklık gibi durumlar ortaya çıkabilir. Çocukların boşanmadan en çok okul döneminde etkilendikleri söylenebilir. Çünkü bu dönemde çocuk anne-baba arasındaki anlaşmazlığı anlamaya ve ikisi arasında taraf tutmaya başlamıştır. Aynı zamanda çocuğun anne-babasıyla olan güven ilişkisi de zedelenmiştir. Bu dönemdeki çocuklarda, okulda başarısızlık, dersi dinlememe, derste uyuma, okuldan kaçma, yalan söyleme, çalma, cinsel sapkın davranışlar görülmekle birlikte ergenlik dönemine geçişle bu durumu daha kabullenici bir tutumda göstermesi mümkündür. Ancak yine de uygun olmayan arkadaşlar edinme, sigara ve alkol kullanma, kendine zarar verme gibi davranışlar gösteren ergenler de vardır. Bu durumlarla baş etmek için neler yapabileceğimizi bir sonraki yazımda paylaşacağım.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu çocuk veya ergenlerde yaş ve gelişim seviyesinden beklenenden daha düşük dikkat sürdürüm becerisi, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ile karakterize bir tablodur. Dünyadaki sıklığı yüzde 2-ile 20 arasında değişiklik göstermektedir. Erkeklerde daha sıklıkla rastlanan bir bozukluktur. Oluşumunda çevresel ve genetik birçok faktörün rol aldığı düşünülmektedir.
Farklı türleri var mıdır?
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gösterdiği belirtilere göre 3 farklı tipte incelenir. En sık rastlanan türü hem aşırı hareketliliğin hem de dikkat sürdürüm sorunlarının olduğu karışık tiptir. İkinci sıklıkla dürtüselliğin ön planda geldiği tiptir. Son olarak kız çocuklarında daha fazla görülen dikkat eksikliğinin daha ön planda görüldüğü alt türü mevcuttur. Bu alt tür diğer türlere göre daha geç tanı konulabilir ve sanılanın aksine genellikle bu sorunu olan çocuklar çevre tarafından yavaş ağır öğrenen bazen de kapasitesi yetersiz şeklinde adlandırılabilir.
Tanı nasıl konulur?
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tıbbi bir tanıdır. Tıpla ilişkili tanıların doktorlar tarafından konulması gerekir. Tedavi sürecinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden diğer sorunların müdahalesinde klinik deneyimi olan psikologların yardımı alınabilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanısı klinik bir tanıdır. Bunun anlamı hekim tarafından yapılan uygun değerlendirme gerekli kişilerden bilgi toplanması sonrasında konulabilir. Tanıya yardımcı olabilecek yüzlerce test mevcut olmasına karşın hiçbir test tanı koydurucu değildir. Her ne kadar ülkemizde birçok merkezde ve özel uygulamalarda ticari kaygılar ile birlikte dikkat eksikliği tanı testleri varmışçasına hastalara bildirilmesine karşın halen dünyada bu rahatsızlığa yönelik tanı koydurucu test keşfedilememiştir. Psikiyatride kullanılan testler laboratuvarlar da uygulanan kan testlerinden belirgin şekilde farklılık gösterir. Çocuğun teste hazır olması testi uygulayan kişinin çocuk ile uyum gösterebilmesi gibi pek çok faktör test sürecini ve testin doğru sonuçlar vermesini olumsuz yönde etkileyebilir. Amerikan psikiyatri birliği bozukluğun tanısında ek bir süreç eşlik etmiyorsa psikolojik testlerin uygulanımını önermemektedir.
Belirti ve bulguları nelerdir?
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile ilişkili belirtiler birçok çocukta farklılıklar gösterebilir. Adında da anlaşılacağı üzere dikkat sürdürüm sorunları ve aşırı hareketlilik temel bulgular gibi görünmesine karşın belki de bozukluğun temelini oluşturan diğer bir sorunda dürtüselliktir. Dürtüsellik kişinin içinden gelen istekleri bastırma ile ilişkili güçlük yaşaması olarak tanımlanabilir. DEHB belirtileri farklı yaş ve gelişim dönemlerinde farklılıklar göstermektedir. Okul öncesi dönemde bazen en temel sorunlar hareketlilik ve isteklerini erteleme ile ilişkili güçlükler olabilirken ilkokul döneminde ders başarısızlığı veya lise döneminde aile ve arkadaş çatışmaları ön planda olabilir. Okul öncesi dönemde sıklıkla hareketlilik temel yakınmalardan birisidir. Ancak her hareketli çocuğun DEHB olarak değerlendirilmemesi gerekir. Hareketlilik çocuğun günlük yaşantısını olumsuz yönde etkiliyorsa, yeni arkadaşlıklar kurmasını engelliyorsa, sıklıkla kazalara maruz kalıyor kısaca çocuğun hayat konforunu olumsuz etkilemesi durumunda anlamlıdır. Okul öncesi eğitimde sıklıkla öğretmenler arkadaşlarına zarar verici davranışlardan, inatlaşmalardan ve dikkat sorunlarında yakınabilir. İlkokul döneminde ise dikkat sorunlarının oluşturduğu akademik sorunlar daha belirginlik kazanmaya başlar. Bu sürece genellikle sosyal sorunlar eklenir. Oyunları başından sonuna kadar devam ettirme ile ilgili yaşanan güçlükler arkadaş çevresinden dışlanma, istemeden dürtüsellik temelli yapılan davranışlar ise çocuğun sınıfın günah keçisi olması ile sonuçlanacaktır. Bu süreçte çocuk kendisi ile benzer özellikler gösteren arkadaşlar bulma eğilimindedir. Bu durum akran etkisi ile görülen davranışsal sorunların belirginlik kazanmasına neden olabilir. Ergenlik döneminde ise ergenliğin doğasında bulunan çatışmaların ve dürtüsel özelliklerin daha yoğun yaşanması beklenebilir.
Nedenleri nelerdir? Suçlu kim?
Sıklıkla çocuk psikiyatristine başvuran anne babalar birbirlerini bazen de öğretmenleri suçlama eğilimindedir. Ancak temelde DEHB beynin kimyası ile ilgili yaşanan sapmalardan kaynaklanmaktadır. Bu sapmaların en temel nedeni genetik yatkınlıklardır. DEHB çocukluk dönemi psikiyatrik rahatsızlıkları arasında en sık genetik yatkınlıkları içeren bozukluktur. Bunun dışında anne karnında yaşanan olumsuzluklar, doğum travmaları gibi birçok farklı çevresel etken söz konusu olabilir. Her ne kadar yaşamla ilişkili olumsuzlukları doğrudan bir ilişkisi olmamasına rağmen hayat ile ilişkili değişiklikler mevcut DEHB ile ilgili belirtilerin daha abartılı bir şekilde yaşanmasına neden olabilir.
Tedavisi var mıdır? Kırmızı reçete korkusu…
DEHB tedavisinde ilaç tedavileri temeli oluşturmaktadır. Terapi birçok hasta grubunda gözlemlenen ek sorunlar giderilmesinde, uygun davranışların geliştirilmesinde faydalı olmasına rağmen üç temel belirti olan dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik üzerine belirgin bir etkisi bulunmamaktadır. Aileleri kaygılandıran en temel nedenlerden biriside DEHB tedavisinde kullanılan ilaçları genellikle kırmızı reçeteli olmasıdır. DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların piyasaya sürüldüğünden günümüze kadar olan sürede halen hiçbir bağımlılık durumu bildirilmemiştir. Çeşitli ticari kaygılar ile kendi reklamlarını yapmaya çalışan kişilerin sıklıkla sarf ettiği diğer bir söz ise ilaç tedavisi alan çocukların uyuştuğu ve aptallaştığıdır. Tedavi çocuğun çevresi ile etkileşimi sırasında karşısında durup düşünebilme, isteklerini sıralayarak yerine getirebilme fırsatını sunmaktadır.
Tedavide kullanılan ilaçları yan etkileri nelerdir?
Halen ülkemizde sıklıkla tedavi sürecinde kullanılan iki temel preparat bulunmaktadır: metilfenidat ve atomoksetin. Her ilacın kişiye özel farklı yan etkilere sahip olabileceği unutulmamalıdır. Ortaya çıkabilecek yan etkiler konusunda en iyi danışman ve temelde bunları anlatma zorunluluğu olan tedaviyi başlayan hekimdir. Birçok kişiye özel farklı yan etkiler görülebilmesine karşın uykusuzluk ve iştah sorunları en sık görülen ve tedavi uyumunu olumsuz yönde etkileyen yan etkilerdir. Özellikle tedavi başlangıcında her iki yan etkide belirgin olabilmesine karşın tedavinin ilerleyen zamanlarında ortadan kalkma eğilimindedir. Ancak kilo kaybının çok belirgin olması (düzenli kilo takipleri ile kontrol edilmelidir), uyku sorunlarının şiddetli olması durumlarında tedavi değişikliği yapılabilir.
Daha önceki yazımda boşanmanın çocuklar üzerine olumsuz olabilecek etkilerinden bahsetmiştim. Bu haftaki yazımda da boşanmanın çocuklar üzerinde oluşabilecek olumsuz etkilerini azaltmak için neler yapabiliriz bunlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle boşanma kararı, travmatik bir sürece dönüştürülmeden ve ebeveynler hazır olduğu bir anda birlikte çocuğa yaşına uygun bir düzeyde açıklanmalıdır. Bu kararın anne-babanın birlikte alması ve anlaşarak ayrılması çocuğun üzerinde oluşabilecek olumsuz etkileri azaltmamızı sağlayacak faktörlerden biridir. Anne-babanın zaman zaman anlaşamadıkları ve bu nedenle ayrı yaşamaya karar verdikleri ancak kendisinin istediği zaman her ikisinde de kalıp her ikisini de ne zaman görmek isterse görebileceği, anne-baba olma durumunun değişmeyeceği belirtilmelidir. Bu durumun ona olan sevgilerinde bir azalma yaratmadığı mutlaka belirtilmelidir. Çünkü her çocuk baktığımızda bir sevginin meyvesi olmak ister ve anne-babanın birbirini sevmediğini düşünmek,” artık beni de sevmiyorlar” ya da “ben birbirini sevmeyen iki insanın çocuğuyum beni nasıl sevebilirler ki…” gibi farklı bir algılama yaratabilir. Bu durumda anne-baba olmanın böyle bir şey olmadığı, ömür boyu devam ettiği, ömür boyunca ondan vazgeçmeyecekleri ve her zaman hayatında olacakları belirtilmelidir. Anne-babanın birbirine olan sevgisinin bitmesi, ya da birbirlerine öfkeli olmalarından daha çok bir takım konularda anlaşamadıkları ön plana çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra ayrılma kararı ile ilgili ne anne ne de babanın bireysel karar vermediği, bu duruma birlikte karar verdikleri ortada bir suçlu olmadığını da belirtmek gerekir. Diğer türlü çocuk ayrılmayla ilgili annesini ya da babasını ya da kendisini suçlayabilir. Bu durum da öfkeli davranışlara neden olabilir. Tüm bunlar ayrılmayla ilgili olumsuz etkileri azaltabilecek başlangıçlardır. Bunların dışında çocuğun varolan hayat şartlarının ve hayat kalitesinin değişmemesi de olumsuz etkileri azaltabilecek diğer bir faktördür. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğun annesinde ya da babasında kaldığı süreç içerisinde anne veya babasının özellikle de aile büyüklerinin çocuğa, annesi veya babası ile ilgili olumsuz şeyler anlatması, karşı tarafı ayrılıkla ilgili suçlaması, tekrar barışmayla ilgili çocuğa fikirler ve hatta sorumluluklar vermesi olacaktır. Çünkü bu durumda çocuk artık çocuk olma rolünden çıkıp, kendisinden beklenen önemli bir görevi, sorumluluğu yerine getirmenin yükü altında kalmış bir yetişkin pozisyonuna sokulmuş olacaktır ve durum psikolojik olarak çocuğun altından kalkabileceği bir durum değildir. Barışmak isteyen bir taraf varsa, çocuğu kullanarak karşı tarafla ilgili bilgi almaya çalışması ya da karşı tarafla görüşebilmek için çocuğa sorumluluklar vermesi gerçekten yapılabilecek en tehlikeli ve hatalı şeylerden biridir. Lütfen sevgili ebevenler sizleri özellikle bu durumdan kaçınmanız için uyarmak istiyorum. Karşı tarafa herhangi bir mesajınız varsa lütfen bunu çocuk kanalıyla değil bizzat kendiniz belirtin. Bunun dışında yine aile büyüklerinin ya da çevredekilerin sorduğu “Anneni mi seviyorsun yoksa babanı mı?” gibi tamamiyle itici, saçmasapan ve çocuğu tercih yapmaya zorlayan sorular olabiliyor. Lütfen çocuğunuzu bu tür konuşmalardan uzak tutunuz ve bu tarz konuşan kişileri uyarınız. Tüm bunlara dikkat ettikten sonra çocuğun yeni hayat koşularıyla ilgili anne-baba arasında tutarlı kararlar alınması doğru olacaktır. Çocuğun ders yapma süresi, yatma saati gibi kuralların anne ve babada kaldığı dönemlerde tutarlılık göstermesi de çocuğun annesi de babasına da eşit mesafede olmasını sağlayacak ve aralarındaki güven ilişkisini koruyacaktır. Söz gelimi hafta içi sürekli annede kalıp sadece ders çalışan ve diğer gün okul olduğu için erken yatmak zorunda olan bir çocuk hafta sonu babasında kaldığında derslerden uzak, sürekli oyunla ve eğlenceyle zaman geçiriyor, yatma saatine de dikkat edilmiyorsa, çocuk annesinde kalmaktan çok babasını tercih edebilir ve bu durumu olumsuz anlamda kullanmaya başlayabilir. Bu şekildeki bir durum çocuğun anneyle de etkili zaman geçirmesini engelleyecektir. Yahut ayrılma durumuna zaten üzüldüğü düşünülen bir çocuğu daha fazla üzmemek için her istediğini yapmak da onun sınırlar konusunda zorlanmasını sağlayacaktır. Boşanmış anne-babalarının çocuklarının en fazla ihtiyaçları olan şey denge ve güven ilişkisidir. Bu nedenle çocuğun hayatıyla ilgili düzenlemelere anne-babanın konuşarak birlikte karar vermesi ve çocuğa açıklaması gerekir. Çocuk ile ilgili sorumlulukları da anne-baba eşit olarak anlaşarak paylaşmalıdır. Aksi takdirde bu ilişki sağlanamaz. Yine bunların dışında çocuğun hayatıyla ilgili bir karar alınacağı zaman, çocuğun hayatındaki doğum günü, mezuniyet gibi özel günlerde bir araya gelinmesi çocuğun anne-babasını hala iletişim halinde görmesi olumsuz etkileri azaltabilecek faktörlerden biridir. Boşanma süreci gerçekten özellikle çocuk açısından hassasiyet gösterilmesi gereken bir süreçtir ve bu konuyla ilgili anne-babanın bir uzmandan destek almaları da sürecin daha olumlu gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Günümüzde okula başlamak çocuklar kadar ebeveynleri içinde yeni bir sayfanın açılması anlamındadır. Çocuk için ilkokul çoğu zaman bilinmezlerle doludur
• Acaba anaokula benziyor mu?
• ilkokulda da oyun oynanıyor mu
• En sevdiğim arkadaşım da benim sınıfımda mı olacak
• Yeni öğretmenim nasıl biri. Anaokul öğretmenim gibi beni çok sevecek mi?
• Ders dedikleri zor mu acaba ?
• Okula gidince büyük adam olucam. Büyük adam ne peki?
• Eve gittiğimde oyun oynayabilecekmiyim ? Yoksa hep ders mi çalışacam
• Derslerim iyi olmazsa annem babam beni yine sever mi ?
• Ben okulda iken kardeşim ne yapacak hep annemin yanında mı olacak ?
• Annem beni okulda unuturmu ?
Göründüğü gibi çocuklar için bir sürü belirsizlikle doludur okul. Belirsizliklerde her zaman kaygının öncüsüdür. Bu nedenle anne babanın okulda ne yapacakları ile ilgili çocukları ile konuşması anlatması ve öncesinde öğretmen ile tanışması okulunu görmesi önemli ayrıntılardır. Ama burada önemli olan bir noktada ebeveynlerin okulu nasıl gördüğüdür. Okul anne baba için ne ifade ediyor?
• Çocuğum okulda başarılı olacak mı? (başarının ölçütü acaba ne)
• Derslerde başarılı olmak (sadece notlar mı ölçüt ) komşunun çocuğu, kardeşleri, anaokul öğretmenin dedikleri anne babaları ne kadar etkiliyor?
• Arkadaşlarıyla iyi geçinmek
• Sınıfın düzenine uymak -Çocuğum okulda mutlu olacak mı ?
Buraya daha bir çok soru ekleyebiliriz. Ama en önemlisi bunların birlikte olduğu zaman ortaya çıkacak olan mutluluktur. Mutlu olmak için çocuk bunları birlikte yapmak zorundadır. Bu durum ona yeni bir yük getirir. Çünkü bu dönemde sosyal ilişkileri daha önce yaşadığından farklıdır. Artık en hızlı koştuğu için ya da çok zıpladığı için eskisi kadar rağbet görmemektedir. Dersleri de iyi olmalıdır ki arkadaşları onu dışlamasın, öğretmeni daha çok sevsin, anne babası da mutlu olsun. Yani mutlu olma kavramı artık eskisi kadar kolay olamamaktadır. Bu daha oyun çağını bitirmemiş ve asla bitmesini istemeyen bir çocuk için oldukça zordur. Artık anne babaların yaşadığı hayatın provasını yapmaya başlamışlarıdır. Bu sizin de tahmin ettiğiniz gibi 60 -66aylık çocuklar için daha da çekilmez hale gelebilir. Aslında birinci sınıf çocuğundan beklenmesi gereken okulda uyumlu olması, okuma- yazmayı öğrenmesi ve yakın olabildiği birkaç tane arkadaşının bulunmasıdır. Bunları başarabilen çocuk sosyal ilişklerini, öğretimi 1. Sınıf için başarmış olacaktır.
Yine anne ve babalara dönersek onlar da okul açılmasıyla birlikte kendi çocukluğundan olan yükleri de bazen çocuklarına yansıtabilirler.
• Ben çok zor okudum ama onu özel okula yolluyorum o benim gibi zorlanmasın
• Ben okuyamadım, bu nedenle hayatta çok zorlandım. o benim gibi olmasın okullarını hepsini tek tek bitirsin
• BENİM çocuğum benim gibi başarılı olmalı.
Bazende çocuğun sorumluluğu tamamen annenin üzerindedir (babanın iş yoğunluğunun fazla olması, şehir dışında çalışması, babanın kişilik özellikleri, aile yapısı vb). Yani çocuğun başarısızlığı durumunda ilk hesap sorulacak kişi annedir. Anne bu durumda çocuğuna daha kaygılı yaklaşabilir. Yani kendi hayatımızda ki yükler çocuğu da yüklendiği zaman kaygımızı beklentilerimizi, yapamadıklarımızı çocuğa yüklemiş oluruz. Bu çocuk her yaşta taşınması oldukça ağır bir yük olup bazen bu yükü hayatı boyunca taşıyabilir.
Okul görüldüğü gibi çoğu zaman sadece çocuğun değil ebeveynlerin hayatında da yeni bir sayfa açar. Bu sayfanın güzelce dolması için ebeveynlerin ilk önce çocuklarının yapabildiklerini görmeleri, onun hala bir çocuk olduğunu unutmadan davranmaları, öğrenmenin sonu olmayan bir merdiven olduğu ve basamakları tek tek çıkması gerektiğini ve ebeveynler mutlu oldukça çocuğun mutlu olabileceğini unutmadan davranmaları gerekmektedir.
Sevgili Bezim ( Ebeveynler Tuvalet Eğitimini Nasıl Vermeli ?)
Çocuklar yürümeye başladıktan sonra hayatında bir sürü yeniliklerle tanışırlar. En başta ev onlar için araştırılması gereken büyük bir dünyadır. Bu dönemde yavaş yavaş anneden ayrı olarak ta vakit geçirmeye başlayan çocuk için tehlikeler ve yapması gerekenler vardır. Bu dönem bir taraftan özerk olabilmeye çalışmanın enerjisini getirdiği gibi bir taraftan da yasaklarla tanışıldığı bir süreçtir. Bu nedenle daha önce çok duymadığı hayır’ ya da yapamazsın’ sözcüklerini duymaya başlar. Bu gelişim döneminde çocuğun halletmesi gereken görevlerden biri de bezini bırakabilmesidir.
Çocukların bezini çıkarmaya hazır olduğunu aslında en güzel kendileri belli ederler. Bezi takmak istememeleri , banyo ve tuvaletteki tavrı , tuvalet ile ilgili oyunlar ve taklitler yavaş yavaş bezden ayrılma vaktinin geldiğinin göstergeleridir.
Çocuğunuzun boyuna uygun bir lazımlığa giysili olarak günde bir kez yemekten sonra oturtmakla sürece başlanabilir. Bu süreçte;
· Tuvalette çocuğunuzun yanında bekleyin
· Oturmak istemezse zorlamayın erteleyin
· Süreçleri ona gösterin ve anlatın. Bezine kakasını yaptıktan sonra lazımlığı tuvalete boşaltıp sifonu çekin ve bu süreçlerde yanınızda olsun.
· Eğer bunları yapabildiyseniz çocuğunuzu öven sözlerde bulunun ve onu alkışlayın
· Bu süreçte bir zorlanma yaşamazsanız ve çocuğunuz çok direnç göstermezse bir sonraki basamağa geçin ve bez bağlamadan lazımlığa oturtun ve git gide sıklığı arttırın
· Bu konuda zorlandığı her süreçte sizden yardım alabileceğini çocuğunuzun bilmesi gerekir. Örneğin bu sürecin başında ara ara bezine yapmak isteyebilir . Bunu ANLAYIŞLA KARŞILAMAK gerekir. Ya da bezini sadece tuvaletini yaparken çıkarmak isteyebilir.
· Bazen çocuklar için tuvalette oturmak sıkıcı olabilir. Bu süreçte anne ile çocuk arasında tuvalet oyunları ( tuvalet kağıdı ile şekiller yapma ve ya birlikte şarkılar söyleme vb), masal kitapları okuma uygulanabilir.
· Tuvalet eğitimi annenin çocuğa ilgisi ile ilişkili süreçler çoğunlukla değildir. Bu onun sizinle olan bağını ya da sizin başarınızı göstermez .
· Bu sürecin çocuktan çocuğa farkılık göstereceğini bazen kısa bir zamanda bazen de uzayabileceğini unutmayın.
· TV ve bilgisayarın karşısında çok dikkatli ama derse gelince her şey değişiyor
· Aslında çok zeki ama kendini derse vermiyor ah bir istese..
· Dersin başında oturamıyor ki sürekli bir bahane bulup dersin başından kalkıyor
· Her hafta kalem – silgi almaktan usandık. Ya unutuyor ya da kaybediyor
· Bir şey söylediğimde başını dinliyor sonunu dinlemiyor
Öğretmenlerin Söyledikleri Cümleler
· Derste dalıp gidiyor
· Ders gereçlerini genelde unutuyor
· Aklı sanki hep başka yerde gibi
· Aslında zeki bir çocuk birde kendini derse verse
· Yanındaki arkadaşıyla konuşup duruyor
· Yazı yazmayı hiç sevmiyor
· Dikkati hemen dağlıyor
Ergenlik döneminde DEHB
· Ders çalışamama, unutkanlık
· Okulda arkadaş ve öğretmenleri ile ilgili sorunlar
· Tehlikeli aktiviteler ( sık kavga etme, alkol madde kötüye kullanımı, cinsel riskli davranışlar)
· Gerginlik, huzursuzluk
· Ders Çalışamama, ya da odaklanamama
· Düşük kendilik algısı ve depresif yakınmalar
Eğer bu cümleler size tanıdık geldi ise çocuğunuzun DEHB açısından bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu(DEHB) çok yüksek bir oranda (%5-7) görülen tıbbi bir hastalıktır. DEHB bütün tıbbi hastalıklar gibi erken tanı ve tedaviye son derece iyi yanıt veren bir bozukluktur. Ancak tedavi edilmediği takdirde ciddi tıbbi , akademik ve sosyal sorunlara yol açabilir.
3 tipi bulunmaktadır
1- Dikkat Eksikliğinin ön planda olduğu tip
2- Hiperaktivite –Dürtüselliğin ön planda olduğu tip
3- Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin birlikte olduğu tip
DEHB NEDEN OLUR ?
Özellikle önceleri hatalı anne baba tutumlarının DEHB ye yol açtığı düşünülse de yapılan araştırmalar DEHB nin nörobiyolojik bir hastalık olduğunu göstermektedir.Araştırmalar Özellikle beynin frontal lobunun işleyişi ve metabolizması ile ilgili bir problem olduğu üzerinde durmaktadır.
DEHB nin nedeni tam bilinmemekle birlikte daha çok üzerinde durulan genetik etmenlerdir.Yapılan aile çalışmalarında DEHB si olan çocukların anne ve babalarında topluma göre 2-8 kat daha fazla DEHB görülmektedir (Biederman- Faraone 2002).
Bununla birlikte hamilelikte geçirilen enfeksiyonlar ve ilaç kullanımı,uzamış doğum öyküsü, düşük doğum ağırlığı,gebelik sırasında alkol ve sigara kullanımı çocukta DEHB riskini arttırdığı ile ilgiliçalışmalar bulunmaktadır. Ayrıca kurşun düzeyinin yüksek olması da DEHB benzeri tablo oluşmasına neden olabildiği bildirilmektedir.
TANI VE TEDAVİ
DEHB kronik bir hastalıktır ve tedavi edilmediği sürece çocuk veya ergenin yaşadığı sorunlar gitgide artar. DEHB belirtileri birçok tıbbi ve psikolojik rahatsızlıkta da görüldüğü için doğru teşhis çok önemlidir. Bu nedenle belirtilerin olduğunu düşündüğünüzde bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmak gerekmektedir. DEHB de tanı, klinik gözlem ,anne baba ve öğretmenden alınan bilgiler gerekli olduğu hallerde yapılan psikometrik değerlendirmeler ile konulmaktadır. Malesef ülkemizde çocuk ve ergen psikiyatristi sayısı az olduğu için yanlış tanı sıklıkla konulmakta ve buna bağlı olarak yanlış tedaviler sıklıkla uygulanmaktadır.
Tedavi
DEHB da aile, öğretmen iyi bir şekilde bilgilenderilmeli ve yapılabilecek uygulamalar üzerinde konuşulmalıdır. Her çocuk kendine özgü davranışlar sergilediği için bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirildikten sonra tedaviye başlanmalıdır.
1. İlaç tedavisi
Yapılan araştırmalar( özellikle multimodal treatment study of children with ADHD MTA 2007 ) ve birçok tedavi kılavuzu göstermektedir ki DEHB da en etkin tedavi ilaç tedavisidir. Tedavide kullanılan ilaçlar hareketlilik, dikkatsizlik ve dürtüsellik üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Maalesef ülkemizde bu ilaçlar ile ilgili yanlış bilgilendirmeler ( bağımlılık,beyine zarar verme) tedaviyi geciktirmekte ve daha önemli problemlerin gelişmesine yol açmaktadır. Çocuk ve ergen psikiyatristi kontrolü altında önerilen ilaçlar kullanılması gerekmektedir.
2. İlaç dışı tedaviler
· Psikoeğitim
Hasta ve ailesinin DEHB ile ilgili bilgilendirilmesi tedavinin en önemli kısımlarından bir tanesi olup ilk basamağı oluşturur
· Okula yönelik düzenlemeler
· Davranışcı tedaviler
· Aile terapisi
Bu tedavi seçenekleri dışında bilimsel olarak etkinliği ispatlanmamış ve herhangi bir psikiyatri birliği tarafından ilk seçenek olarak onaylanmamış yöntemler (bilgisayar tedavisi, biofeedback, müzikle tedavi, vitamin uygulamaları, çeşitli diyetler) maalesef ailelerin ilgisini çekebilmekte ve tedavinin başlamasını gecikmektedir.
Çocuğunuzun herhangi bir fiziksel hastalığında nasıl çocuk doktoruna gidiyorsanız, dikkat eksikliği,hareketlilik ve başka psikolojik sorunlarda, mutlaka değerlendirmeye gittiğiniz kişinin çocuk ve ergen psikiyatristi olmasına dikkat etmeniz gerekmektedir