Etiket: Çocuk

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu fark etmek zor mudur?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanısı Zor mudur?

    Aile ve öğretmenlerin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerini fark etmesi bazen çok zor, bazen ise çok kolaydır. Hiperaktivitenin, öfke veya davranış sorunlarının yoğun olduğu durumlarda aile ve çevre sorunlar için genellikle çabuk başvurur fakat belirtilerinin bu kadar yoğun şiddette olmadığı ya da yalnızca dikkat sorunları mevcut olmadığı durumlarda sorunu fark etmek zor olabilir.

    Sadece belirtilerin şiddeti midir tanıyı zorlaştıran?

    Belirti şiddetinin yanı sıra diğer zorluk DEHB belirtilerinin özelliğidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun belirtilerinin ana özelliği çocuğun gelişimsel düzeyinden ve yaşından beklenen düzeyinden daha yoğun olmasıdır. Diğer bir ifade ile birkaç yaş daha önce görülmesi normal olan bir takım özelliklerin (hareketlilik, dikkat süresi gibi) görünmesi şeklindedir. Örneğin depresif bir çocukta normalde beklenmeyecek kadar mutsuzluk yada içe kapanıklık gibi belirtiler görülür. Bu tip normalde beklenmeyen belirtileri fark etmek ve tedavi başvurusu yapmak daha kolaydır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ise yaşına göre biraz hareketli, dikkati yaşına göre kısa diye düşünülerek kolaylıkla atlanılabilir.

    Belirtiler çocuğun içinde bulunduğu koşullara göre değişebilir mi?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk ya da genç keyifli çok keyif aldığı bir işi yaparken (Tv izlerken, bilgisayarda oyun oynarken) dikkat sorunları genellikle gözlenmez. Bir oyun ya da sevdiği bir faaliyet ile ilgili tüm detayları hatırlayabilir fakat aynı çocuk ders ya da görev başında iken çabuk sıkılabilir, hatırlamakta güçlükler yaşayabilir. Bu durum ailelerin ve öğretmenlerin çok kafasını karıştırır. Çevredekiler ‘bilerek yapıyor, istediğinde çok güzel yapıyor’ şeklinde düşünebilirler. Ya da tek başına iken çokta hareketli olmayan bir çocuk, bir misafirliğe gittiğinde değişebilir.

    Sorunu fark etmekte en önemli adım hangisidir?

    Dikkat sorunları, hareketlilik ya da dürtüselliğe ait belirtilerin çocuğun ya da gencin yaşamı üzerine etkilerini fark etmek en önemli adımdır. Belirtiler aile, arkadaş ya da okul hayatını olumsuz etkilemeye başlamış ise başvuru için gecikilmemelidir.

    Aileler sorunu fark ettiklerinde ne yapmalılar?

    İlk adım ön yargıları bir tarafa bırakmak olmalıdır. ‘Benim çocuğum deli değil, kesin biz çok abartıyoruz, yaşla birlikte düzelir, iyi eğitim verilse düzelecektir’ gibi birçok kalıplaşmış düşünceyi yıkmak gerekir. Bazen aileler ve öğretmenler iyimser düşünmek isterler. ‘Zeki çocuk böyle olur, her şeyi biliyor’ nesi var diye düşünürler. Bu rakibi küçümsemektir. Bu şekilde tanı ve tedavi gecikir. Süreç geciktikçe de hastalığın okul, aile ve arkadaş ilişkileri üzerine olan olumsuz etkisi giderek artar. Her hastalıkta olduğu gibi DEHB’de erken tanı ve tedavi çok şeyi değiştirir.

    Erken tedavi olmadığında ne gibi riskler söz konusudur?

    Yapılan çalışmalarda tedavi edilmeyen çocukların en fazla % 10-20’lik bir bölümü erişkinlik dönemine bozukluktan önemli bir zarar görmeden geçebildikleri gösterilmiştir.

    En önemli riskler söyle sıralanabilir..

    Güven sorunları

    Ek psikiyatrik hastalıkların eklenmesi (Anksiyete bzk, Depresyon, Karşıt Olma vs.)

    Okulda beklenenin altında başarı gösterme.

    Disiplin ve kural sorunları.

    Alkol, sigara yada madde kullanımı.

    Daha fazla kaza geçirme.

    Aile, arkadaş ve ilişkilerinde sorunlar.

    Daha sık yasal sorunlar yaşama.

    Bu nedenle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu ciddiye almak gerekir!!

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı kim tarafından konulmalıdır?

    DEHB tıbbi bir bozukluktur. Tıbbi bir tanı olduğundan dolayı tanısı bir DOKTOR (Çocuk ve Ergen Psikiyatristi) tarafından konulmalıdır. Gereğinde beraberinde çalıştığı psikolog ve gelişim uzmanlarının değerlendirmeleri ve yardımları istenebilir.

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi dışında kişilerin tanı koymasının ne gibi sakıncaları olabilir?

    Tıp eğitimi almamış, çocuğu ya da genci bir bütün olarak değerlendirme becerisine ve eğitimine sahip olmayan birisinin tanı ya da tedavi sürecini üstlenmesi çok ciddi riskleri beraberinde getirir. Nörolojik, hormonal veya immünolojik bir tablo çok rahatlıkla psikiyatrik durumlarla karıştırılabilir. Bu nedenle DEHB ya da herhangi bir psikiyatrik hastalık tanı ve tedavi süreci mutlaka bir doktor tarafından yönetilmelidir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu tanısını koymada kullanılan yardımcı bir tanı testi var mıdır?

    DEHB tanısında son dönemde Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) Neurofeedback’ın tanıda yadımcı bir inceleme olduğunu duyurmuştur (DEHB tedavisinde kullanımı değil). Bu yöntem dışında EEG, beyin MR, Beyin Tomografisi, SPECT vs gibi beyin yapısını inceleyen yöntemler tanı koydurucu değildir. Bu yöntemler daha çok DEHB’nin anlaşılmasına yönelik araştırmalarda kullanılır.

    Çeşitli dikkat alt tiplerinin değerlendirmelerinde kullanılan psikometrik testler bize ek bilgiler sağlayabilir fakat Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğuna yalnızca test ile karar verilemez. Yani okullarda ya da çeşitli merkezlerde yapılan dikkat testleri ile DEHB vardır yada yoktur denmesi doğru değildir. Aileleri yanlış sonuçlara götürebilir. Bir zeka değelendirmesi gerektiğinde yada öğrenme güçlüğü araştırıldığında psikometrik testler istenebilir ama DEHB için tanı koydurucu değildir.

    Dikkat Eksikliğinin tanısında temel yöntem nedir?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun tanısında temek yöntem klinik görüşmedir. Bu görüşmede mümkün olduğunda çok kaynaktan bilgi alınmaya çalışılır. Bu bilgiler ışığında DEHB ile karışabilecek ek hastalıklar ayırt edilmeye çalışılır. Ayrıca bu görüşmelerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na sık eşlik eden hastalıkların (Tik bzk, Kaygı bzk, davranım bzk, Depresyon) olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeyi yapacak olan hekimin eğitimi, yeteneği ve en önemlisi bu alandaki tecrübesi kritiktir.

    Kimlerden bilgi almak gerekir?

    Çocuk, aile ve okuldan alınacak bilgiler, gerektiğinde istenecek testler ile tanıya ulaşılmaya çalışılır.

    Çocuk ile yapılacak olan görüşmede okulda ya da evde mevcut olan belirtiler gözlenmeyebilir. Evde çok hareketli bir çocuk muayene ortamında farklı davranabilir. DEHB tanısı koymak için muayene ortamında tüm belirtilerin gözlenmesi şart değildir. Önemli olan günlük yaşamı sırasında okul, arkadaş ve aile ortamında belirtilerin ne kadarının gözlendiğidir. Bazen yaş nedeni ile çocuk sorunları anlatmakta güçlük çekebilir. Çocukla görüşmede çocuğun duygudurumu, okul ve arkadaş ilişkileri, aile içindeki yaşantısı hakkında bilgiler alınmaya çalışılır.

    Aile görüşmesi tanı açısından en önemli görüşmedir. Eğer mümkünse anne ve babadan birlikte görüşmede olması farklı açılardan bilgi alınması adına önemlidir. Sorunların başlangıcı, hangi dönemlerde artıp azaldığı anlaşılmaya çalışılır. Geçmiş hastalık öyküsü, çocuğun gelişim hikâyesi alınmaya çalışılır. Menenjit, epilepsi, kafa travması, dil ve motor alana yönelik gelişimsel sorunların varlığı önemlidir.

    Gereğinde birebir yapılan bir görüşme ile öğretmenden bilgi alınması önemlidir. Dikkatin yoğun kullanılmasının gerektiği, evden çok daha fazla kuralın bulunduğu okul ortamında çocuğun davranışlarının öğrenilmesi tanı açısından önemlidir. Akademik durum, arkadaş ilişkilerine yönelik bilgiler bu görüşmede mutlaka öğrenilmelidir.

    Öğretmen, Aile ve Çocuk formları rutinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ve eşlik eden hastalıkları saptamakta son derece pratik ve önemli bilgilere ulaşılmasını sağlar. Hastalığın belirtilerinin varlığı ve şiddeti hakkında bilgilere formlardan ulaşılmaya çalışılır.

    Psikometrik testler ile (dikkat eksikliği testleri, zeka testleri vs) öğrenme güçlüğü ya da zeka seviyesinin saptanması gereken durumlarda kullanılabilir. Hiçbir psikometrik test tek başına tanı koydurucu değildir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    “ İki ayrı insan” tarafından oluşturulan aile, bunun doğal sonucu olarak, çatışma ve uyumsuzluk potansiyelini de taşır. Bazen aile sorunları çözme mekanizması olarak çalışırken, bazen sorun üreten bir mekanizma haline gelebilir. Bunun sonucunda aile boşanma kararı alarak evlilik birliğini sonlandırmaktadır.

    • Geçimsizlik
    • Alkol- Uyuşturucu- Kumar bağımlılığı
    • Aldatılma
    • Aile dışı kişiler ile olan sorunlar

    Günümüzde her 5 çiftin 1 tanesi boşanmaktadır. Boşanma oranı %20. Çocukların iyiliği için bir arada kalmak çok nadir işe yaramaktadır. Bazen bir arada kalmak çocuklara anlaşamayan eşlerin birlikteliğinden daha fazla zarar vermektedir. Özellikle

    • Kasıtsız sessiz kalmalar
    • Sürekli bağırış çağırış
    • Fiziksel şiddet
    • Psikolojik şiddet
    • Cinsel şiddet gibi travmatik olaylara maruz kalmış çocuklar, boşanmış ailelerin çocuklarından daha uyumsuz ve sağlıksız tepkiler ortaya koyabilir.

    Bu nedenle ………… tek yolu evliliği sona erdirmektir. Bu karar alındıktan sonra da anne-babaya düşen çocuğun uyumunu kolaylaştıracak uygulamalarda bulunmaktır.

    Boşanmanın çocuk üzerinde yaratacağı etki çocuğun yaşına, boşanmadan önceki ve boşanmadan sonraki şartlara ve çocuğun kimde kaldığına bağlıdır. Yaşa göre etkilenme ve bu etkilenmenin yaratacağı sorunlar ve bu sorunların ileriki yaşama etkileri farklılık gösterir.

    Örneğin 0-6 aylık bir dönemde boşanma gerçekleşirse çocuğun etkilenmesi anneyle kalıp kalmadığına göre farklılık gösterir. Çocuğun 6 aylıktan sonra anneden ayrılması çok ciddi ve etkileri ömür boyu sürecek sorunlara neden olur.

    3-6 yaşta aynı şekilde çocuğun anne/babasından ayrılması çok ciddi ruhsal duygusal ve sosyal sorunlara yol açar.

    Boşanma sürecinde çocuğun ruhsal dünyası

    1-3 yaşındaki çocukta; anne babadan birinin evden ayrıldığını anlar ancak sebebini kavrayamaz

    • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama
    • yapışma/ ayrışamama
    • uyku sorunları
    • altına kaçırma, parmak emme
    • Ebeveynden ayrıldığında endişe ve kaygı
    • öfke patlamaları
    • ısırma
    • rahatsız edici davranma
    • boşanma öncesi dönemdeki gibi, günlük yaşam rutinini bozmadan olduğu gibi korumak
    • endişeli görünmekten kaçınmak
    • güvenli bir ortam yaratmak
    • çocukla birebir zaman geçirmek

    3-6 yaş arası; boşanmanın anlamını tam olarak anlayamaz ama anne/ babasının hayatında eskisi gibi yer olmadığını fark eder.

    • yaşananlardan dolayı kendini suçlama
    • yoğun öfke duygusu
    • birlikte yaşadığı ebeveynine karşı hırçın, öfkeli ve huysuz
    • uyku sorunları
    • korkulu rüyalar
    • ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.
    • ayrı kaldığı ebeveyni ile telefonda görüştürmek
    • çocukla anne baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde bulunmak
    • birlikte geçirilen zamanları fırsata çevirip => çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek
    • duygularını ifade edebileceği faaliyetler yapmak
    • boşanmadan onun sorumlu olmadığını; bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini; onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını anlatmak

    6-11 yaş (okul dönemi); boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar. Anne babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

    • kendisini aldatılmış hisseder
    • evden gidenin geri döneceğini ümit eder
    • evden gidenin artık kendisini istemeyeceğini düşünür
    • arkadaşlarını görmezden gelebilir
    • kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygılanır
    • uyku düzeni bozulur
    • uyuma güçlüğü çeker
    • öfke patlamaları görülebilir. Hırçınlaşabilir
    • birlikte özel zaman planlamak
    • ev dışında anne babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek
    • çocukla yüz yüze iletişim için fırsatlar yaratmak
    • ev dışında aktif olabileceği olanaklar sağlamak
    • olan bitenle ilgili tüm sorularını cevaplandırmak, iletişim kanallarını açık tutmak
    • depresyon ve korku tepkilerine duyarlı olup, bunlar görüldüğünde hemen ve uzun süreli yardım almak
    • günlük yaşam alışkanlıklarını aynen devam ettirmek
    • duygusal boşalımı için cesaretlendirmek

    Boşanmayı takiben kısa vadede çocukta ne gibi etkiler görülür?

    Boşanma çocukta bir dağılmayı, sosyal değişimi, düzenin alt üst olmasını temsil eder. Dolayısıyla ruhsal ve sosyal çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ilk iki yıl kritik bir dönemdir. Bu kritik dönemde ilk 6-12 ay da çocuklarda sorunsuz bir süreç yaşanır, ikinci 12-24 ay da bu olumsuz etkiler azdır ve çocuk boşanmaya uyum sağlayabilir. Olumsuzluklar: depresif duygulanım ve içe kapanma. Uyum geliştiremeyen çocuklarda ise 2 yılı takiben en çok sinirlilik, sorunlarla başa çıkamama ve dürtüsellik görülebilir.

    Uzun süreli etkiler

    • yetişkin olduklarında daha çok sorun yaşayabilirler
    • kendi evliliklerinde boşanma daha yüksek görülür
    • bağlanma sorunları görülebilir
    • yaşam kalitesinde bozulma
    • ebeveyn- çocuk ilişkilerinde bozulma
    • duygusal desteğin yetersizliği

    Boşanma sürecinde çocukta

    1. suçluluk duyguları; boşanmadan kendisini sorumlu tutma. Bunda çocuğa ebeveynin yeterince açıklama yapmamış olması etkendir. Anne- baba çocukla ilgili kavgalar etmesi, çocuğun kimde kalacağı anlaşmazlık konusu ise, yaşının küçük olması, düşünce biçiminin somut olması ile kendini suçlayabilir. Bu durum çocukta ciddi uyumsuzluklar görülebilir.
    2. Korku
    3. Üzüntü
    4. Gerileme
    5. Okul başarısında düşme
    6. Ebeveyni barıştırma arzusu
    7. Yalnızlık
    8. Reddetme- reddedilme duygusu
    9. Uyku sorunları görülebilir
    10. Somut düşüncede oldukları için şöyle düşünebilirler. Ayrıldığı ebeveyni ziyarete gelmesi gereken günde gelmemişse başka işleri olabileceğini düşünmek yerine; artık sevilmediğini, bu nedenle anne/babasının gelmediğini düşünebilir.
    11. Bağımlı ve yakın oldukları kişileri örnek aldıkları için onların hissettikleri veya düşündüklerini kendi hisleri ve kendi düşünceleri gibi anlatırlar. Bir ebeveyn diğeri hakkında söylediklerini kendi düşüncesi gibi söyleyebilir. Bir ebeveynin diğerine olan duyguları, kızgınlık öfke gibi kendisinin hissi gibi gösterebilir.
    12. çiftlerin birbirlerine olan olumsuz duyguları kızgınlık, kırgınlık, kin, öfke gibi çocuğa aktarıldığında çocuğun kafasında karışık duyguların doğmasına, davranış sorunlarının gelişmesine, kalıcı bağlılıklar geliştirmesine neden olur.
    13. Anne- baba arasındaki çatışmalar: Özellikle boşanma kararı almadan önce artan çatışmalar sıktır. Gerek bu çatışmalardan gerekse çocukların velayeti, ziyaret günleri, ebeveyn sorumlulukları, yeni düzenin oluşturulması, maddi meseleler vs. gibi çatışmalar boşanmanın çocuk üzerindeki en trajik kanıtıdır. Çocukta sosyal uyum sorunlarının ve güvensiz hissetmesinin temellerini oluşturur.

    Boşanma sürecinde çocuk hangi aşamalardan geçer?

    Şok ve Kaos: Çocuk bir anda hiç ummadığı bir haberle karşılaşır. Birçok yoğun duyguyu iç içe yaşar ve kafasını karışır. “Eyvah, annemle babam boşanıyor !”, “Şimdi ne olacak ?”

    İsyan ve Sorgulama: Çocuk, üzüntü ve kızgınlığı bir arada hisseder. “Neden benim başıma böyle bir şey geliyor” diye düşünür.

    Kaygı ve Korku: Belirsizlik çocuğun kafasında birçok soru işareti yaratır; “Ben ne olacağım ?” , “Okulum değişecek mi?”, “Arkadaşlarımı görebilecek miyim?”, Buna paralel olarak da çocuğun kaybetme ve ayrılık korkuları tetiklenir; “Annem evden ayrılıyormuş, ya onu bir daha göremezsem?”, “Babam evden gidecekmiş, ya bir gün annem de giderse?”, “Ya yalnız kalırsam?”…

    Baş etme ve Uyum: Belirsizlikler ortadan kalktıkça, düzenli ve rutin bir yapı oluştukça çocuğun kaygı ve korkuları dinmeye başlar. Sorularını cevaplamak, ihtiyacı olan duygusal ve sosyal desteği sağlamak uyumunu kolaylaştırır. Ve bir süre sonra çocuk durumu anlamlandırır ve kabullenir; yeni koşullara uyum sağlar. Tabii ki bu uyum ebeveynlerin çabasını gerektirir.

    Boşanma kararını çocuklara kim açıklamalıdır?

    Eğer mümkünse ebeveynler birlikte açıklamalıdır. Bu şekilde çocuk durumu daha rahat kabullenecektir ve çocuğun iki ebeveynden de farklı hikayeler duyma olasılığı azalacaktır. Birden fazla çocuk varsa, tüm çocuklara aynı anda açıklama yapılmalıdır. Kardeşlerin varlığı şoku ve üzüntüyü hafifletebilir, güven, destek ve ailenin devamlılığı hissini verir.

    Boşanma kararı ne zaman söylenmeli?

    Boşanma kararı kesinleştiği anda söylenmeli, henüz karar alınmadan boşanmayla ilgili tehditler, ültimatomlar sürekli çocuğa aktarılmamalı ve kafa karışıklığı yaratılmamalıdır. Çocuğun uyum sağlamasına vakit vermek için çok da geç olmadan bu açıklama yapılmalıdır. Açıklamanın ardından çocuğun ağlamasına, üzülmesine, sorular sorup rahatlamasına izin verilmelidir.

    Boşanma kararı aktarılırken içerik ve üslup nasıl olmalıdır?

    Kısa ve öz, samimi ve dürüst, çocuğun yaşına uygun, örnek, benzetme veya resimlerden yararlanılabilir… Konuşma sırasında yakınlık ve temas da önemlidir. Bu kararın ortaklaşa verildiği vurgulanmalı ve bu karara varmadan önce de alternatif tüm yolların denendiği çocuğun anlayacağı dilde ifade edilmelidir…

    Ebeveynlik rolleri ev eş rollerinin birbirinden bağımsız olduğu belirtilmeli; boşanma kararının hayata geçirilmesi ile birlikte eşlerin birbiriyle ilişkilerinin sonlanacağı ancak ebeveyn olarak daima çocukların yanında olacakları tekrar tekrar vurgulanmalıdır…

    Boşanma ile birlikte, çocukların hayatında nelerin değişeceği nelerin aynı kalacağı açıklanmalı; çocuğun kiminle kalacağı, diğer ebeveynle ne zaman, ne sıklıkla ve hangi koşullarda görüşeceği net bir biçimde açıklanmalı; belirsizlikler olabildiğince azaltılarak netlik sağlanmaya çalışılmalıdır…

    Çocuğun boşanmaya uyum sağlaması sürecinde ebeveynlerin neler yapması gerekir?

    Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi, ebeveynlerin boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatmamasıdır. Ancak, boşanma sonrasında çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen ya da hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle anneler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandığı ve bu nedenle çocukların uyum problemleri yaşayabildiği görülmektedir
    Çocukların boşanma süreci hakkında açıklamalara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Boşanma öncesinde ve sonrasında çocuğun soruları asla yanıtsız bırakılmamalıdır ve dürüst bir şekilde cevaplandırılmalıdır.

    • Onları boşanmanın sorumluları olmadıklarına ikna edin.
    • Onları sevdiğinizi ve onlarla her zaman ilgileneceğinizi söyleyin.
    • Diğer ebeveyni okul ve diğer aktivitelere dahil edin.
    • Onların diğer ebeveynleriyle sevgi dolu ve tatminkar bir ilişki içinde olmalarına izin verin.
    • Onların ebeveynler arasında taraf tutmak zorunda kalacakları durumlar yaratmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında bilgi almak için onları sıkıştırmayın.
    • Çocuk yetiştirme masrafları konusundaki tartışmalarınızı onların önünde yapmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında kötü konuşmaktan ve onu diğer ebeveyni incitmek için piyon olarak kullanmaktan kaçının.
    • Tekrar evlenme ya da ilişki kurma sürecinde çocukla iletişim nasıl olmalıdır?
    • İlişkiniz uzunca ve düzenli olana dek yeni partnerinizi çocuğunuzla tanıştırmayın. Sık sık partner değişimine şahit olması çocuğun güvenini sarsabilir, ayrılma ve terk edilme korkularını tetikleyebilir. İlişkiniz sağlamlaşıp çocuğunuzla tanıştırmaya hazır hissettiğiniz zaman, bu konuda çocuğunuzla konuşun ve onu bu tanışmaya hazırlayın.
    • Evlenme kararını açıklarken çocuğa karşı dürüst, açık ve net olun, yaşını gözeterek açıklamalar yapın ancak evlenmek için izin istemeyin.
    • Evlilik hazırlıklarınıza çocukları da dahil edin ve mutlaka evlilik töreninizde bulunmalarını sağlayın.

    Ne zaman yardım almalısınız?

    • Kronolojik yaşından daha küçük gibi davrandığında
    • Uyumsuz ve huysuz olduğunda
    • Üzüntü ve depresyon yaşadığında
    • Suçluluk duyduğunda
    • Uyku ve yeme sorunları olduğunda
    • Kişilik değişimi yaşadığında
    • Okulla ve arkadaşlarıyla problemleri olduğunda
    • Mantık dışı korkular ve dürtüsel davranışlar gösterdiğinde yardım alınmalıdır. Bunun dışında daha farklı sorunlar da karşımıza çıkabilir. Bu gibi durumlarda çocuğun ruhsal sıkıntılarını geleceğe de aktarmaması ve bütünlüğünün korunması açısından uzmanlardan destek almanız önem taşımaktadır.
  • Öğretmenler dikkat eksikliği hiperkaktivite bozukluğu olan öğrencilerine nasıl yardım edebilirler?

    Dikkat eksikliği olan çocuklar sınıfta neler yaşarlar?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en çok okul yaşamını olumsuz etkiler. Okul yaşamında çocuk ya da genç birçok sorumluluk ve görev yerine getirmek zorundadır. Bu görevleri yerine getirmek DEHB li birey için diğerlerine kıyasla daha zordur. Kendinizi sınıfta yeni bir derse başlarken düşünün. Ders başladıktan birkaç dakika sonra öğretmeninizin kitabınızı açın diye uyarması ile kendinize geldiniz. Dersin başlamasından kısa bir süre sonra evde yaptığınız eğlenceli şeyleri düşünmeye başlamışsınız. Neyse hemen arkadaşınıza dönüp kaçıncı sayfayı açacağınızı sordunuz. Kitabı okumaya çalışırken birden dışarıdan bir ses geldi. Ona bakmaya başladınız. Okuduklarınıza odaklanmaya çalışırken bir arkadaşınız ön tarafta çantasını karıştırmasını izlemeye koyuldunuz ve okuduğunuz yine bölündü. Öğretmen son 1 dakika diye seslendiğinizde okumanız gereken yerin yarısında bile değilsiniz. Süre bitti ve siz okumayı bitiremediniz. Öğretmen soru sordu ama tam okuyamadığınızdan arkadaşınızdan yardım istediniz. Sizin sorularınızdan yorulan arkadaşınız size dönüp yeter artık dedi. Buna benzer dikkat sorunları DEHB li bir çocuğun sınıf yaşamında sıkça yaşanır. Ona sınıf ortamında gerekli desteği sağlayabilmek yaşadığı zorlukları azaltacaktır.

    Peki sınıf ortamında öğretmenler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk için neler yapabilirler?

    1. İlk olarak öğretmen masasına yakın bir yerde, sınıfa ve dikkatini dağıtabilecek uyaranlar arkasında kalacak şekilde oturabilir. Mümkünse kapı, pencere, havalandırma ve ısıtıcıdan uzak durulmalıdır. Küçük ama onun dikkatini bozabilecek her türlü faktör sorun yaratabilir.

    2. Her hangi bir aktivite değişikliğinden önce net bir mesaj verilebilir. Artık kitaplarınızı kaldırın, teneffüse hazır olun ya da sınav süresinin bitimine 10 dakika gibi. Bu küçük hatırlatmalar görev geçişlerini yönetmekte zorlanan çocuk için net mesajlar içerir ve işini kolaylaştırır.

    3. Sınıf kurallarının yazılı olduğu bir tablo yapması gerekenleri daha sık hatırlayacaktır.

    4. Sınıf içerisinde tahta silme, kâğıtları dağıtmak, bazı evrakları taşımak, tahtaya bir takım yazıları aktarmak gibi küçük görevler hem enerjisini atmasına hem de odaklanması için kısa aralar vermesini sağlayacaktır.

    5. Dikkatinin dağıldığı hissedildiğinde tekrar onun toparlanmasını sağlayacak küçük sinyaller kullanılmalıdır. Ona hafifçe dokunmak, adını konuşma arasında geçirmek, göz teması kurmak gibi işaretler kullanılabilir.

    6. Ödevler kısa ve net olarak anlatılmalıdır. Uzun şekilde anlatılan ödevler için ana görevi karıştırabilir ya da unutabilirler.

    7. Evde yapılacak ödevleri hem sözlü hem de yazılı olarak verilmelidir. Bu şekilde anne ve baba ödevlerin ne olduğunu öğrenmiş olur ve çocuk ödevini daha rahat hatırlar.

    8. Ödevlerin fazlalığından korkup yapmak konusunda isteksiz davranabilirler. Bu nedenle ödevleri parçalara bölmek ve adım adım ilerlemek işe yarayabilir.

    9. Sınıf içerisindeki yazılı ödevler ve sınavlarda ek süre verilebilir.

    10. Ödevlerini yazmakta zorlanan çocuklar için bilgisayar, sözlü anlatım gibi farklı yöntemler kullanılabilir.
    Sınıf içerisinde davranış sorunları var ise mutlaka kararlı hafif yaptırımlara ihtiyaç vardır. Mutlaka ev ortamına benzer şekilde okul ortamında da sakinleşmesini sağlayacak bir alan bulunmalıdır. Kural dışı davranış sergilendiğinde diğer arkadaşları gibi oturup hatasını düşünmesini saplayacak bir yer (köşe, kapının yanı) ayarlanmalı (Olumsuz davranışları sonrasında hızlı ve kararlı şekilde tekrarlandığında mola yöntemi çok başarılı bir yöntemdir).

    Saygılarımla

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Uyuşturucu kullanan çocuğunuzu nasıl tanırsınız

    Ailelerin günümüzde en büyük korkularından biri, çocuklarının uyuşturucu madde kullanmasıdır. Ama aileler genelde uyuşturucu konusunda bilgi sahibi değillerdir. Böyle bir kültürel ortamdan gelmeyen, bizim köy kasaba tabir edebileceğimiz bölgelerde büyümüş, sonra büyük şehirlere gelmiş ve ya halen orada yaşayan anne babalar; uyuşturucu ya da uyarıcı maddeler konusunda fikri yoktur. Bu anne ve babaların çevresinde uyuşturucu kullanan kimse olmamıştır, etkileri konusunda bilgisi yoktur. En fazla alkolün sarhoşluğunu anlayabilir. Bu ebeveynler çocuğunda ki uyuşturucu etkilerini anlayamazlar.

    Klinikteki gözlemimiz bu ebeveynler genelde okuldan öğretmenlerin uyarması ve ya polisin çocuğu bir yerde yakalamasıyla öğrenirler ve bu onlarda şok etkisi yapar. Kliniğimizdeki deneyimlerden örnekler verecek olursak birçok anne-baba çocuğunu sigara kullanıyor yada içki içiyor diyerek bize getirdiği halde, yapılan testlerde başka uyuşturucu maddeleri tespit edebiliyoruz. Yine ders sorunlarıyla daha önce takip ettiğimiz; sonra ailenin tedaviyi bıraktığı bir çocuğu polis yolda rutin aramada üzerinde uyuşturucu madde bularak yakaladı böylece ailenin haberi olmuş oldur. Yine bir anne çocuğunun odasında bulduğu daha önce görmediği maddeleri bize getirdiğinde, yaptığımız inceleme ile esrar maddesi olduğunu fark ettik.

    Genel olarak bu ailelere baktığımızda belki uyuşturucu madde kullandığını anlamamışlardı ama farkında oldukları bazı başka şeyler vardı. Nedir bu şeyler ; hemen hepsinde okuldan ve derslerden bir uzaklaşma olur, arkadaş gruplarında değişme olur, daha önce zevkle yaptığı şeylerden uzaklaşır ( bilgisayar oyunu, futbol oynamak gibi), eskiye göre daha fazla dışarda vakit geçirmeye başlar, evde geçirdiği vakitte de ailenin yanında durmak istemez hep odasında vakit geçirmek ister, Uyku düzeni değişir bazen hiç uyumazken bazen çok uyumaya başlar, sabah kalkmakta sorunlar olabilir, eskiden olmadığı kadar çok konuşabilir ve ya az konuşur, bazen konuşmasında saçmalıklar yamulmalar olabilir. Göz bebeğinde küçülme ve büyüme olabilir. Dolayısıyla anne babalar bunları fark eder ama bunları başka şeylere bağlarlar. Uyuşturucu akıllarının ucuna bile gelmez. Bu belirtiler olduğunda uyuşturucu kullanımı düşünülmesi gerekmektedir.

    Bu konuda aileyi eğitmek çok önemlidir. Kendi kararıyla çocuğun, uyuşturucu kullandığını aileye söylemesini beklemek saflık olur. Esasen çocuk kendisinde ki davranış değişiklikleriyle uyuşturucu kullandığını anne babaya söylemiş oluyor. Sadece çocukta ki davranış dilini ailenin dinlemesi gerekir. Bazı çocuklar anne babasına bu durumu söylemek ister fakat alacağı tepkilerden çok korktuğu için bunu yapamaz, köşeye sıkışmış hisseder.

    Aile çocuğuna öyle bir mesafe de durmalıdır ki; hem disiplin sağlayabilmeli hem de ulaşılabilir olmalıdır. Bunu çocuğunun iyi olması için yaptığını çocuğuna anlatabilmelidir. Aksi taktirde her şeyi eleştiren anne baba durumuna düşersiniz ki, bu da çocuğu sizden uzaklaştırır. Çocuğun gözünde anne baba eski kafalı hiçbir şeyden haberi olmayan insan konumuna düşer.

    Çocuklarınızla zararlı maddeleri konuşabilmesiniz. Onları siz anlatmazsanız sosyal çevresinde allandıra pullandıra anlatan akranları ve başka insanlar olacaktır. Bu maddeleri anlatırken gerçekçi anlatmalısınız. M

    Medde kullanan herkes inanılmaz kötü insanlar, diye tanıtırsanız, madde kullanan iyi çocuklarla tanışınca şaşıracaktır ve anne babanın her zamanki gibi abarttığını düşünecektir. Çocuğunuzla bir şeyleri konuşmaktan korkmayın.

    Ailelerin ilk tepkileri çok sert olabiliyor. Bu sert tepki zaten aileye sınır koymuş bir çocuğun haklı olduğunu düşünmesine neden olur. Çocuğunuzu karşınıza alacağınıza yanınıza alıp beraber neler yapabilirizi konuşmanız gerekir. Bir psikiyatrise başvurmalısınız ve onunla beraber hareket etmelisiniz. Yeni madde kullanan herkese bağımlı muamelesi yapılmaz. Hele çocukta çoğunluğu yaşadığı ruhsal sorunlardan maddeye sığınmış çocuklardır ya da sosyal sorunlarını ihtiyaçlarını gidermek için grupla beraber hareket edip madde kullanmaktadır. Genç insan kendinin önemsenmesini ister dünya onun niçin çok maceralı bir yerdir. Uyuşturucu kullanan alt gruplar zihnindeki toplumsal çatışmaya cevap verebilir. Onu çabucak kabullenip sırf kendi olduğu için grupta yer verir. Ders başarısına bakmaz. Kendilerince dünyayı umursamama gibi bir felsefeleri vardır ve onlar için her şey eğlence içindir.

    Madde kullanma gençler basit gelir ve maceraperest hisler verir. Halbuki ailelerin istediği ders çalışması mühendis, doktor olması….. bunlar uzun vadeli ve zordur. Bunlar olana kadarda adam yerine konulmayacaktır. Bu nedenle ailelerin çocuğuna değer verdiğini hissettirmesi önemlidir. Sadece ders ve başarı üzerinden ilişki kurmamalıdır. Çocuğa sakin ve olgun yaklaşım çocuğun tedaviye de ikna olmasına neden olur.

    Tedavi ekibi sadece madde üzerine odaklanmaz. Altta yatan sebeplere odaklanır. Bu sebepler çok çeşitli olabilir özellikle anne babadan yeterli ilgi sevgi görmeyen çocuklar, parçalanmış aileler, anne baba geçimsizlikleri çocuğu depresif bir sürece sokarak uyuşturucu kullanımına kadar giden bir yola girebilir.

    Ayrıca çocukluktan gelen bazı psikiyatrik hastalıklarda madde kullanımına zemin hazırlar. Bunlardan belli başlıları Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu , Davranım Bozukluğu , Dürtü Kontrol Bozukluğu, Depresyon ve bazı Anksiyete Bozuklukları da uyuşturucu kullanımına neden olabilir. Çünkü bu maddeler hastalığı geçici süre yatıştırabilir bunu fark eden çocuk tekrar madde arayışına girebilir. Bu nedenle küçük yaşlarda bu hastalıkların tedavi edilmesi madde bağımlılığını önleyecektir.

    Günümüzde gençler uyuşturucuya çabuk ulaşıyor ve arkadaş çevresinin etkisiyle de başlayabiliyor. Bir kısmı arkadaşlar arasında kendini eksik hissetmemek için istemese de deniyor. Bunlar arasında maddeye alışanlar olsa bile bir kısmı kendiliğinden maddeden uzaklaşabiliyor. Ama davranış problemleri olan ve ya psikiyatrik problemleri olan ne yazık ki uzaklaşamayıp orada kalıyorlar. Uyuşturucu tedavisi tek bir kişinin tedavisi değildir çocukla beraber bir aile terapisidir. Herkesi psikolojik eğitime almak şarttır. Anne baba çocuk kardeşler gerekirse yakın çevre tedaviye katılır. Tedaviden sonra maddenin yerini aile doldurmalıdır. Çocuğun vaktini geçireceği aktivitelere aile beraber katılmalı onunla çok vakit geçirmelidirler. Aile olmadan bu başarılamaz. Uyuşturucu tedavisi yaşamın her anında olur. Vücut olarak fit olan insanlar nasıl rahat ve mutlu ise, ruhsal olarak fit olan bir çocukta mutlu olacağı için, uyuşturucuya ihtiyacı olmayacaktır.

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Bireylerde kıskançlık duygusunun doğuştan var olduğunu bilmekteyiz. Fakat çocuklardaki kıskançlık duygusu ebeveyn davranışlarıyla şekillenir. Eve yeni bir bebek geldiği zaman ve tüm ilgi onun üzerine yoğunlaştığı zaman çocukta artık sevilmeme, ilgi alaka görmeyeceği endişesi başlar. Ailenin yeni üyesine hediyeler getirilmesi çocukta endişe oluşturur ve bu da çocuğun iç huzurunu oldukça olumsuz etkileyen bir durum haline gelmesine sebep olur. Bu gibi durumda çocuk, anne-babaya karşı gelme, agresif davranışlar ve kurallara uymama gibi davranışlar sergiler.

    Psikolojik olarak kişin doğum sırasının kardeş kıskançlığı konusunda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu görmekteyiz. Alfred Adlerin 1930’lu yıllarda yaptığı çalışmada bireyin hayatında ne gibi etkilere sahip olduğunu ve kişilik gelişimini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Psikolojik doğum sırası, en büyük çocuk, ortanca çocuk, en küçük çocuk ve tek çocuk olmak üzere 4 boyutta incelenmiş ve kişinin davranışları ve kişiliği üzerinde biyolojik doğum sırasından daha büyük öneme sahip olduğu görülmüştür.

    En büyük çocuk; kardeşin doğmasıyla beraber bir rekabet sürecine girer, ilgiyi alakayı deyim yerindeyse kaybettiği tahtını tekrar kazanmak için uğraşlar verir. Bu süreçte çocuk kardeşin sorumluğunu alır bu durum ileride beraberinde kurallara uyma ve düzenlilik gibi davranışlar oluşturur.
    Ortanca çocuk; kendisinden büyük ve kendisinden küçük kardeşi arasında arada sıkışır. Büyük kardeşe göre daha az yetenekli, küçük kardeşten daha az ilgi gören bir durumdadır. Bu durum onları sürekli bir aşağılık duygusuyla karşı karşıya bırakır ve bu nedenle sürekli bir rekabet ve üstünlük arayışı eğilimi gösterir. Fakat otoriteyle bir problemleri yoktur ve yönlendirmelere açıktır.

    En küçük çocuk; genel olarak doğal ilgi altında büyümektedir. Anne-baba sevgisi için rekabet etmesine gerek yoktur. Bu durum ileride kendine güven duygusunu geliştirmesini sağlayacaktır. Kararlarında bağımsızdırlar ve otorite onayı hissetmezler. Bazı durumlarda kardeşlerine oranla kendini yetisiz görebilir ve aşağılık duygusu gelişebilir.

    Tek çocuklar ise aşırı koruyucu aile yapısı içinde büyürler. Hayatları boyunca ilgi üzerlerinde olduğu için ilerideki hayatlarında da bu beklentiyi taşırlar. Davranışlarında dışa bağımlı oldukları söylenilebilir.

    Peki, bu durumda ne yapılmalıdır?

    Kardeşler arasında yukarıdaki teoriye dayanarak söyleyebiliriz ki kardeşler arasında çeşitli sebeplerle anlaşmazlıklar çıkabilir. Ebeveynler bu durumda haklı-haksız ayrımı yapmak yerine sorunun çözümüne odaklanmalıdırlar. Tarafsız davranarak durumu değerlendirmeli, çocuğun çözümü kendisinin bulmasını teşvik etmelidirler. Herhangi bir şiddet durumunda hemen müdahale etmeli ve bunun uygun olmadığını net bir şekilde dile getirmelidir. Ebeveynlerin çocuklara tutumları, kardeşler arası ilişkilerinde, çocukların kişilik ve davranışlarında önemli rol oynar. Fakat tutumlarındaki değişiklikleri etkileyen cinsiyet, yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi faktörlerin olduğu da unutulmamalıdır.

  • Ders başarısızlığı nedenleri

    Çocukta okul başarısızlığının çok çeşitli nedenleri vardır. Okul başarısı çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle olur. Bunlar çocuğun zekası, iyi bir eğitim-okul ve aile ilgisi olarak kabaca sayabiliriz.

    Ayrıca ders başarısızlığına neden olan psikiyatrik rahatsızlıklarda olabilir. Bunların başlıcaları ; Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon, Uyum Bozukluğu, Okul Fobisi, İlişki Bozuklukları v:b. Sayılabilir.

    Ayrıca aileden kaynaklanan sorunlarda çok sıktır. Anne ve baba arasında kavgalar, evde gergin ortam, yeni kardeş doğumu ve kıskançlık , ev-mahalle değiştirme gibi birçok sorun çocukta ders başarısını etkiler. Anne babanın dersleri ve başarıyı yakın takibi de önemlidir. Çocuğa bu sorumluluğu aşılamak gerekir. Ne dersini elinden alıp anne baba yapacak, ne de çok uzak durup ilgisiz bırakacak. Bu denge çok önemlidir. Çocuğa rüşvet verip dersini yaptırmakta çözüm olmaz. Bu sefer çocuk her ders yapmada anne ve babadan bir şeyler isteyecektir.

    Ailenin başarı beklentisi:

    Ailelerin başarı beklentisi çok farklı olabilir. Bazı aileler başka kişilere göre başarılı sayılabilecek çocukları kendilerine göre başarılı bulmazlar. Ailelerin başarı çıtasını çok yükseğe koyması çocuğun motivasyonunu bir süre sonra kırabilir. Ya da çok uzun süreli hedeflerde ulaşılması zor gelir. Devamlı okul birincisi olması beklenen bir çocuk ciddi bir yük altında ezilebilir ve bir süre sonra yorulur. Artık o yükü kaldıramaz. Hedefe ulaşamayacak diye çok fazla stres altına girer ve sınavlarda çok heyecanlanabilir. Ayrıca depresyona girebilir. Bu nedenle çocuğa kısa süreli hedeflerle ulaşabileceği hedefler gösterilmelidir.

    Günümüzde anne –babalar eğitime çok önem vermektedirler. Bu çocuklarımız ve ülkemiz için güzel bir şeydir. Fakat çocuklarının başarısı üzerinden birbirleriyle yarışan anne baba, adeta saplantı haline getirdikleri başarı beklentisini bulamayınca çocuğu dışlamaktadırlar. Çocuk anne baba gözünde başarısız olunca çocuğa ‘’önemli değil, sonra yaparsın ‘’ derken bile takındığı yüz ifadesi çocuğu etkiler.

    Okul Faktörü:

    İyi bir okul başarı için şarttır. İyi bir okul ve öğretmen her öğrenciyi tek tek takip eder. Ne bilip bilmediğini bilir. Hepsinin karakterini ve yeteneklerini bilir ve buna göre davranır. Okulda iyi bir ödev takibi önemlidir. Her çocuğun yapabilme kapasitesine göre zorlanmalıdır. Çocuğun yorulduğunu ve zorlandığını iyi takip etmek gerekir. Bu yüzden iyi bir rehberlik servisi gerekir. Çocukların evdeki yaşamları da iyi bilinmeli ve anne babayla yakın ilişki kurulmalıdır. Eksik bilgileri etütlerle kapatılmalıdır. Nottan önce çocuğun psikolojisi ön planda tutulmalıdır. Ne çok gevşek bir okul olmalı nede çok disiplinli sert. Tatlı sert bir disiplin en idealidir.

    Okul başarı hedeflerini her çocuk için farklı koymalıdır. Çocuğun yetenek ve zekası ayrıca da motivasyonuna göre davranmalıdır.

    Çocuktaki psikiyatrik problemleri de erkenden fark etmekte okulun görevidir. Derste ilgisiz çocuklar, derse katılamayan utangaç çocuklar, okuma yazmada sorun yaşayan çocuklar, bazı derslerde ne kadar çalışsa da yapamayan çocuklar, arkadaş sorunları yaşayan çocuklar özellikle incelenmelidir. Aileleri çağırılıp onları kırmadan uygun dille doktora yönlendirilmelidir.

    Başarıyı Etkileyen Hastalıklar:

    Başarıyı etkileyen bazı hastalıklardan kısaca bahsedecek olursak

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu: Çocuğun derste dikkatini bir noktaya verememesi çabuk dağılmasıdır. Dersleri yaparken devamlı dağılır başka şeyleri düşünür ya da yapar. Özellikle okula ilk başladıklarında hareketli kıpır kıpırdırlar. Yazı yazarken veya okurken dikkatsizce hatalar yaparlar. Ders çalışmayı sevmezle çabuk sıkılırlar. Sıralarını bekleyemezler ve lafa girip konuşmayı bölerler. Karşısındakini dinleyemezler. Her şeyde diretirler. Ders çalışırken çok sık kalkıp otururlar. Yemekleri bile sakin bir şekilde yiyemezler.

    Özel Öğrenme Bozuklukları: Bu çocuklar zekaları normal olmasına rağmen özellikler okuma yazma alanlarında beklenen hız ve kıvraklık yoktur. Bazen sadece tek dersi yapamayabilirler. Öbür dersleri iyi olmasına rağmen mesela matematik, yabancı dil v.b. kendinden beklenmeyecek şekilde kötü olur. Bazen harf ve rakamları ter yazabilirler. Yazıları okunaklı olmayabilir. Bazen konuşmaları yavaş ve anlaşılmaz olabilir. Tedavide eksikleri kapatacak özel eğitimler gerekir.

    Düşük zeka-Donuk zeka: Eğitimi sırasında çocuğun kapasitesi belirlenmeli ve taşıyamayacağı yük verilmemelidir. Her çocuğun bir yeteneği ve yapabileceği iş vardır. Bu nedenle çocuğun kapasitesine göre hedefler konulmalıdır.

    Diğer Psikiyatrik Problemler: O güne kadar ders başarısı iyiyken bir anda düşüşler olursa psikolojik problemler düşünülmelidir. Mesela Depresyon, Anksiyete v.b. Yine baştan beri başarı ve ilişki sorunlarında okul korkusu, davranım bozuklukları da düşünülmeli Bu sorunlar düzeltilmelidir. Bu problemler düzelmeden başarını yükselmesi beklenemez. Doktorlardan yardım alınmalı ve çocuk yönlendirmelidir.

    Çocuklarınız başarısı, ilk önce mutlu ve sağlıklı yaşamalarıdır. Eğitim sadece meslek için değil hayata mükemmel uyum sağlayabilmesi içindir.

  • Şiddet çocukken öğrenilir

    Şiddetin öğrenilir mi, yoksa doğuştan mıdır? Bu soru çok sorulan bir sorudur. Bunu görmek için bilim insanı olmak şart değildir. Orta doğuda şiddet normal karşılanan bir şeyken Avrupa da az görülmesi öğrenilmiş şiddetin varlığını gösterir. İnsanlar şiddeti ne zaman öğrenir. Tabi ki çocuklukta.

    Evde bebeklikten beri şiddeti gören çocuk kafasında bunu normal bir durum gibi algılamaya başlar. Babasının annesine şiddet uygulamasını görünce bir kadına şiddet uygulanabileceğini öğrenir. Şiddet uygulanarak amacını elde edebileceğini görünce şartlanmayla şiddet artı ödül ikilisi beynine yerleşir. Sorunları şiddetle çözmeyi öğrenir.

    Okulda da şiddet öğrenilir. Öğretmen şiddet uygulayabilir ya da akranlarından şiddeti öğrenir. Az gelişmiş ülkelerde okulda şiddetle disiplin sağlanmaya çalışılır. Yani şiddeti birebir okul öğretir. Ne yazık ki ailelerde okullardaki şiddeti normal karşılarlar. Buda toplumda şiddet eğiliminin artmasına neden olur.

    Çocuk şiddeti en kısa problem çözme yöntemi olarak öğrenir. Çocuk psikiyatrisine gelen okulda şiddet uygulayan çocukların çoğunda evde de şiddet uygulandığı veya tartışmalı ortamların olduğu görülür.

    Çocuklar önlerine gelen sorunları çözme yöntemlerini çevresinde ki büyüklerden gözlemleyerek öğrenir. Toplum genel olarak şiddete eğilimli bir toplumsa çocukta şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenir.

    Toplumsal şiddette ister dini olsun isterse politik genelde şiddeti araç olarak kullanan toplumlarda daha fazladır. Baktığımız zaman bu tip toplumlarda kadına da çocuğa da şiddet çok sıktır. Aynı zamanda işkence vakaları da daha fazladır.

    Çocukluk çağından itibaren çocuklara şiddet dışında problemlerini başka yöntemlerle çözmeyi öğretmek toplumda şiddeti azaltacaktır. Çocuk psikiyatrisine gelen bu tip vakalarda ailenin içindeki şiddet azaltılmaya çalışılır. Bu şiddet sözel ve fiziki olabilir. Bu konuda toplumsal eğitim çok önemlidir. Kadına şiddetin konuşulduğu bir dönemde bunu ilk çocuklara öğretmek hayati bir görevdir.

  • Karne sendromu atıldı mı?

    Şimdi tatil dönemi nasıl geçirilmeli?

    Türkiye çapında tüm çocuklar karnelerini aldı ve 3 ay sürecek yaz tatili dönemi başladı. Karne ile birlikte gelen sevinç, gurur ve bazen de üzüntü var. Önemli olan üzüntünün az ve geçici olması. Burada da görev her zaman olduğu gibi yine anne ve babalara düşüyor. Ebeveynler çocuklarını suçlamak yerine başarısızlık unsurlarını daha geniş açıdan ele almalı ve çocuklarını yapıcı şekilde yönlendirmeli.

    “Karne”nin çocuk ve ebeveynler üzerindeki etkileri

    İyi ve çok iyi gelen bir karne ile sevinmek ve gururlanmak ebeveynlerin ne kadar hakkı ise iyi gelmeyen bir karneden de bazı çıkarımlar yapmak gerekiyor. Acaba sorun çocukta ve çalışma gücünde mi? Okul ve öğretmen ile aile iletişiminden mi? Bunlar detaylı bir şekilde irdelenip nedenler tespit edilmeli ve sonucunda da gerçekçi çözümler getirmeli.

    Gerçekçi çözümler oluşturulurken çocuğun gelişimi, entelektüel (zihinsel) özellikleri, beğeni ve istekleri ile özel beceri alanlarının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bunlar da hoşgörülü, özgür bir yaşam ortamında ortaya çıkar. Aynen hayatın kendisi gibi çocuklar ve gençler de çok renkli ve çeşitlidir. Her biri başlı başına bir değerdir. Bizim kültürümüzde çocuklarımız çok değerlidir ancak birey ve insan olarak kendine özgün oldukları çoğu kez unutuluyor.

    Kıyaslamanın getirdiği değersizlik hissi

    Karne aslında çocuk ya da ergenin değerlendirildiği bir belge. Değerlendirmede daha çok notlarla ya da en yeni şekli ile iyi – çok iyi şeklindeki derecelendirme ile çocuğun zihinsel yetileri, kişisel gelişimi ve beceri alanları değerlendiriliyor. İyi ya da çok iyi ile derecelendirilen alan bize çocuğun o alanlarda gerek donanımının gerekse de becerilerinin iyi olduğunu ifade ediyor. İyi olarak derecelendirilmeyen alanlar ise hem aile hem öğretmenler için üstünde daha çok durularak nedenlerinin araştırılması ve altta yatan nedene göre de çocuğun ileri eğitim ve öğretimi için hatta meslek seçimi için yönlendirilmesi gerekiyor.

    Yaşayan milyonlarca insanın hiçbiri diğerine benzemediği gibi her çocuğun da zihinsel kapasitesi, kişisel gelişim derecesi ve becerileri az ya da çok birbirinden farklıdır. Yani hepsinin her alanda aynı olması beklenemez. O halde özellikle ebeveynlerin sıklıkla yaptıkları “kıyaslama”nın yanlışlığı da aşikardır. Ayrıca bu yanlış çocuk üzerinde en hafifi ile değersizlik, suçluluk duygularına yol açar. Hiç kuşkusuz her anne-babanın en değerli varlığı çocuğudur ve o değerli varlığın ruh ve beden sağlığı da yine anne-babalar için en baştaki isteğidir. İşte bu gerçekten yola çıkarak çocuk ve ergenlerimizin ilk önce sağlıklı, mutlu ve sonra başarılı olmalarını dilemek, dilemenin ötesinde sağlamamız gerekiyor.

    Nasıl bir tatil?

    Tatilden anlaşılan da her aile için farklı olabiliyor. Bazıları için geniş aile büyüklerinin yanına gitmek, bazıları için sahile denize, yaylaya gitmek, bazıları için ise bir dost ağabeyin yanında çalışmak olabiliyor. Her türlü tatil çocuk ve ergen için özel deneyimler kazandırıyor.

    Genç ve çalışan anne-babaların senelik tatil izinleri çocukların uygun yaz tatilleri ile tam da uyuşmayabiliyor. Ancak bizim kültürümüzde geniş aileden yardım almak gibi özgün ve güzel örf ve adetlerimiz var. Bu çocuk ve ergen için de kaçınılmaz bir fırsat oluyor. Rutin yaşamın dışında akrabalarla farklı bir zaman dilimi ve yaşam geçirmek gerek bireysel gerekse de sosyal gelişimine umulmadık olumlu katkılar sağlıyor.

  • Sosyal Fobi

    Sosyal Fobi

    Sosyal fobi yaşayan kişi, dikkatleri üzerinde toplayabileceği sosyal ortamlarda kendisini zor durumda bırakacak şekilde davranmaktan ve başkaları tarafından fark edildiğinde gülünç duruma düşmekten korkar ve kaçınır. Titreme, terleme, kızarma gibi bedensel belirtiler yaşayabilir. Çocuk ve ergenlerde, bu durum sözlü derslerden kaçınma, sınıfta parmak kaldırmama, sportif faaliyetlerden kaçınma şeklinde görülebilir. Yabancı biriyle tanışma ve iletişim kurma konusunda zorlukları olabilir. Topluluk içinde yemek ya da içmek istemeyebilirler. Başkalarının önünde yazı yazmak, konuşmak ve göz teması kurmaktan kaçınabilirler. Çocuklarda kaygı; ağlama, bağırıp çağırarak tepinme, donakalma, sıkıca sarılma, sinme ya da toplumsal durumlarda konuşamamayla kendini gösterebilir. Yaşanan bu durumların sosyal kaygı bozukluğu / sosyal fobi tanı ölçütlerini karşılayabilmesi için sosyal kaygı ve kaçınmaların altı aydan daha uzun sürmesi beklenir.

    Yetişkinlerden farklı olarak çocuklarda içgörü olmadığı için korktukları nesne veya ortamın gerçekten tehlikeli olduğunu düşünürler. Sosyal fobisi olan çocuklarda ailenin yaşam tarzı ona göre organize olabileceğinden kaçınma söz konusu olabilir. Ebeveynin çocuğun sosyal kaygısını azaltmaya yönelik çabalarına çocuklar genelde ani huzursuzluk, mutsuzluk ve ebeveyne yapışma şeklinde tepkiler verebilirler. Bu durum ebeveynde suçluluk duygusuna yol açabilir. Bu çocuklara uygulanan psikoterapiyle terapistin sunduğu psikolojik destek onların gerçek yaşamda fobik durumla baş etmesine katkı sağlar.

    Çocukluk fobileri ile ilgili herhangi bir müdahale (psikoterapi ve / veya psikiyatrik destek) alınmadığında benzeri sorunların yetişkinlikte de devam edebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle ebeveyn çocuğun korkularını önemsemeli ve gereken önlemleri almalıdır.