Etiket: Çocuk

  • Tırnak yeme

    Tırnak Yeme Nasıl Bir Davranıştır?

    Tırnak yeme, yaygın bir stres azaltma davranışıdır. Herhangi bir stres, heyecan, sıkkın bir durum veya boş zamanında tırnağınızı ağzınızda bulursunuz. Ayrıca aileden öğrenilerek edinilen bir davranış olarak da başlayabilir. Tırnak yeme davranışı, parmak çıtlatma, burun çekme, saç yolma veya çekme, diş gıcırdatma gibi psikolojik alışkanlıklardandır.

    Tırnak yeme; tırnağı, tırnak etini diş ile koparma ve kemirme eylemidir. Çocuklar genelde kopardıkları tırnağı yemezler.

    Tırnağınızı ne zaman yemeye başladığınızı fark etmezsiniz. Okuma, televizyon seyretme, telefonda konuşma gibi bir aktivite içindeyken bu davranışı düşünmeden tırnak yersiniz. Tırnak yeme davranışı, tırnağın etrafındaki kütikülü ve yumuşak dokuyu ısırmayı da kapsar.

    Kimler Tırnak Yer?

    Her yaştan insan tırnak yer. Yaşları 10-18 arasındaki çocukların yarısı tırnaklarını en az bir kez yemiştir. Tırnak yeme en çok ergenlikte artar.

    18-22 yaşındaki genç erişkinler tırnaklarını yer. 30 yaşında doğru insanların çoğu tırnak yemeyi bırakır, az bir kısmı yetişkinlikte de tırnak yemeye devam eder. 10 yaşından sonra erkekler kızlardan daha fazla tırnak yeme alışkanlığındadır.

    Çocukluk çağında 2-3 yaşından sonra tırnak yeme davranışı başlar. Çok nadir olarak 5 aydan sonraki erken dönemlerde de görülebilir. Bu dönemler bizim oral dönem dediğimiz elini ağzına götürme, parmak emme, tırnak yeme gibi davranışların doğal olarak yaşandığı bir dönemdir. Çocuk çevreyi kendi vücudunu öğrenmeye ve çevreyle etkileşime girerken bazen zorlanır, bazen kendi vücudunun bir bölümünü oyalamak, rahatlık ve güvenlik duyma gereksinimleri ile tırnak yemeye başlayabilir.

    Tırnak Yeme Nasıl Alışkanlık Haline gelir?

    Ailelerin çocuğun davranışlarını düzeltmeye, kontrol etmeye çalıştığı bu yüzden elini ağzına almaması, tırnak yememesi için de uyarıların başladığı bir dönemdir ayrıca da…Uyarılan ve dikkatin bu davranış üzerine yoğunlaştığını hissetmesi üzerine de çocukta tırnak yeme davranışı pekişmeye ve bir alışkanlık haline gelmeye başlayabilir.

    ‘Elini ağzını götürme kızım, pis olursun’

    ‘Ayıp ayıp elini ağzından çek’

    ‘Kötü çocuk olursun karnın ağrır’

    ‘Karnın mikropla dolar’

    ‘Elini ağzından çekersen /tırnak yemezsen sana hediye alıcam’

    Gibi uyarılar maalesef hem kötü mesajlar içermekte, hem davranışın olumsuzluğunu fazla abartarak çocuğunuzdan istediğiniz davranışı anlamamasına neden olmaktadır.

    Yani kısacası bu cümleleri tekrarlıyorsanız maalesef çocuğunuzun tırnak yemesini kesmiyor hatta bu davranışın pekişmesini sağlıyorsunuz.

    — İlk başta uyarılıp sonra serbest kalan çocuklar ilgi çekmek için tırnak yemeye veya elini ağzına almaya devam etmektedir. Yani bazen çocuklar ailelerinin ilgilerini çekmek için bu davranışı devam ettirirler.

    –Bir başka nedeni de çocuğun ve ailenin hayatını etkileyen duygusal olaylar tırnak yeme davranışlarının başlamasına neden olabilir. Mesela; annenin işe başlaması, yeni bir kardeşin olmasıyla ilginin bölünmesi, azalması, sevdiği birinin hastalanması veya kaybı, anne babanın boşanması, evde anne-babanın kavgalarına maruz kalmak, ailenin baskıcı eleştirel tutumu, okula başlamayla birlikte ders başarısızlığı, arkadaşlarına uyum sağlayamama…gibi.

    –Tırnak yeme davranışı ergenliğe geçişle birlikte de başlayabilir. Sosyal, duygusal, fiziksel, içsel birsürü alanda değişimler yaşayan çocuk kendini rahatlatma davranışı olarak tırnak yeme davranışına başlayabilir. Derslerle ilgili kaygıları olması, sınav kaygısı, çekingenlik, akranlarıyla ve ailesiyle sorun yaşayan çocuk bu dönemde tırnak yeme davranışı gösterebilir.

    –Ailede tırnak yenmesi çocuğun bu davranışı rol model olarak alması yönden bu davranışın tetikleyicisi olabilmektedir. Çocuğu tırnak yiyen ailelerin çoğunda anne,baba, dede ,amca kardeşlerde de bu davranışın olduğunu bilmekteyiz. Hatta bazı çalışmalarda bu davranışların genetik olarak da geçtiği hakkında çalışmalar bulunmaktadır.

    Tırnak Yeme Nasıl Azaltılır/Kesilir?

    Erken yaşta başlayan tırnak yemelerde bu davranış üzerine durulmamalı, uyarılmamalıdır. Ailede uyaran varsa uyarmaması yönünden bilgilendirilir.

    Bu davranışın üzerine durmak, çocukla inatlaşmak, azarlamak, ödüllendirmek, eline vurmak ve bu durumdan rahatsız olduğunuzu belli etmek (davranışlarımızla istemeden) gibi tutumlar bırakılmalı.

    Hangi zamanlarda elini ağzını aldığı gözlenerek o vakitlerde çocuğun elini, ağzını oyalayacak başka ilgi veya davranışlar kazandırılabilir. Yatağa yatarken oyuncağa sarılması, televizyon seyrederken meyve yedirmek, sakız çiğnetmek, eline ip vererek oyalatmak, gibi. Ancak yerine koyulan davranışın kazanılması ve eski davranışın bırakılması için zamana ihtiyaç vardır, bunu unutmayın.

    Çocuğunuzun tırnak yemeyle birlikte diğer inatlaşma davranışları yani ebeveyn-çocuk ilişkilerinde problem varsa çocuk psikiyatristi veya psikologlarla başvurularak iletişimin artırılması ve ilişkinin düzenlenmesi adına tavsiyeler veya görüşmeler gerekebilir.

    Tırnak yeme ile birlikte çekingenlik, okulda kendini gösterememe, derslerde problem yaşama, hırçınlıkları, uyku iştah problemleri varsa en yakın çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurup altta yatan durumların tespiti ve tedavisi yapılmalıdır. Çocuğunuz depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, hiperaktivite sendromu, algılama güçlüğü çekiyor olabilir.

    8-10 yaşını geçmiş çocuklarda tırnak yeme davranışı için sadece çocukla birlikte davranışın sıklığı, bu davranışla ilgili düşündükleri, aldığı tepkiler, kendini ifade becerisinin artırılması ve davranışın yerine başka davranışlar koyma şeklinde hem bilişsel hem de davranışsal terapi uygulamaları işe yarayabilir.

    Son aile ve çocuk; tırnak yemenin çocuk için ve kişi için normal bir davranış olduğunu anlaması ve kendisindeki bu davranışın normal olduğunu fark etmesi en önemli tedavi adımıdır.

    Uz.Dr. SELCEN ESENYEL

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatristi

  • Ders başarısızlığını anlamak

    Okulların açılması ile birlikte ailelerin çocukları hakkında en çok kaygılandığı konuların başında akademik başarısızlık geliyor. Bu konuda neler yapılabilir?

    Rekabetin ve gelecek kaygısının çok yoğun yaşandığı günümüz koşullarında ailelerin çocuklarının geleceği hakkında kaygılanmaları çok doğal fakat bu kaygıyı doğru yönetmeleri ve çocuklarıyla iyi iletişim için bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir.

    Bence ailelerin bu konuda yaptığı en sık hata okul başarısına aşırı odaklanmaktır. Okul dönemindeki bir çocuğa sahip çoğu ailede çocuk hakkında en çok konuşulan konu onun okul başarısıdır. Çocuk sıkça “derslerin nasıl, okul nasıl gidiyor” sorularına maruz kalır. Eğer çocuk okulda başarısız ise hayatta başarısız olacakmış gibi algılanır. Çocukların özgüvenini kırabilecek bu tutum yerine olumlu özelliklere ve çabaya vurgu yapılmalıdır. Örneğin misafir geldiğinde çocuk hakkında konuşulur iken onun ders başarısızlığı yerine çok iyi resim yaptığı ya da çok iyi bir sporcu olduğu konuşulabilir. Bu şekilde aile tarafından başarısızlık damgası çocuğa vurulmamış ve farklı yetenek alanları vurgulanmış olacaktır.

    Peki başarısızlık konuşulmadığında çocuk okulu önemsemez bir tavır takınır ve dersleri hiç düzelmezse geleceği ne olacak?

    Bu konuda vurgulamaya çalıştığım şey aşırı odaklanmak ve çocukla ilişki kurarken ders başarısını en merkeze koymak. Ders başarısına aşırı odaklanan ailelerde çocuklar koşullu bir sevgi hissederler. Derslerinde başarısız olduklarında ailelerin sevgilerini kaybedeceklerinden korkarlar. Bu durumda benim ailelere tavsiyem öncelikli olarak bu duruma sebep olabilecek nedenleri ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.

    Ne gibi nedenler ders başarısızlığına sebep olabilir?

    Her çocuk için biricik ve kendine has bir neden olabileceğini unutmamak gerekir ama kabaca çocuğa ait, aileye ya da okula ait nedenler olarak sınıflandırılabilir. Çocuğun zekâsı, öğrenme kapasitesi, dikkat süresi, ödev alışkanlıkları, duygudurumu etkili olduğu kadar anne ve baba arasındaki uyum, aile içi sorunlar, öğretmenin yaklaşımı, arkadaş ilişkileri ve buna benzer birçok faktör ders başarısı üzerine etkili olabilir.

    En sık karşılaşılan sebepler nelerdir?

    Ders başarısızlığı nedenleri arasında en sık karşılaştığım nedenlerin başında dikkat sorunları gelmektedir. Bir çocuğun dikkati birçok faktörden etkilense de uzun süren bir dikkat sorunun altında genellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu görülmektedir. Ayrıca bu çocukların dikkat sorunlarının yanında öğrenme sorunları da bulunabilmektedir.

    Diğer sık karşılaşılan durumlardan biride kaygıdır. Özellikle sınav öncesinde belirgileşen kaygı belirtileri konusunda aile bilinçli olmalıdır. Sınavda beklenilenin altında bir performans, sınava yönelik güvensizlik düşünceleri, sınav öncesi uyku ve iştah sorunları ve sınav esnasında titreme, terleme gibi belirtiler bu gurup çocuklarda sıkça görülürler.

    Bazen ise sebep çocuğun mutsuz olması ve kendini kötü hissetmesidir. Mutsuzluk hisseden, yaşamaktan keyif alamayan, karamsar ve umutsuz bir çocuğun ders başarısı hissettiklerinden çok çabuk etkilenebilir.

    Bu ana nedenlerin dışında bazen aile beklentilerinin çok yüksek olması, aile içi sorunlar yaşanması, çocuğun oldukça yüksek bir IQ’ya sahip olması ya da olumsuz arkadaşlıklar başarısızlığın nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor.

    Bu sorunu yaşayan ya da yaşamaktan korkan ailelere önerileriniz nedir?

    Öncelikli olarak önerim sorunların, problemlerin birer tecrübe kazanma ve gelişme fırsatı olduğunu hiç unutmamaları. Sorun hangi alanda karşımıza çıkarsa çıksın bu yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Bu çözüm odaklı bakış açısı ile çocuklarının başarısızlıklarını değiştirilemez bir durum olarak algılamamaları kanımca ilk adım olmalıdır.

    Çocuğun ödevler konusunda doğru desteklenmesi de çok önemli. Özellikle ilköğretim döneminde anne ya da baba ödev yapımında çocukla beraber olmalı, uygun ders çalışma koşullarını yaratmalı, dersler konusunda yol gösterici olmalı ama çocuğun yerine yapan bir tutum izlememelidir. Ödev başarısında çocuğun rolünün en önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Okul ve öğretmeler ile çocuklarının durumu hakkında sıkı bir iletişim içinde olmalıdırlar. Okula devamı, arkadaş ilişkileri, derse ilgisi ya da okul kurallarına uyumu konusunda sorunlar erken müdahaleler ile çok daha kolay çözülebilir. Ayrıca ders planına yönelik öğretmen desteği ve yardımı çocuk için çok faydalı olabilir.

    Aile kendi çabalarına rağmen ders başarısızlığının nedenini anlamakta ya da sorunu çözmekte yetersiz kalıyorsa bir uzman yardımı almaktan çekinmemelidir. Erken müdahaleler çocuk ve ailenin yaşam çizgisini değiştirebilir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Otizm (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Otizm nedir?

    Otizm erken yaşlarda belirtiler vermeye başlayan ve çocuğun gelişimini etkileyen bir hastalık şeklinde tanımlanabilir. Otistik özellikler gösteren çocukların sosyal etkileşimi ve iletişim becerileri yaşıtlarından geridedir. Bazı tipik tekrar eden (dönme hareketleri gibi) davranışları gösterebilirler.

    Otizmin erken belirtilerinden Sosyal beceri sorunları nelerdir?

    İnsanların sosyal yönü aslında çok erken yaştan itibaren gözlenebilir. Bir çocuk insan yüzleri, çevresindeki canlı nesneler ile cansız nesnelere oranla daha çok ilgilenme eğilimindedir. Normal gelişim gösteren çocuklar annesinin yüzüne bakar, ona sık sık gülümser, onun ilgisini çekmeye çalışır, insanlara etkileşimden keyif aldığı her halinden bellidir. Otistik çocuklar ise cansız çevreye karşı daha çok ilgilidirler, göz teması pek kurmazlar, daha içe kapanıktırlar, insanların dikkatini çekmek yerine basit davranışları tekrar ederler, sarılmak kucaklanmak gibi temaslardan kaçınabilirler. Taklit yetenekleri kötüdür.

    Otizmde iletişim(konuşma ve mimik?) becerileri nasıldır?

    Otistik özellikler gösteren çocukların bazı iletişim becerilerindeki farklılıklar dikkati çok erken dönemde fark edilebilir. Yaşıtlarına kıyasla geç konuşurlar, söylenileni tekrar etme şeklinde tekrarlayıcı konuşma olabilir. Konuşulanı anlamakta güçlükler görülür, kelimeleri ters kullanabilirler. ‘Ben yaptım’ yerinde ‘o yaptım’ gibi. Konuşmanın hızı, tonlaması ve ritminde bozukluk olabilir. Yeni öğrendikleri kelimeleri unutabilirler.

    Davranışlarında belirgin faklılıkları var mıdır?

    Bazı hareketleri tekrar tekrar yapma eğilimler vardır. Kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı sesleri çıkarma, yüzüne ya da çeşitli yerlerine dokuma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu davranışların özellikle iletişim kuramadıklarından kendilerini uyarma amaçlı yaptıkları düşünülmektedir.

    Otizmin diğer belirtileri nelerdir?

    Sesten aşırı irkilme, bazı uyarılara aşırı tepki verme ya da hiç vermeme, dönen cisimlere aşırı ilgilenme ve onlarla zaman geçirme. Oyunlar açısından tekrar eden ve basit oyunları seçme gibi özellikleri vardır. Bazı çocukların ise üstün yetenekleri mevcuttur. Ezberlenemesi çok zor şeyleri çok hızlı öğrenme ve hafızada tutma gibi.

    Tüm otistik çocuklar aynı belirtileri gösterir mi?

    Otizm de en kafa karıştırıcı noktalardan birisi belirti şiddetidir. Otistik belirtiler birbirlerinden çok farklı şiddette ve sayıda olabilir. Otistik bozukluk bir spektrum bozukluğudur. Her vakanın bulunduğu nokta ve şiddet çok farklıdır.

    Otizm nedenleri nelerdir?

    Günümüzde birçok nedenin otizm ile ilişkili olduğu söyleniyor. Beslenme şekli, hastalıklar, geçirilen travmalar, bağışıklık sistemi sorunları, hormonal sorunlar ve en önemlisi genetiğin bu süreçte etkisi olduğu düşünülüyor

    Otistik çocuk sayıları giderek artıyor mu?

    Maalesef otizm sıklığı giderek artıyor hatta bazı kaynaklar bu durumu bir salgın olarak değerlendiriyor. Geçmişe kıyasla otistik belirtiler gösteren çocukların sayıları giderek artıyor. Özellikle erkeklerde bu hastalık daha sık rastlanıyor. Bunun günümüzde yaşınılan çevrenin ve toksinlerin rolü olduğu düşünülüyor.

    Otizm belirtileri nasıl erken anlaşılabilir? Aileler neye dikkat etmeli?

    Aileler özellikle konuşmayan ya da az önce bahsettiğim belirtileri gösteren çocukları fark ettiklerinde mutlaka bir uzman yardımına başvurmalılar. Çünkü erken tanı ve erken eğitim programlarına yönlendirme otistik belirtileri çok azaltabilir. Özellikle konuşmayan çocukları nasıl olsa zamanı gelince konuşur diyerek vakit kaybedilmemelidir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Boşanma ve çocuğunuz

    Boşanma

    Boşanmalar çeşitli ekonomik ve sosyal nedenlerden dünyada ve Türkiye’de giderek daha artan sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Boşanma sonrasında genellikle en çok etkilenenler en hassas ve savunmasız olan çocuklardır.

    Çocukların etkilenmemesi için mutsuz evliliklerin sürdürülmesi doğru mu?

    Boşanma kararını almak anne ve baba açısından yaşanılan suçluluk hissi, maddi konular ve sosyal nedenler gibi çeşitli nedenlerden dolayı oldukça zor bir adımdır. Birçok mutsuz çift mevcut zorluklar ve çocukların mutsuz olmaması için boşanma kararını erteler. Boşanmanın ertelenmesi anne ve baba arasındaki sorunları gidermediğinden ‘sadece çocuklar için’ yürüyen evliliklerde kavgalar ve sorunlar devam eder. Yapılan çalışmalar ve klinik gözlemlerle sadece çocukların iyiliği için yürüyen evliliklerin çok az işe yaradığını göstermektedir.

    Çocukların boşanma sürecince daha az etkilenmesi için yapılabilecekler var mı?

    Boşanma kararının alınması, bu kararın açıklaması ve boşanma sonrası dönemde çocukların iyiliği için atılabilecek birçok adım var aslında ama boşanma çocuk için zor bir dönemdir bu dönemde mutlaka çocuk az ya da çok etkilenir. Doğru ve sağlıklı adımlar atılıp gereğinde aile içindeki herkes için uzman yardımı alınırsa uzun dönemli sonuçlar çok daha iyi olacaktır.

    Doğru adımlar neler olabilir?

    Aile içerisinde gerginlik ve mutsuzluk yaşanıyor ise çocuk bir şeylerin ters gittiğini çoğunlukla hissedecektir. Eğer anne ve baba çift olarak boşanma kararını kesin olarak vermiş ise mutlaka çocuğa bu kararlarını doğru bir şekilde açıklamalıdır?

    Boşanma kararı çocuğa nerede anlatılmalıdır?

    Bazen boşanma kararı almış hatta ayrı yaşamaya başlamış aileler bu kararlarını kendileri söyleyemediklerinden bir uzmanın söylemesi için başvuruda bulunmaktadır. En doğru olanı çocuğun alıştığı ve kendini güvende hissettikleri ev ortamında, her iki ebeveyn tarafından birlikte açıklanmasıdır. Bu şekilde çocuk boşanma kararının hissettiklerini daha rahat ifade eder ve aklına gelensorular sorabilir ayrıca anne ve babanın farklı hikâyeleri anlatma olasılığı azalır. Eğer birden çok çocuk var ise tüm ailenin birlikte olması güveni ve desteği artırdığından topluca konuşulmalıdır.

    Söylenmesi için doğru zaman var mıdır?

    Anne ve baba boşanma kararlarını kesinleştirdiğinde açıklama yapılmalıdır. Anne ya da babanın evden ayrılmasından bir iki hafta önce kararı açıklamak çocuğun bu duruma hazırlanmasına imkân verir. Bu süre içerisinde hissettiklerini rahatça ifade etmesine, sorular sormasına ve ilk tepkilerini göstermesine izin verilmeli ona destek olunmalıdır. Çocuklara kararın açıklanması gecikir ve bu karardan kaçılır ise çocuğun duyduğunda yaşayacağı şok artar.

    Nasıl söylenmelidir?

    Çocukların yaşına uygun, kısa, net ve gerekirse benzetmeler kullanılarak onun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocukların belirsizliklerden korunması için boşanmadan sonra kiminle yaşayacağı, diğer ebeveyn ile ne sıklıkla görüşeceği gibi boşanma sonraki dönemdeki planlar anlatılmalıdır. Ayrı yaşayarak anne ve baba olarak daha mutlu olacaklarını düşündüklerini, bu kararın çocuk nedeniyle alınmadığı açık açık ifade edilmelidir. Eşlerin ayrıldığını ama anne ve baba olarak çocuklardan ayrılmanın söz konusu olmadığı ve onu çok sevdikleri, sevecekleri vurgulanmalıdır.

    Başka dikkat edilecek noktalar nelerdir?

    Çocukların boşanmanın dışında birden çok değişikliği birden yaşamamaları için kreş, okul, yaşanılan yer gibi değişiklikleri kademe kademe yaşamaları için gayret edilmelidir. Çocukların birlikte yaşayacakları ebeveyn ile eski yaşam alanları olan çevrede kalmalarında yarar vardır.

    Boşanma sonrası evden uzakta olan eş mutlaka sürekli ve düzenli bir şekilde çocuğunu görmeli ve onun bakım, sorumluğunu paylaşmaya devam etmelidir. Eşler çocuğun hala anne ve babası olarak kaldıklarını zaman ayırarak ve sorumlukları paylaşarak göstermelidir. Bu ilgiyi ve sorumluluğu paylaşır iken iletişim kurarak mutlaka ortak hareket etmelidirler.

    Boşanma sonrasında çiftler arasında sorun olan maddi konular ve anlaşmalıklar mümkün olduğunda hissettirilmemeli ve konuşulmamalıdır.

    Boşanma sonrası çocuğun çevresinde bulunan anne ve baba dışındaki bireyler çok dikkat etmeli ve uzakta olan ebeveyn konusunda olumsuz şeyler konuşulmamalıdır. Bu konuşulan olumsuzluklar çocuklarda suçluluk hissi, öfke ve arada kalmışlık hissini körükler.

    Ayrıca boşanmış bir ailenin çocuğu olmak ektra taviz verileceği anlamına da gelmez. Çocuğun üzülememesi için fazladan ve gereksiz ödüllendirmeler yapmak ve şımartmak bu süreçte yaşanılan zorluğu azaltmaz aksine ek sorunlar getirir.

    Boşanma sonrası çocukta ne gibi şeyler yaşanabilir?

    Her çocuğun yaşına, geçmiş deneyimlerine, kişiliğine ve sorunlarla baş etme yeteneklerine bağlı olarak yaşacakları ve verecekleri tepkiler değişir. Çocuk genellikle haberi ilk aldığında şaşırır, bunun ne anlama geldiğini çözmeye çalışır, öfkenir, kendisini ve çevresini suçlamaya davranışları gösterir. Özellikle okul öncesi çocuklar boşanmanın nedenini kendileri olarak düşünme eğilimindedir. Ergenlik döneminde ise sıklıkla yoğun öfke, kural dışı davranışlar ve isyan görülür. Yaş ne olursa olsun mutlaka boşanma çocukta bir iz bırakır ve bu sürecin sağlıklı yönetilmesi kişinin gelecekte mutlu bir yaşam yaşaması için kritiktir.

    Yeniden bir evlilik kararı verildiğinde nelere dikkat etmek gerekir?

    Boşanmış çiftler yeninden evlilik kararı aldıklarında bu durumu çocuklara önceden net bir şekilde anlatmalı ve hazırlanmaları için süre vermelidirler. Boşanma sonrası yeniden evliliği alışma süreci çocukların mizaçlarına, yaşlarına ve biyolojik ebeveyne karşı hissetikleri gibi çokça faktörden etkilenir ve standart bir uygun zaman yoktur. Bu nedenle çocukların yeni yuvalarına alışıncaya kadar yeni partnere anne ya da baba demeleri konusunda baskı yapılmamalıdır. Yeni evlilikler sırasında çocuklarına kıyaslamalar ve karşılaştırmalar yapılmamalıdır. Her ilişki bir öncekinin gölgesinden uzak ve ayrı yaşanmalıdır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ülkemizde son dönemde yaşanan olaylar hepimize derinden bir üzüntü yaşatıyor. Bu dönemde çocuklarınız da televizyondan, internetten, sizin tepkilerinizden, etraftaki kaos ve üztülü durumdan etkilenebilirler ve neler olduğunu merak edip anlamaya çalışabilirler. Bu doğrultuda size zaman zaman neler olduğu ile ilgili soru sorabilirler. Peki bu şekil sorular karşısında ne yapılmalı?

    Öncelikle çocukları mümkün olduğunca televizyondan uzak tutmalısınız. Şiddet içeren görüntülere maruz kalmaları onları kötü etkileyebilir. Çocuklarınız bu zamana kadar böyle kötü durumlarla karşılaşmamış olabilirler ve bu yüzden nasıl davranmaları gerektiklerine karar veremeyebilirler. Bunun sonucunda çocuğunuzun güvende olma duygusu zedelenebilir, çocuğunuzda çaresizlik, yalnızlık hissi uyanabilir, çocuğunuz zarar göreceği hissi içinde olabilir. Ağlama, titreme, altını ıslatma, parmak emme, kekemelik, hiç konuşmama, herkesten kaçma gibi davranışlar sergileyebilir.

         Böyle zamanlarda çocuklarınız size sorular sorarak neler olduğunu anlamaya çalışabilirler. Ebeveyn olarak sizlere düşen en önemli görev öncelikle dürüst olmaktır. Çocuklarınızı korumak için onlara yok bir şey demek bilinmezlik durumunu arttırdığı için onları daha çok korkutabilir. Çocuğunuzla onun duyguları hakkında konuşmaktan çekinmeyin, bilmiyorum demekten korkmayın, kendi duygularınızı nefret söylemi olmadan ve abartı bir şekilde söylemekten kaçınıp gösterebilirsiniz

         Çocuklarınıza olaylardan bahsederken unutulmaması gereklidir ki her çocuk birbirinden farklı yapıdadır. Çocuğu en iyi tanıyan anne ve babasıdır ve çocuğun ne kadar bilgiye hazır olup olmadığını ancak onlar bilebilir. Her çocuğa hazır olduğu ölçüde bilgi verilmelidir. Çocuğunuzun ne kadar bilgiye hazır olduğunu çocuğunuzu iyice dinleyerek anlayabilirsiniz. Onun sorduğu sorulardan fazlasını ona aktarmamak burada en önemli unsurdur.

         Ölüm kavramını çocuklara anlatmaktan kaçınmamalısınız. Eğer kaçınırsanız daha sonra ölüm ile karşılaştıklarında yaşadıkları şok daha büyük olabilir. Çocuğunuz eğer ‘Ben de mi öleceğim?’ gibi tepkiler veriyorsa onları geleceğe değil şimdiye odaklandırın. ‘Bir gün hepimiz öleceğiz ama şu anda sağlıklıyız. Önümüzde uzun bir hayat var.’ gibi cevaplar verebilirsiniz.

         Çocuklarınıza onların anlamayacağı şekilde politik bilgiler vermemelisiniz. Terör olaylarını anlatırken olumsuz söylemlerden kaçınarak bu tip kötü olayların her toplumda zaman zaman olabileceği çok fazla ayrıntıya girmeden anlatılmalıdır.  Unutmamalısınız ki çocuklar yaklaşık 11 yaşına kadar soyut şeyleri anlamlandıramamaktadırlar. Bu sebeple çocuklara bu olayları anlatırken mümkün olduğunca en basit şekilde ve somuta indirgeyerek anlatım yapmanız gereklidir. Siyaset, din, ırk, düşman gibi soyut kavramlar çocuğunuz için anlaması zor olan kavramlardır. Bu şekilde anlatmak yerine çocuğunuzun sevdiği film karakterlerinden, oynadığı oyuncaklardan yararlanarak en basit şekilde anlatmaya çalışabilirsiniz.

         Çocuklarınızın yanında davranışlarınıza dikkat edin aşırı kaygılı korkmuş agresif davranmamaya çalışın, kendi korkularınızı çocuğa yansıtmamalısınız. Uç kararları ve söylemleri çocuklarınız önünde sergilememeye özen gösterin.

         Çocuğunuzla bol bol temas halinde olmanız onlar için oldukça önemlidir. Onlara bol bol sarılmanız onları rahatlatır. Onlarla daha fazla zaman geçirmeye özen gösterin.

         Ayrıca çocuğunuzla oyun oynamanız da en iyi ilişki kurma yöntemlerindendir. Oyunları çocuğunuzun kurmasına izin verin ve özellikle tekrarlayan oyunlarına dikkat etmelisiniz. Tekrarlayan oyunlar iyileştirici özelliğe sahiptirler bu yüzden çocuklarınızı oyun sırasında engellemeyiniz.

         Çocuğunuzun rutinini bozmak iyi bir yöntem değildir. Çocuğunuz için alabileceğiniz bütün önlemleri aldıktan sonra çocuğunuzun normal yaşantısını sürdürmelisiniz.

  • Ergenlik dönemi özellikleri

    Ergenlik sürecinde işe yarayabilecek öneriler.

    Ergenlik kişinin ne çocuk ne de yetişkin olduğu ara bir evredir. Bu süreç hem genç hem de anne babalar için zorluklar ile doludur. Bu dönemde doğru yaklaşımları kullanmak yaşanan sorunları azaltmakta işe yarayabilir.

    Değişim ve gelişime açık olun.

    Günümüzde birçok alanda hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Gençler bu değişimlere doğaları gereği çok daha hızlı ayak uydurabilir iken ebeveynlerin davranışları daha eski yıllara ait. Eğer ergenlik dönemindeki çocuklarımız ile daha az sorun yaşamak, onları daha iyi anlamak istiyorsak değişimi yakalamamız ve onlara karşı olan tutumlarımızı geliştirmeyi kabul etmemiz şart.

    Saygı duyun.

    Ergenlik dönemindeki çocuklarımıza değeri hak eden ve büyüyebilen insanlar olarak bakmalıyız. Onlara karşı saygılı yaklaştığımız sürece bir etkimiz olabilir. Ailelerin çoğu zaten bizde bunu yapıyoruz diyebilirler ama genelde yapılan şey onlara çocuk gibi davranmak ve sadece yapmaları gerekenleri söylemektir. Onların tutum ve davranışları ile ilgili sorunların olduğunu düşündüğümüzde öncelikle bunun arkasında var olan düşünce ve duygularını anlamaya çalışmak gereklidir. Onların duygu ve düşüncelerini anlamadan yapılacak müdahaleler ‘beni anlamıyorsunuz’ tepkisine ya da suskunluğa sebep olacaktır. Siz ona saygı duyarsanız size karşı olan saygısı da gelişecektir.

    ‘HATA’ bu dönemin en belirgin özelliğidir.

    Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri ‘hata’ yapılmasıdır. Aileler çocuklarının hataları ile yüzleştiklerinde geleceklerinin etkileneceğinden ve zarar göreceklerinden korkmaya başlarlar. Bu korkular çok kısa sürede felaket senaryolarına dönüşür. Korkmaya ve zarar göreceğinden endişe etmeye başlayan aileler ise kontrol ve katı kurallara başvurur. Belki bu koruyucu ebeveyn tutumları kısa vadede işe yarayabilir fakat hata ve tecrübe fırsatı kaçırılmış olur. Bu tutumlar ile yaşamdaki problemi genç değil anne ve baba çözmüştür fakat yaşam sınavı ebeveynlerin değil ergenindir. Çocukların sorunlarla baş edebileceğine inanmak ve onlara güvenmek en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Ailelerin hedefi mükemmel çocuklar değil ‘hata yapan, tecrübe kazanan ve GELİŞEN’ bireyler yetiştirmek olmalıdır.

    Küçük sorunları tartışma alanı haline getirmeyin.

    Ergenlik süresince farklı roller ve farklı davranışlar denenir. Bu tür denemeler çoğunlukla onların büyüme sürecinin bir parçasıdır ve kalıcı değildir. Farklı müzikler, garip saç kesimleri, tuhaf kıyafetler ve benimsemediğiniz arkadaşlar seçilmiş olabilir. Gençlerin kimliklerini oluşturma sürecindeki bu tür denemelere karşı çıkmak yaşanılan gerginliği gereksiz yere artırır ve ergenle iletişim şansı kaçırılmış olur.

    Denemek hiç yapmamaktan iyidir.

    Bu dönemindeki gencin hayalleri, arzuları vardır ve çok şey başarmak ister. Bu isteği hisseden çocuğunuz hiç beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir denemeye kalkışsa bile bu girişimini destekleyin. Bu denemelerinde yaşayacakları başarısızlar onlara çok şey öğretecektir. Size göre yanlış olan bu davranışlar sonucunda hiç denememesinden çok daha fazla şey öğretir. Özgüvenin temelleri bu denemeler ile atılır. Ayrıca bu şekilde onun takdir edilme ihtiyaçları da karşılanmış olur. Bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, farklı arkadaş gruplarına daha kolay yönelebilir.

    Onlara KOŞULSUZ sevgi verin.

    Ergenler tipik olarak anne ve babalarının ne dediklerini umursamaz bir tutum içerisinde olabilirler ve çoğunlukla ailelerini hayal kırıklığına uğratırlar. Çok hata yapan ve kuralları umursamayan, vurdumduymaz davranışları olan ergenleri bu sorunlu davranışlarına rağmen sevmek aileler için zor olabilir. Gençlerimizi sigara içseler de, suça karışsalar da ve çok ciddi hatalarda yapsalar da onları sevdiğimizi ve bu sevgimizin koşulsuz olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduklarında yanlarında olduğunuzu belirtmeliyiz.

    Asla Kıyaslamayın.

    Ergenlik dönemi gibi zor bir süreçte sorunlar yaşayan ve bu sorunlarla baş etmeye çalışan çocuklarımızı asla kıyaslamayın. Başkalarını örnek göstermek, başkalarıyla karşılaştırmak da yalnızca ergenin tepki duymasına sebep olur. Bu tutum olumlu yanlarını görememelerine ve karşılaştırdığınız kişiye karşı kötü şeyler hissetmesine sebep olabilir.

    Dalgalanan ruhsal hallerini görmezden gelin.

    Çocuğunuzun duyguları daha yoğun ve değişken olamaya başlar. Ayrıca davranışları da geçmişten farklıdır, hoşgörülü ve uyumlu çocuğunuzun yerini daha saldırgan, umursamaz ve öfkeli birisi alabilir. Bu tip değişimlere karşı anlayışlı olun hemen tepki vermemeye çalışın. Sizin inadınıza ya da size karşı yapılan davranışlar olarak görüp alıngan olmayın.

    Kişiliklerini değil davranışlarını eleştirin.

    Anne-babalar çoğu zaman çocuğun davranışlarından hoşlanmazlarken bu durumu sanki çocuğun kendisinden hoşlanmıyormuş gibi ifade ederler. Amaç her zaman olumsuz davranışı dikkatli cümleler ile yorumlamak olmalıdır. Ders çalışama konusunda değişmesini istediğiniz çocuğunuza ‘tembelsin’ demek kişiliğine bu sıfatı takmak anlamında olacaktır. Bu tutum değişimi değil direnci ya da alınmayı doğurur.

    İzin almadan onların hayatına müdahale etmeyin.

    Onların artık birer yetişkin adayı olduğunu unutmadan izin almadan özel alanlarına müdale etmeyin. İzinsiz cep telefonlarını karıştırmak, odalarına baskın yapmak ve arkadaşları ile ne konuştuğunu takip etmek gibi davranışlar çocuğunuzun sizden gizli davranışlarda bulunmasına ve yalan söylemesine neden olacaktır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliği nedenleri

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun nedenleri bilmek hem bu sorunu yaşayan bireyleri anlamak hem de dikkat eksikliği tedavisini doğru yönetmek açısından kritiktir.

    Aileler dikkat eksikliğini genellikle bir irade sorunu ya da isteksizlik olarak görürler. Çünkü çocukları istediğinde, eğlenceli faaliyetler olduğunda ya da bol ödül aldığında hiç dikkat sorunu yaşamamaktadır. Dikkatini, enerjisini ve hafızasını bu faaliyetler sırasında çok iyi kullanabilmektedir. Bir başka deyişle oyunlara, televizyona ya da bilgisayara dikkatini hiç olmadığı kadar iyi verebilir. Örneğin bilgisayar oyunlarında çok zor görevleri yerine getirebilir, tüm detayları fark edebilir oyunda çok yüksek puanlara ulaşabilirler.

    Fakat aynı çocuk ödev, görev, sorumluluk ya da tekrarlayan rutin işler söz konusu olduğunda değişir. O çocuk gitmiş başka bir çocuk gelmiş gibidir. Ödeve başlamayı erteler, başladığında çabuk sıkılır, isteksizdir, dikkatsizdir, bahaneler bulur, çabuk unutur. Az önce tüm yeteneklerini kullanan çocuk yeteneklerini ve kapasitesini kullanmakta ciddi güçlük yaşar.

    Tabi bu iki farklı durumunu dışarıdan değerlendiren aileler ‘istese yapar, canı isteyince çok güzel yapıyor, ödevleri sevmiyor ya da inadına yapmıyor gibi’ değerlendirmelerde bulunurlar. Ama yapılan çalışmalar aslında bunun dışarıdan görülenden çokta farklı olduğunu göstermiştir. Çok basitçe anlatmak gerekirse bilimsel çalışmalar aslında dikkat eksikliğinin beynin otomatik olarak işleyen fonksiyonlarının yetersizliğinden kaynaklandığını saptamışlardır. Bu otomatik fonksiyonlar (yönetici fonksiyonlar) bizim kontrolümüz dışında çalışırlar. Bu yönetici fonksiyonlar son derece karmaşık süreçlerdir ve çok az bir kısmı bilincin erişimine açıktır.Bu nedenle yapması gerektiği bilincine sahip olsalar da bununu uygulamaya koyamazlar. Başka bir deyişle dikkat eksikliğinde istememe durumu değil ‘yapamama’ durumu söz konusudur. Dikkat eksikliği olan çocuklar ders çalışması gerektiğini bilir hatta yapacağı konusunda sözler verebilir ama bu sıra ders çalışmaya geldiğinde verimli çalışmakta çok zorlanırlar. Bir uçağın otomatik pilot programının arızalı olmasında benzetebilir. Otomatik pilota aldığında uçak düşüşe geçecektir. Kaptan otomatik pilot olmadan uçağı uçurmak için sürekli emek ve dikkat harcamak zorunda kalacaktır ve çok yorucu olacaktır. Ayrıca bir otomatik program kadar kusursuz bir uçuş olmayacaktır. Otomatik sistemler bize sürekli yaptığımız faaliyeteler sırasında zaman kazandırır, az emek harcamamıza ve yaptığımız işlerde uzmanlaşmamızı sağlarlar. Bu süreç bisikleti ilk öğrenirken yaşadığımız güçlük ve sonrasında yaşadığımız kolaylığa benzetilebilir.

    Dikkat eksikliğine neden olan bu otomatik fonksiyonlar neden iyi çalışmazlar?

    Çalışmalar sonucunda en sık nedenin genetik olduğu gösterilmiştir. Ayrıca daha az olarak gebelik ya da doğum sürecinde yaşanan çeşitli hastalıklarında dikkat eksikliğine neden olabileceği saptanmıştır.

    Dikkat eksikliği oluşmuş kişilerde beyin fonksiyonları yeterince verimli çalışmadığı nasıl saptanmıştır?

    Dikkat eksikliği olan kişilerin beyin fonksiyonları çeşitli görüntüleme teknikleri ile sağlıklı bireylere kıyasla çeşitli beyin bölgelerinin daha az çalıştığı gösterilmiştir. Özellikle beynin ön bölgesinin (frontal bölge) daha az aktif olduğu (verimli çalışmadığı) gösterilmiştir. Bu bölgelerde çeşitli maddelerin (Dopamin ve Noradrenalin gibi) yeterince salınması ve üretilmesinde sorunlar saptanmıştır.
    Aşağıdaki fotoğraf beyin haritalama yöntemleri ile yapılmış bir çalışmadan alınmıştır. Soldaki fotoğrafta normal bir bireyin sağlıklı çalışan beyin bölgeleri yeşil ile, solda ise dikkat eksikliği olan bir beynin yetersiz fonksiyon gösteren kısımları kırmızı ile gösterilmiştir.

    Peki bu bilgiler bize neleri gösterir?

    1. Dikkat Eksikliği beynin sinir hücrelerinin yeterince çalışmaması sonucu oluşan bir nörokimyasal (beyin kimyasına ilişkin) bir bozukluktur.

    2. Dikkat eksikliğinin nedenleri biyololojik olduğundan ve çoğunlukla otomatik süreçleri ilgilendirdiğinden ana tedavi bu otomatik süreçlerin düzenleyecek olan ilaçtır. Diğer dikkat eksikliği tedavileri bu ana temel üzerine inşa edilmelidir.

    3. Dikkat eksikliği olan bir bireyle yapılacak etkili bir konuşma süreci kalıcı olarak düzeltmez, sadece kısa süreli toparlanmalara neden olabilir, terapi süreci kişinin sorunu çözmesine yetmez.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okulların açılmasıyla birlikte ailelerde ve çocuklarda yeni ortama uyum sağlamanın davranışsal değişikliklerini gözlemliyoruz. Bu süreçte aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazen aileler çocuklarından ayrıldıkları için suçluluk duyar. Bu durum çocukların okul korkusunu arttırır. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzgün olması kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukta belirsizlik ve terk edilme kaygısı yaşanır. Çoğunlukla aşırı koruyucu ve hoşgörülü ortamda yetişmiş çocuklarda bu kaygı durumu daha yoğun yaşanır. Okula uyumun kolay ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi çocuk için oldukça önemlidir. Okula uyumda çocukların zorlanmasının birden fazla nedeni olabilir;

    Ayrılık kaygısı

    Belirsizlik ve bilinmezlik

    Anneye aşırı düşkün olmak

    Performans kaygısı

    Yeni kardeşin doğumu veya annenin hamile olması

    Anne ve babanın hasta olması

    Çocuğun yeni ortamlara alışmakta zorlanması

    Çocuğun mizaç özellikleri

    Evde kuralların olmaması

    Okula uyum sürecinde aileler için bazı öneriler;

    Okula başlamadan önce yaşanılacak süreç ile ilgili çocuğa ayrıntılı bilgi verilmelidir. Sadece oyun ortamı değil okul kavramı anlatılmalıdır.

    Okul seçiminde mutlaka çocukta bulunmalıdır,

    Okulun olumlu yanlarından bahsederek teşvik edilmeli,

    Sorumluluk bilinci kazandırılmalıdır,

    Aile sabırlı olmalıdır,

    Aile çocukla okula geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde kreş/anaokulunda kalacağı söylenmelidir,

    Özellikle ilk günlerde çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı, vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalı,

    İlk günlerde fazla soru sormak, ne yediği ile ilgilenmek çocuğun uyumunu bozabilir. Sadece ”Günün nasıl geçti?” diyerek kendisinin anlatması beklenilmelidir,

    Yeni uyum sürecinde çocuğun düzenli yaptıklarına müdahale edilmemelidir,

    Çocuğun evden stressiz ayrılmasına özen gösterilmelidir,

    Okul alışverişinde mutlaka çocukta dahil edilmelidir,

    Anne- babanın kaygılarından çocuğa bahsedilmemelidir,

    Kötü olduğunda seni alırım demekten kaçınılmalıdır,

    Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru azalacaktır. Aileler sabırlı ve sakin olmalıdır.

    Çocuklar kendini güvenli hissettikleri ev ortamından yabancı bir ortam olan okula gitmede zorlanması normaldir. Bu süreci hem aile için hem de çocuk için iyi yönetmek gerekir. Okula başlama doğal bir süreç olup, okula başlamadan hemen önce değil çocuğun bütün gelişim dönemlerinde çocuğa sorumluluk bilincinin anlatılması fayda sağlayacaktır.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (3) motivasyon (isteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Motivasyon (İsteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 3. sorun alanı olarak gruplanan motivasyon sorunlarından bahsetmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Motivasyon sorunları:

    Uyuya Kalma sorunları!!

    Dikkat eksikliği olan pek çok kişi ilgilerini çekmeyen konuları dinlemekte zorlandıklarını, sessiz ve uyaran olmayan şekilde rutin işleri sürdürürken sıklıkla dalıp gittiklerinden şikayet ederler. İlgilerini çekmeyen bir konuda konuşulduğunda, bir dersi ya da toplantıyı dinlemek zorunda olduklarında, ilgisini çekmeyen bir kitaba başladığında çok çabuk yorgun hissetmeye ve uyuklamaya başlarlar.

    Konu ilgilerini çekiyorsa, aktif durumda ise (konuşuyor yada etkinliğe katılıyor) uyuya kalma sorunu ortaya çıkmaz. Tam tersi çok konuşan ve katılımcı bir tavır sergileyebilirler. Diğer bir ifade ile beyne fazla uyaran gönderildiği durumda aktif, istekli ve canlı bir tavır gösterebilirler.

    Bazen ise canlılıklarını sürdürebilmek için sesli okudukları, okurken çeşitli aktiviteler yaparak aktif olmaya çalıştıkları görülebilir. Kendi kendilerine ve motivasyonlarını korumaya çabalarlar.

    Motivasyonun korunması:

    Dikkat eksikliği olan bireyler uzun sürede sonuç verecek işlerde çok zorlandıklarını tarifler. Bu durum çocuklarda da sıklıkla görülür. Eğer ödüle hemen ulaşacaksa, yapacağı faaliyet kısa sürecekse bu durumda istekli ve motive şekilde çalışabilir ama ödüle uzun vadede ulaşacaksa çok çabuk isteğini kaybeder.

    Örneğin, Tv izlemek gibi hemen ödüllendirecek bir eğlenceli bir seçenek yerine ders çalışmak gibi uzun sürede yarar sağlayacak bir işi seçmezler. Uzun süreli zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Çok istekli başlasalar bile bu gayretlerini uzun süreli çalışmalarda kaybederler. Çok iyi ve yetenekli olabildikleri halde sürekli ve stabil bir çizgi izleyemediklerinden sonuçta sabırlı ve çalışkanlar tarafından geçilebilirler.

    Uykuya Dalma ve Uykudan Uyanma sorunları.

    Dikkat eksiliği olan bireyler uygunsuz durumlarda uyuya kalmaktan şikâyet etmelerinin tam tersine bazen ise uykuları gelip yatağa gittiklerinde uyuyamazlar. Uyuduklarında sanki bir şeyleri kaçıracakmış gibi hissettiklerinden bahsederler. Uyumak için müzik dinlemeyi tercih edebilirler. Bu çocukluğun erken dönemlerinde bile görülebilir. Aileler çocuklarının geç yattıklarından, uykuya dalmakta çok zorlandıklarından ve dalma sırasında çok huysuzlaştıklarından şikâyet ederler. (Dikkati yoğunlaştırma esnasında aktif olması gereken sistem, dikkatin tam tersi uyuma sırasında ise geri çekilmesi gerekir. Bu ortak sorun hem dikkat hemde uykuya dalma sorunları şeklinde karşımıza gelir)

    Uykuya geçitken sonra ise çok derin uyurlar. Ölü gibi uyuduklarını tanımlarlar. Genç bir öğrencinin yaşadığı uyku sorunu ile ilgili bir örnek:

    ‘Geceleri gece kuşuna dönüşüyorum, sabah okula erken gitmem gerektiğini bildiğimden olabildiğinde yatağıma erken gitmeye çalışıyorum. Uykuya dalamayınca kalkıp ya televizyonu açıyorum yada bilgisayar başında gereksiz yere saatler geçiriyorum. Sabah erken kalmak için telefonlarımı ve saatleri kuruyorum ama nafile.Hatırlamadığım şekilde gidip telefonu kapatıyorum. Ailem beni uyandırmaya çalışmaktan bıktı onlarla sabahları sürekli kavga ediyoruz. Bazen annemin beni uyandırmak için komşulardan yardım istediği bile oluyor.’

    Özetle Dikkat eksikliği sendromun da gerekli ritm, enerji, motivasyon ve uyku düzenlemede sorunların sık görüldüğünü bir tablodur.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

  • Hiperaktivite ve dürtüsellik-1

    Hiperaktivite ve Dürtüsellik Nedir?

    Hiperaktivite ve dürtüsellik çok farklı şekillerde tanımlanabilir ama genel anlamda bakıldığında bir davranış düzenleme ve denetleme sorunudur. Hiperaktivite de çocuğun yaş ve gelişim seviyesinden beklenenden daha hareketli olma hali görülür. Dürtsellikte ise aklına geleni hemen yapma isteklerini erteleyememe (frenleyememe) sorunu mevcuttur.

    Hiperaktivite ne şekilde karşımıza çıkar?

    ‘Yerinde duramama, sürekli koşuşturma (genellikle uygun olmayan ortamlarda), yorulmak bilmeme’

    ‘Motor takılmış gibi olma, kanepe koltuk üzerinde gezme’

    ‘Kıpır kıpır olma, elleri ayaklarının sürekli hareket etmesi’

    ‘Sürekli hareket etme isteği, boş duramama, hemen sıkılma’

    ‘Çok konuşma, aklına geleni söyleme, sürekli soru sorma’

    ‘Oyunu düzenli ve sakin oynamakta güçlük çekme’

    ‘Sessiz, durağan işlerden kaçınma, bu tür faaliyetleri sevmeme’

    ‘Bir görevi bitirmekte güçlük çekme, bir durumdan diğerine geçme’

    Dürtüsellik nasıl görülür?

    ‘Sabırsızlık, durup düşünmeden hareket etme’

    ‘Tepkilerini frenleyememe’

    ‘İstediğini erteleyememe, yaptırmak için tuturma’

    ‘Başkalarının sözünü kesme, araya girme’

    ‘Bildiği sorunun cevabını pat diye verme’

    Yukarıdaki tanımlamalara benzer şekilde birçok ifade hiperaktivite ve dürtüsellik için aileler ve öğretmenler tarafından kullanılabilir. Hiperaktivitenin ve dürtüselliğin (ataklığın) görünümü ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Tüm hiperaktif çocuklarda tüm belirtilerin yoğun şekilde görünmesi zorunluluğu yoktur.Semptomların temel özelliği yaşından ve gelişimsel düzeyinden beklenenden daha fazladır. Bir başka ifade ile birkaç yaş küçük bir çocukta olduğu kadar hareketli ve atak olma durumu mevcuttur. Bu davranış düzenlemedeki gecikme durumu sınıf ortamı gibi yaşıtları ile kıyaslamaların çabucak yapıldığı ortamlarda daha belirgin hale gelir.

    Tabi bu belirtilerin çocukların çok sevindikleri ve daha neşeli davrandıkları bayram günleri, doğum günleri gibi kutlama anları ile sınırlı olmamalıdır. Yaşamı etkileyecek düzeyde olması şarttır.

    İlk yaşlarda nasıl görülür?

    Bazı çalışmalarda anne karnında bile belirtilerin mevcut olduğu saptanmıştır. Hiperaktif çocukların anneleri ile geçmişe dönük olarak yapılan çalışmalar da bir kısmının diğer çocuklara kıyasla ‘daha çok tekme atıkları ve kıpır kıpır oldukları’ bildirilmiştir.

    Bu belirtilerin dışında ilk hiperaktivite belirtileri genellikle çocukların ilk yürümeye başlama dönemlerde dikkati çeker. Çoğu aile ‘bu çocuk yürümeden koştu, sürekli bir şeyler yapmak istiyordu, kendini sakınmıyordu, onun peşinden ayrılamıyorduk’ şeklinde bu 1-3 yaş dönemini tanımlarlar. Anneler özellikle bu dönemde çocuklarının davranışlarını yönetmekte zorlanırlar.

    Uyku ve yemek sorunları yaşıtlarından daha sık görülür. Çabuk huzursuzlanan ve zor yatıştırılan bebeklerdir. Uykuya yatmayı sevmezler. Uyduklarında bir şeyler kaçıracakmış gibi hissederler. Uyku daldıklarında ise derin uyuma ve zor uyandırılma eğilimindedirler. Yemeklerde şekerli gıdalar ve abur cubur düşkünlükleri fazla olabilir.

    Aile ilişkilerine nasıl yansır?

    Ev kurallarını sevmezler, cezalara uymak istemezler. Bir yerlere tırmanmaktan, kanepe tepelerinde gezmekten hoşlanırlar. Bir oyunu ya da faaliyeti bitirmeden diğerine geçerler. Uygun olmayan şeyler yutma, sık düşme, ezikler ve kırıklar şeklinde kazalar görülebilir. Oyuncaklarını kırmayı ve içini açmayı severler. Sessiz sakince vakit geçirmekte, oyun oynamakta zorlanırlar.

    ‘Beklemek’ onlar için çok zordur. İstediklerini yaptırmak için tuturma, inatlaşma ve sinirlenme sık görülür.

    Özellikle kardeş ilişkilerinde sık soruna neden olur. Bazı zamanlar kardeşleri ile iyi vakit geçirseler bile sıkça kıskançlık davranışında bulunurlar. Kardeşini rahatsız etme, eşyalarını alma, zarar verme, sık kavga etme, çabuk sinirlenme, oyun bozma gibi yakınmalar sıktır. Hep kendi istediği olsun isterler, ortak eşyaları (televizyon, bilgisayar) kullanmakta sorun çıkarırlar. Kendi hakkına razı olmazlar ve diğerlerinin hakkına karışırlar.

    Anne ve babanın kurallar konusunda işbirliği uygulaması ve kararlı olması çok önemlidir. Küçüktür yapsın diye sınır koyulmayan davranışlar artma eğilimindedir.

    Okul öncesi dönemlerinde neler olur?

    Arkadaşları ile çabuk sosyalleşen ama çabuk küsen çocuklar olurlar (paylaşmayı sevmezler). Kreşe verildiklerinde kreş kurallarına uymakta, bir etkinliği sürdürmekte sorun yaşayabilirler. Ortak oyunları çabuk bozmaya yatkındırlar. Hep kendi istediğinin olmasını isterler. Oyunu kazanmak konusunda çok ısrarcıdırlar. Kazanamadıklarında çabuk sinirlenirler. Arkadaşlarının elinden oyuncaklarını alma davranışları görülebilir. Kreş döneminde kaza riskleri de artmıştır. Küçük yaralanmalardan büyük kazalara kadar birçok durumla karşılaşılabilir. Öğretmen onunla baş etmekte zorlanabilir. Aileler kreşi bırakmak yada değiştirmek zorunda kalabilirler.

    Devamı için tıklayınız.