Etiket: Çocuk

  • Anne Kalbi Çocuğun Okuludur!

    Anne Kalbi Çocuğun Okuludur!

    Anne kalbi çocuğun okuludur!

    Anne deyince aklınıza neler geliyor? Benim aklıma şefkat gösteren,ne yaparsan yap yinede affeden,bazen ağlatan ama yinede senden ve sana bakım vermekten vazgeçmeyen,korku anında üzgün anında veya hayal kırıklığına uğradığını hissettiğinde kollarına koştuğun o sıcak insan, ANNE.

    Anneliğin tanımını yapmak için uzun araştırmalar yapmaya ya da sayfalarca kitaplar okumaya gerek olmadığı düşüncesinde hem fikir olduğumuzu tahmin etmek zor değil. Peki, anne kalbinin tanımını yapmak için neye ihtiyaç var? Deneyimlerimize olabilir mi? Anne karnına düştüğümüz andan annemizle geçireceğimiz son güne kadar olan ki deneyimlerimize. Tabi ki bebeklik ve çocukluk çağımızda annemizin bize öğrettiği, hayatımız boyunca bize eşlik edecek olan ve ergenlikte de yetişkinlikte de her alanda kullanacağımız o değerli dinamikler sayesinde edineceğimiz deneyimler.

    İşte o dinamikler anne kalbinde yani okulumuzda öğrendiğimiz bilgiler bizim sosyal yaşamımızda ki iletişim becerilerimizi, ikili ilişkilerimizde, akademik ve iş ortamlarındaki özgüvenimizi ve özellikle duygusal sağlığımızın gelişimini oluşturan temel taşlardır.

    Sadece doğuran değil…

    Çocuğun yaşamının ilk yıllarında anne, çocuk ile güvenli bağlanmayı ve doğru iletişimi kurabildiği takdirde bebekte güven duygusu gelişecektir. Çalışan anneler, veya annesini kaybetmiş çocukların hayatında onlara bakım veren baba-dede-anneanne-babaanne vs. bu konuyla ilgili endişeli olabiliyorlar, fakat korkmayın! Sadece doğuran değildir çocukla güvenli bağlanmayı sağlayabilen ve onu kalbinde büyütebilen. Eğer çocuklar ihtiyacı olduğu zaman ağlayabiliyorsa, size koşup kollarınızda rahatlayabiliyorsa, kimliğine ve duygularına saygı duyarak dinlenilebiliyorsa, her gün mutlaka en az 30 dakika  özel vakit ayırıp oyunlar oynanıyorsa yani ihtiyacı olan saygı,şefkat ve regülasyonu sağlayabiliyorsanız çocuğunuzla güvenli bağlanmayı kurmamanız neredeyse imkansız.

    ANNELERE TAVSİYELER;

    1. Çocuğunuzla birebir ilgileneceğiniz zamanlar belirleyin.

    2. Koşulsuz sevginizi ona hissettirin!

    3. Yaptığı olumlu davranışları onaylayın, olumsuz davranışları sıklıkla dile getirerek, kızarak, uyararak pekiştirmeyin.

    4. Ben dili kullanın!

    5. Çocuğunuzun ne kadar değerli olduğunu ve onun, sizin hayatınızdaki önemini ona ifade edin ve hissettirin.

    6. Ağabey-abla-kardeş ya da akranları ile asla kıyaslamayın!

    7. Çocuğunuzun çabası karşısında sakin ve yapıcı olun, ona cesaret verin.

  • Cinsel istismar nedir?

    Çocuk ve ergende cinsel istismar (Cİ) insanlık tarihi kadar eski bir konudur.

    Cİ içinde cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral-genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruziyeti ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik yaşantılar yer alır.

    Cinsel istismar çeşitleri:

    a.Temas içermeyen cinsel istismarlar: Cinsel içerikli konuşma, gösterimcilik, röntgencilik, çocuğa pornografik materyallerin gösterilmesi, cinsel ilişkiye tanık edilme veya çocuğun yanında mastürbasyon yapma gibi davranışlardır.

    b.Cinsel dokunma: İstismarcı kurbana dokunabilir ya da kurbanı kendisine dokunması için zorlayabilir.

    c.Oral-genital seks

    d. İnterfemoral ilişki(Irza tasatti): Penetrasyonun olmadığı, sürtünmenin olduğu istismar şeklidir.

    e.Cinsel penetrasyon (Irza geçme): Genital ilişki, anal ilişki, objelerle penetrasyon ve parmakla penetrasyon şeklinde olabilir.

    f. Cinsel sömürü: Çocuk pornografisi ve çocuk fuhuşunu kapsar.

    Ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir. İstismar; çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ensest olarak adlandırılır.

    Cİ sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cİ’nin gizliliği ve genelde tanığının olmaması, istismarcının sıklıkla istismarı red etmesine neden olmaktadır. İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı Cİ çoğu kez gizli olarak kalmakta ve sır olarak saklandığı için de gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zor olmaktadır.

    Her yaştaki çocuk Cİ’ye maruz kalabilir. İstismara ilk kez maruz kalma ortalama 8–12 yaşları arasında zirve yapmaktadır. İstismarı açıklamaya kadar geçen süreyi değerlendiren çalışmalar ortalama 3-18 yıl gibi bir gecikmenin olduğunu bildirmektedir.

    Cİ için bireye ait başlıca risk etkenleri cinsiyet, yaş ve sakatlıklardır. Kızların erkeklerden 2 ila 5 kat daha fazla risk altında olduğu çeşitli çalışmalar tarafından bildirilmektedir. Çocuk ve gencin zihinsel engelli olması, şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi bir ruhsal bozukluğun olması cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler ya da değerlendirseler bile kendilerini korumaları daha zor olabilir. Aile içi çatışmaların ve ekonomik sorunların, özellikle annelerde kronik hastalıkların olduğu ailelerden gelen çocuklarda, boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde Cİ daha sık görülmektedir. Evde üvey anne/babanın varlığı da riski arttırabilmektedir.

    Cinsel istismar; çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini, kişiler arası ilişkilerini, özgüvenini sarsan bir travmadır. Cİ’ye özgü tek bir ruhsal belirti yoktur, belirtiler çocuktan çocuğa değişirken aynı çocukta gelişim ile birlikte zaman içinde de değişimler gösterebilir. Cİ klinik özellikleri ve çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına, ruhsal özelliklerine ve travma öncesi psikolojik gelişimine, ailenin destek düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de klinik görünümde önemli rol oynar.

    0-3 yaş arası çocuklarda; yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip çıkarırken sorun çıkarmaya başlama ve yaşına uygun olmayan cinsel oyunda bulunma, huzursuzluk, öfke nöbetleri, ani olarak değişen davranış ve tepkiler görülebilir.

    3-6 yaş arası çocuklarda; regresyon (bebeksi konuşma, parmak emme, anneye daha fazla bağlı olma gibi), içe çekilme, Enürezis Nokturna (EN) (idrar kaçırma), enkoprezis (kaka kaçırma), yeme ve uyku bozuklukları, agresyon, boyun eğme davranışı, devamlı cinsel oyunlar kurma ve sık mastürbasyon yapma davranışları görülebilir.

    6-12 yaş arası çocuklarda; sosyal içe kapanma, evden ve/veya okuldan kaçma, yeme ve uyku bozuklukları, öğrenme bozukluğu, takıntı ve zorlantılar ör.sürekli elini ya da genital bölgesini yıkama, cinsel içerikli soruları yineleyici biçimde sormalar), oto-agresyon, kendinden küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlamalar, hassaslaşma, karın ve baş ağrıları, huzursuzluk görülebilir.

    13-18 yaş arasında; bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, oto-agresyon, fobi, evden ve/veya okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, takıntı ve zorlantılar, duygusal ve fiziksel yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu, sinirlilik, rastgele cinsel ilişkide bulunma, sosyal içe kapanma, psikoz, özkıyım girişimleri görülebilir.

  • Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durumlar

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durum; çocuğun ya da bir başkasının yaşamının tehlikede olduğu ya da çocuğun çok ağır, çok yıkıcı bir travma ile karşılaşma riskinin yüksek olduğu durumdur. Bunlar;

    1.İntihar düşüncesi ya da girişimi,

    2.Taciz (Cinsel, fiziksel, duygusal),
    3.Okul korkusu,
    4.Anoreksiya Nervosa, Bulumiya Nevroza,
    5.Psikotik bozukluk,
    6.Ebeveynlerin boşanması veya ölümü,
    7.Konversiyon bozukluğu,
    8.Diğer acil durumlar.

    İNTİHAR

    Kişinin kendi isteği ile yaşamına son vermesi eylemi ölümle sonuçlandığında ‘İntihar’, ölümle sonuçlanmadığında ‘intihar girişimi’ adlandırması kullanılır.

    İntihar çocuk psikiyatrisinde karşılaşılan en acil durumdur. Tüm dünyada yaklaşık dakikada bir intihar girişimi olmaktadır. Ölümle sonuçlanan her bir intihar olayına karşılık 30 intihar girişimi gerçekleşmektedir. Her yıl 6000 kişiden biri intihar sonucu ölmektedir. Bu sayı tüm dünyadaki ölümlerin %1-2’ sidir. Batılı ülkelerde intihar, trafik kazalarından daha önde gelen bir ölüm nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre (1995) yıllık intihar hızı 16/100.000. Türkiye’de (1997) intihar oranı: 3,3/100.000
    olarak saptanmıştır. İntihar girişimi kızlarda 4 kat, intihar sonucu ölüm erkeklerde 3 kat daha fazladır.

    Her iki cinsiyette de intihar girişimi en sık 15-24 yaşlarında olur. Erkekler genellikle ateşli silahlar ve asıyı, kızlar kimyasal maddeler ve ilaçları tercih ederler.

    İNTİHAR RİSK FAKTÖRLERİ

    İntihar çocukluk çağında özellikle de ergenlikte önemli risk faktörü olmadan da aniden dürtüsel olarak gerçekleşebilir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda genel olarak kabul görülen risk faktörleri de mevcuttur:

    -Çocukta depresyon,davranım boz., madde bağ. gibi ruhsal boz. bulunması.
    -Çocukta kanser, şeker hastalığı gibi fiziksel hastalığın bulunması.
    -Çocukta önceden intihar girişiminin olması.
    -Ebeveynlerde depresyon, alkol/madde bağımlılığı gibi ruhsal bozukluğun olması.
    -Ebeveynlerde intihar girişimi öyküsü olması.

    -Şiddetli aile içi çatışmaların bulunması.
    -Ebeveynlerin boşanması (risk 2-3 kez fazla), ebeveyn ölümü.
    -Kalabalık ailede yaşama, düşük sosyoekonomik düzey.
    -Yineleyen cinsel, fiziksel, duygusal ihmal ve/veya istismarlar.
    -Deprem, sel gibi doğal afetler.
    -Okul başarısızlığı, öğretmen ve akranlarla sorunlar yaşama.
    -Ateşli silah kullanmanın yaygınlaşması.

    -Medyada intihar girişim/intihar olaylarının manşet haberler olarak yanlış mesajlarla verilmesi.

    -İntihar girişimler sonucunda ailelerin yanlış tutumlar sergilemeleri,…

    İNTİHAR EĞİLİMİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER
    -Çocuk veya ergende ölüm üzerine genel konuşmaların olması,
    -Sürekli ölüm düşüncesi veya ölümü arzulandığına dair tekrarlanan konuşmalar,
    -Çözümsüzlük, umutsuzluk, tükenmişlik duygularının varlığı,
    -İntihar isteğine mantıksal ve filozofik yorumlar getirme,
    -Açık şekilde intihar planından söz edilmesi,…

    İNTİHAR NEDENLERİ
    -Çocuğun veya ergenin kendisine ve başkalarına duyduğu öfke ve cezalandırma isteği.
    -Bir isteğin yerine getirilmesi için baskı yapma çabası.
    -Çocuk veya ergenin çaresizliğini ve acılarını bildirme isteği.
    -Çevrenin ilgi ve sevgisini zorla sağlama; gösterilen yakınlığın içtenliğini sınama isteği,…

    MEDYADA İNTİHARI ÖZENDİREBİLEN YANLIŞ HABERLER NELERDİR?

    –İntihar yöntemlerinin ayrıntılı verilmesi.
    –İntiharın anlaşılmazlığının ve inanılmazlığının vurgulanması.
    –Romantik motivasyonlar bildirilmesi.
    –İntiharın basite indirgenmesi.

    İNTİHAR HABERLERİNİN ÖZENDİRİCİLİĞİNİ AZALTAN HABERLER NELER OLABİLİR?

    –İntihar davranışı dışında alternatif yollar gösterilmesi.
    –Okuyucu/izleyici kitlesinin intihar davranışı konusunda doğru ve yeterli bilgilendirilmesi.
    –İntiharla sonuçlanmayan, baş edilebilmiş kriz durumlarına ilişkin bilgi verilmesi…

    İNTİHARIN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    -İntihar araçlarına ulaşım azaltılabilir.
    -Tüm sağlık çalışanlarına eğitimler düzenlenebilir.
    -İntiharın medyadaki görünümü değiştirilebilir.
    -Halkın ruhsal hastalıklar ve tedavisi konusunda bilgilendirilmesi sağlanabilir.
    -Okullarda eğitim verilebilir.
    -Telefonla yardım hatları yaygınlaştırılabilir.
    -İntihar davranışı ile ilişkili ekonomik etkenlerin düzenlenme planları oluşturulabilir.

  • Otistik bozukluk (otizm)

    İlk kez Leo Kanner 1943’de ‘erken infantil otizm’ terimini kullanmıştır. Temel sorunlar;

    -Sosyal iletişimdeki yetersizlik,

    -Konuşmada gecikme ya da hiç konuşmama,

    -İlgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olmasıdır.

    Otizmde dil gelişimi:

    -Konuşma olmaz ya da gecikmiştir. Konuşmadaki en belirgin özellik budur.

    -Zamirleri ters çevirme, (ben yerine o demek gibi).

    -Melodik konuşma,

    -Soru sorar tarzda konuşma,

    -Kendi kendine konuşma,

    -Erken ekolali-soruyu tekrar etme,

    -Gecikmiş ekolali,

    -Monoton ya da gürültülü konuşma,… görülebilir.

    Otistik bozukluk olan çocukların zeka düzeyleri oldukça değişken olmakla birlikte zeka düzeyi %21-30’unda ancak 70 üzerindedir.

    Otistik bozuklukta sosyal gelişimdeki sorunlar;

    -Sosyal gelişimde sapma
    -Gülümsemenin gecikmesi ya da yokluğu
    -Taklitte yetersizlik, göz göze gelememe

    -Arkadaşlık kuramama, oyun oynamama
    -Dokunulmaktan hoşlanmama
    -Görmüyormuş gibi bakma
    -Başkalarının duygularına karşı empati yapamama
    -Uygunsuz etkileşim

    Taklit edebilme; öğrenmede önemli bir yeti olduğu için bu çocukların eğitiminde sık sık tekrar etmeler gerekmektedir. Sosyal uyum sağlama ve kabulde empati yeteneğinin olması da diğer önemli yetidir. Başkalarının duygularını, söylemek istediklerini algılayamayan çocuk yeterli ve doğru sosyal iletişim kuramaz.

    Otistik bozukluğu olan çocukta duygulanım;

    -Donuk, künt
    -Cezaya ve ödüle cevapsız,
    -Huzursuz, huysuz,
    -Sebepsiz ağlayıp, gülen,
    -Durum ve olaylarla uygunsuz duygulanımlar,… görülebilir.

    Otistik bozukluğu olan çocukta dikkat;

    Genellikle dikkat dağınıktır. Bazen bazı nesne ya da olaylara olağanüstü fazla dikkat gösterebilir.

    Otistik bozukluğu olan çocuktaki sensorimotor sorunlar;

    -Hipotoni,
    -Yürümede geçikme gibi kaba motor kas gelişiminde sorunlar,
    -Parmak ucunda yürüme,
    -El becerilerinde yetersizlikler, sakarlık gibi ince motor kas gelişiminde sorunlar,
    -Dyspraxia
    -El çırpmalar, dönme hareketi gibi stereotipik (anlamsız yineleyici hareketler) hareketler
    -Sese aşırı tepki veya tepkisizlik… görülebilir.

    Otizimde gidişatı belirleyen ölçütler;

    -5 yaşında halen konuşmanın gelişmemiş olması,
    -Zeka düzeyinin 50’nin altında olması,
    -Tabloya epilepsi gibi organik bir bozukluğun eşlik etmesi,
    -Klinik tablonun şiddetinin ağır olması,
    -Özel eğitime geç başlanması,
    -Olumsuz aile ve diğer çevre koşulları,
    -Anne-çocuk arasındaki duygusal bağın zayıf olması,
    -Geç tanı konulması,… Otizmin gidişatındaki olumsuz faktörlerdir.

  • Çocukların özgüveninin artması için aile ve öğretmenlere öneriler

    Özgüvenli çocuk; demek kendini düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen, alternatif çözüm yolları üretebilen, sınırlarını doğru tanıyabilen, sonsuz sevgiye sahip olduğunu hissedebilen, her zaman daha iyisini yapmak için motivasyonunu kaybetmemiş olan, mutlu bir çocuk demektir.

    1.Özgüvenli bir çocuk yetiştirmek için öncelikle çocuğunuzu doğru ve objektif tanımalı ve beklentileriniz gerçekçi ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Örn. Çocuğunuzun 3 yaşında iken dağıttığı oyuncakları toplamasını beklemeyin.

    2.Çocukların yaşlarına göre farklı özellikler gösterdiklerini unutmayın. Örn. 3 yaşından küçük çocuklar oyuncaklarını paylaşamayabilir.

    3.Çocuğunuzu diğer çocuklar ile ya da akranlarla kıyaslamayın. Onlar sizi diğer ebeveynler ile kıyaslar ise sizin hoşunuza gider mi? Düşünün.

    4.Çocukların öğrenme sürecinde bizlerin onlardan neler beklediğimizi tam olarak duyması gerekir. Bu süreçte ayrıntılar ile örnekler verilebilir. Sizlerin de bu konuda birer örnek teşkil ettiğinizi unutmayın. Örn. Tiyatroya gittiğinizde sırasını bekleyeceğini, yüksek sesle konuşmamasının gerektiğini önceden anlatın.

    5.İlk defa karşılaşacağı ortamlarda nelerin çocuğu beklediğini anlatın ki uyumsuzlukları olur ve bilmediğinden eleştiri alır ise toplum içinde kendini yetersiz hissetmesin.

    6.Oyunlar ile çocuğa doğru davranışların denemelerini yapın. Ör. Kalabalık bir yere gittiğinizin hayalini kurup önündeki kişiyi geçmek için itmek yerine ‘izin verir misiniz’ gibi cümleler kurabileceğini gösterin.

    7.Çocuklar belli durumlarda davranışlarını değiştirebilir, kurallara uymakta zorluk yaşayabilirler. Örn. Yorgun, uykusuz, aç olduklarında sabırsız olabilirler. Bu durumlarda bazı davranışlarına hoşgörüyü uygulayın. Çocuğunuza karşı doğru tutum gösterdiğinizde bu kuralları bozacaksınız anlamına gelmeyecektir.

    8.Sabahları sizin işe çocukların okula gitme telaşınızı yaşayıp, çocuğunuzla istemediğiniz şekilde iletişim kurmamak için (örn. Bıktım artık senden, her sabah seni uyandırmak zorunda mıyım?) akşamdan ve çocuklar uyanmadan önce kendi hazırlıklarınızı tamamlayın.

    9.Çocuğunuz küçük ise akşamdan kıyafetlerini ve okul çantasını hazırlamasına yardım edin.

    10.Sabah hazırlanma telaşına ‘yedin-yemedin’ gibi olumsuz çatışmalar eklemeyin. Bu konudaki ihtiyacını diğer öğünlerde telafi etmeye çalışın. Çoğu erişkin bile sabah kahvaltı yapmada isteksizdir unutmayın.

    11.Çocukların kuralları uygulamasında aktif roller ve sorumluluk almasına yardımcı olun.Örn. Sabah uyanması için odasına çalar saat koymak, yemeklerin hepsinin tadına bakmasını istiyorsanız miktarını ayarlamayı çocuğunuza bırakmak.

    12. Koyduğunuz kuralların bir süre sonra siz ve çocuğunuz arasında ‘kurallı iletişim’ şekline dönmemesine dikkat edin. Bazı şeylerin uygun örnek oluşturarak çocukların sizden öğreneceğini ya da kendilerinin yaptığı şeyleri takdir ettiğinde davranışın pekişeceğini unutmayın. Aksi halde herşeyi kural olarak algılayan bir çocuk ile çok yoğun çatışmalar yaşayabilirsiniz. Evde çok kural olan bir çocuk okuldaki kurallara karşı da isyankar olabilir unutmayın.

    13.Çocukların düşüncelerinin sorulması, farklı bakış açısına sahip olduklarının vurgulanması kendilerini daha önemli hissettirecek ve sosyal ortamlarda da kendilerini ifade etmekteki çekingenlikleri azalacaktır.

    14.Çocuklara tercihlerinin de önemli olduğunu hissettirin. Örn. Dinledikleri müzik grubu, giydikleri kıyafet.

    15.Kurallara uyulmadığı zaman neler ile karşılaşacağını çocuklar bilmelidir. Burada uyulmayan davranışa karşı oluşturulacak yaptırımların ertelenmemesine ve genelleme yapılmamasına özen gösterilmelidir. Örn. Bir daha bilgisayarı 2 saatten fazla oynarsan yaza kadar sana bilgisayar yasak demek uygulanması zor ve gerçekçi olmayan bir ceza demektir. Bu şeklideki cezaların hem uygulanması zordur hem de iletişimde inatlaşma olasılığını arttırır. Bunun yerine kısa süreli sınır koymak daha uygun olacaktır.

    16.Öğretmenler açısından okulda ilk haftalarda tüm çocukların okul ve sınıf kurallarını doğru algılaması için çocuklarla toplantılar düzenleyip bilgi vermek önemlidir.

    17.Kurallar sınıfta çocukların görebilecekleri göz hizasına uygun şekilde asılmalıdır.

    18.Çocuklar kurallara uymadıklarında neler olabileceğini önceden bilmelidir.

    19.Koyduğunuz kuralı o an açıklayamayacaksanız ‘ben senin büyüğünüm ve bu kararı vermek benim görevim, seninle şu an tartışamayacağım bir sürü nedeni var’ gibi açıklama yaparak daha sonra nedenini açıklamak için ortam hazırlayın.

    20. Çocuğu fiziksel ve/veya duygusal olarak (örn. Aşağılama, küçümseme, hor görme, sürekli eleştirme, küfür etme) ihmal ve istismar etmeyin.

    21.Çocuklar ile iletişimde ‘bozuk plak tekniği’ kullanılabilir. Benzer uyarıyı peşpeşe yapmak gerekebilir. Uygun ve ikna edici bir dil ile 3 kez tekrar ettikten sonra daha kararlı bir şeklide beklentilerinizi söyleyip davranışa yönelmesini sağlayabilirsiniz. Başlangıçta çocuklar sizin kararlılığınızı sürdürüp sürdürmeyeceğinizi test etmek isterler.

    22.Çocuğunuza bütün özellikleri ile değer verdiğinizi, sevdiğinizi hissettirin. Herkesin olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir bunu unutmayın.

    23.Çocuğumuzun davranış ve düşünceleri konusunda sorunlar yaşansa bile sevgi olarak bakıldığında kendisinin aile için özel bir yeri olduğunu bilmesi ve sevildiğini hissetmesi önemlidir.

    24.Çocuğunuzu değil, davranışlarını eleştirin. Örn. ’Sen kötü bir çocuksun, kardeşine vuruyorsun’ yerine ‘kardeşine vurman doğru bir davranış değildir’.

    25.Sınıf içinde çocukları arkadaşlarının önünde kırıcı bir şekilde eleştirmeyin. Bu durumda diğer çocuklar da öğrencinizin negatif özelliklerine daha çok odaklanacak ve O’nu dışlayabileceklerdir.

    26.Suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın. Örn. Ödevlerdeki yanlışları çocuğu suçlamadan kendisine iletin ya da farkına varmasını sağlayın. Hataları azaldığı zaman da bunu farkettiğinizi ve başardığını hissettirin.

    27.Çocuğun uygun davranışları için yüreklendirici mesajlar kullanın.Örn. Aferin, bugün çok gayretlisin, odanı çok güzel toplamışsın, öğretmeninle görüştüğümde derslere daha çok katıldığını duymak beni mutlu etti.

    28.Yüreklendirici mesajları kullanırken gülümseme, sarılma, öpme, göz kontağı kurma gibi istenilen bir davranışı güçlendirmede çok etkili olan sosyal ödülleri de kullanmaya özen gösterin. Unutmayın ki zamanla maddi ödüller eski çekiciliğini yitirir.

    29.Çocuklara cesaret kırıcı mesajlar verilmemelidir. Örn. Hep sorun sende, beni hiç dinlemiyorsun. Bu durumlar utanç ya da suçluluk duygularına neden olur, işbirliğini engeller, direnme ve öç alma duygularını harekete geçirir.

    30.Duygu ve düşüncelerinizi açıklarken BEN DİLİ ile konuşun. Örn. ‘sen bunu nasıl yaparsın? Nasıl bir çocuksun’ yerine ‘bunu neden yaptığını anlamıyorum’

    31.Çocuğunuza sınırlandırılmış seçenek sunun. Çocukların söz dinlemeleri ve işbirliği yapmaları için etkili yöntemlerden biridir. Çocuk, seçme şansı kendine verildiği için, kontrolün kendisinde olduğunu düşünür ve seçtiği şeyi yapmaktan da hoşlanır. Çocukta öz-disiplin kazanmasını ve doğru kararlar alma yeteneğini geliştirmesini sağlar.

    32.Çocuğunuz için iyi bir dinleyici olmaya çalışın. ‘ben onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim?’ diyerek empatiyapmaya çalışın.

    33.Çocuğunuzun duygularını anladığınızı ifade edin.Örn. Sana sebze yemeği yemelisin dediğim için sinirlenmiş gibisin ama…’

    34.Çocuğun problemleri üzerinde düşünmesini ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlamak için yardımcı sorular yöneltin. Örn. Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsun?

    35.Küçük çocuklar için olumsuz davranışın yerine yapabileceği alternatif davranışlar gösterin. Örn. Yapma demek yerine neyi yapması gerektiğini söyleyin.

    36.Çocukların bir aktiviteyi bitirmesine yardımcı olmak için, zihinsel olarak bu değişikliğe hazırlanmasını sağlayacak zaman tanıyın. Örn. 3 kez daha sallanınca eve gidiyoruz.

    37.’Eğlenceden önce iş’ prensibini uygulayın. Örn. Oyuncaklarını topladıktan sonra birlikte pasta yapmak.

    38.Notlar, şekiller çocuğunuzun işbirliğini sağlamak için iyi yöntemlerdir. Örn. Yatağını toplamayı unutma notu.

    39.Çocuğunuz olumsuz davranışlar gösteriyorsa, bu davranışın altında yatan nedenleri anlamaya ve önlem almaya çalışın.

    40.Kontrolünüzü yitirmemeye çalışın. Saldırgan tavırların (örn. Dövmek) ve sözlerin (Örn. Aşağılamak)çocuğun davranışlarını düzeltme gücü yoktur.

    41.Tahammülünüzün olmadığı bir gününüzde iseniz ya da kendinize kısa bir zaman dilimi ayırmak istiyorsanız, önceden tedbir alıp çocuğunuza durumu açıklayın. Örn. Bugün çok yorgunum, gürültü etmeden oynamanı istiyorum.

    42.Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Örn. Bu konuyu biraz düşünmeliyim.

    43.Kuralların bozulması durumunda uygulayacağınız sonucun uygun ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edin. Örn. Sizden izin almadan sokağa çıkmış ise birkaç gün sokağa çıkması yasaklanabilir.

    44.Yapamayacağınız boş tehditlerden kaçınmaya çalışın ya da uygulamayacağınız bir durumu korku ve baskı aracı olarak kullanmayın. Örn. Seni bir daha oyun parkına getirmeyeceğim.

    45.Mizahı kullanın. Çocuklar kendilerine şaka ile söylenenleri daha rahat kabullenir. Ancak esprinin alaya almamasına dikkat etmek gerekir.

    46.Mümkünse ‘hayır’ kelimesi yerine ‘evet’ kelimesini kullanın. Örn. Evet çikolata yiyebilirsin ama yemekten sonra.

    47.Durumlarla ilgili açıklamada bulunun. Örn. Benim öncelikle yemeğimizi yapmam gerekiyor, beni bekleyeceğini biliyorum.

    48.Mümkünse sonuçları çocuğun da görmesini sağlayın. Örn. Bak kutumuz bomboş, hiç çikolata kalmamış.

    48.Çocuğunuza iyi örnek olun. Çünkü çocuklar anne-babalarının davranışlarını gözler ve davranışlarını tekrar ederler.

    Çocuklarımıza iyi model olarak, izlediklerini denetleyerek, arkadaş seçimlerine yardımcı olarak, uygun başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine, davranışlarından sorumlu olmalarına olanak sağlayarak ve ne yaparlarsa yapsınlar hep sevildiklerini hissettirerek büyütelim.

  • Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Güven duygusu çocuk daha doğar doğmaz gelişmeye başlayan en temel duygulardan biridir. Bebekliğin ilk 0 – 12 ayları arasında güvenin temelleri atılmaya başlanır. Bebek ağladığında annenin onun ihtiyacını karşılama süresinin uzunluğu, biçimi (örneğin; emzirirken kucağında bebeği tutuş şekli), gösterdiği ilgi ve sevgi çocuktaki güven duygusunun oluşumunu birebir etkiler. Daha ilerki yıllarda annenin ve  babanın çocuğu disipline etme şekli, çocuklarına gösterdikleri ilgi ve sevginin düzeyi de gene çocuktaki güven duygusunu etkiler.

    Özellikle 0-6 yaş arasındaki bir çocuk ailesi tarafından sevildiğinin ve değer gördüğünün bilincine erişirse kabul gördüğünü anlar ve güven duygusu geliştirir. Özgüvenin temelleri de böylece atılmış olur. Bunun tam tersi olarak eğer aile çocuğuna, yeterli ilgi, sevgi ve bakım vermediyse çocuk hayata karşı güvensiz, şüpheci ve çekingen bir tutum takınır. Unutmayın, ailesine karşı güven besleyemeyen birisi elbette ki dışarıdaki dünyaya hiç güvenmeyecektir.

    Özgüven duygusu nasıl geliştirilir?

    • Kendi başına bir şeyler başarabilmesi için çocuğunuza fırsatlar yaratın.

    • Kendi kararlarını vermesi için onu destekleyin.

    • Düşüncelerine itiraz ederken ya da reddederken kullandığınız dile dikkat edin.

    • Çocuğunuzu sadece “çocuğunuz” olduğu için sevin. Uslu durduğu ya da okulda başarılı olduğu için değil. Sevgi asla koşula bağlanmamalıdır.

    • Çocuğunuzu diğer çocuklarla asla ve asla kıyaslamayın; çünkü bu onun olduğu gibi kabul görmediğinin ispatıdır.

    • Çocuğu sert kurallar ve katı cezalarla asla disipline etmeye çalışmayın. Bu da çocuğu ürkek ve pasif kılar.

    • Yaratıcılıklarını destekleyici aktiviteler oluşturun.

    • Çocuğunuza “yaramaz, söz dinlemez, yalancı” gibi olumsuz etiketler yapıştırmayın.

    • Olumsuz bir noktaya değinecekseniz, öncelikle olumlu yönlere vurgu yapın. Örneğin: “Soruyu çözerken şu noktaya kadar çok iyi gitmişsin, fakat o noktadan sonrası seni biraz zorlamış” gibi.

    ERGENLİK ÇAĞINDA ÖZGÜVEN

    Eğer bireyin çocukluk çağında sağlıklı temellere bağlı bir güven anlayışı varsa, ergenlik çağını özgüvenle ilgili ciddi sorunları olmadan geçirecektir. Tam tersi bir durum söz konusuysa, özgüven problemi ergen için çok daha ciddi bir problem haline gelebilir. Çocukken çok da umrunda olmayan toplum baskısı ergenlik çağında artık bireyi oldukça etkileyen bir konu haline gelmiştir. Aile dışındaki bireyler tarafından kabul görme, farkedilme ve sevilme mevzuları artık ergenin odak noktası haline gelmiştir ve eğer bu konuda  kendine güveni yoksa bu süreci çok sancılı atlatacaktır.
     

    PEKİ NE YAPMALI?

    • Unutmayın ergenlik geçici bir dönemdir. Yaşadığınız sıkıntıların büyük çoğunluğu süreç içerisinde giderek azalacaktır.

    • Ona sevildiğini, saygı gördüğünü hissettirin.

    • Arkadaşlarını olumsuz eleştirmeyin. Unutmayın, birini ne kadar çok karalarsanız o kişi o kadar kahraman olur.

    • Çocuğunuz ergenlik döneminde olduğu için yoğun duygusal davranışlar sergileyebilir. Bu tip durumlarda bir yetişkin gibi davranın ve aynı tepkiyi siz de vermeyin. Dengeleyici olun.

    • Yaptığı hataları telafi edebilmesi için çocuğunuza fırsat verin.

    • Çocuğunuzun söylediklerini eleştirirken kullandığınız dilin yapıcı olmasına özen gösterin.

    • Çocuğunuzu gerçekten dinlemeye ve anlamaya çalışın.

    • Suçlayıcı dil kullanmayın.

    • Ona güvendiğinizi belli edin; yoksa o da kendisine güvenmeyecektir.

    • Koyduğunuz kuralların çocukluk dönemindekiyle aynı kalmadığından emin olun. Artık eskiye oranla biraz daha esnek kurallarınız olmalı. Artık o bir çocuk değil, bir yetişkin adayı.

  • Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon

    Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon görülür mü?

    Birçok anne baba hatta akıl sağlığı alanında çalışan profesyonel için bir bebekte veya yeni yürüyen bir çocukta depresyon gelişeceğini düşünmek zordur. Bununla birlikte bebeklerde depresyon görülebildiği 1940’lı yıllarda edilmiştir. Rene Spitz (1946), annelerinden ayrılan bebeklerde, üzüntü, endişe, çevreye ilgisizlik, sosyal içe çekilme, gelişimsel gerileme, uyaranlara yanıt ve hareketlerde azalma, melankoli, uykuya meyil, iştahın azalması ve yemeyi reddetme, üzüntü ve endişe dolu bir yüz ifadesi ile etrafa bakınma, ağlama ile karakterize “anakliktik depresyonu” (anaclitic depression) tanımladı. Bu durum, yiyecek ve barınma ihtiyacı karşılandığı halde, bebeğin ölümüne kadar gidebilen ruhsal acıyı içerebiliyordu. Spitz’in çalışması, olasılıkla olağanüstü sosyal durumları ve savaşta annelerini babalarını yitiren çocukları ele aldığından yıllarca önemi kavranamadı. 1960 ve 1970’li yıllarda bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda, bilişsel ve duygusal kapasitelerinde sınırlılıklar, süper ego ve kendilik algısındaki gelişimindeki yetersizlikler nedeniyle, depresyonun görülemeyeceği farz ediliyordu. Bu dönemde depresyon belirtileri görülse de “geçici ve önemsiz” olduğu ileri sürülüyordu. Ancak, Puig-Antic (1978), puberte öncesi çocuklarda depresyonun varlığını gösteren bir çalışma yayınladı. Kreiser (1987), 24 aydan küçük bebeklerde, Freud’un hipotezine dayanarak “yaşam içgüdüsü” (eros dirve) yerine “ölüm içgüdüsü” (thanatos drive) etkisi altında oluştuğunu ileri sürdüğü, depresyon ile birlikte yaşamı tehdit eden yeme bozuklukları ve ölümcül kusma ile karakterize bir klinik tablo bildirdi. Bowlby (1980)’de, bakım verenlerden bebeklerin ayrılmasının ardından depresyona benzeyen bir tablonun oluştuğunu gösterdi. Bowlby, bakım verenden ayrılan bebeklerin tepkilerini üç aşamada verdiğini tespit etti: 1) Ağlama, protesto, anksiyete, uyku ve beslenme sorunları 2) Apati, hareketliliğin azalması ve çevreye ilginin kaybolması ile karakterize tam bir depresif sendrom) bakım verenin dönmesine karşın apatinin süreklilik kazanması. Bowlby’nin “güvenli bağlanmanın ve bakım verenin emosyonel ve fiziksel varlığının” bebeklerde ve çocuklardaki koruyucu etkisini göstermesi bebeklik ve çocukluk çağı depresyonu ile ilgili çalışmalarda köşe taşlarından birisini oluşturdu. Ardından Kovacs ve ark. (1984) ve Luby ve ark. (2003)’de çocuk depresyonunun geçerliliği ile ilgili makaleleri yayımladılar. Bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda depresyonun görülebileceği ile ilgili kanı güçlendi. Üstelik okul öncesi depresyonu olan çocuklarda, okul çağı döneminde başka bozukluğu olanlara göre veya sağlıklı gruba göre daha fazla depresyon görüldüğü bildirildi. Bu durum, erken dönemde görülen depresyonun, daha sonraki çocukluk ve ergenlik dönemindekine benzer şekilde, “kronik ve tekralamalar ile” ile devam ettiğinin bir işareti olabilir.

    Okul Öncesi Dönemde Depresyonun Klinik Belirtileri

    Daha önceleri çocukluk depresyonunda ergen ve erişkinlere benzer tipik bir tablonun olmadığı daha çok “maskelenmiş” belirtilerin olduğu bildirilmişti. Bu belirtiler arasında özellikle bedensel belirtiler (ör. karın ağrısı gibi) ve saldırganlık (agresyon) gibi davranış sorunları öne çıkıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalarda okul öncesi çocuklarda da erişkinlere benzer depresyon fenomolojisinin

  • Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocukların da depresyona girebileceği bilgisi yaygın bilinen bir durum değil. Kliniğimizde gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde kimi ailelere “çocuğunuz depresyona girmiş olabilir” dediğimizde genellikle aldığımız cevap: “ne derdi var ki, daha çocuk o!” şeklinde oluyor. Aslında depresyon sadece yetişkinler için tanımlanmış olan bir duygudurum bozukluğu değil. Kimi zaman çocuklar da depresyona girebiliyor.

    Bu noktada asıl problem tanının koyulma zorluğunda ortaya çıkıyor. Çocuklar kendilerini yetişkinler kadar iyi ifade edemedikleri ve duygularını değerlendiremedikleri için depresyona girmeleri halinde bu durumu saptamak güçleşiyor. Ancak bu konuya dair bilgisi olan ebeveynler ya da klinisyenler tarafından sorun saptanabiliyor.

    Çocuğum depresyonda mı?

    Yetişkin depresyonu ve çocukluk çağı depresyonu arasında bir takım farklılıklar vardır. Değerlendirmeyi de buna göre yapmak gerekir. Bir yetişkin depresyona girdiğinde aktivitesi azalır, kendi içine kapanır ve hareketsizleşir. Söz konusu çocuk olduğunda tam aksine; aşırı hareketlilik, kızma, bağırma ve bir takım yıkıcı davranışlar görülebilir. Çocukluk çağı depresyonun diğer belirtileri ise; aşırı kaygı, kendini değersiz hissetme, duygusal patlamalar, gerginlik, çabuk sinirlenme, akranlarla iletişimin azalması, okul başarısında düşme, ebeveyni yitireceğine dair inançlar, daha önceden keyif aldığı aktivitelerden kaçınma, yeme ve uyku düzeninde değişim (artma ya da azalma) olarak sayılabilir.

    Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken kritik noktalardan biri de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile çocukluk çağı depresyonunun belirtilerinin kimi zaman birbirine karıştığıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiperaktivitesi olan çocuk sürekli olarak aşırı hareketlidir; fakat depresyonda olan çocuk kimi zaman durgun kimi zaman hareket halindedir.

    Çocuklar neden depresyona girer?

    Çok sevdiği bir kimsenin kaybı, başka bir yere taşınma, okul değişimi, anne ve babanın boşanması, çocuğun arkadaş edinememesi ve yalnız kalması gibi durumlarda çocuk depresyona girebilir.

    Ne yapmalıyım?

    Depresyon gibi durumlarda aileler mutlaka bir çocuk-ergen terapistine danışmalıdırlar. Bu problem tedavi edilmediği durumlarda giderek kemikleşen ve şiddetlenen bir problem haline gelmektedir. Hatta bu problem yanı sıra başka sorunların da oluşmasına sebep olabilmektedir. Örneğin; kişinin depresyonundan dolayı okul başarısı düşerse ileri ki yıllarda da başarılı olamayacak, depresyonundan dolayı sosyal anlamda izole bir birey haline gelecek ve toplum tarafından  reddedilecektir. Bu da süreç içerisinde kişiyi öfkeli, agresif, kaygılı ve başarısız bir kişiye dönüştürecektir.

    Sonuç olarak; çocukluk çağı depresyonu yetişkin depresyonu kadar ciddi bir duygudurum bozukluğudur. Gerekli hassasiyetin, durumun farkedildiği andan itibaren gösterilmesi gerekmektedir.

  • Çocuğunuza çocuk ergen psikiyatrisine gideceğinizi nasıl açıklayacaksınız?

    Bazı anne babalar çocuklarına bir çocuk/ergen psikiyatristine gideceklerini çeşitli nedenlerden dolayı açıklamak istemezler; kendileri için gittiklerini, psikiyatristin arkadaşı olduklarını ifade ederler; ya da psikiyatristi başka bir uzmanlık alanı çalışanı gibi göstermeye çalışırlar veya başka üstü kapalı mazeretler bulurlar. Bu durumu çocuk çok kısa sürede fark eder. Çoğu kez öfke, hayal kırıklığı, görüşmeye direnç gelişir. Üstelik anne baba “yalancı” durumuna düşerler ve çocuğun güveni azalır. Bu nedenle, çocuğa açık, yalın ve anlayabileceği şekilde, hangi amaçla çocuk psikiyatristine gidildiği orada neler olacağı anlatılmalıdır.

    Örneğin: “(Şu) sorunumuzu birlikte çözemiyoruz; bu durumdan hepimiz, (şu nedenlerden dolayı), olumsuz etkileniyoruz. Bu sorunumuzu çözmezsek mutsuz olacağız ve daha büyük sorunlar ile (ya da şu sorunlar ile) karşılaşacağız. O nedenle yardıma ihtiyacımız var. Yardım almak için bir çocuk/ergen psikiyatristine gideceğiz. Oradaki doktor seninle ve bizlerle görüşecek; bu bir sohbet gibi olacak; sana orada kötü davranılmayacak. Doktora doğru bir şekilde her şeyi anlatabilirsin. İstersen onunla yalnız da görüşebilirsin. Doktor bizimle görüştükten sonra bir takım tıbbi tetkikler isteyebilir. Daha sonra bunları da değerlendirerek bize bazı önerilerde bulunacak. Biz bu önerileri yerine getirdiğimizde büyük bir ihtimalle sorunlarımız azalacak ya da ortadan kalkacak.”

    Çocuğun ya da ergenin direnç göstermeye çalıştığı durumlarda bu direncin nedenini anlamaya çalışmak gerekir. Bunun için iyi bir gözlem yapılması ve çocuk ile açıkça konuşulması gerekir. Çocuk ya da ergenler çeşitli nedenlerden dolayı psikiyatriste gitmek istemezler:

    “Bana orada iğne yapılacak ya da tedavide iğne verilecek”

    “Bana orada kötü davranılacak, kızılacak, mahçup olacağım”

    “Sırlarım öğrenilecek ve diğer kişilerle paylaşılacak”

    “Herkes bana “deli” diyecek, ben “deli” değilim”

    “Artık isteklerim eskisi kadar olmayacak”

    “Oraya gitmektense oyun oynarım daha iyi”

    “Bana/bize kimse yardımcı olmaz”

    “Arkadaşlarım öğrenecek ve benimle alay edecekler”

  • Çocuk Tacizlerinin Önüne Geçebilmenin Yolları

    Çocuk Tacizlerinin Önüne Geçebilmenin Yolları

    Son zamanlarda çocuklara dair cinsel istismar haberlerinin ve hukuksal düzenlemelerin fazlaca gündemde yer alıyor olması ailelerin bu konu ile alakalı kaygılarını arttırmış durumda.

    Bizler de bu yazımızda cinsel istismar nedir ve korunma yolları nelerdir, sizleri aydınlatmak istedik:

    1. Cinsel istismar nedir?

    Cinsel istismar, ruhsal ve fiziksel açıdan henüz cinselliği anlayabilecek olgunluğa gelmemiş çocuk veya ergenin kendisinden en az 5 yaş büyük bir kişi tarafından cinsel haz amacıyla zorla veya ikna edilerek olgun bir kişi tarafından cinsel doyum amacıyla kullanılmasıdır.

    Bu türden bir davranışa cinsel istismar diyebilmek için davranışı yapan kişi ile mağdur arasında beş yaş farkın olması önemli bir psikolojik ve hukuksal kriterdir. İstismarın bütün türlerinde çocuğun rızasının olup olmaması kriter değildir.

    1. Taciz en çok hangi çevreden geliyor?

    Çoğunlukla çocuğun ve ailenin tanıdığı ve belirli bir düzeyde güvendiği büyüklerden geliyor.

    1. Cinsel istismar ile ilgili çocuğa nasıl bir eğitim verilmeli?

    Çocuklar onlara ne öğrettiğimizden çok çevremize nasıl davrandığımızdan öğrenirler.

    Çocuklarımıza sadece fiziksel değil, ruhsal konularda da sınır koymakta da zorlanıyorsak, o da bir başka yetişkine sınır koyarken zorlanacaktır. Örneğin, çocuğunuz arkadaşıyla oyuncağını paylaşmakta zorlanıyor ve siz inatla onun bu davranışının arkadaşını üzdüğünü, ona oyuncağını vermesini öğütlüyorsanız, o da bunu “canın istemese de hoşuna gitmeyen bir şeyi bir başkası için yapmalısın”ı öğrenecektir. Bir başka örnek verecek olursak, çocuğunuzu sıkıştırarak, zorlayarak seviyorsanız ve o bu duruma itiraz ettiğinde “ama bak beni üzüyorsun”u ifade eden eleştirilerle çocuğunuzu zorluyorsanız, o da bir başka kişiyi bedeni konusunda sınırlamayacaktır ve kendisine yapılanlar konusunda izin verecektir.

    Bu örneklerden yola çıkarak öncelikle çocuğunuzun size koyduğu sınırlara saygı duymalısınız ki o da bir başkasına “hayır” derken zorlanmasın.

    Diğer önem verilmesi gereken durumlar, ailenin çocuklarına herhangi birisi onlara istemedikleri şekilde dokunduğunda veya onların kendilerine/başkalarına dokunması istenildiğinde “hayır” demeyi öğretmesidir.

    Herkesin olduğu gibi onların da bazı “özel” vücut bölgeleri olduğu, bu bölgelerin adlarının ne olduğu, buralara kimlerin ne şartlarla nasıl dokunabileceği anlatılmalı ve bu sınırları korumaları için yüreklendirilmeliler.

    1. Çocuğun bir tacize maruz kaldığının belirtileri nelerdir?

    • Çocuğun normaldeki halinden daha içe kapanık veya huzursuz olduğu durumlar

    • Geceleri uykuya dalmakta güçlük, sıkça kabus görme

    • Bulunduğu yaşın gerisinde bazı davranışlara dönme hali (alt ıslatma gibi)

    • Öfke patlamaları yaşıyor olması

    • Bazı yer veya kişilerden korkma/çekinme hali

    • Yemede düzeninde değişim (azaltma veya artma)

    • Cinsel konular hakkında yaşının ötesinde bilgi artışı (daha önce hiç söylemediği argo kelimeler gibi)

    • Oyuncakları ile oynarken yaşının ötesinde bilgide cinsel hareketler ile oynaması

    • Kendine zarar verme davranışları (tırnak yeme, kesme, saç yolma, vb.)

    • Evden/okuldan kaçma

    • Genital bölge, anüs veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi (çürüme gibi) veya kanama

    • Tuvalet yaparken ağrı (birden çok defa)

    1. Peki aileler böyle bir durumla karşılaştıklarına dair şüphelenirlerse ne yapmalı?

    Öncelikle çocuklarını korkutmadan, güven veren bir ses tonu ve sakinlikte durumu çok da sorgular gibi görünmeden son dönemde canlarını sıkan ya da onları zorlayan olayları ve kişileri sorabilirler. Bu noktada sakin kalmakta zorlanacaklarını düşünen aileler bir uzmandan (psikolog, psikiyatr) destek alabilirler. Çocuğun ilk açıklamasına verilmesi gereken tepkiler oldukça önemlidir;

    • Çocuk sakin bir şekilde; telaşlanmadan, öfkelenmeden dinlenmeli,

    • Çocuğa inanılmalı, kendisine olanların onun suçu olmadığı anlatılmalı.

    Çocuklarda olanları anlatırlarsa; istismarcılarının onlara zarar vereceğinden, ebeveynlerini üzüp öfkelendireceklerinden, ailelerinin dağılacağından (özellikle de tacizci aile üyesi ise), ailelerinden koparılacaklarından korkarlar.

    • Çocuk, tacizcinin ona tekrar zarara vermesi ihtimaline karşı korunmalıdır.

    • Bu noktada adli makamlarla iletişime geçmek gerekir. Çocuğun olası tıbbi sorunlarının tedavisi için tıbbi yardım alınırken bir ruh sağlığı profesyoneli ile iletişime geçerek mağdur çocuğun değerlendirilmesini ve gerekli görülen desteği almasını sağlamak önemlidir.

    • Unutulmaması önemli olan nokta şudur: üstü kapatılarak veya olmamış gibi yaparak çocukların böylesi ciddi bir olayın üstesinden gelmesini beklemek yarardan çok zarar verecektir. Susmak veya susturmak yaraları derinleştirirken konuşmanın iyileştirici olduğunu ve çocuk istismarı konusunda yetkin psikoterapist desteğinin iyileşmeyi hızlandırıcı olduğunu biliyoruz.

    • Olayın açığa çıkması sonrasında çocuğa adli süreçler konusunda bilgilendirme yapmak gerekir. Ona nasıl bir süreç yaşanacağını önden basitçe anlatmak süreci daha az sorunlu yaşamasına yardımcı olacaktır.

    • Çocuğun ailesi tarafından sevilmeye devam edildiğinin hatırlatılması, olanların onun suçu olmadığı ve ailesinin onu sevmeye devam ettiğinin çocuğa açıkça söylenmesi iyileşmenin başlaması için son derece önemlidir.