Etiket: Çocuk

  • Aile ve ödev yapma

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ve hatta erişkin psikiyatride doktorların çokça karşılaştığı sorunların başında anne babaların çocuklarına ödev yaptıramaması gelmektedir. Ne yapsak ta çocuklar ödev yapsalar. Üniversite veya yüksek lisans öğrencisi olsa bile aileler çocuklarının başarılarını takip ederler. Bazen onlardan çok kaygıya kapılırlar.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvuruların önemli bir kısmı ders başarısı ile ilgilidir. Ders çalışmamanın bir kısmı dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları ve aile sorunlarına bağlı olabilir. Bir kısmı da ödeve karşı sorumluluk duygusu gelişmemesine bağlıdır.

    Ödev okul sorumluluğunun gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca okulda öğrendiği bilgilerin kalıcı hafızaya yerleşmesi için dersleri tekrar etmesi faydalıdır. Çocuk ve ergen psikiyatristi çocuk ve ergenle görüşmelerinde davranışçı tedavi yöntemleri kullanarak çocuktaki ödev yapma davranışını geliştirmeye çalışır. Bunun için aileyle beraber çalışmak gerekir. Aile yardımcı olacak fakat tamamen kendi görevi gibi bütün ödevi yapmayacaktır.

    Öğretmenlerde verdikleri ödevleri gözden geçirmelidir. Bunun için bir ödül veya ceza ufakta olsa olmalıdır. Yoksa bir süre sonra kontrol edilmeyen ödevler için çocuk ve gençte motivasyon azalır.

    Belli bir ritimde ödev yapmaya alışan öğrenci artık ödev yapmazsa rahatsızlık hissedecektir. Ödev dışında çok küçük yaşlardan beri sorumlulukları kendine yaptırılan çocuklarda görev bilinci daha fazla olacaktır.

    Okul içinse psikiyatrik ve psikolojik olarak çocuğun kaldırabileceği kadar, ona faydalı olacak ödevler verilmelidir. Sırf ödev vermiş olmak için vermek çocuğun bir süre sonra isteğini kıracaktır.

    Dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları gibi sorunlar çocuk ve ergen psikiyatrisinde ayrıca değerlendirilmelidir. Dikkat eksikliği olan çocuklar çabuk sıkılacağı için ders çalışma saatleri daha kısa aralıklarla ayarlanmalıdır. Sıkıldıkça ara vermesi sağlanmalı. Arada eğlenceli şeyler yapmasına izin verilmelidir.

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda özellikle öğrenme sorunu olan alanlarda daha yavaş onun hızında bir eğitim modeli uygulanmalıdır. Muhakkak bir çocuk ergen psikiyatrisine ve psikoloğa gidilmelidir. Ayrıca özel eğitim uzmanları da faydalı olabilir.

    Her çocuğa özgü eğitim çok önemlidir. Çocuk ergen psikiyatristleri çocuğun öğrenme modelini anlamalı ve buna göre bir eğitim modeli çıkartmalıdır. Çocuk ve ergenin öğrenme hızı ve yetenekleri önemlidir. Dinleyerek, yazarak, okuyarak farklı farklı öğrenme yetenekleri olabilir.

    Ders başarısı biranda düşen ve ya ders çalışmayı biranda bırakan çocuklarda psikiyatrik hastalıklar düşünülmelidir. Depresyon, anksiyete, şizofreni, okul – arkadaş sorunları düşünülmeli ve çocuk ve ergen psikiyatristince tedavi edilmelidir. Daha sonra ödev yapma alışkanlıklarına geri dönebilir.

    Ders ve ödev çocuk ve genç için en önemli görevlerdir. Üniversite öğrencileride dahi dikkat sorunlarından ders çalışma ve ödev sıkıntısı olabilir. Ailelerin bu konuda çok baskı yapmadan yönlendirici olmaları gerekir. Eksik kaldıklarını düşünürlerse bir psikiyatriste gitmekten çekinmemelidi

  • Okul isteksizliği

    OKULA GİTMİCEEEEEM !!!!!

    “Çocuğum 6 yaşında bu yıl ilkokula başladı. Okula çok büyük bir arzu ile hazırlanmasına rağmen ilk günün sabahından beri okula gitmek istemediğini söyledi. Tüm çabalarıma karşın sınıf içine sokamadım. Benimle birlikte kalmak istiyor yanımdan hiç ayrılmıyor. Şu an okula gitmiyor. Eskiden de bana bağlı bir çocuktu ancak okula başladıktan sonra bu bağlılık daha da arttı. Okula götürmek için çocuğu zorlamalı mıyım ? Nasıl hareket etmeme tavsiye edersiniz ?”

    Yeni öğretim yılının başlamasıyla birlikte ailelerin sıkça karşılaştığı bu durum okul korkusu olarak tanımlanabilir.Bazı çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler. Okul korkusunun en önemli belirtisi okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissidir. Bu nedenle çocuk okula gitmek istemez ve okulda yalnız kalamaz. Özellikle ilkokula başlayan çocuklarda görülen Okul Korkusu anneden ayrı kalma ve terk edilme kaygısıyla ilişkilidir. Annenin yokluğunda kendisine ve annesine zarar geleceği ve terk edileceği endişesini yaşar. Çocuk, hiç tanımadığı bir ortamda hiç tanımadığı insanlarla, hiç tanımadığı bir başka yetişkinle ki bu insan aynı zamanda otoriteyi temsil eden bir kişidir (öğretmen) birden bire yalnız bırakıldığını gördüğünde korkar ve endişelenir. Yoğun sıkıntı yaşar. Eğer çocuğa sorulmuş olsa o bu tedirginlik yerine, ailesinin sıcak evinde olmayı tercih eder.

    Elbette çocuğun anne veya babadan ilk uzun süreli ayrı kalışı okulun ilk günüyse çocuk okulu sevmeyecektir. Çünkü ilk kez bu “okul” onu ailesinden ayırmıştır. Bu yüzden ailelerin okul öncesi çağdan itibaren bu aşırı bağımlılığı ortadan kaldırmak için çeşitli alıştırmalar yapmaları gereklidir. Çocuğunuzun yanından ayrılırken; neden ayrıldığınızı, nereye gideceğinizi ve ne zaman geleceğinizi belirtmeli ve bu açıklamalara sadık kalmalısınız. Zamanı uzattığınızda terk edildiğini düşünecektir. “Olsun geldim ya” deseniz bile o her gidişinizde ya geri dönmezse diye kaygılanacaktır. Çocuğunuzun okul korkusunu aşmasında okulun da büyük bir rolü vardır. Öğretmen, okulu sevdirmeli, okulun ne işe yaradığını çocuğun algılayacağı bir biçimde anlatmalıdır.

    “Eğer siz, çocuğunuzu okulda yalnız bırakacağınız için kaygılıysanız çocuğunuzdan rahat olmasını
    beklemeyin”

    Okul Korkusunda en sık görülen nedenler:

    Okul korkusunun kaynağı genellikle anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusudur.

    Ayrı kalma kaygısı anne ve babada varsa çocuk bu kaygıyı öğrenmiştir.

    Çocuk kendi yokluğunda anne ya da babasına bir şey olmasından korkmakta ya da kendisini terk edip gideceklerinden korkmaktadır.

    Anne ve baba çocuğu kendilerine bağımlı yetiştirmişlerse, çocuğun özgüvensizliği okuldan korkmasına neden olur.

    Çocuk yalnız başına kendisini güvensiz hissetmektedir.

    Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı başlatır (ailede hastalık, ailede sosyoekonomik bir kriz, kardeş doğuşu, göç, bir kayıp, okul veya öğretmen değişikliği, okulda onurunu, bedeninin tehdit eden bir durum gibi).

    Bu nedenlerden de anlaşılacağı gibi erken çocukluk döneminde sürekli anne- baba desteği almış, sorumluluk verilmemiş, sorumluluk almadığı için özgüveni gelişmemiş çocukların Okul Korkusu yaşaması daha olasıdır. Ama bu her şeyin sonu değil elbette. Çocuklar doğru bir yaklaşımla her şeyi daha hızlı öğrenebilirler. Bunun için tutarlı ve samimi olmak yeterlidir. Çocuğunuza okulu sevdirebilirseniz ve okula ne olursa olsun gitmesini sağlarsanız okula alışabilir.

    Okul korkusu sıklıkla okula yeni başlayan çocuklarda görülür. Ancak daha ileri yaşlarda görülme olasılığı da vardır. Aile içi sorunlardan, okuldaki olumsuzluklardan ya da sınıfta yaşadığı bir kaygıdan kaynaklanabilir.

    BELİRTİLER:

    İsteksizlik, alınganlık ve sinirlilikte artış varsa,

    İştahsızlık ve uykuda huzursuzluk varsa,

    Okula karşı ilgisiz ve tepkisiz davranıyorsa,

    Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladıysa,

    Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp aşırı kaygılı olduysa,

    Sık sık hasta olmadığı halde baş veya karın ağrısı bahane ederek şikayet ediyorsa,

    Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları geliştiriyor ve evde kalmasına izin verilince bunlar birdenbire kayboluyorsa,

    Okula gitmediği için suçluluk duyuyorsa,

    Okula devam ettiği zamanlarda iyi bir öğrenci olabiliyorsa; okul korkusundan şüphelenilebilir.

    Çocuğunuza sevginizi her işini
    yaparak değil, ona sorumluluk
    vererek gösterin”

    ÖNERİLER:

    Okula gitme konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır.

    Çocuğa, okulun amacını açıklamak, okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması işe yarar. Okula gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatmaya çalışılmalıdır. Çocuğun kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.

    Korkusu yüksek bir seviyede ise ilk hafta okula birlikte gidip dönüşte almaya geleceğinizi belirtebilirsiniz. Tutarlı olursanız onu terk etmeyeceğinizi anlar.

    Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir.

    Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, gerekli açıklamaları yapıp, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.

    Ona gününüzün nasıl geçeceğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak her ikinizi de rahatlatabilir.

    Çocuğa okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya birde derslerden geri kalmış olmanın korkusunun ekleneceği söylenmelidir.

    Çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.

    Bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocuklarında olduğu anlatılabilir.

    Okulla işbirliği yapılmalıdır.

    Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne babaya bağımlılık azaltılabilir.

    Arkadaş toplantıları düzenleyerek, sosyal beceriler kazanmasına fırsat tanınabilir.

    Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması korkuyu yenmesini kolaylaştırabilir.

    Çocuğun kendini terk edilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

    Önerilenler doğrultusunda davranmanıza rağmen okul korkusunun devam etmesi halinde bir çocuk psikiyatristine başvurulması ve yardım alınması gerekebilir. Yapılan bir yanlış okul korkusunun devam etmesine ve sorunun büyümesine yol açabilir.

    Uzm. Dr. Figen Karaceylan Çakmakcı

    Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı

  • Okul Korkusu Nedenleri ve Önerileri

    Okul Korkusu Nedenleri ve Önerileri

    Araştırmalar her 100 çocuktan 5’inin okul korkusu yaşadığını gösteriyor. Peki ya okul korkusu neden yaşarlar?

    -Fiziksel nedenler (şişmanlık, zayıflık, bedensel özür …)
    -Kendinden büyük veya küçük çocuklardan korkuyor olması.
    -Anne-baba kavga edince annenin evi terk edeceğinden korkuyor olmasıyla çocuğun okula bırakılırken ki durumunun da aynı olacağını düşünmesi.
    -Annenin çocuğuna aşırı şekilde bağlı olması ve bunu çocuğuna hissettirmesi.
    -Çocuğun sinirli,ters sürekli ceza veren öğretmen imajını öğrenmesi ve her öğretmeni öyle sanması.
    -Annesiyle evde tek kalan kardeşini kıskandığı için çocuk, okulda olduğu zaman ona verilen ilginin azalıp kardeşine verileceği endişesini duyması.
    – Özellikle eğitimin desteklenmediği, akademik başarının önem verilmediği bir ailede doğup, büyümüşse çocuk okula gitmek istemeyebilir. Hemen olmasa da çoçukta zamanla okul fobisi gelişebilir.

    Çocukta Gözlemlenen Belirtiler:
    -Kilo kaybı ya da kilo artışı.
    -Uyku durumundaki bozukluklar.
    -Ağlama nöbetleri.
    -İştahsızlık, keyifsizlik, bulantı-kusma.
    -Çocuğun herhangi bir yerinde oluşan ağrı ya da acı hissi gibi…
    -Sürekli bahane uydurup okula gitmeme isteği.

    Bu belirtiler bedensel gibi gözükse de asıl sebebi psikolojiktir. Doktora gidilse de test, tahlil yapılsa da bir sorun görünmez. Şimdilik masum görünen, fakat sonrasında akademik başarısını ve ilişkilerini etkileyebilecek duruma varana kadar ciddi etkiler hayatını olumsuz yönde etkiler. Yapılması gereken psikolojik destek almasıdır çünkü aslında sorun psikolojiktir ve alınacak psikolojik destek sayesinde ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla çözüm de böyle sağlanır. Sorun ortadan kalktıktan sonra çocukta gözlemlediğimiz değişiklerle beraber hayatında gördüğümüz iyileşmeyi fark edeceğiz ve daha mutlu çocukların yetişmesini sağlayacağız.

    Öneriler:
    -Çocuğu okul öncesi kreş ya da anaokuluna gönderirseniz ilkokula geçişi daha sancısız olacaktır.
    -Çocuğu akranlarıyla aynı ortama sokarak sosyal iletişim becerilerini kullanabilmeyi ve onları ilişkisel ve sosyal bağlamda güçlendirmeyi sağlamalıyız.
    -Çocuğun yanında okul öğretmeni ve okul hakkında olumsuz şeyler konuşmamak gerekir.
    -Çocuğa okulu sevmesi için nedenler bulmayı sağlamalısınız. Örneğin; oyun grupları, sosyal etkinlikler gibi…

    Tüm bunlardan da görüldüğü gibi çocuğun okuldan korkması ve akademik başarısının düşmesi gibi nedenlerin büyük sorumlusu ailedir. Aileden aldığı ilk eğitimle çocuk okula hazır hale gelmelidir.Unutulmamalıdır ki okuldan önce eğitim ailede başlar. Çocuğunuza mutlu, başarılı ve en önemlisi sağlıklı yarınlar verebilmeniz dileğiyle…

  • Aile ve ödev

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ve hatta erişkin psikiyatride doktorların çokça karşılaştığı sorunların başında anne babaların çocuklarına ödev yaptıramaması gelmektedir. Ne yapsak ta çocuklar ödev yapsalar. Üniversite veya yüksek lisans öğrencisi olsa bile aileler çocuklarının başarılarını takip ederler. Bazen onlardan çok kaygıya kapılırlar.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvuruların önemli bir kısmı ders başarısı ile ilgilidir. Ders çalışmamanın bir kısmı dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları ve aile sorunlarına bağlı olabilir. Bir kısmı da ödeve karşı sorumluluk duygusu gelişmemesine bağlıdır.

    Ödev okul sorumluluğunun gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca okulda öğrendiği bilgilerin kalıcı hafızaya yerleşmesi için dersleri tekrar etmesi faydalıdır. Çocuk ve ergen psikiyatristi çocuk ve ergenle görüşmelerinde davranışçı tedavi yöntemleri kullanarak çocuktaki ödev yapma davranışını geliştirmeye çalışır. Bunun için aileyle beraber çalışmak gerekir. Aile yardımcı olacak fakat tamamen kendi görevi gibi bütün ödevi yapmayacaktır.

    Öğretmenlerde verdikleri ödevleri gözden geçirmelidir. Bunun için bir ödül veya ceza ufakta olsa olmalıdır. Yoksa bir süre sonra kontrol edilmeyen ödevler için çocuk ve gençte motivasyon azalır.

    Belli bir ritimde ödev yapmaya alışan öğrenci artık ödev yapmazsa rahatsızlık hissedecektir. Ödev dışında çok küçük yaşlardan beri sorumlulukları kendine yaptırılan çocuklarda görev bilinci daha fazla olacaktır.

    Okul içinse psikiyatrik ve psikolojik olarak çocuğun kaldırabileceği kadar, ona faydalı olacak ödevler verilmelidir. Sırf ödev vermiş olmak için vermek çocuğun bir süre sonra isteğini kıracaktır.

    Dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları gibi sorunlar çocuk ve ergen psikiyatrisinde ayrıca değerlendirilmelidir. Dikkat eksikliği olan çocuklar çabuk sıkılacağı için ders çalışma saatleri daha kısa aralıklarla ayarlanmalıdır. Sıkıldıkça ara vermesi sağlanmalı. Arada eğlenceli şeyler yapmasına izin verilmelidir.

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda özellikle öğrenme sorunu olan alanlarda daha yavaş onun hızında bir eğitim modeli uygulanmalıdır. Muhakkak bir çocuk ergen psikiyatrisine ve psikoloğa gidilmelidir. Ayrıca özel eğitim uzmanları da faydalı olabilir.

    Her çocuğa özgü eğitim çok önemlidir. Çocuk ergen psikiyatristleri çocuğun öğrenme modelini anlamalı ve buna göre bir eğitim modeli çıkartmalıdır. Çocuk ve ergenin öğrenme hızı ve yetenekleri önemlidir. Dinleyerek, yazarak, okuyarak farklı farklı öğrenme yetenekleri olabilir.

    Ders başarısı biranda düşen ve ya ders çalışmayı biranda bırakan çocuklarda psikiyatrik hastalıklar düşünülmelidir. Depresyon, anksiyete, şizofreni, okul – arkadaş sorunları düşünülmeli ve çocuk ve ergen psikiyatristince tedavi edilmelidir. Daha sonra ödev yapma alışkanlıklarına geri dönebilir.

    Ders ve ödev çocuk ve genç için en önemli görevlerdir. Üniversite öğrencileride dahi dikkat sorunlarından ders çalışma ve ödev sıkıntısı olabilir. Ailelerin bu konuda çok baskı yapmadan yönlendirici olmaları gerekir. Eksik kaldıklarını düşünürlerse bir psikiyatriste gitmekten çekinmemelidirler.

  • Çocuklarda oluşan okul korkusu

    Genellikle okula yeni başlayan çocuklarda görülen anne-babadan ayrılıp okula başlama korkusudur. Bu çocuklar yeni ortamlara uyum sağlamakta zorlanır. Okulda aşırı tepkiler , ağlamalar olabilir. Aileler okula bırakıp gitmeyi tercih eder. Oraya alışacaklarını düşünürler ama bir kısmında bu korku sürekli olur ve öğretmen baş edemez. Devamlı sınıftan çıkmak ister. Anne babayı tekrara göremeyecek korkusu olabilir. Genelde anne babaya çok bağlı güvensiz çocuklarda olur.

    Çocuk okula gitmediği zaman bu sorunlar ortadan kalkar tamamen normalleşir. Okula götürülmeye kalkıldığında şikayetler başlar. Korku dışında bulantı, kusma , baş ağrısı gibi bedensel şikayetlerde olabilir. Evden okula gitme fikri bile bu belirtileri tetikleyebilir.

    Kreşe gitmiş çocuklarda daha küçük yaşlarda sosyal ortamlara alıştığı için okul fobisi daha az görülür. Yine de kreşe başlayan çocuklarda korkular kreş döneminde olabilir. Çocuğa güven verip ortama alıştırmak durumu genelde çözer.

    Okul fobisi okula başladıktan daha sonraki yıllarda da görülebilir. Lise yıllarında bile görülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı psikolojik hastalık veya travmalar okul korkusunu tetikler. Daha sonra başlayan fobiler önemlidir ve tedavi gerektirir.

    Okula başlama dönemindeki okul korkuları genelde birkaç yaklaşımla azalır. Ama uzun sürenlerin tedavi edilmesi gerekir.

    Neler Yapılmalı:

    Çocuğa güven verici yaklaşılmalı ve korkuları hakkında konuşup güven verilmelidir. Okulda ne kadar kalacak, ne kadar süre sonra anne babayı görecek gibi.

    Yumuşak yaklaşımlı, çocuğun sevgisini kazanacak öğretmen olması da süreci kolaylaştırır.

    Anne babalar ve çevre çocukları okuldan korkutacak konu ve hikayelerden kaçınmalılardır. Bazen abartılmış okula anıları çocuklarda korku oluşturabilir.

    Okula korkusu olan çocuklarda bir süre anne baba okulda çocuk alışıncaya kadar bekleyebilir. Arkadaşlarıyla tanıştırma, oyunlarla ilgisini çekmeye çalışılmalıdır. Çocuğun öğretmeni sevmesi önemlidir. Öğretmen yumuşak davranmalı anlamaya çalışmalıdır. Eğer bütün bunlara rağmen çocukta bir gelişme yoksa yardım alınması gerekir. Genellikle okul fobisi ilk bir ay içinde azalır biter.

  • Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama çocuğun yaşamında önemli bir yaşam deneyimidir. Özellikle ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuk için ayrı bir heyecan kaynağıdır. Henüz okulun nasıl bir yer olacağı, kimlerle birlikte olacağı, okul kuralları ile ilgili belirsizlikleri yaşayabilir ve bunların her biri ayrı birer kaygı unsuru olabilir. Okul öncesi eğitim almış çocuklar ve ara sınıflarda olan çocuklar için bu heyecan biraz daha tanıdıktır. Heyecanı yaşayan sadece çocuk da değildir elbette. Anne babalar da heyecanlı ve meraklıdırlar bu dönemde. Hatta bazen öyle olur ki anne babanın heyecanı çocuğun önüne geçiverir. Çocuğun uyum sağlayamayacağından endişe duyan ebeveynlerin çocukları için durum biraz daha zordur. Bir yandan kendi kaygıları diğer yandan ebeveynlerinden gelen kaygılarla baş etmek zorunda kalabilir. Kaygılı ebeveynler çocuklarına öngördükleri olası sorunları aktarırlarken çocukların kaygısının artabileceğini gözden kaçırabilirler. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygularını fark etmeleri önemlidir. Okul ve öğretmen ile ilgili olumsuz ifadeler çocuğu olumsuz etkileyecektir. Bunun yanı sıra abartılı hazırlıklar içine girme de işin doğal boyutunun önüne geçebilir. Çocuğun okula hazırlanma döneminde onun ihtiyacı olan bilgilendirmelerin yapılması sorularının yanıtlanması gerekir. Okulun gezilmesi sınıfın görülmesi iyi gelecektir. Okul öncesi dönemde çocuğun bireyselleşmesine hizmet etmiş ebeveyn tutumları ve okul öncesi sağlıklı eğitim döneminden geçmiş çocukların uyum güçlüğü daha az olacaktır.

    Ayrılık kaygısı uyum dönemini olumsuz anlamda etkileyen sorunların başında gelir.

    Ayrılık kaygısının belirli dereceleri çocuğun normal gelişiminin beklenen bir parçasıdır. Okula yeni başlayan küçük çocuklarda ayrılık kaygısının görülmesi bir dereceye kadar normaldir. Ayrılık kaygısı bozukluğunda, gelişimsel olarak bağlandığı başlıca kişilerden ayrılma ile ilgili uygunsuz ve aşırı kaygı vardır. Üç yaşında çoğu çocuk ayrılmanın geçici olduğunu anlayabilecek bilişsel kapasiteyi kazanır ve yokluğunda anneye ait iç imajını koruyabilir. Bu nedenle 3-5 yaşları arasında ayrılık kaygısı azalır.

    Araştırmalar en büyük sorunun anneden ayrılma olduğunu bildirmektedir. Ayrılmaya tepkiler çocuğun gelişimsel düzeyinden beklenenin ötesinde ve şiddetlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklardaki tepkiler; okul reddi, ayrılma durumunda sıkıntı ve korku, ayrılma sezildiğinde mide ağrısı, başağrısı gibi yineleyen bedensel belirtiler ve ayrılmaya yönelik kabuslar şeklinde olabilir. Ayrılık kaygısı bozukluğu 12 yaş altındaki çocuklarda en yaygın olan kaygı bozukluğudur. Sıklığı yaşla birlikte azalır. Başlangıcı okul öncesinde olmasına karşın en sık 7-8 yaşlarında görülür. Ayrılık kaygısının yaygınlığı okul çağı çocuklarında %4, tüm ergenlerde %1,6 olarak bildirilmektedir.

    Stresli yaşam olaylarının (kayıplar, hastalık, ebeveynlerin boşanması, bağlanma figürlerinden ayrılığa neden bir felaket vb) ayrılık kaygısı bozukluğu için belirgin bir risk etkeni olduğu gösterilmiştir. Ailenin aşırı koruyucu kollayıcı tutumu ve müdahaleciliği ayrılık kaygısı bozukluğuna eşlik edebilir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğunda okul reddi sıktır. Bunun davranım bozukluğuna bağlı okul reddinden ayırdedilmesi gerekir. Bu çocukların okula devamsızlık örüntüleri farklıdır. Ayrılık kaygısı bozukluğunda çocuk okuldan eve dönmek için kaçarken diğer gruptaki çocuklar ailenin bilgisi dışında akranlarıyla gezmektedirler. Okul reddi olan çocuklar davranım bozukluğu olanlardan farklı olarak olumlu bir davranış örüntüsü gösterirler.

    Ayrılık kaygısı bozukluğundaki belirtiler gelişim dönemlerine göre değişiklikler gösterir. 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklar bağlandığı başlıca kişilerin başına kötü bir olayın gelmesi endişesi ve okul reddi gösterirken, 9-12 yaşları arasındakiler sıklıkla ayrılma sırasında yoğun sıkıntı duymaktadırlar. 13-16 yaş arası ergenlerde ise sıklıkla okul reddi ve bedensel yakınmalar gözlenmektedir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görme daha çok 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklarda, nadiren de 9-16 yaşları arasında tanımlanmıştır. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan küçük çocuklarda fazla sayıda belirti ortaya çıkmaktadır. Kendisine ve bağlandığı başlıca kişilere zarar geleceğine yönelik korku sıktır.

    Alınan öyküden çocuğun hastalık, hastaneye yatma, anne babanın hastalığı, anne baba kaybı ya da taşınma gibi ayrılık dönemleri yaşadığı öğrenilebilir. Ayrılık kaygısı bozukluğunun temel özelliği anne babadan, evden veya tanıdık çevreden ayrılmanın başlattığı aşırı kaygıdır. Çocuğun kaygısı dehşet veya panik derecesine varabilir. Bu bozuklukta çocuklar, kendileri için önemli yakınlarından uzaktayken kendilerine yaklaşan kişinin zarar vereceğinden, kötü şeyler olacağından korkarlar. Pek çoğu ana babasının hastalanacağı, kaza geçireceği endişesini yaşar. Kaçırılacakları, kaybolacakları ve ailelerini bulamayacakları korkusu yaygındır. Ergenler anneden ayrılmayla ilgili kaygılarını doğrudan ortaya koyamazlar. Davranışlarında bu kaygının etkisi vardır. Evden ayrıldıklarında, yalnız başlarına bir etkinliğe katıldıklarında sıkıntı duyarlar. Alışveriş yaparken, eğlenceye ya da sosyal ortamlara girerken yanlarında birilerini (genellikle anneyi) isterler. Sık olarak ayrılma öncesi ortaya çıkan hafif kaygı, ayrılma sonrası şiddetlenir. Hırçınlık, yeme güçlüğü, huysuzlanma, anne babaya yapışma ya da onları sürekli izleme görülür. Uyku sorunları sık görülür. Uykuya dalana dek yanlarında birinin kalmasını isterler. Bu çocuklar sıklıkla ana-babanın yatağına giderler veya kapılarında uyurlar. Gece kabusları ve korkular kaygının diğer bir gösterim şeklidir. Sıklıkla bulantı, kusma, mide ağrısı gibi yakınmalar getirirler. Bedenlerinin değişik yerlerinde ağrılar, boğaz ağrısı ve grip benzeri belirtileri olabilir. Daha büyük çocuklarda çarpıntı, halsizlik, baygınlık gibi belirtiler vardır.

  • Çocuklarda depresyon nasıl fark edilir?

    Çocuklara depresyonu yakıştırmak mümkün değil. Belki bu nedenle, belki de çocuklardaki belirtiler farklı olduğu için, herkes çocuk ve ergenlerde depresyon olmadığını düşünür.

    “Bu çocuk böyle değildi.”

    Çocuklar, üzgün olduklarını ifade etmekte zorlanabilirler. Özellikle küçük çocuklarda görülen depresyonda karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar, öfke, çabuk ağlama gibi belirtiler daha ön plandadır. O halde böyle davranışları her çocukta büyüme aşamalarında görülen inatlaşma krizlerinden nasıl ayırabiliriz? Öncelikle bu durumu bir profesyonelin (çocuk ve ergen psikiyatristi) ayırt etmesi gerektiğini vurgulamakta fayda var. Ailelerin çocukları için yardım almalarını gerektiren bir durum olup olmadığına anlamalarını sağlayacak en önemli ipucu çocuklardaki belirgin değişimdir. Bir çocuk neşeli bir mizaca sahipken durgunlaştıysa, sürekli mızmızlık yapıyorsa, eskiden sevdiği oyunlardan keyif almıyorsa, her gün oynamayı sevdiği arkadaşlarının yanına gitmek istemiyorsa, eskiden sinirlenmediği konularda sinirlenip öfke krizleri geçirmeye başladıysa, depresyondan şüphelenmek gerekir. Küçüklüğünden beri bu sorunları yaşayan bir çocuklarda mizaç özellikleri veya başka bir sorundan şüphelenmek daha doğru olacaktır.

    Çocuklarda depresyon belirtileri nelerdir?

    Sık sık üzgün olma, ağlama

    Eskiden hoşlandığı oyunları oynamak istememe, en sevdiği aktivitelere ilgisini yitirme

    Umutsuzluk

    Yorgunluk, enerjide azalma

    Sosyal olarak geri çekilme, iletişimde azalma

    Reddedilme veya başarısızlığa karşı aşırı hassas olma

    İlişkilerde zorlanma (aile, arkadaş, öğretmen)

    Tedaviye cevap vermeyen, sık sık ortaya çıkan fiziksel yakınmalar (karın ağrısı, baş ağrısı)

    Okul başarısında düşüş, okula gitmeme

    Dikkatini toplamakta güçlük yaşama

    Uyku ve iştahta ciddi değişimler (aşırı artış veya azalma)

    Sinirlilik, öfke

    Evden kaçma

    Suçluluk ve değersizlik hissi

    Ölüm, intihar, kendine zarar verme düşünceleri

  • Yaygın anksiyete bozukluğu nedir? Kimlerde görülür?

    Yaygın anksiyete bozukluğu yoğun ve kontrol edilemeyen kaygı ile karakterizedir. Yoğun ile kastedilen söz konusu duruma verilen tepkinin aşırı olduğu, kontrol edilemeyen ile kastedilen ise, kaygı/endişe başlayınca kişinin bu duygularını durduramamasıdır. Bu nedenle gelişimsel olarak gözlenen kaygı/endişenden, Yaygın anksiyete bozukluğu, kaygının gerçekçi olmayan doğası ile ve uzun süre devam etmesi ile ayırt edilir. Yaygın anksiyete bozukluğu tanısı için yoğun kaygı günlük işlevi bozmalıdır ve en az 6 ay sürmelidir. Yaygınlığı %2.7 ile %4.6 arasında değişmektedir.

    Sıklıkla YAB’da kaygı bir alana sınırlı değildir. YAB olan çocuk ve ergenlerde tipik olarak gözlenen kaygılar, yeterlilik, onay görme ve eski davranışlarının uygunluğudur. Gelecek ile ilgili olaylar, yeni ya da tanıdık olmayan ortamlar diğer kaygı nedenleridir. Bir işi zamanında yerine getirmeyle ilgili kaygılar görülebilir. YAB olan çocuklar genellikle toplum kurallarına uyan ve mükemmeliyetçi çocuklardır; yetişkinler tarafından inatçı ya da katı (esnek olmayan) olarak tanımlanabilirler. YAB olan çocuk ve ergenlerin sıklıkla başkaları tarafından yatıştırılması gerekir, ancak bu durum kaygının azalmasında kısa süreli bir iyilik meydana getirir.

    Hastalarda motor gerginliğin artması ve aşırı uyarılmışlık (vigilance) hali gözlenebilse de, çocuklar için sadece bir belirti gereklidir (erişkinde 3 belirti). Baş ağrısı, karın ağrısı ve uyku güçlükleri gibi somatik belirtilere sık rastlanır. Genel olarak, özellikle hastaların önemli bir olaydan önce gerginlik yaşadıkları, sinirli ve heyecanlı oldukları bildirilir. Özelikle çocuklarda kaygı ne kadar fazla ise sinirlilik o kadar fazladır.

    TEDAVİ

    Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında merak edilenler

    Hiperaktivite zeka belirtisi midir?

    Aşırı hareketlilik toplumda bazı kişiler tarafından “aşırı zekâ”ya bağlanır. Ancak hiperaktivitenin ya da DEHB’nin zekâyla ilişkisi yoktur. Her zekâ düzeyinde görülebilir. Diğer taraftan dikkat eksikliği ya da hareketlilik belirtileri öğrenmeyi ya da ders başarısını olumsuz etkileyebilir. Bir grup çocuktaysa belirtiler göreceli olarak daha hafiftir ve üstün zekaları ile kısa sürede derslerini kavrarlar. Hareketlilikleri de yıkıcı olmadığı sürece bu gruba giren çocukların dikkat eksiklikleri belirtileri ortaokul sıralarına kadar fark edilmeyebilir. Ortaokulda çocuklar daha zor ve karmaşık dersler ile karşılaşırlar ve daha fazla dikkat gerekir. Belirtiler bu aşamadan sonra daha fazla göze çarpabilir.

    DEHB’nun sıklığı nedir?

    DEHB sıklığı araştırmaların yapıldığı yere, araştırma grubuna alınan çocuk ve gençlerin yaş ortalamasına ve yönteme bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte genel olarak toplumda %3 ile %10 arasında değişen rakamlar bulunmuştur. Erkek çocuklar 4-5 kat daha fazla olarak kliniğe başvuruda bulunurlar. Yapılan çalışmalarda DEHB’nin erkek çocuklarında 2 ile 10 kat daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

    DEHB’nin nedenleri nelerdir?

    Birçok bilimsel araştırma yapılmasına karşın DEHB’nin neden(ler)i henüz aydınlatılamamıştır. Genetik, biyolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi sonucunda oluştuğu düşünülmektedir.

    DEHB olan her çocuk tedavi edilmeli midir?

    Bu sorunun yanıtı henüz kesin olarak oluşturulmuş değildir. Bu alanda farklı görüşler vardır. Benim görüşüm, çok zeki çocuklarda bile eğer günlük yaşantısının bir alanını (ör., sosyal ilişkilerini, ders başarısını, ders çalışma alışkanlığını, aile ilişkilerini) olumsuz etkileyecek ölçüde belirtiler söz konusu ise tedavi edilmelidir. Belirtiler var ancak günlük yaşantıda önemli bir etkilenme yoksa olası bir işlevsellikte bozulma açısından yakından takip edilmelidir.

    DEHB belirtileri olan kişiler nereye başvurmalıdır?

    Çocuk ve ergenlerin DEHB tanısı, bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından konulmalıdır. Diğer meslek erbaplarının bu tanıyı koymaya ehliyeti yoktur. Çünkü tanıyla karışabilecek birçok tıbbi durumun (ör., absans, hipertiroidi, anksiyete bozuklukları) ayırıcı tanısını ancak tıp eğitimi almış bir hekim tarafından yapılabilir. Ülkemizde mesleki sınır ihlallerine sıkça rastlanır ve bu tanının pedagoglar (çocuk gelişim uzmanları), psikologlar, öğretmenler ve kasaplar tarafından da konulduğu gözlenir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisi

    DEHB tedavisindeki amaç, dikkat eksikliği, hareketlilik ve dürtüsellik alanlarındaki belirtileri iyileştirerek, çocuğun öğrenme becerilerini ve ders başarısını, diğer kişiler ile olan iletişimini, kurallara uymasını, kendine olan güvenini ve mutluluğunu arttırmasını sağlamaktır. DEHB’nin tedavisinde en iyi başarı anne baba, çocuk, öğretmen ve çocuk/ergen psikiyatristi işbirliği ile sağlanır. Ancak bu iş birliğini sağlamak her zaman kolay olmayabilir. Bunun olaya özgü nedenleri olabildiği gibi bazen DEHB hakkında bilgi sahibi olmama ve ilaçlar ile ilgili çarpık ön yargılardır. Bu durum anne baba, çocuk ve öğretmenlerinin DEHB ve tedavisi hakkında eğitilmelerini gerektirir. Aslında genel olarak, toplumun bilinçlenmesine de ihtiyaç vardır. Bu nedenle medyanın ve devletin ilgili kurumlarının çabasının önemlidir. DEHB belirtileri başka bir tıbbi bozukluk ya da durumdan kaynaklanıyorsa bu bozukluk ya da durumun tedavisinin yapılması gerekir. Çoğunlukla, DEHB’ye bir başka psikiyatrik bozukluk eşlik eder. Eşlik eden psikiyatrik veya tıbbi diğer durumların tedavisi elzemdir. Davranışçı yöntemlerin ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması en iyi sonucu vermektedir. İlaç tedavisi, tedavinin bel kemiğini oluşturmakla birlikte diğer yöntemlerle (ör. annenin babanın çocuk yetiştirme becerilerinin arttırılması; bilişsel davranışçı yöntemler) birlikte daha iyi sonuç alınır. Çeşitli bilimsel araştırmalarda malesef dikkat egsersizlerinin yararsız olduğu gösterilmiştir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve tedavisi neden önemlidir?

    1. DEHB’nin tedavisi ders başarısı açısından önemlidir:

    DEHB olan çocuklar dikkatini sürdürmekte güçlük çektiklerinden öğretmenlerinin anlattığı konuları takip etmekte güçlük çekerler. Dersi derste öğrenmeleri güçleşir. Ev ödevlerini çoğu zaman eksik yazarlar ya da unuturlar. Dikkatsizlik hemen her yerde olduğundan ödevlerini tamamlarken çabuk sıkılırlar ve ödev yapmayı genellikle sevmezler. Sınavda, aceleci ve dikkatsiz tarzları soruları eksik okumalarına neden olur; sıkça işlem hataları yaparlar. Problemin gidiş yolunu bildikleri halde işlem hataları nedeniyle yanlış sonuçlara ulaşırlar. Bütün bunların sonucunda, ders başarısı düşer; üstelik çocuk dikkat sizlikle okuma hataları, acelecilik ve dürtüsellik nedeniyle var olan performansını da göstermekte güçlük çeker. Bir süre sonra, çocuk derslerini takip etmeye ve çalışmaya motivasyonunu yitirir. Çoğu zaman motivasyonsuzluk ve DEHB bir aradadır. Motivasyonsuzluk ders başarısını daha da düşürür. Ders başarısı düşen çocuk zamanla okuldan iyice soğur ve okuyarak meslek edinme şansı azalır.

    2. DEHB’nin tedavisi akran, öğretmen ve aile ilişkileri bakımından önemlidir:

    Her ne kadar DEHB olan çocuklar çoğu zaman girişken ve kolay ilişki kurabilen çocuklar olsalar da, sabırsız ve dürtüsel davranışları akran ilişkilerinde sorunlara neden olabilir. Dürtüselliklerinden dolayı sırasını beklemekteki güçlük, diğer çocukların oyunlarını ve konuşmalarını kesme ve kolayca sözel ya da fiziksel kavga etme gözlenir. Dikkatleri kısa süreli olduğundan, DEHB olan çocuklar sosyal ipuçlarını diğer çocuklar kadar iyi değerlendiremezler. Bu durum, sosyal ortamın ve iletişimin gerektirdiği şekilde davranamamaya neden olur. Çoğu zaman kurallara ve sosyal hiyerarşiye uymada güçlük çekerler. Sosyal ortamlarda daha “patronca” bir tutum sergileyebilirler. Her şeyin kendi istekleri doğrultusunda olması konusunda ısrarcı olabilirler. Sosyal olaylara aşırı tepki gösterebilirler. Reddedilmeleri veya diğer çocukların alaycı tarzları DEHB olan çocuklarda kolayca sözel veya fiziksel saldırıya neden olur. Bütün bunların sonucunda arkadaş, öğretmen ve aile ilişkilerinde bozulmalar gözlenir. Yapılan çalışmalarda DEHB olan çocukların daha az yakın arkadaşı olduğunu göstermiştir.

    3. DEHB özgüveni azaltması ve diğer psikiyatrik sorunlarına yatkınlığı arttırması bakımından önemlidir:

    Bu çocuklara hemen her yerde her zaman olumsuz uyarılarda bulunulur. DEHB olan bir çocukta ders başarısının düşmesi bir süre sonra sorgulamaya ve çeşitli yargılara neden olur: “Ben neden başarılı olamıyorum? Diğer çocuklar kadar çalışkan değilim. Diğer çocuklar kadar iyi değilim.”Olumsuz uyarılar kendine özgüvende azalmaya ve benlik algısında düşmeye neden olur ve zaman içinde depresyonun gelişmesi için zemin hazırlar. Depresyon olan bir çocukta madde kullanımı ve intihar girişimi daha yüksek oranlarda görülür. Olumsuz uyaranlar bir süre sonra çocukta karşı gelmelere yol açar. Karşı gelmeler iyi bir şekilde ele alınmazsa, basamak basamak okuldan kaçmaya, sokakta bir çete ile tanışmaya, sigara, alkol ya da diğer maddelerin kullanımına, suç işlemeye ve davranış bozukluklarına dönüşebilir (Şekil 1). Yapılan çalışmalarda DEHB olan kişilerin ileriki yaşantılarında suç işleme ve madde kullanmasının arttığını göstermiştir. Bazı araştırmalarda DEHB ile intihar girişimi arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Büyük ihtimalle bu ilişki DEHB’nin depresyon ve davranım bozukluğu gibi eş bozukluklara (komorbit bozukluklara) olan yatkınlığı arttırmasından ve bozukluğun doğasında bulunan dürtüsellikten kaynaklanmaktadır. DEHB tedavisinde kullanılan methylphenidate (Ritalin; Concerta; Medikinet) ile intihar arasında bir ilişki bulunmamıştır.

    4. DEHB yaşam kalitesini ve anne babanın duygusal durumunu/mutluluğunu etkilemesi bakımından önemlidir.

    Yapılan araştırmalarda DEHB’nin psikososyal alanı, özgüveni, özsaygıyı, duygusal tepkileri ve genel davranışları etkileyerek yaşam kalitesini azalttığı gösterilmiştir. DEHB olan çocuklar birçok aktiviteye ve hobiye heves etseler de, başladıkları bu etkinlikleri istikrarlı bir şekilde sürdürmeleri güç olabilir. Bu durum soysal, duygusal, özgüven gelişimlerini olumsuz etkiler. Üstelik DEHB sadece çocuğu değil anne babanın yaşantısını üzerine olumsuz etkileri vardır. Yapılan çalışmalarda anne babanın duygusal durumunu, mutluluğunu, kendi ihtiyaç ve zevklerine zaman ayırma fırsatlarını, anne babanın sosyal yaşantısını, yaşam kalitesini, aile aktivitelerini ve bütünlüğünü olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Annelerin DEHB olan çocuklara karşı daha sınırlayıcı ve olumsuz tutumları olduğu, ancak sınırlayıcı tutumlarına karşın daha yetersiz kontrol becerilerinin olduğu tespit edilmiştir.

    5. DEHB günlük yaşamı etkilemesi bakımından önemlidir:

    DEHB olan bireylerin riskli aktivitelerde bulunması, dikkatsiz araba kullanımı ve kazalara maruz kalması daha sıktır. Örneğin araştırmalar DEHB olan genç sürücülerin 2 ile 4 kat daha fazla motorlu araç kazası yaptıklarını, 3 kat daha fazla yaralanma olduğunu ve 4 kat daha fazla bu kazalarda hata sahibi olduklarını göstermiştir. Ayrıca, ilerideki romantik ilişkilerinde ve evlilik yaşantılarında daha fazla sorun ve ayrılık yaşamaktadırlar. İş değiştirme, belli bir işte uzun süreli sebat gösterememe DEHB olan bireylerde daha fazla orandadır.

    Sonuç olarak DEHB olan bir birey doğasında iyi niyetli, akıllı ve zeki olmasına karşın, sosyal, duygusal mesleki alanlarda, okul becerilerinde ya da günlük yaşamın bazı alanlarında sorunlar yaşamaktadır ve kendini olumlu yönde gerçekleştirmede güçlükleri olmaktadır.