Etiket: Çocuk

  • Çocuklardaki korku duygusu

    “BENİ YEMEZ DEMİ ANNE”

    3 yaşındaki kızım elektrik süpürgesi çalışınca alelacele koltuğun üstüne çıkıp kendisi için güvenli olduğunu düşündüğü bir pozisyon aldı. Bu davranış 2-3 aydır sürekli olan, biraz da şaşkınlık yaşadığım bir durumdu. Panik yapmadan acaba ne ola ki diye düşünürken şaşırtıcı başka bir olay daha yaşadım. Çocuk psikiyatrisi uzmanı olarak mutlaka sizinle bu durumu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Bir akşam kızımla birlikte Legolarıyla oynarken birden oyunu bırakıp yerden kalktı ve tekrar kendisi için güvenli olduğunu düşündüğü koltuğa çıkıp beklemeye başladı. “Ne oluyor, şimdi ne oldu” dememe kalmadan “çöp kamyonu geçiyor” dedi ve ekledi “beni yemez demi anne” deyip yardım arar gözlerle bana bakıyordu. O anda; “evet biz de her çocuğun yaşadığı çocukluk çağı korkularını yaşıyorduk” diye aklımdan geçirdim. Meğer benim ufaklık 2-3 aydır elektrik süpürgesinin veya çöp arabasının gelip kendisini yiyeceğinden korkup o ortamdan uzaklaşıyormuş.

    Korku, çocuğun gelişim sürecinde var olan bir duygudur. 6 aydan itibaren bir bebek yabancı nesneler, yerler ve kişilere karşı korku geliştirebilmektedir. Birincil bakıcıları (genellikle anne ve baba) olmaksızın bebek farklı ortamlara tepkiler verir. Yeni tanıdığı, tanıştığı kişilere ağlayarak yaklaşır, anneyi arar. Bu doğal gelişim sürecinin bir sonucudur. Bebeğimizin çevreye olan algısı artmış ve tanıdık-tanımadık sınıflandırmalarını değerlendirmeye başlamıştır artık. Yabancılık çekme ve ebeveynden ayrılmaktan kaçınma 2 yaşa kadar devam eder.

    Okul öncesi yaş grubu çocuklar (1-7 yaş) somut düşünce evresinde oldukları için gerçek – hayal ayrımını yapamazlar. Soyut düşünce süreçleri gelişmediğinden olayları somut bir bakış açısıyla değerlendirirler. Gerçek dışı senaryolar üretmeye ve bunlara inanmaya meyillidirler. Bizim için çok komik gelse de 3 yaşındaki bir çocuk gerçekten çöp kamyonunun onu yiyebileceğini, elektrik süpürgesinin onu içine çekebileceğini, klozete oturunca sifonun çekilmesiyle kendisinin de içinde kaybolup gidebileceği konusunda aşırı derecede korku yaşayabilirler.

    2 – 5 yaş arası çocuklar ebeveynden ayrılık ve terk edilme dışında farklı korkular geliştirmeye başlarlar. Bu korkular; çeşitli hayvanlar, yüksek ses ve karanlığa yöneliktir. Gelişim dönemi korkularında anne babalara düşen görev bu korkuları doğal olarak algılamak ve bu korkulara odaklanmamaktır. Basit ve sade bir dille çocuğun korkusunun dinlenmesi ve ona güvende olduğu mesajının verilmesi önemlidir. Böyle olduğu takdirde çocuk anne babanın tepkilerinden, korkuların yersiz olduğu mesajını alır. Tam tersi durumlarda ise, örneğin anne ve babaların bu korkulara odaklanması halinde, “bir şey yok, eğer çok korkuyorsan yanımda kal….” Şeklindeki tepkileri çocukların aklında çeşitli sorularbırakabilir. Örneğin çocuk; “bak annem/ babam da bu korkuyu önemsiyor, demek ki gerçekten kötü bir şeyler var” şeklinde düşünebilecektir. Eğer gece yatarken çocuğumuz karanlıktan korkuyorsa hafif bir ışık açık bırakılıp odasında yatması sağlanmalıdır. Eğer korku objesi bir hayvan ise; anne babalar bu korkuyla başa çıkmayı çocuklarına aldıkları oyuncaklarla sağlayabilirler. Aynı zamanda çevrede karşılaşılan hayvanlara karşı anne babaların çekingenliği de çocuklar tarafından dikkatlice gözlenecek ve öğrenilecektir ki; bu durum korkuların doğal korkudan patolojik korkulara (fobilere) geçişine neden olabilmektedir.

    İlkokul çağlarına gelindiğinde, çocuk gelişimsel olarak farklı korkularla yüzleşebilmektedir. Bu korkular ebeveynlerin ölümü, okulda aşağılanma gibi daha çok soyut kavramlara yöneliktir. Bu dönem korkularıyla başa çıkmada çocuğun geçmiş yaşantısı ve ebeveynlerinin tutumları önem kazanmaktadır. İlkokul çağları çocuğun soyut düşünce yeteneğinin geliştiği, sosyalleşme ve bireyselleşmenin önem kazandığı dönemdir. Bu dönemde çocuk artık kişiliği ve kimliğini çevreye kanıtlama, ebeveynden uzaklaşma eğilimindedir. Ebeveynlerinin daha önceki dönemlerde verdiği sorumluluk alma becerileri, çocuğun bireyselleşmesini destekleyecek, hızlandıracaktır. Elbette ki bu yeni dönemde oluşan sosyal yaşama ilişkin korkular doğaldır.

    Az korkulu günler dileğiyle.

  • Eyvah çocuğum yalan söylemeye başladı

    Her gün binlerce kez yalanı yaşadığımız, yalan söylemenin gündelik yaşantının olağan vesıradan bir parçası haline geldiğini sanki kanıksamış durumdayız. Bir kişi ile sıradan bir sohbetyaptığınız anda bile o kişinin gözünüzün içine bakarak size yalan söylediğini fark edebiliyorsunuz ve sizde sanki anlamamışçasına o yalana ortak olabiliyorsunuz. Sokaktaki satıcı, iş yerindeki arkadaşlarınız hatta evdeki eşiniz bile zaman zaman size yalan söyleyebiliyor. Televizyondaki reklâm filmlerini izlerken enayi yerine konulduğunuzu, reklâm promosyonlarını dinlerken ve izlerken “ nasıl bu kadar rahat yalan söyleyip, bizleri kandırıyorlar. Herkesin beynini nasıl yıkıyorlar” hissini her an yaşıyoruz. İş siyasetçilere geldiğinde ise söylenen yalanlar insanı çıldırtmaya yetiyor da artıyor bile. Peki elden gelen bir şey var mı? Koca bir hiç.

    Bütün bunların sonucunda toplumca yaşadığımız duygu herkese, her şeye, yaşanılan ve söylenenlere karşı temel bir güvensizlik duygusu. Eğer bir bireyin, bir toplumun temel güven duyguları sarsılırsa devamında kaos ortamı gelişmesi, her şeyi tehdit olarak anlamlandırması da beklen sonu getirecektir.

    Peki iş çocuklara gelince yalanın ne anlamı vardır?

    Yalanın bu kadar içimize işlediği bir dönemde, duyarlı anne babaların birçoğu, çok erken yaşlardan itibaren çocukların gerçeklere sadık kalmasını isterler. Üç yaşındaki bir çocuğun yaşadığı olayları, içinde bulunduğu durumu aktarırken tam bir gerçeklik içinde olması gibi bir beklentiye girerler. Belki de sahteciliğin, kokuşmuşluğun alışkanlık haline geldiği erişkin yaşantısından çocuklarını koruma içgüdüsüyle harekete geçip, baştan önlem alma telaşına kaptırıverirler kendilerini.

    Hangi durumda çocuğun gerçekten yalan söyleyip söylemediğine karar vereceğiz? Yaş dönemlerine göre yalan boyutu değişir mi?

    Okul öncesi dönemdeki çocukların inanılmayacak öyküler uydurması, taklit oyunlarından hoşlanması, abartılı anlatımlarda bulunması, hayali arkadaşları olması o döneme özgü kişilik özellikleridir ki yalan söyleme olarak nitelendirilmemelidir. Çocuğun hayal dünyasını geliştirici zihinsel aktivasyon olarak düşünülen taklit oyunları ve öykü uydurma asla engellenmemeli, aksine teşvik edilmelidir. Çocuğun okul dönemindeki yaratıcılığının boyutları yaptığı bu egzersizlerle gelişip olgunlaşır.

    Gerçeğe sadık kalma çocukta giderek gelişen bir olgudur. Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak yanlış bir tutumdur. Eğer çocuk açıkça anlaşılan bir yalan söylerse, hemen paniğe kapılmamak gerekir. Dört beş yaşına gelmiş bir çocuk, yaşadıklarını abartama eğilimini dışında bir amaçla yalan söylemişse, düş gücü ürünü ya da bir şaka değilse, o zaman ebeveynin tutumu çok önemlidir. Anne ya da baba böyle bir durumla karşılaştığında sakin bir şekilde çocuğu karşısına alıp onun anlayabileceği bir dille konuşma yapması uygundur. Örneğin “ona ne zaman inanacağını sorması”, gerçek ile yalanı ayırt edemezse ne zaman inanıp inanmaması gerektiğini bilemeyeceğini söylemelidir. Sert cezalar, suçlamalar, küçük düşürücü davranışlar çocuğu yalandan uzaklaştırmak yerine yalan söylemeye daha çok iten davranışlar olabilir.

    Sabırlı, sakin, yalanın ne anlama geldiğini, ne amaçlı söylendiğini bilip ona göre tepkilerimizi ayarlayabilmeliyiz.

  • Çocuk ruh sağlığında erken tespitin önemi

    Hekim olmanın temel sorumluluklarından bir tanesi hastalığı tedavi etmekten çok insanları hastalıktan korumaktır. Hele bir de çocukların hastalıkları ile ilgili bir uzmanlık alanınız varsa koruyucu hekimlik adına çok şey yapmak zorundasınızdır. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir dönem boyunca bu köşede anne babalara rehber olabilecek bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışmaktayım.

    Peki çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar önlenebilir mi?

    Hastalıkların tamamen önüne geçilmesi mümkün olmasa bile erken tespitle, önleyici tedbirler alınabilmektedir. Örneğin Down sendromu, Fenilketanüri, Tiroid Bozuklukları gibi bazı organik hastalıkları, anne karnında veya erken bebeklik döneminde yapılan tarama testleri sayesinde teşhis edebilmekteyiz. Fakat ruhsal bozukluklar için elimizde bulunan tarama yöntemleri ve değerlendirme araçları buna olanak tanımamaktadır. Otizm gibi çok sık rastlanan bir ruhsal bozukluğu anne karnında tespit edememekteyiz. Çocuğun, 24-36 aylarda gösterdiği bazı davranışlar bize bunu düşündürmektedir.

    Koruyucu hekimlik adına, risk gruplarını ve kalıtsal olduğunu bildiğimiz ruhsal bozuklukları erken tespit edip önlemler almak, kaçınılmazmış gibi görünen sonuçları kontrol altına alabilmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu noktada anne babaya danışmanlık verilmesi, seminerler, televizyon programları, el kitapçıkları gibi bilgi paylaşımları da sosyal sorumluluğun bir parçası olarak düşünülebilir.

    Örneğin, okul öncesi gruplarlarda erken tespit edilebilen öğrenme bozuklukları uygun tedavi ve destekle çocuğun bütün okul hayatında dramatik değişikliklere yol açabilmektedir. Düşünün ki 5 yaşında anaokuluna giden bir çocuğunuz var. Sınıfta verilen boyama etkinliklerine katılmak istemiyor, çok basit çizimleri kopyalamakta zorluk yaşıyor, kalem tutuşu ile ilgili belirgin bir sorunu var. Bu çocuğun altta yatan yetersizliğinden dolayı etkinliklere katılmaktaki isteksizliği, belli bir süre sonra okulda uyum sorunları yaratabilir. Eğer bu çocuğun risk grubunda olabileceği düşünülür ve birinci sınıf düzeyine gelmeden buna yönelik önlemler alınırsa, çocuğun ilköğretim hayatı travmalardan uzak başlayacaktır. Eğer sorun tespit edilmezse; anasınıfında çok basit bir çizimi bile yapamayan bir çocuk, birinci sınıf düzeyinde karmaşık el yazısı çalışmalarında zorlanacak, okulu nefretle anmaya başlayıp birçok sorun çıkartacaktır.

    Dört yaşında bir çocuk eline çakmak alıp evdeki eşyaları yakma girişiminde bulunuyorsa, elindeki bıçakla etrafındakilere oyun amaçlı bile olsa saldırıyor ve yaptığı eylemin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendimi öldürmek istiyorum gibi tehditkâr sözler sarf ediyorsa, sorun bağıra bağıra “geliyorum” diyordur aslında. Dürtüsel (yani aklına estiğince davranma biçimi) davranışları ön planda olan çocuklar, sonradan davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara aday olan çocuklardır ki bu çocukların erken tespiti ve tedavisi çocuğun bütün hayatının gidişatını değiştirebilir.

    Çocuğunu veya öğrencisini iyi gözleyebilen, herhangi bir problem davranış karşısında bunun nedenlerini araştırırken; neler olabilir? ne yapabilirim? gibi sorgulayıcı bir tutum sergileyen birçok duyarlı ebeveyn ve öğretmenler, risk grubu çocukları tespit etme ve yönlendirme konusunda kritik önem taşımaktadır.

    Eğer çocuğunuzun, kendi yaşıtları ile karşılaştırdığınızda bazı davranışlarında ve tutumlarında farklılık gözlemliyorsanız, bu bir ruhsal bozukluğun ön belirtisi olabilir. Duyarlı bir yaklaşım, sorunu basite almama, doğru bir değerlendirme ve önleyici yaklaşımlar, sorun olabilecek bir durumu sorunsuz bir hale getirebilir.

  • Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuk gelişiminin en kritik dönemi olarak ele alınan kısmı 0-6 yaştır. 0-6 yaş dönemi bireyin gelişimi için en önemli yıllardır. Özellikle de ilk 4 yıl çok önemlidir. Bu yaş aralığı çocuğun beyin gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı, temel alışkanlıklarının belirlendiği, kişilik özelliklerinin temelinin atıldığı bir dönemdir.

    0-3 yaş arası dönem çocukların bilinç dışı olarak çevresindeki her şeyi sünger gibi emdiği emici zihin dönemidir. Çocuklar neye maruz kalırlarsa onu emerler. 3-6 yaş arası dönemde bilinç dışı olarak öğrendiklerini bilinçli hale getirirler. 0-6 yaş arası dönemde çocukların beyindeki nöronlar çok hızlı hareket eder. Çok uyarana maruz kalmaları ve farklı deneyimler yaşamaları beyin gelişimlerini olumlu yönde etkiler. Doğuştan gelen kalıtımsal özelliklere, deneyimsel yaşantılar da eklendiğinde beynin gelişimleri olumlu yönde ilerler.

    Kendine güven, dünyaya güven, temel sosyal beceriler, girişimcilik, kendini ifade edebilme gücü ve isteği gibi hayati özelliklerin temeli bu yaşlarda atılır. Çocuğun erken gelişim yıllarının önemi nedeniyle aileler özellikle bu süreçteki yaklaşımlarına özen göstermelidir. 

    Ülkemizde 0-6 yaş arasındaki çocukları gelişimsel açıdan değerlendirmek amacıyla AGTE ve Denver tarama testleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Erken tanı, sağlıklı bir gelişim için çok büyük önem taşımaktadır. Gelişim testleri aynı zamanda normal ya da hızlı gelişen çocukların güçlü yanlarını ortaya çıkarmak, desteklenmesi gereken alanları tespit etmek için de kullanılmaktadır.

    Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    • Gelişim takibinin ilk görüşmesinde, çocuğun gelişim değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmede, gelişim tarama testleri kullanılır.

    • Çocuğun gelişimi; dil-bilişsel, ince motor, kaba motor, sosyal beceri, öz bakım ve genel gelişimi olmak üzere alana göre değerlendirilir.

    • Gelişim testinde çıkan sonuca göre çocuğun içinde bulunduğu aya göre gelişim özellikleri anne babaya anlatılır. Bu ayda hangi becerileri kazanacağı, hangi davranışların ya da davranış problemlerinin olacağı konusunda bilgi verilir.

    • Ay gelişimine uygun oyun ve oyuncak önerilerinde bulunulur.

    • Anne babalara evde uygulayabilecekleri, gelişim alanlarını desteklemeye yönelik etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Etkili anne baba çocuk iletişiminin nasıl olacağı, problem durumlarda neye nasıl tepki verilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler verilir.

    • Anne babanın yaşadığı problemlerle alakalı sorular cevaplanır.

    • Çocuğun gelişim testinin sonucuna göre sürecin nasıl işleneceğine dair bilgi verilir.

    • Gelişim testi sonucu ayına ve yaşına uygun çıkmış ise, aileye etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Gelişiminde gecikme ya da gerilik bulunan çocuklar ile yüksek riskli çocuklar için programlar hazırlanır. Hem çocuk ile gelişimini desteklemeye yönelik seanslar gerçekleştirilir hem de aileye evde yapılabilecek etkinlik önerileri verilir.

    Çocuğun gelişim takibini yaptırmak, çocuğun içinde bulunduğu gelişim evresini tanımak, bu evrelerin özelliklerini bilmek ve çocuğa o şekilde davranmak, çocukların sağlıklı gelişim içinde olup olmadığını takip etmek, erken tanı ve müdahalede bulunmak ve çocukla sağlıklı iletişim kurmak açısından anne-babalara fayda sağlayacaktır.

  • Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul öncesi yıllar, diğer yaşam dönemleri ile kıyaslandığında gelişimin farklı yönlerinin birbirleriyle ilişkisinin en fazla olduğu dönemdir. Bu yıllar çocuk gelişiminde kritik yıllardır. Bu yıllarda temeli atılan beden gelişimi, psikososyal gelişim ve kişilik yapısının, ileriki yaşlarda yön değiştirmekten çok, aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.

    • DÖRT YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Dört yaş çocuğu, kendi kendine hareket edebilen, soru sorabilen, seçim yapabilen, kendisi hakkında bilgiler verebilen bir bireydir. Toplumsal gelişim yönünden de büyük aşama kaydeden dört yaş çocuğu, diğer çocuklarla birlikte olmaktan daha fazla zevk almaya başlar. Oyunları daha uzun sürelidir. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaş seçer. Önceleri seçtiği oyun arkadaşı her iki cinsten olabilir. Sorgu çağı dört yaşta en üst düzeye ulaşır. Dört yaş çocuğu dil aracılığı ile duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çekse de, genellikle başarılıdır. Hâlâ gerçek ile hayali birbirine karıştırma konusunda sorunları vardır. Dört yaş çocuğu rahatça zıplar, koşar,  yürür, her fırsatta hareket etme ihtiyacını belirtir. El ve parmaklarını kullanmada ustalık kazanmıştır.

    • BEŞ YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Çocuğun çevresine ilişkin yeni keşiflerde bulunduğu, çevresini giderek genişlettiği, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyarak bazı sorumluluklar almaya hazırlandığı bir yaştır. Bu yaştaki gelişim ilk dört yıla oranla oldukça yavaşlamıştır. Beş yaş çocuğu duygularını kontrol etmeyi de başarır. Beş yaş çocuğu başladığı bir işi bitirmek ister. Kas hâkimiyeti gelişmiştir. Dikkatlidir. Kendi kendini eleştirir ve kendine güvenir. Söylenenleri anlar, uygular ve belleği güçlüdür. Kendi yaşındaki çocuklarla küçük gruplar halinde oynar. İp atlama, bisiklete binme, koşmaca gibi oyunlar oynamaktan zevk alır. Kendi kendine giyinme, yemek yeme, saçlarını tarama, yıkanma gibi öz bakımla ilgili konularda iyice ustalaşmıştır. Ayakkabısını giyebilir, basit tokaları takabilir, biraz zor da olsa düğmelerini ilikleyebilir. Kısacası, beş yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel toplumsal ilişkilerin, benlik kavramının, evde, okulda ve toplum içinde uyumunun daha belirgin olduğu görülür.

    • ÇOCUĞUN BEDENSEL GELİŞİMİ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

    Belirli bir yükseklikten atlama oyunları oynaması için fırsat verin. Ortamı, düşmesine ve bir yerini incitmesine fırsat vermeyecek şekilde düzenleyin. Nesnelerin etrafında farklı şekillerde koşmasını sağlayın ve yapılanlar hakkında konuşun. Örneğin, hızlı-yavaş koşma, ileri-geri, gürültülü-sessiz gibi. Hamurdan istediği şekilleri oluşturmasını isteyin. Sonra yaptıklarını size anlatsın. Çeşitli şekil ve renkteki küçük boncuklardan bilezik kolye yapmasını sağlayın. Geometrik şekillerle ilgili faaliyetler yapın. Sizin kâğıda çizdiğiniz bir geometrik şekli çocuğun da yapmasını isteyin. Her bir geometrik şeklin ne olduğunu öğretin ve sonra sorun. Sık sık parka götürün ve parktaki aletleri kullanarak büyük kas gelişiminin desteklenmesini sağlayın. Parkta salıncağa biner, kaydıraktan kayar, aynı zamanda diğer çocuklarla bir araya gelirler.

     

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimi

    Başkalarının aynı nesneyle ilgili farklı bakış açıları olabileceğini fark etmeye başlarlar. 4 yaşta bu kavram gelişir. Bir deneyde, kaplumbağa resmi, yetişkin ile çocuk arasına konur. Yetişkine göre kaplumbağa ters durmaktadır. Çocuğa göre ise ayakları üzerinde durmaktadır. 4 yaşta çocuklar kendi görüşlerinin yetişkininkinden farklı olduğunu anlarlar. Her gün evde kullanılan eşyalarla ilgili bilgileri artar. Nesneleri geometrik özelliklerine (kare, daire, üçgen gibi) göre ayırabilirler. En büyükten en küçüğe doğru nesneleri sıralayabilirler. En az 4 ana rengi (mavi, sarı, kırmızı, yeşil) doğru söyleyebilirler. 10 veya daha fazla sayıdaki nesneyi sayabilirler. Zaman kavramını anlamada artış gösterirler. Okul öncesi dönemde, çocuklar günlerin sabah, öğlen ve akşam olarak zamanlara bölündüğünü, yılda 4 mevsim bulunduğunu bilirler. Haftanın bazı günlerini bilebilirler. Zamanın, saat ve dakikalara bölündüğünü anlarlar. Günlük zaman aralıklarının (rutinlerin) sırasını anlarlar. Örneğin, öğle yemeğinden önce kahvaltı edilir gibi. Bilerek yalan söyleyebilirler. Çocukların başkalarını kandırma becerisini ne zaman geliştirdikleri konusunda fikirler çelişkilidir. Bazı araştırmacılar, çocukların 3 yaşta bu beceriye sahip olduklarını söylerler ancak çoğu bilerek yalan söylemenin 4 ve 5 yaştan önce gelişmediğini ifade ederler.

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Her gün yüksek sesle kitap okuyun. Çocuğun da kendi kendine kitaba bakmasını teşvik edin. Bakabileceği başka yazılı materyaller de sunun. Dergi, gazete gibi. Ayrıca renkleri öğrenmesi için de kitapta geçen renkleri sorabilirsiniz. Evde kullanılan eşyalarla oyun oynayabilirsiniz. Örneğin, “tabak ne işe yarar?” gibi, “su ısıtıcıyı nerde kullanırız?” gibi, “elektrik süpürgesiyle ne yaparız?” gibi. Sınıflandırma becerisini arttırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik torbanın içine daire, üçgen, kare gibi şekilleri olan nesneler koyun. Çocuğun bir tane seçip ne olduğunu bulmasını isteyin. Aynı şekilde olanları bir grup yapmasını isteyin. Sıralama becerisini kazandırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik halkaları, bardakları büyükten küçüğe ve küçükten büyüğe dizmesini isteyin. Sayı saymayı geliştirmek için oyun oynayın. Örneğin, fasulyelerden yararlanabilirsiniz. Çocuğun, istediğiniz sayıda fasulyeyi önüne dizmesini isteyin. Örneğin, 3 tane koy, 10 tane koy gibi. Zaman kavramını geliştirmek için sohbet edin. Örneğin, bir gün içinde neler yaptığını sorabilirsiniz. “Sabah kalkar kalkmaz ne yapıyor. Öğlen ne yapıyor?“ gibi. Günün bölümlerini kullanarak konuşabilirsiniz.

    • Çocuğun Dil Gelişimi

    Kardeşlerinin isimlerini söyleyebilirler. Adreslerini söyleyebilirler. 6 kelimeden oluşan, karmaşık cümlelerle konuşurlar. Bu yaşta dil becerileri oldukça zenginleşir. Dildeki tüm sesleri çıkartabilirler. Kelime hazineleri 1500 kelimeye çıkar. Uzun hikâyeler anlatabilirler. Günlük olayları, rüyalarını, hayallerini paylaşırlar. Dinledikleri hikâyeyi hatırlayabilirler.

    • Çocuğun Dil Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?     

    Kardeşlerinin isim, soyadlarını ve kendi adreslerini öğrenmelerine yardımcı olun. Sorular sorun. Cevapları tekrarlamalarını isteyin. Kelime hazinesini genişletmek için yeni kelimeler öğrenmelerini sağlayın. Yeni kelimelerin anlamlarını açıklayın ve uygun ortamda kullanın. “Bu taşıt çevreyolunda gidiyor. Bu araba. Otobüs ise bir diğer taşıt aracı. Tren ve uçak da öyle gibi. Yapacakları hakkında konuşabilirsiniz. Örneğin, “bugün yemekten sonra ne yapacağımız hakkında konuşmuştuk hatırladın mı? Evet, bugün yüzmeye gideceğiz. Yüzmek için ne giyeceğiz? Gibi. Daha önce okuduğunuz hikâye ile ilgili sorular sorarak hatırlamasını teşvik edin. Kitabın resimlerine bakmasını sağlayın. Yazma ve okumanın günlük hayatta ne kadar önemli olduğunu gösterin. Etraftaki yazılı malzemelere dikkatini çekin. Ne amacı olduğunu söyleyin. Televizyon izlerken birlikte olun. Gördüklerinizle ilgili çocuğunuzla konuşun. Kitaptan zevk almasını sağlayın. Bunun için kitaplara kendi ulaşabileceği bir kitaplık yapın. Kitap okuma, şarkı söyleme, kelime oyunları oynama ve çocukla konuşma, kelime hazinesinin gelişmesine yardımcı olacaktır.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimi

    Arkadaşları gibi olmak isterler. Arkadaşlar, düşüncelerini, davranışlarını etkilerler ve onlar gibi olmak isterler. Başka ailelerin farklı değerleri ve fikirleri olduğunu öğrendiklerinde bu bilgiyi bazı şeyleri evde talep ederek denerler. Örneğin, yasak TV programlarını izlemek, kendi evlerinde izin verilmeyen yiyecekleri yiyebilmek için… Vb. Arkadaşlarını memnun etmeye çalışırlar. 4 yaşındakiler için arkadaşları farklı davranışların, değerlerin, yaşam biçiminin göstergeleridir. Arkadaşlarını evlerine davet ederler- ailesini, eşyalarını, evlerini görmeleri için. Onları memnun etmeye ve buna uygun yeni davranışlar sergilemeye başlarlar. Gerçekle, fanteziyi birbirinden ayırt edebilirler. Gerçekle uydurma arasındaki farkı öğrenmeye başlarlar. İkisi arasında gidip gelirler ancak 3 yaştaki gibi kafaları karışmaz. Dans etmekten şarkı söylemekten ve oynamaktan hoşlanmaya başlarlar. Kurallara daha fazla uyarlar. 5 yaşına yaklaşırken çocuklar basit bir ahlak duygusuna sahiptirler. İyi ve kötü kavramlarını keşfetmeye çalışırlar. Anne babayı memnun etmek için ve cezadan kaçmak için katı bir şekilde kurallara uyarlar. Sonuçlar her şeyden daha önemlidir. Değerli bir şeyi kırdıklarında kendilerinin kötü olduğunu düşünürler (kaza bile olsa). Kaza ile kötü davranış arasındaki farkı anlamalarına yardımcı olunması gerekir. Bazen talepkâr, bazen de işbirlikçi olurlar.4 yaşında beklenmedik duygusal tepkileri kontrol altına alabilmektedirler. Karşı gelme, itiraz duygularını kontrol edebilmede hala güçlük çekmektedirler. Aile kurallarına uymayabilirler, anne veya bakıcılarını rahatsız etmek için kötü davranabilirler, kaba konuşabilirler. Kötü davranışlar, küçük yaşlardaki sınırları test etmeden farklı olarak bu dönemde bilinçli yapılır. Bu değişimlere rağmen, çocuklar anne veya kendilerine bakan kişiyi memnun etmeye çalışırlar. Bunu yapmak için belli şeyleri yapmaları gerektiğini belli şekilde davranmaları gerektiğini bilirler.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Süper kahramanlarla ilgili oyunlar oynayın. Şapkalar, kostümler maskeleri kullanın. Süper kahramanlarla ilgili konuşun. Görsel malzemelerden de yararlanabilirsiniz. Onların gerçek olmadığını ve kavgalarının birer oyun olduğunu söyleyin. Vurmadan kırmadan kavga ediyormuş gibi yapmalarını isteyin. Filmlerdeki oyuncuların da böyle davrandıklarını söyleyin. Kostümleri çıkardıklarında kendileri olacaklarını söyleyin. Arkadaşlarını sık sık eve davet etmelerine izin verin.

    • Çocuğun Cinsel Gelişimi

    4-5 yaş çocuğu bebeğin annenin karnındaki özel yerde, rahimde büyüdüğünü anlayabilir. Bebeğin oluşması içinde erkekten bir tohum (sperm) ve kadında olan çok küçük yumurtanın birleşmesi sonucu oluşabileceğini anlatabilirsiniz.

    4-5 yaş çocukları birbirlerinin vücutlarını görmek incelemek için çok meraklıdırlar. Bu konuda onların yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarındaki beden parçalarını gösteren resimlerden yararlanabilirsiniz.

    4-5 yaş çocuğunuza kız ve erkek bedeninin birçok benzer yeri olmasına rağmen farklı yerleri olduğundan bahsedin.

    Çocuğunuz ile cinsellik hakkında erken yaşlarda konuşmaya başlamanız, çocuğunuzun güvenilir bir kaynaktan cinsellik hakkında bilgi edinmesine ve kendi öz-değeri ve öz güvenini destekleyecektir.

    Çocuğunuzu arkadaş ziyaretlerinde (özellikle kendi yaşından büyük arkadaşları ile), oyun sırasında odanın kapısının her zaman açık olmasına, denetlendiklerini hissettirmeden odaya bir bahane ile ara sıra girip çıkarak oynan oyunları denetim altında tutmak gerekir.

    Çocuğunuzun soru sormasını beklemeyin. Hiç soru sormamaları bu konuyu merak etmedikleri, bu konuda bilgi sahibi olmamaları anlamına gelmez. Cinsellik hakkında çocuğunuzu bilgilendirmek içinin yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarından yararlanabilirsiniz.

    Cinsellik hakkında konuşmak için hiçbir zaman çok geç değildir. Kendinizi hangi ortamda konuşmak için daha rahat hissediyorsanız o zaman bu konuyu açabilirsiniz.

    Eğer çocuğunuzun sorduğu sorunu cevabını bilmiyorsanız’ ’Ben de bilmiyorum’ ’demeniz uygundur. Konuşmayı ’’Bu gerçekten iyi bir soru bu konuyu araştırıp sana cevabını vereceğim/birlikte araştırabiliriz.’’ diyebilirsiniz.

    Çocuğunuzu cinsellik hakkında bilgilendirmek için fırsatları yakalayın.

    Çocuğunuzun ne bildiğini ve ne anladığını öğrenmek için ne düşündüğünü sormaktan çekinmeyin.

    Çocuğunuzu korumak için ona sürpriz ile sır arasındaki farkı öğretin.

    Çocuğunuza ‘Hayır’ deme hakkının olduğunu, kendi rahatsız hissettiği bir durumda hayır diyebileceğini öğretin. Kendini rahatsız hissettiği bir durumda hemen güvendiği bir yetişkine giderek durumu anlatmasının gerekliliğinden bahsedin.

    Çocuğunuz iyi/kötü dokunuşları öğretin.

    Çocuğunuza bedeninin kendine ait olduğunu, anne-baba-doktor dışında kimsenin onun vücuduna izin vermediği sürece dokunamayacağını öğretin.

    Çocuğunuzu erken uyaracak yayın ve görsel medyada tanık olabileceği konu ve resimlere dikkat edilmesi gereklidir.

  • Çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu: bildiklerimiz, bilmediklerimiz…

    DEHB tanısı nasıl konulur?

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendrme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur. Sıklıkla medyada ya da sosyal internet ortamlarında yazılan testlerle tanı konduğu bilgisi gerçeği yansıztmaz. Yani aile ve çocukla yapılan psikiyatrik değerlendrime ile tanı konur. Bu görüşmede ayrıntılı belirtilerle ilgili bilgi alınır bunların çocuğun yaşamına etkisi araştırılır.

    DEHB tanısının konmasında kullanılan labratuar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaz. Yine DEHB ile ilgili ek psikiyatrik sorun olmadıktan sonra zeka testleri tanı için kullanılmaz. Ek sorunlar olduğunda ayırıcı tanı gerektiğinde zeka ve dikkat testleri tanıya yardımcı olmak için istenebilir. Özellikle çocuk psikiyatristi olmayanlar tarafından uygulanan, DEHB tanısı koymak için dikkat testleri ile tanı konya, bu testlerle tanı koyup klinik değerlendirme yapılmadan tedavi etme yaklaşımları doğru değildir. Bu bağlamda aileler çocuklarında DEHB olduğundan endişe ediyorlarsa çocuk psikiyatristlerine başvurmaları yanlış yaklaşımların, dolayısı ile de tedavideki gecikmenin önünü kesecektir.

    Başvuru ve tanı sonrası neler yapılır? Hastalar ve aileler tedaviden ne derece fayda görür?

    DEHB tanısı ve tadavisi belli olan bir bozukluktur. Tanı konduktan sonra tedavi başlanır. Bu çocuklar zamanında tedavi almadıklarında yukarıda da söylediğim gibi okul başarısında sorun yaşamaya başlarlar. Başlangıçta hareketli olan yerinde oturamayan, dikkati dağınık, ders başarısında sorun yaşan çocuğun gittikçe akademik becerilerle ilgili sorunu artar. Zamanla hareketlilik bazı çocuklarda azalsa da okul başarısındaki soruna, okula karşı isteksilik, kendine güven sorunları bazen de depresif yakınmalarla beraber davranış sorunları eşlik eder. Bu çocuklar hem okulda etiketlenirler hem de kendi kapasitelerinin altında bir okul performansı gösterirler. Bazen okuldan istenmeyen, atılan çocuklar olabilirler. Bu noktaya gelen vakalarda hızla tadavi başlanmalı ve çocuğun okula uyumu, başarısı için destek sağlanmalıdır. Erken gelen olgularda tedavi başlandığında okul başarısı, uyumu ve ilişkileri ile ilgili yukarıda anlatılan sorunlar ortaya çıkmadan müdahale edilmiş olunur. Tedavi başlandığında çocukların çok büyük bölümünde düzelme ortaya çıkar. Çok az bir grupta belirtiler azalmakla beraber devam ettiğinde ise ek tedavi seçenekleri ile bunların da düzelmesi sağlanmaya çalışılır.

    DEHB olan çocuklar mesela dikkati dağınıklığı nedeniyle okul başarısında sorun yaşayanlarda tedaviden sonra dikkati düzelir dolayısı ile de okul okul başarıları da düzelir. Yine DEHB belirtileri nedeniyle okul, arkadaş ve aile ilişkilerinde davranış sorunu yaşayanlarda bu sorunlar da düzelir ve daha uyumlu olan, ilişki sorunu azalan ya da yaşamayan çocuklar olurlar. Özellikle erkenlik döneminde okul sorunları çok artmış, okuldan atılmak istenen çocuklarda tedavi ve destekle önce okula devamları sağlanmaya çalışılır sonra da okul başarıları daha iyi hale gelir. Benim meslek hayatımda da okuldan atılan okula dönmesini sağladığım ve eğitim hayatını devam ettirebilen çok hastam olmuştur. Yine DEHB nedeniyle okul becerileri, ilişkileri düzelen çok hastam olmuştur. Bu belirtiler deneniyle okulda arkadaşlarını döven yaralayan çocuklar bu davranış sorunlarını bırakmışlar ve daha uyumlu çocuklar olmuşlardır. Yine bu nedenle depresif belirtilen gösteren DEHB tedavisi ile okulla ve ilişkileri ile ilgili sorunun düzelmesi ile depresif belirtileri de düzelen hastalarımm olmuştur.

    Aileler çocuklarının DEHB nedeniyle günlük yaşamda olan güçlükleri karşısında, konuşarak uyararak ve ya ceza verererek bu belirtilerin düzelmediğini görür ve kendilerini çaresiz hissederler. Çocuklarında ortaya çıkan belirtilerin, çocuğun yapısal özelliğinden, DEHB’ğundan kaynaklandığını ve bu durumun tedaviyle düzelebileceğini öğrendiklerinde rahatlarlar. Çocuklarının özelliklerini, nedenleri ile birlikte kavradıklarında çocuklarına daha doğru yaklaşımlar ve çözüm önerileri geliştirirler.

    Tedavide ilaç kullanumu gerekli midir?

    DEHB’ğun en önemli nedeni anne babadan genetik geçiş ve çevresel faktörlerin etkisidir. Bu bozuklukta beyinde dikkat, dürtüsellik ve hareketlilikle ilgili alanların yapısal ve işlevsel farklılığı ortaya konmuştur. Dolayısı ile DEHB’ğu nörobiyolojik bir bozukluktur. Tedavide kullandığımız ilaçlar bu dikkatimizi hareketliliğimiz dürtüselliğimizi düzenleyen sistemlerdeki bu farklılıkları yeniden düzenleyerek normal haline getirmeye yöneliktir. Bu nedenle tavide ilaç kullanıyoruz ve gerçekten de bu ilaçlar ortaya çıkan aşırı hareketlilik, dikkat ve dürtüsellikle ilgili belirtileri düzeltiyor.

    ABD’de bu tür çocuklar için özel kamplar mevcut Türkiye’de ne tür çalışmalar yapılıyor?

    Türkiyede benim DEHB ile ilgili özel kamplarlar var mı bilmiyorum Ben başvuran hastalarda anne baba ve çocukla görüşerek çocuğun ilgi alanına göre, keyif alabileceği bazı spor, etkinlik gibi faliyetlerine yönlendirebiliyorum. Spor yada etkinlikler aşaırı hareketli çocuğun enerjisini atabileceği alanlar gibi bakılsa da aynı zamanda sosyal grup içinde olması, bu sosyal grubun kurallarını öğrenmesi, kendini denetleyebilmesi, sorumluluk alması, sosyal becerilerini geliştirmesi, kendine güvenmesi, olumlu geri bildirim alması, kabul görmesi açısından çok önemlidir. Çok hareketli, grup içinde uyum güçlükleri yaşayan çocuklar daha çok bireysel spor yada etkinliklere yönlendirilmelidir. Ancak DEHB olan ve tedavi görmeyen çocuklar her şeyden çabuk sıkıldıklarından bu faaliyetlerden de çabuk sıklabilirler. O nedenle özellikl tedavi görmeyen çocukların tedaviye başlaması bu etkinlere devam sağlama açısından da önemlidir.

    Yaz tatili için, DEBH tanısı konulan çocukların ailelerine neler önerililebilir?

    Aileler sıklıkla yaz tatilinde ilaçları kullanmamaya eğilimli olabiliyorlar. Bu yanlıştır. Hekimler tedavi sırasında gerekli görürlerse yazın ilacı bırakabilir ve DEHB tablosuna bakmak isteyebilirler. Hekim önerisi dışında aileler ilaçlarını kesmemelidirler. Yine bu çocuklar DEHB belirtileri nedeniyle günlük yaşamda ve ilişkilerinde sorun yaşayan çocuklar. Yani evde yemek yerken, oyun oynarken bir yere gidip zaman geçirirken sorun yaşıyorlar. Oysa yazın da bu çocukların aileleri ve yaşıtları ile iyi ve sorunsuz zaman geçirmesi, oyun oynası bazı faaliyetleri sürdürebilmesi gerekiyor. Yine kaza riskleri yüksek olan çocuklardır. Düşme kırıklar bu çocuklarda daha sık görülebiliyor. Bu açıdan da riskli çocuklarda da tedavinin devamı önemli görünüyor. Tedavi ile beraber hareketli enerjik olan çocuklara uygun tatil ya da etkinlik seçenekleri sunulmalı. Çocuğun onayı ve ilgisine göre yaz tatili ya da günlük programlar yapılabilir. Bundan yukarıda bahsedildi. Okul öncesi çocukların çabuk sıkıldıkları göz önüne alınmalı, oyunlar seçilirken onun dikkatini çekebilecek, yeni, farklı oyunlar seçilebilir. Grup oyunlarında da çabuk sıkılıp, kurallara uymayıp sorun çıkardıklarında yaşıtları ile oynarken büyüklerin gözetimine ihtiyaç duyabilirler.

    İlaç almamak konusunda ısrarcı ailelere neler önerilir?

    Bazen gerçekten ilaç başlanması gerektiği söylendiğinde aileler şaşırıyor ve başlamak istemeyebiliyor. Çünkü onalara göre organik nedeni olmayan çok hareketli çocuğa ilaç başlamak bekledikleri, akıllarına getirdikleri bir şey değil. Bu sorunu çözmenin en önemli yolu ailelerin kafalarından geçen tüm soruları ve endişeleri doktorları ile konuşmalarıdır. Çocuk psikiyatrisi görüşmelerinin en önemli ayağı bizim “psikoeğitim” dediğimiz hastalıkla ilgili aileleri bilgilendirdiğimiz bölümdür. Hekimler çocuğun durumu, tanısı, tedavi seçenekleri, tedavi olmasa ne gibi şeylerle karşılaacakları, tedavi olursa hastalığın gidişatının ne olcağı konusunda hastalarını bilgilendirirler. Bu bilgilendieme iyi yapıldığında ailelerin çoğunun endişeleri ortadan kalkar ve tedaviye başlama konusunda rahar bir şekilde karar verirler. Bilgileri doğru alan, anlayan aileier ilaç başlamama konusunda hala ısrarcı olurlarsa hekimle beraber bir süre ilaçsız izlenmesi ve bu ara da ailenin yaklaşımı, çocuğun gidişatı kontrol edilir. Ancak bazı ailer ilaçsız tedavi seçeneklerini internette araştırıp ya da kulaktan dolma önerilerle başka uygun olyan tedavi yollarına başvurabilirler. Bu seçenekler zaman kaybıdır. Çocuğun ve ailenin sorunun büyüdüğü zaman tekrar bize başvurmaları ile sonuçlanır. Bu arada da çocuğun pek çok kaybı olur, ek sorunlar ortaya çıkar.

    Kullanılan ilaçların bağımlılık yapıcı etkisi var mıdır?

    Tedavide Türkiye’de kullandığımız iki grup ilaç var. Bunlardan biri kırmızı reçeteli diğeri kırmızı reçeteli değil. Yani elimizde kırmızı reçeteli satılmayan ilaçlar da var. Bunlardan kırmızı reçete ile satılan metilfenidat isimli ilaçtır. Bu ilaç doktor kontrolu dışında kullanıldığında diğer bağımlılık maddeleri gibi bağımlılık yapma potansiyeli olan bir ilaçtır. Ancak DEHB olan hastalarda hekim kontrolünde kullanıldığında, hekimin önerdiği şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz. Tam tersine DEHB ve davranım bozukluğu olan çocukların tedavi görmeyen grubunun başka maddelere bağımlı olma riski vardır. Ama bu grup metilfenidatla tedavi edildiğinde ileride madde bağımlılığı olma riskini çok önemli ölçüde düşürmüştür. Aslında bu bilgiyi göz önüne alındığımızda, DEHB tedavisinin çocukları madde bağımlılığından koruduğunu söyleyebiliriz. Diğer ilaç ise atomoksetin. Her iki iaç grubunun etkinliği benzer. Her iki ilacın da tedavi etkinliği çok yüksek. Yani bu, her iki ilaçtan birini başladığımızda bu çocukların büyük bir kısmı düzeliyor demek.

    Bu ilaçların yan etkileri nelerdir?

    Yukarıda bahsedilen her iki ilaç da beyinde bulunan DEHB’ğu belirtilerine neden olan kimyasal maddelerin miktarını düzenlerler. Bu maddelerin, DEHB olan çocuklarda dikkat, hareketlilik, dürtüselllik ile ilgili davranışları düzenleyen beyin bölgelerinin normal işlev görmesi için (bu belirtilerin normal seviyede olabilmesi için) düzenlenmesi gerekiyor. DEHB’ğunda kullanılan metilfenidat ve atomoksetin tıpta kullanılan pek çok ilaca göre oldukça güvenli ve yan etkileri azdır. Metilfenidat kısa (günde iki üç doz alınır) ve uzun etkili (günde tek doz sabah alınır) formları olan bir ilaçtır. Metilfenidatın en sık yan etkileri baş ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluktur. Daha nadir olarak çarpıntı, içe çekilme, sinirlilik, tikler, hareketlilikte artma şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilir. Atomoksetinin günde tek doz alınır. Yirmidört saat etkilidir. Atomoksetinin en sık görülen yan etkileri ise, bulantı, karın ağrısı, ağız kuruluğu, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık şeklindeki yan etkilerdir. Her iki ilacın kullanımı sırasında görülen yan etkiler sıklıkla bir iki hafta içinde azalır. İnatçı olan ve şiddetli olup çocuğun günlük yaşamını bozan yan etkilerde doz azaltılır. Aileler yan etkiler ortaya çıktığında doktorlarına bilgi vermelidir. Doktorlar ortaya çıkan yan etkileri azaltmak konusunda gerekli önlemleri alacaklardır.

    Doç. Dr. Seher Akbaş

  • Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven;yani kendine güven kavramı bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, “bu işi yapabilirim, üstesinden gelebilirim” diyebilmesidir. Özgüven doğuştan gelen bir duygu değildir zamanla etkisi artacak ya da azalacak bir duygudur. Başardığımız işler kendimize olan güvenimizi arttırırken başaramadığımız işlerin sayısı arttıkça zamanla özgüven yitirilebiliriz bu yüzden özgüven değişmez bir kalıp değildir. Çocuğun özgüven gelişiminde ailenin rolü önemli yer tutmaktadır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verildiğinde, kendi yapabileceği işleri kendisinin yapması için fırsat verildiğinde özgüveni gelişebilmektedir.

    Özgüven tabi ki sadece ailenin etkisinde değildir ancak çocuğun ilk eğitim aldığı yer olduğundan önde gelen etmenlerdendir. Okul ve diğer bakım verenlerin aynı tutumu sergilemesiyle çocuğun özgüveni gelişmektedir. Hayatımızda zamanın önemli olduğunu yadsıyamayız bununla birlikte bazen bir yere yetişmemiz, bazen kaldığımız ortamdan çabuk çıkmamız gerekir. Bazen de biz bazı işleri kendimizin yapması gerektiğini düşünürüz. Örneğin  ‘Aman o bilmez o yapamaz.’ demiyor muyuz? ‘ Aman çevreyi kirletir üstüne döker karnını tam doyuramaz’ ayakkabısını ben giydireyim şimdi işe yetişmem vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz getirmeyince: ‘Artık büyüdün bir su bile getiremiyorsun’. Başka bir şey olunca: ‘Sen küçüksün sen bunu yapamazsın’. Çocuklara karşı çelişkili ifadeler kullanmamız çocuğun çevresine ve kendisine olan güven duygusunu ne kadar etkiler?

    Sorumluluk verirken dikkat edilmesi gereken noktalar: – Çocuğun yaşına, bulunduğu gelişim dönemine uygun sorumluluklar vermek gerekir.   Çocuğun yerine getiremeyeceği sorumluluklar vermek kadar, çocuğun çok kolay yapacağı ve bulunduğu gelişim düzeyine oranla çok kolay olan sorumluluklar vermek gelişimi olumsuz etkileyebilir.    

    Sorumluluk verirken olanak buldukça seçim yapmasına fırsat vermek gerekir. Emredici olmamaya ve uygun sosyal sözcükleri kullanmaya dikkat etmek gerekir. Uzun ve anlaşılmaz cümleler kurmamaya ve çocuğun gelişim düzeyine uygun yönergeler vermeye özen göstermek gerekir. Çocuğun sorumluluk almak istediği durumları iyi değerlendirip hevesini kırmadan sorumluluğu yerine getirmesine yardımcı olmak gerekir. Çocuğun üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirebilmesi için cesaretlendirmek gerekir. Sorumlu şekilde davrandığı durumlarda desteklemek ve ödüllendirmek gerekir. Çocuğun yaşıyla doğru orantılı olarak sorumlulukları arttırılmalıdır.

    ÇOCUKLARIN 2 VE 4 YAŞ ARASı ALABILECEKLERI SORUMLULUKLAR

    • Sofrada tek başına yemeğini yemek.

    • Tek başına uyumak.

    • El – yüz temizliğini yapabilmek.

    • Dişlerini fırçalamak, Yardımla giyinmek ve soyunmak.

    • Kirli kıyafetlerini sepete atmak.

    • Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak.

    • Oyun oynarken nerede olacağı, Oyuncaklarını korumak.

    • Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    • Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak.

    • TV, radyo gibi basit elektronik eşyaları açıp kapamak.

    • Alışveriş dönüşü malzemelerin yerleştirilmesine yardımcı olmak.

    • Alçak raflara hafif ve kırılmayacak malzemeleri yerleştirmek.

    • Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak.

    • Çöpü dışarı çıkarmak

    • Oyuncaklarını toplamak.

    BIR ŞEYLERI BAŞARDıĞıNı GÖRMEK ONLARI DA MUTLU EDECEKTIR…

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Eşyalarına iyi bakmak,

    • Temiz kıyafetlerini çekmeceye yada dolaba yerleştirmek,

    • Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    • Telefona gerektiği şekilde cevap vermek,

    • Saçlarını taramak,

    • Yemeğini yedikten sonra tabağını  kaldırmak,

    • Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    • Oyuncaklarını toplamak

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Tek başına giyinip soyunmak,

    • Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    • Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    • Evin toplanmasına yardım etmek,

    • Çiçekleri sulamak,

    • Sebzeleri yıkamak,

    • Kendi ayakkabılarını bağlamak,

    • Kendi ayakkabılarının temizliğini yapmak,

    • Evden çıkarken muslukları ve ışıkları kontrol etmek, açıksa kapatmak

    Gelişimdeki sırayı incelersek en son gelişen kas grubu ince motor kaslardır. Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için ince motor kasların gelişmesi gerekir. Çocuk 5 -6 yaşlarına gelince ayakkabı bağlarını kendisinin bağlaması için ona izin verin. Eğer çocuk zorluk çekiyorsa ona biraz zaman tanıyın halen yapmak istediğini yapamıyorsa destekleyici ifadeler kullanarak yardımcı olmaya çalışın gerekiyorsa ayakkabısının bağlarını birlikte bağlayın. Sizin için önemsiz görünen bir şey olarak görülse de unutmayın çocuğunuz için çok önemli olabilir. Unutmayalım ki çocuğunuz kişiliğinin temellerini 0-6 yaş arasında kazanır. Eğer bu dönemde onu bir birey olarak kabul ederseniz ilerleyen yıllarda sağlam bir karaktere sahip olacaktır. İlerleyen yaşantısında çocuğunuz kendine güveni olan özgürce karar verebilen ve sorumluluk alabilen bir birey olabilir

    Önemli olan çocuğumuza yardımcı olmak değil; onun yapabileceği işleri ona bırakmak yapamadığı işlerde ona yardımcı olmaktır. Yapabileceği işlerin altından kalkabiliyorsa çocuk böyle bir rahatlık sağlamışsa ona ebeveyn çocuk kendine güvenecektir.

    Çocuğunuzu bir birey olarak görün ve ona öyle davranın geliştiremez. Çocuğa yapabileceği işleri yaptırmalıyız: elbise giyinmesine, yemek yemesine, oyuncaklarını toplamasına izin vermeliyiz.  Yanlış yaparsa öncelikle bizlerde kabul etmeliyiz ki; bundan daha normal bir durum yok. Yanlış yaptığında kızmadan, sabırla ” bak anneciğim, ablacığım, bababacığım vs.. bunu böyle yapsak daha iyi olur” deyip soruna değil çocuğun bilincini, çözüme odaklamış oluyoruz. Teşekkür etmeliyiz, özür dilemeliyiz, saygı duymalıyız uyuduğunda sessiz olmalıyız, saymalıyız, sevmeliyiz…  Bu durumda çocuk “Ben bir bireyim” bilincinde yetişir. Değersizim adlı kötü düşünce tohumları bilinçaltı tarlasına ekilmemiş olur.Çocuklar kendilerine biraz güvenildiği duygusunu taşırlarsa ancak yaptıklarının daha iyisini yapabilirler.

  • Çocuklarda sorumluluk duygusu

    Her anne – baba, sorumluluklarını bilen çocuklarının olmasını ister. Ama bu duygunun kazanılması ve gelişimi; anne – babanın, erken çocukluk döneminden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermeleriyle gerçekleşebilir. İki buçuk yaşından başlayarak döke saça da olsa çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplaması için onu yönlendirmek, sorumluluk konusunda çocuğu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam sağlar. Bunun gibi yaşına uygun ve net yönlendirmeler sonucunda çocuk; kendisinden beklenenleri anlayarak hareket eder ve kendine olan güveni artar.

    Tam tersine uygulanan aşırı koruyucu yaklaşımlar; çocuğun kendi kendine yeten, bağımsız bir birey olmasını engeller. Çocuk veya genci aşırı derecede korumak, onu adeta kanatları altında büyütmek, yarar yerine zarar verir. Benlik saygısının tohumları, sorumluluk verilirse gelişir.

    Diğer bir hatalı tutum ise; çocuktan beklenenleri, yaşına uygun olmayan, anlaşılmaz cümlelerle ifade edip, çocuğun yapmasını beklemek; yapmadığında da haksız bir öfkeye kapılmaktır. “Çabuk git ve odanı topla” ifadesi, ilkokul çağındaki çocuklar için belirsiz ve tanımlanmamış bir ifadedir. Bunun yerine “Önce yatağındaki giysileri katlayıp dolaba koy” demek ve bitirdiği zaman da bir diğer adımın ne olduğunu net olarak söylemek daha açıklayıcı ve doğru bir davranış olacaktır. Böylelikle çocuğun da ruh sağlığını bozmadan, gereksiz öfkeler yaşamadan sorumluluk duygusunu kazandırmak adına atılacak adımlardan biri atılmış olur.

    Çocuğun sorumluluk duygusunun gelişimi için, yaşına uygun bir takım basit kararları alma hakkına sahip olması gereklidir. Bu ortamın oluşturulması için de çocuğa uygulama olanağı vermek gerekir. Giysisini kendi seçen, dilediği resimleri yapan, yemeğini baskısız şekilde yiyen, kişiliğine saygı gösterildiğini gören ve kendini özgürce ifade edebilen çocuk “ben değerliyim” diye düşünür. Çocuğun önemli ve değerli hissetmesi, onu yeni atılımlara ve başarılara götürür.

    Erken çocukluk döneminden başlayarak, çocuğun problemler başa çıkma becerisinin gelişimi için gerekli tutumlar sergilenirse, sorumluluk duygusunun gelişimi de desteklenmiş olur. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak, çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılabilmelidir. Örneğin, kardeşi – arkadaşı ile yaşadığı bir çatışma, ödevini – defterini unutma yada kaybetme gibi. Bu yaklaşım çocukların sorunlarla mücadele ederek uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yeteneklerini keşfedemez ve asla yaşına uygun sorumluluk becerisini kazanamazlar.

  • Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğuyla birlikte uyumak çoğu anne baba için büyük bir keyiftir, anne babalardan bazen şu cümleleri de duyarız “ onunla birlikte yattığımda onun kokusunu alıyorum, sıcaklığını hissediyorum bu beni çok iyi hissettiriyor “ çocuklar da çoğunlukla bu paylaşımlardan hoşlanırlar, anne babadan ayrılmak istemezler. Annelerin en çok ürettikleri bahanelerden biride “kışın üşümesinler, üstleri açılmasın” diye, diğer zamanlarda ise “gece yalnız yatınca korkuyor, bizimle yatmak istiyor, tek yattığında çok ağlıyor, ”  diye çocuklarını yanlarında yatırmakta, bu durum sonraki zamanlarda da devam etmektedir.  Belli bir yaştan sonra bunu sınırlamak ve anne ile çocuğun ayrışmasını sağlamak, çocuğun bireyselleşmesi ve ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir. 

                         Nedenleri neler olabilir?

    Özellikle bebeklik döneminde anne-babalar ya yorgunluktan, ya özlemden, ya da artık pes ettiklerinden dolayı bebek uyumadığında yataklarına alırlar. Daha büyük çocukların anne-babalarının yanında yatma isteği tuvalet ihtiyacından, korktuklarından, güvende hissetme ihtiyaçlarından veya anne-babalarıyla yeterince beraber olamadıklarından kaynaklanıyor olabilir. Yalnız kalmak istememe, çeşitli yaşam olayları (deprem, kazalar, hastalık, boşanma vb.), korkular, anne babaların tutumları, uygun olmayan fiziksel koşullar (fazla ışık, gürültü) bu duruma yol açan diğer faktörlerdir. Anne baba ile yatma konusundaki ısrarın en önemli nedenlerinden biri “korku”dur. Çocuk korktuğunu söyleyerek yatağında yatmak istemeyebilir  ya da gece anne babasının yatağına gidebilir. Çocuklar bu dönemde bilmedikleri  birçok şeyden korkabilirler.  Bunların yansıması olarak korkulu rüyalar görebilirler. İzlediği bir filmden, haberlerden ya da duyduğu bir olaydan etkilenmiş  olabilir. Çocuk anne babası ile yattığında güvende olacağını düşünür ve bu konuda ısrarcı davranır. 

    Anne baba anlaşmazlığının yoğun olarak yaşandığı evlerde de çocuklar anne babalarının evi, dolayısıyla kendilerini terk edecekleri kaygısı ile onlarla birlikte yatmak isterler. Bazen yeni bir çocuğun aileye katılması, büyük çocuğun kıskanmasına yol açar ve çocuk kıskançlığını bastırmak için ana babayla yatmak ister. Çocukların yaşamlarında karşılaştıkları bir kardeşin doğması, taşınma, ebeveynin boşanması, ölümler, kreşe veya okula başlama gibi ciddi yaşam olayları çocuklarda kaygı yaratabilir. Çocuğun tek başına bu kaygıyla başa çıkabilmesi zordur, bu nedenle ebeveynlerine sığınır, bu gibi durumlar da çocuğun anne babasıyla yatmasına yol açar.    

            Çocuğun anne babayla birlikte yatmasının ne tür sakıncaları vardır?

                Anne ve baba ile beraber yatma, öncelikle  çocuğun özgüveninin ve bağımsızlığının gelişmesini engelliyor. Çocuğun kendi yatağında ve kendi odasında uyuması  bireysel gelişimleri için önemli bir adımdır ve buna izin verilmelidir. Çocuğun kendi odasında yatması kendisine dair bir özel alan hissini oluşturacak ve aileler bu şekilde senin kendine dair bir özel alanın var bizim yatak odamızda bizim özel alanımız diyerek çocuğa sahiplenme duygusu verebilirler,  ayrıca sınırlar konusunda önemli bir adım atılmış olur. Çocuk anne ile babanın kendinse dair bir özel alanı olduğunu böylelikle kabul etmeye başlar.  Çocuğun odasının ayrılmaması, hem çocuk hem de anne babanın yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak,  ebeveynler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu durum eşlerin cinsel yaşamlarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Cinsel kimliği gelişmeye başlayan çocuklarında artık anne babalarıyla yatmaları sakıncalıdır. Erkek çocuğun anneyi sahiplenmesi ve aslında o benim eşim demeye çalışması, kız çocuğunun da babayı sahiplenip ben onunla yatmak istiyorum demesi görülmektedir. Bu süreçte beraber çocuğun anne ve baba ile beraber yatması sürdürüldüğünde anne ve babayı sahiplenme ondan uzaklaşamama da beraberinde görülecektir.

    Ebeveynlerin bu konuda sıklıkla  yaptığı hatalar

    Birçok anne baba çocuğun kendileriyle yatmasından hoşnut olabilirler, hatta bunun bir sorun olmadığını düşünenler bile vardır. Özellikle bu durumu boşanmış veya çalışan anne babalarda görünür. Her iki durumda da ebeveyn çocuklarına yeterince  zaman  ve ilgi göstermediklerini veya  birlikte kaliteli vakit geçiremediklerini  düşünerek bir çeşit suçluluk duygusuyla çocuklarını yanlarında yatırmakta ve bu şekilde farkında olmadan çocuğun bireyselleşmesini engellemektedirler. Boşanma durumunda özellikle anneler çocuğun kendini kötü hissetmemesi için kendileriyle yatmasına izin verirler, bu özünde anne için de rahatlatıcı olduğu için sorun olarak görmezler, bana ihtiyacı var diye düşünebilirler. Yine anne açısından da eşinin boşluğunu çocukla doldurmaya çalıştığı söylenebilir. Böyle durumlarda anne babanın bunu görebilmesi ve bu konuda önlem alması gerekmektedir, ancak içinde bulunulan duygusal durum gerçek bir değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak yararlı olacaktır.

    Çocuğun hastalandığı durumlarda da anneler çocuklarını yataklarına aldığı görülmektedir.  Normalde çocuk kendi yatağında yatarken hastalandığı bir durumda bu düzen bozulmakta ve çocuk bu durumu devam ettirmek istemektedir. Özellikle küçüklüğünden itibaren sık solunum  yolu enfeksiyonu geçiren, alerjisi olan veya başka bir sağlık sorunu olan  çocukların anneleri, çocuklarına bir şey olacak, hastalık tekrar edecek korkusuyla çocuklarını yanlarından ayırmamaktadır.  Bu durum çocuğun anneye bağımlı olmasına yol açmaktadır. Bireyselleşmesini engeller. Kendi odasında yatmaya başlamış bir çocuğu hastalandığı zaman ya da herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar ebeveyn odasına geri almak ebeveynlerin sıklıkla yaptığı bir davranıştır. Bunun yerine  bir süreliğine yatağının yanında oturularak ve çocuk başı okşanıp rahatlatıldıktan sonra uyumasını sağlamak daha uygun olacaktır.

    Kaygılı, evhamlı ve aşırı koruyucu anne babaların çocuklarında, yalnız yatamama sorunu daha fazla görülmektedir.  Ayrıca bu çocuklar kreşe ve okula başlarken  zorluk  yaşamakta, ciddi ayrılma kaygısı yaşamaktadır.

    Eğer anne baba izin verirse ve çocuğuna gerekli alanı sağlarsa, her çocuk bir gün kendi yatağında, kendi odasında, kendi özelinde olmak isteyecektir. Çünkü çocuklar annelerine yapışık kalmak istedikleri kadar çok da bir aynan büyük, özgürleşmek ve bireyselleşmek için mücadele verirler. Buna fırsat tanımayan aşırı koruyu, baskıcı ebeveynler genelde ya çok pasif ve içine kapanık ya da çok asi çocuklarla karşı karşıya kalmak durumunda kalabilirler. Yapılması gereken şey, çocuğun yaşına uygun özgürlüklerini tanıyıp, ona alan vermek, ancak gerektiği yerlerde de sınır koyabilmek, kararlı ve istikrarlı olabilmektir.

  • Çocuklarda İstismar

    Çocuklarda İstismar

    Anne, baba veya çocuğun bakımı, sağlığı ve korunmasından sorumlu kişilerin giriştiği veya girişmeyi ihmal ettiği eylemler sonucunda çocuğun her türlü fiziksel, ruhsal, cinsel veya sosyal açıdan zarar görmesi, sağlık ve güvenliğinin tehlikeye girmesi olarak tanımlanabilir. İstismar edilmiş çcoukların, başlarına ne geldiğini anlamaları gerekmekte yaşlarına uygun şekilde açıklanmalıdır. Çocuklara, uğradıkları istismarın asla kendi hatalarından kaynaklanmadığı ve bu konuyla ilgili konuşma hakkına sahip oldukları anlatılmalıdır. Ayrıca kendileri gibi istismara uğrayan ve ihmal edilen birçok başka çocuk olduğunu da öğrenmeleri gerekmektedir. İstismar her yerde yaşanabilir. Bu durumun sosyo ekenomik düzeyle ya da nerede yaşadıklarıyla ilgisi yoktur.

    Çocuklar, onları bunaltan zor duyguları anlamak ve ifade etmek için yardıma ihtiyaç duyarlar. Yaşadıkları birçok kayıp için yas tutmaları gerekmektedir. Çocuklar daha sonra hissettikleri zor duygularla nasıl yüzleşebileceklerini ve bunlarla sağlıklı bir şekilde nasıl başa çıkabileceklerini öğrenebilirler.

    Çocuklar yetişkinler tarafından istismara uğradığında ya da gerekli şekilde korunmadığında, onlara güvenmeleri oldukça zordur. İnsanlara mesafe koymak isteyebilirler, ama aynı zamanda yakınlığa ve güven duygusuna da ihtiyaç duyacaklardır.

    İstismara uğrayan çocuklar kendisini istismar edeni bir başka birisine söylediği andan itibaren kendi içinde bir hafifleme ve rahatlama yaşamaya başlayacaktır. Önemli olan ona güvenebilmek ve onu iyi bir şekilde dinleyebilmektir. Kendisi bir yakınına böyle bir olayı söylediği andan itibaren aslında bir yardım çağrısı yapmaktadır. Kendisini suçlamaya hazır konumda olduğu için ondan gelen yardım çağrısını anlayıp bu durumu gerekli birimlere söylemek gerekmektedir böylelikle kendisine güvenildiği ve korunabileceği duygusunu onda hissettirmiş olabiliriz. Bu durumda ondan yaraları kapatmanın öncelikli bir yoludur.

    İstismara uğrayan çocuklar hayatta kalmanın bir yolun olarak güçlü olanın, yani istismar eden kişinin tarafını tutabilirler. Şiddetin yaşandığı evlerde yaşayan çocuklar öfkelerini yönetmek konusunda zorlanabilmektedir. Kendisini ayakta tutabilme yolu olarak güçlüyü rol model alabilme riski vardır. Güven problemi yaşayan çocuklarda bu durum maalesef sık görülebilmektedir. Gelecek nesillerin de istismarcı olmalarını önlemek için onlara eğitim destek ve daha iyi yetişkin modeller sağlanmalıdır.

    İstismara uğrayan çocuklar kendilerini genellikle umutsuz, değersiz ve güçsüz hissederler ve kendi yararlarına yönelik hareket edemezler. Bu konuda uzmanlaşmış profosyonellerden psikolojik yardım almaları gerekmektedir.