Etiket: Çocuk

  • Sosyal Beceri

    Sosyal Beceri

    Kişilerin ilişkilerinde, başkalarının davranışlarını anlamlandırabilmesi, yaşananlara uygun tepkiler verebilmesi yetisi “Sosyal beceri” olarak adlandırılmaktadır. Sosyal beceri kavramı içerisinde iletişim ve etkileşimin önemi yadsınamaz.

    Sosyal gelişim dönemlere ayrılmaktadır. Yaşa ve döneme göre çocuğun duygusal ve akademik ihtiyaçları değişebilmektedir.Okul öncesi evrede çocukların kendi cinslerinden arkadaşları, karşı cinsten olanlara tercih etmesi vb. Arkadaş ilişkileri çocukların gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Gelişim sürecinde akranlarıyla yaşadığı yoğun ilişkiler çocuğa, yeterli sosyal uyumu gösterebilmesi ve gerekli sosyal becerileri kazanması için birçok ortam sağlamaktadır. Burada akran ilişkilerinin gelişimini ve işlevlerini göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir.

    AKRAN İLİŞKİLERİ

    Akran ilişkileri yaşamın ilk yıllarından bu yana süregelen bir olgudur.Bebekler ilk altı ay çevre algısına sahip değilken ,6 Ay ve sonrasında bakarak,dokunarak karşıdaki bireyle ilişkiyi başlatır.Çocuk etkileşimleri 2-4 yaş arasında artış göstermektedir.Bu dönemde çocuk yakın müdahalesi olmadan akranlarıyla vakit geçirebilmeye başlar.Çocuklar sosyal alanlarını geliştirdikçe akranlarıyla daha çok etkileşime geçmeye başlamaktadırlar.

    SOSYAL BECERİ NASIL GELİŞTİRİLİR?

    Çocuklarının duygularını tam anlamıyla okuyamayan ebeveynler, çocuklarının problem çözme becerilerinin gelişimine engel olmaktadırlar.Kendi kendine oyun oynama ve kurma yetisinin kazanılmasıyla birlikte artık çocuk kendi sosyal insiyatiflerini almaya hazır hale gelmeye başlamaktadır.Destekleyici düşündürücü tüm aktiviteler çocuğun sosyal gelişimine destek olan unsurlardır. Okul yıllarındaki eğitimde ise öğrenci ve öğretmen arasındaki iletişim ve etkileşimin az oluşu, öğretimin etkinliğine de yansımaktadır. Eğitim sürecinde; öğrenmenin gerçek amaçları arasında ‘düşünmeyi öğrenmek’ olduğunun çocuklara aktarılması gerekmektedir. Çocuklar ‘öğretimi’ ‘başkalarının vereceği bir vazife’ olarak görmeye başladıkları an itibariyle, sadece öğrenme konusunda değil, bireysel sorumlulukları almakta da isteksiz ve sorumluluk alma konusunda geri planda kalabilmektedirler. Ve bu döngü çocuğun ödev performansı ve akademik başarısında ciddi bir isteksizlik yaratmaktadır. Düşünme sistemi; öğrenme, öğrenme süreçleri ve davranışlar ile şekil almaktadır.

    ÇOCUĞUN SOSYAL BECERİLERİNİN GELİŞİMİNDE EBEVEYNLERE ÖNERİLER;

    Sosyal gelişim, çocuğun yaşamında en az diğer gelişim basamakları kadar öneme sahiptir. Bireyin yaşamında giderek önem kazanacak  olan “uyum sağlama” becerisi çocukluk çağında ve sosyal gelişim süreci içerisinde kazanılan bir beceridir. Çocuğun sosyal davranışları  etkileşim içinde olduğu ailesi ve arkadaşlarının gösterdiği geri bildirimlerle anlaşılıp şekillendirilmelidir.

    Çocukların akranları ile kurdukları ilişki içerisinde rekabet etmeyi, kaygı yaratan ve olumsuz olan  hertürlü durumla karşılaşmaları baş etme becerilerini arttırmaktadır. Sosyal becerilerinin gelişebilmesi için bu tür ilişkiler olumsuzluktan ziyade bir  ihtiyaçtır. Kendi yaşıtı olmayan kendisinden daha büyük ya da küçük kişileri tercih eden çocukların sosyal ilişki kurma ve sürdürme ile ilgili sıkıntıları olduğunu düşünüp çözüm yoluna gidilmesi gerekmektedir. Yaşından daha büyük kişilerle ilişki kurmak, ilişkiyi kolaylaştırır.Kendi yaşından küçüklerle ilişki kuran çocuklar ise genelde oyun ve kurallara hükmetme ihtiyacından dolayı bu seçimi yapmaktadırlar.

    Sosyal gelişimin temelinde çocuğun ilk bebeklik döneminde annesinin yardımı ile dış dünyayı tanıması, ihtiyaçlarının anlaşıldığını ve karşılandığını fark etmesi güvenli bir bağlanmanın sağlanmış olduğu bir ilişki çocuğun bilişsel gelişimi  kadar duygusal ve sosyal gelişimini de etkiler. Çocukla duygusal ilişki ve temas kurabilmek sosyal ilişkinin en temel yapıtaşıdır. Sosyal ilişki kurabilme becerileri aile içinde bireylerin temsillerinden örnek alınarak oluşturulur. İlk çocukluk döneminin en güçlü öğrenme stili olan “taklit “sosyalleşme üzerinde önemli bir unsurdur.

    SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ NEDİR?

    Sosyal beceri yetersizliği, bireyin çeşitli sosyal becerilere sahip olmaması ve ya sahip oldukları halde becerileri uygun ortam ya da durumlarda kullanamaması şeklidir. Sosyal beceri eksikliği, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, sosyal kaygı, karşıt gelme bozukluğu, öfke kontrol problemi, yaygın gelişimsel bozukluk, uyum ve davranış sorunları ve gelişimsel gerilik yaşayan çocuklarda daha belirgin şekilde görülmektedir. Ancak  çocuk bu sorunları olmasa bile sosyal beceri eksikliği yaşayabilmektedir. Sosyal beceri eksikliği olan çocuklar kendilerini mutsuz hissedebilir, girdikleri sosyal ortamlarda kaygılı, heyecanlı ve ya öfkeli davranabilmektedirler.

    ÇOCUKTA SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR?

    • Kendine güven duymama

    • Bir konuşmayı başlatmada ve sürdürmekte sorun yaşama

    • Arkadaş ilişkilerinde problem

    • Sosyal ortamlara girmekte sıkıntı ve stres

    • Söylenenleri dinlememe

    • Evde ve ya okulda kurallara uymama

    • İsteklerini, düşüncelerini ifade etmeme

    • Topluluk önünde konuşmakta kendini ifade etmekte zorluk

    • Hakkını koruyup savunamama.

    • Kızgınlığını kontrol edememe.

    • Sorunlarını çözme konusunda sıkıntı yaşama.

    • Göz kontağını az kurma

    • Duyguları anlayıp ifade edememe,

    • Empati kuramama

    • Alay edilme ile başa çıkamama

    • Zamanı planlama, organize olma konusunda sıkıntı yaşama

    • Akran gruplarına girememe.

    • Kıskançlık duygusuyla baş edememe.

    • Ödevlerini yapamama.

    • Başkalarının haklarına saygılı olmama.

    • Yardımlaşma ve paylaşımda bulunmama

    • Çevresindekilere karşı saldırgan davranma vb.

    SOSYAL BECERİ EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK YÖNTEMLER:

    Sosyal becerilerde sözel olduğu kadar sözsüz iletişimde oldukça önemlidir.Ses tonu,konuşma,tepkiler,kendini ifade etme,akıcı ve etkin iletişim ,selamlaşma,tepki verme vb kişisel ve sosyal problem çözme becerileri arasındadır.Davranışçı tekniklerle bu alanda yaşanan beceri eksikliğinin telafisi ve düzenlenmesi mümkün olabilmektedir.

    Temel sosyal beceri desteği: Sosyal ilişkiler, beden duruşu,yüz ifadesi vb davranış dizilimlerinin düzenlenmesini amaçlar.

    Modelden öğrenme: Bireyin başkalarını gözlem ve taklit yoluyla ve jest mimiklerle çocuklar yetişkinlerden gözlem ve öğrenme süreçlerini tamamlamaktadırlar.

  • Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Alışkanlıklar, zamana, yönlendirmeye, özellikle de tekrara bağlı olan kazanılmış davranışlardır. Hiçbir alışkanlık tek seferlik denemeyle kazanılmaz. Çocuklarımıza   iyi ve doğru alışkanlıklar kazandırabilmemiz çok önemlidir; çünkü bir alışkanlık kazandırıldıktan sonra düzeltilmesi çok güç ya da olanaksızdır.

    Alışkanlıkların kazanılmasına temel oluşturan  davranışlar çocuğun doğumu ile başlar, okul öncesi  ve ilkokul dönemlerinde belirgin bir biçim alır. Alışkanlıkların kazanılmasındaki ilk temel etkiler, annenin çocuğunun beslenme, temizlik  ve sevgi gereksinimlerini karşılarken gösterdiği kararlılık, düzen ve duyarlılıktır.

    Pek çok anne çocuklarının belirli bir saatte yatmak istememelerinden şikayetçidir.  “Bizim oturduğumuz kadar oturuyor sonra da sabahleyin kaldırmakta güçlük çekiyoruz.” Ya da  “Sabahları herkesten önce kalkıp, bizleri rahatsız ediyor.” Böyle durumları nasıl önleyebileceklerini soran annelere en uygun öneri: Çocuğu  her akşam belirli bir saatte yatırmak için hazırlamalı, bir süre yanında kalarak ona masal anlatmalı veya hikaye okumalı ve daha sonra çocuğu uyumaya bırakmalıdır.  Bu yapılacaklarla çocuğunuza iyi uyku alışkanlığı kazandırma konusunda önemli bir adım atmış olacaksınız.

    Ayrıca, uyku saatlerine yakın zamanlarda aşırı hareketli oyunlar oynamaktan, heyecanlanabileceği  olaylardan uzak tutulmalıdır.( Örneğin, babanın getirdiği yeni oyuncağı, tam uyumaya giderken çocuğuna göstermesi vb.)

    Tüm alışkanlıkların kazanılmasında esas olan ve bireyin yaşamındaki disiplin kaynağını oluşturulan  tutarlılık, iyi uyku alışkanlığının kazanılmasında da en önemli rolü oynar.

    Her gece  çocuğun ısrarlarına dayanamayarak  “Hadi bu seferlik…” diyerek onun uykuya gitmesini geciktiren  bir tutum izleyen anne-babanın düzenli uyku alışkanlığını çocuğa kazandırabilmesi  oldukça zordur. Çünkü çocuk bir kere bozulan kuralı, istediği zaman bozabileceğini  öğrenmiş olmaktadır. Bu sebepten dolayı, anne-babanın kararlı tutumunun iyi uyku alışkanlığı kazandırılmasında  rolü çok büyüktür.

    Uyku zamanı ,genelde tüm çocuklar,özellikle de sinirli,aşırı hassas ve duygusal çocuklar için oldukça güç bir zamandır.  Sorunları ile tek başına kalmayı istemediği için uyumaya gitmekte direnç gösterebilir.

    Çocuk uyursa annesinin kendisini terk edeceğini veya okulda unutulacağını düşünerek uyumamak için direnç gösterir.

    Çocukla ilişkileri bozacak ceza ve tartışmalara gitmek yerine ona güven verici bir biçimde yaklaşılması, olumlu davranış örneklerinin yerleştirilmesinde yararlı olabilecek noktalardır.

    UYKU ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

    Uyku düzeni oluşturulur:

    Düzgün ve düzenli bir uyku alışkanlığı oluşturabilmek için ‘anahtar’ çocuğu her gün aynı saatte yatağa göndermek ve bir gece uykusu rutini geliştirmektir. Çocuğun erken yatmasını teşvik etmek anne ve babaların görevidir. Çocuk erken yatmamak için türlü bahaneler uydurur ve çatışmalar yaşanır. Bu nedenle uyku saatlerini yavaş yavaş istenen saate çekmek konusunda bir program hazırlanabilir. Böylece çocuk ile erken yatma konusundaki çatışmalar çözümlenmiş olur.

    Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir konu da çocuğun yatıp uyumasını isteyip annenin ve babanın çocuğun sevdiği (televizyon izleme gibi) faaliyetlere o yatınca da devam etmeleridir. Çocuğu erken yatmaya alıştırmak için ilk zamanlarda anne babanın da erken saatlerde yatması önerilebilir.

    Uyku ortamı ayarlanır: Uyku alışkanlığı iki adımda gerçekleşir. Bunlardan ilki, çocuğun uyanıklıktan uykuya geçişini kolaylaştırmak, ikincisi ise “ uyuma zamanı”nın geldiğinin işaretini vermektir. Bunun için çocuğun yatağa girmeye hazırlanma ve uyumaya ilişkin yarım saatlik rutini öğrenmesi ve buna alışması gerekir.Çocuk için ideal uyku ortamı hafif loş ışık (hemen hemen karanlık), sessiz ve rahat edebileceği ısıda bir odadır ve gece uykusuna hazırlık yaparken annenin her hareketinin huzurlu ve sakin olmasına önem vermesi gerekir.

    Uyumadan banyo yaptırılabilir: Ilık bir banyo yaptırılarak çocuk rahatlatılabilir. Uyuma saatindeki istekleri azaltılmalıdır:

     Gece uyandığında: Çocuk gece anne-babayı çağırdığında onunla ilgilenilmesinin sakıncası yoktur. Çocuğun yanına giden ebeveynin öncelikle çocuğun gerçekten huzursuz olup olmadığını anlamaya çalışması ve bir huzursuzluğu olmadığından emin olunca sakin ve yumuşak ses tonuyla onunla konuşarak rahatlamasını sağlayıp yeniden kendi kendine uykuya dalmasını sağlaması gerekmektedir. Eğer çocuk gece uyandığı zamanlarda anne-babadan yakın ilgi görmeye alıştıysa, onu yavaş yavaş bu durumdan vazgeçirmeye çalışılmalıdır.

    Gece uykusu rutini kazandırılmalıdır: Uyku zamanı çocuk için sıcak, huzurlu ve konforlu bir süreç olmalıdır. Banyo yaptırmak, masal okumak, şarkı mırıldanmak gibi aktiviteler, çocuğun sakinleşip uyumasına yardımcı olacaktır. Bütün bu aktiviteleri hep aynı sırayla ve oldukça sakin ve huzurlu hareketlerle uygulayıp çocuğa gece uykusunun huzur ve mutluluk verici olduğunu hissettirmek gerekir. Çocuklar düzeni sever, aktivitelerin hep aynı sırayla yapılması ve arkadan ne geleceğini bilmeleri onları heyecanlandırır ve mutlu eder

    Beslenme, çocuğun ilk temel gereksinimlerinden biridir. Çocuğun kişiliği okul öncesinde şekillenir. Yetişkinlik çağının davranışlarını etkileyecek alışkanlıkların edinilmesi de yine bu yıllarda olur. Bu çağda edinilen düzensiz yemek yeme alışkanlığı, çocuğun hayatının diğer dönemlerinde fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini etkilemektedir.  

    Çocuk, hayatının ilk günlerinde kendi beslenme ihtiyaçlarını çevresindekilere iletir. Annenin, çocuk ağladığında ona cevap vermekte gecikmesi, tam bir işe başladığı sırada işinden alıkonulduğu için kızması ve bunu belli eden bir ses tonu kullanması ya da davranış sergilemesi, düzenli bir programla değil, canının istediği zaman ya da çocuk her ağladığında onu beslemesi, daha sonraki dönemlerde olumlu yeme alışkanlığının oluşmasında sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Üç – dört yaşındaki çocuk  anne ile çatışma artınca, yemek yemek istemeyebilir, ağzında tutabilir ve zorlayınca kusabilir.

    Çocukları beslenme saatlerinde sinirli ve tepkili yapan durumlar şunlardır:

    a)Zorlama ve Korkutma: Yeterli miktarda ve zamanında yemediği, etrafı kirlettiği ve çok sık yediği için ya da değişik nedenlerle çocuğa baskı yapmak, korkutmak ve cezalandırmak çocuk üzerinde kötü izler bırakır.  

    b)Çocuğun her istediğini yapmak: Çocuğa aşırı ilgi göstermek, isteklerine boyun eğmek, ne istiyorsa yapmak çocukta olumsuz etkiler yaratır.

    c)Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuğu yemeğini yemesi için acele ettirmemeli  ya da gereksiz yere oyalanmasına engel olunmalıdır.

    d)Kıyaslama ve kıskandırma: Başka çocuklarla kıyaslanması, örneğin, az yediği için zayıf olduğu, arkadaşlarının ondan iyi yediğini söylemek, kıskandırmak yanlıştır.

    e)Ödüllendirme: Yemek yemek pazarlık konusu olmamalıdır. Yemeğini yediğinde ona bir şeyler almak üzere söz vermek, istediği her şeyi yapmak önce olumlu sonuç verse de sonuçta çocuk istediği gibi davranacak, her yemeğin sonunda ödül bekleyecektir.  

  • Çocuklarda mental retardasyon ( zekâ geriliği)

    Çocuklarda Mental Retardasyon, yani halk arasında bilinen adıyla zekâ geriliği, çocuğun bulunduğu yaşa uygun bilişsel düzeyde olmaması anlamına gelmektedir. Yani; çocuğun, yaşının getirdiği normal bilişsel işlevleri yerine getirememesi durumunu ifade etmektedir. Bireylerin sahip oldukları zekâ düzeyini belirmek için uzmanlar tarafından uygulanan testler bulunmaktadır. Zekâ geriliği, klinik muayene ve çeşitli zekâ testleri kullanılarak teşhisi konulan bir durumdur. Farklı zekâ türleri bulunmakla birlikte IQ, (sayısal zekâ) çocuğun gelişimsel düzeyine göre yapılan testler aracılığıyla bulunabilir. IQ’nun yani sayısal zekânın 70 puanının altında çıkması zekâ geriliğinin olduğunu göstermektedir.

    Yapılan araştırmalara göre zeka geriliğinin toplumda görülme sıklığı %1 ile %3 aralığındadır. Mental Retardasyon tanııs genellikle çocukluk döneminde konulmakla birlikte sosyal işlevselliği ve sosyal uyum kapasitesi yüksek olan çocuklarda daha ileri ki dönemlerde, ergenlik döneminde teşhis konulabilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin (Mental Retardasyon) Nedenleri Nelerdir?

    Zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biri; annenin hamileliğinde, doğum esnasında ve doğum sonrasında yaşadığı çeşitli hastalık, travmatikve enfeksiyonel durumlardan kaynaklanmaktadır.

    Kalıtsal hastalıklar da çocuklarda zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biridir.

    Annenin gebelik döneminde alkol, uyuşturucu ve ilaç gibi maddeler kullanmış olması.

    Doğum esnasında; bebeğin oksijensiz kalması, kordon dolanması gibi olumsuz durumların yaşanması.

    Mental Retardasyonun, sosyal, psikolojik, biyolojik ve genetik kaynaklı nedenlerin birleşiminden kaynaklı bir bozukluk olduğu uzamanlar tarafından dile getirilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin Çeşitleri Nelerdir?

    Uzmanlar tarafından yapılan zekâ testleri kullanılarak, bu testlerden alınan puanlar sonucunda Zekâ Geriliğinin 4 alt çeşiditanımlanmıştır.

    Hafif Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 50-55 ile 70 arası
    Orta Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 35-40 ile 50-55 arası
    Ağır Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 ile 35-40 arası
    İleri Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 in altında

    Mental Retardasyon Tanısı Nasıl Konulur?

    Zekâ Geriliği tanısı, psikiyatrist ve psikoloğun ortak çalışması sonucu konulmaktadır. Çocuk, çocuk psikiyatristi tarafından yapılacak olan klinik ve psikiyatrik muayene sonucunda zekâ geriliğinin belirti ve bulgularını taşıyor ise ve aynı zamanda uzman psikolog tarafından yapaılacak olan çeşitli zekâ testleri sonucunda düşük IQ puanı durumu ortaya çıktığında tanı konulmuş olur. Türkiyede sıklıkla uygulanan zekâ testleri; Standford-Binet Zekâ Ölçeği, Weschler Çocuklar İçin Zeaka Ölçeği ( WISC-R) dir. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır.

    Mental Retardasyonun Tedavisi Nedir?

    Zekâ Geriliğinin ortaya çıkma nedeni başka bir hastalığın varlığı ise, öncelikle hastalığa ilişkin tedavilerin yapılması gerekmektedir.

    Zekâ Geriğinde temel tedavi “Eğitim” Eğitim teknik ve yöntemleri kullanılarak çocuğun sosyal işleveselliğini sağlayarak, çocuğu yeniden topluma kazandırmak gerekmektedir.

    Çocuğa letişim becerileri kazandıracak eğitimler uygulayarak çocuğun yaşam kalitesi arttırılabilir.

    Çocuğuna “Zekâ Geriliği” tanısı konan ebeveynler, “Aile Terapisi” alarak bu durumla baş etme yolunda uzman desteği alabilirler.

  • Çocuklarda saldırganlığın nedenleri ve belirtileri nelerdir?

    Saldırganlık; Freud’a göre “insanın kendine yönelik olan yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesi” dir. Saldırganlık; Kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan hem kendisine hem de çevresindeki bireylere, nesnelere zarar verme davranışı olarak ifade edilebilir.

    Çocukların Okulda Gösterdikleri Saldırganlık Türleri

    1-Düşük düzeyde Saldırganlık: Kötü sözler, itmek, dürtmek, kabalık, olumsuz sözler içeren duvar yazıları yazmak.

    2-Taşınmaz mala karşı saldırganlık (Vandalizm): Halkın kullandığı malı tahrip etme ve kundaklama: okulda kullanılan mallara zarar verme, yangın çıkarma olarak ifade edilebilir.

    3-Tehditler: (Sözlü Saldırganlık) Öğrencinin diğer bir öğrenciyi acık bir şekilde tehdit etmesi durumunu içerir. Öğretmenlerden elde edilen bilgilere göre okullarda çok fazla yaşanan durumlardan bir tanesidir.

    4-Fiziksel Saldırganlık: Okulda yaşanan saldırganlık durumlarından bir tanesidir. Öğretmene karşı olan saldırganlık, alay etme, zorbalık, cinsel saldırı ve tecavüz, tartışma kavga etme, silah taşıma ve kullanma tehdidi, çocuk kaçırma, rehin alma, bombalama, bıçaklama fiziksel saldırganlık biçimleridir.

    Saldırgan davranışlarını hiçbir zaman denetim altına alamayan çocukların uzaman desteği alması gerekmektedir. Önemli olan çocuklara hiçbir zaman saldırmamayı öğretmemek değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada çocuklara düşmanca saldırganlığın, toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir.

    Saldırganlığa Neden Olan Faktörler

    Ailesel Faktörler

    Çevresel Faktörler

    Akran İlişkileri

    Çocuklarda Saldırganlığa Dair Tehlike İşaretleri

    1-Okul Öncesi Dönemi

    Gün içerisinde çok sık ortaya çıkan ve sakinleştirilemeyen öfke nöbetleri geçirirler. Çocuğun aşırı aktif, kontrolsüz ya da korkusuz olması, yetişkinleri ve kuralları hiçe sayması, televizyonda sıklıkla şiddet içeren programlar izlemesi, sürekli şiddet temalı oyunlar oynaması.

    2-Okul Dönemi

    Dikkat ve konsantrasyon sorunları, sınıf aktivitelerinde “oyunbozan” davranışlarda bulunma, okulda diğer çocuklarla sık sık kavga etmesi, çok az arkadaşının olması, ev ya da sokak hayvanlarına yönelik fiziksel şiddet eğiliminde olması.

    3-Ergenlik Dönemi

    Otoriteye karşı gelmesi, problemlerin çözümünde fiziksel şiddete ya da tehditlere başvurması, hiçbir neden yokken okula gitmemesi, okulda sürekli ceza alması, çetelere, kavgalara katılması.

    0-6 yaş fiziksel saldırganlığın sözel saldırganlığa nazaran daha net izlenebildiği dönemdir. 6 yaş sonrası okul dönemiyle birlikte, sözel saldırganlığın yükselişe geçtiği dönem başlar. Kız ve erkek ayrımını yapabildiğimiz ilköğretim yılları sonuna doğru erkeklerin kızlara nazaran daha saldırgan olduklarını görebilmek mümkündür. Ebeveynler, çocuklarının saldırgan davranışları ile baş edemediğinde çocuk-ergen psikiyatristinden, psikologtan uzman desteği almaları saldırganlıkla mücadelede oldukça olumlu sonuçlar yaratacaktır.

  • Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Davranış, bireyin dışarıdaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilecek eylemleridir. Uyum ise bireyin sahip olunan özellikleriyle benliği ve çevresi arasında dengeli ilişki kurması ve sürdürmesidir. Çocukların belirli konularda çatışma yaşadıklarında birtakım uyumsuz davranış tablolarının açığa çıkması kaçınılmazdır. Kişilik, çatışma çözme becerileriyle gelişen bir olgudur. Çocuk gelişiminde yetenek ve becerilerin kazanılması kadar sorun çözme becerisinin de kazanılması gelişim seyrinin bir parçasıdır.

    ÇOCUKTA UYUMSUZLUK BELİRTİLERİNİ ARTTIRAN ETKENLER

    Aşırı koruyucu yaklaşımlar, çocuğun ebeveyn korumasından çıkarak bağımsız hareket etme becerisini engeller. Okul öncesi grubunda karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir. Yanlış anne ve baba tutumları davranışın kemikleşmesi ve duygusal düzeyde bozulmalara yol açabilir. Destekleyici ebeveyn modeli; ideal ebeveyn tutumu olarak gösterilmektedir. Bu tutum dışında kalan çocuklar etraflarına şüpheyle bakar. Karmaşa yaşar ve uyum sorunları geliştirerek sinirlilik, kavgacılık, hırçınlık, geçimsizlik gibi olumsuz davranışlar geliştirirler. Psikososyal unsurlar kadar organik kökenli problemler de (beyin incinmeleri, sakatlıklar, anomaliler, süreğen rahatsızlıklar…) çocukta uyumsuzluk belirtilerini arttıran etkenlerdir.

    ÇOCUĞUN DAVRANIŞINI BOZUKLUK OLARAK TANIMLAMAK İÇİN NELER KRİTER ALINMALIDIR?

    1.YAŞA UYGUNLUK

    Her dönemin kendine özgü özellikleri vardır. Bu özellikleri ve çocuğa etkilerini iyi tanıyıp gözlemlemek gerekir. Örneğin çocuk 2 yaşta bireyselleşmeye başlar. Bu sebeple paylaşımda zorlanabilir.3-5 yaş çocuğunun hayal gücü sınırsızdır. Yalana benzeyen, hayal gücü sınırlarını zorlayan öyküler anlatabilir. Ancak bu anlatımlar ergenlik dönemine dek sürüyorsa ciddi problemler teşkil edebilir.

    2.YOĞUNLUK

    Davranışın sıklığı ikinci ölçüttür.4-5 yaş civarında sık öfkelenme olağan bir durumken, başka çocuklara zarar verme davranış bozukluğuna girer.

    3.SÜREKLİLİK

    Belirli davranış türünü ısrarlı devam ettirmedir.

    4.CİNSEL ROL BEKLENTİLERİ

    Erkek ve kız davranışları arasında oluşan gelişim farklılıkları (erkeklerde geç konuşma daha sık rastlanır vb.) cinsel kimliğin yarattığı farklılıklar da dikkate alınmalıdır.

    UYUM VE DAVRANIŞ SORUNLARI  HANGİ ŞEKİLLERDE GÖRÜLÜR?

    Tırnak yeme Zorbalık Otoriteye Başkaldırma Gerilim Çalma Davranışı Okul Devamsızlığı Aşırı utangaç, korkak, endişeli ve şüpheci tavırlar sergileme vb. şekillerde gözlemlenmektedir.

    DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

    Dikkati Çekmek: Çocuğa yeteri kadar vakit ayrılmadığında çocukta çevre ilgisini toplamak adına uyumsuz davranışlar gelişebilir.

    İntikam Alma İsteği: Dayak yiyen, örselenen (travmatize olan) çocuk, anne babaya karşı gelen davranışlarda bulunabilir; çünkü aileden intikam almak ister.

    UYUM BOZUKLUĞU VE NORMAL DAVRANIŞI AYIRMAK  

    Ebeveynler için bu ayrımı yapmak zordur. Fakat belirli noktalarla ilgili yapılan gözlemler çıkarım yapmada fayda sağlamaktadır. Örneğin; alt ıslatma davranışında 1,5 yaşında ve tuvalet eğitimi almış bir çocuğun sonraki 1-1,5 yıl alta kaçırması normaldir. Kas kontrolü bu çağda sağlanmaya başlamaktadır. Fakat 3,5-4 yaşından sonra bu sorun devam ediyorsa uyum bozukluğudur. Çünkü artık bu adaptasyon sürecini aşmıştır. Yanlış tutumlar sorunun tırmanarak artmasına sebep olabilir. Aslında çocukların büyük bir çoğunluğu bu davranışları” Beni Dinle “mesajını vermek için yaparlar.

    DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

    Karşılıklı Saygı Çocuğa Kaliteli Zaman Ayırmak Cesaretlendirmek Sevgiyi Anlatmak Çocuğa karşı sakin olmak ve etiketlememek gerekmektedir.

  • Ebeveyn tutumlarının çocuğun davranışlarına etkisi

    Uzmanlar, çocuklarda davranış sorunlarına yol açan faktörlerin genellikle biyolojik etmenler ve psiko-sosyal etmenler şeklinde ele alındığını ifade etmektedir.

    Biyolojik etmenler; genetik yapı, hormonlar, sinir sisteminde işlev bozuklukları, doğum öncesinde toksine maruz kalma gibi faktörleri içermektedir.

    Psiko-sosyal etmenler ise; ebeveynlik uygulamaları ve aile içi çatışma ve şiddet ortamı, akran ilişkileri ile geniş sosyal çevre ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörleri içermektedir

    Çocuğun Davranışlarında Tutumların Etkisi

    Annenin, olumsuz -baskıcı tutumları, aşırı gevşek tutum ve saldırgan tutuma oranla daha olumsuz bir etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Konuyla ilgili yapılan ir araştırmanın sonuçlarına göre, annelerin otoriter, yetkeci ve izin verici tutumları ile 5-6 yaşındaki çocuklarının sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu araştırma sonuçlarına yansımıştır.

    Otoriter ve izin verici tutumlar, sosyal beceri ve okula uyum değişkenleri ile olumsuz yönde anlamlı ilişki içindeyken; demokratik tutum ise sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri ile olumlu yönde anlamlı ilişki içindedir.

    Tutum Türleri

    Otoriter Tutum: Otoriter tutumda, ebeveynler çocuk üzerinde kontrol sahibi olmaya, sözünü dinletmeye önem verirler. Otoritenin, kuralların kabulü, saygının her şekilde gösterilmesi gereklidir. Çocuğa karşı gösterilen ilgi az iken ona yönelik beklentiler üst düzeydedir. Otoriter tutum sonucunda, çocukların saldırgan, baskıcı olabildiği, akran ilişkilerinde şiddete, zorbalığa başvurabildikleri, düşük düzeyde empati, düşük düzeyde yardımlaşma ve düşük düzeyde işbirliği gösterdikleri görülmektedir. Otoriter tutum, çocukların utangaçlık, çekingenlik gibi tavırların yanı sıra saldırganlık, baskıcı davranışlar sergilemesine yol açabilmektedir. Bu çocukların sosyal açıdan daha az uyumlu, düşük öz-güven sahibi olabildikleri dikkat çekmektedir. Anne-babaların, duygularını uygun olmayan şekillerde göstermelerinin, çocuklarının öfke, kızgınlık gibi durumlarda akranlarına sert tepkiler gösterebildikleri belirtilmektedir. Benzer şekilde ebeveynlerin çocuklarına yönelik genel olarak olumlu duygularını ifade etmeleri onları da sosyal ilişkilerinde duygusal kontrole sahip olabildiklerini ortaya koymaktadır.

    Demokratik Tutum: Demokrasi, saygı, mantık ile şekillenmektedir. Çocuğun bireyselliği kabul edilir ve buna saygı duyulur. Bireyselliğin kabulü, evle ilgili kararlarda onun da fikrinin alınmasını beraberinde getirmektedir. Anne-baba-çocuk arasında karşılıklı ve açık iletişim kurulur. Demokratik tutumla yetiştirilen çocukların, otoriter ve izin verici tutumlarla yetişenlere göre daha sosyal açıdan uyumlu, sorumluluk sahibi, yaratıcı, bağımsız, okulda başarılı, arkadaş canlısı, yetişkinler ve akranlarıyla işbirliği yapabilen ve genellikle mutlu çocuklar oldukları görülmektedir.

    İzin Verici Tutum: Yüksek düzeyde çocuk bakımı, açık iletişim, düşük düzeyde kontrol söz konusudur. Kurallar ve sınırlar net olmamakla birlikte son derece esnektir. Çocuktan olgun davranışa yönelik beklentiler düşük düzeydedir. Saldırganlık gibi olumsuz unsurlar içerse dahi çocuğun davranışlarına yönelik yüksek hoşgörü içeren tutumlar sergilenir. İzin verici tutumda da kuralların, sınırların net olmayışı ve/veya çok esnek oluşu çocukların sosyal becerileri öğrenmesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle çocuklar akran gruplarında ve genel olarak okul düzeninde, evde olduğu gibi kurallara uyma, uygun biçimde davranma, sosyal ilişkileri başarılı biçimde devam ettirme konusunda beklenilen özeni göstermekte güçlük çekmektedir.

  • Okul Öncesi Çocukta Psikolojik Gelişim

    Okul Öncesi Çocukta Psikolojik Gelişim

    Sağlıklı çocuklar için beklenmekte olan bir takım fiziksel ve motor gelişim süreçleri vardır. Okul öncesi psikolojik ve sosyal gelişim açısından “kritiktir.” (Bierman,1987).Bunun yanında çok sıklıkla göz ardı edilebilecek olan ruhsal gelişimin de bu süreçte önemi büyüktür. Psikolojik ve sosyal gelişimin birbirine oldukça bağlı olduğu düşünülürken, çocuğun gelişimindeki psikolojik etkenler üzerinde biyolojik olgunlaşma ve çevre faktörleri de aynı oranda etkilidir.

    Bebeklikten 6 yaşa kadar süre gelen temel gelişim sürecinde esas konu çocuğun insiyatif elde etme çabasıdır. Bu sebeple de çocuk ve aile arasında yaşanan temel çatışma konusu genellikle çocuğun “evi yönetme ve hükmetmesi” şeklinde gözlemlenmektedir. Okul öncesi dönemde ben merkezci düşünce temel olurken ; çocuğun dikkat ve odağı ebeveyn üzerindedir. Okul öncesi dönem, çocuğun gelişiminde  hızlı değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bilişsel ve sosyal becerilerin temeli bu dönemde atılır. Çocuğun dil becerilerinde, dikkat, bellek ve kendini kontrol alanlarında da önemli ilerlemeler görülmektedir.

    Uzmanlar tarafından” altın değerindeki yıllar”, olarak değerlendirilen okul öncesi dönem anne-babalar için bazen çok eğlenceli ve sürprizli, bazen adeta ergenlik dönemini yansıtan  çatışmaların sıklıkla yaşandığı, zorlayıcı bir dönem şeklinde yaşanabilmektedir. Yoğun bağımsızlık arzusu bu dönemde oldukça sık gözlemlenmektedir. Gerçekten izin vererek bağımsızlığı gözetmek ve güvenliğini etkileyebilecek durumlara karşın sınır koymak gelişim desteği açısından gereklidir. Yoğun bir günün ardından ona sarılmak istediğinizde oyunundan kopmak ya da kendi dünyasından çıkabilmek onun için kolay olmamaktadır. Kimi durumlarda bazı şeyler konusunda çocuklar kendilerini sorumlu hissedebilirler. Bu ben  merkezci düşünce yapısından kaynaklıdır. Örneğin: Anne babam benim yüzümden mi tartıştı vb.

    Çocuklar okul öncesi dönemde duygularının esiri olurlar ve herhangi bir konuda sabırsız davranırlar,farklı duyguları ayırt edebilseler de, bu duygular üzerinde kontrolleri oldukça azdır. İsteklerini erteleme, dürtü kontrolü gelişmemiştir; bir şeyi istiyorsa o hemen olmalıdır, yoksa gözü bazen gerçekten hiç bir şeyi görmemektedir. Duygular bu dönemde genellikle ,söze değil aksiyona dökülür. (vurma, ısırma, atma). 4 yaşta ve sonrasında  gelişen beyin aktiviteleri sayesinde sözel ifade, oto kontrol becerileri oturmaya başlar, çocuk duygusal patlamalarla bunların sonucunda gelişebilecek negatif olaylar arasında ilişki ve empati kurmaya başlar .

    YAŞ GRUPLARI VE GENEL ÖZELLİKLERİ:

    4 YAŞ:

    Çocuğun kavrama gücü gelişmiştir. Karşı gelme ve kaba üslub bu döneme hakim olurken, oyunlarda sıklıkla kavga,tekme atma,tükürme yüksek sesle ağlama,gülme dönemin başlıca özellikleridir.

    5 YAŞ:

    Kendine yeten ,sosyal ve uyumlu hale gelen çocuk huysuzluk dönemini geride bırakmıştır.İnsan ilişkilerinin güçlenmesiyle görünümü farklılaşmıştır.Dil becerisi oldukça güçlüdür.Annesi onun için dünyanın merkezidir.Uzun cümleler kurar ,çok konuşur.Bu dönem genelde yorgunluğun hırçınlığa dönüştüğü ve sevilip sevilmediğine dair çocuğun sorgulamaya girdiği bir dönemdir.

    6 YAŞ:

    Tembel ve kararsızdır.Bu dönemde bireysel oyunlar grup oyunlarına dönmeye başlamıştır. Hareketlilik artarken ,başarı ve başarısızlık duyguları arasında gidip gelmeler sıklıkla yaşanmaktadır. Sorumluluklar artar, dikkat süresi uzar ,en iyi olmak çocuk için çok önemlidir.

  • Çocuk ve ergenlerde internet ve oyun bağımlılığı

    İnternetin hayatımıza girdikten sonra hızla yaygınlaştığını görüyoruz, bunun en önemli sebepleri, yapmamız gereken bir çok işi internet yoluyla çözmemiz ve internet başında keyif aralarak yapabileceğimiz çok sayıda aktivitenin bulunması yer alıyor. Özellikle internette oyun oynama ve yoğun sosyal medya kullanımının yaşamımızda problemler yaratabildiği yapılan bir çok bilimsel çalışmada gösterilmiştir.

    Bu nedenlerle interneti amaca yönelik kullanmak, internet kullanım saatini güç içerisinde sınırlayabilmek internetin yaratacağı birçok sorunun önüne geçilmesi anlamına geliyor.

    Özellikle çocuk ve ergenlerin öz denetimlerinin yeterince gelişmemiş olması, internetin ortaya çıkaracağı sorunlarla ilgili farkındalıklarının yetersiz oluşu, oyun ve sosyal medyanın keyif verici etkilerine kendilerini kolayca bırakabilmeleri, internet ile ilgili çok sık sorunlar yaşabilmelerine yol açmaktadır.

    Çocuk ve ergenlerde yoğun ekran maruziyeti ve internetin yoğun şekilde kullanımı başta iletişim becerilerinin ve sosyal yeteneklerinin gelişmesi olmak üzere çeşitli alanlarda sorunlara yol açmaktadır.

    Bebeklik döneminde ekran maruziyeti; çocuğun yaşına uygun olarak göz teması kurmasını, seslenildiğinde bakıp uygun tepkiler göstermesini ve dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle 3 yaşına kadar çocukların telefon, tablet kullanımını önermiyoruz. 3 yaşından okul çağına kadar günde 45 dk yaşlarına uygun çizgi film izleyebilirler.

    Çocuklar 6 yaşından ergenlik dönemine kadar ortalama günde 1 saat ve ergenlik döneminden sonra ortalama günde 1.5 saat bilgisayar, tablet kullanmalarına izin verebiliriz. Burada dikkat etmemiz gereken durum, internette neler yaptıklarını bilmemiz ve zararlı olduğunu düşündüğümüz siteleri filtrelememizdir.

    Çocukluk çağında, internetin belirtilen saatlerin üzerinde kullanımı çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimini bozduğu birçok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Fiziksel olarak göz bozuklukları, eklem ve kas rahatsızlıklarına neden olduğu; ruhsal olarak sosyal gelişimlerini bozduğu, dikkatlerini ve ders başarılarını olumsuz etkilediği belirtilmektedir.

    Çocuklarda ve ergenlerde internet kullanımı 5 saatin üstüne çıktığında, bunun olumsuz etkilerini ciddiye almak ve mutlaka bir uzmandan yardım almak gerekir.

    Bazı çocuk ve ergenlerde internet bağımlılığına neden olan ruhsal hastalıklar bulunmaktadır. Bunların başında, “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon, Sosyal Anksiyete Bozukluğu ve Madde Bağımlılığı” gelmektedir. Bu nedenle ailenin çocuğun aşırı internet kullanımını engelleyemediği durumlarda şiddetli tartışmalardan kaçınması ve bir çocuk ergen psikiyatristinden yardım alması uygun olacaktır.

    İnternet Bağımlılığının Tedavisi:

    Hedefimiz, interneti tamamen bırakmak yerine kontollü internet kullanımı olmalıdır. Çocuk ve ergen ile görüşürken, durumunu farketmelerini sağlama ve internet kullanımını sınırlandırmak için motive etmek çok önemlidir. Aile ile birlikte hareket etmek ve çocuğun da fikrini alarak sözleşme hazırlamak gerekir. Çocuğun sosyal gelişimini desteklemek ve bunun için yapabileceği aktiviteleri birlikte belirlemek gerekir.

    Gerektiği zaman terapi ve ilaç seçenekleri de tedavide düşünülmelidir.

    Ebeveynlerin yapması gerekekenler:

    Öncelikle, bilgisayarı ekranın görünebileceği açık bir alana koyun ve internet filtresi ekleyin,

    İnternet kullanımı konusunda iyi bir örnek olun,

    İnternette neler yaptığını takip edin ve onu bilgilendirin,

    Sözleşme yapın .

    Aileler gençlere nasıl yaklaşmalılar?

    Durumu değerlendirin: Çocuğunuz bilgisayar başında ne kadar kalıyor?, nasıl zaman geçiriyor?, aile ilişkilerinde artılar ve eksiler neler?, boş zamanlarını nasıl değerlendiriyor?

    Ateşkesi sağlayın: Bu görev ebeveynindir çünkü ergen her zaman savaşı göze alabilir. İlk adımı siz atın.

    Birlikte zaman geçirin ve başka şeylerden konuşun: Çocuğun ilgi alanları ile ilgilenin ve bilgisayarda neler yaptığını eleştirmeden konuşun.

    Farkındalığı arttırın: Ne kadar süre internette kaldığını beraber not edin.

    Kontrol yöntemini seçin: Süre kısıtlaması haftalık mı olacak, günlük mü olacak, kaç saat olacak beraber karar verin.

    Ona odaklanmayın ve yarışmayın: Bütün ilginizi ona vermek yerine siz de hayatınızı yaşayın.

    Ortak bir cephe oluşturun: İki ebeveynin durumu ciddiye alması ve beraber hareket etmesi çok önemli.

    Sözleşme yapın ve sorumluluklarını belirleyin: İnternette ne kadar zaman geçireceği, neler yapacağı net olarak belirleyin ve siz de bu kurallara uyun.

    Gerektiğinde zorlama yapın: Bilgisayarın kaldırılması, internetin kesilmesi, en son seçenek olmalıdır. Tekrar ne zaman kullanılacağına beraber karar verin.

    Psikososyal gelişimini destekleyin: Sevebileceği bir spor veya sanatsal faaliyet alanı keşfetmek, arkadaşları ile zaman geçirmesine müsaade etmek; sosyalleşmesine yardım edecektir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu(dehb)

    DEHB temel olarak dikkat dağınıklığı, aşırı hareketlilik, davranışlarını kontrol etmede zorluk çekme belirtileri gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Bu belirtilerden dolayı çocuk ve ergenlerde okulda uyum sorunlarına neden olabilir, ders başarısını etkileyebilir ve çeşitli sosyal sorunlara yol açabilir.Ülkemizde DEHB %5 oranında görülmektedir.

    Bazı çocuklarda dikkat eksikliği bulguları daha ön planda görülürken bazı çocuklarda aşırı hareketlilik ve davranışlarını kontrol edememe bulguları daha ön planda görülebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ile ilgili bulgular:

    -Dikkatini uzun sürdürememe,

    -Dikkatini ayrıntılara verememe ve dikkatsizce hatalar yapma,

    -Ödev, Okuma gibi dikkat gerektiren işlerden kaçınma,

    -Günlük işlerini unutma ve eşyalarını kolayca kaybetme

    Hareketlilik-Dürtüsellik ile ilgili bulgular:

    -Uzun süre aynı yerde oturmada sıkıntı çekme,

    -Çoğu kez kıpırdanma, koşma veya tırmanma,

    -Çok konuşma, başkalarının sözünü kesme, araya girme,

    S-abrızlık ve sırasını beklemekte güçlük çekme

    DEHB tedavi edilmediğinde çocuk ve gencin okul hayatını olumsuz etkiler, ders başarısını beklenenin altına düşürür, sosyal sorunlar yaşamasına sebep olur.

    DEHB’de en etkili tedavi ilaç tedavisidir. Bunun yanında sosyal ve davranışsal düzenlemeler yapmak, ailenin ve öğretmenin bilgilendirilmesi ve eğitimi, çocukla bireysel ve destekleyici görüşmeler yapmak tedavide çok önemlidir.

    DEHB olan çocukların ailelerine öneriler:

    Ailelerin şunu unutmaması gerekir, DEHB olan çocuklar organize olma, planlama ve dikkatlerini sürdürme konusunda çok zorlanırlar, bu nedenle aileler bu konularda çocuklarla işbirliği yapmalı ve yardımcı olmalıdırlar. Davranış sorunları çocuk istediği için değil, kendini engelleyemediğinden ortaya çıkmaktadır.

    Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca noktalar:

    Çocuk veya ergen ile iletişim kurarken göz teması kurun, kısa ve net ifadeler kullanmaya çalışın,

    Çocuk ve ergene kural koyarken ebeveynler olarak tutarlı olun, kuralları açık ve kesin olarak koyun ve davranışlarınızla bunu desteklemeye çalışın,

    Sorumluluk veya görev verirken, anlaşıldığınızdan emin olun ve karmaşık görevleri belli sırayla verin,

    Ödev yaparken yardımcı olun, önce ortamı ayarlayıp; televizyon, tablet gibi dikkatini dağıtabilecek aletlerin olmamasına dikkat edin, çalışma ortamının sade olmasına, dikkati dağıtacak nesnelerin olmamasına dikkat edin,

    Beraber çalışırken sabır gösterin, ara vererek sıkılmamasını sağlayın,

    Bir not defteri tutturun, unutabileceği şeyleri yazabileceğini öğretin, ödev ve sorumluluklar için öğretmeni ile işbirliği yapın,

    Ev içerisinde hareket edebilmesi için ortam hazırlamaya çalışın ve fırsat verin,

    Mutlaka bir spor veya sanatsal faaliyete kaydedip bunu takip edin, ilerleme ve başarılarını destekleyin.

    DEHB olan çocukların Öğretmenlerine öneriler:

    Öğrenciyi yakınınıza oturtun, konuşurken sık sık göz teması kurmaya özen gösterin, dikkatinin dağıldığını hissettiğinizde tekrar dikkatini toplamaya yardımcı olun,

    Öğrenciyi dikkatini dağıtacak neslerin olduğu bölgelerden uzak oturtmaya dikkat edin, sınıf ortamını düzenli ve sade tutmaya çalışın,

    Öğrencinin olumlu davranışlarını vurgulayarak pekiştirin, olumsuz davranışlarında sakin kalmaya çalışın,

    DEHB’li çocuklar kolay kolay kontrol altında tutulamazlar. Sık sık hareket etmeye çalışırlar, öğrenciden sınıf içinde fiziksel hareket gerektiren işlerde yardım isteyin. Böylece öğrenci, enerjisini yararlı işlerde kullanmayı öğrenir.

    Öğrencinin organize olmasında yardımcı olun, bazı görevlerde fazladan zaman tanıyın. Verdiğiniz sorumlulukları sık tekrar etmeye çalışın,

    Öğrenciler kurallara uymakta zorlanırlar, kural listesi olşturup sınıfa asın, uygun şekilde yönlendirmeye çalışın,

    Ödevleri ve diğer sorumlukları için not tutmalarına yardımcı olun,

    Karmaşık ve zor ödevleri bölüm bölüm vermeye çalışın, talimatları basitleştirerek söyleyin, not almalarına müsaade edin,

    Aileler ile iletişim halinde olun, öğrencilerin eksikleri konusunda aileyi bilgilendirin. Gerektiği zaman bir uzmandan yardım almak için aileyi yönlendirin.

  • Yalnızlık Devri

    Yalnızlık Devri

    Farkında mısınız, her iki çiftin birinin boşandığı bir devirde yaşıyoruz. Ne oldu da biz bu duruma geldik. Ne oldu da ilişki yürütemez hale geldik. Bu durumu anlamak için birkaç jenerasyon geriye gitmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

    1930larda doğmuş kadın ve erkeklerden başlayalım. 2. Dünya savaşını bizzat yaşamış devrin insanları. Şimdiki gençlerin anneanneleri, babaanneleri dedeleri. O dönem Türkiye şimdiki gibi değil. İnsan ne fikir üretse para kazanıyor. Ataerkil toplumun gerekliliğine göre kadının evde olup erkeğin avlandığı ve eve para getirdiği bir dönem. Eğitim deseniz, en fazla lise mezunu. O da kadınlar değil, sadece erkekler. Dolayısıyla cehaletin de baş gösterdiği bir dönem. Sorgusuz sualsiz herkesin biçilmiş rolleri kabul ettiği bir devir. Mutlular mıydı mutsuzlar mıydı tartışılır ama daha masumlardı. Manevi değerleri maddi değerlerden daha fazlaydı çünkü savaş devrinin insanlarıydılar. Yaşamın değerini biliyorlardı.

    Bu insanlar daha kendini tanımazken evlendirilir ve rollere uygun davranmaları beklenirdi. Eğer o role uygun davranılmazsa ayıplanır, dışlanırlardı. Kadının rolü sadece annelik ve ev işleriydi. Erkek ise para kazanır, evini geçindirirdi. Kimse bu durumu sorgulamazdı çünkü sorgulanacak bir durum yoktu. Ancak savaş sonrası ekonomi tekrar kalkınmaya başlayınca, erkeğin eli para tutunca işler değişmeye başladı. Kendini olduğundan daha da güçlü hissetmeye başladı ve döngü orda bozulmaya başladı. Her ne olduysa manevi değerler yetmemeye başladı. Anlık zevkler işin içine girmeye başladı. Başka kadınlar, içki, kumar ve ne eklerseniz. Birçok kadının bundan haberi olmadı. Ama hepsi hissetti. Kadınlık içgüdüsü. Ama hep kabul ettiler. Erkektir, ne yapsa yeridir, kabuldür gibi bir anlayış çıktı ortaya.

    Gelelim bu jenerasyonun çocuklarına. 1950 liler. Şimdiki gençlerin anneleri, babaları, teyzeleri, amcaları. Bu insanlar kendi anne babalarına nazaran daha okumuş, daha bilgili insanlar. En azından kadınların arasında lise bitirmiş, hatta tek tük üniversite bile okumuş var. Erkeklerin arasında ise üniversite mezunları var. Her ne kadar okusalar da kendi ailelerinde gözlemledikleri ilişki biçimi kadının sözünün olmadığı, erkeğin ise her şeye hakkı olduğu şeklinde. Okur yazar oranı arttıkça, cehalet azalıyor, gözler açılıyor. Dolayısıyla bu devrin gözleri çok açılmadan müdahale edilmeliydi ve kadınlar 20 lerine geldi mi evlenmeliydiler. Aynen de öyle oldu. Ancak bu kadınlar mutsuz kadınlar. Neden mi? Çünkü potansiyellerini gerçekleştirememiş kadınlar. Okumak istediler ama izin verilmedi. Gözleri açıldı bir kere. Farkındalıkları oluşmaya başladı ama ellerinden bir şey gelmedi. Çünkü çalışma izinleri olmadığından kendi ayakları üstünde duramadılar. Ezildiler, hor görüldüler ama bunu asla kendilerine yediremediler. Peki ne oldu? Kocalarından tatmin olamadılar hiçbir zaman. O yüzden de erkek çocuklarına aşık oldular. Duygusal tatmini erkek çocuklarında deneyimlediler. Erkek çocuk gözünün nuru oldu ve hep öncelikleri oldu. Ne de olsa büyüyünce annelerini onlar kurtaracaktı. (Öyle de oldu. Bu dönemde boşanmaya başladı bu devir, çocuklarının gücünü arkalarına alarak) Kız çocuklara ise hep şu mesaj verildi ‘oku, çalış, kendi ayakların üstünde dur, hiçbir zaman benim yaşadıklarımı yaşama’. Diğer yandan model aldıkları evlilikler hep mutsuz evlilikler çünkü evin içinde hep bir huzursuzluk. Dolayısıyla, bir yandan da bilinçaltı evliliğe dair korku dolu.

    Peki bu gençler bugün ne yapıyorlar, nasıllar? Bir çoğu mutsuz, bir çoğu büyük ikilemler yaşıyor. Kız çocuklar okudu, hem de çok okudu. Üniversite yetmedi, yüksek lisans yaptılar, yüksek lisans yetmedi, doktora yaptılar. Okudukça okudular. Her kadının iyi ya da kötü bir işi de var. Erkek çocuklar ise annelerinin biricikleri olduklarından fazla uğraşmadılar kendileriyle. Aynı düzende gittiler. Ancak gözden kaçan bir şey oldu. Devir çok değişti. Artık para kazanmak zor. Sadece zekanın para kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. İşsizlikler arttı. Erkeğin parayla kullandığı gücü azalmaya başladı, kadın da parayla güçlenmeye başladı. Teknoloji girdi hayatlarına. Her şeye ulaşım çok kolay oldu. Herkesin gözü çok açıldı.

    İlişkiler? İlişki demeye bin şahit. Kimsenin birbirine tahammülü yok. Erkekler o kadar alışmış ki annelerinin biriciği olmaya, kadının gücünü kaldıramaz oldu. Kadınlar o kadar hassas ki ezilme konusunda, kendi gücünü abartılı kullanmaya başladı. Dolayısıyla dengeler değişti. Güç savaşları başladı. Aldatmalar normalleşti. İçsel mutsuzluk çok arttı. Bununla nasıl baş edeceklerini bilemedikleri için kendilerini uyuşturmaya başladılar. Alkol ve uyuşturucu oranları kat ve kat arttı. Seks bağımlılığı arttı. ‘Gecelik ilişki’ kavramı çıktı ortaya ve eğlence boyut değiştirdi.

    Hal bu olunca, mutsuzluk devri başladı. Hayat o kadar hızlandı ki, durup ne oluyor diye düşünecek vakit kalmadı. Bir durun ve düşünün lütfen. Nereye kadar bu düzenin içinde yok olacağız. Bir yerden bu düzeni değiştirmek gerekmiyor mu?  Bu devrin de çocukları var artık. O çocuklar nasıl büyüyorlar, hangi değerlerle büyüyorlar. Sadece rekabet ve yarışarak. Daha 3 yaşında okul rekabetine giriyorlar. Doğar doğmaz isimleri okul kurallarına yazılıyor.

    Manevi değerlerimize ne oldu? Onlar içimizde. Mutsuzluğun kaynağı bu. Manevi ihtiyaçlar doldurulmayı bekliyor. Sevilmek, onay görmek, değer verilmek, saygı duyulmak… Bunun için gerçek ve samimi ilişkilere ihtiyacımız var. 2 tatil eksik yapın, 3 kazak eksik alın, 5 kere değil de 3 kere sinemaya gidin ama sevdiğiniz ve sevildiğiniz bir aileniz olsun. Gerçekten o zaman daha mutlu olacaksınız. Ama bunun için önce DEĞERLERİNİZİ gözden geçirin. O zaman mutluluk devrine geçiş yapabiliriz.