Etiket: Çocuk

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Çocuk ailenin ilgi odağıdır. Kardeş geldiği zaman belirli yaş gruplarındaki çocuklar bunu kıyasıya bir rekabete dönüştürürler. İlginin azalacağını, artık sevilmeyeceğini ve ikinci plana itileceği düşüncesi, küçük kardeşe yoğun öfke beslemesine neden olabilir. Bu düşünceler davranışlarına yansıdığı zaman ebeveynlerde endişe yaratır.

    Bu duyguyu tam anlamıyla ortadan kaldırmanın ne yazık ki bir formülü yoktur fakat ebeveynlerin davranışları ve yaklaşım biçimleri bu süreci son derece etkilemektedir.

    EBEVEYNLER BU KONUDA NELER YAPMALI NASIL BİR TUTUM SERGİLEMELİDİR?

    Öncelikle sakin olun. Kıskançlık duygusu gayet normal hatta sağlıklı diyebileceğimiz bir duygudur. Fakat çocuğun kişilik ve karakter özelliklerine göre durum ciddi bir boyuttaysa bunu ele almak ve ihmal etmemek son derece önemlidir. Bu süreci hafif bir şekilde atlatabilmek için birtakım önlemler sizlere sunulabilir. Ancak iş ciddi bir boyuta geldiyse bir çocuk psikoloğuyla görüşmek bu açıdan ebeveynlere son derece yarar sağlayacaktır.

    Kıskançlık duygusunu en aza indirgemek için aslına bakarsanız hamilelik sürecinde bu durumu çocuğunuzla paylaşmanız, onu dinlemeniz yarı yarıya kıskançlık şiddetini dindirecektir. Çünkü bebek dünyaya geldiğinde büyük kardeş bu durumu kabullenmiş ve kendi içinde sindirmiş olacaktır.

    Yapılacak değişiklikleri örneğin büyük kardeşin okula başlaması gibi, yeni bir oda düzenlenmesi gibi faaliyetleri bebek dünyaya gelmeden önce gerçekleştirmeniz son derece önemlidir. Çocuğu okula göndermek, ‘istenmiyorum’ düşüncesine girmesine neden olabilir. Bu da oldukça olumsuzluk yaratır.

    Eve yeni bir bireyin gelmesini çocuğunuz küçükse bir hikaye anlatır gibi anlatmalısınız. Eğer ki yaşı büyükse ondan fikir almanız (kardeşinin yatağı nasıl olsun gibi) çocuğunuza sorular sormanız çocuk için etkileyici olacaktır.

    Aslına bakarsanız eve yeni bir bireyin gelmesi çocuk için merak uyandıran bir durumdur. Bebeğin altı nasıl değişiyor, sütü nasıl emiyor, sizler nasıl yaklaşıyorsunuz bunları inceler ve hafızasına atar. Bunu çocuk için olumlu bir şekilde değerlendirmek gerekir. Örneğin bezi değiştirirken yardım istemek, biberonu getirmesi için rica etmek çocukta sorumluluk duygusunun yanı sıra abilik/ablalık kavramının aşılanmasına da ortam sağlayacaktır. Yani çocuğunuza yapabileceği ölçülerde sorumluluk vermek son derece önemli bir olaydır.

    Bu süreçte en uzak durulması gereken noktalardan biri kıskançlık üzerinedir. Çocuğu sinirlendirecek davranışlarda bulunmak, şaka yapma adı altında çocuğu kardeşten uzaklaştıracak davranışlar sergilemek çocuğu olumsuz etkiler. Bu konuda ebeveynler son derece dikkatli bir tutum sergilemelidir.

    Yeni doğan bebek her şeyden habersizdir. Bu süreçte büyük kardeşle olan etkinliklerinize devam etmek (önceden her sabah parka gidiyorsanız elinizden geldiğince devamlılığını sağlamak) çocuğun hayatında çok büyük bir değişiklik olmadığı hissine kapılmasına sebep olur ve bu da son derece olumlu bir davranıştır. Fakat yeni doğan çocuktan dolayı suçluluk hissine kapılıp çocuğu olduğundan fazla şımartmak yanlış bir davranış olacaktır. Çocuğunuzun bilinçaltına annem babam suçlu ifadesini yerleştirmeyin.

    Sonuç olarak bu yazılanların hiçbiri tabi ki hemen olmayacaktır. Bu belirli bir zaman gerektirir. Bu süreçte anne-baba son derece sakin, anlayışlı, tutarlı davranışlar sergilemelidirler. Çünkü çocuğa kızmak, bağırmak hiçbir sorunun cevabı olmaz aksine size yeni sorunlar yaratır. Bazen anne hem fiziksel hem ruhsal açıdan yorulmuş olabilir bu konuda eşler birbirine son derece destek olmalı görev paylaşımı içerisinde bulunmalıdırlar. Çaresiz kaldıklarını düşünüp çocuğa öfkelenebilir veya sesini yükseltebilirler. Bu bir çözüm değil aksine çocuğun hırçınlığını pekiştiren bir davranış modelidir. Çocuğa karşı tutarsız davranışlar sergilemek şu an ve ileriki evrelerde sizi çocuk açısından endişeye düşürebilir. Belirli bir süre dahilinde büyük kardeşte eskisi gibi canlılık göremiyorsanız, uykusuzluk, yemede sıkıntı gibi durumları gözlemliyorsanız psikologtan destek almanız son derece önem arz etmektedir.

    Bu duyguyu ortada kaldırmak için ailelere büyük görevler düşmektedir. Tabi ki bu konuda aileler zorluk yaşayabilirler. Çaresiz kaldıklarını düşünüp çocuğa öfkelenebilir veya sesini yükseltebilirler. Bu bir çözüm gibi görünse de tam tersi çocuktaki hırçınlığı daha da pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.

  • Çocuklarda Davranış Gelişimi

    Çocuklarda Davranış Gelişimi

    Her anne-baba çocuk sahibi olduğu andan itibaren aslında biraz kaygılıdır. Yeni doğan bebeğin bakımı, büyüme çağı, çocukluk ve ergenlik döneminde her ebeveyn çocuğunun iyi standartlarda, iyi bir düzeyde gelişmesini diler. Aslına bakacak olursak çocuk büyütmek bir sanattır ve her çocuk bir diğerinden farklıdır. Ebeveynler bunun bilincinde olmalı ve ona göre tutum ve davranış sergilemelidirler.

    Çocuk için en büyük rol model anne ve babalardır. Yapılan her olumsuzluğu kaydetme özelliği olan çocukların gerginlikten, tutarsız davranışlardan etkilenme potansiyelleri oldukça yüksektir. Bunlar ilerleyen dönemlerde çocukların davranış şekillerini olumsuz anlamda etkileyebilir. O Yüzden bu noktada eğitim ve bilinçli ebeveyn oldukça önemli iki faktördür.

    Özellikle anneler dönem dönem çocuğun istek, arzu ya da inatçılığından dolayı öfkelenip sinirlenebilirler ama burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey net ve tutarlı bir davranış sergilemektir. İstediği her şeyi ağlayarak elde edeceğini kavrayan bir çocuk sizlere karşı bütün isteklerini bu şekilde ifade edecek ve dilediği gerçekleşene kadar ağlama davranışını sürdürecektir.

    Çocuklara karşı orta yolu bulmak her zaman en idealidir. Aşırı hoşgörü ya da aşırı bir disiplinli tutum sergilemek iyi bir davranış şekli değildir. Çocuklarınız dinlemek, ne demek istediklerini ifade etmelerine izin vermek, istek ve davranışlarını yersiz bulmamak gerekir. İlgili olduğu alanlara yani kendi dünyalarına saygı göstermek, çocuklara söz hakkı tanımak oldukça önemli bir davranış şeklidir. Çocuk sevgi ve saygı çerçevesinde büyümüyorsa dikkat çekmek adına bir takım davranışlar sergileyebilir. Bu durumu hırçın, yaramaz olarak adlandırmaktan ziyade çözülmesi gereken bir durum olduğunu belirtmek isterim. Çünkü bu tür davranışlar ilerleyen dönemlerde karakterden özgüvene kadar çocuğu etkiler.

    Bir şeye davranış bozukluğu dememiz için bulunduğu gelişim dönemini ve bu dönemin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Her çocuk belirli ölçütlerde yaramaz olabilir veya kendi isteğini yaptırma konusunda inatçı tavırlar sergileyebilir. Eğer ki tutum ve davranışlar kendi yaşının gereğini göstermiyorsa, gösterdiği tutumların yoğunluğu fazla ise davranışlarının sürekliliği uzun ise bu durumun göz ardı edilmemesi gerekir.

    Bu noktada neler yapmak gerekir?

    Her çocuk bilinçsizce hata yapabilir. Hatayı cezalandırmak çocukta yalana, korkuya, utanmaya yok açacaktır. Bu onayladığımız bir davranış modeli değildir. Bunun yerine ‘bu davranışı sergilemen beni üzdü’ demeniz kızmadan tepkinizi ifade etmeniz çocuğun inatlaşma, intikam alma duygularını söndürecektir. Olabildiğince çocuğa karşı açık olmak en sağlıklı davranış modellerindendir. Örneğin uyku saatleri net ve belirli olabilir. Her ne kadar direnirse dirensin bu noktada vazgeçmeyeceğinizi benimsesin.

    İstediğiniz bir davranışı kural olarak değil de eğlenceli hale getirerek öğretmeye çalışın, başarılarını takdir edin. Takdir etmek davranışı pekiştirir. Kıyaslamadan uzak durun, olumsuz etiketlemelerden kaçının. Problemleri birlikte çözmeye çalışın.

  • Çocuklarda Benlik Gelişimi

    Çocuklarda Benlik Gelişimi

    Benlik gelişimi doğumdan itibaren başlar. Anne-baba davranışları bu yolda en etkili faktördür. Eğitimciler veya akrabalarda yani kısacası çocuğun çevresinde bulunan herkes bu duruma doğrudan veya dolaylı yollarla etkilidir. Çocuğunuzu olumsuz anlamda yargılamak (‘Sen başaramazsın. Bak o yaptı sen yine yapamadın.’ ) Çocuğunuza devamlı müdahalede bulunmak veya çocuğunuzu olur olmadık yerde devamlı uyarmak (‘Yapmasana oğlum/kızım’ ‘Beni utandırıyorsun sus artık.’.) çocuğa ve ebeveynlere olumsuz anlamda geri döner. Çocuk bu tarz tavır ve davranışlara devamlı maruz kaldığı zaman ileride çekingen, özgüveni düşük veya hırçın bir birey olma ihtimali oldukça yüksektir. Aslına baktığınızda özgüvenin temelleri doğumdan itibaren aile ve sosyal ilişki çerçevesinde şekillenir ve oldukça ince bir noktadır.

    Çocukluk dönemi özgüven kazanımı için oldukça önemli bir dönemdir. Çevresinden aldığı olumsuz değerlendirmeler çocuk için özgüven sorunlarının başlıca kaynağıdır ve yetişkinlik döneminde bu durumu düzeltmek imkansıza yakındır. Ebeveynler çocuklarını kendi çıkarları, kendi mutlulukları veya etrafa ne deriz kaygısıyla yetiştirdiği zaman, çocuklarının kendi benlik oluşumlarına müsaade etmemiş olurlar buda etrafında ezilen bir birey veya duygularını açıkça ifade edemeyen toplumda silik bir yetişkin olmalarına neden olabilir.

    Aileler ilk olarak çocuklarının okul hayatlarında başarılı olmalarına ve daha sonra ise iyi bir işe girip güzel bir maaşla çalışmalarını ister. Düşük özgüvenli yetişen çocukların akademik anlamda sıkıntı yaşamaları oldukça yüksektir. Devamlı eleştriye maruz kalan çocuklar ise kendini yetersiz ve değersiz hissedebilir. Bu yüzden sosyal ve duygusal anlamda kendini kapayabilir, iletişim kurmada problemler yaşanabilir. Tam tersi bir durum ise ani öfke patlamaları, aşırı öfke, kurallara uymama gibi durumlarla da karşılaşılabilir.

    Bu durumda ebeveynlerin yapması gereken en önemli şey çocuğunuzu dinlemek. Fikirlerini sizinle paylaşmasına müsaade edin. Neyden ne kadar haz alıyor, ilgi alanları neler ve gerçekten neye ilgisi var bunu gözlemleyin.(Çocuğun kapasitesinden fazla şeyler istemek stres ve sıkıntı yaşamasında büyük bir faktördür.)

    İyi bir rol model olun. Gelişim ailede başlar ve çocuk ilk olarak anne ya da babayı rol model alır.

    Bunun yanı sıra büyük küçük demeden başarılarının arkasında durun ve destekleyin. Herkes tarafından kabul gören bir gerçek var ki çocuk ailede filizlenir. İlk olarak sizlerin yanında kendilerini değerli hissetmeliler ki dış dünyaya açıldıklarında daha özgüvenli, kendine inanan bireyler olsunlar.

    Çocuğun yanlışlarını kızmadan ve bağırmadan ve küçümsemeden tartışın. Fikrinizi belirtmekten tabii ki de çekinmeyin.

    Bu yazılanlardaki asıl amaç dengeyi doğru sağlamak. Bu fikirleri uygulamaya sokarken çocuğunuzun yanlışlarını görmemezlikten gelmekte büyük bir hatadır.  Başkalarının haklarını ihlal etmeden tüm duygu ve düşüncelerini net bir şekilde ifade etmesine müsaade edin.

    Her çocuk farklıdır. Belki de çocuğunuz vasat bir mühendis değil de çok iyi bir müzisyen olabilir. Çocuğunuzun fikirlerini, ilgi alanlarını görmemezlikten gelmeyin.

  • Çocuklara Kaybı Nasıl Anlatırız?

    Çocuklara Kaybı Nasıl Anlatırız?

    Kayıplar ve ölüm her yaştan insan için anlaşılması zor bir süreç olabilir. Herkes için çok farklı ilerleyen bu süreç özellikle çocuklar açısından gelişim dönemleri, zihinsel ve ruhsal süreçleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

    0-2 yaş grubu çocuklar; ölümle ilgili kavramları anlayamazlar. Sürekli çevrelerinde olan yakınlarının artık olmadığını fark ederler ama çevrelerindeki insanların temsillerini henüz iç dünyalarında oturtamadıklarından ölüm ve ayrılığı ayırt edemezler. Yani çocuk ayrılığı hisseder ama ölümün kalıcılığını anlamaz. Ölen kişinin kokusuna, sesine özlem duyabilirler ama onlar için ölen kişinin geri gelmeyeceğini anlamlandırmak olanaklı değildir. Bu yaşlarda verilen tepkiler insanın psikolojik gelişimi içerisinde ilk olarak ayrılığı anlamlandırdığını gösterir.

    2-6 yaş grubu çocuklar; ölüme ilişkin sınırlı ve belirsiz anlayışa sahiptir. Hala ölümün kalıcı bir durum olduğunu anlamayabilirler. Örneğin; yakınının ölümüne tepkisiz kalan çocuk bahçesinde ölü bir kuş gördüğünde “Ölü dediğiniz şey bu mu ?” diye sorabilir. Ve kuşu tekrar tekrar ağaca koyma isteği duyabilir. Bunun en önemli nedeni, büyüsel inançlara sahip olmalarıdır. Yani yeterince dua ederlerse ve dilek dilerlerse birçok şeyi yapabileceklerini düşünmeleridir. Ölmüş bir kişiyi de canlandırabileceklerini düşünürler.

    6-9 yaş grubu çocuklar; belirgin bir ölüm algısı geliştirmeye başlarlar. Bu dönemde zaman kavramı öğrenilir ve bu çocuğun ölümü anlamasında önemli bir faktördür. Ölen kişinin artık gelmeyeceğini bilirler fakat ölümü kendileriyle ilişkilendirmezler. Kendilerinin ölümlü olduğunu düşünmezler. Çocuk bu dönemde ölüm temaları içeren rüyalar görebilir. Bir yakını öldüğünde yetişkin gibi kedere kapılabilir. Uyku ve yemek yeme alışkanlıklarında değişiklikler , alt ıslatma problemleri görülebilir. Fakat yaşamın ilk yıllarında ruhsal yönden desteklenmiş, güven ortamında büyümüş çocuklar bu dönemleri daha rahat atlatırlar.

    9-12 yaş grubu çocuklar; ruhsal ve zihinsel anlamda hayli ilerlemişlerdir. Ölüm ve ayrılığın ayrımı bu yaşlarda tam bir netlik kazanır. Bu yaşlarda ölüme ilişkin teorik ilgi ve merak başlar. Çocuk olan biteni anlamaya çalışır. Yaşayan her canlının başına gelebilecek bir şey olduğuna ikna olur. Fakat bu dönemin en zor kısmı anne-baba ya da sevdikleri bir kişinin ölebileceği ihtimaliyle yüzleşmektir. Bu ihtimal çocukları huzursuz eder. Kabuslara ve korkular geliştirmeye yol açabilir.

    13- 18 yaş grubu çocuklar; ergenlik döneminin getirdiği zihinsel, bedensel, cinsel gelişmeyle ölüme ilişkin tepkileri de yetişkin gibi vermeye başlar. Bu dönemde ergenler kendi varoluşları ve hayatla ilgili bir tür sorgulama içine girerler. Ölümle ilgili daha felsefi sorgulamalar yapmaya başlarlar. Bu soruları yetişkinlere yöneltirler. Ebeveynler çocuklarının sorularına ilgiyle ve içtenlikle cevap vermelidir. Ölüm üzerine kafa yormak ölüm korkusunu da artırabilir. Ergenlik dönemi çocukluk yaşantılarının tekrar gözden geçirildiği bir dönemdir. Çocukluk çağında yaşanan kayıpların acısı tekrar hissedilebilir. Bu dönemde zorlanan ebeveynlerin bir uzmandan yardım almaları faydalı olur.

    Anlaşılacağı üzere her yaşın ölüm bilgisi farklıdır. Çocukların ölüme ilişkin sorularını cevaplarken ya da ölüm haberi çocuğa verilirken gelişim özellikleri dikkate alınmalıdır. Çocuğa ölüm haberi verilirken dikkat edilmesi gereken genel ilkeler şöyle sıralanabilir;

    1. Uygunsuz bir zamanda değil çocuğun hazır olduğu ve sakin bir zamanda olmalıdır.

    2. Çocuğun iletişim girişimleri engellenmemeli ve soruları yanıtsız bırakılmamalıdır.

    3. Açıklamalar dürüstçe yapılmalı ve net olmalıdır. “artık bizimle değil” “gitti” gibi karmaşık ifadeler çocuğun kafasını daha da karıştıracaktır.

    4.  Özellikle uykuya ilişkin açıklamalardan kaçınmak gerekir. ” uyudu ve artık uyanmayacak”, “uzun bir uykuya yattı” gibi ifadeler çocuklarda uyku bozukluklarına sebep olabilir.

    5. Hastalık sürecinden sonra bir aile üyesi ya da bir yakınınızı kaybettiyseniz ” mikrop kaptı, hasta oldu” gibi ifadeler kullanmak çocuklarda temizlik takıntısı geliştirebilir.

    5. Yaşantının tekrar düzene gireceğine ilişkin çocuklarınıza güven vermeniz önemlidir.

    Unutmayın; insanlar çocuk da olsalar, bilmedikleri şeyden daha çok korkarlar. Çocuğunuzu korumak adına zihnindeki belirsizliği pekiştirirseniz daha derin korkulara sebep olabilirsiniz. Çocuğu korumanın en ideal yolu ona yaşına uygun açıklamalar yapmak ve belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Yas süreçleri ebeveynler ve yetişkinler  için de zor bir süreçtir. Daha kolay üstesinden gelmek için profesyonel yardım almanız aileniz için faydalı olacaktır.

  • Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda tuvalet eğitimi, onların psikolojik gelişimleri açısından önemli bir yer tutmaktadır. Tuvalet eğitimine ideal başlama yaşı 24-36 aylar arasıdır. Bu aralık çocuklar arasında bireysel farklılık göstermektedir. Bazı aileler bu süreci kolaylıkla aşabilirken, bazı aileler için zorlu geçebilmektedir. Çocuğun hazıroluşluğuna diğer çocuklarla karşılaştırma yaparak karar vermemek gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun ve bakım verenin bu süreçte hazır olup olmadığını belirleyebilmektir. Bu eğitime çocuğun hazır bulunuşluğundan önce başlandığında ya da geç başlanması halinde çocuklar birtakım zorluklar yaşamaktadır. Çocuğun hazır olması kadar, bu süreci yönetecek ebeveynin de kararlı olması gerekmektedir.

    Tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun hazır bulunuşluk düzeyini anlamanıza yardımcı sorular şu şekildedir:

    • Çocuğunuz idrarını defalarca az az yapmak yerine birkaç kere de yeterli bir miktarda yapabiliyor mu?

    • Birkaç saat boyunca kuru kalabiliyor mu?

    • Tuvalete gitme ihtiyacı olduğunu yüzüyle, mimikleri ile veya duruşu ile ifade edebiliyor mu? Tuvalete gitmesi gerektiği zamanları bildiriyor mu?

    • Altının ıslanmasından rahatsızlık duyuyor mu?

    • Yetişkinlerin davranışlarını taklit yeteneği gelişmiş midir?

    • Yetişkinlerin tuvalet kullanımıyla ilgileniyor mu?

    • Pantolonunu nispeten indirip çekebiliyor mu?

    • El ve parmak koordinasyonu çeşitli objeleri kavrayabilecek kadar gelişmiş mi?

    • Bağımsız davranabiliyor mu?

    • Tek başına kendine ait bir iskemlede oturup kalkabiliyor mu?

    • Basit yönergeleri yerine getirebiliyor mu?

    Bu sorulara evet cevabını veriyorsanız, çocuğunuz tuvalet eğitimine başlamak için hazır görünmektedir. Bu aşamadan sonra eğitimin zihin ve davranış düzeyindeki hazırlığına geçebilirsiniz.

    Zihinsel hazırlık kısmında ilk önce çocuğa onun anlayabileceği bir dil ile somutlaştırarak tuvaletin neden kullanılması gerektiği, çiş, kaka, bunların ne olduğu çocuğun anlayabileceği bir dil ile anlatılması gerekmektedir. Bu süreçte yine oyun ve oyuncaklardan, kitaplardan da yararlanabilirsiniz. Oyuncak ayı ya da benzeri bebek gibi oyuncaklara bez bağlayarak tuvalet eğitimi verebilirsiniz. Oyuncağının bezden çıkması oyunu ile çocuğunuz özdeşim kurarak ve eğlenerek tuvalet eğitimine uyum sergileyebilir. Ayrıca ona tuvalet eğitimi ile ilgili okuyacağınız hikayeler ve bu hikayeler üzerine gerçekleştireceğiniz sohbetler de bu süreci kolaylaştıracaktır.

    Davranışsal hazırlık kısmında ise tuvalette yapılan hareketlerin gösterilmesi ve tuvaletin nasıl kullanılacağının öğretilmesidir. Külotun indirilişi, tuvalete nasıl oturacağı, sonrasındaki temizlik öğretilmelidir. Tuvaleti çocuğunuza göre hazırlamanız da önem taşımaktadır. Tuvalete boyunun ulaşabilmesi için basamak yüksekliğinde bir destek hazırlayabilir ve klozetin önüne koyabilirsiniz. Tuvaletin içine koyacağınız destek ile oturma alanını daraltabilirsiniz. Bunları çocuğunuz için eğlenceli hale getirerek, birlikte oynadığınız oyunlarla gösterip öğretebilirsiniz. Çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Lazımlığına oturmayı rutin ve çocuğunuz için eğlenceli işlerden biri haline getirebilirsiniz. Bu çocuğunuzun alışkanlık geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Tuvalet eğitiminde çocuğunuz ile birlikte alışveriş yapabilirsiniz. Çocuğunuzun seçtiği malzemelerin kullanılması ve bu sürece onu da dahil etmeniz onu motive edecektir.

    Eğer çocuğunuz kendisine söylediklerinizi anlamasına rağmen yönergelere uymuyorsa ve yönergelere uymak konusunda direnç gösterip sizinle inatlaşıyorsa tuvalet eğitimine başlamamanız ve ilk olarak bu konu ile ilgili çözüme kavuşmak için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu süreçte sabırlı ve hoşgörülü olmanız gerekmektedir. Bu sebeple ebeveynin de hazırbulunuşu önem arz etmektedir. Tuvalet eğitimi sürecinde çocuk gerileme gösterebilir. Bu durum ile karşılaşan ebeveyn öfkelenmemeli, özellikle öfkesini, endişesini çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuğunuz tuvaletini yapmayı kesin bir şekilde reddediyorsa tuvalet eğitimine çocuğunuz hazır olana kadar beklemeniz ve inatlaşmamanız oldukça önemlidir.

    Bez bırakmaya karar verildikten sonra en önemli noktalardan bir diğeri, gündüz ve gece bezin bir arada bırakılmasıdır. Ebeveynlerin yaptığı yanlışlardan biri gündüz bezi çıkartıp, gece bezin bağlanmasıdır. Yatağına ıslatacağı, uykuda altına kaçıracağı endişesi ile aileler gece bez bağlamayı tercih etmektedirler. Fakat bu yaklaşım çocuğun sürecini daha zorlu bir hale getirebilmektedir. Gündüz mesane kontrolünü sağlayan ve altına kaçırmayan çocuk, gece altına yapabilmekte ve bu nedenden dolayı tutma refleksi gelişememekte, altını ıslatma sorunları devam etmektedir ve sonraki süreçte de gece bezini bırakmakta aile ve çocuk zorluk yaşamaktadır. Bu sebeple gündüz ve gece bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Bezi bir kere hayatınızdan çıkarttığınızda bu tamamen her koşul için gerçekleşmelidir. Yoksa çocuk bezi istediği zaman kullanabileceğini düşünebilmekte ve geri dönüşler yaşanabilmektedir. Ailelerin gece bağlamayı tercih ettikleri alıştırma külotu da altına bağlanan bezin mantığından farklı değildir ve gece bez bağladığında veya alıştırma külotu giydirdiğinizde çocuğunuza giden mesaj yine aynı olacaktır. Eğer yatağın ıslanması ile ilgili siz endişe içindeyseniz yatağına çarşafının altına hasta bezlerinden serebilirsiniz.

    Çocuğunuzun bezi bırakıp, tuvaleti kullanacağı gün hem çocuk hem de aile için heyecan vericidir. Hazırlıklarınız tamamlandıktan, çocuğunuzdan bezi çıkartmaya yönelik hazırlığına ilişkin geri dönüşleri aldığınızda ve siz kesin olarak karar verdiğinizde, çocuğunuza bunu bir iki gün önceden “artık bezlerinden ayrılacağını, bezini kullanmayacağını” söylemelisiniz. Aile içinde de bununla ilgili konuşmalar gerçekleştirebilirsiniz. Bezi çıkartacağınız günün sabahında bezini açın, kirli bezini birlikte kaldırın. Evinizdeki diğer bezleri de artık ihtiyacı olmadığı açıklamasıyla birlikte kaldırın. Kendi seçtiği temiz ve yeni külotunu giymesine yardımcı olun. Ona rol model olarak tuvalet ihtiyacınız geldiğinde tuvalete gittiğinizi bildirin. Senin de çişin geldi mi? şeklinde ona da sorun. Öğle uykusuna yatmadan ve gece uyumadan önce mutlaka çişini yaptırın.

    Tuvalet alışkanlığını kazanamamış kimse yoktur. Süreç içerisinde yaşayabileceğiniz zorluklar siz ebeveynleri endişeye sürüklememelidir. Tuvalet eğitimi sürecinde sizin bu konuyla ilgili endişenizi sezinleyip, çocuk kendi üzerinde bu konuyla ilgili baskı hissetmemelidir. Özellikle bu süreci yöneten ebeveynin tutumu sürecin uyum içinde ilerlemesini sağlayacak önemli faktörlerden biridir. Süreç içerisindeki dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri, ebeveynin ‘kötü, pis’ vb. şeklindeki tepkileri ve söylemleridir. Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, utanmasına sebep olacak tepkilerde ve söylemlerde bulunulmamalıdır. Ebeveynin bu tepkileri süreci zorlaştırmaktadır. Çocuk kirlenmeye karşı bir hassasiyet geliştirebilir ve tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyebilir. Sonrasında da çocuğunuzda tuvalet ihtiyacını tuttuğu için altına kaçırmalar gözlemlenmeye başlanabilir. Eleştirmekten, rencide etmek, cezalandırmaktan kesinlikle kaçınmak gerekmektedir. Başarılarını, yapabildiklerini övgü ile karşılayarak çocuğunuzu cesaretlendirmelisiniz. Tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmesi veya tuvalete gidip pantolonunu çıkarmış olması da takdir edilmelidir. Süreç

    içerisinde “kızım kendi kendine tuvaletini yaptı”, “artık kızım da temiz, kuru külot giyiyor.”, “kızım artık büyüdü” gibi sözel ifadelerle ödüllendirmeniz çocuğunuzu motive edecektir.

    Unutulmamalıdır ki, tuvalet eğitiminin tamamlanması çocuktan çocuğa farklılık göstermektedir. Bu eğitime başlamak için doğru zamanı belirleyebilmek de önemlidir. Çocuğunuzun hayatında kardeş doğumu, taşınmak, okul sürecine yeni başlamış olmak gibi benzeri bir değişim mevcut ise, tuvalet eğitimi sürecine uyum sergilemekte zorlanabilir. Bu öneriler dışında tuvalet eğitimi süreci içerisinde karşılaştığınız, çocuğunuzda gözlemlediğiniz ve zorluk yaşadığınız durumlarla ilgili bir uzman desteğine başvurmanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı birçok aileyi zorlayan konulardan biridir. Kıskançlık, sevilen bir kişinin başkası ile paylaşılmasından duyulan rahatsızlıktır. Kıskançlık duygusu aynı öfke, üzüntü, mutluluk gibi doğal duygulardan bir tanesidir ve sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Kıskançlık neticesinde kardeşine istenmedik tutum sergileyen çocuğu yargılamadan önce ilk olarak bu duygunun nedenleri üzerine düşünmek ve bu kıskançlık duygusunun doğal bir duygu olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Aile içinde önemli olan kardeşlerin rekabet etmeden işbirliği içinde, duygularını sağlıklı ve işlevsel bir şekilde ifade edebildikleri, her birinin ayrı ayrı koşulsuz kabul edildikleri ve değer gördükleri, kimsenin bir role hapsedilmediği bir aile ortamında büyümeleridir.

    Kardeş kıskançlığının nedenleri bakacak olursak, doğmadan önce tüm ilgi ve dikkat çocuğun kendi üzerindeyken, kardeşi doğduktan sonra bu ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltimesi neticesinde çocuk kaygı yaşayabilir. Anne ve babası tarafından daha az sevileceğini, daha az ilgi göreceğini, anne babasının kendisine olan sevgisini kaybedeceğine ilişkin korku yaşayabilir. İlk olarak çocuğun bu kaygısını anlamak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığının diğer nedenlerine baktığımızda bir diğeri, kardeş doğumu sırasında anne baba tutumlarının farklılaşmasıdır. Kardeşe duyulan kıskançlığın şiddeti, anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkinin niteliğine ve çocuğun yeni doğan kardeşine olumsuz bir tutum içerisinde sergilediği davranışlarına ailenin gösterdiği hoşgörü de etkilidir. Kıskançlık duygusunun şiddetini belirleyen etmenler de biri de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerdeki kıskançlık duygusu, yaş farkı fazla olanlara göre daha yüksektir. Çevredeki kişilerin tepkileri ve tutumları da bu duygu üzerinde etkili olabilmektedir. Çocukları birbirleriyle kıyaslamak olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çevreden gelen tepkiler ile kıyaslanan çocuklar birbirleriyle rekabet ederek, birbirlerine karşı öfke, kıskançlık gibi duygular besleyebilirler.

    Kardeş kıskançlığının belirtileri annenin hamilelik döneminde başlayabilmektedir. İçe kapanma, sık sık sevilip sevilmediğini sorgulama, ilgi çekmeye çalışan davranışlar içerisinde olma, altını ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma gibi yaş dönemi öncesine ait davranışlar sergileme, saldırgan davranışlar sergileme, huzursuz, gergin olma, baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler gösterme, doğacak veya doğmuş olan kardeşine yönelik çok yoğun sevgi veya çok yoğun öfke içerisinde olmak kardeş kıskançlığının belirtileri arasında sayılmaktadır. Kardeşinin doğmasıyla birlikte çocuk ikircikli duygu yaşamaktadır. Bir yandan ilgi ve koruyuculuk bir yandan da huzursuzluk, öfke, kıskançlık gibi duygular içerisindedir. Kendi içinde annem ve babam eskisi gibi beni sevmezse korkusu taşıyabilmektedir. Bu duygu ile beraber çocuk ailesini sınayan davranışlar içerisine girer. Huysuz, gergin, agresif bir tutum sergileyip olur olmadık isteklerde bulunur, pasif agresif davranışlar sergiler. Kardeşi gelene kadar evin ilgi odağı kendisiyken bir anda kendini sevilmeyecek gibi hissedebilir. Bu his ile beraber içine kapanık, yemek yemeye başlayabilir veya okula gidiyorsa derslerindeki başarısında düşüş olabilmektedir. Çocuklar önceki gelişim dönemi davranışlarına dönerek (gerileme, regresif) kıskançlık duygularını ifade edebilmektedirler. Bunlara örnek olarak, parmak emme, altını ıslatma, bebeksi konuşma, tırnak yeme, konuşma bozuklukları, kekeleme, uyku problemleri, annenin yatağında yatmak isteme vb. davranışlar gösterilebilir. Yemek yemede, uykuda, giyinmekte veya başka konularda özellikle anneyi zorlayarak sorun çıkartabilmektedirler.

    Kıskançlık duygusu ile beraber kardeşine ya da onun eşyalarına zarar vermeyi deneyebilmektedirler. Uygun şekilde bu duruma müdahale edilmezse saldırgan davranışlar daha da artabilir. Anne-babanın tepki göstereceğini bildiği için kardeşini seviyormuş gibi yapıp sahte bir sevgi gösterirken, gizlice kardeşini ağlatıp ona zarar verebilir. Bazı çocuklar kıskançlık duygularını belirgin bir şekilde belli ederken bazı çocuklar da duygularını bastırarak, aşırı sahte sevgi gösterisinde bulunurlar. Bu davranışlarının altında ebeveynlerinin sevgisini ve ilgisini kaybetme korkusu yatmaktadır.

    Anne-baba olarak neler yapabileceğinize bakacak olursak, ilk olarak daha kardeş gelmeden çocuğunuzu hazırlamak ile başlayabilirsiniz. İlk aşamada sizin kaygılı olmamanız, rahat hissetmeniz önemlidir. Eğer çocuğunuzun kardeşine nasıl davranacağı ile ilgili kaygı içindeyseniz, çocuğunuz da bunu hissedecektir. İlk olarak kardeşinin isim seçiminde onun da düşüncelerini alabilirsiniz. Kardeşi ile ilgili olan sürece çocuğunuzu da katarsanız o da sorumluluk hissedebilecektir. Doğacak çocuğunuzun eşyalarını birlikte hazırlayabilirsiniz. Bir bebeğin ihtiyaçları neler olabilir şeklinde sohbetler edebilirsiniz. Bu süreçte bebek ile ilgili konularda onun da yardımını isteyebilir ve ona küçük sorumluluklar verebilirsiniz. Kardeş ile ilgili hikaye kitapları okuyabilir ve okuduğunuz kitapların içeriğiyle ilgili sohbetler edebilirsiniz.

    Her şeyden önce ilk olarak kıskançlık duygusunun doğal olduğunu kabul edip, çocuğunuzun davranışlarını kıyaslamamalı ve yok saymamalısınız. Çocuğunuzun hissettiği bu duyguyu dışa vurması konusunda onu teşvik edebilmelisiniz. Bu süreçte de oyun ve resimlerden faydalanabilirsiniz. Oyunda çocuk, gerçek hayatta ifade edemediği duyguları ifade edebilme imkanı bulur. Örneğin oyun içinde canlandırdığı kardeş karakterini boğar veya geri gelmemek üzere tatile gönderir. Çizdiği resimlerde de kardeşini aile tablosunun dışında çizebilir veya aile resminde hiç yer vermeyebilir. Bu durumda çocuğun kıskançlık duygusunu empati ile karşılamalı, anlayış göstermelisiniz. Çocuğun kardeşine olan olumsuz duygularını inkar edip yok saymak yerine bu duyguların varlığını kabul etmeli, uygun bir şekilde bu duyguları açığa çıkartmayı sağlamalısınız. “Kardeşinin sürekli etrafında olması senin için zor olmalı. Ne hissettiğini bana anlatabilirsin, nasıl hissettiğini bilmek benim için önemli” gibi söylemlerle çocuğunuzun duygularını dinleyebilirsiniz. Ebeveyn olarak, birbirlerine zarar vermeden öfkelerini nasıl ifade edebileceklerini onlara öğretmelisiniz. “Kardeşine vurmana izin veremem ama çok öfkeli olduğunu bana anlatabilirsin, çizebilirsin, bunu bana biraz daha anlatmak ister misin?” şeklinde yaklaşım sergileyebilirsiniz. “Herkesin çok tatlı diyerek kardeşinin etrafına toplanıp sevmesi seni öfkelendirebiliyor değil mi? Sen bebekken de aynısını sana da yapıyorlardı ama kızgınlığını anlayabiliyorum. Bu olduğunda bana bir işaret ver göz kırpmak gibi. Ben de sana göz kırparım. Böylece benim seni anladığımı anlarsın. Bu bizim aramızdaki bir oyun olsun.” gibi yaklaşımlarla duygularının anlaşıldığını hissettirebilirsiniz. Olumsuz duygular dışarı çıkmadan, ifade edilmeden olumlu duygular içeri giremez. Kardeşler arasında olumlu duygular olması için ısrarcı olmak olumsuz duyguları meydana getirebilmektedir ama kardeşlerin arasındaki olumsuz duyguları anladığınızda, anladığınızı hissettirdiğinizde olumlu duygular beraberinde gelmektedir.

    Çocuğun anne babasından beklediği, özel olduğunu hissetmektir. “ben ikinizi de eşit seviyorum” demeniz kendilerini özel ve ayrı bir birey olarak sevilme ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Çocuklar eşit sevgi yerine, özel olarak sevilme ve ilgilenilme ihtiyacı duymaktadırlar. “En çok kimi soruyorsun?” sorusuna ikinizi de eşit seviyorum demek yerine, “ikiniz de benim için özelsiniz. Sen benim biricik kızımsın, sen benim biricik oğlumsun. Dünya üzerinde senin benzerin olan başka biri yok, kızım/oğlum olduğun için çok memnunum” şeklinde onların özel olduğunu vurgulamak önemlidir. Çünkü eşit sevilmek, bir şekilde daha az sevilmektir. Kıskanmasın diyerek bir çocuğunuza aldığınızın aynısını diğerine almak, gösterilen ilgi eşit olsun diye çocuklardan biri sadece anne ile, diğer çocuk da sadece baba ile zaman geçirmesi şeklinde yaklaşımlar kıskançlık duygusunu daha fazla arttırmaktadır.

    Hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla onu sevdiğinizi ifade etmeniz gerekmektedir. Çocuk kardeşi doğduktan sonra anne babanın sevgisinde azalma olmadığını hissetmelidir. Çocuğunuza zaman ayırarak, onunla konuşarak, onunla birlikte ortak bir zaman diliminde paylaşımda bulunarak davranışlarınızla da sevginizi hissettirmelisiniz. Doğan kardeşine rağmen annesinin kendisiyle oyun oynadığını, zaman geçirmeye çalıştığını gören çocuğun kaygısı azalacak ve beraberinde kıskançlık belirtileri de azalmaya başlayacaktır. Her çocuğunuz için ayrı, onlara özel zaman ayırmak çok önemlidir ama bu zamanı eşit olarak paylaştırmak yerine çocuğun ihtiyacına göre zaman ayırmanız doğru olacaktır.

    Doğan kardeşine zarar verebileceği endişesi ile çocuğunuzu bebekten uzaklaştırmaya çalışmanız doğru değildir. “Sen artık abla oldun” diyerek çocuktan yaşının üzerinde olgunluk beklememek gerekmektedir. Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi hissetmemelidir. “Kardeşimden nefret ediyorum” diyen bir çocuğu ayıplamak, çocuğun kardeşine olan kızgınlı ve kıskançlığını daha da artırmaktadır. Çocuk bu olumsuz duygusunu ifade etmeden önce anne bu durumu kendisi ifade edebilir. “Kardeşin doğduğundan beri onunla ilgilendiğim için seni sevmediğimi düşünüyor olabilirsin, ama bu doğru değil. Eskisi kadar seni seviyorum. Benim de kardeşim olduğu zaman böyle hissetmiştim, anneme öfkelenmiştim. Ama sonradan bunun böyle olmadığını anlamıştım.” gibi söylemler anne ile çocuk arasındaki bağı güçlendirir, çocuğun kaygısını azaltır.

    Birbirleriyle çatışma yaşayan kardeşler arasındaki roller de önem taşımaktadır. Kardeşlerden biri sevilmek ve kabul edilmek için “iyi çocuk”, diğeri ise olumsuz bir ilgi olsa da ilgi ilgidir diyerek “kötü çocuk” rolüne hapsolabilmektedir. Roller bir kez belirlendikten sonra çocuklar bu rolleri oynamayı sürdürebilirler. Burada ebeveyne düşen en önemli görev, zorba rolündeki çocuğu şefkata yönlendirmek, kurban rolündeki çocuğu ise güçlendirmektir. Birbirleriyle tartıştıklarında dikkatinizi saldırgan davranışlar sergileyen çocuğunuza yöneltmemelisiniz. Bunun yerine mağdur olan ile ilgilenin. Burada saldırgan çocuğa giden mesaj “annemin ilgisini çekemedim, buna değmedi”, mağdur olan çocuğa giden mesaj ise “seslendiğim için annemin ilgisini çektim” şeklinde olacaktır. Onlar kavga ettiklerinde yargılamamalı, cezalandırmamalısınız. Kimin haklı haksız olduğunun kararını siz vermemeli, taraf tutmamalısınız. Sorumluluğu çocuklarınıza vererek “Sende kibar ve anlayışlı olabilme becerisi var. Onu kullan” şeklinde sorunu kendilerinin çözebileceklerine dair güven duyduğunuzu belirtmelisiniz.

    Çocuğunuzdaki kardeş kıskançlığı çocuğunuzun günlük hayattaki işlevselliğini etkiliyor, aile içi ilişkilerinizde bu durum sebebiyle zorluk yaşıyorsanız, çocuğunuzda gözlemlediğiniz tepkiler gereğinden daha uzun sürmüş ve kardeşin varlığına uyum sergilemekte direnç gösteriyorsa, anne-baba olarak nasıl bir tutum sergileyeceğiniz konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız uzman desteği alabilirsiniz.

  • Tam da Benim İstediğim Gibi Bir Çocuk

    Tam da Benim İstediğim Gibi Bir Çocuk

    Çocuğunuzun tam da sizin istediğiniz gibi biri olma fikri kulağa ne kadarda güzel geliyor değil mi? Sizin sevdiğiniz her şeyden istisnasız hoşlanan, sevmediklerinize ise yüz metre dahi yaklaşmayan, sizin istediğiniz mesleği seçen, istediğiniz kişiyle arkadaş olan istemediğinizle konuşmayan, sizin istediğiniz biriyle evlenen bir çocuğa sahip olmayı mı hayal ediyorsunuz? O zaman bu yazı da işinize yarayacak çok şey bulacaksınız demektir.

    Çocuğunuzu kucağınıza aldığınız ilk anı hatırlıyor musunuz? Doğduğu ilk andan itibaren size ne kadar da muhtaç ve bağımlı olduğunu. Acıktığında karnını doyurmanıza, korumanıza, üşüdüğünde giydirmenize, hatta gazı geldiğinde çıkarması için yardımcı olmanıza ne kadar da muhtaçtı. Sonra biraz büyüdü ve ona güldüğünüzde agucuklar yapmaya, sesiniz biraz yükseldiğinde ise huzursuzlanmaya başladı. Yürümeye başladığında ise sizin peşinizden gelmek istedi. Yabancı birini gördüğünde size koştu çünkü size güveniyordu. Daha küçücükken siz onu istediğiniz yere kucağınızda taşırken, yürümeyi öğrendiğinde o istediği yeri keşfetmeye çalıştı ve siz onun peşinden koşturmak zorunda kaldınız. Biraz daha zaman geçtikten sonra artık istemediği zaman yemek yememeye başladı. Bir şeyleri kendi yapmak istedi ve çocuğunuzun bir şeyleri başardığını gördüğünüzde onu “Aferin” diyerek, alkışlayarak ya da başını okşayarak takdir ettiniz. Neden mi? Çünkü çocuğunuz büyümeye başlamıştı, kendi başına başardığı birçok şey vardı. Yemeğini kendisi yiyor, tuvalet ihtiyacını karşılıyor, kendisi giyinip soyunabiliyordu. Bunlar küçükken bağımsızlaşmaya başladığının küçük emareleri idi. Bu süreç aynı zamanda kendi gibi olmayı da içinde barındırarak gelişiyordu ve bu bağımsızlaşma savaşı kendi kişiliğini bulana dek devam edecekti. Bu zamana kadar ve bu zamandan sonra ihtiyacı olan tek şey sizin koşulsuz sevginiz ve size duyduğu güven olacaktır. Geçmişe dönüp baktığınızda sizin de ailenizden beklediğiniz en yegane şey bu olmaz mıydı? Ailenizin sizi artı ve eksi yönlerinizle koşulsuz sevdiğini, kabul ettiğini ve desteklediğini düşünün. Bu yüzden tam da sizin istediğiniz gibi bir çocuk yetiştirmek yerine çocuğunuzun kendi gibi biri olmasında ona destek olmaya ne dersiniz?

    Ergenlik dönemi deyince genelde aklımıza asi, söz dinlemeyen, kendini ispatlamaya çalışan, zaman zaman içine kapanık, genelde yalnız kalmak isteyen, daha çok hem cinsleri ile vakit geçiren, kadın-erkek arkadaşlığının romantik boyutlara dönebildiği örnekler gelir. Peki ergendeki tüm bu fiziksel, hormonal, ruhsal, zihinsel ve sosyal gelişim ve değişim boyunca ebeveynlere veya bakım verenlere düşen rol nedir? Bu süreçte çocuğunuz kendisindeki zihinsel ve fiziksel farklılıkları, ruh halindeki iniş ve çıkışları anlamlandırmaya çalışırken sizin anlayışınıza, onu tüm yeterlilikleri ve eksiklikleriyle kabul etmenize ihtiyaç duyar. Çocuğunuz bu dönem boyunca kolları ve bacakları daha hızlı büyüme gösterdiği için sakarlıklar yapabilir. Hormonal değişimlerden kaynaklı olarak duygusallaşabilir ya da sosyal olarak sizinle değil de arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek isteyebilir. Çünkü bu süreçte ergenler yetişkin gibi davranmaya çalışırken içlerinden gelen çocuksu dürtüler ile de baş etmeye çalışırlar. Bu noktada da ailelere düşen en önemli rol ergenleri koşulsuz kabul ile kucaklamak olacaktır. Peki çocuğumun yanlışlarını da mı kabul etmeliyim, ona doğruyu yanlışı nasıl öğreteceğim? diye soruyor olabilirsiniz. Bu noktada aile tutum ve davranışlarına ihtiyaç duyulan kabul ve sınır boyutları olarak ele alınabilir. Kabul boyutu, ergeni merkeze alan çocuğunuzu kabul etmekten tutun da reddetmeye kadar farklılık gösteren bir cetvelin iki ucuna benzetilebilir. Aynı şekilde, sınır boyutu da kısıtlayıcı tutumdan hoşgörülü tutuma kadar uzanan geniş bir yelpaze olarak düşünülebilir.

    Anneler, babalar ya da bakım verenler olarak siz ergenlik dönemindeki çocuklarınıza onları oldukları gibi kabul ettiğinizi gösterirseniz, onların önem verdikleri sorunları ya da hobileri ile ilgilenirseniz, duygularına aracılık eder ve çocuklarınızı anladığınızı onlara hissettirebilirseniz ergenler kendilerinin kabul gördüğünü düşünürler. Böylece, ergenlik dönemindeki çocuklarınız kendi davranışlarının sorumluluklarını alan, kendi kendini denetleyebilen, eksikliklerinin ve yeterliliklerinin kendisinin de bilincinde olduğu kişilikler geliştirirler. Tam tersi olarak ergenin küçük görüldüğü, sevilmediği, şiddet gördüğü düşmanca bir ebeveyn ve ergen ilişkisi ise ergende saldırgan davranışların ortaya çıkmasına, evden kaçmaya, kötü arkadaşlıklar edinmesine, uyuşturucu kullanımına neden olabilir.

    Bunlara ek olarak pek çok ebeveyn farkında olarak ya da olmayarak zaman zaman çocuklarına kabul edilmediğini hissettirebilmektedir. Nasıl mı? Örneğin; çocuğunuz düşüncesini dile getirdiğinde “Sen daha küçüksün anlamazsın?”, “Büyüklerine karşılık verme!”, “Bunlarda sorun mu oğlum/kızım” gibi cümleler sizin de ağzınızdan çıkıyorsa çocuğunuz büyük ihtimalle kendi duygu ve düşüncelerine saygı duyulmadığını ve sizin onu anlamadığınızı düşünüyor olabilir ve bunun sonucunda; ya kendi gibi ailesi tarafından kabul görmeyen arkadaşlıklar kurabilir ya agresif tavırlar sergileyip sürekli size kendinizi ispatlamaya çalışır ya da içine kapanık kimseye kendini açmayan bir ergen haline gelebilir.

    Sevgili ebeveynler, öncelikle ergenlik dönemindeki çocuklarınızın ne söylediklerini duymak istemelisiniz. Neden sizle değil de arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek istiyor, neden kendisi ile daha çok ilgilenmeye başladı, neden sizinle oturma odasında oturmaktan değil de kendi odasında oturmaktan keyif alıyor, neden ufak tefek sakarlıklar yapıyor? Bunların sebebini hem gerçekten duymak istemeli hem de çocuklarınızı artı ve eksi yönleri ile kabul etmelisiniz. Ergen çocuğunuza vakit ayırmalı, o an vakit ayıramıyorsanız bunu çocuğunuza açık ve net bir dil kullanarak anlatmalı ve daha sonrasında çocuğunuz için uygun zaman yaratmalısınız.

    Sonuç olarak, anneler, babalar veya bakım veren diğer kişiler çocuklarına koşulsuz sevgi ve şefkat göstermeli, onlara güven ile yaşayacakları bir ortam yaratmalı ve çocuklarınızın sizlerden farklı kişilik özelliklerine sahip olabileceğini unutmamalısınız.

  • Çocuk İstismarı

    Çocuk İstismarı

    Gözler görmeye, kulaklar duymaya hazır mı acaba?

    Son 3 yılda 13 bin çocuğun istismar mağduru söylenmektedir. Acı ama gerçek. Dünyanın her köşesinde bazen gün yüzüne çıkan bazen de hiç bilmediğimiz olaylar yaşanmakta. Çocuk gelinler, küçük anneler, çocuk pornocuları ve maalesef daha birçokları.

    Üzülerek söylemekteyim ki sıkça duyduğumuz bir takım soruların cevaplarını ne kadar biliyoruz?

    Çocuk istismarı nedir?

    Cinsel istismar neye denir?

    Cinsel istismar içerisinde çocuk istismarını saptamak en zor olanıdır. Çünkü daha çocuktur ve belki de kendini ifade edemeyecek ya da ne olduğunu henüz kavrayamayacak kadar küçüktür. Saptanamamasının en kritik noktası ise; yetişkinler tarafından bildirilmemesi ve üzerinin örtülmesidir. Konuyla ilgili yetkilileri bilgilendirmek utanılacak bir durum değildir. Aksine ne kadar çok gün yüzüne çıkarsa o kadar farkındalık da artacaktır.

    Çeşitli cinsel istismar bulunmaktadır.

     Bunlar:

    1.      Seksi konuşma

    2.      Teşhir

    3.      Röntgencilik

    4.      Cinsel dokunma

    5.      Oral-genital seks

    6.      Interfemoral ilişki (korku ve acı duyulan cinsel ilişki)

    7.      Seksüel penetrasyon (objelerle, dijital, genital, anal)

    Aile içi ve aile dışı cinsel istismarlar bulunmaktadır. Aile içi cinsel istismar da ensest dediğimiz, evlada yönelik olan cinsel istismarlar ve diğer akrabalardan da kaynaklı istismarlardır. Üvey babalar ve birlikte yaşanan partnerlerde aile içi sayılırlar.

    Aile dışı cinsel istismarlar ise; aileyle hiç bağı olmayan bireyler tarafından yapılan istismarlardır.

    Geçmişten günümüze hep “aman sus, sen bilmezsin, sen küçüksün, karışma, konuşma” şeklinde bir çocuk yetiştirme şekli olduğundan çocuklar sorgulamıyor ve araştırmıyorlar. Her zaman itaat etmeye hazır söyleneni koşulsuz yapan bireyler haline gelebiliyorlar. Elbette ki her ailenin yetiştirme şekline göre bu değişkenlik gösterebilmektedir.

    Peki, çocuklarımıza neler öğretmek gerekir?

    ·         “Yalnız yerler güvenli değildir!

    ·         Tanımadığı kişilerden şeker, oyuncak, çikolata v.b. gibi şeyler almamalıdır!

    ·         Aileden izinsiz arabalara binmemelidir!

    ·         Yardım gerekiyorsa, üniformalı birinden yardım istemelidir!

    ·         Kendi adını, annesi ve babasının adını, telefon numarası ve ev adresini bilmelidir!

    ·         Su birikintisi, kuyu, nehir veya denize ailesi yanında olmadan girmemeli ve yaklaşmamalıdır!

    ·         İstemediği şeylere HAYIR diyebilmelidir!

    ·         Tedirginse oradan uzaklaşmalı ve bağırmalıdır!

    ·         Birinin dokunmasından rahatsızlık duyuyorsa HAYIR DOKUNMA diyebilmelidir!

    ·         Bir çocuğun sesi ALARMı olmalı, ÇIĞLIK ATMAyı öğrenmelidir!

    ·         Başkalarının söylediklerini ailesi ile paylaşması gerektiği öğretilmelidir!

    ·         Bir yere gitmeden önce ailesine sormalı, söylemelidir!

    ·         Büyük biri çocuktan yardım isterse ailesine danışmalıdır!”

    Çocuklar; güvende olmaya hakları olduğunu, bedenlerinin kendilerine ait olduğunu bilmelidirler. En önemlisi de bazı sırların hiçbir zaman saklanmaması gerektiğini onlara öğretin.

  • Çocuklarda Alt ve Yatak Islatma

    Çocuklarda Alt ve Yatak Islatma

    Çocuklar denilse de 20li yaşlara kadar görülebilmektedir. Genelde iki grup halinde gözlemlenmektedir. Her gün alt ıslatma yaşayan ve travma sonrası kaynaklanan alt ıslatma gözlemlenir. Örnek vermek gerekirse; okula başlama, kardeş doğumu, ölümler, kazalar vb. gibi durumlara bağlı gerçekleşebilmektedir.

    Hayattaki büyük bir değişiklikten sonra başladıysa burada daha rahatsız olunacağı düşünülmektedir. Bir hafta alt ıslatma var bir hafta yok ya da bir gün var bir gün yok şeklinde gözlemlenebilir. Aynı gece içerisinde 3-5-6 kere de alt ıslatma görülebilir. Her altını ıslatan çocuğun illa ki psikolojik bir problemi olmak zorunda değildir. Bu sebeple psikoloğa alt ıslatma şikâyetiyle gelen aileyi öncelikle doktora yönlendirmek verilebilecek en doğru karardır. Merkezi sinir sistemine ilişik olarak idrar torbasının dolduğunu idrak edemeyen çocuğun altına kaçırması muhtemeldir. Merkezi sinir sisteminde bir kopukluk söz konusu ise; çocuk idrar kesesi dolduğunda refleks olarak idrarını bırakacak ve bunun farkına varamayacaktır.

    Normal koşullarda 5 yaşını tamamlamış bir çocuğun geceleri yatağını ıslatmaması gerekir. Araştırmalar göstermektedir ki her 100 çocuğun 15inde bu problem gözlemlenmektedir. Uzmanların açıklamalarına göre; genetik faktörlere de dayandığı söylenmektedir. Eğer ki anne ya da babada da böyle bir sorun görülmüşse, çocukta da olması olasıdır. Eğer hem annede hem de babada varsa çocukta görülme olasılığı 3-4 kat olduğu söylenmektedir. Anne ya da babanın bu sorunu atlattıkları yaş ile çocuğun da bu sorunu atlatma yaşı çoğu zaman paralel seyretmektedir.

    Belli başlı temel faktörler iyice değerlendirilmeli ve ona göre bir tedavi planlaması gerçekleştirilmelidir. Eğer fizyolojik olarak herhangi bir bulguya rastlanmıyorsa, psikoloğa gitmek gerekebilmektedir. Yukarıda da bahsedildiği gibi travmalara bağlı olarak gözlemlenen durumların olmasının yanı sıra özellikle de zaman zaman gerek gece yatak ıslatması gerekse herhangi bir mekânda ya d a konumda da çocuk altını ıslatabilir. Kimi zaman kendilerince tepki koymak adına böyle bir davranış sergileyebilirler.

  • Çocuklarda Özgüven Eksikliği ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Özgüven Eksikliği ve Çözüm Yolları

    Özgüven duygusu 0-6 yaş arasında ailesel yaşantılardan kazanılır. Maalesef bu yaşlarda ebeveynler “Daha çok küçük, bizim korumamıza ihtiyacı var.” diye düşünerek fazla koruyucu ve baskıcı olabiliyorlar. Hâlbuki burada korumanın sınırı çok önemlidir. Gerekli koruma ve sevgi tabi ki çocuk gelişimi için çok faydalıdır; fakat sınırını aşan baskıcı tutum, çocuklardaki özgüven duygusunu azaltmaktadır. Özgüven, belli bir düzeye ulaşıncaya kadar gelişir; genellikle 10 yaşında özgüvenin gelişimi tamamlanır ve bir süre sonra, ergenlik döneminde çocuk özgüvenini test etmeye başlar. Çocukların özgüvenini en çok etkileyen kaynak anne-babadır.

    Çünkü çocuklar ilk yıllarını, onları çevreleyen yetişkinlerin kendileri hakkındaki düşüncelerinin bombardımanı altında geçirirler, sonraki yıllarda da bu duyduklarını kendi davranışlarına yansıtmaya başlarlar. Anne-babadan sonra çocuğun özgüveninde en büyük etkiyi yapan öğretmenleridir. Sonra da yaygın inanışın tersine akranlarıdır.

    Sağlıklı Bir Özgüven Duygusu Geliştirmiş Olan Çocuklar;

    · Hem derslerde, hem ders dışı konularda kendilerini yeterli bulurlar.

    · Bir şeyi başarmada kendilerine güven duyarlar, çözüm üretmeye yönelik çaba harcarlar.

    · Okul, öğretmenleri ve arkadaşları hakkında olumlu duyguları vardır.

    Özgüvenleri Yaralanmış Çocuklar İse,

    · Toplumca kabul edilmeyen alışkanlıkları edinmede arkadaş baskısından daha çok etkilenirler, sosyal başarıları daha azdır.

    ·         Daha içe kapanık ve kaygılıdırlar.

    ·         Bir işi başarmak, bir soruna çözüm bulmak konusunda kendilerine güvenleri düşüktür, bir başkasının destek ve onayını beklerler.

    ·         Kendilerini sürekli eleştirirler, olumsuz duygu ve düşünceleri kendilerine yöneltirler. Var olan potansiyellerini başarıya dönüştüremezler.

    ·         Depresyona daha yatkındırlar.

    Özgüveni düşük olan çocuk, birazdan anlatacaklarım gibi davranıyorsa kendisine ve çevresine karşı güven duygusunun gelişimi için anne babanın desteğine ihtiyacı vardır.

    ·         Okul, öğrenme, arkadaş ilişkileri gibi önemli konularda kendine güvensizlik duyuyorsa,

    ·         Başkalarına sözel ya da fiziksel olarak kaba davranmaya başladıysa,

    ·         Yeni şeyler denemekten çekiniyorsa, Doğal kabul edilebilecek düzeyin üzerinde olumlu veya olumsuz davranışlarıyla dikkat çekmek için aşırı çaba harcıyorsa,

    ·         Sürekli, onu sevmediğinizi ya da istediği kadar övmediğinizi düşünüyorsa,

    Çocuğun özgüvenini geliştirmek için anne ve baba ona nasıl yardım edebilir?

    Çocuğa sınırların belli olduğu ve sevginin açıkça ifade edildiği olumlu bir ev yaşamı sağlanmalıdır. Böyle bir ev ortamında yetişen çocuğun, hem akademik, hem de kişisel özgüveninin temeli oluşturulmuştur. Başarıyla sonuçlanmasa bile çabaları takdir edilmelidir. Bir çocuğun anne-babası tarafından, “Öğrenmeye çalışmandan gurur duyuyorum”, “İyi çalışman beni mutlu ediyor” gibi sözlerle yüreklendirilmesi, çocuğun daha çok çaba harcaması için onu motive edecek, mücadele gücünü geliştirecektir.