Etiket: Çocuk

  • Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Okula başlangıç süreci içerisinde aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazı aileler çocuklar kendinden ayrıldığı için, suçluluk duygusu yaşayabilirler ve bu durumdan dolayı kendilerini kötü hissedebilirler. Ebeveynler tarafından çocuğa hissettirilen bu duygular, çocuğun kaygısını arttırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle ailenin kararlılığı ve iç rahatlığı çocuğun uyum sürecini kolaylaştırıcı bir faktör olması açısından çok önemlidir.
    * Çocuğun okula başlama sürecinde, çocuğun olduğu kadar ailenin de bu sürece duygusal olarak hazır olması gereklidir. Çocuğun evden çıkarken, anne ve babanın üzüntü ve kaygısını hissetmesi uyum sürecini zorlaştırmaktadır.
    * Okula uyum sürecindeki tepkiler, bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı çocuklar okula geldikleri ilk üç gün ya da bir hafta, ilgili ve istekli olur. Okul onun için arkadaş bulabileceği yeni şeyler öğrenebileceği Ancak zamanla annesi ile birlikte olma isteği artar, sürekli okula gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir. Bazı çocuklar ise en baştan itibaren anneden ayrılmak istemez . Annesinin sınıfa gelmesini, yanında annesinin yedirmesini ister ve doğal olarak da ağlama davranışı gözlenir.
    *Okula uyum sürecinde yaşanan sorun yalnızca anneden ayrılma zorluğu değildir. Evlerinde bakıcı bulunan birçok çocuk daha önceden anne ile ayrılığı yaşamıştır fakat ayrılığı güvenli, kendi oyuncaklarının olduğu kendi evinde yaşamıştır. Okula başladığında bu güvenli ve tanıdık ortamı bulamaz. (Örneğin,aynı sırayı başkasıyla paylaşmak onun için oldukça zordur. Özellikle ben merkezci olduğu bu dönemde.)
    UYUM SÜRECİNDE AİLENİN YAPABİLECEKLERİ
    *Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, başladığı eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.
    *Okul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve okulu tanıtmak, uyum sürecini kolaylaştırır. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi; uyumu için aile çocukla birlikte okula gitmeli, okulun her tarafını gezmeli, çocuğu öğretmen ve idarecilerle tanıştırmalıdır.
    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken ,eğitim, arkadaş yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.
    *Özellikle ortalama üç gün olan oryantasyon süreci geçildiğinde; çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı ve vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Vedalaşmada çocuk ağlamaya başlasa bile ayrılma konusunda kararlı davranılmalıdır.

    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.

    * Onu öpüp ‘Ben şimdi gidiyorum’ deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman olacağını onun anlayacağı terimler çerçevesinde ifade edin. Sonra elinizi sallayın ve yolunuza devam edin. İyi olduğunu kontrol etmek için durup arkaya göz atmayın. Bu davranışlar uyum sürecini zorlaştıracak ve zaten hassas olan çocuğunuz sizin hassasiyetinizi de fark ettiğinde, bunu kendisinin istediği şekilde kullanmaya başlayacaktır.
    *Çocuk okula geldiğinde ebeveyninin yanında ağlıyorsa ve onun gitmesine izin vermiyorsa, okula bağımlı olmadığı bir kişi tarafından getirilmesi sağlanmaya çalışılmalıdır. Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı davranılmalıdır.
    *İlk günlerde fazla soru sormak neler öğrendiği ya da birçok detayla ilgili çocuğa soru sormak uyum sürecini bozabilir. Sadece ‘Günün nasıl geçti?’ diye sorarak kendisinin anlatması beklenilmelidir. (Okulla ilgili alınması gereken detay bilgiler kurumla birebir irtibata geçerek alınmalıdır.)
    *Okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içerisinde olmalıdır.
    *Aile çocuğa okula mutlu olacağını, güvenli olacağını, orada onunla ilgilenecek bir öğretmeni olacağını, isteklerini öğretmeni ile paylaşabileceğini söyleyerek çocuğun öğretmenine karşı güven duymasını sağlamalıdır.
    *Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru aşağı bir ivme gösterecektir. Ancak hafta sonu araya girdikten sonra bu ivme tavan yapabilir. Bunun normal bir süreç olduğu ve SABIR-SAKİNLİK-KARARLILIK’ın bu süreci kolaylaştırıcı faktörler olduğu unutulmamalıdır.

  • Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    İlk olarak sorumluluk kendi görevlerimizi zamanında yerine getirebilme becerisidir. Sorumluluk görevinde ki en etkili rol anne-baba faktörüdür. Öncelikle aile ortamında oluşur ve de çocukların sosyal ortamına kadar devam eden bir süreçtir.

    Çocukların sorumluluk duygularına gelecek olursak; Her yaşta çocuğun alması gereken sorumluluk bilinci farklıdır. Gerek okul, gerek sosyal çevre gerekse aile ortamında çeşitli sorumlulukları vardır. Burada aileye düşen rol ise; arkadaşça yaklaşmak, empati kurmak, ses tonu yumuşaklığı ve baskı kurmamak gibi çeşitli durumlar söz konusudur. Kaygılı ve baskıcı bir ailede yetişme durumunda, çocuğun kaygılı olma durumu daha yüksektir ve de her zaman en kötü olma durumuna kendini alıştırabilir.

    Sorumluluk duygusu sonradan kazanılan ve öğretilen bir durumdur ve de en önemlisi kişiye farkındalık bilinci sağlar. Özellikle ev ortamında hiçbir sorumluluk almayan çocuklar genel itibariyle okulda eşyalarını unuturlar ya da özgüvenleri gelişmez ve içe kapanık bir hayat sürebilirler. Özüne bakacak olursak çocuğun bebeklik döneminde annenin ihtiyaçlarını istediği anında karşılanması, ihtiyaç halinde annenin yanında olması çocukta güven duygusunun zeminini hazırlamaktadır. Bu da çocuğun kaygılarını azaltmakta ve zemin hazırlamaktadır. Çocukluk döneminde ise anne ve babaya birçok rol düşmektedir.

    Aile çocuğa gerek okul hayatında gerek normal yaşantısında güven ve teşvik edici olmalıdır. Çocuktan beklentisi çocuğun beklentisiyle paralel olmalıdır. Çocuğun anne ve babası tarafından sevilmesi, sözel olarak desteklenmesi, korunması ve ilgi görmesi onun duygusal ihtiyaçlarını oluşturmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması veya karşılanmasındaki aksaklıklar, dengesizlikler, duygusal örselenmelere neden olmaktadır. Bu da kaygı durumunun oluşmasına zemin hazırlar. Bu yüzden aileye birtakım görevler düşmektedir. Öncelikle stres yaratan unsurlardan çocuğu uzaklaştırmalı. Bir olay karşısında yanınızda olduğunuzu kelimelerle ifade edin ve o hissi oluşturun ve ya çocuğunuza nelerden kaygılandığını yazmasını yani liste yapmasını isteyin. Bu onun kaygılarını birazda olsa hafifletecektir.

    Sorumluluğa gelecek olursak; bazen ister istemez rol çatışmaları aile içinde olmaktadır. Bu da çocuk üzerinde önemli bir sorumluluk açışından etkili bir nedendir. Çocuklara en öncelikle hayır demesini öğretmelisiniz ve her istediklerini gerçekleştirmemeli ve zamanla çok istedikleri bir şeyi sabrederek ulaşmasını sağlamalısınız. Sürekli şefkatinizi de göstermemelisiniz. Anne-baba çocuğa ilk başta örnek olarak; mesela verdikleri sözlerin arkasında olun ve tutun. Çocuğa neyi nerde ne zaman nasıl yapması gerektiğini öğretin. Çocuğa da yeri geldiği zaman söz hakkı verilmeli onun adına kararlar alınmaktan kaçınılmalı.

  • Kaygılı Anne Babalar

    Kaygılı Anne Babalar

    Anne babaların çocukları için kaygılanmaları muhakkak ki normaldir. Her anne baba çocuğu iyi olsun ister ve onu koruma isteğinden kaynaklı bir endişe yaşar. Fakat problem anne babaların kaygılanmaktan ziyade kaygılı bireylere dönüşmesiyle başlar.

    Kaygılı bir anne baba çocuğun bebekliğinden yetişkinliğine kadar daima abartılı bir şekilde bunun gibi şeyler düşünür: Doydu mu, üşüdü mü, aman düşmesin, aman kavga etmesin, bensiz gidemez, yalnız yapamaz,ya hasta olursa, okula alışabilecek mi, kesin başına bir şey geldi, arkadaşlarıyla arası nasıl, ya sınavı kazanamazsa, mezun olur mu, ne zaman evlenecek vs. vs.

    Böyle bir anne baba aşırı koruyucu bir tutum sergiler ve daima her şeyi kontrol etme çabası gösterir. Sürekli engellenen ve müdahale edilerek büyüyen çocuğun;

    -Bireyselleşebilmesi, bağımsızlaşıp sağlıklı ilişkiler kurabilmesi,

    -Özgüven gelişimi,

    -Gerçek yeteneklerini, gereksinimlerini fark edebilmesi,

    -Kendini koruyabilecek becerilerle donanması güçleşecektir.

    Ayrıca; kaygılı anne babaların çocukları da sıklıkla kaygılı olur; dünyayı kötü bir yer gibi algılar, baş edemediği şeylerden kaçınır, hata yapmamak için çoğunlukla hiçbir şeye girişmez. Okula başlamakta zorluk çekebilir, ayrılma anksiyetesi yaşayabilir.

    Anne babaların şunlara dikkat etmesi önemlidir:

    • Öncelikle abartılı kaygıların belirlenmesi ve nedenlerinin düşünülmesi gerekir. Bu aşamada baş edilemezse bir uzmandan yardım alınmalıdır.
    • Anne baba kaygısını azaltabilmek için diğer rollerine (işine vs.) odaklanabilir, kendine hobiler edinebilir, spor yapabilir; bu gibi etkinliklerle kendine vakit ayırması iyi gelebilir.
    • Çocuk sosyalleşmesi, çevresindekilerle iyi ilişkiler kurması konusunda teşvik edilmelidir.
    • Çocuk bağımsızlaşma konusunda yüreklendirilmelidir. Ona güvenildiğini hissetmelidir, böylece o da kendine güvenebilir.
    • Tedbirli olmak normaldir, fakat aşırı koruyucu, engelleyici bir tutum sergilememeye özen gösterilmelidir.
    • Çocuğa tek başına baş edebileceği, kendini koruyabileceği stratejiler kazandırılmalıdır. Bu konuda rol model olunması önemlidir. Çocukların en çok anne babayı gözlemlediği, onların davranış ve tutumlarını örnek aldığı unutulmamalıdır.
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilen ve olumsuz etkileri yaşam boyu sürebilen bir hastalıktır. DEHB, anne-babaların veya öğretmenlerin tutum hatalarından kaynaklanmaz. DEHB genetik nedenli, nörobiyolojik bir hastalıktır. Kız çocuklarına oranla, erkekler çocuklarda daha sık rastlanmaktadır. Evde ve okulda dikkatlerini yoğunlaştırmakta zorluk çekerler, çünkü onlar önemli-önemsiz duyumları ayırt etmekte zorlanırlar. Sınıfta hem öğretmeni duyarlar, hem caddedeki arabayı, hem de yandaki sandalyenin gıcırtısını… Aynı şekilde, hem ders anlatan öğretmeni görür, hem tahtadaki resimleri, hem de yanındaki arkadaşının kazağındaki çizgileri… Odaklanmakta o denli zorlanırlar ki, büsbütün vazgeçerler. Sadece ilgilerini çokça çeken heyecanlı bir film ya da bilgisayar oyununa konsantre olabilirler ve aileler bu nedenle ‘isterse yapar’ düşüncesine kapılır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun olduğunun söylenebilmesi için, çocukta bahsedilen belirtilerin 7 yaşından önce görülmesi ve bu belirtilerin diğer insanlardan çok daha şiddetli görülmesi gereklidir. Yani her hareketli çocuk ya da her dikkat dağınıklığı olan çocuk DEHB olarak tanımlanamaz.   DEHB tanısı konabilmesi için bazı dikkatsizlik semptomları çocuklarda gözlemlenmelidir. Bu belirtilerin hem ev hem de okul ortamında gözlemlenmesi gerekir.

    Bu belirtiler;

    Çocuğun dikkati dış etkenlerden kolaylıkla dağılır.
    Çocuk çoğunlukla unutkandır.
    Dikkatini ayrıntılara veremez, yaptığı aktivitelerde okula gidiyorsa ödevlerinde dikkatsizlikten kaynaklı hatalar yapar.
    Eşyalarını kaybeder.
    Çocuk mental yani zihinsel aktivite gereken görevlerden kaçmak ister.
    Çocuk yönergeleri izleyemez, ödevlerini, aktivitelerini, üzerine düşen ufak tefek görevleri tamamlayamaz.
    Plan yapmakta sorun yaşar.Kısaca kişinin sosyal yaşantısını olumsuz etkilemektedir.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’ nun türleri

    DSM-IV’ TR’ nin yaptığı sınıflamaya göre, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB) DEHB’ nun üç alt tipi bulunmaktadır.

    1. Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip,

    2. Hiperaktivite-impulsivitenin ön planda olduğu tip,

    3. Hem hiperaktivitenın hem de dikkat eksikliğinin bir arada bulunduğu tip.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’nu tam anlamıyla ;değerlendirebilmek için beyin gelişimini anlamak gerekir. Bu gelişimdeki Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB) için önemli olabilecek en fazla çeken şey unsur, yaşla beraber beyindeki dopamin konsantrasyonun azalmasına paralel olarak inhibitör etkinin artmasıdır. Çocuk tedavi olmasada hiperaktivite zaman içeriside azalır. Ancak dikkat eksikliği yönündeki belirtilerde herhangi bir gerileme olmaz. DEHB üç temel belirti kümesinden oluşur:

    Dikkat Eksikliği:

    – Belirli bir işe ya da oyuna dikkat vermekte zorlanma

    – Dikkatin kolayca dağılması

    – Dikkatsizlikten kaynaklanan hatalar yapma

    – Başlanan işin yarım bırakılması

    – Kendisiyle konuşulurken, dinlemiyormuş gibi görünme

    – Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanma

    – Ev ödevi, ders içi etkinlikleri gibi yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınma

    – Etkinlikler için gereken eşyaları kaybetme

    – Günlük etkinliklerde unutkanlık

    Aşırı Hareketlilik:

    – Oturduğu yerde kıpırdanma, ellerin ayakların oynatılması

    – Belirli bir süre bir yerde oturamama, sürekli hareket etme

    – Gereksiz yere sağa sola koşturma, eşyalara tırmanma

    – Sakin bir biçimde oyun oynayamama ya da başka bir işle uğraşma

    – Çok konuşma

    Impulsivite/Dürtüsellik:

    –Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme

    – Sırasını beklemekte güçlük çekme

    – Başkalarının sözünü kesme ya da oyunlarında araya girme

    – Sonucunu düşünmeden koşma, itme, çekme

     Tedavi yöntemleri;

    İlaç tedavisi

    DEHB sıklıkla, DEHB’li kişilerin beyinlerinin kontrol işlevinin harekete geçirilmesi için uyarıcı ilaçlarla tedavi edilir. Bazı kişilerin tedavilerinde ise uyarıcı olmayan ilaçlar tercih edilebilir. Uyarıcı olmayan ilaçlar, uyarıcı ilaçların %70-80 etkisine sahiptirler, yan etkileri daha azdır ve  bir tedavi seçeneğidirler. Hiperaktivite ve dürtüselliği azalttığı ve odaklanma, çalışma ve öğrenme becerilerini arttırdığı için DEHB için kullanılan ilaçlar bazı kişilerde faydalı olup, fiziksel koordinasyonlarında da gelişim gözlemlenir. Ancak hepimiz farklıyız. Birçok ilaçta olduğu gibi, herkesin aynı ilaç tedavisine vereceği cevap da farklı olur. Kişiden kişiye farklılıklar nedeniyle en doğru ilacı ve en doğru dozajı bulmak için genel bir formül maalesef yok. Tolere edilebilen yan etkilerle birlikte uygun olan en iyi dozaj, o kişiye en iyi etki eden dozajdır.

    1960’larda Dr. GuyBérard tarafından geliştirilen yöntem, kulaklık vasıtasıyla gelen seslerin ayrıştırılarak algı sistemini uyarmasına dayanır. Özel olarak seçilmiş, frekanslarla ve filtrelerle değiştirilmiş müzikler, özel bir kulaklık vasıtasıyla eğitimi alan kişiye ulaştırır. Uygulama sonrası algının artması, işitmenin dinlemeye dönüşmesi; sonuç olarak öğrenilenlerin davranışa dönüşmesi sağlanır.

    Play attention:

    1996’dan beri Amerika’da okullarda, evlerde, öğrenme merkezlerinde, hastanelerde ve psikolojik danışmanlık ofislerinde, uzman eğitmenler tarafından uygulanan yöntem, sınıfta yada günlük hayattaki gerekli becerileri geliştirir. Yöntemde odaklanmayı gösteren beyin dalgalarını okuyan bir kol cihazı kullanılır, çocuk beyin dalgaları ile bilgisayardaki oyunları kumanda eder. Bu oyunlar, kullanıcının gerçek zamanda dikkatini görmesini sağlar, odaklanma süresini geliştirir. Ayrıca dikkat dağıtıcıları önemsememeyi, hafızayı geliştirmeyi, yapması gereken görevleri bitirmeyi ve organize olmayı da öğretir.

    Neurofeedback (NF)

    Neurobiofeedback, nöroterapi ya da sinir geri bildirim tedavisi diye de bilinen yöntem, beyin dalgalarını istenilen şekilde değiştirmeye ya da şekillendirmeye yarayan mental egzersiz yöntemidir. Uygulama yapılacak kişinin kulağına, parmağına elektrotlar takılır. Böylece beyin aktiviteleri bir bilgisayara aktarılıp görünür hale getirilir. Yapılan inceleme sonrasında beynin hangi bölgesi ile çalışılacağı, hangi bölgelerin taranacağı, hangi bölgelere tedavi uygulanacağı tespit edilir. Bu tespit sonrasında kişiye özel olarak hazırlanmış grafikler ve eğlenceli aktivitelerle kişi düzensiz olan vücut aktivitelerini düzeltmeye çalışır. Aynı kaslar çalıştırarak vücut kuvvetlendirilir, beynin bozuk olan frekansları için beynesürekli egzersiz yaptırılır. Amaç düzelmeyi kalıcı hale getirmektir.

    DEHB Koçluğu

    Kimi zaman koçluk, ilaç tedavisine ek olarak kullanılır; kimi zamansa ilaç tedavisine başlamadan önce alternatif olarak denenebilir. DEHB koçu tüm uygulanan yöntemler arasındaki koordinasyonu sağlayabildiği gibi, kişiye ihtiyaç duyduğu konularda kendi ayakları üzerinde durabilmesi için gereken desteği verir. Kişinin potansiyelini doğru kullanmasında, yöntem ve yapı oluşturmasında, yaşadığı zorlukların üstesinden gelmesinde kendi gücünün ve becerilerinin farkına varması için yardımcı olur. 

    DEHB’liler kendi koydukları hedefleri gerçekleştirmek için ihtiyaçları olan her şeye sahiptirler; ilaç kullanımından koçluk desteğine, iyi beslenmeye kadar kendileri için uygun olan destek yöntemlerini belirlemeleri gereklidir.

    Sizin için en doğru kararı verebilmek adına gerçekten bilgilenmeyi ve araştırma yapmayı ihmal etmeyin.

  • İlkokul Çocuklarında Sorumluluk

    İlkokul Çocuklarında Sorumluluk

    Sorumluluk kişinin yaşına,gelişim durumuna ve cinsiyetine göre değişen yapılması gereken ve beklenilen davranışlardır.Bütün aileler çocuklarının sorumluluk sahibi olmasını, kendi kararlarını vermesini, özgüvenli hareket etmesini ister ve bunun için çabalar. Çocuklara kendi yaşlarına uygun sorumluluk vermek onların gelişimi için önemlidir. Sorumluluk insanlarda aşamalı olarak gelişir. Sorumluluk duygusu zaman içerisinde öğrenilen ve kazanılan bir beceridir.

    Çocukların sorumluluk becerilerini geliştirme, gelişimleri için önemlidir. Ayrıca sadece çocuklukta değil yetişkinliklerinde de sorumluluk duygularının iyi gelişmiş olması onlar için avantaj sağlayacaktır. Çocukların sorumluluklarını geliştirmeleri için anne ve babanın gerekli davranışları yapmaları için fırsat vermelidir. Çocuklardan istenilen davranışlar için model oluşturulması ve davranışların pekiştirilmesi de çok önemlidir. Annesinin ve babasının sorumluluk sahibi olduğunu  görmelidir. Yani eğer çocuk annesini yere çöp atarken görürse kendisi de aynı davranışta bulunabilir.

    Bir çok aile çocuklarının yorulacaklarını ya da yapamayacaklarını düşünerek onlara sorumluluk kazandıracak görevler vermekten kaçınırlar. Bunlar çocuk için aslında bir kayıptır çünkü sorumluluk duygusu bir anda kazanılmadığı için çocuklara okul çağından daha önceki dönemlerde küçük görevler verilmelidir. Aksi takdirde bir çocuğa ilk defa okul zamanında sorumluluk verildiğinde çocuğun bu duruma alışması zor ve zahmetli olacaktır. Çocukların eşyalarına sahip çıkması, ödevlerini zamanında yapması ya da derslerine çalışması en temel sorumluluklarıdır. Eğer bir çocuğa küçük yaşlarda sorumluluk duygu yaşamadıysa okul hayatında bu konuda zorluklar yaşayabilir. Ödevlerini  yapmak onlar için eziyet halini alacak çünkü çocuklar ödev yapmanın onlar için önemli olduğu düşüncesine varmak zaman alacaktır.

    Çocuklara yaşlarına göre görevler vermek onlar için önemlidir. Farklı yaşlardaki çocukların aynı derecede sorumluluk yüklenmesi hem çocuk için hem de ailesi için zor olabilir. İlkokul yaşlarındaki bir çocuğun tek başına yapması gerekenler dört yaşındaki bir çocuktan farklıdır. İlkokul yaşlarındaki bir çocuk bazı sorumlulukları yerine getirmesi gerekir, bunlar;

    Tek başına giyinip soyunabilmek, ayakkabılarını kendi bağlayabilmek, okul ve sınıf kurallarına uyabilmek, odasını ve eşyalarını toplayabilmek, ödevleri zamanında yapabilmek, kişiler eşyalarına okulda ya da dışarıda sahip çıkması, sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmesi şeklindedir.
    Aileler çocuklarına olumlu yaklaşmalı ve eğer çocuklar yanlış bir şey yapsalar bile onlara gurur kırıcı şekilde konuşmamaları gerekir. Ailelerin buradaki en büyük amacı çocuğa bir işe başlama ve onu zamanında bitirme duygusunu kazandırmak olmalıdır.

    Çocuklara sorumluluk duygusu yüklerken onları motive etmek çok önemlidir. Aileler çocukları motive ederek çocukların isteklerini arttırabilir. Eğer çocuk görevlerini isteksiz yaparsa sorumluluklarıyla ilgili olumsuz duygulara kapılabilir. Onlarla oyun aracılığı ile iletişim kurulabilir. Müzik dinlerken oyuncak toplamak ya da ödül yoluyla teşvik etmek etkili yollardır. Çocuklar genellikle bir görev verildiğinde ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Onların görevlerinde daha kontrol sahibi olmaları için görevlerini kolaydan zora göre derecelendirebilir.

    Çocuklar herkesin sorumlulukları olduğunu bilmedir. Aksi taktirde sadece kendisinin sorumlulukları olduğunu düşünüp hırçınlaşabilir. Ayrıca çocuklar sorumlulukları üzerinden tehdit edilmemelidir. Çocuklara görevlerini yapmadığında ceza vermek yerine görevlerini tamamladıklarında onları takdir eden ‘aferin, tebrikler, teşekkür ederim’ gibi sözler söylenmelidir. Yani çocuklara eğer ödevlerini yapmazsan televizyon izleyemezsin demek onlarda olumlu etki yaratmaz.

  • Ne İstiyor Bu Çocuk?

    Ne İstiyor Bu Çocuk?

    Birçok anne baba çocuğu için psikolojik destek almak için bir uzmana gelirken aklından geçen soru şudur:“Ne istiyor bu çocuk?”Bu sorunun cevabı çocuğun içine doğduğu ortam ve ona bakım verenlerle kurduğu ilişki ile çok yakından ilişkilidir.

    Bir çocuk her şeyden önce güvenli bir bağlanma ilişkisi yaşamak ister. Ünlü Psikolog John Bowlby’in  üzerinde çalıştığı “bağlanma” kavramı ile anne bebek arasındaki ilişkinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Bowlby bebeklerin anneleri ile farklı şekillerde bağlanma geliştirdiğini gözlemiştir. Bazı bebekler anneleriyle güvene dayalı yakın, samimi ve senkronize bir ilişki yaşarken bazılarının anneleriyle ilişkilerinde kaygılı ya da kaçıngan olabildikleri görülmüştür. Bebeğin annesiyle özellikle ilk 2 yılda kurduğu güvene dayalı ilişki aslında onun tüm yaşamını etkilemektedir. Bu süreçte bebeğin ihtiyaçları yerinde, yeterince karşılanması ve duygularını regüle etmesine destek olunması önemlidir. Bu ihtiyaçların sevgiyle ve ilgiyle karşılanması bebeğin daha sakin ve huzurlu olmasına ve çevresiyle güvene dayalı bir keşfe çıkmasına fırsat sağlar. Bu yüzden daha doğum öncesinde bebeğin istenmesi, sevilmesi, temel fizyolojik ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması önemlidir. Öyleyse “Bir çocuk ne ister ?”sorusuna cevap;  en temelde onu seven, bu sevgisini gösterebilen, dokunan, güven veren, ihtiyaçlarını gören bir anne baba ister diyebiliriz.

    Yaşamın ilk dönemlerinde kurulan bu ilişki kalıbı yaşamın diğer dönemlerine de taşınır. Yeterince sevilmemiş ya da sevildiğini hissetmemiş, duygularını ifade etmesine izin verilmemiş, beslenme, bakım gibi ihtiyaçları karşılamamış ve güvenli bir ötekini deneyimlememiş çocukları pek çok zorluk bekler. Bu çocuklar sadece kendileri göstermek, yaşamadıkları sevgiyi deneyimlemek ya da yaşadıkları travmatik yaşantıların izlerini silmek için bir çok semptom gösterebilir. Çocuğun gösterdiği her semptom aslında bir yardım çığlığıdır. Beni görün, beni anlayın, acımı fark edin demenin farklı bir yoludur. Eğer bu süreçte çocuğa yeterince destek olunmaz ise bu yaşantılar ile ergenliğe ve yetişkinliğe sorunlar taşınabilir.

    Çocukla çalışan ruh sağlığı uzmanları, çocuğun dünyaya gelmesinin planlandığı dönemden şu yaşına kadar yaşadığı süreçleri titizlikle ele alırlar. Bebeklikte temel ihtiyaçların nasıl karşılandığı bakım veren kişilerle kurulan ilişki, güvenli bağlanma geliştirip geliştiremediği gözlemlenir. Çocuğa verilen psikolojik destek sürecindeyeniden güvene dayalı bir ilişkiyi deneyimlemesi, duygularını tanıyıp regüle etmesine imkân tanınır. Çünkü değişim, gelişim, yeniden sevme ve sevilebilme kapasitesi her zaman geliştirilebilirdir. Çocukların sevildiği, korunduğu, kapsandığı, onaylandığı ve sınırlar ile güven içinde çevresini keşfe çıkabildiği güzel günler yaşamları dileğiyle…

  • Çocuklarda Yalan Söyleme ve Çalma

    Çocuklarda Yalan Söyleme ve Çalma

    Yalan ve çocuk çok yan yana kelime de bile yakışmasa da ; Çocuğunuz yalan söylüyor mu ?

    Çocukların büyük çoğunluğu yalan söyler, daha doğrusu söyledikleri yalana benzer. Genelde bu yaşla ilgilidir.
    • Çok küçükken (2-3 yaşlarında) çocuk gerçekleri çarpıtmaya başlar: Islakken altına yapmadığını söyler, tabağı dolu olduğu halde yemeğini bitirdiğine
    inandırmaya çalışır. Bu halinde bizim söylediğimiz masum yalanların tesiri büyüktür. Evde olduğumuz halde yok dedirtmemiz gibi. Çocuk gerçekleri kendi işine gelecek şekilde ayarlar,
    çarpıtır.
    • 4-5 yaşına doğru çocuk kendine ait, anne-babasındakinden farklı düşüncelerinin olduğunun ayrımına varmaya başlar. Gerçek olmayan şeyler anlatarak, onun bizden farklı olduğunu,
    beklenen şeyleri söylemek zorunda olmayan başka bir kişilik olduğunu bilmemiz gerektiğini anlatmak istiyordur. Bu yaşta bizi işletmek ve tahrik etmek için şaka yapmaya da
    başlar.
    • Bazı çocuklar uydurmayı severler. Olur, olmaz şeyler anlatır, kendilerininde gerçekten inandığı bir yığın hikâye uydururlar. Bu çoğunlukla özgüven eksikliği yaşadıkları veya gerçekleri
    söylemeye engel olan bir suçluluk duygusunu bastırmadıkları içindir. Bu çocukların kendilerine güveni yoktur. Değişik hikâyeler anlatarak zayıflıklarını kapatmak için dikkatleri üzerlerine çekmek isterler.
    • Çocuğumuzun doğru söylemeyi öğrenmesine yardımcı olabilmek için öncelikle yalan söylemenin, birini kandırmanın yanlış olduğunu anlayabilecek durumda olup olmadığını
    bilmemiz gerekir.
    • Beş yaşın altındaki çocukların söyledikleri yalana benzeyebilir veya kendi inandıkları şekilde hikâye anlatabilirler. Hemen yalan damgasını vurmayalım.

    Peki Yalan Söyleyen Çocuğa Ne Yapmalısınız ?

    • Yalan söylediğinde sinirlenmeden,cezalandırmadan ve azarlamadan “Acaba gerçekten doğru mu söylediklerin? Bana değilmiş gibi geliyor” diyelim.
    • “Ben senin annenim, sana güveniyorum. Doğruyu duymak istiyorum” diye devam edelim.
    • Yine ısrarla yalan söylüyorsa onu cezalandıralım.
    • Ama bu konuları çocuğumuzla yalnız olduğunda konuşalım, asla başkalarının önünde değil.
    • Öncelikle onlara uygun örnek olalım ve yalan söylemekten, verdiğimiz sözden vazgeçmekten kaçınalım.
    • Çocuğumuzun bize yalan söylediğini veya kandırmaya çalıştığını biliyorsak, köşeye sıkıştırıp yalanını itiraf etmesi için zorlamayalım.
    • Kötü davranışına son vermek içinyardıma hazır olduğumuzu vurgulayalım.

  • Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Okul hayatına ilk kez adım atacak çocuklar okul korkusu yaşayarak sınıfa girmeye bile çekinebiliyor. Yeni bir ortam, arkadaşlar ve tümüyle yeni bir çevrenin çocukta korku ve endişeye neden olabileceğinin unutulmaması ve bu konuya hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. Bu süreçte anne babalara ve öğretmenlere önemli görevler düşüyor.

    Aşırı korumacı bir tavır sergilemeyin

    Okula başlamak evden yani ana kucağından ayrılmaktır; çocuk artık kendi başına var olmaya çalışmak durumundadır. Çocuğunu bireyselleştirmiş ve özgüven kazandırmış aileler bu konuda daha az zorluk yaşarlar; çocuk en başından beri ev içi ve ev dışında öz bakımı ve diğer sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenmiştir. Aksine aşırı korumacı, sürekli olarak çocuğunun başına kötü bir şey gelecekmiş gibi davranan ve bu şekilde sorumluluk vermeden çocuğun kendisine adeta yapışmasına neden olan ebeveynlerin çocukları ayrılma kaygısı yaşarlar. Okul yeni bir ortam ve güvenli ortamdan ayrılma, tek başınalık anlamına geldiğinden endişe artar.

    Çocuğunuza okulu güzel örneklerle anlatın

    Çocuklara neden okula gidilmesinin gerektiğinin doğru anlatılması gerekir. Büyümesine yardımcı olacak yeni bilgiler öğrenme, farklı aktiviteler keşfetme, yeni arkadaşlar edinme konularında bilgiler verilmelidir. Okul anlatıldığında bazı çocuklar gitmek istemediğini belirten olumsuz tepkilerde bulunabilirler. Bu durumda kaygı ve endişesinin anlaşıldığı belirtilmeli ve asla “gideceksin, her çocuk okula gider” gibi genel cevaplar verilmemelidir. Bu çocuğun daha olumsuz bir karşılık vermesine ve ebeveynin onu anlamadığını düşünmesine neden olacaktır. Çocuklar onlara hikaye okunmasını severler ve öykülerin kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler. Bunun için okula başlayan çocuklarla ilgili hikaye kitapları okumak, resimler çizmek bu anlamda destekleyici olacaktır.

    Yeni ders yılı başlamadan okulu ziyaret edebilirsiniz

    Sınıflar, kafeterya, tuvaletler gibi çocuğun sürekli içinde bulunacağı okul ortamını önceden tanıması ilk gün için kendine olan güvenini sağlayacaktır. Okul öncesi süreçte çocuğa zorla okuma-yazma öğretmeye çalışmak okul için caydırıcı olabilir ve çocuk okula isteksiz hale gelebilir. Bunun için isteksiz olan bir çocuğun zorlanmaması gerekir. Okul malzeme alışverişlerini çocukla birlikte yapmak, hangi eşyanın ne işe yarayacağını anlatmak çocuğun okulla ilgili belirli bir hakimiyet kurmasını sağlayabilir.

    Çocuğunuzun okula alışması ve ders başarısı için bunlara dikkat edin

    1. Anne babanın sınıfa girerek her zaman çocuğunun yanında olduğu izlenimini vermesi doğru değildir.
    2. Çocuk ağlayıp ayrılmak istemediğinde onunla daha önce konuşulduğu gibi güvenli ve eğlenceli bir ortamda bireysel olarak bulunması gerektiği hatırlatılmalıdır.
    1. Bazen okula alışma döneminde baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkabilir. Bu durumda çocuğu sakinleştirmek ve okul ile ilgili sıkıntılarından konuşmasına ortam sağlamak çocuğu rahatlatabilir.
    1. İlk günden itibaren oyun ve ders çalışma saatlerinin düzenli bir programa oturtulmalıdır. Bunun için çocuk ile beraber onun hoşuna gidebilecek eğlenceli çizelgeler oluşturulabilir.
    1. Yatma saatlerini ayarlaması önemlidir. Bu konuda birlikte odasının kapısına asabileceği bir afiş yapabilirsiniz.
    1. Okula sık sık gidip çocuğun denetlenmesi uygun değildir. Çünkü ebeveyn ile çocuklar ayrı bireylerdir. Okul sorumluluğunun çocuğa ait olduğunu görebilmek ve gösterebilmek gerekir.
    1. Ders çalışma ortamı önemlidir. Çocuğun bilgisayar, televizyon gibi uyaran faktörlerden uzak bir ortamda masasının üzerinde kitabı, defteri, kalemi ile sade ve sakin bir ortamda ders çalışması gerekir.
    1. Bireysel olarak ders yapmasını desteklemek için yanında durup nasıl yapılacağını göstermeli sonra da ondan yapması beklenmelidir. Çocuğun desteğe ve tereddütlü olduğu zaman ebeveynine güvenebileceğini görmeye ihtiyacı vardır.
    1. Ona bir şeyler öğretirken sabırlı olmak, zedeleyici sözlerden uzak durmak ve başarabildiğinde sözel ödül olarak “aferin, iyi gidiyor” gibi kelimeler kullanmak destekleyici olacaktır. Maddi ödüllerin sonrasında pazarlığa dönüşebileceğini unutmayın.
    1. Ders çalışmanın yanında onunla oyun oynamak çocuğun performans kaygısını azaltır. Aynı zamanda ebeveyni ile paylaşımı artar. Ders dışında kitap okuma alışkanlığı kazanması için onunla beraber kitap okunmalıdır.
    1. Ders dışı sanat ve spor gibi faaliyetlere önem verilmelidir. Çocuğun kendini ifade edebileceği, rahatlayabileceği başka bir ortama ihtiyacı vardır. Bu durum derslerini de olumlu etkiler.
    1. Ebeveynlerin çocuğun ders çalışma düzeni, aile içindeki kurallar konusunda ortak fikirde olmaları gerekir. Aksi halde anne ve babanın farklı tutumları zaten okula uyum sağlama sürecinde olan çocuk için kafa karıştırıcı olabilir.
  • Çocuklarda Kaygı Bozuklukları

    Çocuklarda Kaygı Bozuklukları

    Kaygı bozukluğu; Herkeste var olan kaygının daha yoğun ve işlevsiz olmuş haline verilen isimdir bu duruma kaygı bozukluğu denilmektedir.

    Kaygı bozukluğu, gece geç saatte ıssız bir sokakta yürürken kaygı duygumuz bizi korur ve hızlı bir şekilde evimize yönlendirir. Burada yaşanılan kaygı bizi koruyan, işlevi olan bir kaygıdır. Ancak gündüz, herkesin olduğu bir ortamda tıpkı gecedeki gibi kaygı duymak ve hemen eve gitmek işlevini yitirmiş bir kaygı olabilir.

    Kaygı bozukluğu durumuna bir başka örnek vermek gerekirse yangın alarmı örneği kaygı bozukluklarını çok güzel açıklamaktadır. Yangın alarmları yangın çıktığı zaman kişileri uyaran, koruyan bir mekanizmadır ve sadece yangın durumlarında sinyal vermesi beklenir. Ancak yangın alarm sistemi bozulmuş ise her türlü etmene karşı sinyal vermeye başlar ve kişileri yanıltır. Kaygı bozuklukları da bu duruma benzetilebilir. Yerinde duyulan kaygı bizi korurken, ortada tehdit yokken duyulan yoğun kaygı bizi sürekli yanıltır ve yanlış baş etmemize yol açar. Yetişkinlerde sıklıkla görülen kaygı bozukluğu çocukluk döneminde de karşımıza çıkmaktadır. Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi çocukların da bazen yoğun bir şekilde belirli bir duruma karşı kaygı/korku yaşadığını ve bununla baş etmek için uygun olmayan yöntemleri seçtiklerini görürüz.

    Kaygı Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

    Çocukluk döneminde yaygın olarak;

    • Ayrılık kaygısı,
    • Sosyal kaygı,
    • Yaygın kaygı,
    • Özgül fobiler görülmektedir.

    Kaygı bozukluğunun her birinin belirtileri kendisine özeldir. Temelde ortak yönleri ise çocuğun yaşıtlarına oranla belirli durumlara karşı yoğun kaygı yaşaması ve bu kaygıyı yönetmekte kullandığı işlevsiz baş edim yöntemleridir.

    Ayrılık kaygısında çocuk kendisine bakım veren kişiden ayrılma konusunda yoğun kaygı yaşar. Genellikle bakım verenini bir daha göremeyeceğine, onların veya kendisinin başına bir şey geleceğine yönelik düşünceler taşır. Bunlara bağlı olarak da bakım vereninden ayrılmak istemez. Zorunlu ayrılık olduğu durumlar da ise yoğun kaygı duyar, ağlar veya içe kapanır.

    Sosyal kaygıda çocuk yaşıtları ile iletişim halinde kalmaktan, özellikle yaşıtları arasında herhangi bir performans sergilemekten aşırı kaygı duyar. Genellikle bu tip durumlardan kaçınır. Bu çocuklar sınıf öğretmenleri tarafından genelde sessiz sakin ve katılımı az çocuklar olarak tanımlanırlar. Sınıf içinde parmak kaldırmaktan, sunum yapmaktan, oyunlarda yer almaktan, kendi fikrini belirtmekten sıklıkla kaçınırlar.

    Yaygın kaygıda çocuk belirli bir konu hakkında değil, birçok konu hakkında sürekli olarak kaygı duyar. Haberlerde duyduğu, arkadaşlarından duyduğu birçok konuda hemen kaygıya kapılabilirler. Olumsuz her duruma karşı hassastırlar. Bu kaygı bozukluğuna sahip çocuklarda sıklıkla kendi sağlıkları, annesinin ve babasının sağlığı hakkında kaygılı olma durumu da görülür.

    Özgül fobiler de ise çocuk sadece spesifik bir objeye, bir duruma karşı yoğun kaygı duyar ve o durum veya o obje ile karşılaşmaktan sürekli olarak kaçınır.

    Kaygı Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

    Kaygı bozukluğu tedavisinde etkililiği kanıtlanmış en iyi terapi ekolü bilişsel davranışçı terapilerdir.  Kaygı bozukluğu tedavisinde terapist ve çocuk arasında yeterli işbirliği ve güven ilişkisi oluştuktan sonra kaygı duyulan obje, durum ile çocuk karşılaştırılır ve önceden kullandığı işlevsiz baş edim yöntemleri kullandırtılmaz. Kaygı bozukluğu, halk arasında “maruz kalmak” olarak adlandırılan bu yöntem aslında bir tür kaygı duyulanlarla karşı karşıya getirmek olarak adlandırılabilir. Maruz kalmak daha pasif ve travmatik bir tanımlamadır. Karşı karşıya getirmek ise çocuğun isteği dahilinde, kademeli olarak yapılan ve bir uzman eşliğinde yapılan bir yöntemdir. Bu oldukça hassas bir yöntemdir, uzman olmayan kişiler tarafından yapılması çocukta kalıcı etkilere yol açabilir.

    Kaygı bozukluğu tedavisinde aileler, çocukları kendilerine kaygılarından söz ettiklerinde son derece kapsayıcı ve anlayışlı davranmalılardır. Kaygı bozukluğu olan çocuklarını yaşadıkları kaygılar hakkında eleştirmemeli ve duygularını ifade etmelerini teşvik edici şekilde davranmalılardır. Özellikle bilişsel davranışçı terapiler ekolünde anneler ve babalar terapistlerin yardımcıları olurlar ve gerektiğinde psikoterapi seansı içerisinde yapılanların evde de yapılması için çocuğa yardımcı olurlar.

  • Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Büyüme sürecinde duygusal, zihinsel ya da davranışsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenlerle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetidir. Bu hizmette söz konusu sorunların altında yatan psikolojik rahatsızlıklara odaklanılır. Süreçte, ebeveynlerle de işbirliği yapılır ve düzenli görüşmeler yoluyla ebeveynlerin bilinçlenmelerine yardımcı olunur.

    Çocukta ya da ergende ortaya çıkmış problemler, çocuğun/ergenin yardım çağrısı olarak düşünülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı problem “bir sıkıntım var, bunu kendi başıma çözemiyorum, desteğinize ihtiyacım var, yolunda gitmeyen bir şeyler var, bana yardım edin” çağrısıdır.

    Çocukla/ergenle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetlerinde; probleme yönelik çalışıldığı gibi, çocuğun/ergenin sosyal ve duygusal açıdan güçlenebilmesi, gelişimsel becerilerini arttırabilmesi, yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olarak yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı ve besleyici ilişkiler kurabilmesi amaçlanılır.

    Çocukluk ve ergenlik dönemi; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimin hızla devam ettiği dönemlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlara hemen müdahale edilmesi çocuğun/ergenin gelişim sürecinde tıkanıklıklar oluşmasını engelleyebileceği gibi gelişimin arzulanan çerçevede sürekliliğini sağlar.

    Bir sorun uzun süre çözülemediğinde çocuğun/ergenin tüm gelişim alanları bu sorundan olumsuz bir şekilde etkilenir ve diğer gelişim alanlarında da farklı sorunlar oluşur. Sorunlar büyümeden yapılabilecek erken müdahale hem çözüm sürecinin kısalmasında hem de başka sorunların oluşumunun önlenmesinde belirleyici rol oynar.

    Çocuğa/ergene yönelik danışmanlık hizmetlerinin en önemli yararlarından biri de, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ve kişiliğin oluşumunu olumsuz etkileyebilecek problemlerin; zamanında ve büyümeden çözülebilmesine ve krizlerle baş ederek atlatılabilmesine imkan sağlamasıdır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Danışmanlık Hizmetleri

    • Travma (ölüm, şiddet, istismar, boşanma, hastalık, kaza, ameliyat vb.)
    • Davranış ve uyum problemleri
    • Risk içeren davranışlar
    • Sosyal beceri eksiklikleri
    • Bağımlılıklar
    • Ders başarısızlığı
    • Çekingenlik ve kendine güvensizlik
    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
    • Özel öğrenme güçlüğü
    • Alt ıslatma
    • İnatçılık
    • Parmak emme, tırnak yeme,
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yeme problemleri
    • Konuşma bozuklukları
    • Gecikmiş konuşma
    • Tikler
    • Okul problemleri
    • Öğrenme performansını arttırma vb.

    Çocukla / Ergenle Çalışma Sistemi

    • Verilen danışmanlık hizmetinde öncelikle çocuk/ergen hakkında aileden ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilir.
    • Çocuğun/ergenin yaşadığı sorunun kaynağını belirlemek ve çocuğu/ergeni tanımak amacıyla ihtiyaç duyulan konularda psikolojik testler uygulanır.
    • Çocukla/ergenle bire bir çalışılarak ve gözlem yoluyla ihtiyaç duyulan bilgiler edinilir.
    • Sorunun kaynağı belirlendikten sonra çocuğun ya da ergenin sorununun çözümüne yönelik psikoterapi yöntemleri belirlenir.
    • Problemin niteliğine ve ihtiyaca yönelik olarak çocukla/ergenle bire bir danışmanlık hizmeti sürdürülür.
    • Ailede ve okulda düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunda aileyle ve okulla gerekli işbirliği yapılır.
    • Çocuklarla ve ergenlerle çalışırken; oyun terapisi, EMDR terapisi, psikodrama, sanat terapisi, çözüm odaklı terapi, ebeveyn danışmanlığı, aile terapisi vb. birçok terapi yönteminden yararlanılmaktadır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Grup Çalışmaları

    Çocuklara ve ergenlere yönelik yardım hizmetleri, bire bir danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra grup çalışmaları yardımıyla da yürütülebilir. Grupla psikolojik danışma, benzer problemlere sahip 6-15 kişiden oluşan en az bir uzman kontrolünde yürütülen sistematik danışmanlık faaliyetleridir. Grup dinamizminden de yararlanılarak, çocuğun/ergenin yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığını fark etmesi, benzer sorunlarla başa çıkma konusunda sosyal öğrenme olanakları sunması ve bir gruba aidiyet duygusu yaşatması ,yardım sürecinde iyileştirici etkiler yaratmaktadır. Yapılabilecek grup çalışmalarına ait konu başlıklarından bazıları aşağıda sıralanmaktadır;

    Psikodrama Grup Çalışması: Dramatik canlandırmalar yoluyla sorunlarını, çatışmalarını, kaygı ve güçlüklerini ele alarak, çocuğa ve ergene başa çıkma becerilerini geliştirme ve bunları deneme olanağını sağlar.

    Sosyal Beceri Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun; kendini grup içinde ifade etme, iletişimi başlatma ve sürdürme, öfkesini kontrol etme ve öfkesini yapıcı şekilde yönlendirme gibi sosyal becerileri edinebilmesi amaçlanmaktadır.

    Yaratıcılık Becerilerini Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin gündelik yaşam içinde karşısına çıkabilecek sorunlara ilişkin özgün çözümler geliştirebilmesi, farklı alternatifler üretebilmesi amaçlanmaktadır.
    Sınava Hazırlanma ve Sınav Performansı Arttırma Grubu: Çocuğun/ergenin akademik başarının ölçüldüğü sınavlara etkin şekilde hazırlanabilmesi ve sınav esnasında yaşanabilecek olumsuz kaygıyı kontrol edebilmesinin amaçlandığı faaliyetlerdir.