Etiket: Çocuk

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    Bir bebeğiniz oluyor, her şey kontrolünüz altında. Siz beslediğiniz sürece yemek yiyiyor, siz uyuttuğunuzda uyuyor. Bu süreçler ne kadar zorlu geçerse geçsin çocuk ve ebeveyn uyum halinde ve birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları çok güçlü ve büyülü bir dönem geçiriyorlar.

    Sonra bir şey oluyor çocuk 2 yaş civarı benlik algısını kazanıyor. İlk kez ‘ben’ ile başlayan cümleler kurmaya başlıyor. İşte sorun tam olarak burada başlıyor. İnatlaşmalar, kavgalar, bağırmalar, iletişim sorunları, ağlama krizleri…

    Bu dönemdeki çocuğun benmerkezciliği ve ebeveynin kontolü kaybetme kaygısı üst üste biniyor. O size ihtiyacı olan bebek bir anda kendisi kararlar almaya, her şeye hayır demeye ve sizi yok saymaya başlıyor. Bu ebeveyn için o kadar yaralayıcı ve anlaşılmaz olabiliyor ki bazen çocuğun bunları neden yaptığını düşünemiyor. Bunun biraz bilgi eksikliği biraz da farkındalık azlığından kaynaklandığını düşünüyorum. O yüzden şimdi işlere biraz da çocuğun gözünden bakalım istiyorum.

    Bu dönemde görülen benmerkezci tutum bir çok yerde 2 yaş sendromu diye de geçiyor. Sendrom kelime anlamı olarak; bir hastalıkta belirgin olan tüm semptomların tümü olarak geçer. Ama baktığımızda 2 yaş bir hastalık ya da hastalık belirtisi değil aksine doğru ve düzgün seyreden gelişimin bir parçasıdır.

    Bu dönemde çocuk için ; kuşlar kendisi için uçuyordur, arabalar kendisi için gidiyordur, bütün güzel yemekler onun için pişiyordur. Ve bu dönemde ebeveyn inatlaşmanın bitmesi için ikna yoluna gider.

    “Ama bak çok üzülüyorum.”

    “Lütfen bak annecim kalbimi kırıyorsun.”

    “Ama bak ablan çok üzüldü, ağlıyor.”

    Çocuk yine ikna olmaz, çünkü henüz karşısındakinin duygularını empatik bir şekilde anlayıp içselleştirecek beceriye sahip olamamıştır.

    Karşısındakinin duygularını okuma, ahlaki kurallara uyma arzusu 5-6 yaş civarı gelişecektir. Ondan yapamayacağı bir şeyi beklemek pek gerçekçi olmayacaktır.

    Bu dönemde ebeveynin yapması gereken bu değişimin bir yol göstericisi olmaktır. Zaten neden benmerkezci olduğunu anlayamayan çocuğa içerisinden çıkamayacağı görevler, cezalar ya da sonuçlar yaşatmak yerine bunun geçici bir dönem olduğunu hissettirmek en güvenli yöntem olacaktır.

    Tabii ki dünya onun etrafında dönsün bunu böyle kabul edin demiyoruz. Sadece nasıl bir değişim içerisinde olduğunu anlayıp, kabul göstermeniz bile çocuğun defanslarını indirmesine yardımcı olacaktır. Büyümesine, bir kişilik oluşturmasına destek olalım. Onu anladığınızı hissettirerek de doğru şekilde sınır koyabilirsiniz. Çünkü sınırsız ve her dediği yapılan çocuk yine mutlu olmuyor. Çocuklar sınırlarla kendilerini güvende hissederler.

    Böyle bir kişilik gelişimi bir bu yaşlarda bir de ergenlik döneminde oluyor.

    Sabır, kabul ve anlayış dolu günler dilerim.

  • Çocukların İç Dünyası ve Resimleri

    Çocukların İç Dünyası ve Resimleri

    Çocukların iç dünyasına açılan kapılardan biridir resim. Çocuk resimler aracılığıyla iç dünyasını, bilinç dışı isteklerini ve duygularını aktarır. Çocuğun kendini ifade etmesini sağlar. Özellikle okul öncesi dönemde resim çizmek çocuklar için çok önemlidir.

    Resim çizmenin çocuklar için faydaları;

    • Sağ ve sol beyni birlikte çalıştırır.

    • El-göz koordinasyonunu geliştirir.

    • Konsantrasyon gücünü arttırır.

    • Sorumluluk katar.

    • Öfke kontrolünü sağlar.

    • Özgüveni geliştirir.

    • Kişiliğini, arzularını, kaygılarını ve duygularını yansıtır.

    Çocuğun gelişim dönemlerine göre çizdikleri resimlerin özellikleri farklılık gösterir. 2-3 yaşlarında gelişigüzel çizgiler görülürken 3 yaşından itibaren insan figürleri görülmeye başlar. Yaş ilerledikçe çocuğun çizdiği resimler daha da netleşir. Bu dönemlerde çocuğu yönlendirmeye çalışmak yerine cesaretlendirmek daha doğru olacaktır.

    Renkler, şekiller resmin bütününe göre çeşitli anlamlar ifade eder. Sevilen renkler yoğun sevilmeyen renkler az kullanılır. Mutlu resimlerde canlı renkler, üzüntülü resimlerde koyu renkler yoğun olur.

    • Kırmızı renginin resmin bütününe göre anlamı değişir. Bazen saldırgan bir durumu ifade ederken bazen de heyecanı mutluluğu ifade eder.

    • Yeşil güven verici ve mutluluğu ifade eden bir renktir.

    • Sarı rengi yine canlılık ve mutluluğu ifade eder.

    • Mor, anne-baba desteğine ihtiyacı yansıtır.

    • Siyah, karamsarlık ve mutsuzluktur.

    Renklerin yanı sıra insan ve nesne detayları da önemlidir. Şekillerdeki bozulmalar, silik çizimler hepsi birer anlam ifade etmektedir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocukların resimlerine bakıldığında, resmin tamamlanmamış olması, şekillerdeki bozulmalar ve karalamalar dikkat çeker.

    Fobisi olan çocuklar bunu resimlerinde çok farklı şekillerde yansıtır. Köpek fobisi olan çocuk köpeği büyük ve siyah renkte çizebilir.

    Özgüven problemi yaşayan bir çocuk kendini silik çizebilir.

    Aile üyelerinden herhangi birisiyle problem yaşayan çocuk o kişiyi farklı bir konumda çizebilir. Ailenin yanına çizmez de uzak bir yere çizebilir. Ya da o kişiyi hiç çizmez.

    Çocuklar resim çizerken özgür olmak isterler. Bu yüzden çocuklarımıza “şunu çiz”, “bunu çizme” gibi yönlendirici cümlelerle müdahale etmemeliyiz.

    Resmi bittiğinde çocuğun, resimde neler anlattığını sözel olarak ifade etmeye teşvik etmeliyiz. Böylece çocuk önemsendiğini hisseder ve resmini istediği gibi anlatır. Bu da hem çocuğun özgüvenini hem de kendisini sözel olarak ifade etmesini geliştirir.

  • Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir ?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir ?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, iki ana özelliği “Dikkatsizlik ve Hiperaktivite” ve dürtüsellik” olan nörolojik bir bozukluktur.

    DEHB’nin temel özelliği, benzer gelişim düzeyindeki çocuklara oranla dikkati verme ve sürdürme güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik olarak tanımlanır.

    DEHB çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları bölümlerine yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biridir.

    Bazen bebeklikte başlayan (çok ağlayan, zor yatıştan, zor beslenen, aşırı hareketli, sürekli yeni uyaranlar peşinden koşan bebekler) ve okul öncesi dönemde fark edilen yetişkinlikte de değişik bulgularla giden kronik bir bozukluktur. Tedavi edilmediğinde ruhsal, sosyal ve akademik sorunlara neden olur.

    DEHB’li çocukların dikkatlerini yöneltecekleri şey kendi kontrolleri altında değildir. Bu çocukların çoğunda yürütme işlevinde sorunlar görülür. Bunlar arasında ileri dönük plan yapamama, içeriden gelen olumsuz tepkileri bastıramama, çalışan belekte bilgileri tutamamadır. 

    Bunun doğurduğu sonuçlardan biri DEHB’li çocukların bir dakikaya kadar olan süreleri tahmin etmede çok başarısız olmalarıdır, bunun dışında, sonradan gelecek daha büyük ödülü, şimdi gelecek küçük ödül uğruna feda etmeleridir. Bu yüzden yapacakları şeye karar verirken diğer çocukları oranla gelecekteki ödüllere daha az değer verirler.
    DEHB’nin temel özelliği, benzer gelişim düzeyindeki çocuklara oranla dikkati verme ve sürdürme güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik olarak tanımlanmaktadır.

    Bu tip davranışlar tüm çocuklarda bulunmasına rağmen, DEHB olanlarda kronik ve çok belirgindir. Ve hayatlarının tüm koşullarında kendilerini gösterirler. (örneğin evde ve okulda ).
    DEHB’nin neden olduğu akademik zorluklara rağmen, bu bozukluk ve zeka arasında bir ilişki yoktur. Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB’i yaşayabilir.

    Dünyadaki çocuk nüfusunun % 5 ila % 8’inde DEHB bulunduğu bilinmektedir.

    Erkeklerin kızlardan daha fazla etkilendiği uzun süredir düşünülmüştür, ancak en yeni çalışmalar cinsiyete özgü olmadığını ortaya çıkarmıştır.

    Bu bozukluk genellikle 7 yaş civarında tespit edilir, ancak ondan sıkıntı çeken çocuklar sıklıkla bebeklikten ve 2 yaşından itibaren zor davranışlara sahiptir. Belirtilerin birçoğu da, DEHB yetişkinlikte devam eder, ancak belirtiler ergenlik döneminde azalabilir. DEHB hakkında bilgi, araştırmalar ve tedavi seçenekleri son yıllarda çok yol kastetmiş ve bakımı çok gelişmiştir.

    DEHB olan çocukların yaklaşık yarısının da öğrenme güçlüğü, kaygı, karşıt gelme veya davranışsal sorunlar gibi başka sorunları vardır. Bu sorunlar genellikle sosyalleşme zorluklarına ve düşük benlik saygısına yol açar. Bu nedenle, çocukların psikiyatrist ve psikolog tarafından profesyonel bir değerlendirmeden geçmesi gerekir.

    DEHB belirtileri, bazı disiplin veya çaba gerektiren durumlarda artma eğilimindedir ve çocuğun oyun oynadığı zamanlarda azalır, yeni bir durum yaşar veya iyi bir davranış için övgüye değerdir.

    DEHB’nin belirtileri nelerdir ?

    Dikkatsizlik belirtileri nelerdir ?

    Dikkat Eksikliği : Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır.

    • Ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir.
    • Okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yapar.
    • Çalışmaları plansız, düzensiz ve karmakarışıktır.
    • Oyun vb. etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamaz.
    • Başladıkları işleri tamamlamakta zorlanır.
    • Sanki akılları başka yerdedir.
    • Söylenenleri dinlemiyor duymuyor görünümü verir.
    • Talimatlara uymaz ve okulu veya ev ödevlerini tamamlayamaz.
    • Faaliyetlerini veya işlerini organize etmekte zorlanır.
    • Sürekli zihinsel çaba gerektiren (okul çalışması ya da ev ödevi gibi) görevleri önler, beğenmez ya da isteksizce yapar.
    • Faaliyetleri için gerekli nesneleri (örneğin oyuncaklar, ev ödevi kitapları, kalemleri) kaybeder.
    • Etkinliklerde yer almaya karşı isteksizdir.
    • Ödevlerini yaparken uzun süre sandalyede oturamaz.
    • Anne-babalarının zoruyla bir süre derslerinin başında oturabilir ama kalem, silgi ve kalemtıraş gibi nesnelerle oynar.
    • Düşük düzey dış uyarıcılar tarafından kolayca dikkati dağılır.

    Hiperaktivite veya dürtüsellik belirtileri nelerdir?

    Hiperaktivite: Bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayacak biçimde hareketli olmasıdır.

    Dürtüsellik: Bireyin kendini kontrol etmesinde yaşadığı güçlüklerdir.

    • Yerinde rahat duramaz.
    • Oturduğu yerde bile kıpırdanıp durur.
    • Gerektiği zamanlarda yerinde oturamaz.
    • Uygunsuz ortamlarda koşuşturur.
    • Eşyalara, bir yerlere tırmanır.
    • “Motor takılmış gibi” sürekli hareket halindedir.
    • Hareketlik bir amaca yönelik değildir.
    • Uyarıları dinlemez.
    • Durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket eder.
    • Sınıfta sık ayağa kalkar ve gezinir.
    • Sağa sola sataşır.
    • Arkadaşlarına laf yetiştirir.
    • Koltukların üzerinden atlar.
    • Dolaplara tırmanır.
    • Tehlikeli ve kaza yaratan durumlara girer.
    • Çok hareketli oldukları için tehlikeyi hemen kavrayamaz.
    • Çok konuşur.
    • Sessiz etkinlikler sırasında gürültü yapar.
    • Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan cevaplar.
    • Çoğu zaman başkasının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.
    • Sırasını beklemekte zorlanır.
    • Diğer çocukları da rahatsız eder.
    • Hareketlerini ve sözlerini stresli anlarda kontrol etmekte güçlük çeker, bu da onun sözleri veya eylemlerinde kibirli ve bazen saldırgan kılar.
    • Belirli talimat ve kuralların getirdiği hüsranı tolere edemez.
    • Ruh hali çabuk değişir.

    DEHB’nin Nedenleri Nelerdir ?

    Bu karmaşık nörolojik bozukluğun tek bir nedeni yoktur. DEHB yatkınlığı genetiktir ve kalıtım oranı %70-80 civarındadır, muhtemelen beyindeki belirli kimyasallarla ilgilidir, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlardan veya psikososyal sorunlardan kaynaklanmaz.

    Kalıtsal bir bozukluk olsa da, riski artırabilecek bazı faktörler vardır, örneğin: fetüsün belirli toksik maddelere (alkol, tütün veya ilaç) maruziyeti, bakteriyel menenjit, kafa travması, prematüre doğum, bebeğe oksijen eksikliğine neden olabilecek herhangi bir doğum problemleridir.

    Ne zaman bir uzmana başvurulmalı?

    Yukarıda belirtiler çocuğunuzla uyum gösteriyor ve en az 6 aydır devam ediyorsa, haftada birkaç kez krizler şeklinde hem okulda hem de evde yaşanıyorsa bir psikiyatrist ya da uzman psikoloğa danışmak gereklidir.
    Teşhisi yapan uzman psikolog, psikiyatrist çocuğu ve çevresini kapsamlı bir şekilde değerlendirir. 

    Bir çocuğun DEHB’si olup olmadığını belirlemek için de, sağlık uzmanı ayrıca aşağıdakiler gibi birkaç araç kullanır:

    • Ruhsal Bozuklukların Tanısal El Kitabı DSM-5 (ana araç) tarafından tanımlanan davranış kriterleri,

    • Çocuğun değerlendirilmesi

    • Psikolojik testler,

    • Nöropsikolojik testler;

    • Ebeveynler ve öğretmenler tarafından doldurulmuş bazı davranışsal ölçekler .

    Nasıl tedavi edilir?

    Müdahalenin amacı, bu bozukluğun çocuk üzerindeki etkilerini, yani akademik sıkıntılarını, dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştıramamasını, algılama bozukluğu ve sakarlığını, sürekli azarlanmasından, eleştirilmesinden, uyarılmasından kaynaklanan düşük benlik saygısına yöneliktir. Bir DEHB iyi tedavi edildiğinde genellikle iyi sonuçlar alınır.

    DEHB tanısı konduğunda, çocuk tartışma ve kararların bir parçası olmalıdır. DEHB tedavisi bireyselleştirilmiştir ve çeşitli uzmanların, ailenin ve okul ortamının işbirliğini gerektirir.
    DEHB çocuğun hayatının birçok alanını etkilediği için (kendine olan saygısını, okul sonuçlarını, aile ilişkilerini) çok yönlü tedavi gerektirir. Bu nedenle, tıbbi tedavi her zaman psikososyal müdahale ile birleştirilir (örn. Sosyal beceri yardımı programı, davranışsal psikoterapi, aile terapisi, eğitim desteği veya spor veya toplum faaliyetlerine katılım). Okullarda, iş organizasyonunu uygun bir çerçeve ile teşvik eden müdahaleler tavsiye edilir.

    İlaç Tedavisi (Sadece Çocuk ve Erken Psikiyatristleri tarafından)
    Anne-Baba Egitimi
    Bilişsel Davranışsal Terapiler
    ATTENTIONER Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Programı
     Home Based Reinforcement Programı
     Parent traning in contingency management Programı
    Gıda kısıtlamaları (örneğin, gıda katkı maddelerinden veya konsantre şekerlerden kaçınmak) veya besin takviyeleri (vitaminler, mineraller) olsun, konsantrasyon üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilecek yüksek omega-3 diyetidir. (Bunların etkililiğini kanıtlayacak bilimsel bir kanıt yoktur.)

    Aile ne yapabilir ? 

     Aile uzman kişilere danıştıktan sonra tüm tedavi sürecine dahil olmalıdır. Aile dahil olmadan tedavi programının faydası yok denecek kadar azdır.

     Çocuğun güçlü yanlarını vurgulayın ve tedavinin kendisinin daha iyi kontrol edilmesi ve okulda daha iyi sonuçlara ulaşması için ona yeni araçlar sağlayacağını açıklayın.

    Çocuğa, DEHB’nin zeka ile ilgisi olmayan bir nörolojik bozukluk olduğunu söyleyin.

     Sevgi gösterin , Empati kurun, etkili iletişim yollarını kullanın, başarı duygusunu yaşamasına yardım edin, Sorumluluk ve yardımseverliğin gelişimini sağlayın ve bu davranışlarını övün, problem çözme ve karar verebilme becerilerini geliştirin .

    Disiplin yöntemlerini kullanın.

    Çocuğunuza her seferinde bir görev verin ve ona başka bir tane vermeden önce iyi yaptığından emin olun. Gerekirse, talimatları anlaşılması ve yapılması kolay adımlara ayırın.

    Onu çalkantılı, fazla hareketli bir grupta bırakmak ya da huzursuz ya da sabırsız bir kişinin gözetimine bırakmaktan mümkün olduğunca kaçının.

     Ev ödevi ve dikkat gerektiren diğer görevleri yapmak için sessiz bir yer bulun.

    Odaklanmaya yardımcı olmak için ortamınızdaki televizyon, video oyunları, tablet ve bilgisayar gibi uyaran ve dikkat dağıtıcı kaynakları azaltın. Sessiz aktiviteleri teşvik edin.

     Eğer uyumakta güçlük çekiyorsa, onu gün boyunca fiziksel olarak egzersiz yapmaya ve yatmadan önce sessiz hareketler yapmaya teşvik edin. Yatmadan önce rahatlatıcı bir atmosfer yaratın (ışığı azaltın, yumuşak müzikle açın vb.).

    Her zaman ona göz kulak olun: Tehlike kavramı, algısı olmadığı için Hiperaktif bir çocuk, oynarken diğerlerine göre daha fazla zarar görür.

     Fiziksel ceza ve kuvvet kullanmayın.

     “Ajitasyon – ceza – denetim” döngüsüne girmekten kaçının. Cezalar yerine detaylı açıklamalar yapın.

     Hataları göstermekten kaçının: motivasyon ve teşvik, daha iyi sonuçlara yol açar. İyi davrandığında tebrik ederek ve teşekkür ederek benlik saygısını geliştirin.

     Sabrınızı kaybetmeden önce sınırlarınızı tanıyın, çocuğa anlatın ve gerektiğinde yardım isteyin. Net ve açık komutlar (yerinde sessizce otur vb.)

    Tek seferde tek görev verin ve bitince takdir edin. Bir zor bir kolay görevler vermeye çalışın. 

     Dışarıya çıkmadan önce çocukla konuşun: Örnek; ’markete gideceğiz, sadece benim sana söylediklerimi arabaya koyacaksın. Eğer böyle yaparsan sana istediğin krakeri alacağım, eğer yapmazsan almayacağım .Anladın mı?’’

    Sonuç olarak; DEHB’li çocuklar ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar. Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler. Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar.
    DEHB’nin belirtileri zaman içinde değişebilir. Bilimsel literatürde yapılan bir tahmine göre, önceden DEHB teşhisi konmuş erkek çocuklar 18 yaşına geldiklerinde, DEHB belirtilerinin ortalama olarak yüzde 60’i ortadan kalkmış olur. DEHB olanların yaklaşık %40’ında Belirtilerin sürmesi gözlenir. Belirtiler çeşitli sosyal ve duygusal güçlüklerle erişkin dönemde de sürer. DEHB olan çocukların %30 Gelişimsel bozulma gözlenir. DEHB bulguların yanı sıra alkolizm, madde kullanımı ve anti sosyal kişilik bozukluğu gibi psikopatolojilerin eklendiği gruptur. Artmış aktivite genellikle ilk kaybolan belirti iken çelinebilir dikkat son kaybolan belirtidir.

  • Büyük Çocuğun Suçu Ne? Kardeş Kışkançlığı

    Büyük Çocuğun Suçu Ne? Kardeş Kışkançlığı

    Kıskançlık doğal ve evrensel bir duygudur. Çocuk, annesinin dikkatini daha fazla çekmek ister. Bu duygunun temelinde yetersizlik duygusu ve anneyi kaybetme korkusu yatmaktadır.

    Çocuk sizin her cümle ve tutumunuzu ciddiye alır ve buna inanır. Bu tür tutumlar, çocuğun gelecekteki okul ve iş hayatı boyunca kalıplar içinde davranmasına, kendisi olamamasına neden olur.

    Anne ve baba kardeşini kıskanan büyük çocuğu belirli bir role ya da etikete hapsetmemelidir.

    Evde birden çok sayıda çocuk varsa, çocuklardan büyük olana abla ya da abi rolü düşüyor/veriliyor.

    Örnek; “Sen büyüdün artık, abla/abi oldun daha farklı davranmalısın!”, “Büyük olan sensin kardeşlerine örnek olmalısın” ,“kardeşinle ilgilen!”, “sadece iki elim var, kız kardeşine sen de annelik edebilirsin! ve benzeri söylemler ve tutumlar büyük çocuğun çevresi tarafından etiketlenmesine yol açar. 

    Ve daha da önemlisi büyük çocuğun küçük yaşta ondan çocukluğunun çalındığı, çok çabuk büyümek zorunda kaldığı hissi yaratır. Böyle bir durumda; bir çocuktan çocukluğu çalınırsa, yetişkin olduğunda çocuklarla nasıl oynayacağını bilmeyen bir yetişkin ortaya çıkarır.

    Duruma küçük çocuk tarafından bakarsak, büyük çocuğu anne-baba gibi davranması, bebek için de güven sarsıcı olabilir.

    Ne Yapabiliriz?

    Ebeveyn olarak birçok sorumluluğumuz olsa da kardeşler arasındaki ilişkiyi daha fazla ciddiye alarak davranışlarımızı belirlemeliyiz. 

    Her şeyin eşit olmasına değil, adil olmasına çalışmalıyız.

    Büyük çocuğa kardeşinden bağımsız her gün düzenli zaman ayırarak ve duygusal ihtiyaçlarını doyurmalıyız.

    Kardeş kıskançlığı yasayan çocuklarınıza eşit zaman ayırmaya çalışmak yerine, her çocuğa kendi gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Bebeğin henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar küçük olduğu dolayısıyla daha çok ilgiye ihtiyacı olduğu büyük çocuğa anlatılmalıdır. 

    Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratmalıyız. 

    Kardeşler arasında olan kavgalarda hakem rolü üstlenmemeliyiz. Ebeveynler çocukların tartışmalarına katıldıkları zaman çocukların her biri anne-babasının diğerinin tarafını tuttuğunu düşünür. Bu da rekabetin yoğunlaşmasına yol açar. Büyük kardeş anne babanın koruyucu desteğini sağlayabilen küçük kardeşten nefret eder. Anne baba ne kadar yansız olmaya çalışsa da işe yaramaz, bu nedenle kardeşler anlaşmazlıklarını kendileri çözmelidir. Fiziksel şiddetin olmadığı durumlarda anne babanın araya girmemesi sorunun çözümünü kolaylaştırır.

    Tartışmalarda sorun çıkaran çocuğa yönelmek yerine, zarar gören çocukla ilgilenmek, kardeşi “mağdur, ezilen” olarak nitelendirmeye yol açar. 

    ”Kim başlattı?” sorusunu sormaktan kaçınmalıyız. Çünkü olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmak, çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Her bir çocuğun kavganın çıkmasında aynı derecede suçlu olmasından yola çıkarak sonuçlarına eşit şekilde katlanmaları sağlanmalıyız. 

    Çocukların kavga etmelerinden endişe duymamalıyız. Çünkü çocuklar kavga ettikçe deneyim kazanırlar. Kavga ettiklerinde de seçenekler sunulabilir ya da iyi geçinme kuralları konulabilir. Böylece kavga ettikleri ve iyi geçindikleri zaman sonucun ne olacağını bilirler.

    Kardeşler arasındaki kıskançlık ve geçimsizlik ne kadar yoğun olursa olsun ayrı kaldıklarında birbirlerini çok özlerler. Bu durum, ilişkilerinin bazen çok bozuk olduğunu düşünseniz de aslında birbirlerini çok sevdiklerini açıklar.

    Kardeşinin giyebileceği, ona küçük gelen giysileri ve oynayabileceği oyuncakları beraber ayırmak işe yarar, fakat vermek istemediği şeyler konusunda zorlamamalıyız. Kendine ait sevdiği bir şeyin kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını arttırabilir. 

    Ailenin bütün olduğu duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte yapabileceği gezinti, piknik, alışveriş, film izleme gibi etkinliklere yer verilmelidir.

  • Çocuklar Savunmasızdır, Kendilerini Korumaları Beklenemez!

    Çocuklar Savunmasızdır, Kendilerini Korumaları Beklenemez!

    Türkiye’de yılda 8 bin çocuğun (yaklaşık %80’ni kız çocuğu) cinsel istismara maruz kalıyor. Cinsel istismarın önüne geçilmesi, önlenebilmesi için neler yapabilirizi sizlere aktarmaya çalışacağım.

    Evet herkesin de hissettiği ve bildiği gibi; kızınız ya da oğlunuzla cinsel istismar hakkında konuşmak kolay olmamakla birlikte onun olası bir durumdan korumak için gereklidir.

    Çocuğunuzla cinsel istismar ve riskli durumlar hakkında konuşmuş olmak onun gelecekte olası bir durum karşısında riskler hakkında bilgilendirilmiş olmasını sağlar ve bu durumun kurbanı olmasını engeller.

    Cinsel İstismarın Önlenmesi:

    Cinsel istismarı önlemek için, bu riski çocuğunuzla konuşmanız önemlidir.

    Onunla bir kez açık ve net bilgi verecek şekilde konuşun ve konuyu anlatın. Bu konuyu anlatıp bilgilendirdikten sonra, medyada çıkan haberleri ve görselleri gösterip, sürekli konuşmayı sürdürmeyin. Eğer bu konuyu gereğinden fazla dramatize ederseniz, çocuğunuzun rahatsız olmasına ve dünyanın çok tehlikeli bir yer olarak algılanmasına ve artık kimseye güvenmemesi gerektiği konusunda bir korku da geliştirmesine yol açabilirsiniz.

    Cinsel İstismarla ilgili bilinmesi gerekenler:

    Çoğu cinsel tacizin çocuklara tanıdığı insanlar tarafından yapıldığını unutmamak gerekir.

    Çocuğunuz bu durumun farkına varsa dahi, cinsel tacizi önleme sorumluluğu her şeyden önce ebeveyne aittir.

    Kendiniz de çocukken cinsel taciz kurbanı iseniz, çocuğunuzla cinsel istismar ve riskleri hakkında konuşmaktan rahatsızlık duyabilirsiniz veya çocuğunuzun başına da gelebilir diye korkabilirsiniz. Böyle bir durumda cinsel istismar konusunda uzman bir psikoloğa, psikiyatriste danışın.

    Çocuğunuzla cinsel istismar riskleri hakkında bir tartışma başlatmanıza yardımcı olacak bazı sorular:(Aşağıdaki soruları çocuğunuza yöneltin ve ne yapardın diye sorun)

    Ne yapardın………..?
    →Bizi kalabalığın içinde kaybettin..?
    →Komşu, X abi / amca seni okul çıkışı ya da parkta oynarken yanına geldi ve seni annen evde bekliyor dedi… ?
    →Seni tanıyan bakim veren/bir kişi/erkek ” Hadi uyumadan önce seni çıplak görmeme izin ver.” dedi… ?
    →Tanıdığımız X biri senin isteğin ya da iznin olmadan seni parka götürmeyi teklif etti ..?
    →Tanıdığınız X biri sevdiğimiz biri “hadi bu aramızda sır olsun, anneye sakin söyleme!”dedi?
    →Yüzme dersiniz sırasında sorumlu kişi, senin cinsel organınla ilgili bir davranışı ya da konuşması oldu ..?
    →Yolda iyi birine benzeyen bir yetişkin, sokakta kedisini kaybettiğini söyleyip , bulmama yardım eder misin dedi…?
    →Büyük abi/baba sana ve cinsel organına dokunmayı istedi …?
    →Yetişkin biri çıplak resimleri çekmek istedi…?
    →Yetişkin biri sana çıplak insanların resimlerini göstermek isterdi …?

    Tanıdığınız birinin çocuğunuza cinsel istismarda bulunduğundan endişeleniyorsanız:

    Çocuğunuza aile üyelerinden, komşu ve akrabalardan birinin cinsel istismarda bulunduğunu hissettiyseniz, o kişi kim olursa olsun, sezgilerinize güvenin ve size yanlış olduğunu düşündüğünüz durumdan kaçınmak yerine, gerçekte ne olduğunu öğrenmeye çalışın.

    Nasıl Davranmalıyım?

    Şüphelendiğiniz kişiden rahatsız olup olmadığını öğrenmek için çocuğunuzla konuşun.

    Bu konuşmayı yaparken, sakin bir ses tonuyla suçlamadan, tavsiye vermeden sadece bilgi almaya çalışın.
    Bu konuşmayı yapamıyorsanız, çocuğunuza hangi fiziksel temasların uygun olduğunu ve hangilerinin uygun olmadığını anlatın.

    Hiç kimsenin kendisini rahatsız edici veya korkutucu şekilde vücuduna dokunma hakkı olmadığını söyleyin, açıklayın.

    Uygunsuz, kendi isteği dışında fiziksel temas deneyimi yaşarsa size anlatması gerektiğini onu suçlamayacağınız ve ona kızmayacağınız konusunda size güvenmesini sağlayın.

    En önemli konunun da onun güvende ve iyi olması olduğunu hatırlatın.

    Ya çocuğunuz size tacize uğradığını itiraf ederse?

    Çocuklar, yaşadıkları istismar hakkında konuşmaktan genellikle korkarlar.

    Çocuğu istismar eden kişi bunu sır olarak saklaması gerektiğini söylemiş olabilir, çocuğu tehdit ediyor veya durumu çeşitli şekillerde manipüle ediyor olabilir.

    Ya da çocuk olanlardan utanıyor, suçlu hissediyor olabilir ya da sizin ona/olanlara inanamayacağınızdan korkabilir. (İstismarların %80 yakın akraba/baba/abi gibi tanıdık kişilerden olması nedeniyle)

    Çocuk istismar edildiğini paylaşıyorsa, onun sizin yanınızda güvende hissettiğini ve size güvendiğinin göstergesidir.

    Çocuk istismar hakkında konuşuyor ise, bu davranışın yanlış olduğunu bildiğini ve bunu durdurmak için yardım istediğini gösterir.

    Nasıl tepki vermeliyim?

    Onu dikkatle dinlediğinizi ve sözlerini ciddiye aldığınızı anlamasını sağlayın. “Anlat bana!”, “Saklama!” , “konuş! ” demek yerine sakin bir ses tonuyla “Emin misin?” deyin ve ona inanmadığınızı düşünmesin, korkmadan size anlatabilsin.

    Yaşananları çocuğun kendi kelime ve cümleleriyle anlatmasına izin verin, sorularınız ile çocuğun içine kapanmasını neden olmayın, önce dikkatlice dinleyin.

    Bu süreç boyunca ne olursa olsun, ona destek olacağınızı ve yanında olacağınızı söyleyin.

    Anlattıkları karsısında şok olsanız da dehşete düşerseniz de sakinliğinizi koruyun.

    Kızgınlığınızı, üzgün ve öfkeli olduğunuzu belli etmeyin, çocuk sizi rahatsız ettiği ve bunu taşımadığınızı düşünerek suçluluk duyabilir.

    Ona kendi hatası olmadığını anlatın ve rahatlatın. Asla şunu unutmayın: Çocuklar savunmasızdır ve kendilerini korumaları beklenemez!

    Çocuk sizden sessiz kalmanızı isterse, ona korktuğunu anladığınızı fakat ona yardım etmek için yanında olduğunuzu söyleyin. Onun anlattıklarının çok önemli olduğunu, yetkili ve ilgili kişilere konuyu anlatmamanız durumunda istismar eden kişinin eylemlerine devam edebileceğini anlatın.

    En yakın Polis Çocuk Şube birimine giderek konuyu kimliği/niz gizli kalacak şekilde bildirin.

    Ne zaman endişelenmeliyim?

    Aşağıdakiler küçük bir çocukta çok sik görülmeyen davranışlardır ve karşılaşıldığında da dikkatli olmak gerekir. Bazıları cinsel taciz işaretidir.

    Çocuğunuz özel bölgesine o kadar sık ​​dokunuyor ki diğer hiçbir etkinliği önemsemiyor ise..

    Defalarca uyarmış olmanıza rağmen, diğer insanların yanında özel bölgesine dokunmaya devam ediyor ise…

    Çocuğa küfürlü, toplum içinde kullanılması ayıp sayılan kelimelerin açıklamış ve öğretmiş olmanıza rağmen defalarca onu uyarmış olmanıza rağmen, ayıp ve söylememesi gereken kelimeleri (ya da cinsel çağrışımlı kelimeleri) söylemeye devam ediyor ise konuyu dikkate almanız gereklidir.

    Konuyla ilgili çocuğunuza yardımcı olabilmek adına aşağıda isimleri yer alan kitapları resimlerine bakarak, çocuğun yaşına uygun hikayeler anlatarak surecin anlatılması ve anlaşılması için mutlaka edinin.

    1. Bedenim Bana Ait

    2. Ben Herkesle Gitmem Ki

    3. Sır Versem Saklar mısın?

  • Boşanma :  Anne ve Baba Ayrılığı

    Boşanma : Anne ve Baba Ayrılığı

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de boşanma sayıları günümüzde artmaktadır. TÜİK’in 2018 verilerine göre ülkemizde, boşanan çiftlerin 2017 yılındaki sayısı 128 bin 411’dir. Boşanmaların % 38,7’si evliliğin ilk beş yılı, % 20,7’si ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşmektedir.

    Birçok ebeveyn ayrılıklar yaşamaktadır. Ani, beklenen, ön görülemeyen, zor olan, planlı olan gibi her türlü ayrılma yöntemi ne olursa olsun, en çok sorulan soru; çocuklar bu ayrılık sahnesini mümkün olduğunca nasıl kolay atlatacakları olmaktadır.

    Boşanmanın evli iki kişi arasında olan bir olay olduğunu açıklayıp, bunun çocukların anne-babaları ile olan ilişkilerini etkilemeyeceği gibi akrabaları ile olan görüşmelerini de etkilemeyeceğini çocuğa aktarılmalıdır.

    Çocuğun aklına gelen şu soruların yanıtları verilmelidir.

    • Neden annem ve babam ayrılıyor?

    • Niye annemle / babamla kalıyorum?

    • Annem / babam bizden ayrılınca nerede yaşayacak?

    • Anne/babamı tekrar görebilecek miyim?

    • Ya bana ne olacak?

    Boşanma ile ilgili bilinmesi gereken 2 önemli bilgi vardır.

    1-Boşanma çocuklar için travmadır.

    Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak ve çocuğun gelişimi için de bir sistem kurulması çok önemli ve gereklidir.

    2-Boşanma iki kişi arasında; anne baba arasında gerçekleştiğidir.

    Anne babasının çocuktan boşanmasının mümkün olmadığı çocuğa mutlaka anlatılmalıdır.

    Çocuğun yaşı ne olursa olsun; ayrılma, boşanma öncesinde çocuk evdeki farklı hayayı mutlaka hisseder. Anne baba tarafından kesin karar alındığında, çocuğun kişiliğine, hassaslığına en uygun ifadeyle anne ve babasının bir arada yaşamalarının ne kadar zorlaştığı anlatılmalı ve aşağıdaki aşamalara tek tek dikkat edilmelidir.

    Adım adım BOŞANMA kararının açıklanması :

    1.ADIM: HAZIRLIK

    Çocuğa ayrılık kararının ne şekilde söyleneceği, hangi cümlelerin kurulacağı anne-babanın eşit sürede konuşması gerektiği önceden birlikte kararlaştırılmalı ve bu haber ebeveynler tarafından birlikte verilmelidir.

    Çocuğa anne babanın birbirine karşı sevgilerinin bittiği, yaşamla ilgili olarak farklı istek ve tercihleri olduğu açıklanır.

    Önemli olan; çocuğun bu ayrılıktan kendisinin sorumlu olmadığını anlamasıdır. Çocuğu asıl ilgilendiren bundan sonrasında çocuğun hayatının nasıl şekilleneceği, anne babasının çocukla olan ilişkisi olacaktır.

    Boşanma hakkında bilgilendirme çocukların, yaşlarına göre farklılık göstermesi gerekir.

    7 yaş ve üzerinde olan çocuklar bu konuşmayı anlayabilecek, mantığı kavrayabilecek şekilde hazırken, 7 yaşından küçük çocuklar; yaşanılan durumun farkında olmasalar da basit kelimelerle ayrılık kararının açıklamak diğer ebeveynle artık aynı evde yaşamayacaklarını anlatıp, onları bu yeni duruma ikna etmek gerekir.

    Bir ebeveynin daha uzun konuşması diğer ebeveynin suçlu gibi algılanmasına yol açabilir bu nedenle de anne-babanın açıklamaya eşit ölçüde dahil olması gerekir.

    Bu karara kesin olarak anne baba tarafından birlikte verildikten sonra çocuğa anlatılmalıdır. Annenle/babanla boşanacağız, boşanıyoruz gibi emin olunmadan söylenen, duygusal iniş çıkışlı cümleler kesin karar verilmeden çocuğun yanında kurulmamalıdır.

    2.ADIM: İLETİŞİM; Ayrılık Kararının Çocuklara Açıklanması

    Açıklamanın nasıl yapılacağı önemli bir adımdır. Genellikle anne babalara çocukların % 50’sine katkının da eski eşten olduğunu asla unutmamalarını hatırlamak gerekir. Bu cümle onların gerçeği daha net ve açık şekilde görmelerini sağlar. Eşini aşağılayan ve çocuğunun önünde küçük düşürmeye çalışan eşin bunu hatırlaması önemlidir. Çünkü çocuğun kendi gerçekliği, kimliği olarak gördüğü şey ‘bir yarım babam ve diğer yarım ise annemden oluşmaktadır.’ bilgisidir.

    Boşanma çocuklar için travmadır. Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak için bir sistem kurulması önemlidir, bu çocuğun gelişimi için de çok önemlidir.

    Anne ve baba bu açıklamayı yaparken birbirlerini suçlayan, aşağılayan ifadeler kullanmaktan kesinlikle kaçınmalıdırlar. Çünkü, kimin daha fazla suçlu olduğu ya da kimin ne yaptığının bir önemi yoktur, bu bilgi çocuk için anlamsızdır. Ayrılmanın neden gerçekleştiğini ve kararın nereden geldiğini bilmek zorunda değildir.

    Bir ilişkiyi bitirmek, bir çiftin yalnızca çifti ilgilendiren bir karardır. Bu gerçeklik, bebek içinde çocuk için de ergen için de geçerlidir. Ayrılığı açıklarken tarafsızlık şarttır. Bu tarafsızlık, her iki ebeveynin de açıklamada bulunduğunu ve kimsenin suçlu bulunmadığını ima eder.

    Diğer eşi çocuğun önünde suçlama, küçümsemek çocukla anne/babanın ilişkisine zarar verir küçümsenen, kötülenen ebeveyne yabancılaşmasına yol açar. Bu çok olumsuz ve tehlikeli bir davranıştır. Ne olursa olsun diğer eşin hatalı ve suçlu olarak etiketlenmemesi ve çocuğun o ebeveyne yabancılaştırılmaması gerekir. Çünkü bu durum uzun vadede anne ve babasının bir uzantısı olarak kendini gören çocuğun benlik saygısını, özgüvenini de etkiler.

    Çocuğu ilgilendiren kısım anne babanın neden boşandığı, ayrıldığı değil, bundan sonraki süreçte kendisinin bu durumdan nasıl etkileneceğidir.

    Boşanma kararının kim tarafından çocuğa açıklanmalı konusunda ebeveyn kararsız ise psikolog gibi bir uzmandan destek alınabilir.

    3.ADIM: AKTARIM; Sakin ve kontrollü bir anlatım.

    Eşler birlikte ayrılık açıklamasını yaparken çok fazla ajitasyon yapmadan, duygularını mümkün olduğu şekilde kontrollü olarak aktarması gerekir. Çünkü; çocuk fazla abartılı şekilde durumu aktaran, ajite eden ebeveyni teselli etmeye çalışırken kendi duygusundan uzaklaşabilir ya da bu durum diğer tarafı suçlamasına neden olabilir.

    Açıklama yapılırken: suçlamalar olmamalıdır. Çocukla ilgili olmadığı, onun annesi babası olmaya devam edecekleri konuşmada belirtilmelidir.

    Çocuğun hangi ebeveynde kalacağı belirtilmelidir, diğer ebeveynde de belli günlerde kalacağı ve orada da kendine ait bir odası olacağı bilgisi paylaşılmalıdır.

    4.ADIM: ZAMAN

    Ebeveyn boşanma açıklamasını yaparken çocuğun içinde bulunduğu zaman dilimine çok dikkat etmesi gerekir. Bu zaman diliminde çocuğun hayatı için önemi bir süreç yaşanıyorsa; bakıcı, okul değişikliği, genel/dönem sınavları, spor/sanat müsabakaları vb. olaylar var ise bu kritik açıklama biraz olsun ertelenmelidir. Çocuğun üst üste travma içeren yaşantılara maruz kalmaması açısından önemlidir.

    5.ADIM: MEKAN

    Çocuğa boşanma açıklamasının yapılacağı mekanı seçerken iki tane seçenek göz önünde bulundurulmalıdır.

    Bunlardan ilki çocuğun güvende hissettiği, alışkın olduğu kendi evinin bir odası olacaktır. Diğeri ise çocuğun hayatında daha önce hiç gitmediği ya da sık gitmediği, bir daha gitmeyeceği bir yer olmalıdır.

    6.ADIM: Çocuğun SUÇLU olmadığının açıklanması

    Çocuklar ve ergenler ben merkezci oldukları için ebeveynlerinin boşanma kararının onlar yüzünden olduğunu düşünürler. Bu bilginin yanlış olduğu çocuğa çok net açıklanmalı seninle ilgili değil bilgisi mutlaka verilmelidir.

    Çocuğun Duygularını tanımak :

    Tabii ki çocuk üzüntü, öfke ve endişe yaşayacaktır. Bu duygusal tepkiler, iyi bir adaptasyon döneminden sonra ortadan kalkacaktır. Bu duyguları çocuğunuzla konuşun. Ona yeni düzende neyin yardımcı olabileceğini sorun ve isteğini mümkün olduğunca yerine getirin. Birkaç ay sonra halen çocuğun bu durumla baş edemediğini görüyorsanız bir uzmandan destek almanız gerekebilir.

    Bu zor zamanlarda, çocuğumuzun ikinizi de eşit olarak sevdiğini ve eş, karı-koca olma durumunuzun bittiğini “iyi bir ebeveyn” olmanın devam ettiğini unutmamak ve çocuğa bu farkındalıkla yaklaşmak önemli ve gereklidir. Çocuğun duygusunu paylaşmasına, yasını yaşamasına izin verilmelidir.

    Yaş Dönemine Göre Boşanmaya Tepkiler:

    0-1 YAŞ: Duygular;Korku, Huzursuzluk

    Dışa vuran tepki; -Sinirlilik, huzursuzluk, -Ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    1-3 YAŞ: Kederli, üzüntülü, apatik

    Kendini rahatlatma; Regresyon (parmak emme, oyuncaklarına sarılma)

    Bakım veren kişiye; Yapışkanlık, ayrılık kaygısı

    Dışa vuran Tepkiler; Öfke, ajitasyon, ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    Okul öncesi (3-5 Yaş) : Üzüntü, kayıp duygusu, kendini suçlama

    Kendini rahatlatma:Regresyon, mastürbasyon

    Bakım verenle ilişkiler :Ayrılık kaygısı (yapışkanlık, bakım görme arzusu)

    Öfke ya da içe kapanma / ilişki kurmama

    Dışa vuran Tepkiler :Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması. -Kabuslar -Ajitasyon

    İlkokul Çağı (6-11 Yaş) : Öfke, reddedilmişlik. Kendini rahatlatma :Regresyon (yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma).

    Dışa vuran Tepkiler : İtaatsizlik, okuldan kaçma, kurallara uymama, okul başarısında azalma

    Ergenlik : Kolay ağlama eğilimi, üzüntü, Reddedilmişlik, Suçlama

    Kendini rahatlatma:Alkol ve ilaç kötüye kullanımı

    Bakım verenle ilişkiler :Ahlakçı / yargılayıcı, Evden uzaklaşma, Ebeveynden birisine daha fazla yakınlaşma (bazen)

    Dışa vuran Tepkiler : Aksilik, kavgacılık, kabalık, Evden kaçma, Cinsel eylemler, Okul başarısında azalma

    7.ADIM: Çocuğun uyum sağlamasına yardım etme :

    Ebeveynlerin ayrılığı zaten çocuk üzerinde oldukça önemli ve etkilidir. Tüm hayatı boyunca hatırlayacağı bir şok olacaktır. Bu nedenle de, çocuğun bu yeni gerçekliğe uyum sağlamasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğa yeni bir rutin hızla oluşturulmalı. Ve bu yeni düzen, rutin çocuk açık bir şekilde açıklanmalı ve çocuğun iyi olduğundan emin olmalıdır.

    Çocuğa ev değişikli kiminle hangi tarihlerde görüşeceği, hafta sonu hafta içi nerede/kimin evinde olacağıyla ilgili takvim oluşturulmalıdır. Çocuk yaş olarak küçük ise takvim renklendirerek, yeşil günlerde annede, mavi günlerde de baba da kalacağı anlatılmalı, birlikte boyanmalı, işaretlenmelidir. Devam eden rutinlerinin de altı çizilmelidir.

    8.ADIM: Boşanma sonrası

    Boşanma gerçekleştikten sonra anne ve babanın sık sık bir araya gelmesi, birlikte tatillere gitmesi çocuk tarafından anlaşılmaz. Çocuk tarafından onlar arasında sorun yoktu neden evler ayrıldı şeklinde düşünmesine yol açarak, kafasının karıştırmasına neden olarak çocuğu anne ve babanın yine birlikte olacağı yönünde umutlandırır.

    Diğer yandan ise; doğum günü, karne günü gibi çocuk için özel günlerde ebeveynlerin bir araya gelinmesi önemlidir.

    Ayrıca ebeveynlerin çocuğa söz verdiği gün ve saatlerde orada olması ya da son dakika onu alacağı planını iptal etmesi çocukta değersizlik hissi oluşturabilir ve o ebeveyn tarafından istenmediği, anne/babası gibi terk edileceği şemalarının oluşmasına yol açabilir. Bu nedenle verilen sözlerin tutulması çocuk gelişimi açısından çok önemlidir.

    Birlikte kalmadığı ebeveynle olan görüşmeler düzenli olmalıdır. Çocuk bir kayıp yaşadığı için görüşme günlerinde mutlaka çocuk alınmalıdır, tersi durumlarda çocukta hayat kırıklıkları, güven kaybı ve özgüvenle kayıplarına, kaygı yaşamlarına neden olmaktadır.

    9.ADIM: Sorumluluklar

    Boşanma gerçekleştikten sonra çocuk anne yanında kaldıysa ve anne ona ‘artık bu evin erkeği sensin.’ gibi çocuğun yaşına, gelişim dönemine uygun olmayan, büyük sorumluluklar yüklemesi çocuk için uygun değildir. Kurulan cümlelere verilen mesajlara anne-babalar dikkat etmelidir.

    Ayrılan anne babaların, akrabaların çocuğun yanında diğer ebeveynle ilgili olumsuz bilgiler, konuşmalar, duygular paylaşılmamalıdır.

    Bu kritik dönemde oluşabilecek sorunlara karşı ailelerin ve çocukların uzman psikologlardan danışmanlık, destek hizmeti alınabilir.

  • Dil ve Konuşma Gelişimi

    Dil ve Konuşma Gelişimi

    Sesleri anlamlaştırıp anlayabilme ve konuşabilmeyi öğrenme çocukların edindikleri en karmaşık becerilerden biridir. Çocuklar anlamlı kelimeyi yaklaşık 12. Ayda kullanırlar. İlk anlamlı kelimelerin üretilmesinden önceki aylar sözel dil öncesi dediğimiz çeşitli sesleri çıkardığı aylardır. Bebekler erişkinlerin dillerini fark edebilme insan konuşmasını diğer seslerden ayırabilme yeteneği ile doğarlar ve bebeklerde sözel dili bu tür uyaranları tercih etme söz konusudur. Bu nedenle insan sesinin diğer seslere nazaran bebekleri daha çok sakinleştirdiğini tespit etmiştir. Söz konusu bulgu bebeklerin insan konuşmasını tercih ettiklerini ima etmekle beraber insan sesinin bebeklerini çekmekte çok daha etkili bir ses olduğunu düşünmektedir.

    VOKALİZASYON DÖNEMİ (0-2 AY)

    Çocuk dünyaya geldikten sonraki ilk aylarda sesli harflerden oluşan bir seslendirme dönemi geçirir. Bu noktada çevreden gelen uyarılar, pekiştirmeler çocuğun söz konusu vokalizasyon sesleri üretmesinde etkili bir rolde değildirler.

    CIVILDAMA DÖNEMİ (4-5AY)

    Bebekler çevreden işittikleri sesleri taklit etmeye başlamışlardır. Sağır çocuklarda bu durum söz konusu olmaz. Bir dilde var olan en küçük ses birimleri çocuklar tarafından en hızlı şekilde hayatın ilk senesinde gelişim gösterirler. Dil öncesi gelişim aşamasının önemi henüz yeterince belirgin değildir. Çocukların aktif olarak kullandıkları aktif kelime daracığı her zaman ifade ettikleri kelimelerden çok daha etkilidir. Çocukların anlayabildikleri kelime kapasitesine pasif kelime daracığı denir. Çağdaş dil teorileri çocukların cümle kurma ve bu cümleleri daha uzun olarak gerçekleştirmede etkili olan yeteneklerinin gelişimi üzerinde durmaktadırlar.

    TEK SÖZCÜK DÖNEMİ (12-18 AY)

    Tek sözcük dönemi olarak adlandırılan bu döneminde çocuk bir kelimeyi anlamlı şekilde kullanmaya başlarmıştır. Cıvıldama dönemi sonlanmış ve çocuk dil öncesi gelişiminden dilsel gelişimine geçmiştir. Bu sözcükleri belirli bir nesneler için kullanmaya başlamıştır ve çocuk için olduğu kadar çevresi için de anlamlı olan kavramlardır

    İlk sözcükler genellikle isimler olmuştur. Buna örneklerde sıkça kullanılan kelimeler “al, ver, git “gibi benzer sözcüklerdir. Öğrenilen isimler genellikle çocuğun günlük yaşantısında kullandığı sık gördüğü kullandığı nesnenin veya yaşantısında kullandığı isimlerdir. Ayrıca hareket halindeki nesnenin isimlerinin kullanılmasının telaffuz edilmesi ile öncelik alır ve çocuklar araba, tren, kedi gibi daha sık kullanırlar. Bu konuşma döneminde söylenen tek sözcük yığılımlı bir anlam yüklülüğü içerir. Çocuk su dediği zaman nesne olarak kastettiği gibi.

    İKİ SÖZCÜK DÖNEMİ (18-24 AY)

    İki sözcük döneminden itibaren sözcüklerin çoğu isimlerden; daha sonra ise sırasıyla fiillerden sıfatlardan ve zarflardan oluşmuştur. Çocuğun en son kullandığı kelime türü çoğunlukla zamirdir. Tek sözcük döneminden itibaren en kolay öğrenilen kelimeler ise nidalardır. Çocuğun anlatmak istediği manayı temsil eden kelimeler içerik kelimelerdir. Manayı temsil etmeyen sözcük veya eklerin çocuk tarafından terk edilerek yeniden adlandırılmasına telgraf tarzı konuşma denir. Bu durum sadece çocuğun kendi ürettiği cümlelerde görülmez.

    ÜÇ VE DAHA FAZLA SÖZCÜKLÜ CÜMLELER DÖNEMİ

    Çocuklar iki üç yaşlarına geldiklerinde kelime dağarcıkları ve cümle yapıları hızlı bir gelişim gösterir. Çocuk anadilinin temel yapılarını öğrenir. Özne yüklem ve nesne gibi cümlenin öğeleri arasındaki ilişkileri anlamaya başlar. İkinci derecede soru cümleleri ve üçüncü derecede de olumsuz cümleler üretmektedir. Çoğul ve tekil cümleler yanlış kullanabilir. Üç yaşından itibaren çocukların cümleleri daha uzun ve gramer yapıları olarak daha karmaşık olmaya başlar. Üç dört yaşlarında çocuğun kelime dağarcığı yaklaşık 900-1000 kelimeye ulaşmıştır. Ses tonunu kullanmayı öğrenmiş olduğundan konuşurken duruma göre fısıltı şeklinde konuşma ve abartılı konuşma biçimi görülebilir. Cümlelerinde genellikle geniş ve gelecek zamanı kullanır. Geçmiş zamanı ilgilendiren olayları da anlatabilir.

  • Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven, bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirilmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir deyişle “Kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması” demektir. Özgüven ve kendini beğenmişlik, kibirlilik demek değildir.

    Büyükleri tarafından;

    1 – Sevgi gören

    2 – Gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan

    3 – Fikirlerine değer verilen ve önemsenen

    4 – Güven duyulan

    5 – Yaşına uygun sorumluluklar verilen

    6 – İyi yaptığı şeyler için övülen

    7 – Gurur duyulan

    8 – Yaptıklarında hataya yer verilen

    9 – Olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

    *Artık kendini besleyecek becerilerde olduğu halde, onu beslemeye devam ettiğimizde,

    *Ters olsa bile ayakkabılarını kendi giymeye heveslendiğinde, düzelterek biz giydirdiğimizde,

    *Yemekten sonra ellerini yıkayabildiği halde, sabunlu bezlerle ağzını sildiğimizde,

    *Bacağını pantolonunun bir paçasına sokarken ufak yardımlarla fırsat vermek yerine, tamamen biz giydirdiğimizde,

    *Merdiveni kendisi çıkmak istediğinde, kucağımıza alıp yukarı çıkardığımızda,

    *Eşyalara artık uzanıp dokunabildiğinde, onları toplayıp dolapların içine kaldırdığımızda,

    *Lokantada: “Küçük bey siz ne yersiniz?” sorusuna, biz: “O ızgara yer.” dediğimizde,

    *Kafadan bacaklı adam çizdiğinde: “Öyle adam mı çizilir?” diyerek, 30 yaş becerimizle bir adam çizip etkili bir model olduğumuzu sandığımızda,

    *Çalan telefonu açmak için hevesle koştuğunda, telefonu elinden aldığımızda, vb. durumlarda, çocuğumuzun büyümesinin ve sağlıklı gelişmesinin en somut ifadelerini görmezlikten geliyoruz demektir.

    Özgüvenin yeteri kadar gelişememesinde çocuğa destek vermeyen aileler kadar aşırı korumacı ailelerin de olumsuz etkileri olur. Böyle durumlarda aile çocuğun yapması gerekenleri yapar.

    Çocuk adına karar verir.

    Çocuk adına düşünür .”Hava çok soğuk , hırkanı giyinmelisin” .Üşüyüp, üşemediğinin kendisi hissetmesi bir anlamda engel olunur.

    Aile bu tutumu çocuklarına yardımcı olabilmek için yaptıklarını düşünürler.

    Çocuk sorumluluk almalıdır.

    Eğer alamazsa kendi sorunlarını çözme becerisi kazanamaz.

    Bu tür çocuklarda Ben yapamam, Ben beceriksizim duygusu oluşabilir.

    Bu duygu, çocuğun özgüveninin gelişmesini engeller. Hatta bu durum devam ederse çocuk artık annesine sormadan hiçbir işi yapamaz hale gelebilir. İleriki yaşantısında sürekli olarak onay almadan karar verme güçlüğü oluşturabilmektedir.

    Özgüveni azaltan şeylerden biri de kıyaslanmaktır.

    Başkalarıyla, kardeşleriyle, komşu çocuklarıyla kıyaslanmamalıdır.

    Sizin çocuğunuzun da diğer yaşıtlarından güzel başarılı yaptığı pek çok iş vardır.

    Aile olarak siz çocuklarınızın özelliklerini tanır ve onlara değer verirseniz o da kendi varlığına değer verir.

    Çocuklarınıza diğer çocukları örnek göstermeyin.

    Kendi başarıyla yaptığı bir başka işi örnek gösterin.

    “Geçen sene şiir okurken ne kadar çok alkış almıştın” gibi başarılı olduğu anları ona hatırlatabilirsiniz.

    Yapabildiği hatta iyi yapabildiği konulardan örnekler verin.

    Çocuklarınızı iyi ve doğru tanımaya çalışın.

    Hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi biçimde görmeye çalışın.

    İyi oldukları konuları anlatın. Deneme yapması için ona uygun ortamlar yaratın.

    Sizin, onun yaptığı diğer olumlu ve güzel şeyleri görüyor, fark ediyor olmanız çok önemlidir. Onun kendi gücüne inanmasını sağlayın.

    Kendisine inanmalıdır.

    Zevk aldığı, iyi yaptığı alanları birlikte tespit edin.

    Çocuğunuzu gözlemleyin, onunla uzun sohbetler yapın.

    Öğretmenleriyle konuşun, rehber öğretmeninin fikrini alın.

    Onunla planlar yapın.

    Küçük adımlar atın. Rahatlıkla altından kalkacağı hedefler belirleyin.

    Ona daima destek verin. Sizin yanında olduğunuzu her zaman bilsin.

    Çözüm odaklı olun. Konuları ve sorunları geçiştirmeyin “.Geçer , boşvermelisin,önemli değil “demek yerine duygu ve düşüncelerini ciddiye alınarak dinlenilebilinmelidir.

    Ona her konuda başarıyı elde etmesi için emek vermesi gerektiğini anlatın.

    Kendi hayatınızdan örnekler gösterin.

    Size yardımcı olan kişiler ve destekleri ona da sunup sunmadığınızı gözden geçirin.

    Ona ufaktan başlayarak sorumluluk verin. Onu izleyin, yardım edin. Destek verin.

    Takdir edin ve sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlayın.

    Evde ve okulun dışında da farklı sosyal aktivitelere, ortamlara girmesini destekleyin. Birkaç arkadaşıyla kampa gitmesini destekleyin. Böyle ortamlarda sorumluluk almayı daha kolay öğrenecektir. Yanında olduğunuzu hep hissettirin.

    En zor durumlarda bile sorunlarını size açabilsin.

  • Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda inatçılık, gelişiminin her döneminin farklı özellikleri olduğu kaçınılmaz bir doğrudur. 2 yaşına kadar ihtiyaçlarının çok büyük bir kısmını annesi ile gerçekleştiren çocuk, 2 yaşından sonra büyük bir insan olma yolunda adımlar atarak, ‘ Her şeyi ben yapacağım. ‘ demeye başlar. Anne- babası ayakta durduğu için bu durum onu ayakta tutmaya iter, anne- babası gibi konuşabilmek için konuşmaya başlar. Eğer; ebeveynler çocukların bu özelliklerini bilirlerse çocuğun benlik gelişimini keyifle seyrederler. Çocuğun amacı bunları yaparak anne- babayı bunaltmak değil, kendi varlığını kabul ettirmektir. Anne ve babasına onlardan farklı bir birey olduğunu kabul ettirebilmektir. Eğer anne ve baba çocuğun bu isteğine yanıt vermez ve her şeyine ‘yapma’, ‘dokunma’ şeklinde yaklaşırsa, çocuk normal dışı davranmaya başlar. Bu engelleme sonucunda agresif davranışlar gösterir, iter, ısırır, tekme atar, kendini yerlere atar… Bu sebeple çocuk ne yapmak istiyorsa, yapabilirlik sınırı içinde izin verilmelidir. Çocukta görülen anormal davranışların temelinde çocukluğunun engellenmesi söz konusudur. Çocuk, yaşamında engellerle karşılaştıkça güçlenir; engellendikçe agresifleşir.

    İnat Döneminin Kalıcı Hale Gelmemesi İçin Nelere dikkat edilmelidir?

    Çocuk engelleri şiddetle aşmayı alışkanlık haline getirmeye başlarsa, bu durum ileriki dönemde davranış bozukluğuna sebep olur. Çocuk annesinden bir şey istediğinde, annesi vermiyor, ulaşmasına engel oluyorsa, çocuk şiddet ve öfke içerikli davranışlara başvurur. Anne de bu hırçınlık içeren davranışlarla baş edemeyeceğini anlayarak, ‘Tamam ne istersen vereyim’ tarzında davranışlara başvurursa, çocuğa yenik düşmüş olur. Çocuk da bir problem çözümü olarak bu yöntemi öğrenmiş olur ve bunu tüm çevresine genellemeye başlar. Çünkü evde bu yöntemi kullandığında işe yaradığını deneyimlemiştir.

    Çocuk Her Şeyi İnatla Yaptırmayı Öğrendiyse Çıkış Yolu Nasıl Olmalıdır?

    Çocuk anne ve babasıyla inatlaşmaya ve işlerini bu yolla çözmeye başlamışsa, çocuğa karşılık inatçılık göstererek onunla uzlaşmaya varmak pek mümkün olmayacaktır. İnat eden bir çocuk karşısında ebeveynin tutumu sükunet olursa, çocukla dürtüselliğe, inatlaşmaya girilmezse, çocuğun inadı kırılabilir. Çocuğu mahcup etmeden, ezmeden sabır içerisinde olan bir anne çocuğunun inadını kırabilir. Annesinin sakin kalabildiğini gören çocuk, kendisini güvende hisseder ve o güven hissiyle annesiyle olan uyumu yeniden sağlar.

  • 2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2 yaş çocuğunun genel özellikleri

    2 yaş, çocuğun kendi benliğini çevreden ayrı olarak algıladığı evredir. Bağımsızca isteme ve davranma gibi yetilerin temelleri atılmaktadır. Bu dönemdeki en önemli konular, tuvalet eğitimi ve bağımsızlık alanlarındaki yetiştirme ve öğretme çabalarıdır. Bu dönemde görülen inatçı davranışların, çocuğun karakteristik özelliği olarak görünmemesi gerekir. Bu dönem aynı zamanda çocuğun ‘hayır’ dönemidir. Bu, çocuğun bağımsız bir insan olmayı öğrenmesinin yoludur. Bu dönem, çocukla alışveriş gibi bazı faaliyetlerin yapılabildiği dönem olduğu için yakınlaşmanın ve sevgi ifadesinin en net olduğu dönemdir. Sosyal tepkilerin gelişmeye başladığı dönemdir. Bu sosyal yetiler; taklit, utanma, otoritenin kabul edilişi, ilgi çekme arzusu gibi sosyal tepkilerdir. Aile dışındaki bireylerle iletişim kurma, kendi akranları ile birlikte olmaktan zevk alma dönemidir. 2 yaş sorgu çağı dönemidir. ‘Nasıl’ ve ‘Niçin’ sorularının başladığı evre olarak söylenebilir. 4 yaş ile bu özellik en üst seviyesine ulaşacaktır.

    2-5 yaş dönemi gelişimin en krizli dönemlerinden biridir. Bu zorlu dönemde çocuk, dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. Söz dinlemediği hatta tersini yaptığı ve kısıtlandığı zaman öfkelenen ve yardım almayan bir yapısı vardır. Bu dönem ‘karşı koyma bunalımı’ olarak adlandırılabilir. Bu dönemde çocuk seçme yetisi henüz oturmadığı için iki olanağı birden seçebilir. Çok daha fazla rengi tanıyabilmektedir. 3’ e kadar sayabilmektedir. 2,5 yaş bunalımı çocuğun kişiliğini geliştirir.

    3 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Artık oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz vardır. Motor becerilerinin gelişmesi ile çevre üzerine kurduğu egemenlik artık daha da fazlalaşmıştır. Sayı sayma, şarkı, şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında soru sorma gibi alanlarda bilişsel yetenekleri artmıştır. Artık kendinden bağımsız bir dünyanın farkındadır. Ayrı bir benlik ve cinsiyet duygusu gelişmeye başlamıştır. Çocuğunuz artık nasıl bir kişi olacağını araştırma yoluna girmiştir. Bu dönemde artık daha olumlu ve dengeli bir bireydir. Bu evrede bazı çocuklar öfkesini eşyaya yöneltmiştir. Bu yaşın özellikle sonlarına doğru grup halinde oyun oynama, oynarken birbiriyle konuşma ve grup içinde ne oynayacağını seçmeye başlamışlardır. Birbirini seyretme ve konuşma en çok rastlanan ortak davranıştır. Cümleler daha gramatik hale gelmiştir. Konuşmalar ben merkezlidir. Artık 300 civarında kelime bilmektedir. Akıcılık gelişmiştir ancak bazı sözcükleri telaffuzda hala zorlanabilmektedir.

    4 yaş çocuğunun genel özellikleri

    4 yaş çocuğu, isteklerinin yerine getirilmemesini anlayışla karşılar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu, başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve sonuçta beklemeyi öğrenir. Bu yaş çocukları her iki cinsten birkaç çocuğu oyun arkadaşı olarak seçebilir. Sorgu çağı 4 yaşında en üst seviyeye ulaşır. Hareketli bir görünüm sergilerler. Tırmanarak, bisiklete binerek, merdivenleri yardımsız ve ayak değiştirerek çıkarak pek çok gelişmiş hareketi gerçekleştirebilirler. Kalem tutmayı öğrenmiştir ve kullanır. Yakın geçmişteki olayları ilişkilendirerek anlatır. Adını, soyadını, ev adresini ve yaşını söyleyebilir. Konuşması dil bilgisi kurallarına uygun ve anlaşılabilirdir. Çocuk şiirlerini ve şarkılarını ezbere söyler. Yemek yerken kaşık ve çatalı ustalıkla kullanabilir. Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar; özbakım becerilerini kolaylıkla gerçekleştirir. Kıyafetlerini rahatlıkla giyip çıkarabilir fakat ayakkabı, giysi bağlamada ve düğme iliklemelerinde yardıma ihtiyaç duyabilir. Artık gelişmeye başlayan bir mizah anlayışı vardır. Yetişkinler ve arkadaşları ile hem işbirliği içinde hem de çatışma halindedir. Oyun oynarken sıra beklemesi gerektiğini öğrenir. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman hakkında yeterli bir değerlendirme yapabilir.

    6 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Duygularını uygun şekilde ifade edebilir. Başkalarının duygularını anlar. Gerektiğinde liderlik yapar veya lideri izler. Diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynar ve paylaşabilir. Vücudunu merak eder. Kendi cinsiyetini bilir. Aldığı sorumluluğu yerine getirir. Gerektiğinde sırasını bekler. Başkalarının haklarına saygı gösterir. Yaptığı işlerde yetişkinlerin onayını ister. Nezaket kurallarına uyar. Kolay arkadaş edinir. Doğru yanlış gibi kavramları öğrenir. Oyun sırasında daha yaratıcıdır. Ailece yapılan aktivitelerden hoşlanır. Makasla karmaşık şekilleri keser. Mantık henüz gelişmemiştir. Konuşması oldukça akıcı ve dil bilgisi kurallarına uygundur. Problem çözme becerileri gelişir. 5 yaşına gelmiş olan düşünür ve sonra söyler.