Etiket: Cinsel

  • Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Psikologların çalıştığı bir çok farklı sorun alanı bulunmakta ve bu sorunların başında cinsel sorunlar gelmektedir. Toplumsal değerler, cinsel sorunların mitleştirilmesi, cinsel sorunlara çözüm olmadığı tarzında ki yanlış cinsel inançlar, cinsel terapi yapan psikolog sayısının azlığı gibi bir çok nedenle vajinismus, erken boşalma, geç boşalma gibi birkaç seansta kolaylıkla çözülebilecek olan cinsel sorunlar uzun yıllar hatta bir ömür boyu tedavi edilmemektedir. Bu nedenle evliliğini sonlandıran, kavga eden eşler olduğu gibi kaliteli bir cinsel yaşamın ne olduğunu bilmeden, zevk alamadan ya da cinsellikten soğuyarak yaşamına devam eden çok sayıda kişi bulunmaktadır. Cinsel terapinin amacı; kişinin erken boşalma, geç boşalma, cinsel ilişkiye girememe (vajinusmus) vb sorunlarını çözmek ve çiftin cinsel yaşam kalitesini arttırmaktır.

    Diğer taraftan internette cinsel gücü arttırdığını, penis büyüttüğünü iddia eden bir çok reklam bulunmaktadır. Yada kendisini cinsel terapist olarak tanıtan, NLP, hipnoz vb yöntemlerle cinsel sorunlara çözüm getirdiklerini iddia eden psikolog yada aile danışmanı olmayan, cinsel terapi eğitimi almamış bir çok kişi bulunmakta ve bu iş için faiş ücretler talep etmektedir.

    Diğer taraftan sağlık alanında çalışan ancak bu alanda özel eğitimi olmayan birçok kişi bulunmaktadır. Örneğin Türkiye’de cinsellik denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Haydar Dümen, pratisyen hekimdir, psikoloji ya da psikiyatri alanında herhangi bir eğitim almamıştır ve kendisi psikolog yada cinsel terapist değildir. Özetle birinin popüler olmasının, yada yalnızda psikolog yada psikiyatır olmasının cinsel terapi yapabileceği anlamına gelmediğini aklıda tutmak gereklidir. İzmirde psikolog ararken ya da cinsel bir danışman ararken bu noktalara mutlaka dikkat edilmeli hatta başvurduğunuz kişilere bu alanda özel bir eğitim alıp almadıklarını mutlaka sormanız önerilir.

    CİNSEL SORUNLAR

    Cinsel işlev; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evreden oluştuğu kabul edilmektedir: İstek: Cinsel döngünün en önemli evresidir. Diğer evrelerden farklı olarak doğrudan fiziksel uyarılmaya ihtiyaç duymaz. Cinsel istek partnerden bağımsız olarak tek başın günün herhangi zamanında kendiliğinden ortaya çıkabileceği gibi, bir insandan etkilenerek de ortaya çıkabilir. Uyarılma: Bedensel ya da psikojenik herhangi bir uyarılma sonucu ortaya çıkabilir. Verilen uyarı kişinin gereksinimini karşılayacak boyutta ise tepkinin yoğunluğu artış gösterir. Uyarılmanın kadında ilk belirtisi cinsel organda kabarma, erkekte uyarılmanın ilk belirtisi ereksiyondur. Uzun süren bir evredir. Orgazm: Alınan haz açısından en yoğun ancak süre olarak en kısa evredir. 0.8 milisaniyelik 3-4 ritmik sonrasında düzensiz kasılmaların izlediği haz içeren bir durumdur. Erkekte ejekülasyon, kadında ise perine ve vagina kaslarında ritmik kasılma ile oluşur. Orgazm sırasında erkekten meni adı verilen bir sıvı gelirken, kadınlarda artan bir gerilme halinin ardından gelen bir gevşeme, rahatlama meydana gelmektedir Çözülme: Cinsel eylemin sonlanması ile çözülme evresine girilir. Cinsel bölgelerde kan akımı normale döner. Kişilerin yaşadığı sorunlar genelde istek, uyarılma ve orgazm bölümlerindeki ortaya çıkan aksamalardan kaynaklanmaktır.

    CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

    1-Cinsel istek bozukluğu:

    A) Cinsel istek bozukluğu

    B) Cinsel tiksinti bozukluğu

    2-Uyarılma Bozukluğu:

    Erkekte: Ereksiyon (sertleşme) bozukluğu

    Kadında: Uyarılma bozukluğu

    3-Orgazm bozukluğu:

    Erkekte boşalma bozuklukları

    a) Erken boşalma

    b) Geç boşalma

    Kadında orgazm bozukluğu

    4-Ağrı Bozuklukları

    A) Disparoni (cinsel ilişki sırasında ağrı-acı hissetme)

    B) Vajinismus (kadında meydana gelen istemsiz kasılmalardan dolayı vajinal birleşmenin gerçekleşememesi.)

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, cinsel birleşme denendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşememesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılma istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma, girişin olmayacağı inancı eşlik eder. Nadiren, cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır (İncesu, 2004). Çiftler bu sorunu aşmak için alkol ya da madde kullanarak ilişkiye girmeyi denemek, vajinal bölgeyi uyuşturacak kremler kullanmak gibi yöntemlere başvurabilirler. Bu denemeler kişilere fiziksel zarar verebildiği düzelmeye dair umdu da azaltabilmektedir. Bunun yanı sıra vajinismus sorunu yaşayan kadının eşinde ereksiyon (sertleşme) sorunları da ortaya çıkabilmektedir. Vajinismus ortalama 3-5 seansta tedavi edilebilmekte ve çok yüksek başarı oranına ulaşılmaktadır.

    ERKEN BOŞALMA

    Erken boşalma, çok az bir cinsel uyarıyla bile kişinin istemesinden daha önce boşalması, diğer bir deyişle boşalmasını denetleyememesi, ya da istediği kadar erteleyememesidir. Tıbbi açıdan bakıldığında, erken boşalma, kişinin boşalma refleksi üzerinde istemli denetiminin bulunmaması, henüz öğrenilememiş olmasıdır. Süre asıl ölçüt olmamakla birlikte, birleşmeden önce boşalma ya da 1-3 dakikalık cinsel birleşme süresi kesin olarak erken boşalmadır. Erken boşalma oranı, yapılan çalışmalarda %20-30 arasında çıkmaktadır. Her 4-5 erkekten birinde erken boşalma sorunu vardır. Bütün toplumlarda, erkeklerde sık rastlanan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (İncesu, 2004). Erken boşalma sorunu ortalama 4-6 seansta tedavi edilebilmektedir.

    Tedavi programına başlamadan önce cinsel işlev bozukluğunun organik kökeni olup olmadığının ayrıntılı olarak araştırılmalı. Bu açıdan, değerlendirme sürecinde üroloji, nöroloji, endokrinoloji gibi disiplinlerle işbirliği kurulması önemlidir.

    Psikolojik değerlendirme süreçlerinde dikkat edilmesi gereken nokta var olan bozukluğun evlilik sorunlarına ikincil olarak gelişip gelişmediğidir. Eğer evlilik sorunu ön planda ise, cinsel işlev bozukluğu sorununa odaklaşmadan önce eşler aile terapisine alınmalıdırlar. Aile terapisinde yada aile danışmanlığında psikolojik destek ile ilerleme kaydeden çiftlerde cinsel işlev bozukluğu sorunları bazen kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir. Evlilik içi sorunların cinsel işlev bozukluklarına ikincil olarak geliştiği durumlarda, tedaviye doğrudan başlanabilir. Ancak her cinsel tedavi programının temel ilkesi olan iletişim becerileri ve çift terapisi gibi yaklaşımların entegre edilmesi gereklidir. Bu, tedavinin etkinliğini arttırmaktadır.

  • Cinsel Şemalar

    Cinsel Şemalar

    Anne-baba için çocukların cinsel kimliği gerçekten çok önemli oluyor. Bu önem daha hamilelik döneminde kendini belli ediyor. Her ne kadar “Sağlıklı olsun. Başka bir şey istemem. Allah ne verirse.” denilse de, anne-babaların bebeklerinin cinsiyetini öğrenecekleri günü iple çektiğini biliyoruz. Daha sonra da öğrenilen bu cinsiyete göre şekilleniyor her şey. Önce renklerden başlıyoruz ayırmaya. Kız çocuk pembe, erkek çocuk mavi oluveriyor. Odasından kıyafetlerine kadar cinsiyeti belirliyor her şeyini çocuğumuzun. Tabi oyuncak seçimleri, okunacak kitaplar da öyle. Kimse erkek çocuğuna bebek almıyor, ya da kız çocuğuna kocaman bir tır. Onların da öyle hayalleri, istekleri olmuyor. Olursa şaşırıyoruz zaten. Olmaması gerekiyor. Bu dediğim erkek çocuk için biraz daha fazla geçerli bir durum aslında. Yani kızımız kumandalı araba ya da tır almak istediğinde o kadar da tepki göstermeyebiliriz. Hatta bazen bu övünülecek bir durum da olabilir. “ Maşallah erkek gibi kız” diyerek övebiliriz. Ama erkek çocuğun oyuncak bebek istemesi, pek de övülecek, hoş karşılanacak bir durum değildir. Ona “ Maşallah Kız gibi oğlan” diyerek bir övgüde bulunmayız. Okunacak kitaplardan da eğer bir erkek çocuk sahibiysek Kül kedisi Sindirella’yı tercih etmeyiz. Peter Pan olabilir ama. Sinemaya giderken de Erkek çocuk sahibiysek Karlar Kraliçesi’ni değil, Küçük Prensi daha çok tercih edebiliriz. Aslında bunlar masumane şeyler gibi duruyor değil mi? Belki de öyledir tabi bilemiyorum ama birçok şeyi cinsiyet üzerine kurduğumuz kesin. Bunlardan daha çok var. Birkaç tanesinden daha bahsetmek istiyorum. Mesela çocuklarımızın cinsel bölgeleri ve buraya yüklediğimiz anlamlar da gerçekten çok farklılık gösteriyor. Mesela  2-3 yaşında erkek bir çocuk evde çok rahat altı olmadan gezebiliyor ve biz buna gülüyoruz. Hatta balkona çıkanlar ordan çiş yapanlar da olabiliyor. Buna da gülebiliyoruz. Ama yine aynı yaşlarda bir kız çocuğunu altında hiçbir şey yokken balkonda gören teyzenin ne diyebileceğini tahmin edebiliyorum. “Şşşşşt!…Gir kız çabuk içeriye. Öyle dolaşılır mı hiç..Ayıp!” İşte Kız çocuğun çok erken yaşlarda kendi cinsiyetiyle ilgili öğrendiği bir kavram oluyor. “Ayıp!” Sonra bütün her şey bunun üzerine inşa ediliyor. Mesela erkek çocuklarının pipisi sevilen ve ilgi gören bir şey oluyor çocukluktan itibaren. “Amanda benim oğlumun pipisi” diye seven ebeveynler çok var. Tabi sonuçta o da bir organ, el, ayak gibi. Ama bunun yanı sıra “Amanda benim kızımın kukusu” diye seven ebeveynlere çok da rastlamıyoruz sanırım. Neden acaba? Kuku kötü bir şey mi? O pipi gibi sevilmeyi hak etmiyor mu yoksa? Dokunmada da aynı tutumlar devam ediyor. Erkek çocuk pipisini elleyebiliyor. Zaten bu şekilde çişini yapıyor. Ama kız çocuk ellerse, yine “ Şşşşt…çek elini ordan ayıp, ellenmez, ört, ört, cıs.” olabiliyor. Çocukluk dönemi bitince gençlik döneminde de yine aynı tarz yaklaşımlar devam ediyor. Mesela erkek çocuklar için “Oooo benim oğlumun peşinde bir sürü kız var” denilebiliyor ve bu durum övülen bir şey oluyor. Ama yine “Oooo benim kızımın peşimde bir sürü erkek var biri gidiyor biri geliyor” diye övülerek anlatılan bir duruma pek fazla şahit olmadım. Yine genç delikanlılarımızın kız arkadaşları pek rahatlıkla erkek arkadaşlarının evine gelip hatta bazen yatılı kalabilenler ya da birlikte tatile gidebilenler olabiliyor. Ama genç bir kızın bu tarz davranışları çok da olumlu karşılanmıyor. İlk cinsel deneyim açısından da bir genç erkek ilk cinsel deneyimini ne kadar erken yaşarsa kendi arkadaş grubu içinde de o denli övülüyor ve favori olabiliyor. Genç kızlarımız içinse bunun geç olması hatta mümkünse evlenene kadar hiç olması makbul karşılanıyor. Birçok erkek evleneceği kızın bakire olmasını bekliyor. Kadın içinse erkeğin deneyimsiz olması haneye bir eksi olarak yazılabiliyor. Erkeğin deneyimlerini ödüllendirip, teşvik ederken, kızınkileri, yasaklayıp cezalandırabiliyoruz. Hatta kızlar kendi aralarında bile erken cinsel deneyim yaşamış arkadaşlarına pek hoş gözle bakmıyorlar. Bütün bunlar akşam saatlerinde dışarıda olan genç kızlarımıza ya da bayanlara da olumsuz şekilde bakmamıza neden olabiliyor. Hatta onların başlarına maalesef taciz, tecavüz gibi akıl almayacak derecede iğrenç durumlar da gelebiliyor. Şimdi bu yetiştirme tutumlarından vazgeçelim desek ne olur acaba? Erkek gibi kızlar ya da “kötü yola düşmüş” kızlar mı yetiştiririz. Ya da kız gibi oğullarımız mı olur? Erkekliğini ispat edemezler mi? Kendi akran gruplarıyla nasıl uyum sağlarlar? Gerçekten karmaşık bir durum. Ama işte bu tutumlarla yetiştirdiğimiz kız ve erkek evlatlarımız var bizim ve bu tutumlar onların da kendi cinsellikleriyle ilgili çeşitli şemalar oluşturmasına neden oluyor. Yetişkin birer erkek ve kadın olduklarında, birbirleriyle ilişkiye girdiklerinde birbirlerini anlamalarını bekliyoruz ama aynı tutumlara maruz kalmadılar ki, nasıl anlasınlar birbirlerini. Sonra aralarında hem iletişim sorunları hem cinsel sorunlar çıkıyor. Çıkar tabi ki.. çok normal. Kimi aldatmadan şikayetçi, kimi vajinusmus vakası olarak geliyor karşımıza. Orda bile farklı tutumlar karşımıza çıkıyor. Erkeğin aldatması daha kabul edilebilir, affedilebilir bir durumken, kadının aldatması namus cinayetlerine kadar varabiliyor. Zaten cinsellikle ilgili geçmiş yaşantılarında ödüllendirilmiş olan erkek neslinin aynı öğrenilmiş davranışını sürdürmesi de çok anormal bir durum değil, cinsel bölgesini çocukluğundan beri saklamaya çalışan kız neslinin vajinusmus olması da çok anormal değil. Tabi belki tek neden olarak bunları söylemek doğru olmaz ama çocukluktan itibaren bize uygulanan tutumların ve cinsellikle ilgili oluşturduğumuz şemaların yetişkin cinsel hayatımıza etkisini asla yadsıyamayız.

  • Çocuklarda ( cinsel ) taciz

    ÇOCUĞUN CİNSEL TACİZİ

    Çocuğun cinsel tacizi; çocuğun bir başkası tarafından, tercihlerine ya da tepkilerine aldırış etmeksizin cinsel uyarım amacı ile kullanılmasıdır. Sözlü tacizler olabileceği gibi; öpme, okşama, sürtünme veya açık cinsel temas gibi birçok davranış cinsel tacizin kapsamına girer.

    TACİZCİ VE TACİZ EDİLEN PROFİLİ

    Üzücü bir gerçek ama tacizcilerin yüzde doksanı ailenin bir dostu, çocuğun aynı yaşta veya birkaç yaş büyük bir arkadaşı, bakıcı, komşu, baba, ağabey, kuzen, amca, dayı vb gibi çocuğun yakın çevresinden, onun tanıdığı kişilerdir ve çoğunlukla da erkeklerdir. Son yıllarda internet kullanımının yaygınlaşması yabancıların çocuklarla temasa geçme riskini yükseltmiştir ve şurası bir gerçek ki çocuklar için risk daha da artarken, tacizcilerin kendilerini daha kolay saklayabilecekleri bir ortam sağlamıştır.

    Tacizcilerin kişilik profillerini anlamaya yönelik olarak yapılan araştırmalar; çocuk tacizcilerinin çocuklara karşı aşırı nazik ve ilgili, hatta koruyucu ve kıskanç olabildiklerini, alkol ve vb maddeleri sık kullandıklarını, çocuklarda teşhiri özendirebildiklerini, çocuklara ayartıcı davranabildiklerini ve onları da cinsel davranışa cesaretlendirebildiklerini, çocuklarla cinsel argümanları sınırsızca paylaşabildiklerini göstermektedir. Tacizcilerin çoğunun da kendi geçmişinde cinsel taciz öyküsü sıktır.

    Tacize yatkın bireylerde cinsel kimlik oluşumunda sorunlar vardır ve içinde yaşadıkları aile ortamında cinsel roller tam olarak oturmamıştır. Bazen karı koca rolleri sorunludur. Ev ortamında kadınlık rolü yetersizdir, Bazen çocuklardan birisi erken yaşta erişkin rolü oynamayı öğrenir. İletişimin zayıf olduğu, izole yaşayan kapalı kültürlerde cinsel sapmalar daha sıktır ve aileler izole yaşadığı için de daha çok gizlenir.

    Çocukların; cinsel deneyimlerinin ve bilgilerinin olmaması, ilgi ve sevgi ihtiyacı, küçük çocuklarda tanıklığın ve kanıtlamanın zorluğu, olayı gizleme eğilimi de tacizcileri cesaretlendirebilmektedir.

    Bütün bunların dışında bizim toplumumuz için, en kötü olan yaklaşım ise çocuğa yönelik tacizlerin (bilemediğimiz kadar yüksek bir oranda) gizli tutulmasıdır ve tacizin azalmamasındaki en önemli engellerden birisi de budur bence. Çocuğun damgalanmaması için, ailenin lekelenmemesi için, kime ve nasıl başvurulacağı bilinmediği için, bazı tacizler aile içinde hafife alındığı için, çocuk sesini çıkaramadığı için, bazen de töre baskısı ile yüzlercesi, belki de binlercesi toplumda gizli kalmaktadır. Aile içi tacizler de çoğu durumda bir defalık değil, süreklidir.

    TACİZİN ETKİLERİ

    Tacizin bedene verdiği zarar ne kadar çoksa, tacizci çocuğa ne kadar yakınsa, taciz ne kadar çok tekrarlanmışsa çocuğun gördüğü zarar da o kadar artar. Tersine; ailenin çocuğa sunduğu destek çok önemlidir. Kendi klinik pratiğimizde; sık olarak cinsel tacizle karşılaşan çocuk ve gençlerin travma (taciz) anında hissettikleri güçsüzlükten kaynaklanan çaresizliği çevrelerine öfke, nefret şeklinde yansıttıklarını görürüz.

    Taciz anında ve sonrasında çocuklarda birçok problem ortaya çıkabilir.

    – Özellikle genital bölge başta olmak üzere bedenin zorlanmasına bağlı morluklar, çürükler, yaralanmalar vb fiziksel hasarlar
    – İleri dönemde cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gebelik riski
    – Aşırı cinsel ilgi ve hatta yaşından beklenmeyecek cinsel eylemler, uygunsuz şekilde yaşından daha olgun gibi davranma, bazı ortam, kişi veya durumlardan uzak durma davranışı, uygunsuz duygulanım, uyku sorunları, ani kişilik değişimleri, yaşıtları ile ilişki sorunları, kendine zarar verme davranışları, güvensizlik nedeniyle ebeveyne daha çok yapışma, önceden kazanılmış tuvalet eğitimi vb yeteneklerin gerilemesi gibi regresif davranışlar, suskunlaşma, uygunsuz saldırganlıklar, cinsel problemler başta olmak üzere pek çok davranış problemi ve uzun vadede birçok psikiyatrik rahatsızlık tetiklenebilir.

    KORUMAYA YÖNELİK ÖNLEMLER
    Taciz oluşmadan önce; çocuğu korumak amacıyla, taciz anında ve taciz sonrası sağaltıma yönelik alınması gereken önlemler vardır.

    A) Taciz Öncesi:

    – Her çocuk cinsel ve bedensel gelişim konusunda yaşına uygun yeterli bilgiyi anne babasından almalı ve bedenine sahip çıkmayı öğrenmelidir.
    – Her çocuk; tanıdık olsun olmasın, bir başkasının rahatsız edici yaklaşımlarını ayırt edebilmeyi, iyi dokunma veya kötü dokunma arasındaki farkı ayırt etmeyi öğrenmelidir.
    – Rahatsız edici bir cinsel argümanla karşılaştığında nasıl bir tepki verebileceği mutlaka öğretilmelidir.
    – Çocuğunuza cinsel istismar riskinden uzak, güvenli bir çevre sunmaya özen gösterin, rahatsız edici bir deneyim yaşadığında serbestçe konuşabilecek kadar güvende hissetsin
    – Son yıllarda yaygınlaşan internet ortamı konusunda uyanık olun. Bilgisayar ortamında çok fazla zaman geçirerek, ailenize yabancı kişilerle kuşku uyandırıcı haberleşmeleri oluyorsa iyi gözleyin.
    – Sadece bilgisayar değil; çocuk için öğrenme kaynağı olabilecek diğer kitle iletişim araçları, arkadaş çevresi vb diğer ortamlar hakkında bilginiz olsun.
    – Ama bir noktaya mutlaka dikkat edin. Çocuğun sosyal yaşantısını doğrudan engellemek yerine; mümkün olduğunca çocukla işbirliği halinde ve onu bilgilendirerek, yumuşak bir üslupta ve çok ta tehditkar olmadan gereken önlemleri alın.
    – Çocukta; özellikle cinsel konularda ve sosyal yaşamında alışılmamış davranış değişimleri gözlenebilir, bunlara karşı uyanık olun.

    B) Taciz Anında

    – Kendi çocuğunuz veya bir yakınınız cinsel istismarla karşılaştığında söz ederse; öncelikle sakin ve soğukkanlı olmaya çalışın. Çok hafife almak da, paniğe kapılmak da doğru değildir. Hafife almak çocuğu yardımsız bırakmak demektir. Abartılı yaklaşım da çocuğu daha çok korkutur. O anki yaklaşımınız çocuğun travma algısını daha da bozabilir ve ilerdeki yaşamını zorlaştırır. Sakin bir yaklaşım ise daha kolay atlatmasını sağlar.
    – Yaşananların onun hatası olmadığını, onun yanında olduğunuzu, problem yaşamaması için ya da problemlerin kolay atlatılması için elinizden geleni yapacağınızı duyurun.
    – Hemen tıbbi ve adli bir inceleme için uygun yerlere başvurun.
    – Her çocuk; zamanında yapılan uygun bir destekle tacizin etkilerinden kurtulabilir. Bütün cinsel tacizlerde psikiyatri destek alınmalıdır.

    TOPLUMSAL ÖNLEMLER
    Herkes bilmelidir ki çocukların cinsel uyarılmasından zevk almak, yani pedofili sadece birey için değil, tüm toplum için sağlıksız bir durumdur ve hepimizi rahatsız etmelidir. Çocuklara yönelik tacizlerin önlenmesinde ve çocukların gördükleri zararların en aza indirilmesinde de bütün vatandaşlara, ailelere, yasa organlarına, eğitimcilere görev düşmektedir.

    Anne babalar ve okul ortamları çocukların sağlıklı cinsel ve bedensel gelişimi konusunda destekleyici olmalıdır. Yaşına uygunsuz aşırı cinsel serbestlik doğru olmayacağı gibi yaşına göre bilgisiz, kapalı ve yaşıtlarından uzak kalması da doğru değildir. Her çocuk ve genç; uygun zamanda ve yaşına uygun bir dille kız ve erkek bedenleri ve cinsel gelişim seyri konusunda bilgilendirilmelidir.

    Çocuğu korumaya yönelik yasalar etkili olmalıdır. Pek çok cinsel tacizin aile içinde gizli kaldığı ve adli makamlara ya da sağlık profesyonellerine yansımadığı ya da üzerinin kolay kapatıldığı bilinen bir gerçektir. Dolayısı ile tacize uğrayanların seslerini duyurup şikayetçi olma hakları mutlaka güvence altına alınmalı, bu olaydan dolayı uzun dönemde zarar görmemeleri sağlanmalıdır.

    Globalleşen bir dünyada; sadece anne babalar ve okullar değil; kitle iletişim araçları da çocuk eğitiminde çok etkilidir. Eğer çocuklarımızı koruma konusunda gerçekten samimi isek; çocuğun cinsel istismarı anlamına gelebilecek uygulamalardan kaçınılmalıdır. Her gün ekranlarda, dizilerde, sit-com’larda büyümüş de küçülmüş çocuk oyuncular, erişkin jargonu ile erişkin dünyasının gönül ilişkilerinde rol alıyor ve izleyicileri de çoğu kez çocuklar oluyor. Çocuk güzelliği birçok ticari reklamda ayartıcı argüman olarak kullanılıyor. Güzellik yarışmaları ve ilgili sektörler sürekli olarak 14-15 yaşında lolita mankenler sürüyor ortaya. Uzakdoğuda çocuk seks turizmi yapıldığına yönelik haberler duyuyoruz. Sahipsiz çocukların bazen bizim ülkemizde de onlarca kişi tarafından fuhuşa zorlandığı yönünde haberler yansıyabiliyor gazetelere. Bazı tacizlerin soruşturulması töre engeline takılabiliyor. İnternet ortamında işlenen suçlarda hala yasal boşluklarımız var. Özetle, çocuğu cinsel tacizden korumak bütün büyüklerin sorumluluğudur.

    Son aylarda çıkan haberlere veya basit kriterlere bakılarak ülkemizde internet pornosunun yaygın olduğunu söylemek ne derece doğru, bilemem. Büyük şehirlerin kalabalık nüfusuna, bilişim sektörünün daha yaygın olmasına ve bu tür kaynaklara ulaşmanın kolaylığına bakılarak göreceli bir artıştan söz edilebilir belki. Bu konuda çok da alınganlık göstermeyelim, zira internet pornosu dünyanın bütün ülkelerinde var. Sektörün büyük kısmı, yapıldığı ve üretildiği yerler ülkemizden çok uzakta. Dolayısı ile alınması gereken önlemler de uluslar arası planda olmalıdır.

    Ama çocuklarımız için geçerli olan ve kliniğimizde de sık gördüğüm bir riskten söz etmeliyim muhakkak. İnternet ortamında dünya ve yaşamla ilgili her türlü bilgi var. Çocuklarımız, basit teknik becerileri sayesinde, kendi ufuklarının çok ötesinde dünyalara girebiliyorlar ve bu nedenle de çok erken yaşta (bilerek veya bilmeyerek) cinsel materyallere tanıklık edebiliyorlar, hatta bunu başkalarıyla paylaşabiliyorlar. Örneğin; aniden açılan bir porno resim, mesajlarla dolaştırılan pornografik filmler, büyüklerin arasında uygunsuz yazışmalar vs. Bunun çocuk gelişimi açısından karşılığı “erken cinsel uyarım” ve “yanlış sosyalleşme” demektir ve çocuklarımızın karakter gelişimi için ciddi bir risktir.

  • OKB Nedir?

    OKB Nedir?

    Obsesyonlar(takıntılar); Kişi istemediği halde sık sık aklına gelen rahatsız edici tekrarlayan hayaller veya düşüncelerdir. Kişi bu düşünceler ve hayallerin saçma ve mantıksız olduğunun farkındadır ama bi türlü kafasından atamaz ve kişide yoğun bir biçimde kaygıya ve sıkıntıya neden olur.

    En çok rastlanan türleri;

    Bulaşma obsesyonları; Bu obsesyona sahip kişilerde kir, mikrop pislik, meni vb. araçlarla kirleneceğine yada onların bulaşma ihtimalini korkusunu yaşar ‘‘Bulaştı mı aceba gibi zorlayıcı düşüncelerden kendini alamaz’’ Kir, mikrop, pislik bulaşacak ortamlardan kaçınma davranışı gösterebilir

    Kuşku obsesyonu: Bu obsesyona sahip kişiler yaptıkları işlerde emin olamakta zorluk gösterirler.Ütünün fişini çektim mi, Ocağın altını kapattım mı, Kapıyı kilitledim mi? Gibi soruları zihninden atmakta zorluk yaşar.Kişi yapacağı ihmalden dolayı kendisine veya bir başkasına zarar vermenin korkusunu yaşar.

    Saldırganlık obsesyonu:Kişide kendisine veya birbaşkasına zarar vermeyle ilgili zorlayıcı düşündeler bulunur.Çocuğumu penceredn atar mıyım? Ya intihar edersem, ya kendime hakim olamayıp birisini öldürürsem gibi kişiyi rahatsız eden zorlayıcı düşüncelerdir. Bu düşüncelere sahip kişiler makas, bıçak yüksek yerlerden sevdiği kişilerden uzak durmaya çalışabilirler.

    Cinsel obsesyonlar: Ayıplanacakbiçimde, kendisiyle ya da başka bir kişiye yönelik cinsel içerikli obsesyonlardır. Çoğunlukla kişinin hemcinsleriyle veya çocuklarıyla cinsel ilişki yaşamasına dönük ortaya çıkabilir. Yoğun olarak suçluluk, utanma, günahkarlık gibi duygular yaşanabilir. Örneğin; Yakınlarıma karşı cinsel istek duyar mıyım?, Karşı cinsin cinsel organına bakar mıyım,

    Dinsel obsesyon: Kendi inanç ve görüşlerine karşı kabul edilemez, inanç ve düşüncelerinin tam zıttı bir şekilde çok yoğun sıkıntıya neden olacak biçimde kişinin düşünmekten kendini alamadığı tekrarlayan düşüncelerdir.Örneğin; Namaz esnasında akla gelen küfürler,İçinden geçirdiği ama rahatsızlık duyup zihninden atamadığı Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a küfür etme, abdestin sürekli bozulduğunu düşünme, dualarım ibadetim kabul oldu mu düşünceleri

    Simetri obsesyonu: Kişinin hayatında he şeyin düzenli ve simetri olması gerekliliği ile ilgili düşüncelerdir. Bu kişilerin herhangi bir yere giderken hazırlanması uzun sürebilir.

    Somatik obsesyon: Hayatı tehdit eden hastalıkları(kanser vb.) aşırı düşünme ve zihinden atamama şeklinde görülür.Kişide yoğun bir biçimde hasta olmaya dair korku ve kaygı yaşar.

    Dokunma obssesyonları;Kişi bir işi yapmadan önce kendince önemli bir nesneye dokunma ihtiyacı duyar.

    Kompilsiyonlar(Zorlantılar): Obsesyonların vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için kişinin yapmaktan kendini alamadığı yaptığı zaman sıkıntının azalacağı zannedilen ama azalmayan davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    Örneğin;

    • Ellerini tekrar tekrar yıkama
    • Zihninde belli düzende sayılarla iş yapma(elini 3-5-3 kere yıkama)
    • Ocağın altını kapattım mı, ütünün fişini çektim mi, evin kapısını kilitledim mi diye tekrar tekrar kontrol etme
    • Sürekli bir yerleri belli bir biçimde düzenleme

    Bir çok insanda obsesif düşünceler bulunmaktadır ama artık bu düşünceler ve davranışlar kişinin gündelik yaşamını ve sosyal hayatını etkiliyor, zihninden atamakta zorlanıyorsa profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyor demektir.

    Tedavisi

    Hastalığın kendi kendine düzelmesi neredeyse yok denecek kadar düşük bir ihtimaldir. Bundan dolayı profosyonel bir destek almak oldukça önemlidir. Kendini kanıtlamış psikoterapi yöntemleri bulunmaktadır. Bunlar Bilişsel Davranışcı Terapi ve son zamanlarda aktif bir biçimde kullanılan EMDR terapisidir.

  • Depresyon Hakkında Bilgi

    Depresyon Hakkında Bilgi

    Azalmış cinsel istek bozukluğunun başlıca özelliği cinsel duygulanımdan yoksun olunmasıdır. Cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmamasıdır. Bu rahatsızlığı değerlendirirken; kültürel, dini, sosyal, psikolojik ve bedensel özellikler mutlaka iyi irdelenmelidir.

    Birey genellikle cinsel etkinliği başlatmaz ya da eş başlattığında gönülsüzce yer alır ve onun isteğine göre yönlenir. Bu durumun uzun süre devam etmesi kadını hayal kırıklığına uğratır, hayır demeye korkarlar, hastalık ve yorgunluk bahaneleri olur. Bu durum kültürel ve sosyolojik yetişme durumlarından olabileceği gibi yaşanan psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. En basiti ülkemizde yaşanan görücü usulü evlilikler sonucu yapılan istenmeyen evliliklerde yaşanılan eşe karşı isteksizliktir.

    Batı toplumlarındaki çalışmalarda, kadınların cinsel şikayetlerinin nedeninin %30-49’unu cinsel istek azlığı oluşturmaktadır. Ancak bu ülkemizde %8-15 arasındadır ve bunun nedeni olarak da bu durumun sorun olarak algılanmaması ve hekime başvurmamaktır. Önemli olan noktalardan birisi çiftin istek frekansının birbirine uyumlu olmasıdır. Bu problem sıklıkla kötüye giden ilişkilerde bir reaksiyon olarak da ortaya çıkabilmektedir. Burada evliliğin kuruluş biçimi, eşin cinselliğe yaklaşımı ve cinsel davranış özellikleri vb konularda dikkate alınmalıdır.

    Cinselliğin baskılandığı, yasaklandığı toplum ve kültürlerde cinsellikle ilgili yanlış bilgilerin edinilmesi, cinsel fobi, cinsellikle ilgili yanlış inanışların ve beklentilerin olması, küçüklükten itibaren cinsel dürtülerinin bastırılması ve her türlü cinsel etkinliği kafasından silerek soyutlanmasıyla ilerleyen sürecin sonucunda kadınların cinselliğe hatta kendi bedenine yabancılaşması kaçınılmazdır. Bir diğer sorunda bunun bir rahatsızlık olarak görülmemesi ve çözüm arayışına girilmemesidir.

    Tedavide kadının içinde bulunduğu cinsel sistemi değiştirerek onunda cinsel deneyime katılmasını sağlamak istenir. Bu nedenle ilişkideki çatışmaların ve dinamiklerinde gözden geçirilmesi gerekir ve eşin de bu terapilere katılması beklenir.

  • Cinsel İstek Bozukluğu

    Cinsel İstek Bozukluğu

    Azalmış cinsel istek bozukluğunun başlıca özelliği cinsel duygulanımdan yoksun olunmasıdır. Cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmamasıdır. Bu rahatsızlığı değerlendirirken; kültürel, dini, sosyal, psikolojik ve bedensel özellikler mutlaka iyi irdelenmelidir.

    Birey genellikle cinsel etkinliği başlatmaz ya da eş başlattığında gönülsüzce yer alır ve onun isteğine göre yönlenir. Bu durumun uzun süre devam etmesi kadını hayal kırıklığına uğratır, hayır demeye korkarlar, hastalık ve yorgunluk bahaneleri olur. Bu durum kültürel ve sosyolojik yetişme durumlarından olabileceği gibi yaşanan psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. En basiti ülkemizde yaşanan görücü usulü evlilikler sonucu yapılan istenmeyen evliliklerde yaşanılan eşe karşı isteksizliktir.

    Batı toplumlarındaki çalışmalarda, kadınların cinsel şikayetlerinin nedeninin %30-49’unu cinsel istek azlığı oluşturmaktadır. Ancak bu ülkemizde %8-15 arasındadır ve bunun nedeni olarak da bu durumun sorun olarak algılanmaması ve hekime başvurmamaktır. Önemli olan noktalardan birisi çiftin istek frekansının birbirine uyumlu olmasıdır. Bu problem sıklıkla kötüye giden ilişkilerde bir reaksiyon olarak da ortaya çıkabilmektedir. Burada evliliğin kuruluş biçimi, eşin cinselliğe yaklaşımı ve cinsel davranış özellikleri vb konularda dikkate alınmalıdır.

    Cinselliğin baskılandığı, yasaklandığı toplum ve kültürlerde cinsellikle ilgili yanlış bilgilerin edinilmesi, cinsel fobi, cinsellikle ilgili yanlış inanışların ve beklentilerin olması, küçüklükten itibaren cinsel dürtülerinin bastırılması ve her türlü cinsel etkinliği kafasından silerek soyutlanmasıyla ilerleyen sürecin sonucunda kadınların cinselliğe hatta kendi bedenine yabancılaşması kaçınılmazdır. Bir diğer sorunda bunun bir rahatsızlık olarak görülmemesi ve çözüm arayışına girilmemesidir.

    Tedavide kadının içinde bulunduğu cinsel sistemi değiştirerek onunda cinsel deneyime katılmasını sağlamak istenir. Bu nedenle ilişkideki çatışmaların ve dinamiklerinde gözden geçirilmesi gerekir ve eşin de bu terapilere katılması beklenir.

  • Erken Boşalma

    Erken Boşalma

    Erkekler arasında en sık rastlanan, her dört erkekten birinin karşı karşıya kaldığı cinsel problemdir, erken boşalma. Erken boşalma kişinin kontrolsüz olarak, kendisinin ve partnerinin arzu ettiğinden daha önce boşalmasıdır.

    Boşalma; Vajinaya girişten hemen önce,

    Vajinaya girer girmez,

    Vajinaya girişten birkaç dakika sonra,

    Vajinaya girdikten sonra süreye bakılmaksızın istem dışı, yani kontrolsüz olur.

    Erken boşalma kontrol edilemediği takdirde kişinin ve partnerinin cinsellikten alacağı hazzı ve mutluluğu ortadan kaldırır.

    Erken boşalma çoğunlukla genç erkeklerde görülür. Aktif cinsel hayatı yeni başlayan erkek, boşalma refleksini kontrol etmeyi bilmez, ancak ve ancak zamanla ve deneyimle kontrol etmeyi öğrenir. Diğer yandan, gençlik dönemindeki tecrübesizliği atmasına rağmen, erken boşalma sorunu yaşamaya devam eden çok sayıda erkek de vardır.

    Erken boşalmaya neden olan çok çeşitli faktörler vardır: Cinsel deneyimsizlik, kaygılı kişilik yapısı, kadınlara yönelik öfke, acelecilik, cinsel aktivite sırasında yakalanma korkusu, toplumda cinsel ilişkiye girmek için uygun olmayan ortamlar, genelevde cinsel ilişki erken boşalma nedenlerinin en önemlileridir. Tüm bu nedenler kişinin boşalma refleksini kontrol edememesi ve dolayısıyla erken boşalma sorunu ile sonuçlanır.

    Erken boşalma tedavisinde amaç kişiye boşalmayı kontrol etmeyi öğretmektir. Ancak, erken boşalması olan erkekler gerçek tedavi aşamasına gelene kadar, kendilerince erken boşalmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Cinsel ilişki sırasında düşüncelerini cinsel ilişkiden ve hazdan uzaklaştırarak boşalmayı geciktirmeyi amaçlarlar, ancak erken boşalmanın önüne geçemedikleri gibi cinsel ilişkiden de hiçbir haz alamazlar. Yine, erken boşalmanın üstesinden gelmek için kullanılan krem ve spreyler penisin duyarlılığını yitirmesine yol açar, yani alınan zevki azaltır ve bu sayede boşalma geciktirilmiş olur. Ama kişi yine cinsel haz alamaz.

    Tek başına ilaç tedavisi de erken boşalmada geçici olarak çözüm oluşturur. İlacın bırakılmasıyla beraber problem tekrarlar. Bu nedenle, eğer ilaç tedavisi kullanılıyorsa, mutlaka cinsel terapi ile düzelme kalıcı hale getirilmelidir.

    Cinsel terapide kişinin cinsel hazza odaklanması ve aldığı zevki bastırmaması amaçlanır. Cinsel terapide kişi uygun yöntem ve tekniklerle boşalmayı kontrol etmeyi öğrenir. Yani “Dur yeniden başla” ya da “Sıkma Egzersizi” gibi egzersizlerle boşalma refleksi üzerinde denetimi sağlar. Önemli olan kişinin ne kadar sürede boşaldığı değil, denetimli boşalmasıdır. Kontrolü elinde tutmasıdır.

    Erken boşalma tedavisinde erkeğin cinsel partnerinin de rolü büyüktür. Tedavi boyunca cinsel partner destekleyici, anlayışlı ve cesaretlendirici bir yaklaşım göstermelidir. Suçlayıcı, öfkeli, aşağılayıcı tutumlar erkeğin kendine güveninin azalmasına ve performans kaygısının artmasına sebep olur. Her ilişki öncesinde ve sırasında yaşanan partnerini tatmin etme kaygısı, boşalma refleksi üzerinde denetim sağlanamamasına, dolayısıyla sorunun şiddetlenmesine neden olur.

    Sonuç olarak; erken boşalma sorununun erkekler arasında sanıldığından çok daha yaygın olduğunu, hem erkeğin hem de kadının cinsel doyuma ulaşmasını engellediğini, bazen evlilikleri ya da birliktelikleri tehdit ettiğini, tedavisinin zor olmadığını ve bu sorunu yaşayan kişilerin “Cinsel Terapi” almak için bir ruh sağlığı profesyoneli ile görüşmelerinin gerektiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Erkek cinsel organının vajinaya girişi denendiğinde vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda sürekli biçimde istemsiz kasılmalar olması ve bu kasılmaların cinsel birleşmeyi olanaksız kılması ya da güçleştirmesidir. Söz konusu bu kasılmaları kadın kendi isteğiyle yapmaz, üzerinde kontrol sağlayamaz ve kendisi geçiremez. Diğer bir deyişle, vajinismus vajinanın girişindeki kasların kadının kontrolü dışında, istemsiz kasılmasıdır.

    Kasılma dışında başka belirtiler de var mıdır?
               Vajinismusta bazen bedenin çeşitli bölgelerinde kasılmalar görülebilir. Kadın bilinçsiz bacaklarını kapayabilir. Bazen korku, titreme, terleme, çarpıntı, bulantı, ağlama, nefes alamama gibi belirtiler de eşlik edebilir.

    Vajinismuslu kadınlarda görülen ortak inanışlar nelerdir?
               Vajinismuslu kadınları değerlendirdiğimizde benzer yanlış inanışlara sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bunlar;

    • Vajinam çok dar, penis çok büyük vajinama giremez.

    • Vajinamın girişinde duvar gibi engel var.

    • Cinsel organım iğrenç ve utanç verici.

    • Kızlık zarım kalın, parçalanacak.

    • Vajinam parçalanır.

    • Vajinam çok kanar, çok acır.

    şeklinde sıralanabilir.

    Vajinismus sadece ilk gece mi ortaya çıkar?
               Çoğunlukla ilk cinsel birleşme sırasında istemsiz kasılmalar sonucu cinsel birleşmeye olanak vermeme ve bu durumu yineleme şeklinde görülür. Bu “primer (birincil) vajinismus”tur.
    Ancak daha önce cinsel birleşme yaşantısı olmuş ve sonrasında vajinismusu geliştirmiş kadınlarda “sekonder (ikincil) vajinismus” olarak adlandırılır. Yani vajinismus daha önce ilişkiye girmiş kadınlarda da ilerleyen süreçte görülebilir.

    Vajinismusun nedenleri nelerdir?

               Cinsellik konusunda yukarıda da saydığımız yanlış inanışlar ve tabular vajinismusun gelişmesinde büyük rol oynar. Cinselliği konuşmanın, merak etmenin, öğrenmenin -ne yazık ki- ahlaksızlık sayıldığı ülkemizde kadınlar bu konuyu öğrenmek için çaba göstermemektedir. Baskıcı aile ortamında yetişen ve cinsellikle ilgili yanlış inanışlarla büyüyen kadınların içselleştirdiği korkuların ve tabuların vajinismusa zemin hazırladığı söylenebilir. Bununla beraber vajinismuslu kadınların cinsel birleşme yaşayamamalarının altında yatan sebeplere
    baktığımızda; cinsel taciz, hamile kalma korkusu, lezbiyen cinsel eğilimler de karşımıza çıkabilir. Daha önce cinsel deneyimi olmasına rağmen sonradan vajinismus geliştirmiş kadınlarda ise yaşanmış kötü deneyimler (doğum, kürtaj, düşük, tecavüz, ağrılı cinsel ilişki, zorlu ameliyat ya da jinekolojik muayene gibi) neden olabilir.

    Vajinismusun tedavisi var mıdır?
    ​    Vajinismus tedaviye en iyi ve en kısa sürede yanıt veren bir cinsel işlev bozukluğudur. Dolayısıyla, vajinismusun tedavisi vardır.

    Vajinismus tedavisinde uygun olmayan yaklaşımlar nelerdir?
    • Kızlık zarının operasyon ile alınması kadının korkusunu yenmesine yardımcı olmaz.
    • Uyuşturucu pomat kullanımı cinsel birleşmeyi sağlamanın aksine kadında ve erkekte cinsel uyarılmayı engeller ve cinsel isteksizliğe, ereksiyon sorununa yol açabilir.

    • Alkol alımı yararsız bir yaklaşımdır. Alkol bilinçaltındaki kaygıların, korkuların yok olmasını sağlamaz.

    • Tek başına kaygı giderici, ağrı kesici ilaçların kullanımı, cinsel birleşmeden korkan ancak kasılmaları olmayan kişilerde geçici çözüm olabilir. Vajinismus vakalarında yararsız
    bir yaklaşımdır.

    • Tek başına hipnoterapi, hastanın bilinçli kontrolüne yardımcı olmayacağı için etkili değildir.

    Vajinismus tedavisi nasıl yapılır?
    ​    Vajinismus hastalarında öncellikle amaç, kişilerdeki yanlış inanışların düzeltilmesi ve cinsellikle ilgili doğru bilgilerin verilmesidir.

    ​    Vajinismuslu kadınların tedaviye eşleriyle gelmesi tedavinin daha etkili olmasını sağlar. Sorun sadece kadının sorunu değildir. Ve eşinin desteğine, sevgisine ve ona güvenmeye ihtiyacı vardır.​ Aynı zamanda eşin ön sevişme ile güven vererek kadını cinsel
    ilişkiye hazırlaması gerekmektedir. Tedavi süresince gösterilen çabayı eşin desteklemesi ve pekiştirmesi en iyi sonuca ulaşmada etkili olacaktır.

    Vajinismus tedavisi için cinsel terapi gerekmektedir. Vajinismus, tedavisi çok uzun sürmeyen bazen 3-4 seansla çözümlene bilen ancak tek seansla çözümlenmeyen bir hastalıktır.

        Cinsel terapide, çoğunlukla partnerle birlikte haftada bir seans görüşme yapılır. Seanslar sırasında cinsel bilgi verilir. Tedavide etkili şekilde kullanılan birtakım egzersizler belirlenir, anlatılır ve sonraki seansta sonuçları değerlendirilmek üzere ödev olarak verilir. Vajinismus tedavisinde öncelikle cinsel birleşme yasağı konur ve tedavinin sonuna kadar bu kurala uyulması istenir. Aşamalı olarak adım adım ilerlenir. Tedavide karşılaşılan güçlükler, dirençler terapist yardımıyla aşılır. Tedavinin son aşamasında cinsel birleşme yasağı kaldırılır ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesiyle tedavi başarılı şekilde sonlandırılır.

        Tedavi sırasında kullanılan egzersizler şunlardır:

    • Vajeni tanıma egzersizleri

    • Kendi kendine masaj yaparak hazza odaklanma egzersizleri

    • Kasların kontrol edilmesine yardımcı olmak amacıyla Kegel Egzersizi

    • Aşamalı genişletme egzersizleri

  • Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Bireysel Terapi

    – Bireysel terapi; danışan ve psikologun birebir çalışmasıdır. Kişinin kendini geliştirebileceği, günlük yaşamdaki zorluklarla nasıl baş edebileceği hakkında farkındalığını arttırabileceği bir süreçtir.

    Bireysel Terapi’de çalışılabilecek konular; depresyon, panik bozukluk, özgül fobiler, kaygı bozuklukları, travma ve yas, öfke kontrolü, sosyal fobi, özgüven eksikliği, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları…

    Aile/Çift Terapisi

    – Evlilik veya ilişki terapisi de denebilir. Aile içindeki problemlerin üstesinden gelmek ve ilişkilerinin kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Aile/Çift Terapisi’nde çalışılabilecek konular; boşanma, aldatma/aldatılma, kıskançlık, evlilik öncesi danışmanlık, aile içi iletişim…

    Cinsel Terapi

    – Bu alanda özel olarak eğitim almış psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Cinsel terapide, çiftlerin cinsel yaşamlarındaki problemleri çözmek veya cinsel yaşamlarının kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Cinsel Terapi’de çalışılabilecek konular; vajinismus, cinsel isteksizlik, erken veya geç boşalma, ereksiyon bozukluğu…

    Çocuk Terapisi

    – Çocuk Terapisi uygulayan kişiler bu alanda özel eğitim almışlardır. Çocuk ile anne-baba arasındaki iletişim, çocuğun ileriki yaşamında karşılaşacağı zorlukların üstesinden gelmede önemli rol oynar. Çocuk Terapisi ile erken yaşlarda fark edilen ve çözümlenen problemler, ileride karşılaşılacak olan daha büyük problemlerin aşılmasında kolaylık sağlar.

    Çocuk Terapisi’nde çalışılabilecek konular; okul fobisi, konuşma bozukluğu, tuvalet eğitimi zorlukları, çocuk istismarı…

    Ergen Terapisi

    – Ergenlik döneminde, ergen ile ailesi arasındaki iletişim her zamankinden daha zorludur. Ergen Terapisi’yle bu zorluğun kolaylaştırılması, aile ile iletişimin kuvvetlendirilmesi ve ergenin problemlerinin çözülmesinde destek sağlanmaktadır.

    Ergen Terapisi’nde çalışılabilecek konular; sınav kaygısı, okul başarısızlıkları, duygusal dengesizlikler…

    Grup Terapisi

    – Grup Terapisi sayesinde, kişiler kendileriyle aynı sorunlarla karşı karşıya kalmış diğer insanlarla bir araya gelip yalnız olmadıklarını fark ederler. Daha önce aynı problemleri yaşayıp üstesinden gelmiş kişilerle karşılaştıklarında kendi problemlerinin de çözülebileceği hakkındaki umutları artar.

    Grup Terapisi’nde çalışılabilecek konular; alkol, sigara, madde bağımlılığı, yas, ayrılık ve travmalar, kumar bağımlılığı…

  • Çocuklarda Cinsel İstismar

    Çocuklarda Cinsel İstismar

    Son günlerde çocuklara yönelik olan cinsel istismar konusu gerek ruh sağlığı profesyonelleri arasında gerekse alan dışında olan herkesin dikkatini çekmekte ve bu durumdan duyulan rahatsızlık sesli bir şekilde dile getirilmektedir. Çocuk istismarı/ihmali sıklıkla rastlanılan ve çocukların yaşamlarında acıklı olaylarla sonuçlanabilen bir problem olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını,“ bir yetişkin eliyle bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığına, fiziksel ve psikososyal gelişimine negatif biçimde tesir eden davranışlar” olarak değerlendirmektedir. Çocuk istismarı fiziksel, cinsel ya da duygusal istismar ve ihmal (fiziksel ya da duygusal ihmal) olarak 4 grupta tanımlanmaktadır. Bunlar içinde hiç kuşkusuz en çok dikkat çekeni cinsel istismardır.

    Cinsel istismar; ebeveynlerin veya çocuğa bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin veya yabancı herhangi birinin, kendi cinsel isteklerini tatmin etmek için çocuğu kullanması, çocuk üzerinde güç kullanarak, çocuğu korkutarak, tehdit ederek, kandırarak veya ikna ederek çocukla cinsel yakınlık kurmaya çaba göstermesi ve cinsel haz almasıdır. Bunlar; fiziksel temas içermeyen cinsel içerikli konuşma, teşhircilik, röntgencilik, çocuğa cinsel içerikli film vb. gösterme/izletme, cinsel ilişkiye tanık olmaya zorlama, çocukla cinsel ilişki kurma, çocuğa zorla dokunma, çocuğun dokunması için zorlama, çocuğa sürtünme, çocuğu pornografik yayınlarda kullanma, çocuğu fuhuşa veya evlenmeye zorlama cinsel istismar örnekleridir. Son zamanlarda giderek yaygınlaşan sosyal medya ve çeşitli teknolojik uygulamalar aracılığıyla çocukla cinsel ve duygusal istismar amaçlı ilişki kurulma biçimleri de istismar olarak kabul görmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, her dört kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin cinsel istismara uğradığı tahmin edilmektedir. Bir diğer çalışmada ise buna benzer olarak her üç kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin 18 yaşından önce cinsel istismara uğradığı belirtilmiştir. Gerçekte bu oranların rapor edilenlerden ve tahmin edilenlerden çok daha fazla olduğunu düşünülmektedir. Özellikle istismar sadece kız çocuklarına yapılıyormuş gibi bir algı hakimdir. Oysa araştırmalar erkek çocuklarında hiç de küçümsenmeyecek bir oranda, çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldığını göstermektedir. Erkek çocukların cinsel istismarı çoğunlukla olduğundan daha az rapor edilmekte ve daha az farkına varılmaktadır. Yani çocuklarda cinsel istismar cinsiyet farkı olmaksızın her yaş grubunda giderek artan bir tehlike olarak görülmektedir.

    İstismarların büyük çoğunluğuna bakıldığında en sık karşılaşılan istismar türünün aile bireyleri veya akrabaları (çocukla birinci dereceden kan bağı olan bireyler) tarafından gerçekleştirilen ensest durumları olduğu görülmektedir. Çocukların özellikle tanıdıkları biri tarafından bu durumu yaşamaları istismarı ve istismarın boyutunu tanımlamayı güç kılmaktadır. Bununla beraber çocuk pornografisinin tüm dünyada giderek yaygın bir pazara dönüştüğü ve zavallı çocukların bu pazara ve yüksek cirolara alet edildiği bilinmektedir.

    Çocuklar kimsenin kendilerine inanmayacağını düşünüp sessiz kalırlar. Başlarının belaya gireceğinden, istismarcının tehditlerinden, anlatırlarsa arkadaşları tarafından dışlanabilecekleri düşüncesinden, homoseksüel olarak adlandırılabileceklerinden korkabilirler. Bu durumu nasıl anlatacakları gerektiğini bilmeyebilir, cinsel davranışın veya kendilerine yapılan davranışın yanlış olduğunu bilmeyebilirler. Bu durumdan dolayı günah işlemiş olduklarını düşünebilir, kendilerini suçlu, günahkar olarak hissedebilir ve yaşadıklarından dolayı utanç duyabilirler. Özellikle tanıdığı biri tarafından istismara maruz kalan çocuk bu durumu oyun olarak görebilir ve tehlikenin farkında olmayabilir.

    İstismara uğramış olan bir çocukta;

    Kendisine dokunulduğunda aşırı tepki verme,

    Fiziksel temas veya yakınlıktan kaçınma,

    Yaşa uygun olmayan cinsel davranışlar sergilenmesi,

    Cinsel içerikli oyun oynamada artış,

    Cinsel söylemlerin başlaması veya artması,

    Sosyal anlamda içe kapanma,

    Ani ve aşırı kilo değişimi (zayıflama ya da şişmanlama),

    Belli yerlerden ve kişilerden çok fazla korkma,

    Tanıdık bir yetişkinden kaçma ya da kaçınma davranışı sergileme,

    Çocuğun ifadelerinin donuklaşması,

    Kendine ve yakınlarına güvensiz davranma,

    Uyku problemleri yaşanmaya başlaması,

    Enürezinin (alt ıslatmanın) başlaması,

    Parmak emme davranışının görülmesi,

    Aşırı suçluluk duygusunun dışavurumunda artış,

    Sık sık banyo yapma isteği,

    Okula gitmek istememe,

    Okul başarısında düşüş,

    Kendini suçlama (benim hatam), utanç, depresyon, kaygı, ruhsal gelgitler, öfke tepkileri vs. görülen belirtiler olarak sayılabilir.

    Anneler, babalar, aileler, uzmanlar, yetişkinler…

    Bir çocuk size istismara uğradığını söylediğinde yapmanız gereken en önemli ilk şey çocuğun daha fazla zarar görmesini engellemek ve kuşkularınızı bir kenara bırakarak çocuğa güvenmek ve inanmaktır. Çocuklarının hayal dünyalarının geniş olduğu bu nedenle uydurabilecekleri algısından vazgeçerek hemen gerekli yerlere (polis, sosyal hizmetler, en yakın çocuk polis şubesi, travma konusunda alanda çalışan uzman psikologlar, pedagoglar, çocuk ve ergen psikiyatri) başvurun. Çocuklar böyle bir durumu söylemekte zorlanmakta ve size kendini zaten zor açmaktadır, ona inanmayarak bu hislerini pekiştirmiş olacaksınız.

    Unutmayın ki; her sosyo-ekonomik düzeyden ve her sosyo-kültürel gruptan gelen çocuklar, cinsel istismara maruz kalabilir.İstismarın gerçekleştiği mekanlar genellikle çocuğun içinde bulunduğu yakın çevredir (ev, mahalle, okul, akraba evi vs.). Araştırmalara göre istismar eden kişiler çoğunlukla 20-40 yaşları arasında, tanıdık, evli ve çocuklu erkeklerdir.

    Kaynakça:

    Lanning, B.,Ballard, J.D. ve Robinson, J. (1999). Child sexual abuse preventionprograms in Texas publicelementaryschools. The Journal of School Health, 69(1), 3-8.

    Smith, M. ve Bentovim, A. (1999). Sexual abuse. Child and Adolescent Psychiatry. 3rd. Ed. New York.

    Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Çocuk İhmalini ve İstismarını Önlemek Elimizde! Sessiz Kalma, Suca Ortak Olma!, Erişim: https://www.morcati.org.tr/tr/yayinlarimiz/brosurler/186-cocuk-ihmalini-ve-istismarini-onlemek-elimizde-sessiz-kalma-suca-ortak-olma.

    Gonca Yılmaz G, İşiten N, Ertan Ü, & Öner A. (2003). Bir çocuk istismarı vakası. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 46, 295-298 § Taner, Y., Gökler, B. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: psikiyatrik yönleri, Hacettepe Tıp Dergisi, 35, 82-86.

    Turhan, E. Sangün, Ö, &İnandi, T. (2006). Birinci Basamakta Çocuk İstismarı ve Önlenmesi, Sted, 9, 153-157.

    Kırımsoy E. vd., 2013, Sosyal Çalışma Görevlileri için Eğitim Kitabı, Çocuk Adalet Sistemi Çalışanları Eğitim Programı, Ankara. Erişim: http://www.unicef.org.tr/vera/app/var/files/s/o/sosyal-calisma-gorevlileri-icin-egitim-kitabi.pdf.

    Jacobi, G. et al., 2010, “Child Abuse and Neglect: Diagnosis and Management”, Deutsches Ärzteblatt International, 107(13): 231-39.