Etiket: Cinsel

  • Çocuğa cinselliği anlatma

    Anne beni leylekler mi getirdi?

    Çocuklarla sohbet etmek, onların küçük beyinlerinden geçenleri anlamaya çalışmak çoğu insana keyif verir. Kardeşlik, paylaşmak, hayvan sevgisi, doğa sevgisi gibi konular ise en sevdiğimiz başlıklardır. Ancak çocuklar çok meraklıdır ve her şeyi sorgularlar. Kız erkek farklılığı, nasıl dünyaya geldikleri, bebeklerin nasıl olduğu gibi üreme, cinsiyet ve cinsellikle ilgili sorular gelmeye başladığı an panikleyip, ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlar birçok kişinin başından geçmiştir.

    Peki Meraklı miniklere verilecek cevaplar neler olmadır?

    Paniğe kapılmayın

    Özellikle okul öncesi çocuklar cinselliğe erişkinlerin yüklediği anlamları yüklememekte, sadece anlamını bilmediği kavramları öğrenme çabasında oldukları unutulmamalıdır.

    Basit ve detaya girmeden açıklamada bulunun

    Çocuklara yaşlarına uygun, ihtiyaç duydukları kadar, basit bir anlatımla, dürüstçe yanıtlar vermek, meraklarının giderilmesi önemli bir adımdır. Merakını gideremeyen çocuk farklı kaynaklardan yanlış bilgi edinebilir, bunun sonuçları ise çocuğun ruhsal gelişimine olumsuz etki etme riskine sahiptir.

    Vajina ve Penis demekten korkmayın

    İki yaşından itibaren çocuklara cinsel organların isimleri doğru öğretilmelidir. Kız çocuk cinsel organı vajina, erkek çocuk cinsel organı penis olarak adlandırılmalı, cinsel organlar için takma isimler kullanılmamalıdır.

    “ anneciğim kardeşimde benim gibi ayakta mı çiş yapacak”

    Kardeşi yeni doğmuş, iki üç yaşındaki bir çocuğun sorusu karşısında kadın ve erkek vücudunun farklı olduğu basit bir dille çocuğa anlatılmalıdır.

    Örneğin: “ çocuklar kız veya erkek olarak doğarlar. Kızların özel bölgesine vajina, erkeklerin ise penis denir. Anne babalar bebek doğduğunda, bebeğin özel bölgelerine bakıp, bebeğin cinsiyetini öğrenirler. Bebeğin cinsiyetinin ne olacağına biz karar veremeyiz” gibi ifadeler kullanılabilir.

    “Anne ben nasıl oldum, nereden geldim?”

    3-4 yaş çocuğundan gelen bu tip bir soru karşısında, çocuğun aslında üreme hakkında bilgi edinmek istediği düşünülebilir. Bu yaştaki bir çocukla üremenin detayları elbette konuşulamaz, ancak ihtiyacı olan bilgi paylaşılmalıdır. Çok basit olarak kadın vücudundaki anatomik yapılardan bahsedilebilir.

    Örneğin: “ vücudumuzda göz ve kulak gibi bazı organlarımızı görebilirken, mide, kalp gibi bazı organları göremeyiz. Annelerin göbeklerinin içinde uterus (rahim) adında bir organ var. Bu organ içi boş bir topa benzer. Bebek küçük bir mercimek tanesi şeklinde oraya yerleşir ve dışarı çıkmaya hazır hale gelinceye kadar uterusta büyür. Yeterli ağırlığa ulaşınca, dışarıya çıkar, buna da doğum deriz”

    “Bebekler nasıl dünyaya gelir? Ben nasıl doğdum? Karnını kesip mi aldılar?”

    Çocuklar yaşları büyüdükçe daha detaylı bilgi edinmek isteyebilirler. 4-5 yaş çocuğun doğum ile ilgili soruları bazı benzetmeler kullanılarak anlatılabilir.

    Örneğin: “ Bebek annenin göbeğinin içindeki organda, yani uterusta, yeterince büyüyünce, bulunduğu alana sığamaz. Artık doğmaya hazırdır. Uterus bebeği vajinaya doğru iter. Vajina; uzun, esnek bir tüpe benzer. Bebek geldiğinde kasılıp gevşeyerek bebeği dışarıya doğru iter ve bebek doğar. Diş macunu tüpüne bastırdığımızda nasıl macun dışarı çıkıyorsa, bebeklerde vajinanın kasılıp gevşemesiyle dışarı doğru hareket ederler ve dünyaya gelirler.”

    Çocuğun bitip tükenmeyen ayrıntılı soruları karşısında uygun bir açıklama yapmak gerekir.

    5-6 yaş çocukların merakları bir adım öteye gidip biraz daha ayrıntı istemek yönünde olabilir. Çocuk annenin karnında büyüdüğünü öğrenmiştir ancak annenin ve babanın sadece istemesiyle bebeğin olduğu gibi yanlış bir inanca kapılabilir.

    Anne benim bir kardeşim olsun istiyorum?

    Anne baba olarak bizimde istememiz gerekiyor.

    Peki eğer sizde isterseniz kardeşim nasıl olacak? Hastaneden mi getireceğiz?

    Babanla benim yapmam gerekiyor?

    Nasıl bebek yapacaksınız?

    Örneğin: “Anne ve baba bebeği birlikte yaparlar. Babadan gelen küçük bir hücre; bunun adına sperm denir ve anneden gelen çok küçük bir hücre; bunun adına da yumurta denir, annenin içinde birleşiyorlar. Birleşen hücreler, ilk olarak minicik, mercimek tanesi küçüklüğünde bebeği oluşturuyor. Minicik bebek annenin göbeğinin içinde uterus adı denilen bir yere yerleşiyor. Uterus içi boş bir topa benzer. Bebek orada büyüyor ve dışarıda yaşayabilecek ağırlığa gelince, annenin vajinasından dışarıya çıkıyor”.

    “Baba spermini anneye nasıl veriyor? Ama nasıl yumarta ve sperm birleşiyor”

    Ama, ama gibi sürekli soruların geldi dönem 6-7 yaş grubu çocuklardır. Çocuklar daha ayrıntılı bilgi almak isterler.

    Örneğin: “yaratıcımız anne ve babaların yeni bebekler yapabilmesi için çok muhteşem bir düzenleme yapmıştır. Kadın ve erkek birbirine uyumlu iki puzzle parçası gibidir. Babanın sperminin anneye geçebilmesi için, anneye yeterince yakın olması gerekir. Spermlerin babanın penisinden çıkıp annenin vajinasına gidebilmesi gerekir. Annenin vajinası spermleri güvenli bir şekilde saklar, korur ve annede bulunan yumurtaya ulaşmasını sağlar. Babanın penisinden gelen sperm, annenin vücudunda yer alan yumurtaya kadar hareket eder ve bebek oluşması için birleşirler”.

    Çocuklara cinsel ilişki sembolize edilerek anlatılmalıdır

    6-7 yaşırda ki meraklı çocuklar sıkça bilmedikleri konularda detaylı bilgi isteyebilirler. Eğer çocuk cinsel ilişki ile ilgili detaylı bilgi isterse cinsel ilişki sembolize edilerek anlatılabilir.

    Örneğin: “Penis, annenin vajinasına uyacak şekilde uyarlanmıştır. Giydiğimiz eldivenler ellerimize nasıl uyuyorsa ve tam gelip giyiyorsak, penis ve vajina da birbirleri ile uyumludur.”

    Birbirini seven, âşık olan, yeterince büyümüş kişilerin bebek yapabileceği çocuğa anlatılmalıdır

    Birbirini seven, âşık olan kişilerin sadece bebek yapma amacıyla değil, birbirlerine sevgilerini gösterme amacıyla da birlikte olabileceği anlatılabilir. Bunun için yeterince büyümüş olmak, doğru kişilerle, her iki tarafın onayı ve izniyle olması gerektiği vurgulanmalıdır.

    8-9 yaş Cinsel istismar, tecavüz gibi terimlerin çocuğa temel anlamları ile anlatılması gereken bir yaş dilimidir.

    8-9 yaş, çocukların cinselliği en çok merak ettikleri ve öğrenmeye çalıştıkları yaş grubudur. İnternet, sosyal medya ve arkadaşları aracılığıyla bilgiye kolay ulaşılan bir dönemde doğru bilgi verilmesi gerekir.

    Örneğin: “ Birbirini seven, âşık olan kişiler yeterince büyüdüklerinde seks yapabilirler. Eğer biriyle seks yapmaya karar verirsen, o kişinin seni en az annen baban kadar seviyor olduğundan emin olmalısın. Tecavüz ise; bir kişinin başka bir kişiyi tehditle, korkutarak, onayı olmadan seks yapmaya zorlamasıdır. Bu durum yanlıştır ve seks yapmaya zorlayanlar cezalandırılmalıdır.”

    9-11 yaş ergenliğe girilmeye başlayan bir yaş dönemidir.

    Çocuklar soyut düşünmeye başlamışlardır. Seks, cinsellik ile ilgili tabuları bir kenara bırakıp, çocuğun aklındaki sorulara yanıt verebilmeliyiz.

    12 yaş ve sonrası

    12 yaş itibariyle çocuklar kendi beğenilerini oluşturmaya başlarlar ve bu durumda çocuğun sağlıklı bilgi edinip edinmediği kontrol edilmelidir. Çocuğun soruları önce dinlenilmeli, neyi ne kadar bilip bilmediği öğrenilmeli, aklındaki sorular yanıtlanmalıdır. Seks ve cinsellikle ilgili kendi değer yargılarımız ve düşüncelerimiz çocukla paylaşılmalı, rahat bir ortamda konuşulmalıdır.

    Uzm. Dr. Figen Karaceylan Çakmakcı

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Cinsel Taciz Sadece Bedeninizin Değil Ruhunuzun da İhlalidir

    Cinsel Taciz Sadece Bedeninizin Değil Ruhunuzun da İhlalidir

    Çocukluk çağında yaşadığınız bir taciz varsa her şeyi hatırlıyor da olabilirsiniz. Diğer yandan tacizle ilgili net görüntüleriniz de olmayabilir. Çocukluğunuza ait bazı bölümler belirsiz veya sisli olabilir. Bu sizin başınıza gelen durumla nasıl baş ettiğinizle de ilgili olabilir.
    Geriye dönüşleriniz olabilir. Anılarınız o kadar kuvvetli olabilir ki sanki tacizi yeniden yaşıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Ve hatırladıklarınız siz de kusurluluk, değersizlik, utanma gibi hisler oluşturabilir.
    Tacizin çok aşırı olduğu durumlarda, disosiasyon( ayrışma) çoklu kişilik oluşumuna neden olabilir. Çocukluğunuz da tacizle baş edebilmek için, çocukluğunuzun bazı bölümlerini ayrışma içinde geçirmiş olabilirsiniz. Özellikle tacizin olduğu sıralarda, ayrışmayı öğrenmiş olabilirsiniz. Ayrışma sizin için kendinizi o durumdan korumanın, o durumu atlatmanın bir yolu olmuş olabilir. Yetiişkinlik hayatınızda da bazen bu kopmaları yaşıyor olabilirsiniz. 
     
    Her türlü taciz, sınırlarınızın ihlalidir. Fiziksel, cinsel veya ruhsal sınırlarınıza saygı duyulmadı demektir. Sizi koruması gereken bir kişi, öğretmen, hoca, ailenizden biri vs… isteyerek sizi acıtmaya başladı demektir. Ve çocuk olarak siz çok savunmasızsınızdır.
     
     Taciz çok çeşitli şekillerde olabiliyor, kimileri ağır cinsel tacize maruz kalırken, kimileri dokunmak ve okşanmak gibi cinsel tacize maruz kalabiliyor. Çocuk bazen yaşadığı şeyi tam olarak anlamlandıramayabiliyor. Hissettiği şey rahatsızlık vericiyse, eğer çocuk kendisine dokunulmasından rahatsız olduysa, bu her zaman taciz olarak görülür. 
     
    Genelde tacize maruz kalan çocuklar kendilerini suçluyorlar. Bu suçluluğun bir kaynağı, çocuğun tacize izin verdiğini, cesaretlendirdiğini veya hatta yapılandan hoşlandığını düşünmesidir. Yetişkinlik hayatında kişi bu taciz nedeniyle hala kendisini suçlamaya devam ediyor da olabilir. Ancak tacize uğrayan kişinin hiçbir sorumluluk taşımadığını bilmesi önemlidir. 
     
    Tacize izin vermiş veya cinsel olarak etkilenmiş olması hiçbir şekilde onu suçlu yapmaz. 
     
    O ÇOCUKTU  

     ve ondan daha iri ve güçlü bireyler onun sınırlarını hiçe sayarak davrandılar. O çocuğun yapacağı hiçbir şey olamazdı.O sadece çocuktu 
     
    Cinsel taciz sadece bedeninizin değil ruhunuzun da ihlalidir. 
     
    Yabancı bir kişi taciz etmeye kalkıştığında çocuk ne yapması gerektiğini bilir. Savaşır, yardım çağrısında bulunur. Fakat güvendiği arasında bir bağ olan kişi tarafından böyle bir eylem gerçekleştirildiğinde ne yapacağını bilemez allak bullak olur. Çocuğun elinden dünyaya, insanlara ve kendisine olan güvenme, inanma yetisi de alınmış olur böyle bir tacizle. 
     
    Kendine hatırlat, sen masumdun çocuk…  
     
    Eğer gerçek bir tedaviden geçemez, ruh dünyası rehabilite edilemezse, tacize uğrayan kişi hayatının sonuna kadar kuşkucu ve güvenemeyen bir kişi olarak, duygusal yoksunlukla birlikte yaşamak zorunda kalabilir

  • Okul öncesi dönemde genel gelişi (3-6 yaş)

    Okul öncesi ya da oyun çağı dönemi olarak bilinen üç-altı yaş arasında çocuk, daha önce kazandığı güven ve otonomi duygularıyla çevresini yavaş yavaş genişletir ve keşfeder. Her şeyi bilmek ve tanımak ister. Durmadan sorar ve sonu gelmez öğrenme açlığı vardır. Gün boyu yorulmadan oynar, arkadaş aramaya başlar. Kendi işini kendi görmekten büyük haz alır. Oyunlarının çeşitliliği ve hayal gücü artar. Oyunlarda çeşitli roller alır. Oyunlarında, cansız nesneleri canlıymış gibi konuşturur. İnatlaşma azalır, söz dinlerlik artar. Erkek çocuklarda giricilik, atılganlık; kız çocuklarında ise ele geçirme ve çekicilik önem kazanır. Bu dönemde girişim duygusunun temelleri atılır. Çevredeki kişilerin aşırı korkutmaları, suçlandırmaları, cezalandırmaları gibi çeşitli engelleyici tutumları çocuktaki bu girişim duygusunun sağlıklı gelişmesini güçleştirir ve suçluluk duygularının gelişimini kolaylaştırır. Anlayamadıklarını hayal gücü yardımıyla açıklamaya çalışır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak aktarır, olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmaya bayılır. Gerçekle gerçek olmayanı karıştırır. Çizgi film kahramanlarını model alırlar; onların yaptığı etkinlikleri canlandırırlar. Canlı-cansız ayrımı da yapamaz; oyuncaklarının canlı olduğunu zanneder ve zaman zaman onlarla konuşur. Üç yaşında, cinsel kimlik gelişiminin bir parçası olarak kız veya erkek olduğunu bilir. Kadın-erkek arası cinsel farklılıkların öğrenilmesi, cinsiyet rollerinin ayrışması ve cinsel benlik duygusunun gelişmesi 3-4 yaşlarında başlar ve 5-6 yaşlarında kesin şeklini alır.

    Bu dönedeki anne babalar çocuklarının girişimci yanlarını, soru sormalarını ve araştırıcı olmalarını desteklemelidirler. Ancak toplumsal ya da aile düzenine uyulmayan durumlarda çocuğa sınır konulmalıdır. Çocuklara yaşına uygun cinsel bilgiler verilmelidir. Cinsel ilgi ve merakın bu dönemin bir parçası olduğu bilinmelidir; cinsel uğraşılarından dolayı çocuk azarlanmamalı veya cezalandırılmamalıdır. Ancak toplumsal kurallar öğretilmeli ve bu toplumsal kurallara uygun davranması istenmelidir. Kurallara uyulmadığı durumlarda uygun şekilde sınır konulmalıdır.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Cinsel işlev bozukluğu mu? Yok canım bizde olmaz öyle şey. Erkek adamız nihayetinde. Hem zaten ortada bir sorun varsa o da hanımın yüzündendir. Bizde sıkıntı olmaz. Al ablacım sen bu hanımı tedavi edip yollayıver bana da işimize bakalım. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireyler tedavi için geldiğinde eğer sorun vajinismus ise çoğu erkeğin tavrı, inanışı, beklentisi ne yazık ki bu şekilde oluyor. Bu tavrı kimisi açıkça sözel bir şekilde ifade ederken kimisinin terapi sürecindeki pasif direnişi ya da iş birliğine yanaşmaması bu baskıyı partnerine hissettiriyor. Neticede bilgi eksikliği, yanlış yaklaşım, gerçek üstü beklentiler bu süreci yönetme ve sorunla baş etme konusunda önümüzde kocaman bir engel oluyor.

    Peki neymiş bu vajinismus? Vajinismus kadındaki korku, kaygı ve endişe haliyle cinsel birleşme sırasında perineal kasların istemsiz bir şekilde kasılması ve penis vajina birlikteliğine izin vermemesidir. Bu kasılmalar kadının isteği dışında gerçekleşen refleksif hareketlerdir. Bu sorunu yaşayan çiftlerin zihninde oluşan yanlış düşüncelerden en önemlisi vajinismusun kadının tek başına aşması gereken, onu ilgilendiren bir problem olduğu inanışıdır. Oysa ki çiftlerden herhangi biri cinsel işlev bozukluğu yaşıyorsa bu kişinin değil, çiftin ortak problemidir! Cehalet, abartılmış ilk gece hikayeleri, kızlık zarı ile ilgili abartılmış ve yanlış inanışlar, kişinin yetiştiği ailenin yanlış tutum ve öğretileri, ödipal çatışma vajinismusun başlıca sebeplerindendir. İnsan yeterli bilgi sahibi olmadığı bir şeye maruz kaldığında bu duruma karşı kendi içinde bir korku ve kaygı geliştirir. Onu gerçek bilgiye yönlendirip aklındaki varsayımları açıklığa kavuşturduğumuzda kaygıyı ve korku engelini de ortadan kaldırmış oluruz. Yeniden bilişsel bir yapılanma oluşturarak sorunun çözümüne dair ilk büyük adımı da atmış oluruz.

    Çoğumuzun çocukluğunda ya da ergenlik dönemlerinde komşu kızlarının ya da kuzenlerinin ilk gece hikayelerine kulak misafiri olmuşluğu vardır. Ya da arkadaş ortamımızda gerçekliği muamma öyküler dinlemişizdir. Bu hikayeler hep acı verici, trajik, hatta sonu acillerde biten travmatik olaylar olarak hatırımızda kalmıştır. Malesef ki bu hikayeleri dinlerken kişilerin bilgi düzeyini, kültürel yapısını, karakteristik özelliklerini bir filtreden geçirmeyip onların bu trajik deneyimini tüm cinsel yaşamlara mal etmekteyiz. Bu inanış ve varsayımlarla sağlıklı bir cinsel yaşamın önüne kocaman bir bariyer koyduğumuzu çok geç fark ederiz.

    Toplumumuzda kadının yeri ve değerini belirleme konusunda çok katı bir yer edinmiş, ancak kadın bedeninde akıllardaki gibi çok da sert, aşılmaz bir doku olmayan kızlık zarı ile ilgili yanlış imajinasyonları düzeltmek, buradaki bilgi yetersizliğini gidermek ve bu dokunun yapısını anlatmak erkeği de kadını da bir bilinmezlikten kurtaracak ve tedavi sürecine engel olmasının önü kesilecektir.

    Eğer baskıcı bir ailede yetiştiyseniz, kadın erkek ilişkileri konusunda belli tabularla büyütüldüyseniz, anneniz ve babanızın el ele tutuştuğuna ya da birbirlerini sarılıp öptüklerine pek sahit olmadıysanız, öpüşme sahnelerinde hemen kanalı zaplayan bir tavırla karşılaştıysanız, eşine her an cinsel mutluluk yaşatma mecburiyeti olan bir cinsmişsiniz anlayışı kafanıza kazınmışsa vajinismus olma ihtimaliniz yüksektir.

    Çocuğun cinsel kimliğinin farklılığını fark ettiği 3-6 yaşları arasındaki ödipal dönemde yaşadığı çatışmalar, çocuğun cinsel kimliğinin oluşmasında olumsuz etkiler yaratırken, yetişkinliğinde sağlıklı bir cinsel deneyim yaşamasını da zorlaştırır. Bu süreci sağlıklı atlatabilmek için anne ve babalar çocuklarıyla iletişim kurarken net ve onların anlayacağı uslupta konuşmaya özen göstermelilerdir. Çocuklar bu dönemde karşı cinsteki ebeveyni en kolay ulaşılabilir partner olarak görüp hemcinsleri olan ebeveyni saf dışı bırakma eğilimindedirler. Bu yüzden çocuk anne-baba arasındaki ilişkiyi reddetmeye yönelik davransa da bu sınırlar ona net bir şekilde ifade edilmelidir. Anne-babanın çocuğu dudağından öpmesi, onunla çıplak şekilde banyoya girmesi, ona hitap ederken ‘aşkım’sevgilim’ gibi ifadelerin kullanılması ödipal çatışmayı arttıracağı için uzmanlar tarafından uygun bulunmamaktadır. Ailedeki anne-baba-çocuk kavramları ve bunların sınırları çocuğa net ifade edilmelidir. Çocukla geçirilen kaliteli zaman, anne-babanın birbiriyle ilişkisi çocuğun bu kavramları zihninde ait oldukları yerlere oturtmasına yardımcı olacaktır. Bu kavramları zihninde oturtmakta zorlanan, yanlış kodlamalar yapan çocukların yetişkinlik dönemlerinde cinsel işlev bozukluğu yaşaması muhtemeldir.

    Evlilik sürecine kadar geçen flört döneminde partnerinizi iyi tanımak adına onunla çok yönlü paylaşımlar yapmak, isteklerinizi, sınırlarınızı konuşmak, partnerinizle ilgili sorun olabileceğini düşündüğünüz şeylere olarak toleransınızı gözden geçirmek sağlıklı bir aile hayatına adım atmanızda size yardımcı olacaktır. Partnerinizle iletişiminizdeki beceriniz ve uyumunuz muhtemel bir cinsel işlev bozukluğu yaşanması durumunda buna çözüm aramanız ve süreci yönetme şeklinizde belirleyici olacaktır. İlişkisi sağlam temellere kurulmayan çiftler, olası bir problemle karşılaştığında birbirini suçlamayı tercih edecek ve bu yaklaşım onları çözümden uzaklaştıracak ve neticede kopma noktasına getirecektir.

    Geçmiş yaşantılar, travmalar, tacizler de bu cinsel işlev bozukluğunun yaşanmasına sebep olabilir ancak burda tedavi önceliği vajinismus olmaz. Kişinin travmasına yönelik bir tedavi sürecine girilir sonrasında vajinismusa yönelik çalışma yapılır.

    Tedavi süreçlerini uzatan önemli noktalardan biri de sorunu yok saymaktır. Danışanların çoğunun yakın çevresine dahi bu konuda yalan söylediği hatta gerçek üstü hikayeler anlattığı görülmektedir. Yalana başvurduktan sonra da yardım çağrısında bulunmakta zorlanırlar. Burada insanların birbirinin özel hayatıyla gereğinden fazla alakadar olması, onları baskı altına alması ve sorular sorması da ayrı bir tartışma konusu olabilir… Bu sorular ve partnerin yanlış tutumu çoğu zaman kadına kendini yetersiz, eksik, beceriksiz hissettirir. Kendini eksik hisseden kadın bu psikolojiyle yaşadığı deneyimlerin her birinde kendine olan güvenini biraz daha yitirir. Çevresine söylediği yalanlara kendini kaptırmaya başlayıp, yardımı reddetme noktasına gelebilir. Bu reddedişe partner kendince sebepler bulur ilişki bir çıkmaza doğru yol alır. Partner agresifleşir, kafasında kurgulamalar başlar ve bu psikolojiyle eşine suçlayıcı ve aşağılayıcı tavırlar sergileyebilir.

    Vajinismus, tedavisi mümkün, hatta cinsel işlev bozuklukları arasında tedaviye en kısa sürede ve kalıcı çözüm bulunan rahatsızlıktır. Eğer son 6 ay içerisinde bir jinekolojik muayeneden geçtiyseniz ve sorununuzun temelinde organik bir sebep yatmıyorsa Cinsel Terapi seanslarıyla bu sorununuza çözüm bulabilirsiniz. Cinsel İşlev Bozukluklarının temelinde yatan çocukluk ve ergenlik döneminin olumsuz etkilerini en aza indirmek, ailenin çocuğa cinsel eğitim vermesi, cinsellikle ilgili doğru tavır sergilemesi, cocuğun cinsel kimlik gelişimindeki ve ergenlik dönemindeki dürtülerine ve bunu doyurma eğilimine karşı doğru yaklaşımda bulunması ve sınırlarına saygı duyması önemlidir. Bu dürtüleri, yetişkinliğe geçmeden önceki hormonel ve fiziksel değişimlerin doğasını bilmeyen bir ebeveyn çocuğunun cinsel kimlik oluşumu ve ergenlik sürecini sağlıklı atlatması konusunda yardımcı olamayacaktır. Bu süreci sağlıklı atlatamayan ergenler, yetişkinlik dönemlerine geçtiklerinde okumaktan büyük acı duyduğumuz o haberlere sebebiyet verecekler ya da ebedi sessizlikle aramızdan ayrılacaklardır.

  • Cinsel istismar nedir?

    Çocuk ve ergende cinsel istismar (Cİ) insanlık tarihi kadar eski bir konudur.

    Cİ içinde cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral-genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruziyeti ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik yaşantılar yer alır.

    Cinsel istismar çeşitleri:

    a.Temas içermeyen cinsel istismarlar: Cinsel içerikli konuşma, gösterimcilik, röntgencilik, çocuğa pornografik materyallerin gösterilmesi, cinsel ilişkiye tanık edilme veya çocuğun yanında mastürbasyon yapma gibi davranışlardır.

    b.Cinsel dokunma: İstismarcı kurbana dokunabilir ya da kurbanı kendisine dokunması için zorlayabilir.

    c.Oral-genital seks

    d. İnterfemoral ilişki(Irza tasatti): Penetrasyonun olmadığı, sürtünmenin olduğu istismar şeklidir.

    e.Cinsel penetrasyon (Irza geçme): Genital ilişki, anal ilişki, objelerle penetrasyon ve parmakla penetrasyon şeklinde olabilir.

    f. Cinsel sömürü: Çocuk pornografisi ve çocuk fuhuşunu kapsar.

    Ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir. İstismar; çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ensest olarak adlandırılır.

    Cİ sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cİ’nin gizliliği ve genelde tanığının olmaması, istismarcının sıklıkla istismarı red etmesine neden olmaktadır. İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı Cİ çoğu kez gizli olarak kalmakta ve sır olarak saklandığı için de gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zor olmaktadır.

    Her yaştaki çocuk Cİ’ye maruz kalabilir. İstismara ilk kez maruz kalma ortalama 8–12 yaşları arasında zirve yapmaktadır. İstismarı açıklamaya kadar geçen süreyi değerlendiren çalışmalar ortalama 3-18 yıl gibi bir gecikmenin olduğunu bildirmektedir.

    Cİ için bireye ait başlıca risk etkenleri cinsiyet, yaş ve sakatlıklardır. Kızların erkeklerden 2 ila 5 kat daha fazla risk altında olduğu çeşitli çalışmalar tarafından bildirilmektedir. Çocuk ve gencin zihinsel engelli olması, şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi bir ruhsal bozukluğun olması cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler ya da değerlendirseler bile kendilerini korumaları daha zor olabilir. Aile içi çatışmaların ve ekonomik sorunların, özellikle annelerde kronik hastalıkların olduğu ailelerden gelen çocuklarda, boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde Cİ daha sık görülmektedir. Evde üvey anne/babanın varlığı da riski arttırabilmektedir.

    Cinsel istismar; çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini, kişiler arası ilişkilerini, özgüvenini sarsan bir travmadır. Cİ’ye özgü tek bir ruhsal belirti yoktur, belirtiler çocuktan çocuğa değişirken aynı çocukta gelişim ile birlikte zaman içinde de değişimler gösterebilir. Cİ klinik özellikleri ve çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına, ruhsal özelliklerine ve travma öncesi psikolojik gelişimine, ailenin destek düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de klinik görünümde önemli rol oynar.

    0-3 yaş arası çocuklarda; yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip çıkarırken sorun çıkarmaya başlama ve yaşına uygun olmayan cinsel oyunda bulunma, huzursuzluk, öfke nöbetleri, ani olarak değişen davranış ve tepkiler görülebilir.

    3-6 yaş arası çocuklarda; regresyon (bebeksi konuşma, parmak emme, anneye daha fazla bağlı olma gibi), içe çekilme, Enürezis Nokturna (EN) (idrar kaçırma), enkoprezis (kaka kaçırma), yeme ve uyku bozuklukları, agresyon, boyun eğme davranışı, devamlı cinsel oyunlar kurma ve sık mastürbasyon yapma davranışları görülebilir.

    6-12 yaş arası çocuklarda; sosyal içe kapanma, evden ve/veya okuldan kaçma, yeme ve uyku bozuklukları, öğrenme bozukluğu, takıntı ve zorlantılar ör.sürekli elini ya da genital bölgesini yıkama, cinsel içerikli soruları yineleyici biçimde sormalar), oto-agresyon, kendinden küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlamalar, hassaslaşma, karın ve baş ağrıları, huzursuzluk görülebilir.

    13-18 yaş arasında; bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, oto-agresyon, fobi, evden ve/veya okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, takıntı ve zorlantılar, duygusal ve fiziksel yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu, sinirlilik, rastgele cinsel ilişkide bulunma, sosyal içe kapanma, psikoz, özkıyım girişimleri görülebilir.

  • Vajinusmus Tedavi Yöntemleri

    Vajinusmus Tedavi Yöntemleri

    Vajinismus, çoğunlukla psikolojik temelli olan bir cinsel birleşme korkusudur, bir anlamda vajinanın cinselliğe küsmesidir.

    Bilimsel açıklamasına bakacak olursak, vajinismus, vajina girişinin üçte bir dış bölümünde, vajina çeperini saran kaslarda yineleyici, tekrarlı ve istem dışı kasılmaların olduğu bir cinsel birleşme bozukluğudur. Vajina çevresini saran kasların istemsiz kasılması nedeniyle kadın cinsel ilişkiye girememektedir. Bu durum da evliliğin cinsel birleşme ile tamamlandığı inancı var olduğu için tamamlanamayan evliliklerin yaşanmasının bir nedenidir.

    Bazı kadınlarda penisin vajinaya girememesi biçiminde görülürken, çoğunda vajinaya penis, parmak, tampon girememesi olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu durum sadece cinsel ilişkiyi değil, jinekolojik muayenenin de gerçekleşmesini engelleyebilmektedir.

    Vajinismus vakalarında iki temel korku bulunmaktadır.

    Bunlardan birincisi vajinaya herhangi bir şey giremez,

    İkincisi de vajinaya bir şey girse de başkasının bir şeyi giremez.

    Vajinismus yaşayan kadınların birçoğunda genital bölgelerinde herhangi bir anormalliğe rastlanmamaktadır. Genelde ilk ilişki deneyimi sırasında ortaya çıkarken, nadir olarak da ilişki deneyimi olan kadınlarda da görülebilmektedir.

    Vajinismus yaşayan kadın cinsel birleşme denendiği zaman genel olarak ağrı beklentisi yaşamakta ve bundan dolayı yoğun bir korku duymaktadır. Bu beklenti şartlanmış bir davranışa dönüşür ve vajina kaslarının kontrolsüz ve istemsiz bir şekilde kasılmasına neden olur.

    Aslında bu durum cinsellikten kaçma eğilimi olarak görülmesi yanlış anlaşılmış olduğunu göstermektedir. Vajinismus yaşayan kadınlar cinsel birleşme kaygısı olmadığında sevişmekten keyif alabilmektedirler, cinsel birleşme olasılığı ortaya çıkana kadar gayet keyifle devam edebilmekte iken cinsel birleşme anına geldiği aman kontrolsüz bir şekilde kasılabilmekte ve eşini üzerlerinden atabilmektedirler. Yani aslında vajinismus cinsel istek bozukluğu değil, cinsel birleşme korkusudur.

    Vajinismusta cinsel ilişki teşebbüsü sırasında kadında panik atak benzeri tepkiler görülmektedir. Yoğun bir kaygı, istemsiz tepkiler ve kontrolün kaybolması gibi durumlar yaşanır. Bunun sonucunda kadın eşini üzerinden atar ve vajinada kasılmalar meydana gelir.

    Olayın oluşumu bu şekildedir. Etkilerine bakmak gerekirse bunu erkek ve kadın için ayrı ayrı değerlendirebiliriz.

    Kadında utanma, suçluluk, eşine yetememe, başarısızlık, en temel görevini yerine getiremediğini düşünme ve sonucunda değersizlik, öfke, başaramayacağını düşünme yani umutsuzluk, eşinde uzaklaşma, hayal kırıklığı, eşini kaybedeceğini düşünme ve diğer depresif belirtiler görülmektedir.

    Erkekte ise olaya anlam verememe, kendisini suçlama, çaresizlik, reddedildiğini düşünme ve sonucunda aşağılanma ve değersizlik, öfke ve uzaklaşma görülmektedir.

    Bir de aile faktörü söz konusudur. Eskiden çok olan, etkisini azaltsa da devam eden bekaret bozma ritülleri ve beklentileri vajinismus sorunu yaşayan bireylerde gerginliği arttırmaktadır.

    Vajinismusun Nedenleri

    Vajinismusun nedenlerini inceleyecek olursak bunu bir fiziksel bir de psikolojik nedenler olarak iki ayrı başlık altında toplayabiliriz.

    1.Psikolojik Nedenler

    a.Yanlış ve Abartılı Bilgiler ve İlk Gece Hikayeleri

    Az gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda cinsellik hala daha tabu olma özelliğini korumaktadır. Bu durum geçmişten günümüze bazı değişimler gösterse de ülkemizde de çok yerde tabu olma özelliğini korumaktadır.

    Cinsellik kavramının bu derece tabu olmasından dolayı gençlere cinsel eğitim verilmektedir. Bu yüzde cinsel kimliğini keşfetmeye başlamış olan genç bu alanı arkadaş ortamlarından öğrenilmeye çalışılmaktadır. Yakın arkadaşlar ve çevredeki efsanelerden doğan yalan yanlış, yetersiz ve abartılı bilgilerle cinsel yaşamlara atılmak zorunda kalınır.

    Özellikle kız çocuklarının bu yasaklara maruz kalması, kızların cinsellikten sürekli uzak tutulması, onların yanlış ve abartılı bilgilerle cinsel hayata atılmalarını sağlamaktadır. Cinselliği kızlara yasaklamak adına bir sürü efsaneler üretilmektedir. En büyük efsanelerden bazıları da bekaret zarını kaybederken dayanılamayacak kadar çok şiddetli ve korkunç bir acı yaşayacakları, tıbbi müdahaleyi bile gerektirecek kadar fazla kanamalarının olacağı, vajinaya giren penisin içinde parçalanmalara neden olacağı ve cinsel birleşme sırasında kilitli kalacaklarıdır. Kızlar ilk çocukluk yıllarından itibaren bu söylemlerle büyütülmekte, sürekli eteklerini ve bacaklarını kapatmaları konusunda uyarılmaktadır. Bu şartlar altında yetişen bir genç kızın evlendiğinde eteğini ve bacaklarını eşine açamaması da yadırganmamalıdır.

    b.Geçmişte yaşanan cinsel taciz(ler) veya tecavüz(ler)

    c.Doğum yapma ve gebe kalma korkusu

    d.Depresyon

    e.Kişilik bozuklukları

    f.Sosyal fobi

    g.Ödipal çatışma

    h.Uyarılma problemleri

    i.Kadınlık rolünü kabul edememe

    j.Cinsel kimlik sorunları

    k.Başka ruhsal problemler

    l.Eşe karşı güvensizlik duygusu

    m.Terk edilme ve bağlanma korkusu

    n.Uygun olmayan evlilikler

    2.Fiziksel Nedenler

    a.       İlaç Kullanımı

    b.      Vajinal Enfeksiyonlar

    c.       Yanlış cerrahi operasyonlar

    d.      Zorlu doğumlar ve vajinanın zarar görmüş olması

    e.Üreme sistemi hastalıkları

    f.Kist oluşumu

    g.Uyuşturucu vb madde kullanımının olması

    Vajinismus Tedavisi

                    Vajinismus tedavisine başlanmadan önce tıbbi bir problem olup olmadığını kontrol ettirmek, tıbbi bir problem varsa bunun ortadan kalkmasını beklemek gerekir.

                    Vajinismusun farklı tedavi yöntemleri (cerrahi operasyonlar, lokal anestezi, uygun olmayan zorlamalı birleşmeler vb.) olmakla birlikte en uygun olanı yani vajinanın cinsellikle barışmasının en sağlıklı yolu cinsel terapidir. Diğer sayılan tüm yöntemler sadece ilk penis vajina ilişkisini gerçekleştirmeye yöneliktir. Devamında kaliteli bir cinsel hayat geçirmek çok da mümkün olmayacaktır.

                    Cinsel terapi ile 10-12 seans gibi kısa bir sürede başarıya ulaşılabilmektedir.

                    İlk adım çiftlerin bunun kadının sorunu olarak görmemesi, bu sorunun her ikisinin de sorunu olduğunun kabul edilmesidir.

                    Çalışma bu aşamadan sonra başlamaktadır.

                    Burada erkeğe düşen ilk görev sabretmektir. Sağlıklı bir cinsel hayat istiyorsa bir süre penis vajina ilişkisi teşebbüslerini ertelemek, egzersizlerde eşine destek olmak zorundadır.

                    Cinsellik deyince akla sadece penis vajina ilişkisi geldiği için erteleme biraz zorlanmaya neden olabilmektedir. Cinsellik penis vajina ilişkisinden ibaret değildir ve çalışma bittiği zaman keyifli bir cinsel yaşam hayatları boyunca onları bekliyor olacaktır.

                    10-12 seans süren çalışma süresince eşlerin evde birlikte ve sadece kadının yapacağı bir takım davranışsal ödevler bulunmakta ve bu ödevlerin gerçekleştirilmesi beklenmektedir.

                    Ödevler ile birlikte vajinusmusa temel olan sorunlarla çalışılacak ve bu çifte aile olabilme yolunda aile terapisi yapılacaktır.

                    Yukarıda da belirttiğim gibi eşler üzerlerine düşenleri yaparlarsa keyifli bir cinsel hayat onları bekliyor olacaktır.

  • İstismar Çağı

    İstismar Çağı

    Hangi çağda mıyız? İstismar çağındayız. Sevginin, aşkın, bilginin, toplumsal ve tinsel bütün değerlerin sınırsızca istismar edildiği bir dönemdeyiz. İnsana ait, insanla ilgili olan her ne varsa tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar istismar edilmekte, sömürülmekte. İnsanlık tarihinin geçmiş dönemlerinde de kadın, çocuk, aile, emek, siyaset, ahlak, din, hep istismar edildi. Ama hiçbir zaman günümüzde olduğu ölçüde acımasızca istismar edilmemişlerdir. Öyle ki istismarın istismar edildiği bir dönem yaşıyoruz. Her türlü istismar o kadar manipüle edilmekteki; psikolojik, fiziksel veya cinsel istismara (şiddete) uğrayan kişinin ya da hayvanların yaşadıkları acı ve içsel yıkımla gerçekten ilgili değiliz.

    İstismar ve şiddet vakalarını, en iyimser ihtimalle çok yüzeysel boyutlarda ya da sonuçları üzerinden tartışıyoruz. Keşke bununla sınırlı kalsa! Ne yazık ki istismar vakaları toplumun farklı cephelerindeki insanlar tarafından ideolojik bir zeminde tartışılır olabiliyor. Cephe diyorum çünkü; yaşanan ayrışma ve kamplaşmalar artık cepheler oluşturmuş durumda ve insanlar buradan birbirlerine ateş ediyor. İstismar gibi can yakıcı bir konuda bile akıl ve vicdanlarımızı rafa kaldırıp ”ist” ler ve “izm” leri karıştırmadan konuşamıyoruz. Samimiyetimizi kaybettik.

    İşin daha kötüsü, baskı altına alınmış karanlık yönlerimiz hortladı ve öldürücü bir cinnet içine girdi. Dedikodulara, iddialara ve haberlere baktığımızda, geleneksel din ve ahlakın engellemeye çalıştığı tüm şeytani dürtülerimiz zincirlerinden kurtulmuş haldeler. Toplumumuzun azımsanmayacak bir bölümünün hedonizm (zevk ilkesi) yönelimli yaşadığını söylemek mümkün. Tecavüzler, ensest, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, okul ve yurtlardaki pedofili olayları toplumsal hayatı tehdit edecek boyutlara ulaşmış durumda. İstatistiklere bakıldığında evliliğin en çok şiddet içeren kurumlardan biri olmanın eşiğinde olduğunu görüyoruz.

    Ülkemizde özellikle son on yılda kadınların, çocukların ve hayvanların maruz kaldıkları istismar ve şiddet büyük bir oranda artış göstermiştir. Şiddet konusunda sayılar vahametini koruyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘nun verilerine göre 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandıSon 10 yılda 4 bin 500 kadınımız öldürüldü.  

    İnsanların birlikte yaşadıkları kişiye davranış biçimleri, ilişkilerimizin yaşandığı kültürel ortamdan ayrılamaz. İstismarın kültürümüzde merkezi bir konuma geldiğini söylemek hiç de zor değil artık. Bilinç düzeyinde ve toplumda istismarın yaygınlaşması sevgi ve iktidar arasındaki ilişki hakkındaki düşüncelerimizi temelden değiştiriyor. Cinsel istismarın artması ve yaygınlaşıp görünür hale gelmesi korku ya da öfke gibi insanı katılaştırıp geri püskürten duyguları artırıyor. İnsani ve duygusal taraflarımızı yok ediyor. Aşk ve cinsellikle ilgili sorunları olan bir toplum olarak daha sorunlu hale geliyoruz. Aşk ve cinselliği bünyeye zararlı şeylermiş gibi ele alıp tartışıyoruz. En derin anlamı itibariyle romantik aşk, uğruna ölmeye değer bir şeydi. İstismar ise en kötü yönüyle, aşkı ve cinselliği, uğruna öldürmeye değer bir şey haline getiriyor.

    Toplumdaki her türlü şiddet artışı gibi cinsel şiddet bastırılmış duyguları değil bir çöküşü temsil eder ve giderek yaygınlaşması denetimin giderek kaybolduğunun göstergesidir. Edebiyat ve toplum eleştirmeni Irwing Howe “uygarlık krizi” adını verdiği, çoğunlukla kültürel ya da psikolojik kökenli toplumsal sorunla, esas olarak kurumsal düzenlemelerden kaynaklanan daha yaygın toplumsal krizler arasında önemli bir ayırım yapar. Howe’a göre “toplumsal kriz, toplumun işleyişinde bir çöküş olduğunu gösterir: yoksullukları beslemekte, içindeki gruplar arası çatışmaları çözmekte başarısızdır, ülkeyi sonsuz bir savaşa sürükler” dolayısıyla, ekonomik ve politik reform gerektirir. Ama “uygarlık krizi ekonominin işleyişinden ya da toplumsal düzenlemelerin doğruluğundan çok, değerlerin, yani insanların davranışlarını düzenlemekte temel aldığı söze dökülmemiş ama köklü varsayımların iletilmesiyle ilgilidir.” Howe dolaysıyla şu sonuca varmaktadır: “Genellikle toplumsal kriz politik mücadeleyle, uygarlık krizi ise davranış tutarsızlığıyla ifade edilir.”

    Davranış tutarsızlığı”  Türkiye’nin şu anki durumu için çok yerinde bir kavram. Birbirimize temel bir saygı duymamızı sağlayan tüm toplumsal, siyasal ve tinsel değer ve fikirler bizi terk etmiş gibi görünüyor; daha doğrusu giderek biz onları terk ediyoruz. Uygarlık mefkûrelerimizin, ideal tolum öğretilerimizin üzerinde tepiniyoruz. Diğer bir insanın varlığına karşı göstermemiz gereken temel saygıyı yitirdik. Türkiye artık her düzeyde fiziksel ve cinsel şiddete açık bir toplum haline geldi. İstismarı ve şiddeti açığa çıkarmaya eskisine oranla çok daha istekliyiz, görünenden çok daha fazla gerçek istismar ve şiddet olduğunda da hem fikiriz. Ancak düşünce ve fikir zengini ama eylem yoksunu bir toplum olarak devam eden şiddeti ve istismarı seyretmekteyiz. 

    İlgisiz bir topluma dönüştük. İlgisiz derken, yalnızca birbirimizi görmediğimizi değil, birbirimizle ilgilenmediğimizi de söylemek istiyorum. Kökeninde diğerinin varlığına karşı ilgisizlik olarak tanımlanabilecek bir zihniyet değişimi söz konusu olan bir toplum için korkunç bir durum olsa gerek. Birbirimizin yaşamlarına karşı daha önceleri eşi görülmemiş derecede ilgisiziz, her birimiz diğerini doğal malımız ya da hakkımız gibi görmeye çok hazırız. Diğerinin haklarını ihlal etmek, sürekli soluduğumuz kirli havanın bir parçası haline geldi. Bu hava kirliliği artık doğal olanın yerini aldığı için, yaşanan bütün hak ihlalleri ve hukuksuzluklar giderek sıradanlaşıyor. Cinsel isteklerimizden tutun başka birisinin İphone marka telefonuna sahip olmaya kadar neredeyse tüm isteklerimizin karşılanmasında birbirimizi yok etme yeteneğimiz çok yüksek. 

    Ortak iyi ve ortak kötülerimizin yok olduğu dönem. Hepimizin iyi, doğru, güzel hakkında düşünceleri vardır. Bunun nereden geldiğini de tartışmamıza gerek yok. Her birimizin hikâyesi, deneyimleri ve alışkanlıkları birbirinden farklı. Çok farklı noktalardan gelmemize rağmen ortak iyilerimiz ve ortak kötülerimiz hep vardı. Ancak giderek ortak iyilerimizin ve ortak kötülerimizin yok olduğu bir dönemi yaşıyoruz. 

    Evet, Türkiye tam bir “davranış tutarsızlığı” manzumesi yaşamakta. Türkiye ne ekonomik ne de toplumsal bir kriz yaşamakta Türkiye toplumu bir “uygarlık krizinin” eşiğinde durmakta… Ötekinin varlığına olan saygımızı ve samimiyetimizi kaybettik.

  • Çift Terapisi Nedir?

    Çift Terapisi Nedir?

    Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.

    Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?

    Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.

     Çiftlerin yaşadığı çatışmaları buna bağlı olarak yaşadıkları duygu durumlarıyla çalısarak terapistler müdahallerde bulunurlar.

    Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;

    Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.

    İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.

    Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.

    Çift Terapilerinin Özellikleri Nelerdir ?

    Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.

    Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.

    Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.

    Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.

    Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır.

    Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.

    Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?

    Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir  çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.

    Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;

    Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.

    İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.

    Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.

    Çift Terapilerinin Uygulanış Sebepleri Nelerdir ?

    • Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.

    • Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.

    • Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.

    • Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.

    • Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel terapi diğer terapi türlerine nazaran daha yapılandırılmış ve sistemik terapi yöntemidir.hiç bir kurama bağlı kalmadan sorunları bütüncül ve sistemik bir bakış açısıyla değerlendirir.Tecrübeye dayalı aynı zamanda semptomlarla ilgilidir.Seansların yapılandırılmış ve sistemik olması nedeniyle neredeyse sonuçları kanıtlanmış bir terapotik yöntem repertuarını kullanmaktadır. Terapistin hangi aşamada sürece nasıl müdahil olacağı büyük bir sürpriz olmadığı taktirde belirlidir.Seanslar ev ödevleri ve bu ev ödevlerinin nasıl yapılacağı ve sorunun dinamiklerini bütüncül açıdan algılama ve algılatmadan ibarettir.Bu çalışmaların terapi sürecinde büyük bir önemi vardır, yaşanılan cinsel işlev sorununun dinamiğini açığa çıkarmakta ve terapinin işlevselliğini mümkün kılmaktadır.

    Cinsel Terapi Seanslarında Ne Yapılıyor?

    Bir çok insan cinsel terapi esnasında ne yapıldığı ile ilgili endişeler yaşamaktadır. Terapi odasında yapılan tek şey konuşmaktır. Seansa tek başınıza da katılsanız, çift olarak da gitseniz, terapistiniz terapiye probleminizin detaylı bir değerlendirmesini yaparak başlayacaktır. Böylece hem siz hem de terapistiniz probleminizin sebebi fizyolojik mi, psikolojik mi yoksa her ikisi mi anlamış olacaktır.

    Eğer bir ilişkiniz varsa, ilişkiniz içerisindeki çözümlenememiş gerginlik ya da iletişim meselelerini keşfetme şansınız olacaktır. Genellikle bir kaç seans süren ve çiftlerin birbirlerine soru sormalarını da içeren değerlendirmeler tamamlandığında, terapist,siz ve partneriniz için oldukça keyifli ev ödevleri verecektir. Bu ödevler kişisel farkındalığınızın, cinsel bilgi ve becerilerinizin gelişmesine katkıda bulunacaktır.

    Aynı zamanda bedeninizi duyusal ve cinsel uyaranlara tepki vermek üzere tekrar programlayacak ve spesifik problemlerinizle baş etmenize yardıme edecektir. Cinsel terapi eğlenceli olmalıdır ve terapistler bunu asla unutmazlar. Bu durum sizi başta biraz utandırabilir ve hatta tuhaf hissetmenize sebep olabilir. Ancak cinsel problemlerin, cinsel hayatınızdan alıp götürdüğü tutkuyu ve cinsel oyunları tekrar hayatınıza geri getirmenize yardım etmek, terapistlerin görevidir. Herkesin mutlu bir cinsel hayatı hakettiğine inanmaktayız ve cinsel terapi bunu başarmanıza yardımcı olmak için vardır.

  • Erken Boşalma ve Erken Boşalma Tedavisi

    Erken Boşalma ve Erken Boşalma Tedavisi

    Erken boşalma 40 yaş altında ki erkeklerde en sık görülen cinsel sorundur. Erken boşalma kadın ve erkeğin cinsel yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürmekte hatta boşanmalara yol açmaktadır.

    Erkeğin boşalma süresi ile ilgili kesin bir tanım bulunmamakla birlikte 3 dakikanın altında ve erkeğin ya da partnerinin isteğinin dışında ki boşlama erken boşalma olarak tanımlanabilir. Diğer taraftan her erkek çeşitli nedenlerle zaman zaman erken boşalabilir ve bu süre 3 dakikanın altında olabilir. Ancak eğer bu şekilde ki boşalma durumu cinsel yaşantınızın % 30’undan fazla bir kısmı kapsıyorsa tedavi gerektiren erken boşalma sorununuz olduğu söylenebilir. Aslına bakılırsa sorunun adı erken boşalma değilde boşalma kontrol sorunu ya da kontrolsüz boşalma olarak adlandırılırsa daha doğru bir tanımlama yapılmış olur.

    Ortalama bir sevişme süresi çiftten çifte değişiklik gösterir. Örneğin bazı çiftler 5 dakika içinde orgazma ulaşabiliyorken bazıları için bu süre yarım saate çıkabilmektedir. Burada önemli olan hem erkeğin hem de kadının orgazma ulaşabilmesidir. Bu nedenle 3 dakikadan daha uzun süre de boşalabiliyor olmak kaliteli ve doyuma ulaşan bir cinsel yaşam için yeterli olmaya bilir. Her zaman olmamakla birlikte genelde kadınlar erkeklerden daha geç boşalırlar. Örneğin ortalama 5-10 dakika arasında boşalan bir erkekte erken boşalama sorunu söz konusu değildir. Ancak bu erkeğin partneri boşalmak için 15 dakikalık vajinal birleşmeye ihtiyaç duyan bir kadınsa, kadının orgazma ulaşması zorlaşacak bu da çiftin cinsel yaşam kalitesini düşürecektir. Bu nedenle erkek için ideal boşalma süresi iki tarafında doyuma ulaştığı süre olarak tanımlanmalıdır. Ve bu sebeple erkeğin boşalma süresi kadar boşalmayı erteleme becerisi de çok önem kazanmaktadır. Cinsel terapide bireylerden çok çiftin cinsel yaşam öyküsü değerlendirmek gereklidir.

    Erken boşalmanın 3 tipi bulunmaktadır

    a) Henüz vajinaya giriş olmadan boşalanlar,

    b) Giriş esnasında boşalanlar

    c) Girdikten hemen sonra boşalanlar

    DSM-IV tanı kriterlerine göre erken boşalma; kişinin kalıcı ve tekrarlayan bir şekilde çok az uyarımla ya da sertleşme gerçekleştikten çok kısa bir süre içersinde ve kişinin isteğinin dışında boşalma olması ve bu sorunun kişinin cinsel yaşamıyla ilgili olumsuzluklara yol açması olarak tanımlanır. Erken boşalma kişinin cinsel yaşamınım başından beri var olan ve devam eden bir sorunsa primer erken boşalma, kişinin yaşamında daha önceden erken boşlama sorunu olmayıp sonradan ortaya çıkan erken boşalmaya, sekonder erken boşlama adı verilir. Sekonder (sonradan ortaya çıkan) erken boşalmanın psikolojik sorunlar, cinsel travma, alkol-madde kullanımı, fiziksel sağlık sorunları, kullanılan ilaçlar gibi farklı nedenleri olabilir.

    Birçok kişi probleminin zamanla düzeleceğine, bu yüzden tedavi aramaya gerek olmadığına, hatta bunun tedavisi olmadığına ve bir uzmana gitmenin bir anlamı olmadığına kendini inandırmıştır. Bu engeller kişide strese, hayal kırıklığına yol açmakta ve partnerini doyuma ulaştırma isteği engellenmektedir. Yapılan çalışmalar erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin partnerleriyle daha fazla sorun yaşadığını, daha güvensiz hissettiğini, aldatılma şüphesi yaşadıklarını, partnerleri tarafından bencil ve anlayışsız olarak suçlandıklarını göstermektedir.

    ERKEN BOŞALMA NEDENLERİ NELERDİR?

    Erken boşalma probleminin nedenleri hakkında fazla mastürbasyon yapmaktan kaynaklandığı tarzında bir çok yanlış bilgi mevcuttur. Erken boşalama psikolojik kökenli bir sorun olmakla birlikte bu soruna eşlik eden fizyolojik nedenlerde önemlidir. Ve tedavi için hem fizyolojik hem de psikolojik müdahalede bulunulması gerekmektedir.

    Evrimsel teoriye göre cinselliğin ana amacı üremek olduğundan erkek en hızlı şekilde kadını hamile bırakmaya odaklanır bu nedenle erken boşalma evrimsel olarak başarı, neslin devamını ve kadını hızlıca hamile bırakıp oradan uzaklaşarak hayatta kalabilmeyi sağlamış olur.

    ERKEN BOŞALMANIN FİZYOLOJİK NEDENLERİ

    Penis, prostat ve testis bölgesinde ki kas sisteminin yeterli düzeyde gelişmemiş olması ve bu nedenle boşalma refleksinin kontrolünün sağlanamaması.

    Bio-kimyasal olarak erkeğin testestoran düzeyinde ki sorunlar. Testestoran düzeyinin yüksek olması boşalma refleksinin kontrolünü zorlaştırarak erken boşalamaya yol açabilir.

    Prolaktin düzeyinin yüksek olması anksiyeteyi attırarak erken boşalmaya yol açabilmektedir.

    Hastalıklar.

    Alkol kötüye kullanımı.

    Madde kullanımı.

    ERKEN BOŞALMANIN PSİKOLOJİK NEDENLERİ

    Ergenlik ya da öncesi dönemde ergenin yakalanmamak için hızlı bir şekilde mastürbasyon yapamaya alışmış olması sonucu kas sisteminin kısa sürede boşalmaya şartlanmış olması.

    Erkeğin kadın bedenine karşı uyarılma eşiğinin düşük olması. (dokunur dokunmaz boşalma)

    Hayat kadını, genel ev deneyimi gibi olumsuz, travmatik ve yetersiz cinsel deneyimler.

    Erkeğin çok heyecanlı olması (daha soyunmadan boşalma).

    Anksiyete bozuklukları (panik atak, yaygın anksiyete bozukluğu vb.).

    Geçmiş dönemde mastürbasyon yaparken yakalanmak.

    Suçluluk hissi. Kirlenmiş hissetme.

    Cezalandırılma korkusu.

    Cinsel istismara uğramış olmak.

    Diğer psikolojik sorunlar.

    Muhafazakar aile ortamında yetişmiş olmak.

    Cinsellik hakkında yanlış bilgi ve cinsel mitler.

    Cinsel deneyimsizlik.

    Partnerle yaşanan sorunlar, partnerin cinsel davranışa karşı tepkileri (suçlayıcı tavır vb).

    Performans kaygısı.

    Stresli yaşam.

    ERKEN BOŞALMA TEDAVİSİ

    Erken boşalma problemine sahip kişinin genel ve cinsel yaşam öyküsünün detaylı bir şekilde alınması, birincil ya da ikincil (sekonder) erken boşalmadan hangisinin olduğunun (sonradan ortaya çıkan erken boşalma ya da yaşam boyu var olan erken boşalma) saptanması, kişiye en uygun yöntemin seçilmesi için çok önemlidir. Sonradan ortaya çıkan erken boşlama sorununun çözü yaşam boyu var olan erken boşlamaya oranla daha kısa sürede çözülür.

    Erken boşalma sorununa bağlı olarak, ereksiyon bozukluğu (sertleşme sorunu), depresyon, özgüven kaybı, eşle ilişki sorunu vb başka sorunlarda ortaya çıkabilmektedir. Kişiye uygun tedavi planın hazırlanabilmesi için erken boşalma sorunun yanı sıra olası diğer sorunlarda değerlendirerek kapsamlı bir tedavi planı hazırlanmalıdır.

    Bu nedenle erken boşalma sorununun tedavisi için başvurulan uzmanın cinsel konularda özel eğitim almış bir uzman psikolog olması çok önem taşımaktadır.

    Erken boşalma tedavisi sırasında kişinin geçmiş cinsel öyküsü ve yaşamsal öyküsüne dair bilgi toplandıktan sonra, erken boşalmaya eşlik eden başka bir psikolojik ya da eş sorunu olup olmadığı değerlendirilir. Bazı durumlarda erkeğin yaşadığı erken boşlama sorunu nedeni ile ilişki yıpranabilir ve çift boşanma eşiğine gelmiş olabilir. Bu durumda erkeğin kaygı düzeyinin artması tedaviyi zorlaştırabilir. Ya da erkeğin böyle bir sorununun olması, partneri tarafından erkeği cezalandırmak için kullanılıyor olabilir. Bu gibi ilişki sorunlarının çözümü tedaviyi kolaylaştıracaktır.

    Diğer olası risk faktörleri saptandıktan sonra tedaviye geçilir. Tedavi aşamasında tercihen çift birlikte alınır ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda bireysel olarak da cinsel terapi uygulanabilir. Kişinin boşalma refleksini kontrol eden kasların güçlendirilmesi için bazı egzersizlerin uygulanmasının yanı sıra, kişinin erken boşalma sorununu besleyen psikolojik faktörler ele alınarak tedavi edilir.

    Cinsel terapinin amacı sadece boşalma süresinin uzatılması değil, diğer taraftan kişinin cinsel yaşam kalitesini, arttırarak her iki partnerinde daha memnun olduğu ve haz aldığı bir cinsel yaşantıya sahip olmaktır.

    Erken boşalma tedavisinin süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 4-8 seansta bu sorunu yaşayanların tamamına yakını kalıcı olarak çözmektedir.

    Diğer taraftan bazı ilaçlarla, doğal olduğu söylenen maddelerle, hipnoz reiki, nlp, bilinçaltı gibi tekniklerle erken boşalma ya da diğer cinsel sağlık sorunlarını tedavi ettiklerini söyleyen kişilerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Bazı kremler geciktirici etkiye sahip olduğu için önerilmektedir.

    Buna ek olarak bazı psikiyatri grubu ilaçların (örneğin bazı antidepresanlar) yan etkisi olarak boşalma süresi uzayabilmekte ve hekimler tarafından bu tip ilaçlar önerilmektedir. Aslında ihtiyacınız olmayan bir ilacı sadece yan etkisinden yararlanmak amacıyla kullanmak vücudun diğer organlarına zararlar verebilmekte ve kişi ilacı bıraktığında erken boşalma sorunu devam etmektedir. Cinsel terapi ile birkaç seansta yaşamınız boyunda bu sorundan tamamıyla kurtulmak mümkünken bu tip yan yollar yaşadığınız sorunu sürdürmekten başka bir kazanım sağlamayacaktır.

    Yukarıda da belirtildiği gibi bu sorun hem psikolojik hem de fizyolojik boyutu olan bir problemdir. Ve bu konuda özel eğitim almış olan psikoloğun hem fizyolojik hem de psikolojik müdahale de bulunabilecek yerliliğinin olması gerekmektedir. Tedavi için yanlış kişilere başvuruluyor olması sorunu yaşayan kişide yeni sorunlar oluşmasına yol açabileceği gibi kişinin motivasyonunu da kırmaktadır.