Etiket: Cinsel

  • Çocuklar Savunmasızdır, Kendilerini Korumaları Beklenemez!

    Çocuklar Savunmasızdır, Kendilerini Korumaları Beklenemez!

    Türkiye’de yılda 8 bin çocuğun (yaklaşık %80’ni kız çocuğu) cinsel istismara maruz kalıyor. Cinsel istismarın önüne geçilmesi, önlenebilmesi için neler yapabilirizi sizlere aktarmaya çalışacağım.

    Evet herkesin de hissettiği ve bildiği gibi; kızınız ya da oğlunuzla cinsel istismar hakkında konuşmak kolay olmamakla birlikte onun olası bir durumdan korumak için gereklidir.

    Çocuğunuzla cinsel istismar ve riskli durumlar hakkında konuşmuş olmak onun gelecekte olası bir durum karşısında riskler hakkında bilgilendirilmiş olmasını sağlar ve bu durumun kurbanı olmasını engeller.

    Cinsel İstismarın Önlenmesi:

    Cinsel istismarı önlemek için, bu riski çocuğunuzla konuşmanız önemlidir.

    Onunla bir kez açık ve net bilgi verecek şekilde konuşun ve konuyu anlatın. Bu konuyu anlatıp bilgilendirdikten sonra, medyada çıkan haberleri ve görselleri gösterip, sürekli konuşmayı sürdürmeyin. Eğer bu konuyu gereğinden fazla dramatize ederseniz, çocuğunuzun rahatsız olmasına ve dünyanın çok tehlikeli bir yer olarak algılanmasına ve artık kimseye güvenmemesi gerektiği konusunda bir korku da geliştirmesine yol açabilirsiniz.

    Cinsel İstismarla ilgili bilinmesi gerekenler:

    Çoğu cinsel tacizin çocuklara tanıdığı insanlar tarafından yapıldığını unutmamak gerekir.

    Çocuğunuz bu durumun farkına varsa dahi, cinsel tacizi önleme sorumluluğu her şeyden önce ebeveyne aittir.

    Kendiniz de çocukken cinsel taciz kurbanı iseniz, çocuğunuzla cinsel istismar ve riskleri hakkında konuşmaktan rahatsızlık duyabilirsiniz veya çocuğunuzun başına da gelebilir diye korkabilirsiniz. Böyle bir durumda cinsel istismar konusunda uzman bir psikoloğa, psikiyatriste danışın.

    Çocuğunuzla cinsel istismar riskleri hakkında bir tartışma başlatmanıza yardımcı olacak bazı sorular:(Aşağıdaki soruları çocuğunuza yöneltin ve ne yapardın diye sorun)

    Ne yapardın………..?
    →Bizi kalabalığın içinde kaybettin..?
    →Komşu, X abi / amca seni okul çıkışı ya da parkta oynarken yanına geldi ve seni annen evde bekliyor dedi… ?
    →Seni tanıyan bakim veren/bir kişi/erkek ” Hadi uyumadan önce seni çıplak görmeme izin ver.” dedi… ?
    →Tanıdığımız X biri senin isteğin ya da iznin olmadan seni parka götürmeyi teklif etti ..?
    →Tanıdığınız X biri sevdiğimiz biri “hadi bu aramızda sır olsun, anneye sakin söyleme!”dedi?
    →Yüzme dersiniz sırasında sorumlu kişi, senin cinsel organınla ilgili bir davranışı ya da konuşması oldu ..?
    →Yolda iyi birine benzeyen bir yetişkin, sokakta kedisini kaybettiğini söyleyip , bulmama yardım eder misin dedi…?
    →Büyük abi/baba sana ve cinsel organına dokunmayı istedi …?
    →Yetişkin biri çıplak resimleri çekmek istedi…?
    →Yetişkin biri sana çıplak insanların resimlerini göstermek isterdi …?

    Tanıdığınız birinin çocuğunuza cinsel istismarda bulunduğundan endişeleniyorsanız:

    Çocuğunuza aile üyelerinden, komşu ve akrabalardan birinin cinsel istismarda bulunduğunu hissettiyseniz, o kişi kim olursa olsun, sezgilerinize güvenin ve size yanlış olduğunu düşündüğünüz durumdan kaçınmak yerine, gerçekte ne olduğunu öğrenmeye çalışın.

    Nasıl Davranmalıyım?

    Şüphelendiğiniz kişiden rahatsız olup olmadığını öğrenmek için çocuğunuzla konuşun.

    Bu konuşmayı yaparken, sakin bir ses tonuyla suçlamadan, tavsiye vermeden sadece bilgi almaya çalışın.
    Bu konuşmayı yapamıyorsanız, çocuğunuza hangi fiziksel temasların uygun olduğunu ve hangilerinin uygun olmadığını anlatın.

    Hiç kimsenin kendisini rahatsız edici veya korkutucu şekilde vücuduna dokunma hakkı olmadığını söyleyin, açıklayın.

    Uygunsuz, kendi isteği dışında fiziksel temas deneyimi yaşarsa size anlatması gerektiğini onu suçlamayacağınız ve ona kızmayacağınız konusunda size güvenmesini sağlayın.

    En önemli konunun da onun güvende ve iyi olması olduğunu hatırlatın.

    Ya çocuğunuz size tacize uğradığını itiraf ederse?

    Çocuklar, yaşadıkları istismar hakkında konuşmaktan genellikle korkarlar.

    Çocuğu istismar eden kişi bunu sır olarak saklaması gerektiğini söylemiş olabilir, çocuğu tehdit ediyor veya durumu çeşitli şekillerde manipüle ediyor olabilir.

    Ya da çocuk olanlardan utanıyor, suçlu hissediyor olabilir ya da sizin ona/olanlara inanamayacağınızdan korkabilir. (İstismarların %80 yakın akraba/baba/abi gibi tanıdık kişilerden olması nedeniyle)

    Çocuk istismar edildiğini paylaşıyorsa, onun sizin yanınızda güvende hissettiğini ve size güvendiğinin göstergesidir.

    Çocuk istismar hakkında konuşuyor ise, bu davranışın yanlış olduğunu bildiğini ve bunu durdurmak için yardım istediğini gösterir.

    Nasıl tepki vermeliyim?

    Onu dikkatle dinlediğinizi ve sözlerini ciddiye aldığınızı anlamasını sağlayın. “Anlat bana!”, “Saklama!” , “konuş! ” demek yerine sakin bir ses tonuyla “Emin misin?” deyin ve ona inanmadığınızı düşünmesin, korkmadan size anlatabilsin.

    Yaşananları çocuğun kendi kelime ve cümleleriyle anlatmasına izin verin, sorularınız ile çocuğun içine kapanmasını neden olmayın, önce dikkatlice dinleyin.

    Bu süreç boyunca ne olursa olsun, ona destek olacağınızı ve yanında olacağınızı söyleyin.

    Anlattıkları karsısında şok olsanız da dehşete düşerseniz de sakinliğinizi koruyun.

    Kızgınlığınızı, üzgün ve öfkeli olduğunuzu belli etmeyin, çocuk sizi rahatsız ettiği ve bunu taşımadığınızı düşünerek suçluluk duyabilir.

    Ona kendi hatası olmadığını anlatın ve rahatlatın. Asla şunu unutmayın: Çocuklar savunmasızdır ve kendilerini korumaları beklenemez!

    Çocuk sizden sessiz kalmanızı isterse, ona korktuğunu anladığınızı fakat ona yardım etmek için yanında olduğunuzu söyleyin. Onun anlattıklarının çok önemli olduğunu, yetkili ve ilgili kişilere konuyu anlatmamanız durumunda istismar eden kişinin eylemlerine devam edebileceğini anlatın.

    En yakın Polis Çocuk Şube birimine giderek konuyu kimliği/niz gizli kalacak şekilde bildirin.

    Ne zaman endişelenmeliyim?

    Aşağıdakiler küçük bir çocukta çok sik görülmeyen davranışlardır ve karşılaşıldığında da dikkatli olmak gerekir. Bazıları cinsel taciz işaretidir.

    Çocuğunuz özel bölgesine o kadar sık ​​dokunuyor ki diğer hiçbir etkinliği önemsemiyor ise..

    Defalarca uyarmış olmanıza rağmen, diğer insanların yanında özel bölgesine dokunmaya devam ediyor ise…

    Çocuğa küfürlü, toplum içinde kullanılması ayıp sayılan kelimelerin açıklamış ve öğretmiş olmanıza rağmen defalarca onu uyarmış olmanıza rağmen, ayıp ve söylememesi gereken kelimeleri (ya da cinsel çağrışımlı kelimeleri) söylemeye devam ediyor ise konuyu dikkate almanız gereklidir.

    Konuyla ilgili çocuğunuza yardımcı olabilmek adına aşağıda isimleri yer alan kitapları resimlerine bakarak, çocuğun yaşına uygun hikayeler anlatarak surecin anlatılması ve anlaşılması için mutlaka edinin.

    1. Bedenim Bana Ait

    2. Ben Herkesle Gitmem Ki

    3. Sır Versem Saklar mısın?

  • Cinsel Kimlik Gelişiminde Ödipal Dönem

    Cinsel Kimlik Gelişiminde Ödipal Dönem

    Cinsellik, Dünya Cinsel Sağlık Birliği’nin Cinsel Haklar Bildirgesi’ne göre; tüm bireylerin kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cinsellik gelişimi aşk, şefkat, zevk, duygusal ifade, mahremiyet, temas gibi temel insan ihtiyaçlarının doyurulmasına bağlıdır. Kişiliğin ayrılmaz bir parçası olan cinsellik insanın doğumundan itibaren başlayan bir gelişim serüveni içerisindedir.

    Kimlik dediğimizde bir insanın kim olduğu ve onun kişiliğine ilişkin özellikler olarak tanımlayabiliriz. Cinsel kimlik ise, bir kişinin kendini erkeklik veya dişilikle özdeşleştirmesidir. Kişinin bedenini, düşünce ve davranışlarını hangi cinsiyet ile algıladığı kendini psikolojik olarak ne kadar erkeksi veya kadınsı gördüğü ile değerlendirilir. Cinsel kimlik duygusu, cinsel organların keşfi ile başlar bireyin kendini tanımaya, kendisiyle ilgili algısının oluşmaya başladığı ilk evredir. Cinsel gelişime ışık tutan bilim adamlarından Freud’a göre bu alanda 0-6 yaş dönemi önemlidir. Psikoseksüel gelişim süreci olarak bilinen bu dönem kısaca Oral, anal ve fallik dönemdir. Cinsel kimliğin ve ayrıca kişiliğin gelişiminde kritik bir dönemdir.

    Cinsel gelişim açısından 0-3 yaş dönemi;

    Oral dönem, doğumdan 1,5 yaşına kadar olan süreci kapsamaktadır. Bu dönemde ağız haz bölgesi, emme, ısırma ve çiğneme gibi davranışlar haz oluşturan davranışlardır. Ağız haz bölgesi olduğu için bebek bu dönemde eline aldığı her şeyi ağzına götürmektedir. Bir bebeğin emme yolu ile sağladığı haz bir yetişkinin cinsel doygunluk sonucu duyduğu rahatlamaya benzerdir. Buna benzer bir cinsel uyarı sadece fizyolojik bir tepkidir ve aynı zamanda cinsel düşünceden tamamen arınmıştır.

    1,5 yaşından 3 yaşına kadar olan süreç anal dönemdir. Haz bölgesi bu dönemde anüs kaslarıdır. Haz oluşturan davranışlar anüsle ilgili davranışlardır. Çocuk dışkısını tutmaktan ve bırakmaktan zevk alır. Hem kendi bedenini hem çevresini kontrol etmeye başlamıştır. Bu dönemde verilen tuvalet eğitimi cezalandırıcı ve baskıcı olursa çocuğun gelişimi açısından sağlıklı olmayacaktır.

    Cinsel gelişim açısından 3-6 yaş dönemi;

    3-6 yaş dönemi ise fallik dönem olarak adlandırılır. Bu dönemde çocuk cinsel organların haz bölgesi olduğunu fark eder. Cinsel organlarıyla oynamaktan zevk alır ve keşfeder. Bu süreçte kız çocuklar babaya karşı yakınlık duyarak, babayı anne ile paylaşmak istemez. Kız çocuk annesi ile özdeşim kurarak kendi cinsiyeti ile ilgili davranışları model alır. Bu duruma kızlarda elektra karmaşası adı verilir. Cinsel kimlik gelişiminin olağan bir sürecidir. Erkek çocukta anneye yakınlık duyar ve baba ile anneyi paylaşmak istemez. Bu duruma ödipus karmaşası adı verilir. Çocuk babasıyla özdeşim kurar erkek cinsine ilişkin davranışları model alır ve babanın yerine geçmeye çalışır.

    Kız ve erkek çocuklar aynı cinsten ebeveyne karşı düşmanca duygular besleyebilir. Karşı cinsten olan ebeveyne karşı daha fazla yakınlık duymaya başlarlar, sosyal rol gereği kendilerine bir partner edinme ihtiyacı vardır. Çocuğun bu girişimlerinin sadece çocukça olduğu unutulmamalıdır. Anne baba veya onun yerine geçen yetişkinleri model alarak cinsiyeti ile ilgili rolleri öğrenmeye başlar. Kız çocuk babaya sevgi gösterisinde bulunmak, ona yakınlaşmak isteyebilir. Babayı anneden kıskanarak onun yerine geçmek isteyebilir, annenin yerine geçerek cinsiyeti ile ilgili roller kazanmaya başlar. Erkek çocuk, anneye sevgi gösterisinde bulunmak ona sahip olmak ister. Hem anneyi babadan kıskanır, babanın yerine geçmeye çalışarak cinsiyeti ile ilgili roller kazanmaya başlar. Bu dönemde bir rekabet halindedirler. Bir ötekinin arzusuna duyulan ihtiyaç söz konusudur. İlgiyi ve sevgiyi kazanmak için kendi özdeşim kurdukları rollere benzeme ve öğrenme çabasıdır. Uygun özdeşim örneklerinin bulunuşu cinsel kimliğin gelişmesinde önemli bir etkendir.

    Bu süreçte çocuğa karşı olumlu tutumlar ve davranışlar sergilenmeli, sevgi ve yakınlık gösterilmeli ve ihtiyaçları giderilmelidir. Yakınlık kurma, bütünleşme ve aidiyet gibi temel insani ihtiyaçların ilk temeli bu evrede atılmaktadır. Yetişkinlik döneminde sevgi ve yakınlık kurma, bağlanma gibi psikolojik dinamiklerin kökeni bu noktadır. Aynı şekilde çocukların yetişkinlik dönemine geldiklerinde sevebilmeleri için bu dönemde sevilmiş olmaları gereklidir. Çocuğun kendi cinselliğini keşfettiği ilk nokta, ilişki kurma biçimlerini öğrendiği ilk andır. Çocuğun genital organlara ve cinselliğe olan ilgisi artmıştır. Kadın ve erkekteki anatomik farklılıklar ve cinsellikle ilgili sorular sorar. Cinsel organların diğer organlar gibi vücudumuzun bir parçası olduğu anlatılmalıdır.

    Bu dönemdeki merak duygusu, cinsel gelişim evrelerinin arasında bir geçiş niteliği taşımaktadır. Anlamak keşfetmek ve zihnindeki belirsizliği gidermek adına çocuklar cinselliğe yönelik soru sorma ihtiyacı hisseder. Merak duygusunun doğru bilgilerle beslenmesi gerekli ve yasaklayıcı, suçlayıcı tavırlar ve tutarsız cevaplardan kaçınılmalıdır. Çocuğun yaşadığı çatışmaları çözmesi adına merak duygusunun doğru yönlendirilmesi keşfetme arzusunun ketlenmemesi gereklidir. Yine bu süreçte çocuklar evcilik, doktorculuk gibi cinsel oyunlarla cinsel meraklarını giderebilirler. Doktorculuk oynamak karşı cinsle ilişki kurmanın başlangıcı olarak kabul edilebilir. Çocukta görülen bu oyun tarzı davranışlar aileleri korkutabilir ancak anormal bir durum değildir. Çocuğun bu konulara merakının olduğu anlamına gelir. Cinsiyeti ile ilgili olumlu bir kimlik kazanmada, çocuğun sağlıklı modelleri görmesi ve yaşadığı çatışmaları çözmesi önemli bir rol oynar.

  • Neden Cinsel Terapi?

    Neden Cinsel Terapi?

    Cinsel terapi, cinsel sorun yaşayan bireyin veya çiftin problemine yönelik bilimsel bir yaklaşıma dayanarak çözüm sunar ve bir psikoterapi türüdür. Cinsel terapistler, genellikle psikoloji alanında eğitim almış ve üzerine cinsel terapi eğitimi almış ruh sağlığı profesyonelleridir. Sizi mevcut problemin tespiti için öncelikle, detaylı bir değerlendirmeye alır ve sonrasında bir tedavi algoritması oluşturur. Bu ilk aşama, başvurduğunuz problemin nedeninin araştırıldığı öykülerinizin alındığı bir evredir. Aynı zamanda organik veya psikolojik kökenli bir problem mi yaşıyorsunuz ayırt edilir. Başvuru sebebine göre, bireysel veya çift olarak gittiğinizde değerlendirme seansları süreci ortalama 1-4 arası sürebilir.

    Daha sonra size çözüm için gerekli aşamayı planlar ve sunar veya yönlendirme yapar. Cinsel terapide uygulanan yöntem ve teknikler daha öncesinde pek çok kişinin fayda gördüğü bilimsel referansı olan kanıta dayalı uygulamalardır. Aynı zamanda sistemlidir. Başarı oranı oldukça yüksek olan cinsel terapi bir süreçtir ve danışanların verilen egzersizleri yapması alacakları sonucu doğrudan etkiler. Terapi sürecini ise sadece egzersizler oluşturmaz, düşünce, duygu, davranış sistemli bir şekilde ele alınır. Terapistiniz gerektiğinde duygusal noktalara yönelik müdahaleler seçecektir. Aynı zamanda doğru cinsel bilgilerin alındığı bir psikolojik cinsel eğitim sürecine dahilsinizdir.

    Cinsel terapilerde, genellikle herhangi bir ilaç kullanımına gerek kalmadan, verilen egzersizlerle birlikte yaşadığınızdan sorunu kolaylıkla çözebilirsiniz. Yaşadığınız cinsel sorunlar genellikle psikolojik kökenli olabilir ve cinsel terapi bir psikoterapi modelidir. Bu sebeple yaşadığınız cinsel problem, kader değildir, iyileşebilir. Ortalama 10-12 seanslık yapılandırılmış terapi çeşitleri vardır, bazı durumlarda daha kısa sürede terapi sonlanır.

    Cinsel terapiye yanıt veren cinsel işlev bozuklukları başlıca şunlardır;

    Vajinismus, Disparoni(kadında ağrılı cinsel ilişki), Cinsel isteksizlik, Anorgazmi(orgazm olamama), Erken boşalma, Geç boşalma, Erektil disfonksiyon(Sertleşme bozukluğu), Hiperseksüalite, Nemfomani.

    Cinsel terapistler aynı zamanda cinsel sağlık konusunda tavsiye alabileceğiniz ve danışabileceğiniz eğitimli profesyonellerdir.

  • Kaygının 50 Tonu

    Kaygının 50 Tonu

    Cinsel sorunların oluşmasında büyük bir rol oynayan faktör performans kaygısıdır. Kaygıyı daha çok belirsizliğe karşı tolerans gösterememe durumu ve çeşitli alanlara karşı ortaya çıkan ısrarcı gerginlik belirtileri olarak tanımlayabiliriz. Bu karakteristik özelliklerinin yanı sıra bir tür güvence arayışı ile devam eden ve düşünüş biçimi olarak olumsuz sonuçların olasılıklarına odaklanan bir yapıdadır. Cinsel özgüveni olmayan bireyler performansları hakkında kaygılı olma eğilimindedir. Bu eğilim kendini tekrar eden bir döngüye ateşleyici olmakta, performansa yönelik olumsuz beklentiler olumsuz sonuçları doğurmaktadır. Çünkü performans kaygısı cinsel fonksiyonlara çok fazla zarar verir.

    Kontrol edilemez bir şekilde yaşanan endişe, öz yeterlilik duygularına bir tehdittir. Erken boşalma, sertleşme problemi yaşayan bireyler bu durumlarla karşılaştıklarında kendilerini suçlu hissederler. Her olumsuz deneyimde, onları bir sonrakinde başarısız olacağına daha fazla inandırır. Cinsel ilişkiye girecekleri bir sonraki sefer, tekrar başarısız olacakları düşüncesi ile daha fazla endişelenirler. Eğer bir erkek kaygılı olduğu sırada cinsel ilişkiye girmeye çalışıyorsa, sertleşme problemi geliştirebilir çünkü endişe fiziksel olarak gerginliği dolayısı ile ereksiyon halini sürdürmeyi zorlaştırır. Cinselliği yaşamak için, gevşemiş bir beden gevşemiş bir zihin gerekli.

    Ereksiyon, penis içerisinde yüksek kan basıncı oluşturur. Bir erkek cinsel olarak uyarıldığında, penise ait atardamarlar genişler ve penis içerisinde kan akışı artar. Yeterli basınç oluştuğunda penis içerisindeki kan penisi genişlemesi için sıkıştırır ve penisi sert/erekte yapar. Ancak ilişki esnasındaki ortaya çıkan performans kaygısı, endişeyi ve gerginliği tetikler bu yüzden vücudun acil durum hormonları olan adrenalin ve noradrenalin salgılanır. Bu hormonlar bir saniye içerisinde penil kan sirkülasyonuna ulaşır ve ereksiyon sürecini tersine çevirir. Penise ait kan damarları daralır böylece içinden az kan geçer ve fazla kanın hızlıca boşaltılmasını sağlayan kirli kan boşaltma kanalları aniden açılır, kan çekilir penis yumuşar. Farklı bir noktada, boşalma kontrolü zayıf olan performans odaklı erkekler kendilerini yine bir kısır döngünün içinde bulur. Erken boşalmamak için sarf ettikleri çabayı bırakıp hızlıca boşalmayı tercih edebilir ve ardından kendilerini kötü hisseder veya partnerleri orgazm olana dek olağanüstü bir çaba gösterip boşalmalarını erteleyebilir ve gerginleşirler, dolayısıyla kendilerini adrenaline maruz bırakır ereksiyon halini kaybederler. Performans kaygısı, başarısızlık korkusu ile beslenir. Başarısızlık korkusu daha yoğun performans kaygısını ve sonrasında kalıcı ereksiyon problemi gibi durumlara neden olur. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında ve ilişki kısa sürdüğünde kadınlar hayal kırıklığına uğrar. Performans kaygısının eşlik ettiği kronikleşmiş tip problemlerde erkek bir süre sonra ön sevişmeye yeterince zaman ayırmaz sadece penisin sertleşmesine odaklanır. Penisi sertleştiğinde ise hemen ilişkiye girme isteği ile devam eder. Bu durum kadın için yeterli derece cinsel olarak uyarılmamasına neden olur. Daha da ileri gidecek olursak cinsel problemin oluşmasında, kadına bağlı ve erkeğe bağlı nedenlerden birbirini besleyen bir zincir oluşturduğunu düşünebiliriz. Kadınında bu durumun devam etmesi sonucunda farklı cinsel işlev bozukluğu yaşaması olasılığı vardır.

    Cinsel sorunlar bireyin değil, çiftin problemidir. Bilinçdışı olarak kadınlar kendilerini incinmiş hissedebilir, partnerin sertliğini kaybetmesinin kendilerini yeterince çekici bulmadığını düşünmelerine sebep olabilir. Ancak bu doğru bilinen bir yanlıştır. Duygusal olarak hassas bazı kadınlar eşlerinin kontrolsüzlüğünden dolayı yaralanmış, reddedilmiş ve depresif hissedebilir. Bir çiftin ilişkisinde daha kötü şeyler olabilir. Eğer erkek, erken boşalma ve sertleşme sorunu hakkında çok fazla korumacı ve suçlu hissetmeye başlarsa, cinselliği yaşamaktan tamamen kaçınabilir. Çünkü yerleşmiş bir problemde, haz almak için yapılan eylem artık elem veren bir probleme dönüşmüştür. Eğer partneriniz ilişki öncesinde, artık her denediğinde sizin öfkeli bir şekilde tepki vereceğinizi biliyorsa, sizinle sevişmekten nasıl zevk alabilir? Bu yüzden, sorununuz hakkında bir şeyler yapmadan çok fazla beklemeyin.

    Psikolojik zarar veren kontrol eksikliği; özsaygınızın, özgüveninizin, cinselliğinizin ve ilişkilerinizin daha da kötüye gitmesine neden oluyor.

  • Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsel terapiler, bireyin veya çiftin cinsel problemlerini nedensellik ilişkisi içerisinde inceleyerek mevcut duruma bir çözüm sunar. Zengin bir cinsel yaşamın ilk adımı doğru cinselliğin prensiplerini anlamakla başlar. Cinsellik sandığımız kadar basit olmayan, komplike ve birçok faktörden etkilenen karmaşık bir yapıya sahiptir. Çiftlerin cinsel yaşamını etkileyen en önemli unsurlardan biri ilişkinin kalitesi ve niteliğidir. Bu yüzden terapiye başladığınızda bireysel öykülerinizin dışında özellikle ilişkinizin öyküsü ayrıca alınır. İlişkide ihmal edilen kavramlar, cinsel sorunlara davetiye çıkarmakta.

    İnsanın yakınlaşma, bir olma ve bütünleşme gibi ihtiyaçlarını da cinselliğin tamamladığını söyleyebiliriz. Çiftin yakınlığı birbirine karşı duygu ve düşünceleri, cinsel anlamdaki paylaşımlarını doğrudan etkilemekte. Dokunma, iletişim kurabilme becerisi, sevgi paylaşımı, birbirlerine karşı gösterdikleri saygı bir ilişkinin temel unsurlarının başında gelir.

    Ne yazık ki cinselliği sadece penis ve vajina birlikteliği olarak düşünen insan sayısı az değildir.

    Aynı zamanda cinsel birleşmeyi performans odaklı yaşamak, daha çok mekanik bir düzeyde algılamak ilişkinin kalitesini bozabilir. Doğru cinselliğin temel unsurlarından biri, dokunmak ve dokunmanın hazzını algılamak ile alakalıdır. Cinselliğin yüzde doksanı dokunmaktır. Cinsel terapilerde, birçok cinsel işlev bozukluğunda tedavi sürecine geçildiğinde çiftlere uygulamasını önerdiğimiz bir egzersiz, duyusal odaklanmadır. Uygun bir ortam yarattıktan sonra, duyumlara odaklanarak rahatlamış bir şekilde partnerin diğer partnere masaj yapması ve dokunmanın hazzına ulaşması. Bu egzersiz çiftleri penis vajina birlikteliğinin ağırlığından kurtarır. Düşündüğünüzde ideal bir cinsel yaşantı için teknik ve performans ilk aklınıza gelen şeyler olabilir ancak çiftlerin odak noktası burası olunca problemlerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Fiziksel bir birliktelikten öte anlam taşıyan cinsellik, bir ötekine ruhsal ve duygusal anlamda kendini açmaktır. Farklı bir bağlamda üremenin yanı sıra haz almanın bir yoludur. Şehvetin ve şefkatin iki ucunda gidip gelen aynı zamanda dengede durması gereken, ilişki ve ilişkiler bütününden etkilenen bir sarkaç gibidir cinsellik. Bu yüzden teknik ve performansın önemi kadar, duygusal bütünlük zengin cinselliğin bir parçasıdır.

    Cinsellikte doyumun boyutları artırmak, yeni şeyler öğrenmek her zaman mümkün. Abartılı ve gerçekdışı beklentilerden sıyrılmak bunun ilk adımı olabilir ve zengin bir cinsel yaşam, cinsel bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu yüzden sadece teknik ve performansa takılı kalmak, ancak fiziksel bir düzeyde cinselliği size sunar. Bir cinsel birleşmenin aşaması olan orgazm kavramı, cinsel gerilimi boşalmaktan öte ruhsal ve bedensel anlamda rahatlamaktır. Bu yüzden duyumlara odaklanmak, sizi zenginleştirir. Performans vurgusunun üst düzeyde olduğu ancak duyguların ihmal edildiği birleşme sonrasında tatminsiz ve doyumsuz bir kapıya açılabilir.

    Cinsel yaşamın zenginleşmesini engelleyen farklı birçok faktör var. Cinselliğe dair doğru bilinen yanlışlar, efsaneler doğrudan bir engel niteliği taşımakta. Zengin bir cinsel yaşantı çok çeşitli davranış repertuarından beslenir. Cinsel yakınlığın gerçekten artırılması bunun ilk aşamalarından biri. Eğer partnerinizle kronikleşmiş bir sorun yaşıyorsanız, cinsel paylaşıma yaklaşırken korku duymak ve direnç göstermeniz olasıdır ve zamanla bilinçdışı süreçlerinde etkisiyle cinsel yakınlık azalacaktır. Bu yüzden cinsel sorunların ilişkinin kalitesini ve niteliğini, ilişkisel sorunlarında doğrudan cinselliği etkileyebileceğini hatırlatmakta fayda var. Cinsel sorunlara zemin hazırlayan ilişkisel faktörlerden bazıları; güven, aidiyet, değer görme, bağlılık, sevgi, şefkat, mahremiyet gibi ilişkinin genel dengesini etkileyen temel unsurlardır. Zengin bir cinsel yaşam, bütünleşmiş bir ilişki biçimiyle mümkün.

  • Alerjik astım ve cinsel yaşam

    Alerjik astım ve cinsel yaşam

    Cinsellik yaşamın doğal bir parçasıdır. Cinsel sağlık ve davranışı; aile, arkadaşlar, eğitim, kültür ve çevre gibi birçok etken belirler. Fakat, bazı hastalıklar cinsel sağlığı ve ilişki sırasında gösterilen eforu etkileyebilir hatta bozabilir. Astım, cinsel yaşam açısından, hastaların yaşam kalitesi algılamalarını önemsenmeye başlandığından bu yana üzerinde durulan bir konudur. Temel bilgi olarak astım toplumun %5’ini etkileyen, trakeo-bronşial ağacın terminal dallarının yaygın daralması ve obstrüksiyonu ile karakterize, bronkokonstrüksiyon ve mukus üretiminin aracılık ettiği kronik inflamatuvar, dönemsel, yaygın bir hastalıktır.

    Hastalık ataklar şeklinde gelişir ve bu atakları enfeksiyonlar, alerjenler, çeşitli egzersizler ve duygusal stres tetikleyebilir. Sonuç olarak kişilerin fiziksel aktiviteleri kısıtlanır, çalışma performansları düşer, gece uykuları bölünür, sıklıkla medikal tedavi almaları ve bazen de hastanede yatmaları gerekir. Yaşam kalitesi, genel olarak kişinin hastalığı ile ilgili olarak fiziksel, psikolojik ve sosyal fonksiyonlarına olan etkisini tanımlayan bir terimdir. Astımın yaşam kalitesi parametelerini etkilediğine dair hem jenerik hem de hastalık özgül anket formlarının kullanılarak elde edilen bir çok veri vardır (1,2).

    Hastalığın yaşam kalitesi parametrelerini ne denli etkilediğini inceleyen hem jenerik hem de hastalığa özgül anketler vardır (1,3,4). Astım, hastaların hayatını fiziksel, emosyonel ve sosyal açılardan etkileyen kronik bir hastalık olup son yıllarda hastalığın bu yönüyle de değerlendirilmesi oldukça ilgi çekici bir alan yaratmıştır. Seksüel yaşam da kişilerin normal hayatının doğal ve önemli bir parçası olup, birçok hastalıktan etkilenmektedir. Seksüel yaşama ait veriler yaşam kalitesi verilerinin önemli parçalarını oluşturmaktadır. Birçok hastalığın yaşam kalitesi parametreleri dışında kişilerin seksüel kalitelerini de etkilediğine dair çalışmalar mevcuttur (5,6). Son yılların ilgi çeken alanlarından olan yaşam kalitesi, seksüel yaşam kalitesi ve bunların hastalıklarla ilgisini değerlendiren çalışmalar giderek artmaktadır. Seksüel aktivite (koitus) astımı değişik yollarla tetikleyebilir.

    Kimi hastalarda seksüel heyecan ile birlikte anksiyetenin eşlik ettiği astım ve rinit atakları gelişir, nadiren de bazı hastalarda tek başına insan seminal sıvı alerjisine bağlı (HSPA=Human Seminal Plasma Allergy) (7,8) ya da kondom kullanımı sırasında görülen lateks alerjisi (7.9,10) kaynaklı aşırı duyarlılık reaksiyonları görülebilir. Postkoital astım “sexercise induced asthma (SIA)” ise seksüel heyecan dışında herhangi bir sebepten kaynaklanan astım atağıdır (11). Hasta ve partnerlerinin baskın özelliği anksiyete ve endişedir. Koital astımın aksine akut ataklar yerine koitus sonrası 4-6 saat sonra görülen geç astım yanıtlarıyla karakterizedir (11). SIA, egzersizin indüklediği bir astım şekli değildir. Seksüel aktivitenin ilk dakikalarından itibaren hastaların PEFR (peak expiratory flow rates) değerleri bariz bir şekilde düşerken merdiven çıkma egzersizindeki (ki bu egzersiz seks sırasında harcanan enerjiye denk olan bir egzersizdir) PERF değerlerinde bir düşüş görülmemektedir (12). Seksüel aktivite sırasında oluşan yoğun duygusal uyaranlar otonom sinir sitemi üzerinde parasempatik yönde bir dengesizliğe yol açarak mast hücrelerinden medyatörlerin salınmasına sonuç olarak hastada postkoital astım ya da rinit gelişmesine neden olur (11). Koitus ile ilişkili astım durumları iyi tanımlanmalı ve ayrılmalıdır.

    HSPA, kondom kullanımı ve SIA; koitus ile ilişkili olan ancak her biri farklı tedavi yaklaşımları gereken durumlardır. HSPA, vulvovajinit ile kolayca karıştırılabilirken, kondomun yol açtığı lokal belirtiler ve astım durumu, spesifik olmayan postkoital semptomlarla karışabilir. Kolayca tanı konulabilecek çoğu vaka hastaların utangaçlığı, çekinmeleri ya da klinisyenlerin yoğun poliklinik tempoları sırasında dikkatsizlikleri nedeniyle gözden kaçmaktadır.

    Ancak; tüm bunlarda en önemli çözümün, hasta değerlendirme esnasında son derece derin ve ayrıntılı bir anamnez almak olduğu aşikardır. Astımda cinsel hayatı etkileyebilen bir diğer neden de depresyondur. Hipoksi, sınırlı akciğer fonksiyonu gibi organik değişiklikler hastalığın ileri aşamalarında belirgin hale gelirken, depresif ruh hali ve sosyal faaliyetlerde kısıtlanma erken fazda görülür. Depresyon astımlı hastalarda semptomları ağırlaştırır, düşük libido, erektil disfonksiyon gibi cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açar (13-16). Nefes darlığı ve boğulma hissi korkusu yaşayan hastalar cinsel temastan kaçınabilir ve sonuç olarak eşler arasında uyum sorunları oluşabilir (16,17). Fizyolojik olarak astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile benzer şekilde gonadal steroidleri etkileyebilir. Hipoksi, libido ile ilişkili temel hormon olan testesteron düzeylerinde düşüklüğe neden olur.

    Hipoksinin diğer bir etkisi, Nitrik oksit (NO) sentezi ve kavernöz dokuda cGMP aktivitesi için gerekli olan moleküler oksijen düzeylerini etkilemesidir ki bu yolla erektil disfonksiyona neden olabilir (18). Etkilenen sistem bakımından yakınlık gösteren KOAH gibi hastalıkların cinsel yaşam üzerine etkileri belgelenmiş olmasına rağmen astım için yeterince çalışma yapılmamıştır (19). Oysa ki cinsel efor düşünüldüğünde bu tür durumların astımlı bir hastanın cinsel yaşamını olumsuz yönde etkileyeceği aşikardır. Kaba bir yaklaşımla astımdan primer olarak etkilenen popülasyon %5 iken sekonder olarak etkilenen eş, ebeveyn ve çocuk popülasyonu hesaba katılacak olursa bu oran %10 ila 25 arasında dramatik bir değişim gösterebilir. Etkilenecek kişilerin muazzamlığı dikkate alınırsa konuya ciddi bir yaklaşım gerekmektedir. Gerek kapalı gerekse modern toplumlarda, hasta ve hekimler cinsel yaşam hakkında konuşmayı rahatsız edici bir konu olarak bulmaktadır (20). Kronik hastalığı olan kişiler sadece hastalıkları ile ilgili değil ayrıca cinsel yaşamları hakkında konuşmaya da teşvik edilmeli, tıp eğitimi içine hastalara cinsel konularda nasıl yaklaşılacağı konusunda pratik uygulamalar eklenmelidir (21,22). Astım tedavisinin uygun yönetimi için yaşam kalitesi ve dolayısıyla cinsel fonksiyonlar da önemlidir ve cinsel hayatlarında sınırlamaları olan hastaların astım kontrolünün iyi olduğunu söyleyemeyiz. Tüm bu veriler ele alındığında astımlı bir hastayı değerlendirirken son derece derin ve ayrıntılı bir anamnez almanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Hekimlerin bu görüşme esnasında hastasının özellikle cinsel yaşamla ilgili kısıtlanmaları ve diğer yaşam kalitesi parametrelerini mutlaka değerlendirmeye alması, yapacağı tedaviye buna göre değerlendirmesi gerekmektedir. Bunun dışında astım için uygulanan tedavilerin hastanın cinsel yaşam kalitesi üzerine olumlu veya olumsuz etkileri her vizite mutlaka değerlendirilmelidir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi astımlı hastalar da bir bütün olarak ele alınmalıdırlar.  

    Kaynaklar: 1- Wilson SR, Rand CS, Cabana MD, Foggs MB, Halterman JS, Olson L, Vollmer WM, Wright RJ, Taggart V. Asthma outcomes: Quality of life. J Allergy Clin Immunol. 2012;129(3 Suppl):88-123. 2- Braido F, Baiardini I, Balestracci S, Fassio O, Ravera S, Bellotti M, Canonica GW. The relationship between asthma control and quality-of-life impairment due to chronic cough: a real-life study. Ann Allergy Asthma Immunol. 2008;101:370-4. 3- Ware JE, Sherbourne CD, Davies AR, et al. A short-Form Health Survey (SF-36) I. conceptual framework and item selection. Med Care. 1992;30:473-83. 4- Juniper EF, Guyatt GH, Ferrie PJ, Griffith LE. Measuring quality of life in asthma. Am Rev Respir Dis. 1993;147: 832-8. 5- Kirmaz C, Aydemir O, Bayrak P, Yuksel H, Ozenturk O, Degirmenci S. Sexual dysfunction in patients with allergic rhinoconjunctivitis. Ann Allergy Asthma Immunol. 2005;95:525-9. 6- Tristano AG. The impact of rheumatic diseases on sexual function. Rheumatol Int. 2009;29:853-60. 7- Kuna P, Kupczyk M, Bochenska-Marciniak M. Severe asthma attacks after sexual intercourse. Am J Respir Crit Care Med. 2004;170:344-5. 8- Shah A, Panjabi C. Human seminal plasma allergy: a review of a rare phenomenon. Clin Exp Allergy. 2004;34:827-38. 9- Turjanmaa K, Reunala T. Condoms as a source of latex allergen and cause of contact urticaria. Contact Dermatitis. 1989;20:360-64. 10- Kawane H. Coitus-induced asthma or condom-induced asthma? Chest. 1992;102:327-28. 11- Shah A, Sircar M. Postcoital asthma and rhitinis. Chest. 1991;100:1039-41. 12- Andrews JL (Jr). Sex and asthma. In : Weiss EB, Segal MS, Stein MS, ed Bronchial Asthma; 2nd edn. Boston : Little Brown & Co. 1985;932-33. 13- Kullowatz A, Kanniess F, Dahme B, Magnussen H, Ritz T. Association of depression and anxiety with health care use and quality of life in asthma patients. Respir Med. 2007; 101:638-44. 14- Casper RC, Redmond DE Jr, Katz MM, Schaffer CB, Davis JM, Koslow SH. Somatic symptoms in primary affective disorder: Presence and relationship to the classification of depression. Arch Gen Psychiatry. 1985;42:1098–110. 15- Nicolosi A, Moreira ED Jr, Villa M, Glasser DB. A population study of the association between sexual function, sexual satisfaction and depressive symptoms in men. J Affect Disord. 2004;82:235–43. 16- Başar MM, Ekici A, Bulcun E, Tuğlu D, Ekici MS, Batislam E. Female Sexual and Hormonal Status in Patients with Bronchial Asthma:Relationship with Respiratory Function Tests and Psychologial and Somatic Status.Urology. 2007;69:421-5. 17- Brown ES, Khan DA, Mahadi S. Psychiatric diagnoses in iner city outpatients with moderate to severe asthma. Int J Psychiatry Med. 2001;30:319–27. 18- Cellek S, and Moncada S: Nitrergic neurotransmission mediates the non-adrenergic non-cholinergic responses in the clitoral corpus cavernosum of the rabbit. Br J Pharmacol. 1998;125: 1627–9. 19- Fletcher EC, Martin RJ. Sexual dysfunction and erectile impotence in chronic obstructive pulmonary disease. Chest. 1982;81:413-21. 20- Basson R, Weijmar Schultz W. Sexual sequelae of general medical disorders. Lancet. 2007;369:409–24. 21- Svartberg J, Aasebø U, Hjalmarsen A, Sundsfjord J, Jorde R. Testosterone treatment improves body composition and sexual function in men with COPD, in a 6-month randomized controlled trial. Respir Med. 2004;98:906–13. 22- Blackstock F, Webster KE. Disease-specific health education forCOPD: a systematic review of changes in health outcomes.Health Educ Res. 2007;22:703–17. Sağlıklı günler dileğiyle… Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Cinsel Sorun: Erken Boşalma

    Cinsel Sorun: Erken Boşalma

    Zevkle ile başlayan bir ilişkinin devamında sonucunda hüsranla sonuçlanması bizde olumsuz izler bırakabilir. Erken boşalma terimi vajene girmeden ya da girdikten kısa bir süre sonra boşalım yaşanması olarak tanımlanmaktadır. Benzetmek gerekirse evde yemek bekliyorsunuz ve iştahla yemeğin gelmesini ve nasıl yiyeceğinizi hayal ediyorsunuz. Yemek geldikten sonra iştahınızı kaçıran bir olay oluyor ve yiyemiyorsunuz ve isteksiz gözlerle baka kalıyorsunuz. Tam olarak bu örnek erken boşalmayı anlatamasa da tadımız kaçtığı gerçeğinin izahatı olabilir.

    Erken boşalmaya sebep olan cinselliğe ait şemalar, olumsuz düşünceler, geçmişteki olumsuz tecrübeler bizim hayal kırıklığına uğramamıza sebebiyet vermektedir. Eşler arası sağlıklı bir cinselliğin olması ancak uyum ile olmaktadır. Çiftler birbirlerini tanıyarak cinsel hayatlarını idame ettirmesi farklı ruhsal hastalığa yakalanmasını önleyecektir. Sadece erkek için değil kadınlar içinde erken orgazm olması birbirleri açısından olumluya işaret teşkil edebilir. Burada önemli olan çiftlerin orgazm ve erken boşalıp boşalamadığı.

    Bu cinsel sorunlar bireylerin zihinlerinde yetersizlik, başaramama gibi olumsuz düşüncelere sebebiyet vermektedir ki bu sorunu dile getirmedeki çekinceleri ve terapiste, hekime gitmemeye kadar götürerek ilişkiyi çıkmazlara sokabilir. Erken boşalmanın sebeplerinden devam edecek olursak eğer, seyrek cinsel ilişkide bulunmak ya da uzun süre ara vermek, stres faktörlerinin yoğunluğu, erken ergenlik dönemindeki sık yapılan mastürbasyon, erken yaşlarda ve uygun olmayan şartlarda cinsel deneyim yaşamış olmak, kadının isteksizliği ve erkeğin psikolojik yapısını bozarak erken boşalmaya sebebiyet verebilir.

    Yukarıda tanım ve sebeplerinden bahsederek erken boşalmanın çözülmesinin mümkün olmadığı görüşünün aksine tedavisi olan cinsel sorun olarak bahsetmemizde yarar vardır. O zaman tedavisini paylaşacak olursa eğer;

    1. ERKEĞİN KENDİNİ KONTROL ETMESİ: Burada iki yaklaşım önemlidir. Öncelikle pozisyon. Erkeğin altta olduğu ve hareket etmediği pozisyon boşalmayı en çok geciktiren biçimdir. Bu pozisyonda erkek sırtüstü yatar, kaslarını tamamen gevşetir, sıkmaz, kadın ise üstte kalır ve çok yavaş olarak, fazla sıkmadan ve uyarıcı hareketlerde bulunmadan ilişkiyi sürdürür. İkinci olarak kontrol iradesinin geliştirilmesidir. Boşalmaya yakın süreçte dikkatin başka yöne yöneltilmesi faydalı olur. Özellikle kadının cinsel arzu uyandıracak bölgelerinden kaçınılması gerekir. Ayrıca arzuyu artıran hareketlerden de kaçınılmalıdır. Örneğin bazı erkekler kadının bazı bölgelerine dokunduklarında ya da baktıklarında çok fazla uyarıldıklarını belirtirler. İşte bu durumda bu hareketlerin yapılmaması ve başka, daha az uyarıcı pozisyonlara geçilmesi önemlidir.

    2. MASTERS VE JOHNSON MANEVRASI: Masters ve Johnson tarafından geliştirilmiştir. Erkeğin iyice uyarılması ve boşalmadan hemen önce penisin sıkılarak, boşalma refleksinin baskılanması esasına dayanır. Burada dikkatin başka yöne çevrilmesi değil tam aksine cinsel arzunun arttırılması yönünde uyarılması önemlidir. Kısa sürede uyarılma eşiğine gelinir ve tam bu sırada penis el ile sıkılır. Böylece erkek gerçek bir ilişkide ne kadar uyarılma ile boşalma durumuna gelebileceğini de öğrenmiş olur.

    3. BAŞLA-KES (START-STOP) UYGULAMASI: Cinsel uyarım eşiğinin öğrenilmesi için benzer bir manevradır. Cinsel ilişki sırasında erkek boşalacağını hissettiği zaman eşini uyararak ilişkiyi sonlandırır. Boşalma hissi geçtikten sonra tekrar ilişkiye devam edilir. 3 kez denendikten sonra normal boşalmaya izin verilir.

    4. İLAÇ TEDAVİSİ: Hekimler yardımıyla bu soruna ilişkin antidepresanlar erken boşalma sorunlarını çözebilmektedir

  • Vajinismus Nedir?

    Vajinismus Nedir?

    Vajina girişi çevresindeki kasların istem dışı kasılması sonucu cinsel ilişkinin ağrılı veya imkânsız hale gelmesine verilen isimdir. Bu istem dışı vajina refleksi, cinsel ilişki esnasında, hekim muayenesi ve kendi parmağı ile bile tetiklenebilir. Oluşan spazm, vajina girişini kapatarak cinsel ilişkiyi imkânsız hale getirir. Devam edilmesi halinde ağrıya neden olur. Ayrıca vücudun diğer kas guruplarında da spazmlar oluşturarak bazen soluk almada dahi zorluk yaşatabilir. Olayın bitmesiyle ile birlikte kaslar gevşeyerek eski normal duruma geri döner. Kadınlarda vajinismus değişik formlarda görülebilir. Bazıları hiçbir nesnenin girişine izin vermezken bazı kişiler kısmen penis girişine izin verir; ancak hissettikleri ilişki ağrılı olur.

    Vajinismus hastalığı tam sıklıkla yaygınlığı bilinmese de on kişiden birinde olduğu söylenmektedir. Bilinememesinin sebebi duydukları utanç duygusu istatistiksel rakamların tam olarak ortaya çıkmasını gölgelemektedir.

    Vajinismus sebeplerinden bahsedecek olursak eğer, psikolojiktir ve çeşitli faktörlerden oluşmaktadır. Anne ve babanın küçük yaştaki kızını büyümeye, cinselliğe, kadın olmaya ve anneliğe hazırlamamasıdır. Bunun arkasında da koruyucu anne-baba tutumları (gereksiz koruyuculuk), dış dünyanın gerçeklerine çocuğu hazırlamamak vajinismusa sebep olan en büyük etkeni oluşturmaktadır. Diğer bir problem ise cinsellik hakkında kişinin yeterli bilgi sahibi olmaması, çevresinden edindiği yanlış cinsel bilgilendirmeler ile cinselliği gerçeğinden farklı olarak sıkıcı, can alıcı, problem yaşayıcı ve kadın için bir dert olarak tanımlamayı öğrenmesi ve diğer insanların sağlıklı yaşadığı bir paylaşım olan haz duydukları bir süreci zihninde acı ve rahatsızlık yaratacak bir süreç olarak tanımlamasıdır. Diğer yandan vajinismusunsebeplerinin küçük bir yüzdesini de geçmişte yaşanmış fiziksel travmalar (cinsel denemeler olabilir) ya da küçüklükte yaşanılan tacizler oluşturabilmektedir. Bu tip sebeplerden dolayı kadın severek evlendiği eşi ile beraber o evliliğin gerekliliği olan cinselliği maalesef yerine getirememektedir.

    Son olarak da tedavi yöntemlerinden bahsetmek isterim;

    Psikoterapi: Gevşeme öğrenilmesi gereken bir beceridir. Gevşemeyi bilmeyen birine bunu söylemekle sonuç alınamaz. Bu nedenle psikoterapi tek başına etkin tedavi metodu değildir. Gevşemeyi bilmeyen birinde başaramama korkusu ankisiyeteye neden olur. Dolayısıyla kalp atışları artar, kaslar gerilir, soluma yüzeyselleşir ve tansiyonun yükselmesine neden olur. Vajinismus, pelvik tabanı kaslarının istem dışı kasılması sonucu oluştuğu için tedavide bu kasların gevşemesine yönelik olmalıdır.

    Egzersizler:

    • Kegel egzersizleri: Pelvik tabanı (Pubococcygeus) kaslarını güçlendirme ve kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Solunum egzersizleri: Solunumu kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Gevşeme egzersizleri: Tüm vücut kaslarında gevşemeyi öğrenmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Vajinal dilatatörler: Çeşitli ölçülerde vajinal dilatatörler kullanılarak kendi kendine eğitim ve gevşeme yöntemidir.

  • İlişkide Cinsel Problemlerle Başa Çıkabilmek

    İlişkide Cinsel Problemlerle Başa Çıkabilmek

    Cinsel problemler birçok evlilikte görülmektedir. Bu durum ilişkide var olan önemli sorunların bir belirtisi olabilir. İnsanın temel iç dürtülerinden biri cinselliktir. Çiftlerin cinsel yaşamlarına gereken özeni göstermelerinin ardından daha sağlıklı bir aile hayatı kurulabilir.

    Çiftlerin evliliklerinde karşılaşabileceği birçok cinsel problemler vardır:

    1. Cinsel isteksizlik: Kişinin cinsel eylemde bulunma yetisinde bulunmasına rağmen, cinselliğe karşı belirli bir isteğin bulunmaması durumudur. Çiftlerden biri yeterince cinsel aktivitede bulunmak istemeyişinden kaynaklı olabilir. Cinsel birleşmenin sıklığının azalması cinsel isteksizlik anlamına gelmez. Cinsellikten kaçınmak bir çözüm değil, aksine problemi artmasına neden olur. Partnerin birbiriyle cinsel problemlerini konuşması, çözüm bulma noktasında önemli bir adım olacaktır.

    2.Vajinismus: Ülkemizde cinsel tedavi kliniklerin başvuran her on çiftten biri vajinismus sorunu yaşıyor. Cinsel birleşme sırasında kadının çoğu zaman cinsel birleşmenin çok fazla ağrı ve çok fazla kanama olacağına dair korku ve kaygı duymasından dolayı istemsiz olarak bacaklarını kasarak ve eşini iterek, cinsel birleşmeye kendini kapatması durumudur. Bunun kökeninde çocukluktan gelen korkular, suçluluk duygusu ve cinsel mitler (doğru bilinen yanlışlar) önemli rol oynar. Vajinismus mekanik bir problem değildir, doğru yöntemle çözülebilir.

    3.Denetimsiz ve Kontrolsüz Boşalma: Eğer fiziksel bir sorundan kaynaklanmıyorsa, denetimsiz boşalmanın nedenlerinden biri performans kaygısı olabilir. Çiftin bu konuda birlikte uzmandan yardım alması gerekmektedir.

    4. İlişkide monotonluk : Cinselliği sadece yatak odanıza hapsetmeyin. Evinizin her köşesi cinselliğe açıktır. Monotonluk cinsel hayatınızın en büyük düşmanıdır. Partnerinizle cinselliği konuşmaktan utanmayınız. Hoşunuza giden ve gitmeyenleri eşinize söyleyebilirsiniz. Renkli bir cinsel yaşam için hayal gücünüzü harekete geçirin. Her şeyi partnerinizden beklemeyin, siz de planlar yapın. Eşler, annelik ve babalık rolleri dışında eşlik rollerini de unutmamalı ve baş başa zaman geçirmelidir.

  • Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Cinsel problemler hem toplumda hem de evliliklerde çok fazla konuşulamıyor. Konuşulmayan her şey ilişki olumsuz yönde etkiliyor. Karşılıklı iletişim sadece konuşmak değil, dinleyebilme yetisini olduğunu da unutmamak gerekir. Eşler birbirilerinin beklentilerini gözden geçirmeli ve ne kadar gerçekçi olup olmadığını değerlendirebilmelilerdir.

    Cinsel problemlerinize çözüm üretmeyip zamana yaymayın. Cinsel problemler utanılacak konular değildir. Esas olan şey problemin farkında olup onunla yüzleşmenizdir. Eşinizle problelerinizi paylaşabilmenizdir.

    İlişkisel Problemleriniz Cinsel Hayatınızı Etkiliyor mu?

      Cinsel problemlerinize neden olabilecek bir diğer etmen ise ilişkisel problemlere dayanabilmektedir. Partnerinize öfkelili ya da olduğunuzda bu durum cinsel isteğinizi  azaltabilmekte ve eşinizle birlikte olmaktan kaçınmanıza sebep olabilmektedir. Yeteri  kadar duygusal yakınlık kuramama, süregelen iletişim sorunları cinsel isteğinizin azalmasına yol açabilir.

    Profesyonel Yardım Alın

                 Partnerinizle birlikte cinsel problemlerinizi aşmakta zorlanıyorsanız, profesyonel yardım almayı deneyin. Konuşulmayarak ötelenmiş olan cinsel sorunlarınıza çift danışmanları ile çözümler üretebilirsiniz. Hiç tanımadığınız biriyle özel hayatınızı paylaşmak başta size tuhaf gelebilir. Ancak bu alandaki uzmanlar günlük hayat temelinde sorunlarınızı sizinle çözüme kavuşturmak için çalışmaktadırlar. İlişkinizi daha sağlıklı devam etmenize  ve cinsel hayatınızı tekrar canlandırmanıza destek verecek bir cinsel tesrapiste başvurun.