Etiket: Cinsel

  • Eşler Arası Sadakatsizlik

    Eşler Arası Sadakatsizlik

    Aldatma, eşler arasındaki yazılı olmayan sadakat kontratının bozulması gibidir. Antropologlar tek eşliliğin yeni bir kavram olduğunu, sorunların da bir yanıyla buradan kaynaklandığını söyleseler de modern dünyada evlilik ömür boyu tek eşli olmanın sözünü vermek gibi bir anlam ifade ediyor ve hem erkekler hem de kadınlar tek eşliliği tercih ettiklerini bildiriyorlar. Fakat bununla birlikte, antropologları doğrulayacak biçimde, Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün raporuna göre evli erkeklerin %22’si ve evli kadınların da %14’ü eşlerini en az bir kere aldatıyorlar. Raporda aldatmaya hem fiziksel hem de duygusal aldatma dahil edilmiş. Erkekler fiziksel aldatmaya daha yatkınken kadınlar duygusal aldatmaya yöneliyorlar. Uzmanlara göre bunun nedeni erkeklerin kendilerini sözelden ziyade fiziksel olarak ifade etmeye daha yatkın olmaları ve cinsel tatmini yakalayamadıkları noktada bağlılıklarının da azalması. Öte yandan kadınlar için aldatma, duygusal boşluğun doldurulması ihtiyacı ile ortaya çıkıyor. Eşi tarafından arzulandığını, sevildiğini veya değer verildiğini hissedemeyen kadın ona bu ilgiyi gösteren başka birine çekilebiliyor ve genellikle bu kaçamak, evlilik ilişkisinin bitirilmesinin bir adımı oluyor kadın için. Erkeklerin duygusal konuşmalar yapmasının veya sevgisini dolaylı olarak göstermesinin yaygın olmadığı bir toplumda aldatmanın nasıl doğal olarak ortaya çıkabileceği buradan görünüyor sanırım. Görüntü yüzeyden böyleyken biraz daha derine indiğimizde, uzmanlar, sadakatsizlik ve kıskançlığın en çok şu problemlerle ilintili olduğunu söylüyorlar:

    • Aşkın ve heyecanın kaybolması:

    Heyecanın kaybolması olarak da nitelendirilen bu faktörde kişiler partnerinin doğru kişi olup olmadığını sorgulama içine giriyor zira bir noktadan sonra karşı taraftan beklediğinin altında bir duygusal ilgi ve yakınlık görmeye başlayabiliyor. Uzmanlara göre aşkın kaybolması denen şey, en aşık görünen çiftler için dahi gerçekleşen bir hadise, ve öyle o kadar da kötü bir duruma işaret etmiyor aslında. Çalışmalar, çiftlerin özellikle evlendikten sonra 2-4 yıl arasında o büyük tutkularını kaybettiklerini ve o eski heyecanın olmamasının da bir şeylerin bittiği anlamına geldiğine yorulduğu için aldatmaların bu dönemde yoğunlaştığını gösteriyor. Partnerimizle ilgili -onun da yardımıyla- yarattığımız o imajın yavaş yavaş yok olması, bize hem onun artık farklı biri olduğu hissini verebilir hem de ilişkinin asla eskisi gibi olmayacağı yanılsamasını. Tam da bu nedenle yanlış kişiyi seçtiğimiz hissine kapılıp duygusal ihtiyaçlarımız için başka birilerine yönelebiliriz. İlişki terapistlerine göre ise, heyecanın kaybolduğu ve sıradanlığa düşülüyormuş gibi görünen dönem aslında kişilerin sevgi, saygı, huzur gibi daha güçlü bağlarla birbirlerine bağlanacakları dönemdir. Bedenimiz evrimsel olarak adapte olmaya ve stabil bir duruma geçmeye meyillidir. Dolayısıyla kaç partner değiştirirsek değiştirelim geleceğimiz nokta aynıdır. Bu doğrultuda, bu hislerin ortaya çıktığı noktada partnerinizi olduğu haliyle tanımayı, güçlü ve güçsüz yanlarıyla sevmeyi, birlikte büyümeyi öğrenmek, kaybettiğiniz heyecanı onunla birlikte aramak ilişkinizin zayıflamasından ziyade güçlenmesine yardımcı olacaktır.

    Çalışmalar, yanında farklı nedenlerle de olsa heyecan duyduğumuz veya birlikte yeni bir şey ürettiğimiz kişilere daha çok bağlılık geliştirdiğimizi gösteriyor. Birlikte yapacağınız bir yamaç paraşütü, sizi heyecanlandıran bir gezi veya birlikte yapacağınız bir maket bile ilişkinizdeki sıradanlığı bozup bağlarınızı güçlendirecektir.

    • Cinsel tatminsizlik:

    Aile ve çift terapistlerine göre, çiftlerin ortak olarak en çok yakındığı konulardan biri cinsel doyumsuzluk. Sanıldığının aksine yalnız erkekler değil kadınlar için de cinsel tatmin, iyi bir ilişkinin önemli bir unsuru olarak görünüyor. İlişki ve cinsellik terapistleri eşler arasındaki cinsel birlikteliğin bağlılık üzerindeki önemli etkisine değiniyorlar. Cinsel ilişkinin hem fiziksel hem de duygusal bir tatmin sağladığı düşünüldüğünde bu durum daha anlaşılır hale geliyor. Araştırmalara göre tatmin edici bir cinsel ilişki vücutta anti-depresan özelliği gösteriyor, yani vücudu rahatlatıyor, mutluluk hormonu olan serotonin salınımını hızlandırıyor. Ayrıca partnerler arasındaki uyum ile bütünlüğün artmasında önemli rol oynuyor. Fakat aşkta olduğu gibi cinsel birliktelikteki heyecan da doğal akışında- müdahale edilmediği durumda gitgide azalan bir seyirde ilerliyor. Çok sevdiğiniz bir yemeği her gün yemeye başladığınızı düşünün. Nasıl olurdu? Ne kadar sevseniz de aynı haliyle yediğinizde bir noktada sıkılmaya başlardınız sanıyorum. Fakat her seferinde farklı bir biçimde pişirilmiş, farklı bir baharatla tatlandırılmış olduğunda sıkılma ihtimaliniz çok daha az olurdu. Dolayısıyla aşkta olduğu için cinsel birlikteliğinizde de partnerinizle yeni şeyler denemekten çekinmeyin.

    • Düşük Bağlılık:

    Eşler arasındaki bağlılığın az olması, yukarıdaki nedenlerden başka birçok etkene bağlı olabilir. Değer görmeme hissi bunlardan biridir. Her iki partner için de evde veya iş yerinde yaptığı işlerin, yoruluyor olmasının veya kişisel ihtiyaçları olmasının görülmemesi yaralayıcıdır. Bunun ortaya çıkmasının en önemli nedeni iletişim eksikliği uzmanlara göre. Partnerler ihtiyaçlarını, beklentilerini veya bunların karşılanmaması sonucu ortaya çıkan rahatsızlıklarını suçlama veya küskünleşme gibi pasif yollardan aktarmayı denediklerinde karşılıklı bir anlaşılmama ve uzaklaşma ortaya çıkmaktadır. Aile ve çift terapistlerine göre de çiftlerin en sık yaşadıkları sorun bu etkin iletişim kuramama sorunudur. Evin gerekliliklerinden yorgun düşmüş bir kadının her an güzel görünmemesi onun için anlaşılabilir bir durum olmalıdır fakat eşi açısından sürekli evde duran ve sabit bir işi olmayan bir kadın için güzel görünmek çok kolay bir durum gibi görülebilir. Öte yandan bütün gün işi gereği gezmiş ve çok yorulmuş olan bir partnerin akşam eşine yeterince ilgi gösterememesi de anlaşılabilir bir durum olmalıdır. Fakat konuşulmadığında, bunlar derinlerde birikecek ve pasif agresif davranışlar olarak ortaya çıkacaktır ki bunlardan biri de sadakatsizlik olmaktadır.

    • Benlik Değerinin Korunması Çabası:

    Bir önceki başlıkla paralel olarak, partnerlerin kendi ilişkilerinde değer görmediği ve kendilerini yetersiz hissettikleri durumlarda değerlerini yükselten başkalarına yönelme eğilimleri sık karşılaşılan bir durumdur.

    Hamilelik sonrasında erkeklerin aldatma eğiliminde olması ile ilgili yaygın inanış da buradan gelmektedir. Annelerin de duygusal karmaşa yaşadığı ve hem fiziksel hem de duygusal bütün ilgilerinin bebeğe yöneldiği bu dönemde, görülmediğini hisseden erkeklerde bu durum ortaya çıkabilmektedir. Uzmanlar, bu dönemde ailelere iş bölümü yapmayı ve çocuğun sorumluluğu ile ihtiyaçlarını olabildiğince eşit olarak gidermelerini öneriyorlar.

    Öte yandan, özellikle erkeklerde fakat kadınlarda da, uzmanların orta yaş bunalımı olarak nitelendirdiği dönemde kendini güzel/yakışıklı hissetme ihtiyacı ile yaşça küçük erkek ve kadınlara yönelme eğilimi görülmektedir. Erik Erikson’ın üretme ihtiyacıyla tanımladığı bu dönemde, kişiler benlik değerlerini koruyabilmek için başkalarından övgü görmeyi beklerler. Kişinin illa başarısız olması da gerekmez, başka alanlarda başarıları olabilir fakat hala eskisi kadar çekici olduğunu görme ihtiyacı bu eğilimlerini ortaya çıkarabilir.

    • Çevresel Faktörler:

    Bunlara ek olarak, ikincil nedenler olarak de nitelenen çevresel faktörler de aldatma eğiliminin aksiyona geçirilmesinde önemli nedenlerdir. İnternet bu anlamda en önemli araçlardan biri olarak ortaya çıkıyor; hem pornografiye ulaşımın hem de duygusal aldatmanın en önemli yardımcısı konumunda. Ayrıca iş gereği dönemsel olarak evden uzak olmak, ve yakalanabilirlik ihtimalinin düşük olması da bu eğilimi besliyor.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus, vajen girişindeki kasların kasılması sonucu cinsel birleşmenin mümkün olmadığı ya da son derece ağrılı olduğu bir bozukluktur. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi ve vajinal girişin olamayacağı inancı da eşlik eder. Kadın kasılan kaslar üzerinde hiçbir kontrolü olmadığını düşünür.

    Vajinismus da;

    DÜŞÜNCE;, Acıyacak, kanayacak, yırtılacak, zarar göreceğim.

    DUYGU; Korku.

    BEDEN; Kasılma ve bazen çarpıntı, terleme, titreme.

    DAVRANIŞ; Eşi itme, kendini çekme görülmektedir.

    Bu sırayla olan durum o kadar hızlı gelişmektedir ki, hastanın durum üzerinde bir kontrolü olamamaktadır. Bu fobik durumu hasta,bu korkunun saçma ya da anlamsız olduğunu biliyorum ama elimde değil diye ifade etmektedir. Çünkü, çoğunluğun yapabildiği bir şeyi yapamamaktadır, böyle düşünmek de hastanın kendini daha yetersiz ve çaresiz hissetmesine neden olmaktadır.

    Çünkü vajinismus vakaları, bu problemi yaşarken psikolojik bir yük altına girmektedirler. Genelde ailelerden durum saklanmakta, kadın kendi cinselliğini yaşayamamakta, eşinin cinselliğini tam olarak yaşamasını sağlayamamakta, karı-koca olmak, ait olmak, gibi duygusal bütünleşmenin eksik olması nedeniyle tamamlanmamış evlilik durumu yaşanmaktadır. Toplumumuzda çok kısa sürede gelen çocuk düşünmüyor musunuz soruları ve problem devam ederse doğal yollardan çocuk sahibi olamayacakları düşüncesi durumun hasta açısından yükünü artırmaktadır.

    Genel olarak vajinismus, sosyal, kültürel, psikolojik ve fizyolojik bulguların birbirini tamamlayıp bütünleştiği, oluşumunda daha çok çevrenin, çocukluktaki yanlış cinsel bilgilerin ve ayıp, yasak, günah kavramları ile cinselliğin kodlanmasının etkili olmaktadır. Kişisel çalışmamda, kendinizden bekliyor muydunuz sorusunu sorduğumda vakaların büyük oranı, kendilerinden bunu beklemediklerini ifade ediyorlar. Genelde beklentileri, ilk gece korkusu kadar, biraz korkulacak, biraz acı yaşanacak ama bir şekilde olacak diye düşündüklerini, bu duruma şaşırdıklarını belirtmektedirler. Vajinismus oluşumunda erken yıllarda çocukların yanında yapılan cinsel içerikli yanlış ve korkutucu bilgiler içeren konuşmaların yol açma ihtimalini düşündürmektedir. Cinsel bilgiler anne-baba, sağlık kuruluşları ve personeli ve okul aracılığıyla olmadığı zaman, bu konuda herhangi bir bilgisi olmayan birey duyduğunu gerçek olarak kabul etmektedir. Bu nedenle, doğru kişiler tarafından yapılacak, doğru zamanlaması olan cinsel bilgilendirme zamanla toplumumuzda vajinismusun görülme oranını azaltacaktır.

    Ülkemizde 100 kadından 5-10’unda görülen yaygın bir problem olmakla birlikte, halk arasında kadından kaynaklanan böyle bir problem olduğu bilinmemektedir. Ülkemizde örgün eğitim sisteminde cinsel sağlık bilgileri olmadığından, vajinismus görülme ihtimali eğitim düzeyine göre değişmemektedir.

    Bilişsel-davranışçı terapi, Vajinismus tedavisinde uygulanabilir ve vajinusmusun sonuçları ortadan kalkabilir.

  • Stres, üzüntü kanser yapar mı? Kanser cinsel yolla bulaşır mı ve cinselliğe nasıl etkiler?

    Stres, üzüntü kanser yapar mı? Kanser cinsel yolla bulaşır mı ve cinselliğe nasıl etkiler?

    Kanserin neden olduğu ve nasıl bulaştığı, en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Özellikle bizim toplumumuzda kanserin üzüntü verici deneyimlerle yakın bir ilişkisi olduğunu hemen herkes düşünmektedir… Ayrıca yeme-içme gibi temel ihtiyaçlardan biri olan cinsel yaşama, kanser durumunda nasıl bir bakış açısına sahip olunması gerektiği yine en çok merak edilen fakat en az konuşulan konuların başında gelmektedir.

    Ruhsal duygudurumum kanser riskimi veya iyileşmemi belirler mi?

    Stres, üzüntü, kaygı gibi ruh hallerinin kanser gelişimi riskini artırdığına dair ikna edici bilimsel kanıtlara ulaşılmamıştır. Bununla birlikte pozitif bir ruh haline sahip olmak, kanserle veya kanser tedavisinin bazı yan etkileri ile daha kolay baş etmenize yardımcı olur. Kanser iseniz üzgün, kızgın veya endişeli olabilirsiniz, bazen de pozitif veya neşeli… Pozitif davranışlar sergilemek daha sosyal olmayı ve aktif kalmayı sağlar. Fiziksel aktivite ve duygusal destek kanserle baş etmenize yardımcı olabilir.

    Kanser cinsel yolla bulaşır mı? Kanser cinsel yaşamınızı nasıl etkiler?

    Kanser cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık değildir.

    Kanser tanısı alan herkesin cinsel yaşamı veya cinselliğe bakış açısı değişmek zorunda değildir. Hiç bir değişiklik hissetmeyebilirsiniz. Bununla birlikte kanser, vücut imajınızda değişikliğe ve buna bağlı olarak cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Öte yandan kanser gibi zorlu bir deneyim, bazen çiftleri birbirine çok daha yakın hale getirip ilişkilerini güçlendirebilmektedir.

    Kanserli hastalar tedavileri sürecinde ruh halindeki değişimler veya ilaçların yan etkilerine bağlı olarak cinsel isteksizlikler yaşayabilirler. Ancak hasta kendisini iyi hissediyorsa ve herhangi bir engel yoksa cinsel ilişkiden uzaklaşmak doğru değildir. Hastanın kendine olan güvenini kaybetmemesi ve eşinden uzaklaşmaması tedaviye olumlu etki sağlar.

    Kanser tedavisi devam ederken doğum kontrolü yapılmalıdır!

    Kanser tedavisi görürken doğum kontrol metodları kullanılması, hamilelik riskini önlemeye yardımcı olur. Kanser tedavisi sırasında hamile kalmak; engelli bir çocuk, düşük ve doğal olarak kürtaj riski taşır. Uygun doğum kontrol yöntemlerini kullanmak, tedavi döneminde cinsel hayatınızdaki risk faktörlerini minimize edecektir.

    Tedavi süresince doğum kontrolü ile ilgili doktorunuzla görüşünüz. Kanser tedaviniz bittikten sonra sağlıklı bir hamilelik geçirerek çocuk sahibi olmanız mümkündür.

  • Çocuğun Cinsel İstismarı

    Çocuğun Cinsel İstismarı

    Son günlerde medyada çıkan haberler nedeniyle çocuğun cinsel istismarı tekrar gündeme geldi. Cinsel istismar; çocuğun kendisinden daha güçlü gördüğü bir yetişkinin ya da yaşıtının çocuğu cinsel doyum sağlamak amacıyla kullanmasıdır.  Çocuk kendisinden güçlü olarak gördüğü bu kişiden korktuğu için onun isteklerine boyun eğer. Cinsel taciz, güçlü olan tacizcinin çocuğu öpmesi, okşaması, cinsel ilişkiye zorlaması  olabildiği gibi tacizcinin vücuduna, cinsel organına çocuğun dokunması için çocuğu zorlaması da olabilir.

    Teknolojinin ilerlemesiyle beraber çocukların cinsellikle tanışma yaşı çok düştü. Çocuklar internette televizyonda ya da bir oyunda cinsellik içeren bir bilgiyle ya da görselle çok küçük yaşlardan itibaren karşılaşabiliyor. Yirmi yıl önce 12-13 olan ergenlik yaşı da 9’lara kadar indi. Cinsellikle bu kadar erken yaşta karşılaşan çocuklarda erken erotizasyon görülme sıklığı da gün geçtikçe artıyor. Bu da çocuk tacizlerinin artmasına sebep oluyor.

    Sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olan çocuk cinsel tacize uğradığını hangi yaşta olursa olsun duygusal anlamda fark eder. Cinsellik insan beyninde çok yüksek ateşlenme yaratan bir duygudur, dolayısıyla çocuğun yaşadığı bu duygu diğer hissettiği duygulara benzemediği için çocuk hissettiği bu duygunun farklı bir duygu olduğunu bilir. Çocuğun ayıp kavramını öğrenmesi ise ortalama üç yaş civarında olur. Üç yaşından sonra çocuk cinsel tacize maruz kaldığında bunun yasak, ayıp, yapılmaması gereken bir davranış olduğunun farkındadır.

    NEDENLERİ;

    AİLEDEKİ İŞGAL VE İHMAL CİNSEL TACİZE SEBEP OLABİLİR

    Cinsel tacize uğrayan çocukların çoğunluğu içe kapanık, sessiz, kendi halinde çocuklardır. Bu çocuklar ailede ihmal edilen, yeterince ilgi, sevgi ya da şefkat görmeyen, yalnız büyüyen çocuklardır. Tacizci kendisine kurban seçerken özellikle bu tip çocukları tercih eder. Bu tip çocukları tercih etmesinin sebebi tacizinin ortaya çıkmamasıdır. Tacizci, istismar ettiği çocuğu tacizi hiç kimseye anlatmaması gerektiği konusunda ikna eder, çocuk direnirse tehdit eder. Ama çoğunlukla bu durumdaki bir çocuk direnç göstermez. Yaşadığı duygunun ayıp olduğunu kendisi de hissettiğinden tacizi saklar.

    Tacizci çocuğu tamamen çaresiz olduğuna ve direnmesinin boşuna olduğuna inandırır. Çoğu çocuk tacizcisinin doğaüstü güçleri olduğuna dair bir inanç geliştirir. Tacizci onun düşüncelerini okuyabilir, hayatını tamamıyla kontrol edebilir zanneder. Tacizi saklamasının sebebi de çoğunlukla budur.

    Cinsel tacize maruz kalan çocukların bir diğer özelliği ise ailenin çocukla kurduğu fiziksel temasın azlığıdır. İnsan doğduğu andan itibaren fiziksel temas kuracağı birini arar. Yapılan araştırmalar fiziksel temasla büyüyen çocukların beyin gelişimlerinin yaşıtlarına oranla daha yüksek seviyelerde olduğunu göstermiştir. Dokunulmanın beyinde yatıştırıcı, sakinleştirici bir etkisi vardır, ayrıca bağlanma hormonu dediğimiz oksitosin salgılanmasını da sağlar. Fiziksel temastan yoksun büyüyen çocuklar bu ihtiyaçlarını etraflarındaki kişilerden karşılamaya çalışır. Çocuğun bu ihtiyacını gören tacizci ise çocuğu kendi cinsel duygularını tatmin etmek amacıyla kullanmaya başlayabilir.

    CİNSELLİĞİ SEVGİ ZANNEDEN ÇOCUKLAR

    Çocuk küçük yaşlardan itibaren cinsel duyguyla sevgi almayı öğrenmişse cinsel tacize açık hale gelir. Aile içinde çocuğa sevgi gösterme şekli cinsel organına dokunarak oluyorsa, örneğin aile büyüklerinden biri erkek çocuğun büyüyüp büyümediğini pipisine dokunarak ölçüyorsa, çocuğun altı temizlenirken cinsel organı öpülüyorsa çocuk sevgi alırken cinsel duygular da hisseder. Bazen de bu durum örtük bir şekilde gelişir ve aile bunu bilmez. Çocuğun yanında cinsel ilişkiye girme, evin içinde küfürlü konuşmalar, ailenin çocukla çıplak banyo yapması, ailenin çocuğun yanında soyunması, çocuğun yanında anne babanın birbirine erotik duygular vermesi de çocuğun cinsellik ve sevgi arasında bir bağ kurmasına sebep olur. Dolayısıyla dışarıdan biri çocukla bu şekilde bir ilişki içine girdiğinde çocuk bunu sevgi olarak algılayabilir.

    SONUÇLARI;

    CİNSEL TACİZ KİŞİLİK BOZUKLUKLARINA KAPI ARALIYOR

    Borderline kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler üzerinde yapılan araştırmalar bu kişilik bozukluğuna sahip kişilerin yüzde ellisinin çocukluk döneminde tacize uğradığını gösteriyor. Çocukluk döneminde yaşanan taciz kimlikte dağılmaya, bölünmeye sebep olur. Çocuk yaşadığı bu duyguyla baş edemeyeceği için bu duyguyu dondurur. Yani tacize uğrayan kişinin benliğinde birbiriyle temas kurmayan ayrı ayrı parçalar vardır. Tacize uğrayan parçası aktifleştiğinde kişi kendisine yabancılaşma, boşluk, anlamsızlık, intihar duygularına kapılabilir.

    Tacize uğrayan çocuk çoğunlukla kendisini suçlar. Bu çocuklar yaşadıkları her şeyin sorumlusu olarak kendilerini gördükleri için bunu bir yetişkinle paylaşmak istemez. Bunu söylediklerinde suçlanacağından, inanılmayacağından korkar.

    Tacize uğrayan çocuk etrafındaki insanlardan uzaklaşmaya başlayabilir. Kendisine bakım veren yetişkinlerin onu korumadığını düşünebilir, ya da tam tersi taciz sonrası bu çocuklar cinsellikle aşırı ilgilenmeye başlayabilir, flörtöz davranışlar sergileyebilir,  cinsel oyunlarında artış olabilir, mastürbasyon yapmaya başlayabilir.

    AİLELERE ÖNERİLERİM

    Çocuk doğduğu andan itibaren çocuğun yanında cinsel ilişkiye girilmemesi gerekir. Çocuğun altını değiştiren yetişkinin mümkünse tek bir kişi olması uygundur. Anne olabilir bu kişi anne müsait olmadığında baba devreye girebilir. İki yaşından sonra çocuğun aileden herhangi biriyle uyuması uygun değildir, özellikle anne babanın arasında yatması uygun değildir. Çocuğa tuvalet eğitimi verilirken çocuğun yanında çocuğa öğretmek amaçlı anne veya babanın tuvaletini yapması uygun değildir. Çocuk mümkünse tuvalette tek başına tuvaletini yapar anne veya baba kapıda bekleyip çocuk ihtiyaç duyduğunda onları çağırabilir.

    En önemlisi çocuğun kendi ruhsal ve bedensel bütünlüğü kavramasıdır. Bu da ruhsal olarak çocukla sağlıklı iletişim ve etkileşimle mümkün olur. Anne ve babanın çocuğun ruhsal ve bedensel olarak kendilerinden ayrı bir insan olduğunu görmesi çok önemlidir. Çocukla çocuğun ihtiyacı olduğu zamanlarda fiziksel temas kurmak da değerlidir.

    İstismara uğrayan çocukların mutlaka ruhsal bir destek alması gerekir. Çocuklarda oyun terapisi çocuğun yaşadığı travmatik anının duygusu boşaltmasını sağlar. Çocuklarla yapılan oyun terapisinde anne babanın katkısı da çok önemlidir. Aile çocuğa bu konuda ne kadar destek olursa çocuğun iyileşmesi de o oranda hızlı olur.

  • Vajinismus ve Tedavi Süreci

    Vajinismus ve Tedavi Süreci

    Vajinismus, kadının korku ve kaygılarından dolayı, istemsiz bir şekilde kasılma ve korku yaşayarak cinsel ilişkiye izin verememe halidir.
    Cinsel terapi Bilişsel-Davranışsal Terapi ve imajinasyon yöntemlerini içerir.

    Vajinismus1-5 arası sorunun şiddetine göre derecelendirilir. Bu spektruma şöyle örnek verebilirim. Bazı kadınlar vajinasına bile bakamaz, dokunamaz ve jinekolojik muayene olamazken, bazıları parmak sokabilmekte hatta kısmen eşinin penisini içine alabilmekte ve biraz kaygılı da olsa jinekolojik muayene olabilmektedir.

    Derece terapist için önemlidir çünkü terapi tekniğini ve sıklığını ona göre ayarlayarak, danışanın kişilik yapısına uygun bir süreç planlaması gerekir.
    Vajinismus ilk cinsel ilişki ve sonrasında eşiyle sağlıklı bir birleşme yaşayamadığında ortaya çıkan bir sorundur. Öncesinde tahmin edilecek bir durum değildir. Evliliğin üstünden en az bir ay geçmiş ve hala eşinizle cinsel birleşme yaşayamadıysanız, vajinismus sorunu yaşıyor olduğunuzu düşünebilirsiniz.

    Vajinismus bir kaçınma ve erteleme sorunu olduğundan jinekolojik muayene kaygısı kişileri tedavi olmaktan alıkoymaktadır.

    Çünkü zaten cinsel organına yabancı olan, kaygı ve korku duyan kişi, doktorun vajinasına spekulum veya parmak sokarak müdahale edeceğini düşünmektedir. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir.’ilişkiye giremedim ve bunun için fiziksel bir problemim olup olmadığına baktıracağım.’ Şeklinde bilgi vermeniz halinde, doktor zaten herhangi bir müdahale yapmayacaktır. Karşıdan bakması yeterli olacaktır.

    Tedaviyi erteleme ve kaçınmanın bir diğer nedeni ise tedavinin içeriğinde parmak veya dilatatör egzersizlerinin olmasından doğan endişedir. Ancak tedavinin bir parçası olan parmak veya dilatatör kişilere göre değişkenlik gösterir. Yani Bazı danışanlarım parmağı çok itici bulurken bazıları ise dilatatörü itici bulmaktadır.

    Endişelerinizi ve kaygılarınızı anlıyor, hatta haklı da buluyorum. Ancak terapinin içeriği olan kendi cinsel organınızı tanıma ve normalleştirme olan bu süreçte, sizler hazır olana kadar, endişelendiğiniz bu egzersizlere geçilmeyecektir. 

    Terapinin bilişsel evresinde danışanımızın kaygı ve korkularını giderilmek üzere bir takım teknikler uygulayıp arkasından kendi anatomisi ile ilgili geniş bir bilgi sahibi olduktan sonra adım adım bu evreye yani davranışsal evreye geçilir. Yani Sizler tedaviye başladığınızdaki aynı kişi olmazsınız süreç içerisinde. Terapi de videolar, maketler vasıtasıyla kadın, cinsel organını iyice tanır kafasında yarattığı gibi olmadığını görür ve adım adım ona dokunmaya ve bakmaya başlar ve böylelikle dilatatör aşamaları için ön hazırlıklar tamamlanır. Kişi hazır olduğunda yani kendi vajinasına herhangi bir şey soktuğunda kafasındaki gibi ağrı ve acı olmadığını hisseder ve bunu zihninde etiketler.
    Özetle vajinismus Terapisi sizlerin düşündüğü gibi uzun süren ve size zarar veren bir süreç değildir. Kişiden kişiye tedavi süreci değişmekle birlikte en fazla 1 ay sürmektedir. Vajinismusun üstesinden gelme sürecinde amacımız sadece vajinaya, penisin girmesi değildir. Bunun bir uyum problemi olduğunu düşünerek çiftin daha sağlıklı haz ve doyum odaklı bir cinsellik yaşamasına da odaklanır. Bunun içinde bu terapi sürecinin bazı seanslarına eşler de dahil edilir. Cinsellikle ilgili kapsamlı bir bilgi verilerek her iki tarafında kafasındaki olumsuz düşünceler ve yanlış bilinen, hurafeler, tabular, mitler, bilimsel bilgiler ile yer değiştirilir.

  • Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarımız, dünyadaki en değerli varlıklarımız. Onlar dünyaya geldikten sonra hayatımızda pek çok şeyi onların yararına olacak şekilde değiştiririz. İmkânlarımız doğrultusunda en iyi kıyafetleri, en iyi yiyecekleri, en iyi oyuncakları alır, evimizin her köşesini onlara uygun şekilde düzenleriz. En iyi okullara göndeririz. Bazı anne babalar çocukların gelişimsel yönünü çok iyi takip edebilmek ve doğru davranışlarda bulunabilmek için, çocuk eğitimi üzerine kitaplar okur, filmler izler ya da seminerlere katılarak onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve gerekli ebeveynlik tutumlarıdır.

    Ancak göz ardı ettiğimiz ve aslında sağlıklı bir gelişimin olmazsa olmazlarından olan çocuklarımıza vermemiz gereken “ cinsel eğitim” konusudur.

    Cinsellik bir çok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve cinsel yönden kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu konuda yürütülmüş pek çok araştırmada ana babaların çoğunun üreme ve cinsiyet konusunda çocuklara küçük yaşta bilgi vermeyi savunduğunu, fakat yine bu aynı kişilerin çocuklarına hiçbir bilgi vermemiş olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeninin, anne babaların konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı düşünülmektedir. Çekingenlikleri, yaşamın bu doğal parçasını küçük yaşta öğrenmenin sakıncalı etkileri olabileceği düşüncesinden çok, bu konudaki bilgisizliklerden ve konunun onları tedirgin etmesinden kaynaklanır. İşte tipik tepkilerden birkaçı:

    • «Bu işi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum.»,
    • «Acele etmeme gerek yok, nasıl olsa öğrenir.»,
    • «Bunu anlatırken hangi kelimeleri kullanmam gerektiğini bilmiyorum.»

    Anne babanın, kendisinin bu konudaki çekingenliği bilgi vermeyi hep yarına bırakma eğilimini doğurduğu gibi, çocuğun bu konudaki sorularının da yanıtsız kalmasına yol açmaktadır. Böylece çocuğun kadın- erkek olma konusundaki tutumu ve eğilimlerinin tohumları atılmış olacaktır. Şimdi bu yazımı okuyanların bazılarının “ Aman canım bize çocukken cinsel eğitim dersi mi verdiler, ne oldu? Kadın da olduk erkek de… “ diye söylediklerini duyar gibiyim. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.

    Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde çok yüksek bir oranda cinsel işlev bozuklarına rastlanmaktadır. Türkiye’ de ‘vajinismus’ her on kadından birinde, erken boşalma 18- 59 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’unda görülmektedir. Cinsel işlev bozuklarının en önemli nedenlerinden biri hep göz ardı ettiğimiz ve insanların yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu cinsel eğitimin olmamasıdır. İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir.

    Bunun için anne babalar ve eğitimciler, bilimsel kaynaklardan ve eğitim seminerlerinden faydalanarak bu konuda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocuğun bütün gelişim evrelerinde onun fiziksel gelişimi kadar ruhsal gelişimi de özenle takip edilmelidir. Çünkü bu, sağlıklı, ne istediğini bilen, güçlü, sosyal nesiller için kritik bir öneme sahiptir.

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Bu yazımda sizlerle 21. yüzyılda hala konuşmaya çekindiğimiz, bir tabu olan cinsellik ve her türlü cinsel işlev bozukluğunun tedavisine yönelik yapılan cinsel terapi hakkında bilgi aktarmaya çalışacağım.

    Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Yeme- içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımız arasında iken, kültürel ve dini öğretilerden dolayı ayıp, yasak ve günah gibi anlamlar yüklenmiştir. Bu sebeple toplumumuzda cinsel rahatsızlıklar yaşayan pek çok insan bu sorunu gizleme eğiliminde olmuşlardır. Öncelikle bu tavrımızda bir değişikliğe gitmek zorundayız. Cinsel rahatsızlıkların bedenimizdeki diğer rahatsızlıklardan hiçbir farkı yoktur. Grip olduğumuzda, midemiz ya da başımız ağrıdığında nasıl bir sağlık kuruluşuna başvuruyor isek cinsel işlev bozukluklarında da bir hekime ve cinsel terapiste başvurmak bir o kadar gerekli ve doğaldır.

    Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmanın sonuçlarına göre, yaklaşık her üç kişiden birinin cinsel hayatının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından resmi olarak teyit edildiği üzere: Her insanın bedensel ve ruhsal mutluluğunun önemli bir bileşeni sağlıklı bir cinsel hayattır. Yeniden mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam oluşturmak için, cinsel rahatsızlıkların nedenlerinin araştırılması çok önemlidir. Cinsel terapi de işte bu noktada devreye girmektedir.

    Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:Cinsel eğitimsizlik ve bilgisizlik, cinsel deneyim eksikliği, cinsel yaşama dair yanlış inanışlar, tabular, mitler, kadın/erkek rollerine dair yanlış inanışlar, geleneksel kadın/erkek rollerinin dışına çıkamamak, negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı, katı dini ve ahlaki inançlar, cinsel taciz ve travmalar, eşler arasındaki sorunlar, edilgenlik, çekingenlik, babayla ve/veya anneyle ilişkide sorunlar. Örneğin, vajinismuslu kadınlar arasında, baskıcı, otoriter bir babaya sahip olmak yaygındır. Erkeklerde ise, erektil işlev bozukluğu ( sertleşme bozukluğu) genellikle anneye olan bilinçdışı cinsel bağlılığın sürdürülmesi ile ilişkilidir.

    Cinsel terapi, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanan, psikolojik bir terapi yöntemidir. Sorunun niteliğine göre, etkili olabilecek psikolojik tedavi yöntemi seçilir. Kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur. Her seansta gizli tutulacak bir görüşme yapılır ve burada utanç duygusu ve kısıtlama altında kalmadan kendi özel yaşamınız ve cinsel temaslarınız gibi konular işlenir. Korkular ve gizli tutulan istekler üzerine konuşmalar yapılır. Cinsel terapi, seans oturumları ve evde yapılan pratik alıştırmalardan oluşur.

    Cinsel Terapi uygulanan cinsel işlev bozukluları arasında; denetimsiz boşalma ,erektil disfonksiyon ( Sertleşme bozukluğu) geç boşalma, vajinismus, disparoni ( ağrılı cinsel ilişki ) cinsel isteksizlik, hiperseksüalite, cinsel tiksinti bozukluğu vb. gibi konular yer almaktadır.

    Cinsel terapiye başlamadan önce sorunun psikolojik ve organik ayrımı yapılır. Eğer sorun sadece organik nedenlere bağlı ise tıbbi tedavi yöntemleri sonuç verir. Ancak, psikolojik nedenler bu bozukluklarda çok yaygındır ve organik nedenlerle birlikte de geçerli olabilmektedir. Organik bir rahatsızlığın teşhis edildiği çok sayıda vakada, tıbbi bir tedavi olmaksızın sadece cinsel terapinin etkili olduğu da rapor edilmiştir. Özellikle erken boşalmanın çok büyük bir oranının psikolojik kaynaklı olduğu da istatistikler arasındadır.

  • Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Eyvah! Erken Boşalıyorum:

    Öncelikle “erken boşalma” kelimesinin yerine “denetimsiz boşalma” ya da “kontrolsüz boşalma” demeyi daha doğru buluyorum.

    Çünkü ”erken” sözcüğü çok görecelidir. Kime göre, neye göre erken? Denetimsiz boşalmayı tanımlayacak olursak; en az 6 ay düzenli bir cinsel birliktelik ( Cinsel penatrasyon ) yaşayan ve bu birlikteliklerin % 50 sinden fazlasında erkeğin boşalmayı geciktirememesi durumudur. Başka bir deyişle; denetimsiz boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol edemeyip isteğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini yaşar (Plato) ve ardından da boşalır. Denetimsiz boşalanlarda bu plato fazı ya çok azdır ya da hiç yoktur.

    Ülkemizde denetimsiz boşalma sorunu on erkekten yedisinde görülmektedir. Bu çok ciddi bir oranken bu problem ile kliniklere başvurma sayısı oldukça düşüktür. Bunun nedeni erkekliğe yüklenen anlamın erkeğin cinsel performansındaki başarısı ile özdeşleşmiş olması, utanç duyulması, genelde diğer erkeklerin kendisinden daha iyi performans gösterdiği yanılgısı ( bu problemi yaşayan tek erkeğin kendisi olduğu inancı ) veya kadınların çoğunun cinsel ilişkiyi görev gibi algılayıp, bu sorunun onlar için bir avantaja dönüşmesidir.( Yani ne kadar hızlı olursa kadın görevini daha çabuk yerine getirmiş olur.)

    Denetimsiz boşalmanın sebeplerine gelecek olursak, cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşünülen ülkemizde çocuklarımıza gerekli cinsel eğitimin verilmiyor olması, mahrem alana saygı duyulmadığı için, ilk cinsel keşiflerin ( Mastürbasyon ) yakalanma korkusu ve aceleyle yapılmış olması, ilk cinsel deneyimlerin genel ev gibi performans odaklı ve erkekte inanılmaz kaygı yaratan yerlerde gerçekleşmiş olması, çocuk- ebeveyn ilişkileri, suçluluk, günahkarlık duyguları, erkekler arsında çok yaygın olan mitler, hurafeler… Eş ile ilişkisel sorunlar, performans kaygısı ( Denetimsiz boşalmayı hızlandırıcı ve sürdürücü bir rol oynar, cinsel mitlerle ve yüksek beklentilerle doldurulmuş bir erkek cinsellikte sıkıntı yaşar. Çünkü seks haz alınması gereken bir durum olmaktan çıkar, bir sınav haline gelir.) Seyirci rolü ( Erkek eşi ve onun memnuniyetiyle çok fazla meşgul olursa sürekli eşini izler ve onu memnun edememe endişesine kapılarak erken boşalabilir.) Aslında tüm mesele erkeğin bedensel hislerini fark edememesi ile ilgilidir. Nasıl ki mesanenin olduğunu fark edemeyen bir çocuk gece altına idrar kaçırırsa; yükselen heyecanını fark edemeyen erkek de isteğinden önce boşalır.

    Tedavi 2- 6 hafta arasında değişen 45 dakikalık seanslardan ve seans da öğrenilen tekniklerin evde uygulanması şeklinde uygulamalardan oluşmaktadır.

    Cinsel problemeler diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi tedavi edilmezler ise kişilerin ilişkilerini ve yaşam kalitelerini bozabilmektedir. Bu yüzden denetimsiz boşalan erkekler zaman geçirmeden hayatlarını büyük ölçüde sıkıntıya sokan ve çözümü de bir o kadar basit olan bu sorundan kurtulmak için bir cinsel terapiste başvurmaları gerekir. Aklen, bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşantı için hayatımızdaki bütün sorunlardan kurtulmanız dileğiyle… Mutlu yıllar…

  • Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus tedavisi için uygulanacak adımlar her ne kadar vajinismusun kadın üzerindeki süresine ve yoğunluğuna göre farklılık gösterse de, vajinismus tedavisinden genel anlamda bahsedelim:

    – Vajinismusta tamamen kişiye özel bir tedavi planı gerekir –

    Bunun için öncelikle çiftler ile birkaç görüşme yapılır. Çiftin cinselliğe bakışı, duygu durumları, evlilik ilişkileri, iletişimleri, motivasyonlarını ölçmek için bir takım bilimsel temelli uygulamalar yapılır ve değerlendirme sonuçlarına göre bir tedavi planı çıkartılır.Daha sonra çiftlerin ilişkilerine odaklanılır. Varsa çatışmalar giderilmeye, ilişkilerini tekrar duygusal boyuta taşıyarak bağlarını sağlamlaştırma üzerinde durulur. Çünkü Vajinismus cinsel terapisi karşılıklı sevgi ve saygının olduğu çiftlerde daha başarılı olur.

    Sonraki aşama olarak kadının ilk gece korkuları, ilk cinsel ilişki, kızlık zarı ile ilgili kökleşmiş yanlış inanışlar ve düşünceler yerine doğruları ile değiştirmeye yönelik bilişsel bir çalışma yapılır. Hastanın cinselliğe dair olumsuz duyguları giderilerek cinsel duygularını hissetmesini, cinselliğin her kadının hakkı olduğunu, ve bunu da haz duyarak keyif alarak yaşamasının gerekliliğini benimsemesi hedeflenir.

    Eğer hastanın vajinismusa neden olan faktörleri arasında, öğrenilmiş, bilişsel öğretiler dışında bir travmaya bağlı ise bu aşamada da hastaya duygusal yönelimli terapi uygulaması yapılarak baş etme yöntemleri geliştirilir.

    En son olarak davranışsal uygulamalara yer verilerek, “aşk oyunları” adı verilen egzersizleri, aşama aşama uygulatarak (evlerinde) çiftler cinsel penetrasyonu (cinsel birleşme) gerçekleştirebilecek duruma gelebilirler.

    Ayrıca, vajinismus cinsel terapisinde genellikle hiçbir cerrahi müdahale ve diğer girişimsel müdahaleleri uygulamak gerekmez. Hastanın tedavi süreci boyunca herhangi bir ilaç kullanması da istenmemektedir. Yapılması gereken tek şey, iyi bir rehber olacak cinsel terapisti bulmak, her şeyi açıkça anlatmak ve en önemlisi de iyileşme arzunuzun olmasıdır.

    Sizler bunu yapmayı başardığınız takdirde, cinsel terapistin sizlere önereceği aşk oyunları adı verilen egzersizlerle vajinismus sorununu aşmanız mümkündür

    Eski yaklaşımlara baktığımızda vajinismus tedavisinin hedefi sadece vajinal penetrasyondu(Cinsel Birleşme). Eşlerin tedavi sonrasındaki, mutlu ve haz odaklı cinselliği göz ardı edilmekteydi. Bu da daha sonra çiftlerde cinsel işlev bozuklukları, cinsel soğukluklar, disparoni(Ağrılı cinsel ilişki) gibi tablolara dönüşmekteydi.

  • Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel mit; halk arasında cinsellikle ilgili doğru olmayan, abartılı, yanlış ve uydurma hikayelerle kulaktan kulağa anlatılarak oluşturulmuş inanışlara verilen addır.

    Mit kelimesi İngilizcede “Myth” kelimesinden gelmekte olup Türkçemize “batıl inanç” olarak çevrilebilir. Cinsel mitler “seksüel mit” olarak da anılabilir. Zaman içinde büyüyerek toplumda sanki doğruymuş gibi yer eden cinsel mitler, genç kişilerin zihinlerinde yer ederek vajinismus, erken boşalma, sertleşme problemi, cinsel isteksizlik vs. gibi daha pek çok cinsel problemlere neden olabilmektedir. Toplumda konuşulan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşan cinsel mitlerin bu kadar etkili ve güçlü olmasının nedeni; ülkemizde cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşüncesiyle, ne ebeveynlerin ne de eğitimcilerin, gençlerimize bu konuda hiçbir eğitim vermemesidir.

    Ülkemizde evlilik kurumuna önem verilirken, üremenin ve psikolojik sağlık için çok önemli bir yere sahip olan cinselliğin neredeyse yok sayılması mutsuz ve çatışmalı evliliklere yol açmaya devam ediyor.

    İşte en yaygın cinsel mitlerden bazıları:

    -Erkekte cinsel organın boyutu çok önemlidir.

    Erkek tarafından en çok takıntı yapılan konulardan biri penis boyutudur. Penis boyu ortalama 14 santimetre olmakla beraber 10-18 santimetre arası olanlar normal boyutlarda kabul edilmektedir. Sanıldığının aksine, penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ayrıca vajinal uyarı vajinanın 1/3 kısmında yoğunlaşır. Bu da penis boyuna yönelik takıntıları temelden yıkmaktadır. Buradan yola çıkarak söylene bilinir ki, mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam için penis boyu tek kriter olamaz. Çiftlerin birbiriyle açık ve samimi bir iletişim kurmaları, birbirilerinin arzu, istek ve beklentilerine değer vermeleri doyurucu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için oldukça önemlidir.

    -İlk cinsel ilişki kadına çok ağrı verir ve kanama olur. İlk ilişkide kanama olmazsa kadın bakire değildir.

    Cinsel ilişki ağrı ve acı yapmaz. Kadının cinsel ilişki sırasında uyarılması, ıslanması olmuş ve kendini kasmaz ise ne ilk ilişkide ne de sonraki ilişkilerinde ağrı acı olmaz. Vajinanın görevi penisi içine almak ve neslin devamını sağlamaktır. Vücudumuzdaki diğer organlar görevlerini yerine getirirken nasıl ki ağrı ya da acı yaşanmıyorsa, vajina da haz alıp-verme olan görevini yerine getirirken ağrıya ve acıya neden olmaz. Kızlık zarı vajina girişinin hemen yakınında, doğuştan delik olan, esnek bir yapıdır ve ilk ilişki sırasında kızlık zarında hafif bir açılma olur. Aslında kanama olmaması normalde beklenen bir durumdur. Normal şartlar altında, normal bir kızlık zarı, kanamaz, delinmez, patlamaz, yırtılmaz. İlk cinsel ilişki sırasında penis vajinaya girdiğinde kızlık zarında hafif bir açılma olur. Bu noktada kadın rahat ve kendini kasmazsa, ıslanmışsa bu girişi hissetmez. Kızlık zarının açılması denilen olgu giyinilen ince çorabın bir yere takılması ve kaçması gibidir. Ayrıca kızlık zarından gelen kan, parmağın kanaması gibi değil, belli belirsiz bir sıvıdır. Bu da kadın rahatsa, kendini kasmazsa, ıslanması tam olmuşsa ve erkek acele etmezse hiç fark edilmez bile.

    -Mastürbasyon cinsel isteği ve gücü azaltır.

    En geçerli ve en yaygın cinsel eylem olan mastürbasyon, Türk toplumunda her nedense zararlı ve günah olarak vurgulanır. Kişinin rahatlamasına ve kimseye zarar vermeden cinselliği yaşamasına yardımcı olduğu için de doğaldır. Mastürbasyonun cinsel gücü azalttığına dair söylenenler ise yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değil ona eşlik eden ayıp, günah veya zararlı gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendisiyle barışık olduğunun temel göstergelerindendir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkılar sağlayan bir süreç meydana getirir. Ancak yakalanma korkusuyla ve günah işliyorum duygusuyla yapıldığında erkeği erken boşalmaya , kadını da cinsellikten haz almamaya programlayabilir, ayrıca erkeklerde sıklıkla karşılaştığımız, suçluluk duygusu ileride sertleşme sorunlarına ve cinsel isteksizliğe yol açabilir.

    Anlaşılacağı üzere bu verdiğim örnekler çoğaltılabilir hatta 500 sayfalık bir kitap bile yazılabilir. Ama tabi bu bizi çözüme götürmez. Peki çözüm nedir? En önemlisi çocuklarımız doğduğu anadan itibaren cinsiyet ve cinsellik ile ilgili eğitim vermektir. Ve toplum olarak önce okumayı ve araştırmayı alışkanlık haline getirebilmek gerekir. Eğer bu olursa zaten zihin her söylene inanmaz tüm bunları kendi zihin süzgecinizden geçirebilme yetisini kullanabilir. Bilimin ışığında, gerçek bilgiler ile yaşamanız dileğimle…