Etiket: Cinsel

  • Narsisizm Kavramı Nedir?

    Narsisizm Kavramı Nedir?

    Narsisizm kavramı psikoanalitik lügata ilk olarak Sadger sayesinde girmiştir. 1898 yılında Havelock Ellis’in “Narcissus-like” terimini kullanmasıyla psikoloji literatürü içerisindeki yerini almaya başlamıştır. Narsisizm kavramı, Yunan mitolojisindeki Narcissus’dan gelmektedir(Serbest, Aydoğan, 2016). Narsisizm; cinsel heyecanlarda kendini kaybetme, kişinin kendi bedenine aşık olması ve neredeyse tümüyle bu halle ilgili olma durumunu betimlemekteydi. 1899’da Nacke, Ellis’in makalesinin Almanca bir özetini yazdı ve bu özet içinde, kişinin kendi vücuduna cinsel bir objeymiş gibi davrandığı, cinsel bozukluğa işaret eden “Narcissismus” terimini kullandı (Timuroğlu, İşcan, 2008). 

    Temelini klinik kuramlardan alan narsisizm kavramı Freud’un ilgisini çekmiştir. Bunun sonucunda Freud ilk kez 1910 yılında Cinsellik üzerine Üç makale yayımlamış ve narsisizm teriminede bu üç makalesinde değinmiştir. Dört yıl sonra psikoanalitik teoriye büyük katkısı bulunan “on Narcissism; An Introduction” yazısını yayımlamıştır. Freud’a göre narsisizm; cinsel gelişimin bir dönemi olarak ele alınmıştır. Narsisizmden kişilik tipi olarak bahsetmesi ise 1931 yılında yayımladığı bir yazısında görülür (Timuroğlu, İşcan, 2008). Son yıllarda narsisizm kavramı sosyal psikologlarında dikkatini çekmiş ve birçok sosyal araştırmaya konu olmuştur. Yapılan araştırmalar erkek ve kadınların diğer insanlarla kurdukları ilişki içerisinde, benliklerini yüceltmeye çalıştıklarını göstermektedirler. Bu amaçla ilişkilerinde olumsuz yanlarını gizlemeye çalışırken, olumlu özelliklerine vurgu yaparlar. Çok sayıda araştırma olumlu yanılsamaların, ilişki uyumunu yordadığını desteklemiştir. Araştırmanın bulguları hem erkeklerin hem de kadınların sahip oldukları zihinsel yeteneklerini abarttıklarını; sadece erkeklerin kadınlara göre fiziksel çekiciliklerini abarttıklarına dikkat çekmiştir (Bozkuş, Araz, 2015).

    Narsisizmin en belirgin özelliği; self’in (gerçek dünya da varolan diğer varlıklardan ayrı olarak yaşanan, algılanan ruhsal ve fiziksel, bütün bir bireyi kapsar-benlik) abartılı bir şekilde öne çıkarılması ve diğer bireylere duyulan ilginin azalmasıdır (Evren, 2012). Narsisizm, kısaca kendini aşırı beğenen, kibirli başkaları üzerinde otorite kuran, teşhirciliğe meyilli, kendini eşsiz ve diğer insanlardan üstün gören bireysel özellikleri ifade etmektedir. Psikologlar narsistik kişileri kendilerini dünyanın merkezinde gören, eleştiriye tahammül edemeyen, çevresindeki insanlara değer vermeyen, bulunduğu çevrede dikkat çekmeye çalışan, kendisine hayranlık duyulmasını isteyen kişiler olarak tanımlamaktadırlar (Serbest, Aydoğan, 2016). Sosyal psikoloji ve kişilik psikolojisi perspektifinden narsisizm, patolojik olması gerekmeyen kişilik özellikleriyle tanımlanmaktadır (Bozkuş, Araz, 2015). Bilimsel olarak araştırıldığında narsisizmin; patolojik (hastalık) olarak araştırılmasının yanında, normal narsisizmden de bahsedildiği görülmektedir. Her birey belirli bir dereceye kadar kendisine âşıktır ve bu konuda, diğer kişilerin kendisine hak vermesini bekler. Ancak benliğe duyulan ilgi ve verilen değerin, psikiyatrik tedavi gerektirecek şekilde yoğunlaşması, bir kişilik bozukluğu olarak patolojik narsisizmi ortaya çıkarmaktadır (Evren, 2012). 

  • Soru ve Yanıtlarla Vajinismus

    Soru ve Yanıtlarla Vajinismus

    Vajinismus nedir?

    Vajinismus kadınlarda görülen, çoğunlukla psikolojik temelli bir cinsel bozukluktur. Cinsel ağrı bozuklukları kapsamında yer alır. Ancak ağrılı cinsel ilişki (disparoni) ile karıştırılmamalıdır. Disparonide, cinsel ilişki sırasında acı çekilmesi söz konusudur ancak vajinismusta vajinadaki kasların istemsiz bir şekilde kasılması, bu nedenle cinsel ilişkinin nerdeyse olanaksız hale gelmesi, penisin ya da benzer bir şeyin içeri sokulmaya çalışılması durumunda da bu kasılmalardan dolayı ağrı meydana gelmesi söz konusudur.

    Vajina, kadın cinsel organlarından birisidir. Yaklaşık 10 cm derinliğinde, kaslardan oluşan tüp benzeri bir yapıdır. Ancak içerisine penis girdiğinde daha da uzar. Cinsel ilişki dışında genellikle kapalı bir yapıdadır ancak elastiktir. Böylelikle içerisine bir giriş olduğunda genişler. Ayrıca, vajina duvarları cinsel uyarılmanın gerçekleşmesi ile birlikte bir takım sıvıların salgılanmasıyla kaygan bir hal alır, böylelikle herhangi bir ağrı ya da tahriş olmadan cinsel ilişki gerçekleşebilir.

    Vajinanın ilk üçte birlik kısmı cinsel olarak uyarılmaya açıktır. Daha derinleri ise genellikle hissizdir. Yani, daha derinlerin uyarılması kadına cinsel açıdan kayda değer bir haz vermez. Bu da demektir ki penisin boyutu ya da uzunluğu cinsel haz için önemli değildir. Ama bu tabi ki başka bir yazının konusu.

    Kadınlar vajinalarının özellikle ilk üçte birlik kısmında yer alan kasları üzerinde önemli ölçüde denetim sahibidirler. Hatta daha derinlerde yer alan kas grupları üzerinde de kısmı bir denetimleri bulunmaktadır. Bu kaslar ve kas kontrolü kadın orgazmı için de oldukça önemlidir. Kadınlar, vajinadaki kaslarını ve anüs kaslarını birlikte kontrol ederek orgazma ulaşmayı kolaylaştırabilirler. Nitekim, orgazm güçlüğünün tedavisinde odak noktası olan konulardan birisi de bu denetimin öğrenilmesidir.

    Ancak vajinismusu olan kadınlarda, üçte birlik kısımda yer alan yani girişe yakın olan kaslar istemsiz bir şekilde kasılarak vajina girişini kapatırlar. Bu da ağrıya neden olur ve cinsel birleşmeyi olanaksız hale getirir. Bu durum genellikle penis vajinaya girmek üzere iken gerçekleşir. Ancak, jinekolojik bir muayenede dahi, hekim vajinayı parmaklarıyla uyardığında aynı kasılma geçekleşmektedir.

    Vajinusmustan şüphelenildiğinde nereye başvurmalı?

    Diğer psikolojik temelli bedensel bozukluklarda olduğu gibi vajinismus durumunda da ilk olarak ilgili uzman hekime başvurulmalıdır. Burada söz konusu hekim kadın doğum uzmanı ya da diğer adıyla jinekolog olacaktır. Öncelikle ortada fiziksel bir durum ya da enfeksiyon olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Ayrıca vajinusmusla karıştırılan başka bir takım durumlar da söz konusu olabilir ve hasta yaşadığı durumu ayırt edemiyor olabilir.

    Örneğin kimi mantar enfeksiyonlarında da ağrı ya da kasılma gerçekleşebilmektedir. Ortada bir cinsel uyarılma bozukluğu da söz konusu olabilir. Söz gelimi, cinsel uyarılma esnasında vajina yeterince ıslanmıyor olabilir, bu nedenle de cinsel ilişkide ağrı gerçekleşiyor olabilir. Bu nedenle önce hastanın şikayetinin bu ve bunun gibi durumlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı iyi bir muayene ile saptanmalıdır. 

    Yaşanılan durumun vajinismus olduğundan emin olduktan sonra ise cinsel terapiler konusunda eğitimli ve deneyimli bir psikoterapistten yardım alınmalıdır.

    Bu konuda yapılan temel hatalardan birisi de yardım arayışını geciktirmektir. Vajinismus yaşayan kadınlar genellikle oldukça uzun zaman sonra profesyonellere başvurmaktadırlar. Bunun çeşitli nedenleri olabilmektedir ama genel olarak toplumumuzda cinsel sorunlarla ilgili genel olarak böyle bir durumun olduğunu biliyoruz.

    Vajinismusun nedenleri nelerdir?

     Tahmin edeceğiniz üzere vajinismusun çok çeşitli nedenleri olabilir. En sık görülen nedenler şu şekildedir:

    • Olumsuz cinsel deneyimler,

    • Geçmişteki bir cinsel taciz ya da tecavüz girişimi,

    • Yetersiz cinsel bilgiler,

    • Cinsellikle ilgili yoğun kaygı ve korkular. Örneğin ilk gece korkusu ya da canım acıyacak endişesi,

    • Hamilelik korkusu,

    • Cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik yoğun bir korku,

    • Bekarete yüklenen abartılı ve takıntılı önem,

    • Cinsellikle ilgili yanlış bilgiler ve inançlar vb…

    Vajinismus sonradan da ortaya çıkabilir mi?

    Evet. Genellikle vajinismus ilk cinsel ilişki girişiminde ortaya çıkar. En yaygın şekli de budur. Yani vajinismus şikayetiyle uzmanlara başvurun kadınlar genellikle henüz hiç cinsel ilişki (daha doğrusu penetrasyon yani penisin vajinaya girmesi durumunu) yaşamamış olan kadınlardır. Ancak, belirli bir süre sorunsuz bir cinsel yaşantı sürdükten sonra hastalık, cinsel saldırı, psikolojik travma, doğum gibi yaşantılardan sonra vajinismus sonradan da ortaya çıkabilmektedir. 

    Vajinismusun tedavisi mümkün müdür?

    Evet. Günümüzde vajinismus birtakım psikoterapi teknikleri ve süreçleriyle giderilebilmektedir. Eğer vajinismusun travmatik bir yaşantıdan kaynaklandığı saptanırsa buna yönelik olarak daha özel teknik ve yaklaşımlar da uygulanabilmektedir. Örneğin, travmatik kökenli bozukluklarda oldukça etkili olan EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavinin süresi ise kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu süre 2-3 ay arasında olabileceği gibi kimi durumlarda kısa bir bilgilendirme dahi etkili olabilmektedir. Genel olarak cinsel sorunların en önemli nedenlerinden birisinin cinsel bilgisizlik olduğu düşünüldüğünde, yaşanan birçok sorunun tedavisi cinsel eğitim olabilmektedir. 

  • Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu

    Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu

    Öncelikle bu durumun adı “iktidarsızlık” değil. Havalı ismi “erektil disfonksiyon”, Türkçesi “sertleşme bozukluğu”. Kimi kaynaklarda “sertleşme güçlüğü” diye de geçer. Ama kesinlikle bu bir iktidarsızlık değildir. Bunu bu şekilde tanımlamaktan vazgeçmek aslında oldukça önemli. İktidar, kelime anlamıyla “güç” demektir. Bir erkeğin gücünü belirleyen şey penisinin sertleşmesi değildir. Penisi sertleşmeyen bir erkek de gücünü yani iktidarını kaybetmez. Bu durumu böyle tanımlayıp, ereksiyona gereğinden fazla önem atfetmek aslında bunun başlı başına nedenlerinden birisidir.

    İşe önce penis denilen organı tanımakla başlayalım. Penis, erkek cinsel organlarından birisidir. Hatta erkek cinsel organı denilince ilk akla gelen organdır. Hem üreme açısından hem de erkeğin cinsel hazzı açısından son derece önemli bir organdır. Bir baş kısmından bir de gövdeden oluşur. Hem baş kısmında hem de gövdesinden bol miktarda haz veren sinir ucu barındırır. Erkeğin cinsel olarak en çok haz aldığı bölgesidir.

    Penisin içinden üretra adı verilen bir kanal geçer. Bu kanaldan hem idrar geçer, hem de boşalma sırasında içinde sperm hücrelerini barındıran, beyaz renkli bir sıvı olan meni (semen) geçer. Penisin içerisinde kemik yoktur. Penisin gövdesi süngerimsi bir yapıdadır. İşte ereksiyonu yani sertleşmeyi sağlayan bu süngerimsi yapıdır. Cinsel uyarılma esnasında kan akışı bu bölgeye doğru yoğunlaşır, süngerimsi yapının içi kanla dolar, böylelikle penis sertleşir ve dikleşir yani erekte olur.

    Görüldüğü gibi penisin ereksiyonu temelde fizyolojik bir olaydır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki en önemli cinsel organımız beynimizdir. Cinsel uyarılmanın ve ereksiyonun gerçekleşmesi için illa ki fiziksel bir uyarım gerekmez. Yani penisin bir kadın tarafından doğrudan uyarılması şart değildir. Bir erkeğin cinsel fantezi kurması yani sadece cinselliği düşünmesi bile uyarımı ve erkeksiyonu sağlayabilir.

    Buradan da görüyoruz ki sertleşme aynı zamanda psikolojik bir olaydır. O zaman tüm bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz: sertleşme bozukluğu fizyolojik kaynaklı olabileceği gibi psikolojik kaynaklı da olabilir. Hatta şunu biliyoruz ki, özellikle genç sayılabilecek yaşlarda (60’ın altı) görülen sertleşme bozukluklarının kaynağı çoğunlukla psikolojiktir. Özellikle performans kaygısı (Başarılı olabilecek miyim? Partnerimi yeterince tatmin edebilecek miyim? Gibi), yaşanan olumsuz deneyimler bu durumun önemli sebepleri arasındadır. 

    Bir kere şunu söylemeliyim ki, sağlıklı bir erkeğin arada sırada sertleşme güçlüğü yaşaması gayet olağandır. Eğer bu durumu deneyimlerseniz hemen paniğe kapılmayın, “Eyvah! Bende sertleşme bozukluğu var” diye düşünmeyin. Yaşadığınız şey geçici bir durum olabilir. Hatta, yaşanan olağan ve geçici bir sertleşme güçlüğü durumu diğer ilişkilerden önce “Acaba yine olacak mı?” gibisinden bir kaygı durumu ortaya çıkarır ve bu kaygı da sertleşme güçlüğünün yeniden yaşanmasına neden olabilir. Ancak bu durum süreklilik arz ediyorsa, her ilişkinizde bunu yaşıyorsanız o zaman bir çare aramanızda yarar var. 

    Peki sertleşme bozukluğu kendisini nasıl gösterir? Genelde bunun üç şekilde olduğunu görüyoruz. İlkinde sertleşme hiç olmaz. Cinsel uyarılma olmasına rağmen penis bu uyarılmaya yanıt vermez ve sertleşmez. İkincisinde ise başlangıçta sertleşme olur ancak bu durum cinsel ilişki süresince devam etmez. Ön sevişme sırasında ya da penis vajinanın içerisindeyken, orgazm gerçekleşmeden önce penis sertliğini kaybeder. Üçüncüsünde ise sertleşme az biraz gerçekleşir ancak bu sertleşme cinsel ilişkiyi sağlayacak düzeyde değildir.

    Eğer bu tür durumları sürekli bir şekilde yaşıyorsanız sertleşme bozukluğu söz konusu olabilir. Öncelikle bu durumu kabul ederek işe başlamak çok önemlidir. Bir kere bu durumu bir felaket olarak yorumlamamaya gayret edin. Bu durum her erkeğin yaşayabileceği bir durumdur. Merak etmeyin, iktidarınızı kaybetmediniz. İlk başta dediğim gibi, iktidar kelimesini kullanmaktan kaçınmak en doğrusu.

    İlk olarak gitmeniz gereken uzman bir üroloji uzmanı hekimdir. Önce fizyolojik tetkikler yapılmalıdır. Eğer sertleşme bozukluğunuzun altından fizyolojik bir neden çıkmazsa o zaman psikoterapi almanız yararınıza olacaktır. Özellikle Bilişsel – Davranışçı terapilerle sertleşme bozukluğu  giderilebilmektedir. Bunun için bir cinsel terapiste ya da psikoterapiste başvurmanız yeterlidir. 

  • İnsanda Cinsel Tepkiler

    İnsanda Cinsel Tepkiler

    Cinsel bir uyarımla karşılaşıldığında insan bedeninde gerçekleşen deneyimlere “cinsel tepkiler” adı verilmektedir. İnsanın cinsel tepkilerini açıklayan en geçerli model Masters ve Johnson tarafından açıklanan 4 aşamalı modeldir. Buna göre insanın verdiği cinsel tepkiler 4 aşamada gerçekleşmektedir. Bunlar:

    1. Uyarılma aşaması

    2. Plato aşaması

    3. Orgazm

    4. Çözülme aşaması.

    Şimdi her bir aşamada kadında ve erkekte neler olup bittiğini inceleyelim.

    1. Uyarılma aşaması:

    Bedenin ilk cinsel uyarılma belirtilerini gösterdiği aşamadır. Kan akışı cinsel organ bölgesine doğru yoğunlaşır ve cinsel organlarda değişimler başlar.

        Kadında: İlk uyarılma belirtileri vajinada görülmektedir. Kan akışının artmasıyla vajina duvarları kalınlaşır ve rengi koyulaşır. Islanma, diğer adıyla lubrikasyon meydana gelir. Böylelikle vajina cinsel ilişkiye hazır hale gelmeye başlar. Vajinanın ilk üçte birlik kısmı hafifçe uzar ve genişler. Uterus yani rahim yukarı doğru çıkmaya başlar. Kadının cinsel organ bölgesinde bulunan büyük ve küçük dudaklar şişmeye ve hafifçe açılmaya başlar. Meme uçları sertleşir ve dikleşir. Aynı şekilde klitoris de sertleşmeye başlar. Boyunda, memelerde ve karın bölgesindeki deride kızarıklıklar görülmeye başlar. Kalp atışı artar, kan basıncı yükselir.

    Erkekte: Kan akışının cinsel bölgeye yoğunlaşmasıyla penis erekte olur yani sertleşir ve dikleşir. Penisin içinden geçen ve idrarla meniyi (sperm hücrelerini içinde barındıran beyaz renkli sıvı) taşıyan üretra adındaki kanalın çapı iki katına çıkar. Testisleri içinde barındıran ve skrotum adı verilen torba benzeri yapının dokusu incelir ve testisler yukarı doğru çıkar. Kadınlardaki kadar sık olmasa da meme ucunun sertleşmesi cinsel kızarmalar erkekler de görülebilir. Cowper bezi adındaki bir yapıdan renksiz bir sıvı salgılanır. Bu sıvıya halk arasında “zevk sıvısı” da denilmektedir. Bu sıvı üretrayı nötralize eder, Ph dengesini düzenler ve böylelikle spermlerin sağlıklı bir şekilde üretra içerisinden geçmesini sağlar. Kaslar gerilir, nabız ve solunum artar, tansiyon yükselir. 

    2. Plato aşaması:

    Uyarılmanın en üst düzeye ulaştığı aşamadır. 

        Kadında: Vajinanın ilk üçte birlik kısmı iyice kanla dolar ve şişer. İçteki üçte ikilik kısım da uzar ve genişler. Küçük dudaklar dışarı doğru çıkmaya başlar. Memeler hafifçe büyür. Cinsel kızarıklıklar omuzlara, sırta ve kalçalara doğru yayılmaya başlar. Kaslar gerilir, solunum, nabız ve tansiyon artmaya devam eder. 

        Erkekte: Peniste herhangi bir değişme olmaz, sertliğini korur. Penisin baş kısmı şişer ve morumsu bir renk alır. Testisler yaklaşık %50 oranında büyürler ve yukarı doğru çıkarlar. Daha fazla Cowper salgısı üretilir. Erkek orgazma doğru yaklaştıkça ellerde kavrama benzeri kasılmalar görülebilir. Nabız, tansiyon ve solunum artmaya devam eder. 

    3. Orgazm:

    Cinsel uyarılmanın yüksek bir zevk alma duygusu ile birlikte boşalım gerçekleştirdiği aşamadır. Oldukça zevk veren ve yoğun bir deneyimdir. 

        Kadında: Nabız tepe noktasına ulaşır. Klitoris oldukça duyarlı hale gelir, kızarır ve şişer, dışarı doğru çıkar. Bir çok kadın alt pelvik bölgede zonklama hisseder. Vajinanın ilk üçte birlik kısmında ve anüste kasılmalar meydana gelir. Uterus (rahim) dalgalanma benzeri bir hareketle kasılır. Tüm vücutta kasılmalar ve istemsiz hareketler meydana gelir. Orgazm sırasında kadın güçlükle solur, çığlık atabilir, inleyebilir, birtakım kelimeleri haykırabilir. 

        Erkekte: Erkeklerde orgazmla birlikte ejakülasyon (boşalma) meydana gelir. Hatta erkekler boşalmadan hemen önce boşalmanın geliyor olduğuna dair bir his yaşarlar. Buna “ejakülasyonun kaçınılmazlığı” adı verilir. Bu his gerçekleştiğinde erkek artık orgazmın durdurulamayacağını anlar. Özellikle erken boşalma tedavisinde bu hissin farkına varılmasını öğrenmek büyük önem taşır. Orgazmın en önemli kısmı ejakülasyon yani meninin boşaltılmasıdır. Penisin altındaki ve anüsteki kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin dışarı atılmasını sağlar. Bu kasların denetiminin öğrenilmesi de erken boşalma tedavisinde önemli bir noktadır. Testisler iyice yukarı doğru çıkarlar. Şiddetli kas kasılmaları yaşanır ve erkeğin bel hareketleri sertleşir. Beden arkaya doğru kıvrılır. Erkekler de orgazm sırasında inleyebilir, bağırabilir haykırabilirler. Yüzleri buruşuk bir hal alır. Nabız, solunum ve tansiyon tepe değerlere ulaşır, terleme görülür. 

    4. Çözülme aşaması:

    Bedenin cinsel uyarılmadan önceki durumuna döndüğü aşamadır. 

    Kadında: Beden hızlı bir şekilde uyarılmadan önceki konumuna döner. Kan akışı cinsel bölgeyi terk etmeye başlar böylelikle vajina ve klitoris eski hallerine dönerler. Aynı şekilde büyük ve küçük dudaklar da şişkinliklerini kaybeder. Uterus aşağı doğru inerek her zamanki konumunu alır. Memeler küçülür, meme uçları sertliğini yitirir. Cinsel kızarıklıklar ortadan kalkar. Solunum, nabız ve tansiyon normal seviyeye geriler. Bedende terleme görülür ve kaslar gevşer. Bir uyuşukluk ve uyku hali ortaya çıkabilir. Erkeklerin aksine kadınlar, çözülme aşamasında çoklu orgazm yaşayabilirler. Yani art arda orgazm olabilirler. 

    Erkekte: Orgazmdan hemen sonra ereksiyonun yarısı kaybolur. Geri kalan kısmı biraz daha devam eder. Ancak yürümek ve idrar yapmak ereksiyon kaybını hızlandırabilir. Üretranın çapı eskiye döner. Kan akışının azalmasıyla skrotum (testisleri taşıyan torba) gevşer, testisler de eski yerlerine dönerler. Meme uçları sertliğini yitirir, cinsel kızarıklıklar kaybolur. Kaslar gevşer ve bir uyku hali ortaya çıkar. Hatta kimi erkekler uykuya dalabilir. Bedende bir terleme görülebilir, nabız, solunum ve tansiyon normal seviyeye geriler. Erkekler kadınların aksine çoklu orgazm yaşayamazlar. Erkeğin yeniden bir cinsel ilişkiye hazır hale gelebilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye “refrakter dönem” adı verilir.

  • Erken Boşalma Nedir?

    Erken Boşalma Nedir?

    Erkeklerin cinsel yaşamlarında karşılaştıkları en önemli sorunlardan birisi de erken boşalma ya da “prematür ejakülasyon”dur. Hatta bu sorun, erkeklerin hekimlere ya da psikoterapistlere başvurma nedenleri arasında başlarda gelmektedir. Bu sorunu yaşayan erkeklerin yaşam kaliteleri de olumsuz etkilenmekte, evlilikleri ya da ilişkileri de sıkıntıya girmektedir. Ancak, birçok erkek bu sorunun varlığını kabul etmek istemez ve yardım almayı reddeder. Halbuki doğru yardımla rahatlıkla çözümlenebilecek bir sorundur bu.

    Önce erkekteki boşalma mekanizmasını incelemekte yarar var. Bir kere erkekte orgazm ve boşalma (ejakülasyon) ayrı birer olgudur ancak nadir birkaç istisna dışında bu iki olgu aynı anda gerçekleştiğinden genellikle bu iki kavram birbirlerinin yerine kullanılırlar. Orgazm, cinsel gerilim ve uyarımın yoğun bir şekilde devam etmesinden sonra kısa süreli ve yoğun bir zevk duygusuyla belirli bir yaşantıdır. Boşalma ise meni ya da semen adı verilen, içinde sperm hücrelerini barındıran beyazımsı renkteki sıvının, penisin içerisinden geçen ve üretra adı verilen kanal aracılığıyla dışarı atılmasıdır. Dediğim gibi sıklıkla bu iki durum aynı anda gerçekleşir ancak kimi zaman (ki bu oldukça nadir görülür) orgazm olmadan boşalma ya da boşalma olmadan orgazm gerçekleşebilir. 

    Erkek cinsel olarak uyarılmaya başladığında erkeğin cinsel organlarında bir takım mekanizmalar çalışmaya başlar. Testislerde (halk arasındaki adıyla hayalar. Ama yumurtalık değil. Yumurtalık kadınlarda yer alır. Erkekte yumurtalık yoktur) üretilen sperm hücreleri bir keseciğe gelirler. Burada, meni ile birleşir ve orgazm anında üretra aracılığıyla dışarı atılırlar. Bunu da sağlayan penisin dip kısmında ve anüs çevresinde bulunan kaslardır. Bu kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin ve spermin dışarı atılmasını sağlarlar. 

    Peki erken boşalma nedir? Öncelikle bunun belirli bir süresini tanımlamak güçtür. Şu kadar sürenin altında olursa erken boşalma söz konusudur demeyi pek tercih etmiyoruz. Genel olarak kabul gören görüşlere göre erkeğin boşalmasını kontrol edememesi, cinsel ilişkinin her iki kişinin de doyuma ulaşmasına kadar sürmemesi ya da erkeğin bunu sürdürememesi durumu erken boşalma olarak adlandırılır. 

    Yani buradaki iki anahtar nokta erkeğin kendisini kontrol edememesi ve kadının orgazma ulaşmasını bekleyememesidir. Yani burada “süre” göreli bir değişkendir. Yukarıda mekanizmadan bahsederken belirttiğim gibi erkeğin boşalmasını sağlayan kas grupları bulunmaktadır. Bu kaslar üzerinde erkek kontrol sahibi olabilir. Bu şekilde boşalmasını da kontrol edebilir.

    Erken boşalmanın nedenleri genellikle psikolojik kaynaklıdır. Özellikle erkeğin geçmiş cinsel deneyimleri bu durumu ortaya çıkarabilir. Geçmişte yaşanan olumsuz ve travmatik cinsel deneyimler, erkeğin kendisini çeşitli nedenlerle çabuk boşalmaya şartlaması (örneğin yakalanma tehlikesinin olduğu ortamlarda sık yapılan mastürbasyonlar) bu durumun nedenleri arasında sayılabilir. 

    Bu sorunun çözümü için profesyonel yardım almaktan çekinmeyiniz. Sorununuzu ne kadar erken çözerseniz, cinsel yaşamınız da o kadar doyurucu olacaktır. 

  • Cinsel Eğitimin Önemi

    Cinsel Eğitimin Önemi

    Hemen tüm bilim insanının üzerinde uzlaştığı bir noktadır ki cinsellik insanın en temel ihtiyaçlarından birisidir. Hayatın temelinde yer almaktadır ancak özellikle tutucu toplumlarda cinselliğin konuşulması, tartışılması en zor konulardan biri olduğu da açıktır. Böyle toplumlarda yaşayanlar kimi zaman cinsellik hiç yokmuş gibi davranmayı tercih edebiliyorlar. Bu durum hem insanların gündelik yaşamında hem de eğitim içerisinde net bir şekilde gözlenebiliyor.

    Cinsel eğitim söz konusu olduğunda tutucu toplumlardaki zorluklar daha da belirgin hale gelmektedir. Cinsel eğitim günümüzde ABD, Avustralya ve AB ülkelerinde yaygın bir şekilde verilmektedir. Ancak halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdeki okullarda cinsel eğitim ya da buna benzer bir eğitim uygulaması ya hiç yoktur ya da yeterli düzey ve içerikte değildir. 

    Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi insanlarının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’de de okullarda bir cinsel eğitim dersi bulunmamaktadır. Türkiye’de de cinsel eğitim konusu tabu konular arasında yer almaktadır. Türkiye’deki cinsel eğitim çalışmaları hiç bir zaman örgün eğitim içerisinde bir ders olarak kendisine bir yer edinememiştir. Yapılan çalışmaların daha çok farklı kurumların gerçekleştirdiği proje çalışmaları şeklinde olduğu görülmektedir. 

    Türkiye’de ilk cinsel eğitim uygulamasına 1974 yılında rastlamaktayız. Bu uygulama Türkiye Aile Planlaması Derneği tarafından yerel eğitim etkinlikleri şeklinde gerçekleştirilmiştir. 1993 – 1998 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı ve SANİPAK adındaki özel bir firma işbirliği ile “Değişim: Genç Kızlığa İlk Adım” başlıklı ve kapsamlı bir proje gerçekleştirilmiştir. Bu proje kapsamında sadece 13 – 15 arasındaki 2.140.000 kız öğrenciye ulaşılmış ve cinsel sağlıkla ilgili kısa süreli bir eğitim verilmiştir. 1999 – 2003 yılları arasında PROCTER & GAMBLE ve TOPRAK HOLDİNG firmalarının da katılımıyla proje tekrarlanmış ve erkek öğrencileri de kapsayacak şekilde genişletilerek Ergenlik Dönemi Değişim Projesi adını almıştır. Bu çalışmada da daha çok cinsel sağlık bilgisi ve ergenlik döneminde yaşanan fiziksel değişimler üzerinde durulmuştur.

    Türkiye’de bu çalışmaların dışında küçük çaplı kimi çalışmalar da çeşitli dernek ve kurumlar tarafından zaman zaman yürütülmektedir. Ancak yapılan çalışmaların sadece ergenlikteki fiziksel değişimler ve CYBH ile sınırlı kaldığı görülmekte ve AB ülkelerinde uygulanan kapsamlı cinsel eğitim uygulamalarından da oldukça uzak  bir konumda olmaktadır. 

    Genel olarak ailelerin tutumuna bakıldığında tutuculuğun ağır bastığını söyleyebiliriz. Türkiye’deki ailelerin cinsel eğitimle ilgili temel kaygılarının çocuklarının cinsel eğitim almaları durumunda cinsel deneyimleri daha erken yaşlarda yaşamaları olduğu görülmektedir. Ancak aileler çocuklarının cinsel eğitim almalarına karşı değiller. Bu eğitimin okullarda verilmesini uygun buluyorlar ama içerik konusunda kendilerine danışılmasını, eğitimin içeriğinin toplumsal değerlere uygun bir şekilde verilmesinin gerekliliğini vurguluyorlar. Eğitimin içerisinde yer almasını istedikleri konularsa daha çok aile ve ailenin görevleri ile ebeveyn sorumluluklarından oluşuyor. 

    Aileler bu endişelerinde haklılar mı? Yani gerçekten de cinsel eğitim dersi verilmesi bireylerin cinsel deneyim ya da cinsel ilişki yaşama yaşını daha öne çekiyor mu? Araştırmalar net bir şekilde bunun aksinin geçerli olduğunu gösteriyor. Cinsel eğitim dersi almış olanlar almamış olanlara oranla cinsel deneyimlerini daha ileriki yaşlarda yaşıyorlar. Hatta cinsel eğitimin erken yaşlarda verilmesinin bile olumsuz bir etkide bulunmadığını görüyoruz.

    Cinsel eğitimle ilgili çalışmalara bakıldığında cinsel eğitimin Türkiye gibi ülkelerde kesinlikle bir gereksinim olduğu görülmektedir. Ergenler ve gençler de cinsel eğitime gereksinim duyduklarını belirtmekteler  Cinsel eğitimin verilmesi bireylerin cinsel konularla ilgili bilgilerini artırmakta (özellikle kendi bedenleri ile ilgili farkındalıkları artmaktadır), korunma ve doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasını artırmakta, bireylerin cinsel yaşamlarının daha doyurucu hale gelmesini sağlamakta ve bireylerin özgüvenlerini artırmakta, kadınlara yönelik tutumları olumlu yönde değiştirmekte, baskın ataerkil anlayışı azaltmaktadır.

    Cinsel eğitimin ilk basamağının ailede başladığı da önemli bir gerçekliktir. Bu bağlamda ailelerin de kendilerini geliştirmeleri oldukça önemli bir gerekliliktir. Hiç merak etmeyin; çocuğunuz belli bir yaşa geldiğinde (ortalama olarak 3 – 4 yaş civarı) sizden cinsel eğitim talep edecek. En basitinden o malum soruları soracak: Ben nasıl oldum? Düğün fotoğraflarınızda ben niye yokum? Balayına giderken beni kime bırakmıştınız? Kardeşim annemin karnına nasıl girdi? 

    Bu gibi sorulara hazır mısınız? Böyle sorularla karşılaştığınızda ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu sorulara yanıtınız hayır ise işe koyulmanın vakti gelmiş demektir. Üstelik bunun için bir çocuk sahibi olmayı beklemeniz de gerekmez. Hem kendiniz için, hem de çocuğunuza vereceğiniz cinsel eğitimin sağlıklı olması için kendinizi bu yönden donatmanızda yarar var. Bunun için hazırlanmış kitapları okuyabilir ya da bir cinsel terapistten ya da danışmandan yardım alabilirsiniz. 

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Genel olarak çoğu toplumda konuşulmaktan çekinilen; ancak bir o kadar da merak edilen bir alan olan cinsellik utanç, suçluluk, gurur ve güven gibi çelişkili, karışık duygularla anılan bir konu. Toplumsal eğilimler her ne kadar cinsel özgürlüğün sınırlanmasına veya baskılanmasına neden olsa da, son zamanlarda cinselliğe olan ilginin artmasıyla beraber cinsel sorunları iyileştirmek, cinsel doyumu arttırmak ve tatmin edici bir cinsel yaşamı devam ettirmek gibi konuları anlama isteğimiz de giderek artıyor.

    Bununla beraber kişilerin, cinsel hazla ilgili ailesel, toplumsal ve dini değer yargılarını çiğnediği düşüncesinin suçluluğu; eşleriyle aralarındaki ciddi anlaşmazlıklar ve eleştirici talepler; kronik stres, depresyon gibi olumsuz duygusal durumlar ve benzeri sorunlar cinsellikle ilgili kaygı yaşamalarına, savunmalar oluşturmalarına neden olduğunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Bunlara ek olarak,

    *Kendini gözlemleme ve iletişim kuramama

    *Cinsel davranışlardan kaçınma ve bu tür davranışlarda bulunamama

    *Başarısızlık korkusu ve partneri memnun etmeye yönelik aşırı uğraş vermeye dayalı kaygı duyma

    *Çiftin gerçek duygularını, isteklerini ve tepkilerini suçluluk duymadan, savunmaya geçmeden açık bir sekilde dile getirememe gibi cinsel haz almanın önündeki bazı engeller de cinsel işlev bozukluklarıyla sonuçlanabilir.

    Böyle durumlarda cinsel yeterliliğin geri kazanılması için bu sorunların düzeltilmesi gerekir. Bu noktada ise cinsel terapi cinsel fonksiyonu sekteye uğratan, işlevi doğrudan etkileyen engelleri azaltmak, kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan bu cinsel sorunları düzeltmeyi amaçlar. 

    Peki cinsel terapi nasıl bir terapi yöntemidir?

    -Danışanın cinsel semptomunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir terapi yöntemidir.

    Kişilerin sağlıklı bir cinsellik yaşamalarını engelleyen belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik planlanmış uygulamalar ve çalışmalar verilir.

    -Önerilen çalışmalarla psikoterapinin bir birleşimini uygulayan bir terapi yöntemidir.

    Direnç gösterilen, kaygı duyulan, yoğun depresif duygular yaşatan durumlarla ilgili olarak verilen uygulamaların yanısıra kişilerin duygu, düşünce ve davranışları ele alınır.

    -Cinsel konulardaki bilgi eksikliğini de ele alan bir terapi yöntemidir.

            Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği ve hatalı bilgileri gidermeye yönelik psikoeğitimi kapsar. Genellikle danışanların çoğu cinsellik hakkında fazla bilgi sahibi degildir; araştırma ve deneme konusunda da suçluluk ve korku duyarlar. Cinselliğin normal gidişatı öğretilir ve daha etkili cinsel teknikler bulmaları için yol gösterilir. Kişilerin cinsellikle ilgili sahip oldukları hatalı bilgiler ele alınır.

           Birtakım tıbbi hastalıklar ve ilaçlar da cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu nedenle cinsel terapiye başlamadan önce her zaman fiziksel faktörlerin elenmesi gerektiği unutulmamalı. 

  • Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel olarak aktif olan, yani cinsel hayatı olan her insan, yaşamının belli bir döneminde cinsel sorunlar yaşayabiliyor ve bu sorunlar, bireylerin eşleriyle olan ilişkisini olumsuz etkiliyor. Genellikle de çiftler böyle zamanlarda tam olarak nereye başvurabileceklerini bilemiyorlar.

    Cinsel sorunlarla ilgili olarak ilk önce bir cinsel terapiste başvurulmalıdır.

    Cinsel terapi ya da bir diğer adıyla seks terapisi, cinsel yeterliliği etkileyen ve cinsel işlevi sekteye uğratan engelleri azaltmayı; kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan sorunları düzeltmeyi amaçlayan bir terapi tekniğidir. Cinsel terapi süresince, cinsel işlev bozuklukları nedeniyle bozulan cinsel ve ruhsal dengeyi sağlamak; bireylere cinsellikle ilgili hatalı bilgilerini, bilgi eksikliklerini gidermeye yönelik eğitim vermek; çiftlerin birbirlerini ve kendilerini tanımalarını sağlamak; cinsel sorunlarını çözümlemek ve bununla birlikte gelişen kaygılarını azaltarak çift arasındaki ilişkiyi iyileştirmek için teknik ve yöntemler kullanılır.

    Cinsel terapi profesyonel bir yardım sürecidir.

    İlk defa cinsel terapiye başvuracak ya da başvurmayı düşünen bireylerde cinsel terapi süreci ile ilgili ve bu terapi sürecinde neler yapıldığıyla ilgili bazı endişeler görülebilir. Cinsel terapide de bireysel psikoterapi gibi diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi yapılan tek şey konuşmaktır. Danışanlar kıyafetlerini çıkartmazlar ve bir şey ispat etmek zorunda değildirler.

    Tedavinin ilk adımı ise ilk görüşmedir. Tamamen kendilerine yabancı olan birisiyle cinsel problemlerini konuşmak danışanlar için korkutucu ve endişe verici olabilir. Açıkça sorun üzerine konuşmak zor olabilir; ancak unutmamak gerekir ki cinsel terapiyle bireyler, yaşanılan cinsel problemlerin çözümüyle beraber ilişkilerinden ve cinselliklerinden aldıkları keyfi geri kazanmaktadır. Yaşam kaliteleri ise artmaktadır. Birçok birey için terapiye başlamanın zor olmasına rağmen; cinsel yaşamlarını geliştirmek ve iyileştirmek için çabalamak, tedaviyle ilgili iyi bir adım olacaktır.

    Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi vardır.

    Cinsel bozuklukların bazı özel durumlar dışında psikolojik kökenli olması nedeniyle, ilaç tedavisi bu durumlar dışında yararlı olmayacaktır. Hem psikolojik hem de ilaç tedavisi gerektirebilecek organik nedenlerin sonucunda ortaya çıkan sertleşme bozukluğu (empotans) gibi özel durumlar haricinde. Buna karşın cinsel işlev bozuklukları, ülkemiz ve dünya genelinde yanlış tedavi uygulamalarının en çok yapıldığı ruhsal sorunlardır.

    • Cinsel terapi süreci nasıl ilerler?

    İlk seanslarda sorunu anlamak adına, eşlerle ayrı ayrı bireysel görüşmeleri de içeren değerlendirme seansları yapılarak ayrıntılı bir yaşam öyküsü, ilişki öyküsü ve cinsel öykü alınır. Ardından bireylerin cinselliğe dair doğru bilgiler edinmeleri için, cinselliklerini doğru bir şekilde yaşayabilmeleri için psikoeğitim seansları yapılır. Bunları, ev egzersizlerinin planlanacağı ve değerlendirileceği diğer seanslar takip eder.

    • Ev egzersizleri nelerdir ve süreçte nasıl bir faydası olabilir?

    Ev egzersizleri, yani cinsel ödevler, sorun yaşayan çiftlere verilen, evlerinde uygulayabilecekleri teknikleri içeren çalışmalardır ve cinsel terapinin en önemli unsurlarıdır. Eşler cinsel egzersizler sayesinde, birbirlerinin cinselliğiyle ilgili daha kabullenici olmayı, birbirlerinin cinsel haz noktalarını ve bugüne kadar kaçındıkları cinsel duygularla bağlantı kurmayı öğrenirler.

    Cinsel işlev bozukluklarında sadece psikoterapiyle giden bir süreç oldukça yavaş ilerleyen, etkisiz de olabilecek bir terapi olacaktır. Terapistin çiftle birlikte belirleyeceği, sistematik bir düzenle uygulanacak cinsel egzersizlerle ve psikoterapiyle beraber yürütülen bir terapi süreci, cinsel terapinin başarılı olması açısından son derece önemlidir. Böylece eşler cinsel hazzının sorumluluğunu üstlenerek, kendi cinselliklerini yargılamadan kabullenmeyi; suçluluk duymadan zevk almayı öğrenerek cinsel yaşamlarını güçlendirirler.

    • Peki, cinsel terapi bireysel olabilir mi?

    Cinsel terapi, bazı istisnai durumlar haricinde, bireysel psikoterapiyle sürdürülebilecek bir terapi yöntemi değildir. Yaşanılan problemin her iki eşin de sorunu olduğu ve terapi süresince uygulanan tekniklerin çoğunda her iki eşin de varliğini gerektirdiği için çift terapisi şeklinde sürdürülür.

    Cinsellik, öğrenilmeye ve keşfedilmeye açık bir alandır.

    Unutmamak gerekir ki; cinsellik içgüdüsel olduğu kadar, öğrenilebilen bir olgudur. Bununla birlikte iletişim temelli bir aktivite oldugunu da söyleyebiliriz. Cinselliğin konuşulması, doğru bilgilenme açısından oldukça önemlidir. Yani eşler kendi aralarında da cinsellik hakkında konuşarak, kaygılarını/korkularını ve hazlarını paylaşarak ilişkilerini, cinsel hayatlarını daha sağlıklı hale getirebilirler.

    Cinsel hayatınızdan memnun değilseniz ve ilişkinizde cinsel problemler mevcut ise, cinsel terapi tam da ihtiyaç duyduğunuz çözüm olabilir. Karşılaştığınız problemi çözmek, ilişkinizi ve cinsel hayatınızı güçlendirmek için bir cinsel terapiste başvurmak çözümün ilk adımıdır.

    ***Farkındalık değişimi getirir.***

  • Homoseksüel Kimliklerin Psikanalitik Anlamları

    Homoseksüel Kimliklerin Psikanalitik Anlamları

    Homoseksüel, homo ve seksüel kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş Latince kökenli kelimedir. Homo kelimesi “eş” anlamı taşımakla birlikte “insan” anlamına da gelmektedir. Seksüel kelimesi “cinsiyet” anlamını taşımaktadır. Türkçe karşılığı eşcinsel olan homoseksüel içerisinde Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel, İnterseksüel cinsel kimlikleri barındırmaktadır. Farklı kültürlerde uzun zaman anormal cinsel kimlik olarak tanımlanmış, farklı bilim otoriteleri hastalık olarak tanımlamakta, toplumlarda ise anormal cinsellik olarak karşılık bulmaktaydı. Son yıllarda bilim otoritelerinin hastalık tanımlamasını reddetmesi üzerine kültürlerdeki karşılıkları değişime başlamış, hatta bazı toplumlarda yasal haklar elde etmesiyle yasal olarak da kabul görmeye başlamıştır.

    1973 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği (APA), 1992 yılında ise Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) homoseksüel yönelimleri hastalık sınıflandırmasından çıkarmıştır. Bu düzenlemeler ile toplumlarda homoseksüelliğe bakış pozitif anlamda değişim göstermeye başlamıştır. Bu değişimler, yasalara da yansıması ile Hollanda, Belçika, Hırvatistan, Danimarka, Finlandiya gibi Avrupa ülkeleri homoseksüel evlilikleri yasal olarak kabul ederek, çiftlerin haklarını koruma altına almıştır.

    Toplum nazarında anormal ilişki olarak görülmesi, önyargı, kalıplaşmış düşünce ve homofobinin uzantısı ile ortaya çıkmış bir düşüncedir. Kaplan Sadock’un editörlüğünü yaptığı Comprehensive Textbook of Psychiatry kitabında anormal ilişki, kişinin kendisine ya da diğerlerine zararlı olan, oldukça kısıtlı olan, bir partnere yönlendirilemeyen, birincil cinsel organların uyarılmasını dışlayan, suçluluk ve anksiyetenin uygunsuz olarak eşlik ettiği cinsel davranış olarak tanımlanmıştır.

    Homoseksüel kimliği anlayabilmek için lezbiyen, gay, biseksüel, homofobi gibi kavramların tanımlanması önemli olacaktır. Bu tanımlamaların ardından psikanalizin homoseksüel yönelimlere bakışı kavranabilir bir boyuta gelecektir.

    Cinsiyet ve Cinsellik

    Cinsiyet ile cinsellik arasındaki farkı kavramak homoseksüeliteyi kavramakta önemlidir. Cinsiyet TDK sözlüğünde “Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği” şeklinde tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere cinsiyet bireyin tercihi olmaksızın getirdiği biyolojik bir terimdir. Kişinin fiziksel ve biyolojisinde yer alan eril ile dişil üreme organlarının var olması ile belirlenmektedir.

    Cinsellik TDK sözlüğünde ” sevişme duygusu” olarak tanımlanmaktadır. Cinsellik kişinin duygusal ve cinsel anlamda yatırım yaptığı nesneye aittir. Kişinin biyolojisi ve fizyolojisinden bağımsız olarak gelişen bu yatırımın toplum ve kültürün genelinin yönelimi ile uyumlu olmak zorunluluğu yoktur. Bir erkek cinselliği için kadın şart olmadığı gibi bir kadın cinselliği için erkek gerekmemektedir. Duygusal ve cinsel yatırım bireyin hem cinsine yatırılabilir. Bu duygusal bir etmen olmakla birlikte, biyolojisi ile bir bağlantı taşımamaktadır.

    Kişinin doğuştan getirdiği biyolojik kimlik Türkçe’de biyolojik cinsiyet olarak kabul görmekte, kişinin duygusal ve cinsel yatırımları sonucunda ortaya çıkan kimliği ise cinsel kimliğidir.

    Homoseksüelite

    Homoseksüellik 19. yüzyılda tıbbi bir terim olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu terimin kullanımından önce heteroseksüellik normalliği ifade etmekteydi. Ancak homoseksüelitenin tıbbi olarak tanınmasından sonra normal ve anormal tanımları ortadan kalkmıştır. Homoseksüellik, kişinin biyolojik olarak kendi cinsiyeti ile aynı cinsiyette olan kişiye yönelik erotik istek duyması anlamında kullanılmakdır.

    Homoseksüel tanımı ile birlikte 19. yüzyılda biseksüellik kavramı da hipotetik olarak bir organizmanın fizyolojik olarak bir kadın ya da bir erkek olarak gelişebilmesi anlamına gelmekteydi. Yapılan çalışmalar sonucunda bazı organizmaların erkek veya kadın olarak çoğalabildiğini gösterdi. İnsan embriyosunun gestasyonun 12. haftasına kadar dış genitallerin kadın veya erkek olarak farklılaşmasının bulunması ile insanlardaki biseksüel potansiyeli kabul görmeye başladı. Sigmund Freud, kadın ile erkek arasında farklılıklar olmasına rağmen insanların biseksüel olduklarını savunduğu teorisi bilim tarafından onaylandı. Sigmund Freud’un klitorisin işlevini yitirmiş bir penis olduğunu savunması da bu teorinin devamı niteliği taşımaktadır.

    Günümüzde biseksüellik zaman zaman kendi cinsiyete karşı duygusal ve cinsel yatırımın yapılıp, zaman zaman karşı cinsiyete karşı duygusal ve cinsel yatırım yapılması olarak tanımlanmaktadır.

    Lezbiyen

    Kadın biyolojisine ve fizyolojisine sahip bireylerin kendisi gibi biyolojik ve fizyolojik olarak kadın bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yaptığı cinsel yönelimdir. 1994 yılında Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre 18-59 yaş aralığındaki kadınların %1.4’ü lezbiyen olduklarını bildirmektedir. Ayrıca araştırmaya katılan kadınların %5’i ergenlik dönemi sonrasında en az bir defa homoseksüel ilişki yaşadıklarını bildirmişlerdir.

    Gay

    Erkek biyolojisine ve fizyolojisine sahip bireylerin kendisi gibi erkek biyoloji ve fizyolojisine sahip bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yaptığı cinsel yönelimdir.1994 yılında Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre 18-59 yaş aralığındaki erkeklerin %2.8’i gay olduklarını bildirmişlerdir. Aynı araştırmada yer alan verilere göre araştırmaya katılan erkeklerin %9’u ergenlik dönemi sonrasında en az bir defa homoseksüel ilişki yaşadıklarını bildirmişlerdir.

    Biseksüel

    Yazının içerisinde belirtildiği üzere, 19.yüzyıla kadar tıbbi olarak tanımı olmayan biseksüellik, yapılan araştırmalar sonucunda kabul görmeye başlamıştır. Sigmund Freud gibi birçok bilim insanı insanların tamamında biseksüel eğilimlerin olduğunu savunmaktadır. Biseksüellik, hem kendi cinsiyetinden hem karşı cinsiyetten bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yapıldığı cinsel yönelimdir.

    Transeksüel

    Biyolojik ve fizyolojik olarak bulunduğu bedene ait hissetmeyen bireylerin duygusal ve cinsel yatırımlarının hangi cinsiyete yöneldiğinden bağımsız olarak hissettikleri cinsiyetin bedenini cerrahi müdehale ile sahip olmasıdır. Transeksüel erkekler kadınlarla birlikte olmak için ya da transeksüel kadınlar erkeklerle birlikte olmak amacıyla cinsiyet değiştirmemektedir. Kendi bedenleri ile hissettikleri beden algısının uyumsuzluğunu gidermek amacıyla cinsiyet değiştirmektedir. Transeksüel bir kadın duygusal ve cinsel olarak bir kadına yatırım yapabilir ve lezbiyen bir ilişki yaşayabilir. Transeksüel bir erkek duygusal ve cinsel olarak bir erkeğe yatırım yapabilir ve gay ilişkisi yaşayabilir.

    İnterseksüel

    LGBT çatısına kabul edilen son yönelimdir. İnterseksüel birey hem dişil hem eril olarak hissedebilir. Fizyolojik olarak da kadın ve erkek fizyolojisine ait belirtiler gözlenebilir. Diğer LGBT yönelimleri ile ilgili yapılmış çalışmalar kadar yaygın ve bilinen bir yönelim değildir.

    Homofobi

    Etimolojik olarak “Homo” “aynı, eş” anlamına gelmekte, “fobi” ise “doğal olmayan, mantıksız ve güçlü bir korku veya nefret” anlamına gelmektedir. Homofobi kelimesinin karşılığı olarak eşcinselliğe duyulan korku, nefret olarak tanımlanabilmektedir. Homofobi insanlar eşcinselliği kabul etmemek bir tarafa eşcinsellere karşı yıkıcı duygular beslemekte, eşcinsel kimseler ile sağlıklı iletişim kuramamaktadır.

    Homofobinin kelime anlamını kavramak için yapılan kelimeyi oluşturan sözcüklerin ayrılması, homofobinin psikolojik çıkarımı için de gereklidir. Fobi, bilindiği üzere bastırılan arzuların sonucunda ortaya çıkan bir korku durumudur. Homofobi, kişinin eşcinsel arzularından duyduğu rahatsızlık sonucunda bu arzularını baskılayıp, baskıladığı arzuları çağrıştıran kimselere karşı öfkesinin yönelmesidir.

    Psikanaliz ve Homoseksüelite

    Psikanalizin kurucusu olan Sigmund Freud, homoseksüeliteyi normal gelişimin doğal bir sonucu olarak görmektedir. Homoseksüelite ya da inversiyonu bir patoloji olarak görmek bir tarafa, doğal bir dürtünün çözümlenmiş bir dışavurumu olarak nitelendirmektedir. Yazının içerisinde konu edinildiği üzere Freud, insanları biseksüel olarak tanımlamakta, her bireyde Feminen ve Maskülen bir yön olduğunu savunmaktadır. Bu biseksüellik içerisinde, gelişim döneminde toplumsal, çevresel ve biyolojik etmenlerin etkisi ile ortaya çıkan doğal bir yönelimdir. Bu durumun tersine heteroseksüelliğin çoğu zaman yüceltilmiş bir algı içerisinde olduğunu belirtmiştir.

  • Cinsel İstismar

    Cinsel İstismar

    Çocuk istismar, karışık sebepleri ve dramatize neticeleri olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal kapsamlı gerçek bir sorundur. Cinsel istismar asırlardır bilinen bir mevzudur. Bununla birlikte çocuk istismarlarında son zamanlarda gözle görülür bir artış mevcuttur. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapmış olduğu araştırmalarda görülmüştür ki çocukların; 1998’de binde 1.6’sının cinsel istismara uğramıştır. Başka ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda da benzer oranlardan söz edilmektedir.

    Çocuk istismarının patolojik koşulları hem türetici hem de yıkıcı olan gerçeküstü yeteneklerin ilerletilmesini zorlar. Cinsel istismar çocuklarda birçok etkeni beraberinde getirmekte ve yetişkinlikteki oluşum süreçlerini de zedelemektedir. Çocukta güven duygusunun yıkıcı bir hale gelmesine neden olmakta aynı zamanda normal gelişim süreçlerini de sarsmaktadır. Cinsel sömürünün yaşandığı her yaş insan patolojisini değiştirmektedir. Cinsel istismar birçok patolojik sonuçları oluşturmaktadır.

    Aile İçi Cinsel İstismar: “Ensest”

    Ensest, yakın akrabalar arasında istekli ya da isteksiz cinsel ilişkiye girmesidir. Birçok kültürde bu durum yıkılamayan bir tabudur. Evlenmeleri yasal, ahlaki ve dini boylamlarda men edilmiş birinci ve ikinci kuşak akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişki yaşama anlamında kullanılmaktadır. Cinsel sapkınlık olarak bilinen ensest “akraba aşkı” olarak da tanımlanabilmektedir.

    Toplum tarafından kabul edilmeyişi ve ayıplanmış olması ensest ilişkinin saklı tutulmasına sebep olmaktadır. Ensest birliktelik klasik olarak dayandığı nokta kan bağıdır. Benzer birliktelikler kurulduğu, aile bağının ve güvencesinin oluşmuş olduğu veya aile bireyleriyle olan ensest birliktelik uzun seneler süresince görünmezlikten gelmiştir.

    Cinsel Sömürünün Çocuklar Üzerindeki Tesirleri

    Çocuklarda cinsel sömürü ahlaksal bir suç olmasıyla beraber olumsuz halk sağlığı ve uzun sürelerde olumsuz sonuçlarda doğurmaktadır. Bu sonuçlar içinse tek bir hastalık tablosu yoktur, ancak cinsel sömürü tehlike etmeni olarak kabul görülmektedir. Genellikle kaygı bozuklukları cinsel sömürüye uğramış çocukluklarda kısa zaman içerisinde ortaya çıkabilmektedir.

    Normal olmayan cinsel eylemlerin uygun olmayan ortamlarda sergilenmesi davranışlarıdır. Cinsel bir ilişkinin kendince taklit edilmeye çalışılması, cinsel organlarına yabancı cisimleri sokmak, bireylere karşı sürtünme eyleminde bulunmalarıdır. Çocukluk dönemlerinde cinsel tacize uğramış kişiler yetişkinliklerinde ya cinsel istismarda bulunurlar ya da kendi cinselliklerini maddi anlamda kazanç sağlamak için kullanmaktadırlar.