Etiket: Cinsel

  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • Eşimle sevişmek istemiyorum: Evlilikte cinsel sorunlar

    Eşimle sevişmek istemiyorum: Evlilikte cinsel sorunlar

    Seks terapilerinin öncülerinden sayılan Keith Hawton cinsel sorunların yüzde ellisinin evlilikle ile genel sorunlardan (iletişim sorunu, gücenmişlik aldatma vs), evlilik sorunlarınında yüzde ellisinin cinsel sorunlardan kaynaklandığını vurgular. Yapılan bir çok araştırma düşünülenden daha çok evliliğin cinsel sorunlar nedeniyle sonlandığını ya da kötü gittiğini göstermektedir. Bu nedenle eşin işbirliği ya da desteği olmadan cinsel bir sorunu çözmek oldukça zor görünmektedir. Ya da cinsel sorunları kendi haline bırakmanın sonuçları çoğunlukla boşanmayla bitmektedir.

    Gücenme, bastırılmış öfke, güven kaybı, ciddiye alınmama (“sadece yatakta istiyorsun” yaklaşımı), cezalandırılma, aşırı koruma bağımlılık (anne-çocuk, baba-kız ilişkisi), doğum sonrası, doğum kontrol yöntemlerinden hoşlanmama, aşırı kibarlık cinsel sorunları başlatabilir ya da varolan sorunların sürmesine neden olabilir. Evlilik kurumu içinde özellikle her konuda dominant bir eş varsa diğer eş için cinselliği sabote etmek, kazanılan tek zafer olabilmektedir.

    Cinsel isteksizlik hem erkek hem de kadın için evlilik sorunları ile en çok etkileşen bozukluk olarak kabul edilir. Düşünün eşinize çok öfkelisiniz onu yatakta memnun etmek isterimsiniz?

    Erkeklerde en sık görülen rahatsızlıklar; erken boşalma ve sertleşme sorunudur ve eşle ilişkiden direkt etkilenir, özellikle cinselliği eleştirici eş, sorunun büyümesine neden olur. Gün içinde aralarında güç savaşı yaşanan bir çiftin cinsel sorunları koz olarak kullanması yaygın görülen bir davranış biçimidir. Özetle evliliğin genel gidişi ile cinselliğin gidişi arasında çoğunlukla bir paralellik yaşanmaktadır.

    Gene vajinusmusla başlayan evlilik sayısı ülkemizde oldukça fazladır. Ve kimi yazarlar bu duruma tamamlanmamış evlilik derler; yani evlilik temelleri bir cinsel sorun üzerine kurulmuştur ve evliliğin bu durumdan etkilenmemesi düşünülemez

  • ALDATMA ENGELLENEBİLİR Mİ?

    ALDATMA ENGELLENEBİLİR Mİ?

    Her ilişki de sorunlar olur, yolunda gitmeyen yönler olabilir, sorunların çözülememesi ayrılığı getirirken,
    sorunların farkında olunmaması ya da çözülmeye çalışılmaması aldatmayı getirebilir. Aldatma bazen
    aldatanın hayatındaki bir boşluğu doldurma bir ihtiyacını giderme bu aşk, cinsellik, şehvet, tutku,
    önemsenmek, güven, ilgi görmek, beklentilerinin karşılanmaması, ihtiyaçların giderilmediği için bu
    ihtiyacını giderecek birine yani etrafında ona ilgi göstermeye başlayabilir. Günümüzde aldatma ve
    aldatma sonrası yaşananlar sorunların nasıl oluştuğunu ve nasıl çözüleceğini bilmemek ya da
    önemsememekten ya da ilişkilerini düzeltmek için çapa göstermemekten kaynaklanıyor. Aldatmayı
    önlemenin yolu mutlu olmak ve mutlu etmektir. Mutsuz çiftler çok daha kolay aldatmaya yönelebilir.
    Eşinize ilgi gösterin, özel zaman ayırın güzel sözler ve iltifatlar da bulunun gönlünü hoş tutun. İlişkinizin
    sıradanlaşmasına izin vermeyin ilişkinizde aşkı tutkuyu gizemi canlı tutun. Eşinizi küçümseme, azarlama,
    hor görme, aşağılama hele ki başkalarının yanında küçük düşürme asla yapmayın ona saygı gösterin.
    Eşinize yalan söylemeyin dürüst olun ve verdiğiniz sözleri tutun. Eşinizin duygu düşüncelerini
    önemsediğinizi, beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate aldığınızı gösterin, onu takdir edin değerli olduğunu
    hissettirin. Ben değil biz dilini kullanın, ortak yaşama dahil olun biz duygusuyla aile kavramını oluşturun
    ve bencil olmayın. Haklı olduğunuz durumlarda dahi eşinizin bakış açısını da kabul edin, aynı fikirde
    olmanız gerekmez ama onun düşüncelerinin de değerli olduğunu kabul edin ve hissettirin, haklı olmak
    bazen bir şey kazandırmaz mutlu olmaya çalışın. Sizi mutsuz eden ya da rahatsız olduğunuz şeyleri
    eşinizi kırmadan uygun bir dille mutlaka söyleyin, yapıc, ılımlı ve sakin konuşun. İlişkinizi, evliliğinizi ve
    eşinizi asla başkalarıyla kıyaslamayın, hiç kimse mükemmel değildir, kusurları sürekli dile getirmeyin,
    olumlu yönlerini bol bol takdir edin. Birbiriniz olduğu gibi kabul edin, değiştirmeye kalkmayın, eşinizi
    olmasını istediğiniz birine dönüştürmeye kalkmayın, değişmesi için baskı yapmayın. Eve iş getirmeyin ne
    kafanızda ne de gerçekte. Eve gelince bireysel konulardan (telefon, internet, tv vb.) uzak durun. Eşinizle
    baş başa vakit geçirecek ortak zamanlar oluşturun (sohbet etmek, film izlemek, müzik dinlemek,zeka
    oyunları oynamak, puzzla yapmak vb.) evde tv, film izlerken bedensel temas kurun. Evlilikte en önemli
    hususlardan biri cinselliktir, yani evliliğin sigortası, cinselliği, fantezilerinizi eşinizle konuşun, yatak
    odanızı renklendirin, cinsel uyumsuzluğunuz varsa orta yol bulmaya çalışın. Tatlı dil yılanı deliğinden
    çıkarır unutmayın.
    ALDATILMAMANIZ DİLEĞİYLE.

    ALDATMANIN CAZİBESİ
    Niye aldatıyoruz?
    Aldatma yüzyıllardır varolan ve insanoğlu olduğu sürece devam edecek önemli bir konudur. Daha
    yasağın cazibesi Adem ile Havva’dan başlamaktadır: yasak meyveyi yiyerek. İnsanoğluna cennetten bile
    daha cazip gelmiştir yasak meyve. Yasak istek doğurur, tutku ve heyecan yaratır. Bu nedenle
    yasaklanmış, engellenme, bilinmezlik, gizem günah gibi kavramlar aldatma şehvetinin ana unsurlarıdır.
    Oysa evlilik ulaşılabilirlik, sevgi, sahiplenme resmiyet, saygı ve onaylanmışlık üzerine kurulmuştur. Nasıl
    ki bir zarf verseler ve sakın açma deseler o andan itibaren o zarfın içinde ne olduğunu merak etmeye
    başlarsınız. Tabiî ki bu nedenler bir aldatmaya gerekçe olamaz, her aldatma durup dururken olmaz
    genelde bir ihtiyaç bir isteğin giderilmesi için ortaya çıkabiliyor. Yapılan bazı araştırmalar aldatmanın
    genetik olduğuyla ilgili de olabileceği söylenmekte, ama tam nedeninin bilinmesi zordur. Toplum tek
    eşliliği öngörürken dizi, filmler medya ve rol modellerle aldatma daha fazla özendirilmektedir. Daha küçük
    yaşlarda erkek çocuklarına sen çok kızın canın yakacaksın denmesi bile aldatmanın temelini atmakta ve
    erkekler için işi meşrulaştırmaktadır.

    Aldatıyor ve aldatılıyoruz
    Aldatma kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte kimine göre eşlerin yada sevgilililerden birinin başka
    birisiyle cinsel bir deneyim aldatma kimine göre başka birine bakmak, kimine göre de başka birine aşık
    olup duygusal bağ kurmaktır. Genelde erkekler aldatma cinsel deneyim şeklinde olurken, kadınların
    aldatmaları, Şuanda günümüzde dünya tarihinin şuanına kadar en yüksek aldatmaların olduğu dönemleri
    yaşıyoruz. Yeni dünya düzeninde aldatmak kolay, normal hale geliyor. Toplumsal normlar ve örf
    adetlerimiz değişiyor; sohbet şekillerimiz, tanışma ortamlarımız, eğlenceler ve cinselliği artık sanal
    ortamlara taşıyoruz. Sosyalleşmediğimiz için bencilleşiyoruz; bu nedenle ihtiyaçlarımız hemen
    karşılanmazsa başka yerlere başka kişilere yöneliyoruz, bu da aldatmaları da arttırıyor. Diziler sosyal
    ağlar ilişkilerimizde ki beklentileri çeşitlendirdi, bu nedenle karşılanmayan dile getirilmeyen beklentiler
    aldatmaya tohumlar ekmektedir.

    Aldatma deyince akla erkekler gelmekte ancak günümüzde kadınların aldatma oranları git gide
    artmaktadır. Erkeklerin bir çoğu aldatırken kadınlara göre yakalanma olasılıkları daha yüksektir.
    Düşünüldüğünde kadınlar aldattığında daha az yakalanıyor. Dünya çapında yapılan araştırmalarda
    erkeklerin %60 kadınların %30 u aldatmaktadır. Aldatma her kesim için geçerli cinsiyet, yaş, eğitim
    sosyo-kültürel ayrımı bulunmamaktadır. Genelde erkekler evliliklerinde mutluyken de aldatabiliyor, ancak
    kadınlar mutlu iken aldatmıyor. Genelde intikam için aldatma kadınlarda daha fazla olurken, kadınlar
    cinsel aldatmayı affedebilirken, erkekler için cinayet konusu bile olabiliyor.

  • VAJİNİSMUS NEDİR?

    VAJİNİSMUS NEDİR?

    Kısaca vajinal kasların kişinin iradesinin dışında olarak cinsel birleşme esnasında istemsiz bir şekilde
    kasılarak cinsel birleşmeyi imkansız hale getiren cinsel bir problemdir. Bunu gözümüze bir şey sokmak
    istesek ani bir şekilde vücudumuz tepki verir ve gözlerimiz kapanır, aynı durum vajina da da söz
    konusudur. Vajinal kaslar ile kişinin bedenide senkronize olur ve penis girişini bir tehlike korku yada acı
    duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi engeller. Ülkemizde kadınlarda görülen en yaygın cinsel
    işlev bozukluklardan biridir. Cinsel terapiye sürecinde de %99 çözülen bir sorundur. Ortalama 8-12
    seansta çözülür.

    Vajinusmusta cinsel terapi sürecinde önce çiftler sonra ayrı ayrı bir değerlendirme sürecine girilir, daha
    sonra bir tedavi planı oluşturulur bu tedavi sürecinde genelde bilişsel cinsel düzenlemeler, cinsel
    egsersizler, aşk oyunları vb. davranışsal ödevler verilir. Bu süreçte en sağlıklı çözüm terapiye çiftlerin
    beraber katılmasıdır.

    Cinsel terapi ile çiftler sadece vajınusmusu çözmezler sağlıklı ve güzel bir cinselliği yaşamayı, aşk
    oyunlarını kendi bedenlerini tanımayı, partnerinin bedenini tanımak için önemli bir süreçtir.

    Zamanı az olan danışanlar için yoğunlaştırılmış cinsel terapi ile 3-4 gün de bu sorun çözülebilir.

    Eğer vajinusmusu çiftler sağlıksız bir şekilde çözerse ilerde bir çok kadının yaşadığı gibi cinsel
    isteksizliğe neden olabilmektedir.

    Ülkemiz dışındaki cinsel terapi litaratürünü incelediğimizde vajinismus şu şekilde tanımlanmaktadır;
    vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin ağrılı ve acılı yada birleşmenin
    imkânsız olarak algılanmasına vajinismus denir.

    Aslında Türk toplumunda kadınların vajinusmus olması kadar doğal bir şey yoktur. Düşünün ki
    küçüklüğünüzden itibaren size “sürekli bacağını kapat, açma, ört, ilke gece acıyacak, kanayacak, çok
    canın yanar, kanlar seller götürecek” yanında ki erkek çocuğuna bak bu çok canlar yakacak vb. dünya
    kadar efsane ile büyüyen bir kadın olun, düğün yapılıyor damat ve gelin orta da herkes sizin az sonra ne
    yapacağınızı biliyor ve konuşuyorlar, erkek tarafı acaba yapabilecek mi kalkacak mı iner mi? Bir sürü
    soru işareti ve bu panikle hemen yapmak isteyen bir koca, çünkü inecek korkusu var, kızın vajinası hazır
    değil kuru bir yere sokulmaya çalışılan bir penis hemen kızın kafasında ki efsaneler canlanıyor evet
    acıyacak, kanayacak, yırtılıacak korkuları devreye giriyor ve beyin haklı olarak tüm sistemi kapatıyor ve
    vajinayı korumaya alıyor. bir de kız tarafı acaba bakire mi kan gelecek mi korkuları ekleniyor. Bu kadar
    sağlıksız cinsel bilgilendirme ile vajinusmusta olunur, erken de boşalınır, ereksiyon sorunları da olur,
    cinsel isteksizlikte olur. Ve maalesef evlilikler de yıkılır.

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ

    Belirtiler çoğunlukla ilk deneyim ile kendini göstermektedir.

    İlişki öncesinde duyulan yoğun heyecan belirtileri endişe, korku, kaygı, tedirginlik vb duygular. Acıyacak,
    zarar görecek, yırtılacak, kanayacak ve durmayacak düşünceleri…
    İlişki esnasında yaşanan aşırı heyecan, titreme, kasılma gibi fiziksel ve duygusal bir takım tepkiler.
    Bütün bedeni eşe karşı kapatma ve eşi itme davranışı (çiftler tarafından kilitlenme diye adlandırılır)
    İlişki sonrasında ise cinsel istek ve duygusal tatminde görülen azalma, Suçluluk, kişinin kendine
    beslemeye başladığı nefret duygusu, hayal kırıklığı…

    VAJİNİSMUSUN SINIFLANDIRILMASI

    DSM-IV’ te ( Amerikan Psikiyatri kurumunun kabul ettiği psikolojik hastalıklar ile alakalı tanı ölçütleri
    kitabı ) vajinismus bir cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır ve cinsel ağrı bozukluklarının alt
    kategorisine dahil edilmiştir.

    -Ana tanı kriteri; “vajinanın dış üçte birindeki kaslarda, tekrarlayan yada sürekli, istem dışı ve cinsel
    ilişkiye engel olan spazmın” olmasıdır.

    -Vajinal kas spazmı, kolaylıkla gözlemlenebilir ve bazı vakalarda ağrıya sebep olacak kadar şiddetli yada
    uzun süreli olarak tanımlanır.

    -Vajinismus her ne kadar bir cinsel ağrı bozukluğu olarak kabul ediliyor olsa da, tanısı için ağrının
    gerçekleşmesi gerekli değildir.

    –Uluslararası Ağrı – Ağrı Sınıflandırma Çalışmaları Birliği; vajinismusu boyutsal ağrı bozuklukları
    kategorisine dahil etmektedir.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Yurt dışında yapılan klinik çalışma ve vaka raporlamaların bu durumun görülme sıklığının %12 ile % 17
    arasında değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Ülkelerde görülme sıklığı kültürel ve bireylerin psikososyal
    yaşantılarıyla alakalıdır.

    Ülkemizde ise görülme sıklığı oldukça yüksektir. Cinsel terapi hizmeti veren özel ve resmi kurumlara
    başvuran kadınların %60 ının vajinismus şikayeti ile başvurduğu görülmektedir. Bu duruma tedavi
    arayışına girmeyen kadınlarıda dahil edebiliriz. vajinismusun bir diger özelliği ise bir kaçınma ve erteleme
    problemi olmasıdır. Genel itibari ile tedaviden kaçınılmaktadır. Neden olarak ise cinsellik kavramının ve
    cinsel sorunların konuşulması ayıp, günah, yasak, utanç verici olarak değerlendirilmesidir.

    VAJİNİSMUSUN ÇEŞİTLERİ

    Vajinismusun Primer,sekonder ve atipik olmak üzere iki tiplemesi vardır.

    Primer: Kısaca vajinismusu çoğu zaman psişik kökenli cinsel birleşme esnasında kişinin iradesinde
    bağımsız vajinal kasların kasılarak birleşmenin imkansız olması durumu diye tanımlanır. İstem dışı
    yaşanılan bu durum ilk seferde hafif ve orta düzeyde yaşanır ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı ve
    acılıdır. Bu durum Primer Vajinismus diye adlandırılır. Bu durumda kişi hayatında hiçbir şekilde cinsel
    deneyim yaşamamıştır. En büyük neden psikolojik kökenli kaygı ve korkulardır.

    Seconder: Daha öncesinde hiç vajinismus belirtileri yaşamamış daha sonra bir takım travmatik yaşantılar
    neticesine ( doğum, düşük, kürtaj, travmatik jinekolojik muayne vb) bağlı geliştirilen ve nadir görülen
    duruma ise Sekonder Vajinismus denilmektedir.

    Atipik vajinismus ise nedeni tam olarak bilinmeyen psişik ve organik nedenlerin hiçbirini barındırmayan
    vajinismus tiplemesidir. Vaka öyküsüne bakıldığında aile ve kültürel dinamiklerde herhangi bir tuhaflık
    yoktur. Bireyin eğitim düzeyim son derece yüksektir. Kişinin samimi söylemlerine dayanarak alınan
    öyküsünde vajinismus karşımıza bilinmeyen bir nedenden ötürü çıkmaktadır.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

    Herkesin bir öyküsü vardır sözünden yola çıkarak düşündüğümüzde vaka örneklemeleri bize şunu
    gösterir ki her vajinismus vakası kendine özgü bir takım nedenlere sahiptir. Alınan vaka öykülerinde ve
    örneklemelerinde aşağıda sıraladığımız yaygın nedenler görülmektedir.

    En büyük neden cinsel bilgi ve cinsel eğitim eksikliği ve bunun getirisi olarak yanlış öğrenme ve bilişsel
    çarpıtmalar.
    Psişik yani psikolojik kökenli kaygılar
    Abartılmış ilk gece hikayeleri: Genel olarak akran gruplarının ya da abla, hala, teyze gibi otoritelerin
    kendi aralarında yapmış oldukları cinsel yaşantılara konuşmalara kişinin direkt ya da dolaylı şekilde
    muhatap olması şeklinde olur. İlk geceye dahil bu konuşmaların içeriği genellikle kulaktan dolma ve
    yanlış abartılmış bilgilerdir.(çok acırmış, sabaha kadar kanama durmamış, zor yetiştirmişler, hastaneye
    kilitlenmiş vaziyette götürmüşler vb şeklinde) bilinç ve bilinç dışının en direkt olarak bilgiye maruz kalması
    ve koşulsuz kabullenmesi sonucunca geliştirilen bir takım psikoanatomik tepkiler.
    Kültürel alt kodların beslemiş olduğu kızlık zarı algısı. Kızlık zarının korunması gereken çok değerli bir
    şey olduğu ve bunun neticesi olarak zarın aşırı önemsenip kutsallaştırılması. Bu problemin ortaya
    çıkmasında etkin olan nedenlerden biridir.
    Baskıcı ve otoriter bir aile yapısı.
    Cinsellik kavramının konuşulmadığı ötelendiği, ayıp ve yasaklandığı ortamlarda yetişme.
    Cinselliğin kötü ve pis olduğu öğretilen bir ortamda yetişmek
    Travmatik cinsel yaşantılar ( taciz, tecavüz, cinsel şiddet, ensest vb.)

    Ödipal çatışma yada ödipal kompleks
    İlk geceye dair geliştirilmiş korkular
    Takıntılı (obsesif) borderline kişilik yapılanmaları
    Hamile kalma korkusu
    Pasif, bağımlı, aşırı tolere edici ve anlaşışlı bir eş tiplemesi
    Çocukluk döneminde kişiyi yanlış bilişsel yapılandırılmaya ve öğrenmeye maruz kılan en direkt telkinler (
    Doğru otur, bacaklarını kapat, eteğini ört vb )
    Cinsel mitler ( cinsellik hakkında bilinen tecrübeye dayanmayan kulaktan dolma yanlış bilgiler )
    Ağrılı ve acılı deney imlenen jinekolojik muayene
    Aşırı katı dini ve ahlak kuralların yaygın olduğu toplumsal yaşantı.
    Bazı enfeksiyonik durum ve anormalliklerde vajinismusa yol açmaktadır.

    Yukarıda ki nedenlere baktığımızda vajinismusa neden olan faktörlerin psiko, sosyokültürel nedenlere
    alakalı olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni cinsellik kavramının sürekli toplumumuzda ayıplanması
    ötelenmesi, yadsınmış, tabu haline getirilmiş olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkemizde cinsellik
    kavramının yeterli, sağlıklı aynı zamanda bilgilendirici bir cinsel eğitimin verilmemesi var olan cinsel
    eğitimin ise okullarda fen ve biyoloji kitaplarında yazan birkaç yüzeysel bilgiden ibaret olması cinsel
    problemlerin gün geçtikce daha da arttığını yapılan vaka çalışmaları bizlere göstermektedir.

    İLK DENEYİM, İLKE GECE

    Vajinismuslu kadınlar öncesinde herhangi bir cinsel birleşme yaşamadığı için genel itibarıyla bu sorunla
    yüzleşme, düğün sonrası yaşanan: halk arasında gerdek gecesi yada ilk gece diye bilinen zamanda
    yaşanır. İlk gecede yaşanılan başarısız deneyimin bir takım faktörlerden kaynaklandığı düşünülür: düğün
    stresi, yorgunluk, deneyimsizlik, heyecan vb. ve sorun daha sonrasında kendiliğinden çözüleceği
    düşünülerek ertelenir. Fakat bu durum süreklilik kazanmaya ve olduğu yerde saymaya başlayınca, evde
    eşi ile bu sorunu sürekli tartışmaya başlar. kadın partnerde kendisinde bir eksiklik olduğu düşüncesi
    oluşmaya başlar. üzüntü, sıkıntı, gerginlik, suçluluk, değersizlik, her şeyin daha da kötüye gideceği
    düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek Partnerde ise durum farklı değildir. Eşinin kendini istemediği,
    sevilmediği, reddedildiği, becereksiz bir şey yapamadığı düşüncesi yaygın olarak görülmektedir. Buna
    bağlı olarak da erkek öfke ve kırılganlık, kızgınlık duyguları yaşamaya başlar. Eşler arasında doğal
    olarak kavgalar sorunlar artmaya başlar.

  • Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Gittiği her davette çocuklarını yanından ayırmayan eski futbolcu David Beckham Tanzaya‘ya gittiği tatilde kızı Harper’ı dudağından öptü ve sosyal medyada bunu övünerek paylaştı.

    Kız çocuğuna bebek elbisesi örmesiyle gündeme gelen örnek babanın bu fotoğrafı sosyal medyada 2
    milyon beğeni aldı.

    Tanzaya ‘ya tatile giden baba onca psikolog, pedagog, psikolojik danışmanın ailelere verdiği cinsel
    eğitimin beraberinde istismar ve mahremiyet eğitimini de tek fotoğrafla özetledi.

    Bu sağlıklı bir sevgi ifadesi biçimi değil!

    Geçtiğimiz ay da Harper ‘ın doğum günü partisinde Victoria kızını dudağından öperken sosyal medyada
    bir fotoğraf paylaşmıştı. Ancak yapılan tüm eleştirilere rağmen iki ünlü de hala sessizliğini koruyor.
    Çocuklarda sevginin ifade biçimi bu olmamalı.

    Çocuklar Vücuduna Aldığı Her Dokunuşu Kodluyor!

    Şu kötü dünyada sizin içiniz fesatlaşmış, kendi çocuğum istediğim gibi severim demeyin!

    Çocuklar henüz dokuz aylıkken vücuduna aldığı her dokunuşu kodlamaya başlıyor.

    Hele ki dudaklar beyinde en çok nöron sayısına sahip bölgelerden biri olduğu için bu durum keşfedilen
    duygunun kalıcı olmasına da neden oluyor.

    Anne ya da baba çocuğunu dudağından öpüp ona gülümsediğinde çocuk bunu ‘’iyi, keyifli’’ ya da ‘’kötü,
    yanlış ‘’ şeklinde şemalarla zihnine kodluyor. Anne ve babası onun her şeyi ilk olarak öğrendiği mutlak
    doğru, çocuk aksini asla düşünmüyor, yanlış olabileceğini aklına bile getirmiyor.

    Bu durum çocuk için normalleşirse başkası yaptığında neden yanlış olsun ki?

    Küçük yaşta anne –babası tarafından öpülen çocuk ‘’dudaktan öpme davranışı –keyif duygusu‘’ olarak
    davranış –duygu eşleştirip bilinçaltına bunu gönderir. İlerleyen zamanlarda yabancı bir kişi ile karşılaşsa
    bile bu davranışın yaratacağı duyguyu bilir ve ona karşı ‘’hayır diyebilme’’ olasılığı düşer. Aksine
    çocuğunuz sizi dudağınızdan öpmek istediğinde ona ‘’hayır’’ diyerek, hayır diyebilmeyi öğretmelisiniz.
    Vücudumuzda özel bölgeler olduğunu, o özel bölgeleri yalnızca özel alanlarda açabileceğimizi, izin
    almadan dokunamayacağımız yerler olduğunu çocuklarınıza mutlaka öğretin.

    Çocuğunuzu sevme biçiminiz onun gelecekteki cinsel yaşamını etkiliyor!

    Belki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız ama çocuğunuzun bedenine yaptığınız dokunuşlar çocuğunuzun

    ilerde cinsel hayatını bile etkileyebiliyor. Çocuğunuzun bezini değiştirirken hunharca bacaklarını sıkarak
    sevmeniz, ısırmanız, hatta yalamanız çocuğunuzda ilerleyen dönemlerde cinsel dürtü bozukluğu, cinsel
    saplantılar vb. cinsel anomalik davranışlar olmasına neden oluyor. Cinsel hayatında bilinçaltında
    göndermiş olduğu o mutluluk kodlarını cinsel partnerinde arıyor. Tıpkı küçükken sizin onun bacaklarını
    ısırıp, sıkarken yaşadığı heyecanı arıyor. Örneğin; bacaklarının arasını açıp kocaman kafanızla küçücük
    çocuğa gülerek onu ısırmanız ve tekrar keyif aldığınızı belirten gülmeler, kahkahalar çocukta bu
    öpüşlerin –olumlu – keyif verici – istendik olduğunu şifreler ile bilinçaltına kodluyor. İletişimin dil ile bile
    olmadığı her şeyi ağzına alarak tanımaya çalıştığı oral dönemde çocuğu ağzından, poposundan öpmek
    onun erken yaşta uyarılmasına ve gelecekte onun cinsel dürtü bozuklukları yaşamasına neden olabilir.

    O küçükken çok ufaktı siz oldukça iri ve güçlüydüydüz. Çocuk artık yetişkin olduğunda sizin ona
    uyguladığınız gücü tek kişide bulamayınca saplantılı cinsel bir hayat karşımıza çıkabiliyor. Cinsel gelişim
    ile ilgili birçok tedavi bu yüzden psikanalizle çözümleniyor çünkü bilinçaltı bizim için önemli bir veri
    kaynağı.

    Ne Yapmalıyız?

    Mahremiyet eğitimi her çocuk doğduğunda başlar.

    Çocuğunuza özel bir alan belirleyin. Özel bölgelerini kaşımak açıp bakmak istediğinde o alana sizin
    kontrolünüzde gitmesine izin verin.

    Odanıza izin alarak girmesi gerektiğini öğretin.

    Tuvaletin kapısını kapalı tutması gerektiğini öğretin.

    Çocuğun özel alanlarına dokunmayın. (Ağızdan öpülmez çünkü ordan yemek yenir. vb sözleri ritim ile
    oyun haline getirebilirsiniz.)

    Cinsel organlarını asla oyun objesi yapmayın. Erkek anneler çocuğun altını değiştirirken sevdiklerinin
    yanında cinsel objeyle oynayarak gülmeyin. Çocuk her dokunuşu kodluyor.

    Çocuğa ait özel bir mekan tanımlayın. Kıyafetlerini sürekli aynı yerde özel olarak değiştirin.

    Ebeveynlerinden kardeşlerinden mutlaka yatağını ayırın.

    Hayır demeyi öğretin. Örneğin; tanımadığın birisi gelip sana ‘’Yüzmeye gidelim mi derse hayır
    demelisin.’’ vb. dışardan gelebilecek tehlikelere karşı çocuğunuzu koruyun.

    Sizinle her türlü sırrını paylaşabilmesi ve kafasındaki cinsel meraktan kaynaklı sorularını sorabilmesi için
    empatik olun. Unutmayın istismarcılar onları tehdit ediyor olabilir ya da çocuğunuzla sırdaşlık yapıyor
    olabilirler.

    Çocuğunuza inanın. Size olayı anlatırsa ona inanmayacağınızı düşünüyor olabilir.

    Çocuğunuza her daim sizin yanınızda güvende olacağına dair teminat verin ve ona inanın.

    İnanın çocuklar bu konuda asla yalan söylemezler.

    Keyifle kalın.

  • Vajinismus Kadının Değil, Çiftin Sorunudur!

    Vajinismus Kadının Değil, Çiftin Sorunudur!

    Vajinismus nedir?

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinanın dışa yakın bölümünü çevreleyen kasların kasılması sonucunda cinsel birleşmenin imkansız ya da ağrılı hale gelmesi durumudur. Vajinadaki kasılmaya bedenin başka bölümlerindeki kasılmalar da eşlik edebilir. Kasılmaların ve korkunun şiddeti ile paniğe kapılan kadın ilişki sırasında eşini itebilir, kendini ilişkiye tümüyle kapatabilir. Bu davranışlar, kadının eşi tarafından sanki ilişkiyi istemiyor veya bilinçli olarak kendisini kapatıyor gibi algılanabilir. Fakat bu kasılmalar tamamen istemsizdir ve gevşemek kadının elinde değildir.

    Vajinismustaki kas grubu kaslarının ismi PC (Pubococcygeus) diğer adıyla aşk kasları grubudur. Bu kaslar üretradan anüse kadar bir hat çizer ve idrar yapmadan doğuma kadar birçok bedensel işlevde rol oynar. Normal şartlarda bu kaslar cinsel ilişki sırasında oldukça esneyebilme özelliğine sahiptir. Kişi, korku ve endişe yaşamıyorsa, istek ve uyarılması da yeterli düzeydeyse penisin büyüklüğüne göre kaslar esner ve cinsel birleşme rahatlıkla gerçekleşir. Kas yapısını pileli eteğe benzetebiliriz, içine aldığı yapının şeklini alır. Vajinismusu olan kadınlarda ise durum istem dışı vajinal refleksle ortaya çıkar ve spazmlar vajina girişini daraltır.

    Vajinismus sorunu yaşayan kadınlar vajinalarının penisi alamayacak kadar küçük olduğunu veya kızlık zarının çok kalın olduğunu cinsel denemelerde büyük zorluk yaşayacaklarını düşünürler. Bu kadınların bedeninde cinselliği yaşaması için herhangi bir fiziksel engel yoktur, daha çok hatalı düşünce yapıları söz konusudur. Bir anlamda vajinismus için vajinanın panik atağı diyebiliriz. Yani fizyolojik süreçlerden çok kişinin bilişsel, psikolojik süreçleriyle ilgilidir.

    Vajinismus çeşitleri

    Vajinismus sorunu birincil ve ikincil olabilir.

    Birincil vajinismus: Kişinin cinsel açıdan etkin olduğundan beri vardır.

    Sekonder vajinismus: Daha önce ağrısız cinsel ilişkisi olan bir kadında sonradan kasılmaların ortaya çıkmasıdır. Bu durum çoğunlukla bir travma veya cerrahi müdahale sonrasında ortaya çıkar.

    Vajinismusun nedeni nedir?

    Vajinismus çok nadir durumlar dışında psikolojik nedenli bir sorundur. Kişinin zihnine yerleşmiş olan hatalı düşünce yapıları ve olumsuz koşullanmaları bu soruna yol açar. Bunun da nedeni olarak, bilgi eksikliği, yetersiz cinsel eğitim, kadınların ilk gece deneyimleriyle ilgili abartılı anlatımları, katı ahlaki değer yargıları ile yetiştirilmiş olmak, cinselliği ayıp, günah, pis bir şey olarak algılamak, kızlık zarı veya cinsel birleşme ile ilgili kulaktan dolma yanlış bilgilerin etkisinde kalmak, kaygı düzeyinin yüksek olması, gebe kalma korkusu, olumsuz cinsel deneyimler, kötü çocukluk yaşantısı, problemli anne-baba ilişkisi, aşırı kontrollü kişilik özellikleri, duygusal bağlanma güçlükleri, güven eksikliği ve eşle iletişim sorunları sıklıkla rastlanan nedenlerdir.

    Vajinismus kadının değil, çiftin sorunudur!

    Vajinismus sadece kadının yaşadığı bir problem gibi düşünülmemelidir. Erkeğin de problemin yaşanmasında ve tedavisinde önemli bir rolü vardır. Bu nedenle erkeğin eşini yalnız bırakmaması, eşlerin tedaviye birlikte katılmaları gerekir. Tedavi açısından önemli olan eşler arasında işbirliği ve uyumun devam ediyor olmasıdır.

    Vajinismusun tedavisi…

    va

    Tedavi süreci mutlaka çiftle birlikte olmalıdır. Vajinismus fiziksel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.

    Vajinismusta, bilişsel- davranışçı terapi yöntemi, çeşitli nefes ve gevşeme egzersizleri, çiftle birlikte verilen uygulamalar tedavinin parçasını oluşturur. Tedaviye başlangıç sürecinde çiftin ya da kişinin cinsel bilgi eksiklikleri ya da hatalı öğrenmeleri değerlendirilir. Bu eksikliklere yönelik cinsel eğitim verilir. Hem zihnin hem de bedenin ele alınması ile mümkündür. Zihnin cinselliğe yönelik olumsuz koşullanmalardan ve kaygıdan arındırılması ve bedenin de vajinal girişi kabul edecek ve bundan zevk alacak hale gelmesi hedeflenir.

    Vajinismusu mekanik olarak çözmek tedavi açısından yeterli değildir. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat sunmak için tedavide iki aşama izlenmektedir. İlk aşama cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. İkinci aşama da ise, cinsel ilişkiden zevk alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.

    Herhangi bir ilaç veya operasyonla tedavisi mümkün değildir.

    Vajinismus kadın cinselliği sorunlarından başarılı tedavi oranı en yüksek cinsel işlev bozukluğudur.

  • Cinsel kimlik gelişiminde belirleyici unsurlar

    Uygun cinsel kimliğin gelişebilmesi için kuşkusuz uygun biyolojik gelişim gereklidir. Ancak, biyolojik olarak erkek ya da kız olmak, eşeysel organların yerinde ve normal yapıda olması, iç salgıların da buna uygun biçimde salgılanması sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için yeterli değildir.

    Çekirdek cinsel kimlik çocukluğun ilk bir buçuk, iki yılında; genel olarak cinsel kimlik duygusu ise yaşamın ilk dört yılında yerleşmektedir. Bu yaştan sonra cinsel kimlikte değişme çok güç, belki de olanaksızdır.

    Cinsel kimliğin gelişmesinde yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür. Çocukluk çağındaki öğrenmeler, ilk ilişkiler ve özdeşimler cinsel kimlik gelişimini etkiler; ona biçim verir. Örneğin; erkek çocuk kız gibi yetiştirilebilir; kız çocuk erkekleri ve erkeksi davranışları benimseyebilir, erkekle özdeşim yaparak tüm benliği ile erkek gibi gelişebilir.

    Bireyin ilk sevgi nesnesi annesidir. Cinsel ya da cinsel olmayan ilk olumlu, doyurucu ilişkiler anne, daha sonra baba ve kardeşlerle olan ilişkilerdir. Bu ilişkilerde sürekli ağır bozukluklar yoksa yetişen çocuğun ileride olumlu sevgi ilişkileri kurma olasılığı yüksektir.

    Uygun özdeşim örneklerinin bulunuşu ya da bulunmayışı, cinsel kimliğin gelişmesinde en önemli etkenlerden biridir. Erkek çocuğun baba ya da baba yerinde olan erkek; kız çocuğun anne ya da anne yerine geçen bir kadın ile özdeşim yapma olanağı bulunması; erkek çocuğun babayı, kız çocuğun anneyi benimsemesi; onun özelliklerini benliğine sindirmesi sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için zorunludur. Sık görülen cinsel korkular, saplantılar ve sapmalar bu özdeşimin yapılamayışından kaynaklanır.

    Sağlıklı özdeşimi engelleyen ya da saptıran önemli engeller:

    Aile içinde uygun özdeşim örneklerinin bulunmayışı, bulunsa bile çocuğa anne ya da babanın ya da onların yerinde olan önemli kişilerin çocukla özdeşim örneği olabilecek nitelikte ilişki kuramaması

    Bozuk, sapık, nevrotik, psikotik davranışlar gösteren anne-baba

    Anne-babanın birbirini sevmemesi, saymaması, aşağılaması

    Aile içinde sevgi yoksunluğu

    Aile içinde şiddet

    Aile içinde çocuğa cinsel sataşmalar, çocukla cinsel ilişkiler

    Ailenin kendisini kızına kötülemesi, kadını aşağı, horlanan birey bir yaratık olarak tanıtması

    Babanın kızını sevmemesi, oğlunu ileri derecede ürkütmesi ya da ihmal etmesi gibi durumlar özdeşimi olumsuz yönde etkileyebilir.

    Aile içinde ve toplumda cinsel konulara karşı aşırı tutumlar cinsel kimlik gelişimini etkileyebilir.

    İleri derecede suçlamalar,

    Ağır günah duygusu,

    Suçüstü yakalanma endişeleri,

    Anne babanın çocuğun gelişmekte olan cinsel organlarıyla fazla ilgilenmeleri,

    Aşırı denetleme, ergenlik öncesi ve sonrası çağda bir miktar gizliliğin (mahremiyet) tanınması;

    Yanlış bilgi verme, – örneğin özdoyurum (mastürbasyon) ile akıl sağlığı, cinsel güçsüzlük olabilir korkusunun aşağılanması

    Çocuğu çapkınlığa itici, kışkırtıcı tutumlar cinsel korkular ve çekingenliklerle yüklü cinsel kimlik gelişimine yol açabilir.

    Dr.Ertuğrul Güler

  • Gençlik Dönemi ve Sorunları

    Gençlik Dönemi ve Sorunları

    Gençlik Dönemi ve Sorunları

    İnsan yaşamının en güzel, en güçlü ve umutlu dönemi olan gençlik dönemi aynı zamanda kriz ya da bunalım dönemi olarak da adlandırılabilmektedir. Aslında her değişim bir durumdan ötekine geçiş ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp, yeni koşullara uyma zorunluluğu getirdiğinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak da adlandırılabilmektedir.

    Gençlik dönemi bireyin fiziksel, sosyal ve psikolojik olgunluğa erişmesinin tamamlandığı, çocukluktan yetişkinliğe geçişin sağlandığı, insan hayatının oldukça önemli bir dönemidir. Dünya Sağlık Örgütü, 10–19 yaşlarını ergenlik dönemi, 15–24 yaşlarını, gençlik dönemi olarak belirlemekte ve 10–24 yaş arasındaki bireyi “Genç İnsan” olarak tanımlamaktadır.

    Ergenlik dönemi üç evrede incelenebilmektedir:

    Erken Ergenlik Evresi

    Kızlarda11–13, erkeklerde 14–15 yaşlarını kapsamaktadır. Bu evrede cinsel ve fiziksel büyüme çok hızlıdır. Değişime uyum sağlamakta zorlanan ergen, şaşkınlık ve endişe hisseder. Çevreye ani çıkışları olur ve çevrenin de kendisini anlayamadığını, sevilmediğini düşünür. Hayali bir izleyici kitlesinin olduğunu düşünen ergen, “nasıl görünüyorum” sorusunun cevabını bulmaya çalışır.

    Orta Ergenlik Evresi

    15–18 yaşlarını kapsar. Bu evrede büyüme yavaşlar. Tepkisel davranışın yerini, üzerinde düşünülmüş davranış ve tutumlar alır. Karşı cinse ilginin başladığı bu dönem, cinsel kimliğine bağlı roller de edinilir. Özgür olma isteği ve arkadaşlarına verdiği önem artar. Yetişkinleri model alma, taklit başlar, sigara, alkol gibi olumsuz maddeler seçilebilir. Bu dönemde “ben kimim” sorusunun cevapları aranır.

    Geç Ergenlik

    18–24 yaşlarını kapsar. Bu evrede büyüme, gelişme tamamlanır, endişe kaybolur. Cinsel kimlik kazanılmış, ben kimim sorusu cevaplanmıştır. Geleceğe ilişkin karar alabilecek sosyal olgunluğa ulaşan genç, eş ve iş seçebilecek beceriyi kazanmıştır. Çevresiyle rahatça iletişim kurar ve “ne olacağım” sorusunu cevaplamaya çalışır.

    Gençler Neden Önemlidir?

    ❖ Gençler toplumların ekonomik ve sosyal kalkınmalarını sağlayan lokomotiflerdir.

    ❖ Gençlik döneminde oluşan davranış biçimleri hem bireyin bütün yaşamını hem de tüm toplumu etkilemektedir.

    ❖ Bir ülkenin geleceği için yapabileceği en önemli yatırımlardan biri gençlerin sağlık ve gelişim ihtiyaçlarını yeterince dikkate alıp kaynak ayırmaktır.

    Gençleri Hangi Sorunlar Beklemektedir?

    Dünya nüfusunun %30’unu (1 ½ Milyar) oluşturan genç insanların %85’i gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Türkiye’de ise nüfusun % 50’si 25 yaş ve altında bulunmaktadır.

    Gençleri yoksulluk, yetersiz eğitim, işsizlik, cinsellikle ilgili sorunların da olduğu bir dünya beklemektedir.

    Yoksulluk

    Yetersiz eğitim

    115 milyon çocuk hiç okula gidememektedir ve bunların % 60’ı kız çocuklardan oluşmaktadır.

    2000 yılı verilerine göre, yaklaşık 82 milyon genç kadın ve 51 milyon genç erkek okur-yazar değildir.

    İşsizlik

    Yasal olmayan ve tehlikeli işlerde çocuk işçiler kullanılabilmekte ve dünyadaki işsizlerin %50’si, gelişmekte olan ülkelerde ise %80’i gençlerden oluşmaktadır. Dünyada 10 ile 14 yaşarası 73 milyon ergen çalışmaktadır.

    Cinsellikle İlgili Sorunlar

    Dünyada bir yılda doğan yaklaşık 15 milyon çocuğun annesi ergenlik dönemine ait yaşlardan olup, her yıl meydana gelen sağlıksız düşüklerin 4 milyonu (%25) da ergenlik yaş grubuna aittir. Yine her 20 ergenden birinde HIV/AIDS dışında Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyon (CYBE) görülmektedir. Yeni HIV/AIDS vakalarının yarısı da, 10–24 yaş grubundandır.

    Gençleri bekleyen pek çok sorun bulunmaktadır ve gençler kendi dönemlerine özgü sorunların yanında hayatla ilgili bu sorunlarla da başa çıkma durumunda kalabilmektedir.

    Gençlik Döneminin Başlıca Sorunları

    Gençler fiziksel, ruhsal yönden büyüyüp gelişirken bazı riskler, yeni durumlar söz konusu olabilmektedir. Yaptıkları ve yapacaklarıyla dünyaya ben de varım diyerek meydan okumaya çalışan ergen için riske girmek hiç de zor değildir. Bazen basit bir merakla başlayan işler, sonunda güç gösterisi haline dönüşebilmektedir. Adeta bir kozanın içinde olduğunu, kozanın kendisini koruyacağını düşünen genç, kolaylıkla risk alabilmekte ve sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu dönemde görülen ve risk almaya bağlı gelişen sorunlardan bazıları şunlardır;

    ❖ Kaza ve Yaralanmalar

    ❖ Yanlış Beslenme Alışkanlığı

    ❖ Hareketsiz Yaşamdan Kaynaklanan Sorunlar

    ❖ Kişisel Hijyen Sorunları

    ❖ Cinsel Davranış ve Üreme Sağlığı Sorunları

    ❖ Sigara, Alkol ve Madde Bağımlılığı

    ❖ Kimlik Sorunu

    ❖ Psikolojik Sorunlar

    Kaza ve Yaralanmalar

    Gençlerin yetişkinlere göre daha fazla kaza ve yaralanmayla karşılaşabildiği görülmektedir. Kaza ve yaralanmaları iki ayrı grupta değerlendirmek mümkündür. Bunlar; kasıtsız yaralanmalar ve kasıtlı yaralanmalar-şiddettir.

    ❖ Kasıtsız Yaralanmalar:

    Emniyet kemeri kullanmama, alkollü araç kullanımına bağlı oluşan kazalar, spor yaralanmaları, boğulma, ateşli silahla yaralanma ve zehirlenme gençlerde sıklıkla görülmektedir.

    ❖ Kasıtlı Yaralanmalar-Şiddet:

    Yaşın hafifletici bir neden olmasına bağlı olarak çocuklar ve gençler çete-mafya-töre cinayetlerinde kullanılabilmektedir.

    Gençler terör örgütlerinin hedef gruplarındandır. Ait olma duygusu, kahraman olma isteği ve meydan okuma davranışları terör örgütlerinin gençleri seçmesi için yeterli neden olmaktadır.

    İlişkide de şiddet gençler arasında görülebilmektedir. Özellikle kızlar, arkadaşını kaybetme korkusuyla istemediği bir ilişkiye zorlanmakta, hayır diyememektedir. Bu tarz süren ilişkide cinsel istismara açık hale gelmektedir.

    Yanlış Beslenme Alışkanlığı

    Büyüme ve gelişmenin tamamlanması, yaşamın sürdürülebilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir.

    Günümüz toplumunda çocuklar ve gençler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan bol kalorili popüler fast food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açarken diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençleri baskı altında bırakmaktadır.

    Bunların üzerine ergenin kendi bedeni ile uğraşma merakı eklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilmektedir.

    Yeme bozukluklarının en sık rastlandığı dönem, ergenlik dönemidir. Ergenin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı dönemler olabilmektedir. Aç kalma noktasına varan diyet programları, kendini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilmektedir.

    Gencin bedeniyle çok yoğun uğraşması başka alanlara odaklanmasını zorlaştıracağından, ilişkilerinde ve eğitim yaşantısında bozulmalara da neden olabilmektedir.

    Güzel ya da yakışıklı olabilmek için sağlıklı olmak, sağlıklı olabilmek içinse yeterli ve dengeli beslenebilmek gerekmektedir.

    Ayrıca güzel olmak sadece fiziksel özelliklere indirgenirse insani değerler, kişilik özellikleri, davranışlar önemsiz algılanabilir. Oysa “güzel insan” olmak daha çok sağlam bir kişilikle mümkün olabilmektedir. Bedene gösterilen özenin kişisel gelişime de gösterilmesi gerekmektedir.

    Hareketsiz Yaşamdan Kaynaklanan Sorunlar

    Hareketsiz yaşam çocuklar ve gençler için fiziksel ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Adeta ekran karşısında yaşamın içine çekilmektedirler. Arkadaşlarıyla sanal ortamlarda görüşmek, bilgisayar oyunları cazip hale getirilmektedir. Sağlıksız beslenmeyle beraber hareketsiz yaşam gençler için ciddi sağlı sorunları oluşturabilmektedir. Fiziksel etkinliğin özendirilmesi, yaşam tarzına dönüştürülmesi gerekmektedir. Fiziksel etkinlikler birden çok amaca hizmet edebilmektedir. Kalp sağlığı, kasların ve kemiklerin dayanıklılığı, kilo verme, formda kalma ve stresle başa çıkma fiziksel egzersizin sayılabilecek yararlarındandır.

    Kişisel Hijyen:

    Gençlerin ihmal edebildiği, ailelerin ise sık sık şikayet ettiği konulardan birisi de hijyen sorunudur. Çocukluk yıllarında ebeveynin denetiminde olan hijyen konusu, ergenlik dönemiyle beraber gencin denetimine geçmektedir. Her insan gibi gençte kendi temizliğinden kendisi sorumludur.

    Başta kişinin kendi sağlığı olmak üzere herkesin sağlığını korumanın en önemli aracı temizliktir. Sadece beden temizliğini değil, kullanılan her şeyi ve her ortamı temiz bırakmanın önemi de unutulmamalıdır.

    Vücuda ait kişisel temizlik ile ishalli hastalıklar, soğuk algınlıkları, cildin mikrobik hastalıkları, bazı alerjik hastalıklar önlenebilmektedir.

    Meme temizliği ve bakımı, dış genital organların temizliği, adet dönemi temizliği, saç temizliği ve bakımı, yüz, göz ve kulak temizliği, ağız ve diş sağlığı, el, ayak ve tırnak temizliği, sağlıklı giyinme oldukça önemlidir.

    Özellikle yurt ortamında kalan gençlerin bakımlarını sürdürmeleri, kendilerinin ve kullandıkları alanların temiz bırakılması konusunda daha titiz olabilmesi gerekmektedir. Gençlerde yaygınlaşan dövme ve piersing uygulamaları hijyen koşullarda yapılmadığında, vücudun ( ağız, dil, göz çevresi ve göbek gibi ) risk oluşturabilecek bölgelerinde uygulandığında tehlikeli olabilmektedir.

    Cinsel Davranış ve Üreme Sağlığı Sorunları

    Ülkemizde gençlerle yapılan araştırmalar cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında eksik ve yanlış bilgilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan gençlerin verdikleri cevaplardan cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların neler olduğunu, nasıl bulaştığını, belirtilerinin neler olabileceğini ve en önemlisi nasıl korunulması gerektiğini bilmedikleri görülmüştür.

    Cinsellikle ilgili konuların tabu olması nedeniyle bu konu uzun yıllar çok ihmal edilmiştir. Gençler bilgilenme konusunda çoğu zaman yalnız bırakılmışlardır. Erken ergenliğin oluşması, evlilik yaşının daha ilerleyen yıllara kayması erken cinsel aktiviteyi oluşturabilmektedir. Gençlerde risk alma davranışıyla beraber bu dönemde korunmasız ya da bilinçsiz cinsel yaşam ciddi sorunlara yol açabilmektedir. İstenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar gençleri tehdit etmektedir.

    Ayrıca, cinsel istismarla ilgili sorunlar ve istismarın sıklığı, tüm vakaların rapor edilmemesi nedeniyle tam olarak bilinmemektedir. Tecavüz, flört şiddeti, ensest, pornografi, seks ticareti gençler için oldukça önemli sorunlar arasındadır. Daha çok genç kadınlar cinsel istismara ve şiddete maruz kalmaktadırlar. Tüm dünyada, cinsel içerikli saldırıların yaklaşık % 50’si 15 yaş altı ergen kızlara karşı gerçekleştirilmektedir.

    Gençlere ve ailelere cinsel davranış ve üreme sağlığı konularında bilgi vermek, hizmet sağlamak, gençlerde “hayır” deme bilinci oluşturabilmek bu konuyla ilgili sorunlarla mücadele için oldukça önemlidir.

    Sigara, Alkol, Uyuşturucu Gibi Madde Kullanımı

    Uyuşturucu sektörü de gençleri hedef almaktadır. Yeni şeyleri deneme merakı, yetişkinleri model alma, arkadaş grubuna ait olabilme gibi nedenlerle başlanabilen sigara, alkol ve uyuşturucu maddeler gençlerde görülen sorunlardandır.

    Sigara ve alkol en sık kullanılan ve istismar edilen maddelerdir.

    Dünyada 13 – 15 yaşlar arasında beş ergenden biri sigara kullanmaktadır. Üniversite öğrencileriyle ülkemizde yapılan çalışmalar, gençler arasında sigara kullanımının çok yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmaya katılan gençlerin yarıdan fazlası sigara içtiğini belirtmişlerdir.

    Gençler arasında koklanan çözünebilen madde (tiner, bali vs.) kullanımı mağazalardan ve evlerde kolay elde edilebilirliğinden dolayı daha fazladır. Özellikle sokak çocukları daha büyük risk altındadırlar.

    Alkol, ilaç, esrar, extacy kullanımında ne yazık ki artış görülmektedir.

    Kimlik Sorunu

    Kişinin toplumsal yerini, mesleksel konumunu ve cinsel kimliğini tanımaya, yerine oturtmaya çalıştığı bir mücadeledir.

    Çocukluk döneminde ebeveyninin ya da öğretmenlerinin doğrularını, yanlışlarını sorgulamadan kabul eden genç yeni dönemde kendisine ait bir süzgeç oluşturma mücadelesine girer. Bu mücadele kiminde daha sessiz, kiminde daha dalgalı ve fırtınalı geçebilir. Ana-baba ya da toplumla değişik derecelerde sürtüşmeler, ters düşmeler olabilir. Bu süre içinde ana-babadan bağımsızlaşma, toplumsal değerleri, inançları yeni baştan tartma ve kendine yol bulma çabası baskın olabilmektedir.

    Psikolojik Sorunlar

    Gençlik döneminde meydana gelen hızlı fiziksel ve psikolojik değişiklikler genç için gerilim kaynağı olabilmektedir. Çevresi tarafından anlaşılma, arkadaşlarınca kabul görme, ana-babadan bağımsızlaşabilme, üniversiteye girebilme, üniversite ortamına alışabilme, cinsel yaşantı v.b. durumlar genç için kaygı yaratan durumlardır. Bu durumlara verdiği tepkiler hırçın, öfkeli olabildiği gibi içe kapanma, sıkça ağlama şeklinde de olabilmektedir. Gençlik dönemine ait bu sıkıntılar psikolojik sorunlarla da karıştırılabilmektedir.

    Depresyon bu dönemde sıklıkla görülebilmektedir. Depresyondaki birey kendisini mutsuz, karamsar, yalnız hissedebilir. Ağlama isteği olabildiği gibi aşırı öfkelenme de görülebilir. Dikkat toplama güçlüğü, derslere/işine ilgi kaybı, genel isteksizlik, hareketlerde yavaşlama, uyku sorunları ve iştah değişiklikleri de depresyondaki bireyde gözlenebilmektedir.

    İntihar düşüncesi ya da intihar, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları gençlik döneminde görülen sorunlardandır.

    Gençlik Dönemindeki Sorunlarla Başa Çıkma Konusunda Öneriler

    Gençlerin yaşadıkları döneme özgü sorunlarla beraber içinde yaşadıkları toplumun gerçeklerinden kaynaklanan sorunlarla daha kolay başa çıkabilmeleri için yapılabilecekleri şöyle özetleyebiliriz;

    ❖ Sosyo-kültürel etkinliklere yönelmek (Tiyatro, sinema, sergi, konser, hobiler)

    ❖ Dünyada ve ülkede olup biteni takip edebilmek

    ❖ “Hayır deme” becerisi geliştirmek

    ❖ Aile ile ilişkilere özen göstermek

    ❖ Sorumlulukları artırmaya çalışmak

    ❖ Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermek, spor yapmak

    ❖ Zaman yönetimi bilinci oluşturabilmek

    ❖ Gerektiğinde profesyonel yardım alabilmek.

  • Evlilik dışı ilişkiler, Psikanaliz ve Sosyal Medya

    Evlilik dışı ilişkiler, Psikanaliz ve Sosyal Medya

    Psikanalistler ve psikoterapistlerin, profesyonel enerjilerinin büyük bir kısmını analizanlarının ve hastalarının erotik hayatlarını değerlendirmeye ve evlilik öncesi/evlilik dışı ilişkilerini analiz etmeye adamalarına rağmen bu olguya psikanalizliteratüründe çok az yer verilmiştir. Medyada çıkan spekülatif yazıların da okuyucuda içgörü geliştirmek bir yana önyargılı olmayı daha da kışkırttığı ortada. Şu veya bu şekilde hepimiz evlilik dışı (aldatma) ilişkilere ya maruz kalıyoruz, tanıklık ediyoruz ya da bunlardan haberdar oluyoruz. Aldatma olgusu hepimizde bir merak uyandırmakla birlikte bunu anlamakta zorluk çekiyoruz ve çoğu kez buna yeltenenleri yargılıyoruz. Ben bir psikanalist olarak, kendimizi ve başkalarını yargılamanın sadece üzerimizde baskı oluşturduğunu ve gerçekte davranışı değiştirme konusunda bir sonuca ulaştırmadığını düşünüyorum. 

    2000’li yıllar, geleneksel evliliklerde ve evlilik öncesi cinsel deneyimlerde önemli değişimlere tanıklık etti. Evlilik öncesi birlikte yaşama ve cinsel birliktelikler artık toplumda kabul görmeye başladı. Yirmi yıllık İngiltere geçmişim ve oradaki klinik deneyimlerim son dört senedir Türkiye’deki psikanaliz pratiğime eklenince bana iki ülkeyi karşılaştırma imkanı verdi. “Swinging” ya da “switching” (es değiştirme) ve “grup seks”  İngiltere’de olduğu kadar olmasa da, Türkiye’deki çiftlerimde de artık karşılaştığım bir olgu. Psikoterapi merkezime, psikanalitik çift terapisi için gelen çiftlerde, yaşadıkları evlilik öncesi ve evlilik dışı cinsel ilişkilerin, bir yandan kendilerine güvenlerini arttırarak ruh sağlıklarını güçlendirirken ve bazı durumlarda cinsel olgunlaşmayı sağlarken, diğer yandan da taraflarda güvensizlik, değersiz hissetme ve ihanet gibi duygular yaratarak evliliklerini olumsuz yönde etkilediğini görüyorum.

    1900’lerin başından beri psikanaliz, insan davranışının ancak kapsamlı bir psikolojik analizle tam olarak anlaşılabileceğini ve değerlendirilebileceğini öne sürer. Analizde analizanın kişisel tarihi, kişiliğinin yapısal bileşenleri, bilinçdışı dinamikleri, insan ilişkileri, düşlemleri ve ruhsallığının diğer kompleks yönleri hesaba katılmadan davranışlarının anlamı sadece speküle (tahmin) edilebilir. Benim klinik deneyimlerim de bana, evlilik dışı ilişkilerin ne “hastalıklı”, “nevrotik” veya “düşmanca” ne de “sağlıklı” ve “adaptif” (uyumlu) olarak değerlendirilebileceğini gösterdi. Her ilişkide aldatmanın farklı bilinçdışı anlamları vardır. Analizde bir davranışın doğru ya da yanlış olup olmadığına karar vermeden, yani bir yargıya varmadan onun bilinçdışı anlamına bakarız.

    Günümüz çiftlerinin bazı problemleri: Sosyal Medya ve İnternet 

    Yazının başında da belirttiğim gibi kliniğime çift terapisi için gelen (evli olan ya da olmayan) çiftlerin çoğunun başvuru sebeplerinin ‘aldatma’ olduğunu görüyorum. Yaşanan bu aldatmaların çoğu da Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformları ile tanışma aracılığıyla tanışan kişilerle gerçekleşiyor. Bu kişiler eski okul ve iş arkadaşları olabildiği gibi yeni tanışılan kişiler de olabiliyor. Günümüz evliliklerinde sadık kalmanın da bu yüzden zorlaştığını düşünüyorum. Sosyal medya ve İnternet aracılığıyla yeni ilişkiler, yeni heyecanlar bulmak çok kolaylaştı. Bugünün evli çiftler narsisizmlerini, egolarını (grandiosity) ve erotik açlıklarını uyaran pek çok sosyal medya kanalına maruz kalıyor. Buna ek olarak ‘açık evlilikler’ ve ‘swinging’, ‘switching’ gibi diğer heyecan uyandıran alternatif cinsel deneyimlere ilişkin sosyal medyada artan oluşumlarla benzeri ilişkileri yaşamak kolaylaştı ve bu tarz ilişkiler yaygınlaşmaya başladı.

    Evliliğin, tarafların birbirini yargılaması, geciktirilmiş haz duygusu ve bıktırıcı günlük rutinlerine karşılık, evlilik dışı -yasak ilişkide- yaşanan heyecan, narsisistik haz ve hayranlık duyulma ihtiyacının karşılanması göz önünde tutulduğunda, bunun pek çok kişi için daha çekici olması bizi şaşırtmamalı. Yasak ilişki libidinal (cinsel enerji) haz duygusunu tatmine yöneliktir, ancak bu da kişide bilinçdışı çatışma yaratmadan olmaz. Bir yanda bizi ‘yargılayan ego’muz diğer yanda bilinçdışı -yani farkında olmadığımız- motivasyonumuz bilinçte çatışma yaratır. Bu da kişide suçluluk ve kendini affettirme isteği olarak kendini gösterir. Terapiye başvuran pek çok çift için temel motivasyon, duyulan suçluluk duygusu ve karşı tarafa kendini affettirme isteğidir. Çoğu kez aldatan taraf, eşinde yarattığı travmatik deneyimden dolayı kendini sorumlu hisseder ve terapistten beklentisi bu hasarın onarılmasında yardımcı olmasıdır. 

    Burada, aldatma konusunda analitik çift terapisinde ortaya çıkan bazı majör temalardan ve bununla ilgili bilinçdışı çatışma kaynaklarından bahsetmek istiyorum. Her ne kadar her ilişki için bilinçdışı sebepler farklı ve kişiye özgün olsa da klinikte aldatma konusunda en sık tekrarlayan ilişki dinamiklerinin aşağıdakiler olduğunu düşünüyorum. Bunlar pek çok aldatma vakasını anlamamızda yardımcı olabilir. 

    Ensest tabusu

    Bazı evliliklerde yaşanan problemlerden biri de tümgüçlü (omnipotent) anne ya da baba arayışında ensest tabusuyla yüz yüze gelinmesidir. Eşin psikolojik olarak ebeveyn rolüne bürünüp karşı tarafı ruhsal olarak besleyen, rahatlatan, anlayan ve seven kişi yerine geçtiği durumlarda eş kolayca bilinçdışında anne ya da baba yerine konabilir. Böyle olunca da evliliklerinde cinsellik ensestiyöz yani ‘yasak’ olarak deneyimlenebilir. Böyle bir durumda eşini cinsel olarak arzulamak bilinç düzeyinde huzursuzluk yaratır ve kişi bunu eşine karşı cinsel isteksizlik olarak hisseder. Bunun yerine cinsel ihtiyaçlarını evlilik dışı ilişkilerde karşılamaya yönelebilir.

    Yargılayan egoyla (superego) savaş 

    Ensest tabusuyla bağlantılı olarak ebeveynle çatışmalı ve baskıcı bir ilişkisi olan kişi evliliğinde ebeveyn rolüne bürünmüş eşiyle ilişkisinde bu çatışmayı canlı tutar ve baskıya karşı savaşır. Pek çok kişi evlilik ilişkilerine, çocukluklarından kalma ‘psikolojik bağlanma’ problemlerini, özellikle ebeveynlerle bağlanmada yaşanan sorunları taşır. Anne babalarıyla deneyimledikleri gibi, ihtiyaçları olan sevgi ve ilgi ödülünü almak için eşlerini de memnun etmeye çalışırlar. Ancak ya hak ettikleri ödülü alamadıklarını düşündüklerinde ya da kendilerini onların sevgisine muhtaç, bağımlı, küçük ve güçsüz hissettiklerinde, otonomisine müdahale edildiğini hisseden bir ergen gibi anne ya da baba figürüne karşı misillemeye geçebilirler. Bu misilleme, anne ya da baba figürüne karşı bilinçdışında yaşanan çatışmanın eşini aldatarak eyleme geçmesiyle gerçekleşir. Bu tür hastalar, isyankâr davranışlarından dolayı hissettikleri bu suçluluk duygusundan kurtulmak için farkında olmadan (bilinçdışında) eşlerinin suçlarını yakalayıp kendilerini cezalandırılmalarını sağlar. 

    Simbiyotik unite (bir elmanın iki yarısı)

    Türkiye’deki evliliklerde oldukça sık görülen bir durum olan ‘simbiyotik’ birliktelikte adeta bir elmanın iki yarısı gibi hisseden eşler duygusal olarak birbirlerine ‘bağımlı’dırlar. Her şeyi birlikte yaparlar, kendilik imajları ve kimlikleri çok kırılgandır; duygusal olarak ayrışamadıkları için birbirlerini domine etmeye ve kontrole başlarlar. Sürekli birbirlerinden ilgi ve olumlama bekledikleri için çatışma başlar. Eleştiriye ve ilgisizliğe karşı hassasiyet geliştiren bu kişiler evlilik ilişkilerinde sürekli aşağılandıklarını ve hakarete uğradıklarını hissetmeye başlarlar. Simbiyotik bağdan kurtulmanın ve kendini bağımsız hissetmenin bir yolu da evlilik dışı ilişki kurmak olur. Fakat yine de asıl eşe duyduğu ‘bağımlı’ olma durumundan kurtulamazlar ve isyankâr ergenler gibi suçlarını itiraf edip anne/eşten affedilmeyi beklerler.

    Ruhsal ya da Cinsel Biseksüellik 

    Her ne kadar hepimizde her iki cinsiyete yönelik karakteristikler aktif ya da pasif olarak var olsa da bazılarımızda bu çatışma daha şiddetlidir ve evlilikte kendini ‘evlilik dışı’ ilişkilerle gösterebilir. Biseksüel çatışma yasayan kişi çoğu kez iki partnere ihtiyaç duyar; örneğin birinde kendini daha maskülen diğerinde de daha feminen hisseder ya da birinde daha dominant diğerinde daha pasif bir rol alabilir.

    Bitirirken…

    Kısaca özetlemek gerekirse eşini “ensestiyöz kişi” ya da “cezalandırıcı superego” figürü olarak deneyimleyen; “biseksüel çatışma” yaşayan ya da “simbiyotik bağı” koparmaya çalışan kişiler bu bilinçdışı çatışmalarını evlilik dışı ilişki yaşayarak dışsallaştırmış olurlar. Her ne kadar bu yazı psikanalitik tedaviye gelen çiftler üzerine olsa da umarım bahsi geçen bazı ilişki dinamikleri genelde evlilik dışı ilişkileri anlamada bir fikir verebilmiştir. 

  • Bebek ile Başlayan Evlilik Problemleri

    Bebek ile Başlayan Evlilik Problemleri

    Evlilik, çiftlerin bebek yapmaya karar vermesi ile değişime başlar

    aslında. Psikolojik ve maddi hazırlıklar bir yana, hamilelik değişimin en somut

    şekilde görülmesini sağlayan dönemdir. Rutin gidilen doktor randevuları, bebeğin

    odasının hazırlanması, kıyafetlerinin alınması, yıkanması, ütülenmesi ve tabii son

    dönemlerde moda olan babyshower partileri (hoşgeldin partisi) en önemli

    hazırlıklardır bebek ve ebeveynler için. Bu hazırlıklar ne kadar heyecan verici olsa da,

    birçok hamilelikte anne adaylarının bazı şikayetleri de bulantı, kusma, baş ağrıları,

    halsizlik, el ayak şişmeleri, vb.  bu dönemde başlar. Anne adayları kilo alır hatta

    birçoğu kendini çirkin hisseder bu dönemde. Ama bunlar sadece fırtına öncesi

    sessizlik olarak da adlandırılabilir. Asıl zorlu dönem, bebeğin dünyaya gelmesi ile

    başlar.

    Aileye yeni gelen bebeğe alışmak, aynı zamanda anne ve babalığa alışmaktır. Artık

    çiftlerin evinde sabah kalktıklarında yoğun, koşuşturmalı bir gün başlar. Genellikle

    baba işe giden, anne ise evde bebeğe bakandır. Çalışan kadın için bu dönem daha

    da zordur. Hem bebeğine hem ev kadını görevlerine hem de artık çalışmayan kadın

    olmaya alışması gerekmektedir. Birçok kadın için bu süreçte evde olmanın

    hasretinden bahsedebilir fakat çalışmaya alışmış kadın için evde olmak, o kadar da

    kolay değildir. Bir de bu sürece MÜKEMMEL ANNELİK, MÜKEMMEL EV

    KADINLIĞI VE MÜKEMMEL EŞ olma çabaları eşlik ederse kadının kaygısı artar ve

    kendini gerçekleştirmesi imkansız bir döngünün içinde bulabilir. Bu MÜKEMMEL

    KADIN hiç birşeyi yetiştirememekten, evde fazlasıyla yorulduğundan kendine vakit

    ayıramamaktan, duş almaya bile fırsat bulamamaktan, evin sürekli dağınık

    olmasından, bebeğin ne kadar yemek yediği, hangi saatte ne yiyeceğinden, hangi

    saatte uyuyacağından ve bunlar gerçekleşmez ise bütün düzenin bozulduğundan

    bahsedendir aslında. MÜKEMMEL KADIN yoktur. Kadın herşeyi mükemmel

    yapmaya çalıştıkça, daha çok eksik, daha çok yapılamayan iş, daha fazla suçluluk ve

    daha fazla anneliğini sorgular bulabilir kendini. Mükemmel olmaya çalışmaktan

    kaçınmalı, kendine vakit ayırmakla beraber sorumluluklarını mümkün olduğunca

    yerine getirmeye çalışmak, aslında rutinin sağlıklı işleyebilmesi için yeterlidir.

    Anne-babaları bekleyen en zorlu konulardan biri ise ev içi yükümlülüklerin artması ile

    beraber sorumlulukların da değişmesidir. Bebeğe hoşgeldin demek isteyen misafirler

    vardır listede. Evin derli toplu ve temiz olması, gelen misafirlere ikram edileceklerin

    hazırlanması, bir yandan da bebeğin bakımı karşılaşılan ilk sorunlardır. Bu süreçte

    yeni annelere verilecek destek çok önemlidr. Fakat verilecek desteğin yeni anne-

    babaların sınırlarını ihlal etmeden yapılıyor olması da dikkat edilmesi gereken

    hususlardandır. İlerleyen zamanlarda ebeveyn olarak da sorumluluklar artar. Rutine

    giren bebek bakımı ve uykusuz geceler, anneleri en çok zorlayan konulardan biridir.

    Özellikle emzirme döneminde bebekler geceleri sık sık uyanıp, anne ve babalarını da

    uyandırırlar. Birçok ebeveyn bu dönemde hayatlarını kolaylaştırmak adına bebeklerini

    odalarına hatta yataklarına alırlar. Bu karar, özellikle annelerin hayatlarını

    kolaylaştırsa da, uzun vadede çift ilişkisini olumsuz etkileyen bir faktör haline de

    gelebilir. Uyku problemi yaşayan bebek annelerinin bebekleri uyuduğu zamanı uyku

    ile değerlendirmeleri çok önemlidir.  

    Bebek sonrası terapiye gelen çiftler arasında en yaygın görülen tartışma

    konularından biri de, eşlerinin yeni annelere yardım etmemeleridir. Bebekler ilk

    dönemlerinde annelerine tamamen bağımlıdır. Birçok baba bu dönemde kendini

    dışlanmış hissedebilir. Ancak babaların dışarıda kalmasını sağlayan sadece

    dışlanmışlık hissi değil, aynı zamanda ne yapacağını bilememesi de olabilir. Kadın

    yardım çağrısı yaptığında istediği desteği eşinden alamaz ise anlaşılmadığını

    hissederken, erkek alışmadığı ev içi ekstra görevler nedeniyle çaresizlik duyguları ile

    baş etmeye çalışır. Sorumlulukların tekrardan gözden geçirilip gerçekçi bir şekilde

    dağıtılması önemlidir. Eşlerin birbirlerine yardım etmesi kadar dışarıdan alınacak

    yardım da göz önünde bulundurulmalıdır.

    Çift terapisinde gözlenen bir diğer önemli konu ise aileye yeni katılan bebek

    sonrasında eşlerin hala çift olduklarını unutmalarıdır. Bebekle beraber hayata bakış,

    öncelikler, insanlarla iletişim, konuşulan konular da değişmeye başlar. Çiftler kendi

    aralarında daha önce konuştukları konulardan çok bebek bugün bunu yaptı, bebeğin

    şuyu eksik gibi konuları konuşmaya başlarlar. Çok hızlı bir şekilde sosyal hayat da

    değişmeye başlar. Dışarı çıkmak için hazırlık süreci gereklidir artık. Gidilecek ortam,

    görüşülecek kişiler de değişmeye başlar. Çocuklu ailelerle görüşme tercih haline

    gelmekle beraber gidilecek yerin havadarlığı, gürültü seviyesi, yemekleri gibi konular

    da önemli olmaya başlar. Artık daha çok ayrıntı düşünmek ve dışarı çıkabilmek için

    daha çok çaba sarfetmek gerekmektedir. Çiftlerin baş başa kalma olanakları da

    azalmaktadır. Özellikle bebek uyuduktan sonra eşlerin mutlaka birbirlerine zaman

    ayırmaları, bebek harici konularını konuşmaları ve çift olma hallerine dönmeleri

    gerekmektedir. Unutulmaması gereken nokta şudur: Bebek bakımında olduğu gibi çift

    ilişkilerinin sağlıklı sürdürülebilmesi de emek istemektedir.

    Doğum sonrası çiftlerin yaşayabileceği bir problem de cinselliktir. Lohusa adı verilen

    doğum sonrası ilk 6 haftalık süreçte, kadında kanamalar başlar. Lohusa dönemi,

    kadının rahminin toparlandığı dönemdir. Bu yüzden cinsellik tavsiye edilmemektedir.

    Ancak bu süreç sona erdikten sonra da birçok kadında cinsel

    isteksizlik gözlenmektedir. Hamilelikte alınan kilolar, doğum öncesi ilişki odaklı

    yaşamın doğum sonrası çocuk odaklı yaşanmaya başlanması, geceleri sık sık

    uyanmalar, rutin yorgunluk gibi faktörler kadının cinsel isteksizliğine yol

    açabilir. Emziren kadınlarda prolaktin hormonunun yükselmesi, östrojen ve

    progesteron hormonunu baskılamakta ve dolayısıyla vajinada kuruluk ve cinsel

    isteksizlik yaratabilmektedir. Böyle bir süreçte erkeğin yaşayabileceği sorunlar da göz

    ardı edilemez. Birçok erkek, kadını artık eşten çok anne olarak görmektedir. Emziren

    kadınların cinsel ilişki sırasında göğüslerinden süt gelmesi hem kadını hem de erkeği

    etkileyebilir. Ayrıca kadınlarda cinsel ilişki esnasında genital bölgenin yeteri kadar

    ıslanmamasından ağrı hissedilebilir. Bu tip durumlar, kadınlarda vajinusmus gibi

    problemlere yol açabilir. Kadın ya da erkekte cinsel isteksizliğin devam etmesi

    durumunda, mutlaka cinsel terapiye başvurulmalıdır.

    Aileye yeni bir bireyin katılması stresli bir dönemdir. Bu sürecin stresini bütün anne

    ve babalar yaşar. Birçok aile bu süreçten yaralanarak çıkmaktadır. Bu sürecin daha

    sağlıklı geçebilmesi için yapılacaklar, stresi düzeyini azaltır ancak yine de bu

    dönemin çok kolay geçmeyeceği bilinmelidir. Çiftlere “tartışmayın” demek yerine

    “tartışmalarınızı alevlendirmeyin” demek daha doğrudur. Tabii ki tartışmalar olacak…

    Bu tartışmalarda birbirlerini suçlamak yerine bu sorumluluklarla nasıl

    başedebileceklerini, birbirleri için neler yapabileceklerini konuşmaları daha sağlıklı bir

    adımdır. Çocuk bakımı zordur, yıpratıcıdır. Ancak alevli tartışmaların bu süreci daha

    da zorlaştıracağı unutulmamalıdır. Dışarıdan gelecek yardımlar da çok önemlidir. Aile

    büyükleri yeni ebeveynlere kucak açarlarsa hayatlarını kolaylaştırabilirler. Ancak

    burdada dikkat edilmesi gereken husus, yeni ebeveynlerin talep ettiği kadarını

    vermektir. Bu zorlayıcı süreci kolaylaştırmak sabır ve emek ister. Eğer çıkmaza

    girdiyseniz, bekleyip zamanın ne göstereceğine bakmak yerine, aile

    danışmanlığına başvurmak ve destek almak çok daha olumlu sonuçlar almanızı

    sağlar.