Etiket: Cinsel

  • KADINDA ORGAZM

    KADINDA ORGAZM

    Kadınlar ve erkekler cinselliği farklı yaşamaktadırlar. Öncelikle kadınlarda cinsel uyarılma erkeklerden daha yavaş olur. Erkekte uyarılma daha hızlıdır. Kadın sevişme sırasında tüm vücuduna yönelik okşamaları ister. Sevişme ilerledikçe ise, cinsel bölgelerin okşanmasını, orgazma yaklaşıldığı anlarda da cinsel bölgelerdeki okşamaların uzamasına izin verir.

    Erkekte ise bu olay kadının tam tersi olarak sevişmenin başlangıcında bile cinsel bölgelerin okşanmasını ve uyarılmasını ister. Kadının erkeğin omzunu, belini veya sırtını okşaması erkeğin uyarılması için yeterli değildir. Erkek, sevişmeye direkt cinsel bölgelerin okşanması ile başlamasını ve bu bölgelerde devam edilmesini arzu eder. Kadın erkeği de kendisi gibi düşünerek, onun zevk aldığı bölgeleri değil, kendi zevk aldığı bölgeleri okşayacaktır. Erkek de kadını kendi gibi düşündüğü için onu, kendi hoşlandığı ve uyarıldığı şekilde uyaracaktır. İlişkide her iki cins de, kendi hissettiği durumu karşısındakine yansıtarak hareket edecek ve karşısındakinin bundan çok hoşlanacağını düşünmektedir.

    Yukarıda bahsedilen bu farklılığı her iki cins de biliyorsa, farklılığı ilişkilerine uygulayacaklar ve ilişkide doyum kalitesi de artacaktır.

    Genellikle kadın cinsel isteklerini belli etmekten kaçınır. Örneğin, bu isteğin eşinden gelmesini bekler. Çok rahat iletişim kuran kadınlar bile ilişki isteğinin eşlerinden gelmesini beklemek durumunda kaldıklarını belirtmektedirler. Kadınlar bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Eşim her durumda beni yanlış anlayabiliyor. Okuyarak öğrendiğim şeyleri yaptığımda sen bunları daha önceki deneyimlerinden mi öğrendin şeklinde yersiz kıskançlıklar yapar. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi tepkisiz kalırsam, sen de hiçbir şeyden anlamıyorsun diye eleştirir.”

    Çeşitli çalışmalarda kadınlar, cinsel ilişkide ön sevişmenin uzun olmasını ve sevişme esnasında daha çok güzel sözler duymak istediklerini belirtmişlerdir.

    Cinsellik üzerine yapılan çalışmalar kadınlarda ön sevişmenin uzun tutulmasını önermektedir. Cinselliği kaliteli hale getirmek ve zevk süresini uzatmak her iki cins için de önemlidir.

    Ön sevişmede aşk oyunlarına ve dokunmaya önem verilmelidir. Kadın cinselliğinde özellikle orgazm sonrasında da bir farklılık gözlenmektedir. Kadın orgazma ulaştıktan sonra, cinsel duyarlılığı orgazmdan sonra bir süre daha devam eder. Erkek orgazma ulaştığı andan itibaren cinsel uyarılması son bulur. Erkeğin artık duyarlılığı biter ve çoğunlukla çok coşkulu bir orgazmdan hemen sonra bile uyuyabilir.

    Pek çok kadın bu durumdan şikâyetlerini “eşim orgazm olduktan sonra hemen arkasını döndü ve uyudu” biçiminde dile getirerek bu durumdan dolayı eşlerine kızdıklarını ve kırıldıklarını belirtmektedirler. Bu durum, orgazm sonrası cinsel duyarlılığı halen devam etmekte olan kadın için kabullenilir ve anlaşılır bir durum değildir. Kadın bu kadar zevkli, muazzam bir cinsel ilişkiden sonra bir süre daha erkekle konuşmak, sohbet etmek veya erkeğinin kendisine sarılmasını, dokunmasını, kendisini okşamasını ve güzel sözlerle ilişkiden çok zevk aldığını söylemesini bekler.

    Bu konuda hem erkek hem de kadın, bu cinsel farklılığın yaratılıştan geldiğini bilseler, birbirlerine kırılmazlar. Kadın erkeğin bu davranışının kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık olmadığını ve orgazma ulaşma anından itibaren tüm erkeklerdeki cinsel duyarlığın son bulmasından kaynaklanan bir durum olduğunu bilmelidir. Erkekler de kadının orgazma ulaşmasından sonra bir süre hala cinsel duyarlılığının devam ettiğini bilseler, zor da olsa güzel bir ilişkiden sonra eşine sarılabilir veya onun elini sevecenlikle tutabilirlerdi.

    Diğer bir farklılık da, erkeklerde orgazm sayısı sınırlıdır. Kadınlarda ise ilişkide birden fazla sayıda peş peşe orgazma ulaşabilirler. Bu durum da, yaratılışlarından gelen bir başka farklılıktır. Kadınlar her ilişkide mutlaka orgazma ulaşmak gereklidir diye düşünmemektedirler. Bazen erkeğe sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek onlar için doyurucu olabilmektedir. Erkeklerdeki orgazmın görünür olmasına karşın, kadınlarda da bir boşalma olmasına rağmen, bu göz önünde olmadığından erkek kadının orgazm olup olmadığını anlamayabilir. Bazen de kadınlar gerçekten eşlerini üzmemek için, ilişkiyi hızlandırmak için veya bir an evvel sonlandırmak için orgazm taklidi yapabilirler. Bu bazen sağlıklıdır, bazen de bir kaçış yoludur. 60’lı yıllarda cinsel devrim ve hippilik felsefesinin yaygın olduğu dönemlerde kadınla erkeğin aynı anda orgazma ulaşmalarının en uygun durum olduğu söyleniyordu. Cinsel terapistler şimdi orgazmın kadın ve erkekte aynı anda olmasının gerekli olmadığını söylemektedirler.

  • ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

    Erken boşalma yaygın bir şekilde görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Her 10 erkekten 7’si erken boşalma sorunuyla kliniklere başvurmaktadır. Erken boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol etmeyi bilmeyip, istediğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini çıkarır (plato) ve ardından isteyerek boşalır. Denetimsiz boşalan erkekte bu plato fazı yoktur; heyecanlanır ve istemediği halde boşalır.

    Erkeğin erken boşalma sorunu var diyebilmek için aşağıdaki unsurların gerçekleşmesini bekleriz.

    • 7 dakikadan daha az vajina penis birlikteliğini içeren cinsel ilişki (koit) süresi,

    • Kadının tatmin olmaması,

    • Kadın ve erkek istemediği halde boşalmanın gerçekleşmesi,

    • 6 ay boyunca düzenli olarak neredeyse her cinsel ilişkide erken boşalmanın gerçekleşmesi,

    • Kadın ve erkeğin bunu dert gibi görmesi gerekir.

    Erken boşalma, sadece erkeğin sorunu gibi görünse de hem erkeğin hem kadının, yani çiftin sorunudur. Bu nedenle bu sorunu birlikte çözebilirler. Çünkü cinsel yaşamın sadece biyolojik boyutu yoktur. Cinsel ilişki; biyolojik, psikolojik ve çiftin duygusal ilişkileriyle ilgili yönlerin tamamını içerir. Bu nedenle öncelikle erken boşalmanın nedenleri araştırılarak bu boyutlar da iyileştirilmelidir. Erken boşalmanın doğası ve nedenlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasının neredeyse tedavinin yarısı olduğuna inanıyorum.

    Erken Boşalmanın Nedenleri

    Her cinsel sorun gibi erken boşalma da; geçmiş öğrenmeler ve deneyimlerden, kaygıdan, evlilikteki ilişki sorunlarından ya da bedensel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. Bedensel bir rahatsızlıkla ilgiliyse, mutlaka bu konuda ilaç tedavisine başvurulmalıdır. Şimdi diğer öne çıkan nedenlere bakalım:

    • Cinsellik Ayıp.. Günah.. Yasak..

    Toplumumuzda cinsellikle sex birbirine karıştırılır. Cinsellik, doğuştan var olan, bizi biz yapan özellikler bütünüdür. Oturuşumuz, konuşmamız, giyimimiz vb her şeyimizdir cinsellik. Sex ise, iki yetişkinin birbirine dokunması, öpmesi, cinsel ilişkiye girmesi gibi bir dizi davranışı içine alan bir paylaşımdır.

    Çocukluk döneminde, çocuğun sorularına yaşına uygun basit cevaplar vererek merakı giderilmelidir. Eğer böyle yapmaz da; ayıp, günah denilir, çocuğun suçluluk ve utanç yaşamasına neden olursak, uygunsuz şekilde keşif yapmasına neden olabilir ve ileride cinsel işlev bozuklukları yaşamasına zemin hazırlayabiliriz. Hele ki, ilk merak ve uyanış dönemlerinde tehdit edilmesi, ceza verilmesi büyük sorunlara neden olabilmektedir.

    Erken boşalma yaşayan yetişkinlerin, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinden kalma bu suçluluk ve utanç duygularını yoğun bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

    • Ergenlikte Yanlış Ve Hatalı Mastürbasyon

    Her an yakalanma korkusuyla, hızlıca boşalmaya yönelik yapılan mastürbasyon; hem yanlış bir alışkanlığa dönüşmekte hem de cinselliğin ve haz almanın kötü bir şey olduğuna dair ön yargılara neden olabilmekte. Korku ve endişe, cinsellikle eşleştirilmekte, suçluluk duyguları ve utanç yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla genç yaşlarda başlayan hızlı boşalma alışkanlığı, sonraki yaşlara da miras kalmaktadır.

    • Ergenlerin Skor Takıntısı

    Ergenlik döneminde, mastürbasyon yaparak boşalma sayısı ya da cinsel ilişki sırasında arka arkaya boşalma sayısı, erkekliğin ve erkekliğe dair gücün bir göstergesi olarak görülebiliyor. Kendi aralarında sayı paylaşarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Oysaki boşalma sayısının bir önemi olmadığı, önemli olan haz ve keyfin olduğunu öğrenememiş oluyorlar. Bu nedenle, ergenlik döneminde cinsel eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anne babalar çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan utanıyorlar, çekiniyorlar. Dolayısıyla, çocuklarının yanlış bilgiler alarak, yanlış deneyimler yaşamalarına neden oluyorlar.

    • Yanlış İnanışlar, Mitler

    Çocukluk döneminden bu yana dışarıdan edinilen bilgiler ve yaşantılar sonucu cinsel yaşama dair ön kabuller oluşur. Örneğin; “cinsellik her zaman heyecanlı olmalıdır”, “kadın ve erkek aynı anda orgazm olmalıdır” gibi ön kabuller, cinsel ilişki sırasında hazza odaklanmayı engelleyen yanlış inanışlardır.

    • Performans Kaygısı

    Cinsel ilişkinin süresi, erkeğin erkekliğinin ve gücünün bir simgesi olarak görülüyor. Eğer erkek, her istediğinde cinsel organını kaldırabiliyor, istediği sürede cinsel ilişkiyi sürdürebiliyor ve kadınını mutlu edebiliyorsa, erkek erkektir gibi bir algı söz konusu. Böylesine bir beklenti zinciri, erkeğe ağır gelebiliyor ve cinsel işlev bozuklukları yaşamasına neden olabiliyor. Eğer düşüncesi “erken boşalmamalıyım” ise, erken boşalma yaşaması kaçınılmaz oluyor ve boşalmasını kontrol edemiyor. Dikkati sürekli ilişkiye girme süresinde oluyor ve kaygı yükseliyor.

    Kaygı, heyecan, gerginlik= STRES varsa, adrenalin ve noradrenalin hormonları yükseliyor. Bu noktada; bedensel hislerin fark edilmesi ve hazzı yaşamak imkânsızlaşıyor. Mesanesi dolan bir çocuğun altını ıslatması gibi, yükselen cinsel heyecanını hissetmeyen erkek de erken boşalıyor.

    Kadının, aşağılayıcı, suçlayıcı, öfkeli tutumu da performans kaygısının devamına neden oluyor. Erkek suçluluk ve utanç duygularıyla sorununun devam etmesine yol açıyor.

    • Evlilikte İlişkisel Sorunlar

    Evlilik ilişkisinde sorun yaşayan erkek, farkında olmadan “hemen boşal-çekil” mekanizması işlemeye başlayabiliyor. Bu aslında, yakınlık kurmaktan kaçınma olarak yaşanmaya başlıyor. Erkek bunun farkında olmadığı için performans kaygısı yaşayarak, boşalmasını kontrol edememeye başlıyor. Bu nedenle, erken boşalma sorununun üstesinden gelmek için öncelikle ilişki sorunlarının giderilmesi gerekiyor.

    Erken Boşalma İle İlgili Farkındalık Kazanmak Ne Yapmalı?

    Öncelikle, yukarıda sıraladığımız nedenlerle ilgili kendi durumunuzu ayrıntılarıyla incelemelisiniz. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarınıza bakınız. Ne gibi cinsel alışkanlıklarınız, korkularınız, kaygılarınız, travmalarınız var? Şuan bu sorunu sürdüren ne gibi unsurlar var? Nedenlerinizi tespit ettikten sonra, eşinizin de desteğini alarak bu sürece başlamalısınız.

    Bedensel Duyumları Fark Etmeli

    Asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getireceği konusundaki düşüncelerindedir. Aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek, tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Bu nedenle erken boşalmada tedavinin esası, boşalma öncesi cinsel duyumların tekrar tekrar ve uzatılmış olarak yaşatılması ve erkeğin dikkatinin yüksek uyarılma düzeyindeki duyumlarına odaklanmasıdır. Erkek boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde, yani bedensel duyumlarını fark ettiğinde boşalmayı da erteleyebilecektir.

    An’a odaklanmalı

    Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken kişi bedeninin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsa, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşebilir. Aksi takdirde erkek, “nasıl bir cinsel birleşme olmalıdır?” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket ederse, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır!! Bu nedenle eşle birlikte sonsuz yakınlaşma duygusunun yaşandığı, sayı ve süreye takılmadan, ana odaklanmaya çalışılmalıdır.

    Yavaşlama Öğrenilmeli

    Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olabilmesi için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamak ve fark etmektir. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına (geri dönülmez nokta) ulaşmamak için heyecan düzeyini kontrol etmek öğrenilmelidir.

    Erken Boşalmanın Tedavisi: Cinsel Terapi

    Cinsel terapi, terapist ve danışanların karşılıklı konuşarak sorunun çözümüne yönelik konuştuğu, çifte uygun davranışsal ödevlerin verilerek takibinin yapıldığı bir süreçtir.

    Oldukça sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunların başında yer alan erken boşalma biyolojik, psikolojik ve ilişkiyle ilgili yönleri içerir. Başarılı bir terapi süreci, tüm bu yönleri göz önüne almalıdır. Ayrıca başarılı bir terapi süreci, problemin tekrar etmesini de önlemelidir. Bizim uyguladığımız terapi yöntemi çok etkili olmaktadır; çünkü bu noktaların hepsini içerir.

    Cinsel terapiye erkekle birlikte eşinin de gelmesi, süreci hızlandırmaktadır. Öncelikle bireysel olarak kadın ve erkeğin cinsel yaşam öyküleri ve evlilik öyküleri alınır. Bu şekilde kendilerine en uygun terapi planı hazırlanır ve çift olarak terapiye başlanır.

    Erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaşmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğrenmek esas olmalıdır.

  • Cinsel Efsaneler

    Cinsel Efsaneler

    Cinsellikle ilgili yanlış olan, gerçeği yansıtmayan, doğruluğu bilimsel olarak desteklenmeyen, yıllarca kulaktan kulağa dolaşarak yayılmış, herkes tarafından kabul edilen, doğru sandığımız ve hayatımızı etkilemesine izin verdiğimiz bilgilere  ‘Cinsel Mit’ denir.  Bu mitler zamanla efsanelere dönüşür, sorgusuz kabul edilir hale gelir. 

    Erkekler cinselliğin bütün püf noktalarını bilirler ?

    Cinsellik kadın ve erkeğin birlikte yaşadığı, karşılıklı zevk aldığı bir süreçtir. Yaşadığımız kültür erkeğe cinsellikle ilgili sorumluluklar yüklerken erkeğin performans anksiyetesi yaşamasına sebep olur. Kadına ise görev sorumluluğu yüklerken kadının cinsel haklarını elinden alır.  Erkek cinsel ilişki sırasında sürekli sert kalması gerektiğini ve başarılı olması gerektiğini düşünür ve performans sorunları yaşamaya başlar. Kadın ise cinsellikten haz almaz, sadece görevini yerine getirir. Haz almayan, haz vermeyen, görev sorumluluğuyla sonuca odaklanan çiftler sağlıksız, mutsuz ve doyumsuz cinsel hayatlara sahip olurlar.

    Kadınların cinsel isteği azdır.

    Kadın cinsellikle ilgili olumsuz bilgilerle yetiştirilir; ‘Cinsellik hakkın değildir’ ’Cinsellik bir görevdir’ ‘Cinsel birleşme acı verir, ağrı olur, canın yanar’. Bu şekilde yetiştirilen kız çocuğu zamanla cinsellikten uzaklaşır. Ergenliğe geldiğinde cinselliğini bastırır, yanlış bilgilerini destekleyen hikayeler dinlemeye devam eder. Kadın, yetişkin cinsel hayatında ise kendi cinselliğine dair fikir sahibi bile değildir çünkü böyle bir hakkı olduğundan habersizdir. Bildiği şey ise cinselliğin acı verdiğidir. Baskıladığı cinsel isteği acı çekeceği korkusuyla baskı altında kalmaya devam eder. Oysaki kadının da erkeğin de cinsel isteği vardır, sağlıklı bir şekilde yetiştirildiğinde kadın da cinsel isteğini arzusunu ifade edebilir.

    Mastürbasyon kirli ve zararlıdır.

    Mastürbasyon yapmak kişinin suçluluk hissetmesine sebep olur. Yasak ve günah olarak bilinen mastürbasyon alelacele yakalanma korkusuyla yapılır. Suçluluk duygusuna kirlilik hissi de eklenir. Pek çok insan mastürbasyonun zararlı olduğuna, bazı organlara zarar verdiğine körlük, cinsel isteksizlik gibi sorunlara sebep oluğuna inanır. Aksine mastürbasyon yakalanma korkusu ile yapılmadığında herhangi bir cinsel işlev sorununa sebep olmaz. Organlara zarar vermez, ayıp günah değildir, alışkanlık yapmaz, duygusal ya da fiziksel sorunlara sebep olmaz aksine cinsel terapilerde teknik olarak kullanılır. Mastürbasyon bir tercih meselesidir her yaşta yapılabilir.  Utanç, suçluluk ve günahkarlık duyguları yersizdir.

    Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.

    Mastürbasyon aşırıya kaçılmadığı ve cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı bir şey değildir. Vajinaya bir şey sokmadan dış cinsel organları ve klitorisi uyararak yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez.

    Mastürbasyon cinsel isteği azaltır, hastalık yapar.      

    Mastürbasyonun cinsel gücü ve isteği azalttığına dair bilgiler yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değildir ona eşlik eden suçlululuk, günahkarlık, ayıp gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendi cinselliği ile barışık olduğunun göstergesidir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkı sağlar. Ancak yakalanma korkusuyla yapıldığında peşine gelen suçluluk duyguları ile birlikte erkekte erken boşalma ve cinsel isteksizlik sorunlarına sebep olabilir. Kadın ise mastürbasyon ile cinselliğini tanır, evlilik hayatındaki cinselliğine katkı sağlar. Mastürbasyon  sivilce yapmaz, kör yapmaz, kısırlık yapmaz, adet düzenini bozmaz, erken boşalma ve sertleşme sorunu yapmaz, peniste eğrilik yapmaz, günahkar yapmaz.

    Testler bölümüzde yer alan cinsel mitler testimizle kendinizi sınayabilirsiniz.

  • Vajinusmusun Psikolojik Tedavisi

    Vajinusmusun Psikolojik Tedavisi

    Vajinismus Nedir?

    Vajinismus; eğitim ve sosyo-kültürel düzeyi ne olursa olsun bütün kesimlerde görülen, kadının bir takım korku ve endişelerden dolayı istem dışı vajinasını kasması sonucunda cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur. Bazen penisin vajinaya girme durumunda değil, sadece ilişkinin hayal edilmesinde bile bu kasılma durumları söz konusu olabilir. Ülkemizde görülme sıklığı hayli yüksek olan vajinismus, daha çok yeni evli çiftlerde görülmekle beraber yıllarca evli kalan çiftlerde de görmekteyiz. Dünyada görülme sıklığı %2-4 arasında iken ülkemizde %10 ları bulmaktadır.

    Vajinismusun Nedenleri Kişiye, yaşadığı kültürel ortama göre değişen birçok nedeni vardır. Fizyolojik olarak bir çocuğun doğabileceği şekilde esnek olan vajinanın cinsel birleşmeye karşı kasılıp kendini kapatması anlamsız gibi görünse de, o an yaşanan endişe, korku ve kaygılar göz önünde bulundurulduğunda normal bir tepki olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan bu yaşanan kaygıların altında yatan psikolojik nedenlerdir.

    •Toplumumuzda ayıp ve yasak olarak algılanan cinsellik hakkında sağlıklı bilgiler edinilmemesi, yanlış ve yetersiz cinsel bilgiler,

    •Abartılarak anlatılan ilk gece hikayelerindeki korkutucu ve ürkütücü durumlar, genç kızlarda kendilerinin de ilişki esnasında çok acı çekeceklerine dair korku oluşturması,

    •Bekaretin kutsandığı toplumumuzda kızlık zarının yırtılacağı, patlayacağı, çok kan akacağı şeklindeki kaygılar,

    •Vajinanın küçük olduğu ve penisin giremeyeceği endişesi,

    •Yeterli uyarılma ve sevginin olmaması,

    •Kızlık zarının çok kalın olduğu düşüncesi,

    •Erkeğin ilk ilişki sırasında kaba davranması,

    •Bilinç dışı kadınlığı kabullenememe ve kız olarak kalma, masumiyetini kaybetmeme,

    •Annenin değersiz görüldüğü bir ailede kız çocuğunun önemsenmek istediği için kadınlığı reddetmesi,

    •Geçmişte yaşanan taciz ve travmalar,

    •Gebelik ve doğum korkusu,

    •Cinsel güvensizlik,

    •Cinsel isteksizlik,

    •Cinsel kimlik sorunları,

    •Güvensizlik,

    •Cinselliğin kadın için zevk değil görev olduğu algısı,

    gibi nedenler olabileceği gibi kadının daha farklı farkında olmadığı, bilgi çarpıtması, bilinç dışı nedenler, farklı bir kaygı ve korkunun buraya transfer edilmesi de olabilir.

    Vajinismus İlişkiyi Nasıl Etkiler?

    Vajinismusta ilk tepkiler genelde yaşanan durumu anlamlandıramama, korku ve panik halleri, umutsuzluk, başarısızlık, çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı suçlu hissetmeleri ve çaresizliktir. Genelde ne yapacaklarını bilemezler ve çözümü ötelerler.

    Kadın kendini eksik ve yetersiz hissederken, erkekte de istenilmeme, reddedilme gibi algılandığından öfke ve kırgınlık yaşanabilir.Yaşanan durumun sadece kendilerine özgü olduğunu düşünerek yoğun ümitsizlikler yaşarlar.

    Uzun süre tedavi edilmediğinde erkekte, cinsel isteksizlik ve erken boşalma gibi sorunların ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca evlilikte bir çok çatışmanın da temelinde cinselliğin olmaması yatmaktadır.

    Cinselliği konuşmanın bile yadırgandığı toplumumuzda sorunu dile getirmek ve çözüm arayışında bulunmak çok zordur. En yakınlarından bile çoğu zaman gizlenir. Zamanla düzeleceği düşünülerek beklenir, yeni denemelerde bulunulur.

    Neden bizim başımıza geldi?

    Nasıl geçecek bu durum?

    Tedavisi varmıdır?

    Nasıl tedavi edilir?

    Nereye, kime başvurmak gerekir?

    Nasıl tedavi edilecek?

    Tedavi ne kadar sürecek?

    Maliyeti ne kadar?

    Tedavi edilirse daha sonra tekrar bu sorunu yaşarmıyız?

    gibi bir çok soru akla gelir. Bu durumda yapılması gereken şey ne kadar süredir olursa olsun, hemen bir kadın doğum uzmanının muayenesinden geçip, cinsel terapiste başvurulmalıdır. Terapiye gelen danışanlarımızdan yıllarca vajinismustan dolayı cinsellik yaşamadan evliliklerini sürdürmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Mutlu bir evlilikte önemli bir yer tutan cinsellik hem çiftlerin ilişkilerini güçlendirmesi, neslini devam ettirmesi açısından önemliyken hem de alınan hazzın, keyfin hayatlarına lezzet kattığını unutmamalıdır.

    Vajinismusun Tedavisi

    Tedavisi en kolay ve kısa süreli olan vajinismus, psikolojik bir sorundur. Sadece kadının değil çiftin her ikisinin de sorunudur.

    Fizyolojik bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için yapılacak jinekolog muayenesinden sonra, herhangi bir organik sorun olmadığı psikolojik nedenlere bağlı olduğu anlaşıldığında cinsel terapi yapan bir terapiste gidilmelidir.

    Evli çiftlerin terapiye birlikte katılmalarını önermekteyiz. Kadın isterse tek başına da terapiye gidebilir. Eşlerin katılımı terapiye olumlu bir destek sağlar.

    Vajinismus tedavilerinde bir çok değişik teknikler uygulanmaktadır. Tedavi şekli vajinismus sorunu olan danışanın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Sorunun altında yatan nedene göre kişiye özgü bir yaklaşım sergilenmektedir. Bazı danışanlarda sadece bilgilendirme yapıldığında sorunun çözüldüğünü görürken, bazılarında davranışsal terapi teknikleri uygulanması gerekmekte, bazılarında ise geçmişle ilgili ayrıntılı dinamik psikoterapi teknikleri uygulamak gerekmektedir. Bütün bu tekniklerin birleştirilerek bütüncül bir yaklaşımda sergilenebilmektedir.

    Sorunun kaynağı sadece penisin vajinaya girmemesi, yani organlarla ilgili bir durum değil, ruhun, beynin ve bedenin ortak sorunudur.

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz vajinismus terapisinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; sorunun nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Vajinismusun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır. Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

  • Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

    Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.

    Orgazm Sorunlarının Nedenleri;

    · Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar; Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur. Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma, kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir. Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.

    · Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.

    · Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir. Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda, mekânda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.

    · İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir baş etme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.

    · Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma, yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.

    · Utanma suçluluk ve günahkârlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur, kendini cezalandırır.

    · Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.

    · Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.

    · Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.

    · Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.

    · Cinsel travmalar; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.

    · Gebe kalma korkusu, · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,

    · Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.

    • Partnerin erken boşalma sorununun olması,

    • Partnere karşı ilgi kaybı,

    • Alkolizm, depresyon ve üzüntü,

    • Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,

    • Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,

    • Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,

    • Cinsel kimlik çatışmaları,

    • Aldatılmak,

    Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.

  • Cinsel Sorunların Çözümü

    Cinsel Sorunların Çözümü

    Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

    Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

    Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

    Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

    Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…

    Başlıca Cinsel Sorunlar:

    Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.

    Cinsel terapi süreci nasıl işler?

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.

    Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

    Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.

  • Çocuklarınıza  Cinsel  Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Çocuklarınıza Cinsel Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Cinsellik biyolojik ve sosyal olarak inşa edilen, kültürel ve dini inançları yansıtan bir olgudur.

    Anne babalar çocuklarıyla konuşmaktan utandıkdıkları için bu konuda konuşmayı sürekli ertelerler.

    Çocuklar ise tüm masumiyet ve saflıkları ile öğrenmeye ve meraklarını gidermeye yönelik sorular sorarlar. Çoğu anne baba bu sorulara hazırlıksız yakalanırlar ve beklenmedik anda gelen bu sorular kaygı yaratır. Kaygı da hata yapma olasılıklarını arttırır.

    Ebeveynler çocuklara duyusal uyaranları nasıl yorumlayacaklarını ve deneyimlerini tanımlarken hangi kelimeleri kullanacaklarını öğretirler. Ayak parmağı ya da göbeği gıdıklandığında agulayıp kahkaha atan bebek, cinsel organına dokunulduğunda aynı tepkiyi verir. Bebek, vücudunun bu kısmının cinsel bir bölge olduğunu henüz öğrenmemiştir. Çünkü yetişkinlerin zihinlerindeki cinsel kavram ve düşüncelere sahip değildir. Çocuk için burası zevkli tepkiler veren vücudun her hangi bir bölümüdür. Anne babaların bu bölgeler hakkında nasıl tepkiler verdiği ve onu nasıl tanımladığı önemlidir. Demek ki çocuklar için cinsellik yetişkinlerde olduğundan farklıdır.

    Genel anlamda cinsel eğitim; çocukların ve ergenin bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve cinsel gelişimlerini takip etmek, kız ve erkek rollerini kabul etmesine, kendi cinsinin özellikleri ve karşı cinsin özellikleri ile bir bütün içinde yaşamasına yardımcı olmak amacıyla verilen  bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarıdır.

    Cinsel eğitim doğumdan başlayan ergenlik dönemini de içine alan uzunca bir süreçtir. Gerek anne, gerek baba tarafından verilecek cinsel eğitim, çocukların ve ergenin başka kaynaklara yönelmesini engelleyecektir.

    Cinsel eğitime başlamak için belli bir yaş bulunmamasına rağmen, anne babalar, çocukları okul öncesi dönemdeyken (3-4 yaş dolaylarında) ilk sorularla karşılaşırlar.

    Açıklamalar sade bir dille, rahat, utanmadan  ve bilimsel kaynaklardan yararlanarak yapıldığı takdirde gelecekte karşılaşılabilecek olası zorluklar yaşanmayacaktır.

    Anne babalar çocuğa iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmeli, uygun cinsel davranışın sınırlarını belirlemeli, çocuğu doğru cinsel bilgiyle donatmalılar.

    Demokratik aile ortamında yetişen çocukların, cinsel gelişim sürecinde sorun yaşama olasılıkları azdır. Merak ettiklerini rahatlıkla sorabilir ve uygun yanıtlar alabilirler. Kendilerine olan güvenleri nedeniyle  ve ne isteyip ne istemediklerini rahatlıkla ifade edebildikleri için cinsel tacize uğrama olasılıkları çok azdır. Çünkü bunu önleyebilirler. Herhangi bir duygusal açlık yaşamadıkları için, bu anlamda kendilerini kullandırmaları söz konusu değildir. Sağlıklı kız/erkek arkadaş iletişimini rahatlıkla kurabilirler.

    Ergenlik döneminde babası ile konuşabilen onun tarafından kabul gören ve aşağılanmayan , çocukluğundan itibaren baba oğul kaliteli zaman geçiren bir erkek ergenin cinsel kimlik bulma süreci sağlıklı geçecektir.

    Aynı şekilde annesi ile h,iç korkmadan, yalan söyleme ihtiyacı duymadan konuşabilen kız çocuğu da merak ettiği tüm bilgiyi annesinden alabildiğinde yanlış bilgilerle donanmayacak , sınırlarını bilecek ve ileride kendi cinsel kimliği ile barışık, sağlıklı bir cinsellik yaşayabilecektir.

    Gençlere verilecek cinsel eğitimde en önemli mesaj  , cinselliğin sadece kadın erkek arasındaki fiziksel bir ilişki olmadığı , aynı zamanda duygusal , sevgiye ve saygıya dayalı bir ilişki olduğudur.

    Cinsel İstismar nedir? Nasıl çocuğumu korumalıyım?

    Cinsel istismar, bir çocuk ya da yetişkinin başka çocuk/çocukların veya başka yetişkin/yetişkinlerin, istemediği cinsel davranışlarına maruz kalmasıdır. Cinsel istismar, genelde çocuğa yakın olan kişiler tarafından  gerçekleştirilmektedir. Bu tür eylemler yinelenen tarzda olduğunda çocuk için daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Çimdikleme, okşama, sıkıştırma, öpme, el ile sarkıntılık etme, laf atma, uygunsuz sözcüklerle rahatsız etme, cinsel ilişkiye teşebbüs, tecavüz cinsel istismar kapsamına girer. İstismarın verdiği hasar; sürekliliğine, çocuğun yaşına, istismar edenin çocuğa olan yakınlığına, bağlılık derecesine ve aradaki yaş farkına, fiziksel zorlama ve şiddet içermesine, istismar davranışının derecesine bağlı olarak değişir.

    Cinsel istismarın derecesi ne olursa olsun unutulmamalıdır ki kimse cinsel istismara maruz kalmak istemez; kimse cinsel istismarı hak etmez; hiçbir davranış cinsel istismarı, taciz ve tecavüzü haklı gösteremez ve her türlü cinsel istismar kanunlar ve toplum önünde suçtur.

    Çocuğumu cinsel istismardan korumak için ne yapmalıyım?

    • Anne baba olarak, cinsel istismar konusunda bilgili ve bilinçli olmalısınız
    • Çocuğunuza yeterince ilgi ve şefkat göstermeli,  güven ve sevginizi hissettirmelisiniz.
    • Çocukla açık iletişim kurmalı, sizden korkmamasını sağlamalısınız ki size olası yaklaşımları rahatlıkla anlatabilsin
    • Çocuğu severken sevgi göstermenin yolu ellemek, sağını solunu çimdiklemek, ısırmak değildir. Böyle sevilen çocuklar sevgiyi göstermenin yolunun “dokunmak” olduğu yargısına sahip olurlar. Bu da istismar ile sevgi göstermeyi ayırt edememelerine neden olur.
    • Yabancı insanlarla öpüşmemesi, yanına fazla yaklaşmalarına izin vermemesi ve kuşkulu davranışların neler olduğunu öğretilmelidir.
    • Hayır deme becerisi öğretilmelidir. Günlük yaşamda hayır diyemeyen çocuk böyle bir durumda da “HAYIR” deme becerisini gösteremeyebilir.
    • “ Hiç kimsenin senin, özel yerlerine dokunmaya hakkı yoktur. Hiç kimsenin seni, kendi özel yerlerine dokundurtmaya  da hakkı yoktur. Birisinin senden özel yerlerine dokunmanı istemesi ya da seninkilere dokunması saklayacağın bir sır değildir. Anlatmama sözü vermiş olsan bile, anlatırsan başına çok kötü şeyler geleceği söylenmiş olsa bile, böyle bir şey olursa anlatmalısın. Mutlaka söylemelisin. Sır saklaman gerektiği doğrudur. Ama bu saklanmaması gereken kötü bir sırdır.”

    Çocuğum ergenlik yaşında; onun cinsel istismara uğramaması için ne yapmalıyım?

    Çocuğunuzla bir arkadaş gibi konuşmalısınız, şu konularda onunla açık ve net konuşmalısınız…

    • Genç kendi cinsel arzularını ve sorunlarını bilmelidir.
    • Hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında net olarak hayır diyebilmelidir.
    • Yanlış anlaşılmamak için duyguları, davranışları ve sözlerinin uyum içinde olması gerektiğini bilmelidir.
    • Kendi başına gidip dönemeyeceği yere iyi tanımadığı birinin eşliğinde gitmemelidir.
    • Yaşı tutmuyorsa disko, bar, vb. yerlere gitmemeli, başkalarından içecek ve yiyecek almamalıdır.
    • Alkol ve uyuşturucular sağlıklı düşünmeyi ve kendini ifade etmeyi engelleyebileceği için bunlardan uzak durmalıdır.
    • Arkadaşının yönlendirici olmasına izin vermemelidir.
    • Süreklilik arz eden istismar davranışlarını mutlaka yakınlarına bildirmelidir.
    • Cinsel istismara (saldırı, tecavüz, vb.) uğradığında hemen kendisini anlayabilecek, destek  ve yardımcı olabilecek bir yakını ile bu durumu paylaşmalıdır.
  • Erken boşalma nedir? ve Erkeklerde erken boşalma tedavisi?

    Erken boşalma nedir? ve Erkeklerde erken boşalma tedavisi?

    Erkeklerin yaklaşık yüzde kırk dördünde gözlenen en yaygın cinsel işlev bozukluğudur. Görülme sıklığına oranla daha az başvuru yapılmakla birlikte son yıllarda başvurularda ciddi bir artış gözlenmektedir.

    Uzmanlara erken boşalma nedir? Sorusunu yönelttiğinizde farklı cevaplar almanız mümkündür. Kimi uzmanlar 1 dakika, kimi 2, kimi daha farklı sürelerden önce boşalmayı erken boşalma olarak tanımlamaktadırlar. Bir başka görüş ise eşinden önce boşalmayı da dahil etmektedir bu tanıma. Son dönemde 1 dakika ve altı boşalan erkeklere erken boşalma vurgusu yapılmaktadır. Ancak biz cinsel terapi uzmanlarına göre bu tanım; kişinin istediğinden daha önce kontrolsüzce boşalması erken boşalmadır.

    Erken boşalmada asıl sorun kişinin boşalmadan önceki hisleri farkedemeyip kontrolsüzce boşalmasıdır. İşte bizim “tedavi stratejimiz” de bunun üzerine kurulmuştur. Boşalmadan hemen önce henüz durulabilecek noktadaki hisleri farkedip durmayı öğretmek. Bu öneri ve egzersizlerle yaklaşık 5-6 hafta içinde mümkün olmaktadır. Beyin artık bu noktayı belirginleştirme konusunda eğitilirse öğrenilenler kalıcı olmaktadır. Umarım erken boşalma nedir sorusunu açıklayabilmişimdir.

    Daha detaylı bilgi ve erken boşalmada online (internet üzerinden) terapi detayları konusunda bilgi almak için bana yazabilir ya da arayabilirsiniz.

    Erken boşalma terapisi: Erken boşalmada klasik cinsel terapiler yaygın olarak ve başarıyla kullanılmaktadır. Kimi uzmanlara göre deneyimli terapistlerce

    Erken boşalma nasıl tedavi edilir?

    Erken boşalma ilaç tedavisi

    Erken boşalma ve tedavisi

    Erkeklerde erken boşalma tedavisi:

    Erkeklerde erken boşalma tedavisine duyulan ihtiyaç hızla artmaktadır. Erken boşalma tedavisinde ana hedef, sertleşme ve boşalma arasında plato dönemi dediğimiz “uyarılmış ama boşalmadan gidip gelebilme” süresini uzatmaktır. Bu amaçla uzun süre uyuşturucu kremler, spreyler ya da benzeri yöntemler kullanılmış ancak hiç birisi erkekleri erken boşalma tedavisi konusunda tatmin etmemiştir. Sonuçlar ya yetersiz, ya etkisiz ya da geçici olmuştur. Ayrıca bu yöntemler seksten alınan zevki de azaltmaktadır.

    Cinsel terapilere bakıldığında erkeklerde erken boşalma tedavisinde en uygun terapiler olduğu görülmektedir. H. Singer Kaplan’a göre bu yöntemle başarı şansı yüzde 95 ler civarındadır. Cinsel terapideki asıl amaç boşalmadan hemen önce ki hislere odaklanma becerisini arttırıp, bu hisleri belirginleştirmek ve hisler farkedilince durmak üzerine kurgulanmıştır. Terapi anatomik ve fizyolojik bilgilendirme, alt beynin eğitimi ve bazı teknik ve egzersizlerden oluşur. Çift uyumu ve eşle ilgili stratejilerde tamamlayıcıdır.

    Yukardaki paragrafta sözü edilen tedavi şekli kolay ve kalıcıdır ve aynı zamanda başarı şansı çok yüksektir. Mucizevi yöntemlerle hemen tek bir ilaç ya da kremle çözüm aramak yerine ortala 5-6 hafta süren kalıcı terapi şekli erkeklerde erken boşalma tedavisinde ideal çözüm gibi görünmektedir.

  • Vajinismus ve Tedavisi

    Vajinismus ve Tedavisi

    Vajina girişinin 1/3 lük dış bölümünde vajina çevresini saran kaslarda inatçı, uzun süren, istemsiz tekrarlayan kasılmaların olduğu bir cinsel ağrı bozukluğudur. Bu kasılmalara tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi, girişin olamayacağı inancı eşlik eder. Ülkemizde psikolog başvuruların %50’si vajinismus problemi üzerinedir.

    Giriş denendiğinde ağrı beklentisi, koşullanmış korku yanıtı haline dönüşür ve vajinal kasların kasılmasına neden olur. Böylece beden, cinsel birleşmeye izin vermez ya da birleşme kısmen gerçekleşir ya da ağrılı bir birliktelikle sonuçlanır.

    Cinsel terapide amaç, kasların gevşemesini sağlamak değil; ağrı korkusu ve kaygısını ortadan kaldırmaktır.

    Vajinismus Hastalarının Ortak Özellikleri

    • Erişkin kadın olmaya dirençli olabilirler

    • Öfkelerini ifade etmekte zorlanırlar

    • Onaylanmaya ihtiyaç duyarlar

    • Kızlık zarının parçalanacağına inanırlar

    • Cinsel organların iğrenç ve utanç verici olduğunu düşünebilirler

    • Cinsel organlarını tanımazlar

    • Kızlık zarını kutsal ve korunması gerekir görürler

    • Cinsel şiddet ya da taciz, tecavüz öyküsü bulunabilir geçmişte

    • Katı din eğitiminden geçmiş ya da gelişimlerinde dini kurallar hakim olabilir

    • Bekaret kavramına aşırı önem verirler

    Vajinismusa Eşlik Eden Otomatik Düşünceler

    • “Vajina çok dar”

    • “Vajina girişinde duvar gibi bir engel var”

    • “Penis girişi sırasında çok kanama olacak”

    • “Penis girişi sırasında vajinanın içi yırtılacak”

    • “Penis içeri girerse çıkamaz; birleşik halde kalır”

    • “Cinsellik günah, kötü ve ahlaksızca”

    • “Kızlık zarı değerli ve korunması gerekendir”

    • “İlk ilişki, erkeğin kadının bekaretini test edeceği bir sınavdır”

    Vajinismusun Nedenleri

    • İlk denemelerde acı duyma

    • Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan bir aile

    • Baskıcı/otoriter baba

    • Zayıf/güçsüz anne

    • Baba-kız ilişkisinde güçlükler

    • Cinsel şiddet, taciz, tecavüz öyküsü

    • Zorla evlendirilme

    • Eşini sevmeme

    • Eşcinsel özdeşleşme

    • Başarısızlık korkusu

    • Kızlık zarını yitirme korkusu

    • Cinsel tabular, yanlış bilgiler

    • Ağrı eşiğinin düşük olması

    • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler

    • Cinsel organın anatomisini bilmeme

    • Çocuklukta-ergenlikte “bacağını kapa”, “eteğini ört” gibi uyarılar

    • Bilinçdışı çatışmalar

    • Ağrılı jinekolojik muayene

    • Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe ya da travma

    • Çocuklukta çok fazla makattan fitil kullanımı

    Vajinismus Tedavisi

    Vajinismus tedavisi, çiftlerle yürütülen bir değerlendirme sürecinin ardından, terapi kuralları belirtilerek, cinsel fizyoloji ve anatomi konularında verilecek psikoeğitimle beraber başlar. Her seansta çiftlerimize verilecek ev ödevleri vardır. Bu ödevler bazen bazı formları doldurmaya yönelik bazen de uygulamaya yönelik, danışanları zorlamayacak aşama aşama belirleyeceğimiz ev çalışmalarından oluşmaktadır.

    Bu tedavide görüşme sıklık ve zamanları çalışmanın gidişatına göre belirlenir. Görüşmeler, alışkın olunan haftada 1 ya da 2 seans aralığı şeklinde olmaktan ziyade her bir seansın sonunda verilen ödev, danışan tarafından yerine getirildiğinde haberleşerek belirlenir. Yani her seans bir önceki seansın tamamlanması ve o adımın gerekliliklerinin yerine getirilmesi ile bir diğer adıma ulaşır.

  • ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ)  PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ) PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    İnfertilitenin psikolojik etkilerine yönelik çalışmaların birçoğu kadın psikolojisi yönünde yoğunlaşırken yürütülen yeni çalışmalarda erkeklerin geçirdiği süreçler de araştırma konusu olmuştur. Özellikle erkek kaynaklı infertilitede erkeklerin belirli psikolojik değişimler yaşadıkları gözlemlenmiştir. Öfke, depresyon, değersizlik hisleri, güç-kudret yitimi, erkeklikle ilgili olumsuz düşünceler, cinsel yetersizlik hisleri, suçluluk hisleri gibi sorunlar araştırma sonuçlarında yoğun olarak bulgulanmıştır.

    Çocuk sahibi olamamaya kendileri sebep olduklarını düşünen erkekler, erkekliklerini sorgulamaya başlarlar, bunu cinsel işlevsizlikten ortaya çıkan bir kusur gibi görebilirler, hatta diğer insanlar da böyle düşünür kaygısı yaşayarak paylaşmak istemezler; halbuki bu durumun cinsel işleyiş ile hiçbir ilgisi yoktur. Evet, bu sorunlar cinsel hayat üzerinde olumsuz etkiler yaratırlar ama yukarıda ifade ettiğimiz duygusal değişimler yüzünden yaratırlar, bir sonuç olarak cinsel işlevi bozarlar. Yani bir erkeğin sperm morfolojisinin kötü olması, cinsel işlevini değiştirmez ama bu tanıyı aldıktan sonra kendi cinselliğine, kişiliğe yüklediği anlamlar sonucu cinsel yaşantısı bundan etkilenir.

    Erkekler de kadınlarla eşit düzeyde etkilenir bu süreçlerden; fakat onlar duygularını daha az ifade ederler, bunu çok göstermezler. Bu durum erkeklerin ilişki içerisinde yalnız hissetmelerine ve destek almaktan uzak kalmalarına sebep olur. Başarısız tedavi deneyimleri arttıkça çiftler daha depresif olurlar, cinsel yaşamları daha az tatmin edici olur. Çünkü artık cinsellik tamamen çocuk sahibi olmak odaklıdır. Zamanla çocuk sahibi olmakla ilgili kaygılar artar, sosyal izolasyon yaşarlar. Çiftler kendilerini etiketlenmiş hissederler, bitmeyen bir “kayıp” hissi vardır. Kendilerini akranlarıyla karşılaştırırlar, kusurlu ve beceriksiz hissederler; bu da özgüvenlerini zedeler.

    Yapılan bir araştırmada sadece erkek faktörlü ve sadece kadın faktörlü infertilite hastalarının erkek partnerleri arasında psikolojik bir değerlendirme yapılmış. Bu araştırmanın sonucunda erkek faktörlü grubun erkeklerinin diğer grubun erkeklerine göre cinsel hayatları ile ilgili ve kendi kişisel kimliklerine yönelik daha olumsuz algılara sahip oldukları bulgulanmıştır. Bu sonuçlara göre görülüyor ki sadece erkek faktörlü infertilitede erkekler, hayatlarını daha az kontrol edebildiklerini, hedeflerine ulaşmada yetilerinin daha az olduğunu ve kişisel olarak bu durumdan daha fazla sorumlu olduklarını düşünüyorlar. Diğer gruplara göre daha çok özgüven problemleri yaşıyor, etiketlendiklerini, kusurlu görüldüklerini düşünüyorlar. Bununla beraber bu erkekler diğer gruplara göre daha az cinsel tatmin yaşarken, cinsel açıdan kendilerini daha başarısız hissediyorlar.

    Kadınlar, bu durumlarla baş etmede yüzleşme, sorumluluğu kabul etme, sosyal destek arama yaklaşımlarını daha çok benimserken; erkekler bu konularla ilgili konuşmak konusunda problem yaşıyorlar, anlaşılamayacaklarını düşünüyorlar ya da yok sayıyorlar. Bu durum ise stresin ortadan kalkmasını sağlamamakla beraber kaçınmacı bir tutum sergilemelerine sebep oluyor. Bu da aslında problemin çözüme ulaşmadan rafa kaldırılmasına ve ileriki zamanlarda daha büyümüş bir şekilde farklı biçimlerde bizi rahatsız etmesine sebep oluyor.

    NE YAPMALIYIZ?

    Çiftlerin infertilite tedavisini yarıda bırakmalarının, ertelemelerinin en büyük sebeplerinden birinin psikolojik zorluklarla baş etmedeki çektikleri güçlükler olduğu görülmüştür. Bunun için de süreçte yaşanan bütün olumsuz deneyimlerin yarattığı stres unsurları, depresyon ve anksiyete (kaygı) gibi sıkıntı yaratan durumları hafifletecek bir takım psikolojik müdahalelerin oldukça faydalı olduğu bulgulanmıştır.

    BU VAKALARDA PSİKOLOİK DANIŞMANLIĞIN ODAK NOKTASI NEDİR?

    İlk hedef infertilite konusunda bilgilendirmek, kaygılarının kaynağını ifade edebilmesini sağlamak, partnerinin hayal kırıklığı düşünceleri ile ve aynı zamanda infertilitenin yarattığı duygusal çatışmalarla baş etmesine yardımcı olmaktır. Bu alanda yürütülen psikoterapi çalışmaları, hastanın problem çözme becerilerini arttırarak acı, kayıp, suçluluk ve utanç duyguları, hayal kırıklığı, kaygı, depresyon ve sosyal izolasyon ile mücadele edebilmelerini sağlar.