Etiket: Cins

  • Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Kişinin sosyal açıdan gelişmesi için önemli bir etkiye sahip olan evliliğin çok farklı tanımları dikkati çekmektedir. Evliliği bireylerin mutluluğunu sağlayan ve kişiliklerinin gelişmesinde önemli rol oynayan bir birim olarak tanımlamaktadır (Glenn,1991).

    Sağlıklı ailelerdeki çiftlerin uyumlu ve doyum sağlayıcı evliliklerinin olduğunu belirterek, eşler arasındaki etkili iletişimin, destek ve onayın, aile ile ilgili görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinin, çocuklarla ilgilenebilmenin, karşılıklı saygı ve değer vermenin, boş zamanları birlikte paylaşmanın, problemlere birlikte göğüs germenin, eşlerin aileye ekonomik anlamda katkıda bulunmasının ve bir meslek sahibi olmalarının evlilikteki psikolojik doyumu etkilediğini vurgulamaktadır (Terry ve Kottman,1995).

    Evlilik Kavramı

    Evlilik ve aile olgusu her ne kadar tarih içinde ve bir toplumdan diğerine farklı anlamlar taşıyabilmekte ise de, içinde neredeyse evrensel sayılabilecek bazı gelişimsel olayların yaşandığı bir birimi ifade eder. Bu sosyal üniteyi oluşturan bireylerin birbirlerine olan güçlü bağlılıkları ve sadakatleri uzun yıllar sürmesi beklenir (Gülerce, 1996).

    Glenn (1991), evliliği bireylerin mutluluğunu sağlayan ve kişiliklerinin gelişmesinde önemli rol oynayan bir birim olarak tanımlamaktadır.

    Rhoden (2003), evlilik niteliğinin çok boyutlu bir kavram olduğunu, evlilikte mutluluğun evlilik tatmini ve eşler arası uyum olarak kavramsallaştırıldığını belirtmektedir.

    Evlilik kurumu temel üç motivasyona dayanır :

    Biyolojik Motivasyon: Uzun süreli beraber yaşama ve kendi cinsinden nesiller üretme arzusu , karşı cins ile ilişki hazzı , beraberliği ve kendini koruma arzusudur.

    Psikolojik Motivasyon : Arzu duyduğu karşı cins tarafından beğenilme , sevilme , sevme , seçilme , kendi çocukları ile beraberliğin sürekli oluşundan duyulan güven ve hazdır .

    Sosyal Motivasyon : Toplumun beklentilerine , yasalarına uyarak yaşamanın verdiği rahatlık , toplumda kabul edilen değerlere uyumla kazanılan saygınlık hazzı ve güvendir(Boran, 2003)

    Cinsellik Kavramı

    Lawrence & Byers’ın (1995) tanımına göre cinsel tatmin, “kişinin cinsel ilişkisine ilişkin pozitif ve negatif duygu algılarının bütününü öznel açıdan değerlendirerek oluşturduğu duygusal yanıt.”(Cetad,2006/3).

    Cinsellik denince ilk akla gelen iki kişinin sevişmesidir, oysa cinsellik çok boyutludur. Dünya Sağlık Örgütü’nün Cinsel Sağlık tanımı; “Cinsellik, fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi zevk için ya da üreme amacıyla yaşama hakkı vardır. Cinsel bir varlık olarak insanın sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık halidir”.

    Cinsellik söz konusu olduğunda, akla gelen ilk kelimeler; haz, arzu, üreme, aşk ve yakınlıktır. Cinsellik insanların değerleri, tutumları, davranışları, fiziksel görünümleri, inanışları, duyguları, kişilikleri, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler ve içinde yaşadıkları toplumlara göre şekillenir. Cinsellik doğum öncesi başlayıp ömür boyu devam eder, kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenir. Üremeyi, cinsel zevk almayı ve zevk vermeyi içerir. Cinsellik temelde duyuya dayalı bir deneyimdir ve yalnızca cinsel organları değil, tüm bedeni ve aklı içerir. Cinsellik, erkeklik ve dişilik ile ilgili duygusal tepkileri oluşturarak türe özel davranışları belirler. Cinsiyetle ilişkili bu davranışsal tepkiler daha sonra kültürel miras, toplumsal kalıplar ve medyadan kaynaklanan imajlarla biçimlenir. Kültürel miras, dinsel inançların ve geleneksel değerlerin toplamıdır. Toplumsal kalıplar ise bireyin biyolojik ve duygusal gereksinimleri ile toplumda var olan kültürel kalıpların uzlaşmasının ürünüdür. Bu uzlaşma toplumdan topluma ve zaman içinde değişiklik gösterdiğinden sürekli devinim halindedir. Bu anlamda, içinde toplumsal öğeleri de barındıran, kapsamlı bir cinsellik, cinsiyetten daha kapsamlı bir kavramdır(Cetad, 2007).

    Kişilerarasındaki özel bir ilişki olan cinsellik, bireyin kişiliğinin her yönü ile ilişkilidir. Cinselliğin yaşanması, birey olmak, bağımsızlık, kendini partnerine teslim edebilmek, partnerin benzer yaşantılarına katılabilmek, bütün olmak, tek basına yeniden bütünlenmek, diğerinin bütünleşmesine katkıda bulunmak, anlamlarına geldiğinden; bireyin benlik kavramı, cinsel anlamda kendisinin ve partnerinin, sergiledikleri rollerini nasıl algıladığını anlamada, cinselliğin yaşanmasında ve ortaya çıkan bozuklukların değerlendirilmesinde önemli rol oynar(Aydın, 1998).

    İletişim Kavramı

    İletişimin birçok tanımı bulunmakla birlikte, tanımların vurgulamış olduğu ortak noktalar ve ulaşılan genellemelerden yola çıkılarak kişilerarası iletişim; en az iki insanın karşılıklı olarak bilgi, duygu, düşünce ve yaşantılarını belirli yollarla paylaştıkları psiko-sosyal bir süreç olarak tanımlanabilir(Kaya, 2015)

    Cüceloğlu, iletişimi şöyle açıklamıştır: “Genel olarak insanlar arasındaki duygu ve düşünce alışverişidir” (Cüceloğlu, 1997).

    İletişim Becerisi

    İletişim becerileri, pek çok beceri için temel oluşturmakta ve sözel olan ve sözel olmayan mesajlara duyarlılık, etkili olarak dinleme ve etkili olarak tepki verme biçiminde özetlenebilmektedir (Korkut, 2004).

    Özer’e göre iletişim becerisi, kişiden, karşı karşıya kaldığı olayla ilgili, olası bakış açılarını ve tanımlamaları araştırmayı, soruşturmayı ve bütünleştirmeyi içerir. Bu beceriyi kazanmış birisi, kendisine yöneltilen bir uyarı, eleştiri veya şikâyet karşısında, tek açı yerine çok açıdan anlam verme yeteneğine sahip olabilecektir (Özer, 2006).

    Evlilikte İletişim

    Ponzetti ve Long (1989), eşler arasında iyi bir iletişimin olmasını sağlıklı bir evlilik yordayıcısı olarak görmektedir. Ayrıca etkili iletişimin, ortak ilgilerin, problem çözme kapasitesinin, değişime uyum, ortak sorumluluk alma ve sorumlulukları paylaşma, birlikte eğlenebilme yeteneğinin olması gibi faktörleri de sağlıklı ve doyum sağlayan çiftlerin özellikleri olarak ifade etmektedir.

    (Gottman,1990), kişilerarası iletişimde özellikle olumsuz duyguların aktarılmasının eşler arasındaki doyumu negatif yönde etkilediğini vurgulayarak üç önemli unsur üzerinde durmaktadır:

    1) Evliliklerinde doyum sağlayamayan çiftlerin, doyum sağlayan çiftlere oranla aralarında daha fazla olumsuz duygu yaşadıklarını belirtmektedir.

    2) Evliliklerinden doyum alamayan çiftlerin birbirlerine çok fazla olumsuz tepki verdiklerini belirtmektedir.

    3) Doyum sağlayan çiftlerin ilişkileri doyum sağlayamayan çiftlere oranla daha az yapılandırılmıştır (Akt: Çelik, 2006)

  • Çocuklara Cinselliği Anlatmak

    Çocuklara Cinselliği Anlatmak

    Çocuklar gelişimlerinin bir parçası olarak karşı cins ve cinsellik ile alakalı konuları merak ediyor ve bu konu ile alakalı konuşmak istiyor olacaklardır. Çocuklar bu tip sorularla geldiğinde geçiştirmeden yaşına uygun bir dille kendisine açıklamalar yapılmalıdır. Günümüz teknolojik şartları altında da çocuk aileden alamadığı cevapları internet ortamında arayacak ve çok uygun görmeyeceğiniz bilgilere ulaşabilecektir. Bu sebeple sorularını yanıtsız bırakmamaya çalışmak daha faydalı olacaktır. 
    Her yaşın kendine has özellikleri vardır. Çocuklar genellikle 3 yaşından itibaren cinsellikle alakalı konularda soru sormaya başlarlar. Vücut yapılarını ve farklılıklarını anlayabilmek adına bu dönemde oyunları daha temasa dayalı olmaya başlar. Doktorculuk, anne ya da babacılık gibi oyunları tercih edip bu bahaneyle sizlerin vücutlarını incelemeye çalışırlar. 
    Cinsiyetlerinin farkına varırlar, kendilerini kız ya da erkek olarak tanımlarlar. Oyunlarında, kıyafetlerinde, hobilerinde de ayrımcılık yapmaya başlarlar, bu kız oyuncağı, bu erkek kıyafeti gibi katı çizgiler çizmeye başlarlar.
    Yetişkin bedeni ile aradaki farkı gözlemleyip bunun ile alakalı sorular sorarlar. 
    Bu dönemde özellikle odasında yalnız kaldığı vakitlerde kıyafetlerini çıkartıp çıplak olmaktan hoşlanırlar. Utanç duygusunu da bu dönemde kavramaya başlarlar. Mahremiyet duygusu geliştirip toplum içerisinde yapılacak ve yapılmayacak davranışları kavramaya çalışırlar
    Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye yakınlaşırlar..
    Bebeğin nasıl dünyaya geldiğini sorgularlar, üreme hakkında sorular sorarlar.
    Kendi vücudunu tanımaya başlar, cinsel bölgelerine dokunarak haz aldığı noktaları keşfeder. 
    Bu dönemde çocukların bu tip davranışlarını baskılamamak gerekmektedir. Çocuğun kendisini ve çevresini tanımasına müsade etmeli, özellikle kendisine dokunduğu vakitlerde sert bir tepki ile durdurulmamalıdır. Bu tarz bir tepki ileriki yaşlarında bastırılmışlıkla birlikte farklı sorunlara yol açabilir. 
    Sorularını yanıtlarken kaçamak cevaplardansa olabildiğince açıklayıcı olunmalıdır. Doğadan, hayvanlardan örnekler vererek yaşına uygun açıklamalar sunulmalıdır. Sizin vücudunuzu tanımaya yönelik hareketlerine müsade edilmelidir. Aslında amacının oyun oynamak olmadığını size dokunmak olduğunu farketseniz dahi bunu yüzüne vurmamalı, anlamazdan gelmeli ve oyunu sürdürmelisiniz. 
    5 yaşından itibaren çocuklar cinsellikle alakalı düşüncelerini daha da pekiştirirler ve daha çok merak etmeye başlarlar. Soruları artık daha net ve sizi daha zorlayacak hale gelir. 
    Mahremiyet duygusu iyice gelişir, sizin yanınızda dahi giyinmekten, banyo yapmaktan çekinebilirler. 
    Cinsellikle alakalı espriler yapıp bu tip sözcükleri sıklıkla kullanmaya başlarlar.
    3-5 yaş döneminin aksine bu dönemde erkek çocuklar babaya, kız çocuklar anneye daha fazla yakınlaşırlar.
    Kendine dokunma bu dönemde artış gösterir. Bu dokunuşların fiziksel olarak kendisine zarar vermemesi için doğru ve yanlış dokunuşu bu yaşlarda öğretmelisiniz.
    Bu dönemde özellikle yaşıtlarının vücutlarını incelemeye başlarlar. Arkadaş ortamlarında, daha önce sizinle oynadıkları doktorculuk oyunlarını yaşıtları ile oynamaya başlayacaklardır. Bu meraklarını giderebilmek adına yaşına uygun kitaplar ile insan anatomisi açıklanabilir.
    Kadın ve erkek vücudunun farkları üzerine soruları olacaktır, özellikle erkek çocuklar neden memeleri olmadığını, kız çocukları neden penisleri olmadığını sorgulayacaktır. Bu anatomik farklılıklar çocuklara makul bir dille anlatılmalıdır. Bebeğin, anne ve babanın tohumlarının birleşmesi ile annenin karnındaki özel bir yuvada geliştiği anlatılabilir. 
    Çocuğunuzla cinselliği erken yaşlarda konuşmaya başlamak hem ergenlik öncesi dönemi daha rahat geçirmenizi sağlayacak hem de merak ettiklerini güvenilir bir kaynaktan öğreniyor olmasını sağlayacaktır. 
    Çocuğa cinsel bölgelerinin özel olduğu bu yaşta muhakkak anlatılmalıdır. Arkadaşlarının ya da ailesinden bile olsa hiç kimsenin bu özel bölgelerine dokunmaması gerektiği bilgisi verilmelidir. Özellikle kendisinden büyük arkadaşları ile oyun oynuyorlarsa odasının kapısını açık bırakması sağlanmalı, kendisini rahatsız etmeden ya da şüphelendirmeden aralarda kontrol edilmelidir.  
    Çocuğunuzun sorduğu soruya cevap vermek için acele etmeyin, eğer bilmediğiniz ya da emin olmak istediğiniz bir konu ise kendisine bu konuyu birlikte araştırabileceklerini söyleyebilirsiniz ve bir kitaptan birlikte okuyabilirsiniz
    8-9 yaşından itibaren çocuklar ön ergenlik dönemine geçerler. Bu dönemde daha ciddi anlamda kendisine cinsel eğitim verilmelidir. 
    Kız çocuklara adet kanamaları hakkında bilgi, erkek çocuklara ereksiyon, düş azması konularında açıklayıcı bilgiler verilmeli, çocuğun bu durumlara hazır olmaları sağlanmalıdır. Özellikle kız çocuklar için adet kanaması eğer bu konuda hiç bir bilgileri yoksa çok travmatik bir sürece dönüşebiliyor. Bu durumdan çok büyük bir utanç duyabiliyor ya da yaşadığı kanamadan öleceğini düşünebiliyor. 
    Masturbasyonun suç olmadığı ancak fazlasının ne gibi zararlar doğuracağı anlatılmalıdır. 
    Ergenlik döneminde yaşayacakları fiziksel ve duygusal değişikliklerden bahsedilmelidir. 
    Cinsel ilişkinin ne demek olduğu, yetişkin bir erkek ile kadının cinsel yaşantısı hakkında bilgi verilmeli, kendi değerleriniz çok baskı kurmadan anlatılmalıdır. 
    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmelidir. 
    Bu dönemde hiç bir soruyu cevapsız bırakmamanız gerekmektedir. Eğer yanıtları sizden alamazsa çok daha sağlıksız yollarla bu bilgilere ulaşacaktır. 

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.