Etiket: Cilt

  • Henoch-schönleın purpurası

    Henoch-schönlein purpurası (HSP) nedir?

    Genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişen, küçük damarların tutulumuyla giden bir vaskülittir. Vaskülit damar duvarı iltihabi demektir. HSP’de, özellikle deri ve eklem bulguları ön plandadır. Vakaların küçük bir bölümünde HSP, şiddetli böbrek veya bağırsak hastalığına neden olabilir.

    HSP yetişkinlere oranla çocuklarda daha yaygındır, fakat yetişkinlerde ortaya çıktığında ise daha şiddetli seyir gösterebilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası kimlerde olur?

    Genellikle, HSP bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişir. Çocuklarda vaskülitin en sık görülen şeklidir. Erkek/kadın=1,5’dur. Mevsim dönümlerinde, özellikle ilkbaharda daha fazla görülür. Çocuklarda 4-7 yaşları arasında sıktır. Sıklığı; 1,4 / 10 000’dür. Erişkinlerde ise genç-erişkinlerde (20’li yaşlarda) daha fazladır; ancak her yaşta gelişebileceği unutulmamalıdır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının sebebi nedir?

    İmmün sistemdeki bu anormalliğin nedeni tam olarak bilinmiyor. Olguların üçte ikisinde, hastalığın bir üst solunum yolu enfeksiyonundan, ortalama on gün sonra başlaması, genetik olarak yatkın bireyde çevresel maruziyeti olarak, bir enfeksiyonun katkısı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yiyecekler, haşere ısırığı, aşılama gibi çevresel etkenlerin de sorumlu olabileceği sanılmaktadır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının belirtileri nelerdir?

    Çocuk hastaların çoğunda, ele gelen purpura (cilt altında kırmızı kanama odakları) ile birlikte eklem ağrıları veya artrit (eklem iltihabı) vardır. Çocuk hastaların %70’inde mide-bağırsak sisteminin tutulmasıyla; karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kabızlık vardır. Daha az oranda dışkıda kan ve mukus (sümüksü görünüm) bulunur. Daha nadiren bağırsakların iç içe geçmesi (intussepsiyon) görülebilir. Böbrek tutulumu, hastaların, %10-50’sinde hafif tutulum gösterir. Çok nadiren ilerleyici böbrek hastalığı gelişir. Olguların % 90’dan fazlası çocuklardır. Hastalık genellikle birkaç hafta içinde düzelir. Ancak, yetişkinde durum biraz farklıdır. Cilt bulguları, erişkinlerde daha değişkendir ve bazen erişkinlerde yakınmalar daha uzun sürer. Yetişkinlerde kalıcı böbrek hasarı, çocuklara göre daha fazladır. Ancak, HSP’li hastaların % 5’inden daha azında, ilerleyici böbrek yetersizliği gelişir. Bu nedenle yetişkindeki böbrek tutulumları, daha ciddiye alınmalı; erken dönemde tedavi verilmeli ve yakın takip edilmelidir.

    Yetişkinlerde HSP, sistemik vaskülitin diğer formlarıyla karışabilir. Wegener granülomatozisi ve mikroskobik polianjiitis de purpura, artrit ve böbrek iltihabı ile seyreder. Bu hastalıkların seyrinde, hem daha ciddi diğer organlarda tutulum (örneğin, akciğerler, göz ve sinir tutulumu gibi) ve daha ciddi böbrek tutulumu söz konusudur. Bu nedenle kan tahlilleri, idrar analizi, akciğer görüntüleme ve biyopsi ile dikkatli bir değerlendirmeyle ayırt edilebilir. HSP vasküliti, deri biyopsisi üzerinde direkt immünofloresan (DIF) testi ve IgA tespit edilemediğinde (eski döküntüden örnek alınması, hatalı örnek alma gibi); yanlışlıkla hipersensitivite vasküliti olarak teşhis edilebilir.

    Henoch-Schönlein Purpura nasıl teşhis edilir?

    Cildin kan damarlarının iltihabı nedeniyle ele gelen purpura (trombosit sayısı normaldir) ile birlikte diğer belirtilerden eklem bulguları, karın ağrısı ve böbrek tutulum bulgularının olması HSP düşündürür. Cilt döküntüsü dışında diğer tüm belirtiler aynı anda bulunmayabilir. HSP tanısı, (mikroskopik olarak damgasını vuran) alınan cilt biyopsisinde; küçük kan damarlarının duvarlarında IgA ve C3 (kompleman 3) birikiminin gösterilmesi ile doğrulanabilir. Ancak döküntünün ilk 48 saati içinde alınan cilt biyopsilerinde bu gösterilebilir. Daha geç alındığında kaybolabilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası nasıl tedavi edilir?

    Cilt döküntüsü genellikle yer çekiminin fazla olduğu; kalçalar, ayak bileği ve bacaklarda gelişir. Bu nedenle hastalara, fazla ayakta kalmamaları; mümkün oldukça ayaklarını uzatmaları önerilir. Steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar (NSAİİ; naprosin, diklofenak, indometazin gibi) ile eklem bulguları geriler; ancak gastrointestinal (mide-bağırsak) belirtileri kötüleştirebilir ve böbrek hastalığı olan hastalarda kaçınılmalıdır. Steroidler, HSP tedavisinde; hastanın klinik bulgularına göre kullanılır. Sadece cilt döküntüsü olan olgularda, erken dönemde kullanılmaz; çünkü genellikle kendiliğinden geçer. Cilt bulguları gerilemez veya artarak devam ederse; düşük-orta dozlarda steroid kısa süre kullanılabilir. Hastaların çoğunda, eklem ve gastrointestinal bulgular olduğundan, bunları hafifletmek için de steroid kullanılır. Ciddi mide-bağırsak kanaması veya böbrek tutulumu olanlarda ise, daha yüksek dozlarda steroid kullanılır. İlerleyici böbrek tutulumu olanlarda; steroide ilaveten immünsüpresif (immün sistemi baskılayıcı) ilaçlar tedaviye eklenebilir. Hastaların üçte birinde bulgular, ilk 6 ay içinde tekrarlayabilir.

  • D vitamini ve kemik sağlığı

    D vitamini hem vücuda dışarıdan alınan, hem de güneş ışığı sayesinde ciltte yapılan bir vitamindir. Günümüzde çok yaygın etkileri ve kendi özel reseptörleri de olduğundan bir hormon olarak da kabul edilmektedir. D vitamininin görevi, kemik yapımı için gerekli olan harç maddelerinden kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlamaktır. Yiyeceklerle aldığımız ve ciltte yapılan D vitamini öncül maddedir. Yani aktifleşmeden D vitamininden beklenen etkileri gösterememektedir. D vitamininin aktifleşmesi ilk olarak karaciğerde, ikinci olarak da böbreklerde gerçekleşen iki aşamalı bir aktivasyon sürecini gerektirir. Dolayısıyla ciddi karaciğer ve böbrek hastalıklarında D vitaminin aktivasyonu olmadığından eksiklik belirtileri görülür.

    Sağlıklı bireylerde yeterli güneşlenme ve yiyeceklerle alım söz konusu ise D vitamin eksikliği gelişmez. Ciltte yeterince D vitamininin yapılması bazı şartlara bağlıdır. Ülkemiz için D vitamini yapılabilecek dalga boyundaki güneş ışınlarının uygun açısı, Mayıs-Kasım ayları arasında ve saat 10:00-15:00 arasında ulaşmaktadır. Yeterli D vitamini yapımı için güneşlenirken cilt-güneş ışını arasında herhangi bir engel (giysi, cam ve kozmetik madde gibi) bulunmamalıdır. Cilt hafif pembeleşinceye dek ve vücudun en az %70’i güneşe maruz kalınca sentezlenen D vitamini miktarı yaklaşık 3 bin üntedir. Buna minimal pembeleşme miktarı denir ve cilt rengine göre bu düzeye ulaşma süresi değişir. Örneğin açık cilt rengi olanlar daha kısa sürede bu kadar D vitamini yapabilir. Günlük D vitamin gereksinimi, sağlıklı bir yetişkin için 600-800 ünitedir. D vitamini yağda depolanabilir bir hormon olduğundan, yeterli yapıldığı takdirde kış aylarında D vitamin takviyesi de gerekmez.

    Yiyeceklerden en fazla D vitamini içeren besinler karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantardır.Ancak mantarın da yeterince D vitamini içermesi için güneş görmüş olması gerekir.

    D vitamini eksikliğinde kemik yapımında kullanılan kalsiyum ve fosfor emilemeyeceğinden osteomalazi dediğimiz kemik rahatsızlığı olur. Şiddetli D vitamin eksikliğinde kemiklerde ağrı ve hassasiyet, çok uzun sürmesi durumunda kan kalsiyum ve fosforunda düşme ve buna bağlı belirtiler görülebilir.

    Yaşla birlikte ciltte D vitamini yapımı azalır, bağırsaktan kalsiyum emilimi azalır ve böbreklerde de D vitaminin aktifleşmesi azalır. Bu nedenle yaşlı kişilerde günlük D vitamini ihtiyacı biraz artmakta ve ağız yoluyla takviye gerekebilmektedir.

  • Atopik (alerjik) ekzama

    Atopik dermatit (Egzema) (AD), bir çok faktöre (genetik, çevresel) bağlı olarak kronik bir cilt hastalığıdır. Çoğunlukla erken çocukluk döneminde başlar. Atopik yürüyüş olarak adlandırdığımız sürecin ilk basamağında yer alır. Bu özelliği ile ileriki yaşlarda astım ve alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıkların gelişiminin habercisi olma özelliğini taşımaktadır. Atopik dermatit (Egzema), hastaların ve ailelerinin yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.

    Cildimiz vücudumuzu dış etkenlerden koruyan en önemli organımızdır.Atopik dermatit (Egzema)hastalarında cildin bariyer özellikleri bozulmuştur. Bu bozulmanın hangi nedenden kaynaklandığını tam olarak bilemiyoruz. Bariyer fonksiyonlarının bozulması yanında yoğun bir immünolojik reaksiyonda Atopik dermatit (Egzema) hastalarında görülmektedir. Cildin bariyer fonksiyonlarının bozulması ile su tutma özelliği azalır. Ve ciltte kuruluk başlar. Kuruluk atopik dermatitin en önemli özelliğidir. Kuruluğa yoğun bir kaşıntı eşlik eder.

    Bariyer fonksiyonları bozulmasının diğer olumsuz yanı ise alerjenler kolayca cildi geçerek bağışıklık sistemimizi uyarırlar ve alerjik reaksiyon gelişmesine neden olurlar. Bu da atopik dermatitin şiddetini artırır yani cildin daha da kötüleşmesine neden olur.

    Atopik dermatitli hastaların ciltlerinin mikroplara karşı savunma özellikleri de azalmıştır. Normalde cildimizde bulunan mikroplar bu hastalarda enfeksiyonlara neden olabilirler. Enfeksiyonlar hem atopik dermatit’in şiddetini artırır hem de tedaviye yanıtı olumsuz etkileyebilir.

    Atopik dermatiti olan çocukların yarısına yakınında besin alerjileri görülebilir. Bu hastaların mutlaka besin alerjisi yönünden alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Besin alerjisi ne neden olan besinler sıklıkla;

    İnek sütü,

    Yumurta,

    Buğday,

    Kuruyemişler (fındık, fıstık vb),

    Yer fıstığı,

    Balık,

    Kabuklu deniz ürünleridir.

    Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri ve polenler de atopik dermatit hastalarında alerjiye neden olabilir.

    Bebeklerde ilk aylarda yanaklarda kızarıklık, kaşıntı ile seyredebilir. Beraberinde besin alerjisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Atopik Dermatit (Egzema) Belirti ve Bulgular

    Atopik deramtitin en önemli bulgusu cilt kuruluğudur. Kuruluğa bağlı olarak ciltte kaşıntılar meydana gelir. Kaşıntı atopik dermatite özgü cilt yaralarının çıkmasına neden olur. Kaşıntıyı terleme, sıcak, tahriş edici maddeler ve alerjenler artırır. Kaşınma ile cilt bütünlüğü daha da bozulur ve egzema olarak tanımladığımız yaralar meydana gelir.

    Egzema kızarık, üzeri pütürlü ve sızıntı bulunan lezyonlardır ve hastanın yaşına göre vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkar.

    Egzemalar

    süt çocukluğu döneminde en sık yüzde (sıklıkla yanaklarda), saçlı deride, diz ve dirsek bölgelerinde ve kulak arkasında görülür. Bez bölgesi genellikle etkilenmemiştir.

    İki yaşından büyük çocuklarda daha çok dirsek önü, diz arkası, boyun, el ve ayak bileği bölgesini tutar. Yüz ve göz kapaklarında bu dönemde lezyon görülmemeye başlar. Tutulan bölgelerde deride kalınlaşma, kabalaşma ve deri çizgilerinin belirginleşmesi gözlenir.

    Ergenlik döneminde kaşıntı ve deride kalınlaşma ön plandadır. Lezyonlar daha çok el ve ayak bilekleri, kol ve bacakların iç yüzlerinde, göz çevresi, yüz, boyun ve gövdenin üst kısmındadır. Bu dönemde egzama sadece ellerde görülebilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur.

    Atopik Dermatit (Egzema) Tedavi

    Atopik dermatit kronik bir hastalıktır ve kür sağlayacak bir tedavi yöntemi yoktur. Hafif vakaların önemli bir bölümü kendiliğinden geçer.

    Tedavinin hedefleri:

    İlaç tedavisi

    Cildin nemlendirilmesi

    Koruyucu önlemler

    İlaçlar ile tedavideki amacımız, ciltte meydana gelen alerjik reaksiyonların baskılanmasıdır. Atopik dermatiti olan hastalarda ciltte bağışıklık sistemimize ait hücrelerin birikimine bağlı iltihabi bir süreç vardır. Bu iltihabi sürecin baskılanması tedavinin en önemli basamağını oluşturmaktadır.

    Atopik dermatitli hastalarda bu tedavi için daha çok lokal uygulanan ilaçlar kullanılır. Ama tedaviye dirençli hastalarda sistemik olarak kullandığımız ilaçlarda bulunmaktadır.

    Tedavide kullanılan en etkin ilaçlar kortizon (kortikosteroid) içermektedir. Sadece egzemanın olduğu yerlere sürülür. Bu ilaçları kullanırken mutlaka hekim tavsiyesine uyulmalıdır. Tüm vücuda yayılacak şekilde kullanılmadıkları sürece ciddi yan etkilere yol açmazlar.

    Olası yan etkileri arasında deri incelmesi, renklenmede azalma, çizgilerin oluşması, deri altı kanamalar, deri altı damar genişlemeleri sayılabilir. Çok güçlü etkiye sahip kortizonlu ilaçların uzun süre deriye uygulanması ile nadiren ciddi sistemik etkiler de ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastalar doktoruna danışmadan bu ilacı kullanmamalıdır.

    Tedavide uyulması gereken ilkeler ise hastalığın kontrolünü sağlayacak en zayıf etkiye sahip kortizonlu ürünü seçmek ve kontrol sağlanır sağlanmaz da daha zayıf etkili bir ürüne geçmektir. Özellikle yüz gibi hassas bölgelerde mümkün olan en zayıf kortizonlu kremi kullanmaya özen gösterilmelidir. Kortizonlu kremler banyodan hemen sonra ve nemlendiricilerden önce kullanılmalı ve yalnızca egzemanın olduğu bölgeye uygulanmalıdır. Saçlı deride losyonlar ve kremler yaşa bağlı olarak seçilebilir

    Kortizon içermeyen kremler pimekrolimus ve takrolimus atopik dermatit tedavisinde kullanılan diğer ilaçlardır. Kortizonlu ilaçlarda görülen yan etkilere yol açmazlar. Yüz gibi hassas deri bölgelerinde kullanılabilirler. İki yaşından büyük bebeklerde hafif ve orta şiddette atopik dermatit tedavisinde kullanılması tavsiye edilmektedir. Bağışıklık sisteminde sorunu olan çocuklarda kullanılmamalıdır.

    Antihistaminiklerin tedavide yeri yoktur. Kaşıntının giderilmesindeki etkileri çok zayıftır. Gece kaşıntısının engellenmesinde yararlı olabilirler. Atopik dermatit hastalarının egzemalarında enfeksiyon geliştiğinde ki bu durum sıklıkla görülebilir. Antibiyotik tedavisi kullanılmalıdır.

    Fototerapi ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar (siklosporin vb) yeterli yanıt
    alınamayan ağır olgularda nadir olarak gerekli olabilir.

    Cildin Nemlendirilmesi

    Atopik dermatiti olan hastaların cilt kuruluğunun giderilmesi çok önemlidir. Bu nedenle ılık suyla banyo yapmaları gerekmektedir. Hastalığının derecesine göre sıklığına ve yöntemine (küvet içerisinde ya da duş) doktorunuzla karar verebilirsiniz. Cildi tahriş edebilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir. Banyodan sonra cildin suyunu korumak amacıyla nemlendiricilerin kullanılması çok önemlidir. Su bazlı ya da yağ bazlı nemlendiriciler kullanılabilir. Bu seçimi doktorunuzla birlikte yapabilirsiniz.

    Nemlendiricilerin alerjen ya da kimyasal madde içermemesine dikkat edilmelidir.

    Atopik dermatit hastalarının alacağı önlemler nelerdir?

    1. Kaşıntı ve Döküntüyü Kötüleştiren Şeylerden Kaçının

    Kaşıntı, döküntü veya diğer semptomları neyin daha da kötüleştirdiğini çözmek önemlidir. Kaşınma ve ovalama cildi tahriş eder ve durumu daha da kötüleştirir. Kaşıntıyı önlemek için alınacak tedbirler

    Tırnaklarınızı kısa, düz ve temiz tutun.

    Kaşıntı hissettiğinizde nemlendirici uygulayın.

    Aşırı sıcak veya nem, alerji, aşırı duygusal durumlar ve stres kaşıntı ve döküntüyü artırabilir.

    2. Kimyasal Tahriş Edicilerden Uzak Durun

    Tahriş edici maddelerden (kimyasallar, çözücüler, sabun, deterjan, güzel kokular, cilt bakım ürünleri, bazı kumaşlar ve sigara) kaçınmanız gerekiyor.

    Yeni satın aldığınız tüm elbiseleri giymeden önce yıkayınız. Formaldehid ve diğer tahriş edici kimyasallar yeni yapılmış elbiselerde bulunabilir.

    Diğer kumaşlara nazaran daha az tahriş edici olan pamuk veya pamuk karışımlı elbiseler giyinin. Rahatsız ediyorsa giysilerin etiketleri çıkarın. Dikiş yerleri kaşıntı yapıyorsa, evdeyken giysileri tersyüz giyinin. Yün veya tahriş edici kumaşlardan sakının.

    Çamaşır deterjanınız tahriş edici geliyorsa, kokusuz ve boyasız deterjanlar kullanın. İkinci bir durulama çamaşır deterjanındaki deterjan kalıntılarının giderilmesine yardımcı olabilir.

    Güneş yanmalarından kaçının. Yüksek faktörlü koruyucu güneş kremi kullanın. Güneş kreminiz tahriş edici ise, yüz için geliştirilmiş diğer ürünleri veya güneş kremlerini deneyin.

    Yüzdükten sonra duş yapın ve nemlendirici uygulayın.

    3. Evinizin Sıcaklığını ve Nemini Uygun Hale Getirin.

    Aşırı sıcaklık ve rutubet atopik dermatitli kişiler için problem olabilir. Aşırı sıcak ve aşırı nemden kaynaklanan terleme cildi tahriş edebilir. Düşük nem ciltten su kaybına yol açar. Bu durum kuruluğa ve cilt tahrişine yol açar.

    Yaşadığınız ortamı rahat bir sıcaklık ve nem düzeyinde tutun.

    Egzersiz yaparken ve sıcak havalarda gevşek, geniş ve seyrek dokumalı kıyafetler giyinin.

    4. Alerjenlerden Kendinizi Koruyun

    Alerjiler atopik dermatit semptomlarınızı başlatabilir veya kötüleştirebilir. Alerjik reaksiyon gösterdiğiniz şeylere karşı alabileceğiniz birçok önlem vardır.

    5. Besin Alerjileri Egzemayı Kötüleştirir

    Besin alerjileri atopic dermatitli hastaların yarısına yakınında bulunabilir. Çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, buğday, fındık, soya, balık ve kabuklu deniz ürünleri egzemayı tetikleyebilir. Mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gereklidir.

    6. Duygu durumunuz ve Stres, Egzemanızın Şiddetini Etkileyebilir

    Duygu ve stres atopik dermatite yol açmaz, ancak kaşıntı ve kaşınmaya neden olabilir. Kızgınlık, düş kırıklığı ve utanma kızarma veya kaşıntıya yol açabilir. Stresler kaşıntı-kaşınma döngüsüne yol açabilir ve durumu daha da kötüleştirebilir.

    Hastalığınızla daha iyi mücadele etmek için hastalığınızla ilgili olabildiğince fazla bilgi öğrenin.­

    Aile bireyleriniz ve arkadaşlarınızın destekleyici olmasını sağlayın.

    Olumsuz durumları nasıl tedavi edeceğinizi öğrenin.

    Duygu ve stresle mücadelenizde yardım alın.

    7. Enfeksiyonlara karşı dikkatli olun

    Cilt enfeksiyonları atopik dermatitli kişiler için sık sık problem oluştururlar. Bulaşıcı organizmalar (bakteriler, virüsler, mantarlar) çoğu kez cilt üzerinde sayıca normalin üzerinde seyreder. Kaşınan veya tahriş olan cilt daha kolay bir şekilde iltihaplanır.

    Cilt enfeksiyonlarının belirtileri:

    Artan kızarıklık

    İltihap dolu şişlikler veya sızıntı

    Uçuklar ve ateş

    Neler Yapılabilir;

    Herhangi bir enfeksiyon belirtiniz varsa hemen doktorunuzu arayın.

    Enfeksiyonu muayene etmek amacıyla doktorunuzun önerdiği eylem planını takip edin.

  • Sık sorulan sorular ile yenidoğan sarılığı

    Sık sorulan sorular ile yenidoğan sarılığı

    Yenidoğan sarılığı, bütün yenidoğan bebeklerde görülebilen, mikrobik / bulaşıcı olmayan, cilt ve gözün beyaz kısmında sararma ile kendini gösteren bir hastalıktır. Vücut içinde normal zamanda çeşitli süreçlerde oluşan bilirübin maddesinin, idrar ve kaka yoluyla yeterince atılamaması nedeniyle vücutta birikmesi sonucu oluşur. Altta yatan çeşitli kan hastalıkları, anne-bebek kan grubu uyumsuzlukları, enfeksiyonlar, tiroid hastalıkları, çeşitli metabolik hastalıklar olabileceği gibi, hasta bebeklerin çoğunda bu nedenlerin hiçbirisi yoktur. Bebeklerin karaciğeri biraz yavaş çalıştığı için kandan bilirübin maddesinin temizleyemez ve kanda birikmeye başlar.

    Bilirübinin ciltte birikmesi ile cilt sarı kırmızı bir renk alır. Zaten hastalığın ilk fark edilmesi genellikle ebeveynler tarafından bu sarılığın gözlenmesi ile olur. Bu sararmayı en iyi cilde baş parmağınızla 2-3 saniye bastırıp bırakarak gözleyebilirsiniz. Ciltte gözlenen sararma, sarılığın derecesi ile ilgili bir fikir verir. Kanda bilirübin düzeyi arttıkça ciltte sararma baştan ayağa doğru artmaya başlar. Ancak bunu profesyonel olmayan bir gözün ayırt etmesi oldukça zor ve sonuçları itibariyle risklidir. Bu nedenle eğer çocuğunuzda bir sararma hissederseniz mutlaka doktorunuza başvurun. Doktorunuz gerekli görürse tetkik isteyecektir.

    Yapılan tetkikte bilirübin düzeyi, bebeğin günü, saati, doğum haftası ve risk faktörleri göz önüne alınarak değerlendirilir. Eğer sonuç fototerapi sınırının altındaysa Fizyolojik Yenidoğan Sarılığı olarak değerlendirilir. Bu durumda herhangi bir tedavi vermeye gerek yoktur. Sadece beslenmenin desteklenmesi yeterli olur. Sonuç fototerapi sınırının üzerindeyse, belli frekans aralığına sahip özel florasan lambalı (evde kullandığınız florasan lamba ile hiçbir ilişkisi yok) bir yatakta ışık tedavisi verilir. Fototerapinin bebeğe önemli bir yan etkisi yoktur. Ciltte kızarıklık, kakada kıvam renk değişiklikleri görülebilir. Işık altında gözlerin zarar görmemesi için gözler kapatılır. Yeni nesil cihazlarla genellikle bir günlük tedavi bilirübin düzeyini uygun miktarda azaltır. Eğer sonuç kan değişim sınırının üzerindeyse bebeğin hastalıktan zarar görmemesi için nadir de olsa kan değişimi uygulamak gerekebilir.

    Şimdi hastalarımdan sıklıkla duyduğum sorularla devam edelim:

    Fototerapi bebeğime zarar verir mi?

    Fototerapinin bebeğe önemli bir yan etkisi yoktur. Ciltte kızarıklık, kakada kıvam renk değişiklikleri görülebilir. Işık altında gözlerin zarar görmemesi için gözler kapatılır. Yeni nesil cihazlarla genellikle bir günlük tedavi bilirübin düzeyini uygun miktarda azaltır.

    Tedavi için yarın sabahı beklesek?

    Bilirübin ciltte biriktiği gibi bütün dokularda birikir. Bunlar arasında en önemli olanı ise beyin dokusudur. Beynin belli bölgelerinde biriken bilirübin, zeka geriliği, motor fonksiyon kaybı, işitme kaybı ve görme kaybı ile sonuçlanan kernikterus denen, tedavisi mümkün olmayan bir tabloya neden olabilir. Bu nedenle tanı konulan en erken zaman tedaviye başlanmalı.

    Fototerapiden sonra sarılık tekrar artar mı?

    Evet. Genellikle fototerapi sonrası bilirübin düzeyi bir miktar artar. Bu nedenle doktorunuz sizi taburcu ederken bu durumu göz önünde bulunduracak ve bilirübin düzeyinin yeterince düşmesini bekleyecektir. Nadir de olsa bu artış istenen düzeyden fazla olabilir ve ikinci bir kez daha fototerapi gerekebilir. Bu durumda altta yatan başka hastalıklar açısından tetkik gerekebilir.

    Anne Sütü Sarılığı varmış. Kesince düzeliyormuş. Anne sütünü bir süre kesmeli miyim?

    Böyle bir sarılık nedeni var. Ancak yenidoğan bir bebek için anne sütü neredeyse vazgeçilmezdir. Diğer bütün altta yatan nedenler dışlandıktan, fototerapi belki birkaç kez tekrarlandıktan sonra hala sarılık devam ediyorsa Anne Sütü Sarılığı düşünülüp kısa süreli emzirmeyi kesme denenebilir. Ancak bu duruma doktorunuzun karar vermesi daha uygun olur.

    Sağlıklı kalın…

  • Alerjik cilt hastalıkları hakkında

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir. Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride, boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur. Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik
    seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen ( inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun
    önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun
    önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt
    nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    B. ÜRTİKER ( KURDEŞEN ) VE / VEYA ANJİYOÖDEM ( KUŞPALAZI )

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks ( soluk borusunun giriş bölgesi ) veya farenks ( yemek dorusunun giriş bölgesi ) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden çikabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.

    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 6 haftadan daha uzun sürmesi halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.

    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.

    4. Fiziksel Ürtiker:

    1.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde genellikle dermografizm vardir.

    2.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.

    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben ( ağır bir çantanın omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi ) 30 dakika ile 9 saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş, titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.

    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka önlenmelidir.

    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    1. Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan rtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve birçok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.

    2. Egsersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egsersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır. Bu öykünün bir allerji uzmanı tarafından alınması gerekir.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli labaratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu farkedilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek, ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2. İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde uygulaması öğretilirç İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır (Epipen, Anahelp).

  • Alerjik cilt hastalıkları nelerdir ?

    A. ATOPİK DERMATİT ( EGZEMA ) NEDİR ?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir. Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride, boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur. Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen ( inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    B. ÜRTİKER ( KURDEŞEN ) VE / VEYA ANJİYOÖDEM ( KUŞPALAZI )

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks ( soluk borusunun giriş bölgesi ) veya farenks ( yemek dorusunun giriş bölgesi ) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden çıkabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.

    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 6 haftadan daha uzun sürmesi halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.

    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya
    egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.

    4. Fiziksel Ürtiker:

    1.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde genellikle dermografizm vardir.

    2.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan
    kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.

    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben ( ağır bir çantanın omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi ) 30 dakika ile 9 saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş, titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç
    dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.

    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka önlenmelidir.

    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    1. Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan ürtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve bir çok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.

    2. Egsersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egsersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır. Bu öykünün bir allerji uzmanı tarafından alınması gerekir.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli labaratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu farkedilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek, ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde uygulaması öğretilirç İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır

  • Atopik dermatit (egzema) ve ürtiker/anjioödem

    Atopik dermatit (egzema) nedir?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücutta yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir. Aşırı kaşınma sonucu iltihaplanabilirler. Lezyonların sürekli olarak tekrarladığı veya iyileşmediği dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığınbaşlangıç yaşına göre lezyonların vücuttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde (sıklıkla yanaklarda), saçlı deride, boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 1-3 yaşında iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak
    bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur. Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular nelerdir?
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen (inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler (antihistaminikler-şurup, tablet)

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    Ürriker (kurdeşen) ile anjioödem farkı nedir?

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks (gırtlak, soluk borusunun giriş bölgesi) veya farenks (boğaz, yemek dorusunun giriş bölgesi) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 3-6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden çikabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.

    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 3-6 haftadan daha uzun sürmesi halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.

    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.

    4. Fiziksel Ürtiker:

    a.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde genellikle dermografizm vardir.

    b.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.
    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben (ağır bir çantanın omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi) 30 dakika ile 9 saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş, titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    5.Diğer

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç
    dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.
    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka önlenmelidir.
    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan ürtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve birçok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli

    reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.
    Egzersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egzersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli laboratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu fark edilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek, ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil
    durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde uygulaması öğretilir. İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır (Epipen, Anahelp).

  • Atopik dermatit (egzema) nedir ?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta
    yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir.
    Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği
    dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın
    başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride,
    boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında
    iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak
    bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:

    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi

    · Göz altında koyu gölgeler

    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler

    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle
    cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun
    kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle
    sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen (
    inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği
    önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2. İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun
    önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun
    önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt
    nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

  • Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır ?

    Bebek cildinin özelliği farklı mıdır?

    Yeni doğan bebekte vücudu zararlı etkilerden koruyan yararlı mikroorganizmların oluşturduğu cilt florasıhenüz oluşmamıştır. cilt Ph’ı normal insanda 5.5 iken bebeklerde 6.8’dir. Aynı zamanla deriyi örten keratin tabakası bebeklerde tam değildir.

    Keratin tabakası bebeklerde 2 aylıktan sonra gelişmeye başlar.Bu özellikler asidik özelliği az, florası oluşmamış ve keratin tabakadan yoksun olan bebek cildinin erişkin insanlardan daha fazla mikroplara ve kimyasallara karşı hassas olduğunu açıklar. Bebek cildine temas eden giysilerin yıkanması, ısı derecesi ektra dikkat gerektiği gibi, deterjan seçimi, cilt kremleri, şampuanlar, yumuşatıcılar, giysiler ve bebek bezleri, ıslak mendiller dahi özenle seçilmelidir. Özellikle alerjik bünyeli bebeklerde bu özen yararlıdır.

    Astım, saman nezlesi, alerjik cilt döküntüleri ailede, yakın akrabalarda var ise bu bebeğin alerjik bir yapıya sahip olma olasılığı daha yüksektir. Zamanla giysiler, şampuanlar, bebek bakım kremleri, bezler, deterjanlar ile tetiklenen bebek egzaması, sık diaper dermatit (pişikler vs), cilt yapısını daha somut ortaya koyacaktır.

    Bebeğinizin giysilerini yıkarken nelere dikkat edilmedir?

    Üretim, boyama süresince giysiler kimyasallara maruz kalmıştır. Bu riskleri ortadan kaldırmaya yönelik olarak

    Yeni alınan bebek giysilerini mutlaka yıkayın.

    Paraben ve fitolat içerikli olanlara mümkünse kulanmayınız.

    Giysilerin bileşimine göre hazırlanmış yıkama talimatlarına uygun hareket edin ve naftalin gibi kimyasal giysi koruyucular kallanmayın.

    Bebek giysileri küçük parçalardan oluştuğu için çamaşır yıkama filesi almanız sizin için uygun olacaktır. Böylelikle kolayca kaybolan çorap ve eldivenler bu seferde makine içinde sıkışıp kaybolmayacaktır.

    Yıkama öncesi lekenin cinsini özellikle saptayın ve ona göre yıkama programı uygulayın. Kurumuş, sertleşmiş mama, ek gıda ile veya bebek bezinden sızıp elbiselere bulaşmış bebek dışkıları çıkması zor lekeler olduğundan lekelerin tortusunu diş fırçası ile kabaca alabilir, bir miktar ılık suda deterjanla birlikte 30/60 dk beklettikten sonra da yıkamada daha başarılı olursunuz. Son yıllarda yıkama öncesi bu lekeler üzerine dökülen çözücüler etkili bir çözüm sunmaktadır.

    Yıkamadan önce renklilerle, beyazların farklı derecelerde yıkanabilmesi, renk solması ve boyaması olmaması için ayırmalısınız.

    Özellikle bebek bez bölgesi çamaşırları ile üst giysilerini hijyen açısından mümkünse ayrı yıkayın.

    Marka etiketleri bebeğin cildini tahriş edebilir çıkarmayı unutmayın.

    Çamaşır makinesini çok doldurmayın.

    Lekeleri en güzel şekilde çıkarabilmek için giysilerin kendi üzerinde bulunan yıkama önerilerinin izin verdiği en yüksek derecede yıkayın.

    Bebek giysileri üzerindeki deterjan atıklarının tam geçtiğinden emin olmak için ikinci kez durulama yapın.

    Sürekli düşük yıkama derecelerinde uzun süre kullanılan çamaşır makinelerinde ve bebekler için şiddetli enfeksiyonlara neden olabilecek mikrop kolonileri oluşturabilir. Daha yüksek derecelerde yıkama yapmanız, durulama sayısını arttırmanız, makinenize bakım ve temizlik yaptırmanız böyle durumları önleyecektir.

    Yıkama ve kuruma önemlidir?

    Yıkanırken temizlenen tozlar, kimyasalllar ve bakteriler kurutma esnasında yeniden çamaşırlara bulaşır.

    Kıyafetleri kurutmak için açık hava en uygundur ancak gerek kirli, soğuk, nemli hava gerekse balkonu uygun olmayan bahçesiz evlerde bu her zaman mümkün olmadığından kurutma makineleri hayatımıza girmiştir.

    Birçok aile kurutucunun bebek cildine zararlı olabileceğinden ya da küçük olan bebek giysilerinin daha da küçüleceğinden endişe eder, ancak bu çok nadir bir durumdur. Daha azaltılmış ısı dereceleri ile kurutma, taze bir koku ile birlikte zararsız seçim olacaktır.

    Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır?

    Yıkama için kullanılan sabunlar hatta parfümler erişkinler için dahi alerjik olabiliyorken bebeklerde bu risk daha fazladır. Ayrıca bebeklik döneminde kullanılan bu kimyasal maddelerin, yıllar sonra zararlı etkilerini gösteren bilimsel çalışmalar vardır. Bu nedenle sabun, çamaşır suyu, yumuşatıcı, ağartıcı maddeler ve cilt tahrişleri yapan parfümlerden kaçınmak gerekiyor.

    Yeni ebeveynlerin çoğu bebeklerinin giysilerini yıkamak için özel deterjanlar kullanmaktadır. Hangi deterjanı alacağınız kişisel tercihinizdir.Bununla birlikte ailede alerji, hassas cilt öyküsü, bebekte egzama, temas dermatiti ailelerin tercihini belirlemektedir.

    Bazı deterjanlar güzel bebek kokuları ihtiva eder. Bu koku seçenekleri de ailelere cazip gelmektedir. Ancak çoğu ebeveynde bu deterjanların koku ve kirleri çıkarmakta yetersiz olduğunu söylerler ve ön yıkama gerektirdiğini ifade etmektedirler.

    İkinci seçenek bebeklerin ciltlerine özel kokusuz deterjanlardır ve ciltte tahriş yapma ihtimalleri çok azdır. Etkinlikleri kokulu deterjanlardan daha fazladır.

    Diğer bir çamaşır deterjanı seçeneği, bebeğe spesifik olmayan kokusuz deterjanlardır. Eğer ki giysilerin temiz olmasını isterseniz ve bebeğiniz alerjik, hassas cilt yapısına sahip değilse bu güzel bir seçimdir. Mama lekelerinde özellikle en etkili tercih olacaktır.

    Sıvı deterjanlar çamaşırların içine daha rahat işler ve doygunluğa ulaşır, bu nedenle temizleme etkinliği, toz deterjanlara oranla daha fazladır.

    Mikroplar kaç derecede yok olur?

    Giysileriniz baktığınızda tertemiz görünebilir. Ama bu tam temizlendiği anlamına gelmez. 40°C sıcaklık üstünde yıkamalarda dahi yaşayabilen bakteriler vardır.

    Isı artıkça giysilerin solma, boyama, çekme ihtimali arttığı gibi, mikropların yok edilme olasılığı da artar. 60°C’nin üzerindeki yıkama dereceleri pamuklar dışındaki çamaşırlar için sadece zarar anlamına gelir.

    Hassas giysilerde 30-40°C sıcaklıkta ön yıkama, tekrar yıkama ve fazladan mikroplara yönelik nispeten daha iyidir.

    Hava kirliliği, sağlıksız katkı maddesi içeren besinler ve aşırı hijyenin tetiklediği alerjilerdir. Temiz olmasına özen gösterdiğimiz giysiler kadar bebek ve çocuklarımızın maruz kaldığı kimyasallardan sakınılmalıdır.

  • Alerjik cilt hastalıkları

    Alerjik cilt hastalıkları

    A. ATOPİK DERMATİT ( EGZEMA ) NEDİR ?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta
    yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir.
    Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği
    dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın
    başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride,
    boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında
    iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak
    bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt
    hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen
    ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur.
    Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik
    seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle
    cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun
    kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle
    sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen (
    inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği
    önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun
    önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun
    önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt
    nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    B. ÜRTİKER ( KURDEŞEN ) VE / VEYA ANJİYOÖDEM ( KUŞPALAZI )

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç
    milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler
    vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi
    yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk
    değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks ( soluk borusunun giriş bölgesi ) veya farenks (
    yemek dorusunun giriş bölgesi ) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi
    ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması
    durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden
    çikabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.
    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 6 haftadan daha uzun sürmesi
    halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer
    bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.
    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya
    egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.
    4. Fiziksel Ürtiker:

    1.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde
    çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde
    genellikle dermografizm vardir.

    2.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan
    kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.
    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben ( ağır bir çantanın
    omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi ) 30 dakika ile 9
    saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş,
    titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç
    dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.
    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi
    veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş
    dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen
    klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka
    önlenmelidir.
    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre
    büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    1. Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan
    ürtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve
    birçok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle
    tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli
    reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı
    konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.
    2. Egsersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egsersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması
    halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma
    olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve
    tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu
    döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği
    hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır. Bu öykünün bir allerji uzmanı tarafından alınması gerekir.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik
    veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli labaratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu farkedilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek,
    ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar
    hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil
    durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli
    ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir
    grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde
    tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı
    durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci
    olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken
    ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen
    larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren
    hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde
    uygulaması öğretilirç İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır (Epipen, Anahelp).