Etiket: Cilt

  • Canlılık cildin içinden gelmeli

    Daha önce birçok defa yazdığım gibi, cildin doğal gerginliği ve canlılığı, kollajen dokuya ve elastin liflerine bağlıdır. Cildi yenilemek, düzgünleştirmek ancak yıpranan kollajeni ve elastin liflerini onarmakla mümkündür. Bu kadar sözünü ettiğimiz bu kollajen ve elastin nedir, bugün size biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum.

    Kollajen lifleri cilde gücünü ve dolgunluğunu verirler. Bu lifler kat kat veya dalga, birbirine sarılmış kalın bir ağ tabakasına benzerler. İnsan yaşlandıkça derideki kollajen miktarı azalır. Bu nedenle cilt adeta boşalmış gibi görünür.

    Elastin ise cildin esnekliğini sağlar. Örneğin hamilelikte, derinin gerilmesini ve daha sonra eski haline dönmesini sağlayan lifler bunlardır. Elastin liflerin gerilmesi, kollajen liflerinin katlarını açarak onları da gerer. Elastin lifler gevşedikçe, kollajen lifler büzülürler ve yapıları deforme olur.

    Zaman içinde kolajen lifleri bozulur, sertleşir ve düzensiz bir şekilde karmakarışık düğümlere dönüşür. Bu arada elastin lifleri de esnekliklerini kaybederek sertleşirler. Bütün bunların sonucunda, cildin dolgunluğu kaybolur, üst tabakası incelir, neredeyse kemiklere yapışır. İçi boşalan ve desteksiz kalan cildimiz, yerçekiminin etkisinde kalarak sarkmaya başlar. Zamana yenik düşen cildimiz, kırışık, kuru, sertleşmiş, sarkmış mat bir hale dönüşür…

    Bu tahribatın en büyük nedenlerinin; güneş, serbest radikallerin etkisi, ciltte su ve yağ kaybı olduğunu kısaca belirtmeliyim.

    Bu tür bir cildi tekrar nasıl hayata döndürürüz? En önemli mesele bu. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyidir. Ama yine de bütün bunların zaman içinde sinsice, yavaşça oluştuğunu ve bir anda düzelemeyeceğini göz önüne almalıyız. Tazelenmek için bize biraz zamana, azimli olmaya ve bir çok farklı uygulamaya ihtiyacımız olabilir. Tabii bütün bunlar hasarın miktarına bağlı olarak değişir.

    Antioksidan alın:
    Her şeyden önce bol bol su içmeye ve serbest radikallerle mücadelede bizi destekleyecek antioksidanları almaya önem vermeliyiz. Cilt için en gerekli antioksidanlar, A-B-C-E Vitaminleri, Lesitin, Omega 3 , çinko, selenyum, bakır ve glukozamin sulfat’tır. Bunları gıdalarla ve tablet şeklinde alarak vücudumuzun ihtiyacını karşılayabiliriz.

    Kremler:
    Kullandığımız kremlerde, A ve C vitaminlerinin bulunması çok yararlıdır. Kısa bir süre öncesine kadar cilde haricen sürülen vitaminlerin yararı olmadığı düşünülüyordu. Son zamanlarda bu görüş değişti. C vitamini ciltteki kollajeni koruyor. A vitaminli kremler ise kollajen oluşumunu destekliyor.

    Tıp ve estetiğin birlikte çalıştığı günümüzde, yıpranan cildi tekrar taze, diri ve genç bir görünümüne kavuşturmak için bir çok yöntem uygulanıyor.

    Cildin derinliklerinde:
    Cildin içindeki kollajen dokusunu arttırmak için günümüzde kullanılan en etkin uygulamalardan biri, size sık sık tavsiye ettiğim, ışıkla gençleştirme (photo rejuvenation) veya Foto IPL olarak bilinen yöntemdir. Bu tedavide kullanılan yoğun ışık direkt olarak cildin alt tabakalarını hedef alır ve kollajen tabakası çoğalmaya başlar…

    Cildin üst tabakası:
    Cildin iç kısmında dolgunluk sağlandıktan sonra sıra cildin üst tabakasındaki ölü, mat görünümü ele almaya gelir. Bunun için faklı yöntemler kullanmak gerekebilir. Cildin üst tabasındaki ölü derinin arındırılması ve yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi için glikolik asitlerle peeling yapılır.. Peeling için en uygun zaman güneş etkisinin daha az olduğu sonbahar ve kış aylarıdır.

    Cilt yenilemede kullanılabilecek diğer bir peeling yöntemi ise mikro dermabrazyon’dur. Bu uygulamada özel bir alet ile cildin ölü deri tabakası hafifçe soyulur. Altından pembe, taze ve yenilenmiş bir cilt çıkar.

    Rötuşlar:
    Cildimiz olabileceği kadar toparlandıktan sonra, hala derin çizgiler kalmışsa; göz kenarlarındaki kaz ayağı ismi verilen çizgilere, alnındaki yatay çizgilere ve kaş arasındaki dikey çizgilere botox enjeksiyonu yapılabilir. Ağız çevresi, çene ve yanaklardaki çökmeler yada derin kırışılıklar ise çeşitli dolgu maddeleri ile düzeltilebilir.

    Hepinize taze pırıl pırıl ciltlerle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

  • Kırışıklıklar ve lekelerin çoğu güneşin eseridir

    Tüm uzmanlar, giderek artan bir hassasiyetle, bizi güneşe karşı uyarıyorlar. Biz güneş altında bronzlaşarak daha güzel olmayı ümit ederken, bir yandan da cilt yaşlanmasına tüm kapıları ardına kadar açmış oluyoruz. Kısa süreli olarak esmerlik bizi hoş gösterebilir ama orta ve uzun vadede başımıza büyük işler açar. Çünkü güneşin hiç şakası yok! Güneş tüm sağlığımızı, gençliğimizi ve güzelliğimizi tehdit ediyor. Bunu anlamak için alim olmamıza gerek yoktur.

    GÜNEŞ GÖRMEYEN YERLERİMİZDE KIRIŞIKLIK OLUŞMAZ
    Gerçeği fark edebilmek için, gayet basit bir gözlem yeterlidir. En fazla güneş gören yerlerimiz nereleridir? Kuşkusuz yüzümüz, boynumuz, dekoltemiz, kollarımız ve ellerimiz. En çabuk yaşlanan yerlerimiz tam da buralarıdır. Kırışıklık, çizgiler, lekeler hep yüzümüze özgü sorunlardır. Vücudumuzun güneş görmeyen yerlerinde kırışıklıktan ve lekelerden bahsetmeyiz. Çünkü yoktur! Evet kalçalarımız, karnımız, popomuz, bacaklarımız, göğüslerimiz de bizi kaygılandırabilir ama ciltleri yönünden değil. Oralarda yağ dokusu ile, kaslarla, ödemlerle, sellülitlerle yada varisler gibi kan dolaşımına ait sorunlarla baş etmeye çalışırız. Kırışıklıklar ve lekeler ise, bire bir güneşin eserleridir. Emin olun, güzellik salonlarını, estetik merkezlerini meşgul eden işlemlerin büyük çoğunluğu güneş hasarları ile ilgilidir.

    * Güneşlenmek bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tüm hastalıklara davetiye çıkarılması anlamına gelir. Bugün konuyu güzellik açısından ele aldığım için cilt kanserlerinin ne kadar büyük bir hızla arttığından bahsetmiyorum. Kuşkusuz güneş ışınlarının en tehlikeli sonuçları onlardır. İnsan başına gelmedikçe böyle şeyleri aklına getirmemeye çalışır ama gerçek değişmez.

    BRONZLAŞMAK, GÜZELLİK ARAYIŞINDA BÜYÜK BİR YANILSAMADIR:
    Cildin yaşlanmasına yol açan birçok neden sayabiliriz ama bunlar genel olarak iki grupta toplanırlar.

    § Birincisi organizmanın doğal seyrinde gelişen içsel yaşlanmadır.
    § İkincisi ise dış faktörlerden kaynaklanan yaşlanmadır. Sigara, dengesiz beslenme, uykusuzluk vs. gibi. Bunların en başında güneş ışınlarının yıkıcı etkileri gelir.

    Cildimizdeki olumsuz değişimlerin %80’i güneş hasarlarıdır. 50 yaşında ortaya çıkan derin kırışıklıkların büyük bölümü, 20’li yaşlarda maruz kaldığımız güneş ışınlarının sonuçlarıdır.

    PHOTO AGİNG
    Doğal seyrinde yaşlanan deriler, yumuşaklığını kaybetmezler ve kırışıkları hafif, ince çizgiler halindedir. Fazla güneşlenen insanların cildi ise zamanla kalınlaşır, sertleşir ve kırışık çizgileri derinleşir. Çünkü güneş ışınları cildi gergin, esnek ve pürüzsüz tutan doğal yapıyı bozar. Deriye gerginliğini ve sıkılığını sağlayan liflerin bir kısmı dejenere olur, bir kısmı da yok olur. Bu durum cildi desteksiz bırakır. Cilt köselemsi bir görünüm almaya başlar ve photo-aging belirtileri oluşur.

    “Photo-aging” yaşa değil, güneşe bağlı yaşlanmaya verilen addır. Birçok sanatfotoğrafında gördüğümüz gibi yüz adeta oluk oluk ve kat kattır. Bu durum tipik olarak, yaşamları boyuncagüneş altında toprakla uğraşan köylülerde, balıkçılarda ve denizcilerde görülür. Ama önlem almazlarsa, saatler boyunca plajda güneşlenmeyi sevenlerin kaderi de maalesef farklı olmaz..

    Photo-Aging’in sonuçları:

    Ø Genç sayılabilecek bir yaşta yüzde derin çizgiler oluşmaya başlar.
    Ø Cilt nemini kaybeder.
    Ø Cilt yüzeyi pürtüklenir, rengi homojenliğini kaybeder
    Ø Cilt rengi küllü bir sarıya dönüşür, matlaşır ve donuklaşır.
    Ø Deri kalınlaşır ve köselemsi bir yapı alır
    Ø Gözle görünür porlar oluşur, siyah noktalar artar
    Ø Cilt en küçük bir tahrişte morarmaya başlar
    Ø Yüzdeki kılcal damarlar yüzeyde bir örümcek ağı gibi görünür
    Ø Çiller ve yaşlılık lekeleri oluşur: Kahverengi (hiperpigmentasyon) veya beyaz (hipopigmentasyon) lekeler.
    Ø Deride, ileride kanser riski taşıyabilecek, pürtükler, kabarıklıklar meydana gelir;
    Ø Aktinik keratoz, bazal hücreli epitelyoma ve squamous hücreli karsinomlar gibi cilt dejenerasyonları meydana gelir.
    Ø En büyük tehlike ise deri kanserleridir!
    Doğal yaşlanma sürecini dejenere eden faktörler

    Bazı etkenler insanı ve yaşama tutunan direncini, savunmasız hale getirir:

    § Güneş ışığı
    § Sigara
    § Hava kirliliği
    § Dengesiz beslenme
    § Alkol tüketimi
    § Stres
    § Sert sabunlar, deterjanlar ve bazı kozmetik ürünler
    § Uyku düzensizlikleri ve yatış şekli
    § Mimikler

    Güneş:

    PHOTO-AGING

    Güneş ciltteki yağı parçalar ve kollajeni yiyip bitirir !
    Sonuç, erken yaşlanmadır.

    Cildi zamanından önce yıpratan sayısız dış etken içinde en önemlisi
    güneş ışınlarıdır.

    Güneş, bir bakıma hücreleri yiyip bitiren serbest radikalleri çoğaltır ve
    aktifleştirir. Aynı zamanda, cilt hücrelerindeki yağı parçalayan bir enzim üretir.
    Bu enzimin adı, “arakidonik asit” tir. Güneş etkisiyle artan
    serbest radikaller “transciption” faktörlere dönüşürler ve hücrelerin merkezine,
    DNA’nın faaliyetine zarar verirler. Güneşten alınan ultraviyole ışığı ile yaratılan
    tüm bu faktörler ve enzimler, ciltteki kollajeni sömürmeye başlarlar. Bazı bilim
    adamları bu duruma mikro yaralanma adını verirler. Bunların bir araya gelmesiyle
    derin kırışıklıklar oluşur.

    MİKRO YARALANMA TEORİSİ

    Ø Güneş serbest radikalleri arttırır.
    Ø Serbest radikaller transcription faktör adı verilen molekülleri aktifleştirir.
    Ø Transciption faktörler hücrelerin merkezinde bulunan nükleus (çekirdek) hücresinin merkezine ulaşırlar.
    Ø Nükleusa ulaşan bu faktörler DNA’yı değişik kimyasallar üretmeye zorlarlar.
    Ø Örneğin, NFk-B gibi kimyasallar iltihaplanmalara neden olurlar ve yaşlanma sürecini hızlandırırlar.
    Ø Ultra viyole ışığı ile aktive olan transciption faktörler AP1 ‘e dönüşürler.
    Ø AP1 ciltteki kollajeni sindiren enzimler üretmeye başlar.
    Ø Bütün bunların sonucunda kollajen dokusunda mikro yaralanmalar oluşur.
    Ø Mikro yaralanmalar birleşerek derin kırışıklıkları meydana getirir.

    Kitabımızın, “Bronz Tutku” adlı bölümünde daha ayrıntılı anlatılmış olduğu gibi, bu etkilere cildin kalınlaşması, yaşlılık lekeleri, çiller, renk hücrelerinin kaybı, ekimozlar, kılcal damar çatlamaları ve deri kanseri riski eklenir.

    İyisi mi, siz güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Saat 10 ile 15 arasında plajlara hiç uğramayın. Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri denize girmenin keyfini çıkarın. Gene de bol bol güneşten koruyucu sürerek kendinize iyilik edin. İnanın, koruma faktörü (SPF) yüksek, iyi bir güneşten koruyucu, cildiniz için en pahalı nemlendiriciden veya kırışık engelleyici kremden daha yararlıdır. Camlarının rengi koyu, UV filtreli bir güneş gözlüğü ise hem gözlerinizi katarakt tehlikesinden korur hem de tüm gözaltı kremlerinden daha etkili olur.

    Bronzlaşmak istiyorsanız, gelişmiş solaryumlardan veya cilde renk veren kremlerden yararlanın. Bir sezonluk bronzluk ve çekicilik uğruna, daha sonraki yılları kendinize zehir etmeyin.
    Umarım tadınızı kaçırmamışımdır. Ama daha otuzlu yaşlarında yüzü kırış kırış olmuş ve lekelerle dolmuş hastalar beni çok üzüyor. İnanın güneşi ben de çok seviyorum ama güneşin saat 20’den sonra battığı bu imtiyazlı günlerde, öğle saatlerini evde geçirip, gün batımını plajda yaşamak hem daha güvenli hem de daha keyifli.

    Haftaya, sağlığınızı tehdit etmeden nasıl bronzlaşabileceğinizi yazacağım.

    Şimdilik hoşçakalın,

  • Erkekler için cilt bakımı

    Erkekler için cilt bakımı

    Cilt bakımı tabii ki sadece kadınların meselesi değildir. Erkeklerin ciltleri de kırır ve her türlü cilt sorunları ile karşılaşırlar. Onların en büyük derdi sakal ve bıyıklarıdır. Her gün tıraş olmak cildi tahriş eder. Kızarıklıklara, kimi zaman kıl dönmesine neden olur. Bir de akneleri varsa, tıraş birçok sıkıntıya yol açar.

    Hassas ciltler için hazırlanan tıraş ürünlerini tercih edin:

    Tıraş köpükleri, tıraş jelleri gibi ürünlerde bol miktarda alkol, mentol, nane, potasyum, sodyum hidroksit, kafur gibi maddeler bulunur. Bunların tümü tahriş edici malzemelerdir.

    Örneğin tıraş köpüğü veya jellerin hassas ciltler için hazırlananları daha yumuşaktır. Bunların içinde parfüm, mentol, alkol, limon, portakal, greyfurt, okaliptüs, kafur ya da nane gibi tahriş edici maddeler bulunmaz.

    After shave parfüm yerine kullanılmaz:

    En azından after shave’iniz yumuşak olmalıdır. Makinenin veya jiletin tahriş ettiği cilde biraz daha fazla özen göstermeniz gerekir. Tıraşınızı tamamladıktan sonra yüzünüz fazla kızarıyorsa, bunun nedeni büyük bir ihtimalle kullandığınız after shave’lerdir.

    Piyasada bulunan after shave’lerin hemen hepsi serttir. Tümü yüksek oranda parfüm, alkol ve daha bir çok tahriş edici madde ile doludurlar. Zaten birçok erkek bunları parfüm niyetine kullanırlar. After shave olarak en uygun ürünler, cildi tahriş etmeyen alkolsüz toniklerdir. Bu tonikleri, tıraştan sonra güvenle kullanabilirsiniz.

    Parfüm kullanmak istiyorsanız onu da giysilerinize veya saçınıza sürebilirsiniz.

    Günlük bakım:

    Erkeklerin her gün tıraş olmaları, bir bakıma ciltlerindeki ölü deri tabakasının temizlenmesini sağlar. Hücre oluşumu ve cildin yenilenmesini canlandırır. Ancak yüzlerinin üst kısmındaki deri tabakası soyulmadığı için zamanla sertleşerek matlaşır. Bu nedenle yüzün tıraş olmayan bölgelerinde ( alın, göz kenarları ve yanak üstü) Meyve asitleri (AHA) içeren ürünler kullanılması, cildin tazeliği korur, canlandırır.

    Sivilceli yüzler:

    Siyah noktalar ve sivilceleriniz varsa, size salisilik asit (BHA) içeren bir ürün kullanmanızı tavsiye ederim. BHA’lar tıraşlı cilt bölgelerinde bile rahatlıkla kullanılabilir. Bunlar cildi hafifçe soyarak, gözeneklerin açılmasını sağlarlar. Böylece siyah noktalar ve sivilceleri önlerken cildi rahatlatırlar, kızarıklıkları, şişkinlik ve tahrişleri iyileştirirler.

    Güneşten korunun:

    Erkeklerin yüzü çoğu zaman güneşten daha fazla etkilenir. Tıraşla hassas bir hale gelen, ardından sert tıraş losyonlarıyla tahriş olan cilt güneşte kolayca yanar ve köselemsi bir hale dönüşür. Orta yaştaki birçok erkeğin yüz cildi vücudundan çok farklı bir renkte ve yapıda olur. Bunun nedeni tamamen güneştir. Güneşten koruyucular sadece çocuklar ve kadınlar için değildir. Erkeklerinde onları sürmeden sokağa çıkmaması gerekir.

    Haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere, hoşça kalın,

  • Benler ve çeşitleri

    Beğensek de beğenmesek de, herkesin vücudunda veya yüzünde benler bulunur. Bunlar bizi kimi zaman estetik kaygılarla düşündürür, bazıları ise evhamlanmamıza yol açar. Sonuç olarak benler, hepimizi ilgilendirir.

    Bazı benler doğuştandır, bazıları sonradan meydana gelirler. Her ikisinde de soyaçekimin etkisi vardır. Büyümenin devam ettiği 20 yaşına kadar ve özellikle ergenlik çağında, benlerin sayısı artar. Hamilelik ve menapoz dönemlerinde yeni benler ortaya çıkabilir veya mevcut benler büyüyebilir. Çeşitli travmalar, güneş etkileri ve bazı enfeksiyon hastalıklarından sonra da yeni benler oluşabilir. Bunların hepsi olağandır.

    BENLERİ İZLEYİN:
    Sorunlu benlerin tipik özelliği değişmeleridir. Bu nedenle vücudumuzdaki benleri izlemek önemlidir. Aşağıda sıraladığım belirtiler fark edilecek olursa, vakit kaybetmeden bir cilt doktoruna gidilmesi gerekir.

    Dikkat!

    § Büyüme
    § Renk değişmesi
    § Kanama
    § Şeklinde veya hacminde asimetri
    § İltihaplanma
    § His değişikliği; kaşıntı, ağrı, gıdıklanma, iğnelenme v.b.

    Bu değişiklikler aklımıza cilt kanserini getirir. Bunun sorumlusu çoğu zaman GÜNEŞ ETKİLERİ’dir. Benlerin kansere dönüşmesindeki baş etkenler; GÜNEŞ, GÜNEŞ YANIKLARI ve AŞIRI SOLARYUM’dur.

    Benleri aldırmaktan korkmayın
    Doktorlar bu tip benlerin hemen alınmasını önerirler. Ancak halk arasında benlere dokunmanın tehlikeli olduğuna dair bir kuşku vardır. Halbuki tam tersine, tehlike olasılığı varsa, benin alınmasıyla giderilmiş olur.

    Kıllı benler:
    Benlerle ilgili olarak en çok sorulan sorulardan birisi, kıllı benler hakkındadır. Bu kılları cımbızla çekmek veya epilasyon yaptırmak konusu biraz tartışmalıdır. En iyisi ihtiyatlı olup, ben üzerindeki kılları makasla kısaltmaktır. Ancak bu kıllar gözünüzü çok rahatsız ediyorsa, foto veya iğneli epilasyon yapılması mümkündür.
    Yine de bu işlemi bir dermatologdan başkasına yaptırmayın.

    Et benleri:
    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Bu benlerin ortaya çıkışında soyaçekim çok belirleyicidir.

    Et benlerinin zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür.

    Benlerin yeri ve önyargılar:
    Eskiden avuç içinde, topuklarda ve genital bölgelerdeki benlerin, diğerlerine göre daha tehlikeli olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalar insanların %10’unda böyle benler olduğunu belirledi. Böylece bu benler üzerindeki kuşku hafifledi. Buna mukabil, kadınların ayaklarındaki, erkeklerin de sırt bölgesindeki benler daha dikkatle izlenmeye başlandı. Tüm kuşkulara ve genelleme çabalarına rağmen benlerin yeri belirleyici değildir.

    En önemli faktörler; benlerin tipi, dokusu veya değişim göstermesidir. Kimi benler zamanla koyulaşabilir, kabarıklaşabilir, iltihaplanabilir, kabuk bağlayabilir veya kanayabilir. Bütün bunlar tehlikeli olabilir de, olmayabilir de. Yapılacak tek şey, fazla yorum yapmadan, evhamlanmadan, bir cilt doktoruna görünmektir.

    Et benleri

    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Meydana geliş nedenleri konusunda net bir tıbbi bilgi yoktur. Bu benlerin oluşumunda soyaçekim çok belirleyicidir.

    Estetik açıdan hoşa gitmezler fakat zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür. Bir çok hasta et benlerinin giysilere veya takılarına sürtünmesinden şikayet eder. Bu benler bir yere takılıp kopacak olursa paniğe kapılırlar. Oysa korkulacak bir şey yoktur. Ciltte kalan kısmı lazer veya koter ile alınabilir ve geriye hiçbir sorun kalmaz.

  • Akneli cilde nazik bakım gerekir

    Akneli cilde nazik bakım gerekir:

    ▪ Akneli ciltler normal ciltlerden daha hassastır. Bu nedenle, her şeyden önce aşırı soyucu ve tahriş edici uygulamalardan kaçınmak gerekir.

    ▪ Cilt temizliği önemlidir ancak abartılmadan yapılmalıdır. Akneli cildin PH dengesi çok kolay bozulur. Bu açıdan sadece PH 5-5 temizleyicilerin ve tercihen alfa hidroksi asitli (AHA) ürünlerin kullanılması gerekir. Jel kıvamındaki temizleyiciler ciltten kolayca arındığı için daha güvenlidir.

    ▪ Siyah noktaların temizlenmesi yararlı olabilir ama bunu sadece deneyimli uzmanlara yaptırmalısınız.

    ▪ Akneli cildi fırçalamak, kaşımak, sivilceleri sıkmak veya jiletle traş olmak, yüzde kalıcı izler bırakabilir.

    ▪ Akneli ciltlerin de neme ihtiyacı vardır. Yağsız nemlendiriciler, böyle ciltleri sakinleştirir ve rahatlatır. Ancak yüz yıkandıktan sonra hemen sürülmez, bir süre beklenir. Yeni yıkanan deri gerildiği için, ihtiyacından fazla nemlendirici emebilir.

    ▪ Kullanılacak tüm makyaj malzemeleri, traş losyonları ve nemlendiricilerin hafif, yağsız ve hatta “oil-control” yani yağ dengesini koruyan cinsten olmasına dikkat edilmelidir.

    Akneli cildin en iyi ilacı “ peeling” ve A Vitamini:

    Sivilce tedavileri genellikle topical (haricen sürülen) ve ağızdan alınan ilaçlarla yürütülür. Son yıllarda, yeni bir ışık tedavisi olan FOTO Rejuvenation’da bu konuda yeni olanaklar sağlamaktadır.

    ▪ Haricen yapılan kimyasal tedavilerin en başında, çeşitli hidroksi asitlerle yapılan peeling’ler gelir. Bu tedavi cildin en üst tabakasında birbirine bağlanan hücreleri ayırır, tıkanan gözenekleri açar.

    ▪ Hidroksi asitlerle sonuç alınamadığında, benzol peroksit karışımları veya sentetik bir A vitamini türevi olan Tretinoin tedavisi denenir. Bazı durumlarda, antibiyotik alınması önerilir. Kimi hastalar için hormon tedavisi gerekli olabilir.

    ▪ Şiddetli durumlarda Izotretinoin (Roacuttane) tavsiye edilebilir. Bu son derece etkili bir tedavidir ancak yan etkileri düşündürücüdür. İzotreitonin tedavisi uygulanabilen hastaların yaklaşık %69’u, akneden tamamen kurtulurlar.

    ▪ Kistik aknelere, bazı durumlarda cerrahi müdahale yapılır. Cryoterapi, intralezyonal steroidler gibi diğer tedavi çeşitleri de kullanılır.

    ▪ Öte yandan Mezoterapi hiç gözardı edileyecek bir yöntemdir. Mezoterapi sırasında, deri altına A vitamini, C vitamini ve antibiyotikler enjekte edilir. Antibiyotik ve A vitamini doğrudan doğruya sivilceleri tedavi eder. C vitamini ise hücre yenilenmesini hızlandırarak iz kalmasını önler.

    ▪ Ağızdan A vitamini ve çinko alınması tüm tedavi yöntemlerini destekler.

    Tabii tüm bu tedaviler içinde hasta için en doğru olanı sadece cilt doktoru seçebilir. Yöntemler birbiri ile kombine edilebileceği gibi, her biri bazı diğer koşulların ve yan etkilerin dikkate alınmasını gerektirir. Kimisi cildi kurutur, kimisi allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Yukarıda sayılan tedavilerin tümü güneşten korunmayı gerektirir.

    Aklınızda olsun, bu işe ne kadar erken başlanırsa, sonucu o kadar başarılı olur. İzler ve çukurlarla baş etmek de mümkündür ama biraz zaman ister. Ne yazık ki, tedavinin en etkili olacağı dönemde aileler akneyi pek ciddiye almazlar. Sivilcelerin gelip geçici bir ergenlik belirtisi olduğunu düşünüp, kendi kendine kaybolmasını beklerler. Tabii geçer ama ne zaman? Bazı insanlarda akne 50 yaşına kadar devam eder. Daha önce atlatanların oranı yüksek olsa bile, geride ne izler kalır, o belli olmaz…

  • Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavileri

    Lazerle cilt yenileme tedavileri son yıllarda büyük gelişmeler göstermiştir. Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavilerinde en büyük yenilik cildi soymadan ve hastayı sosyal yaşamından soyutlamadan tedavi olmasına olanak vermesidir. Yapılan tedavi sonrası normal koşullarda birkaç gün sürebilen kızarıklık dışında herhangi bir yara oluşmamaktadır.

    Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavilerinde cildi soymadan etkili olan lazerler çok çeşitlidir. Bu tür lazerlerin ciltteki kollajeni arttırarak etkili olduğu düşünülmektedir. Tedavi sonrasında kırışıklarda azalma, ciltte canlanma ve toparlama ortaya çıkmaktadır.

    Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavilerinde sonuç alabilmek için bir yada birçok seans gerekebilir. Cilt yenileme sonuçları tedaviden sonra 6 ay -1 yılda görülebilir.

    Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavilerinde cildi soymadan etkili olan lazerler:

    Damarsal lazerler: Ciltte yaşlanma yanında kızarıklık varsa tercih edilmelidirler.

    Pulsed dye lazer (PDL)

    Long pulsed KTP 532 nm lazer

    Long pulsed Nd:YAG 1064 lazer

    Mid infrared lazerler: Ciltte sadece kırışıklık varsa tercih edilmelidirler

    1320 nm Nd:YAG lazer

    1450 nm diode lazer

    1540 Er: Glass lazer

    İntense Pulsed Light: Ciltte leke ve kızarıklık varsa tercih edilmelidirler.

    Q switched ND :YAG lazer

    Fraksiyonel lazerler

    Lazerle cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavilerinde cildi soymadan etkili olan lazer tedavileri sonrasında güneşten koruyucu kullanılmalıdır. Bu tedaviler botox, dolgu, mezolift ile kombine edilerek,sonuçlar mükemmelleştirilebilir.

  • Dermatolojinin yeni yüzü multi clear

    Yıllardır dermatologların tedavide en önemli sorunları olan ve netice alamadıkları Vitiligo ve Psorıasıs ( Sedef ) hastalığında yeni bir yöntem ile başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Ağustos 2004 ‘de USA ‘da tedavi programları uygulanmaya başlandı. Tedavi FDA onaylı ve şu anda çığ gibi tüm dünyada yayılmaya başlandı.

    Senelerce PUVA tedavisi gören vitiligo hastaları bu sistem ile sadece 15-20 seansta lezyonlardan kurtuluyorlar.

    Multi Clear denilen bu yeni yöntem de UVB ve bir ışın olan UVA 1 kullanılarak tedavi programlanıyor. UVA 1 ‘in melonositlere verilen hasarı ve yanmayı engelleyici bir özelliğide mevcut. Tedavi ağrısız ve tüm cilt tipleri ve yaş gruplarında uygulanabiliyor. Yüz bölgesinde 10-12 seans sonunda başarı elde edilmeye başlanıyor ve %90 oranında sonuç alınıyor.

    Sedef hastalığı, beyaz pullanmanın görüldüğü, cilt üzerinde kırmızı beneklerle karakterize, yaygın kronik bir cilt hastalığıdır. Lezyonun en yaygın görüldüğü alanlar dirsek, diz ve kafa derisidir. Multi Clear’ ın yaydığı ışık dalga boyları üst derideki hücrelerin aşırı derecede üremesini engeller ve derideki yangıyı azaltır. Tedavi sırasında ağrı hissedilmez ve % 80-90 oranda başarılıdır. 8-12 seansda sonuç alınır.

    Çatlak izleri derinin elastik liflerinin düzeltilemez bir şekilde kopması sebebi ile cildin normal rengini kaybettiği çizgisel alanlardır. Senelerdir kadınların en önemli sorunlarından biri olan çatlakların şimdiye kadar sonuç alınan bir tedavi yöntemi yoktur. İlk defa bu sistem ile beyaz deride yeni melanin üretilmesi ve normal deri rengini elde edilmesi ile başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Tedavi ağrısızdır 4-6 hafta boyunca haftada 2 kez uygulanır. Tedavi bronz iken veya yazında uygulanabilir.

    Çalışmalar çoğu kişini hayatında bir dönem akneye yatkın cilt problemi yaşadığını gösterir. Akneye yatkın cilt derideki kıl foliküllerinin yanındaki yağ üreten yağ bezlerinin büyümesi ve tıkanmasına neden olan hormonal değişiklilerin bir sonucudur. Akneye yatkın cilt genellikle anormal miktarda bakteri genelliklede propioni bacterium acne ( P.acnes ) ile kendini gösterir. Bu yüz, göğüs ve vücudun diğer bölümlerinde ortaya çıkabilen acı veren sivilcelere neden olur. Tedavi’ de secici temizleme ( SPC –tm ) ile çevredeki dokuya zarar vermeden akneye neden olan p. Acnes bakterilerini hızla ve kolaylıkla yok eder. Tedavi çok başarılıdır. Kombine tedavi programları.

    Bu yeni tedavi yöntemi anlaşılıyor ki dermatologlara böyle kolaylıklar sağlayacak

    Sevgiler

    Uzm.Dr. Naciye YAPAN MİRATA

  • Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelik süresince de güneşten korunmaya özen göstermek gerekir. Sürekli güneşten koruyucu kullanın. Güneş ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları yayar. Günümüzde UVA ve UVB’nin erken deri yaşlanması, leke oluşumu, ve hatta deri kanserlerine sebep olduğu bilinmektedir. Gün içi normal hayatta bile farkına varmadan sürekli ultraviyole ısınlarına maruz kalırız. Örneğin camdan UVA ışınları rahatlıkla geçmektedir. Hamilelikte hormonların etkisi ile cilt hassaslaşır ve lekelenmeye meyilli hale gelir. Bu yüzden her gün, düzenli olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce en az 20 faktörlü bir güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır. Ayrıca sokağa çıkmadan önce ve uzun sure güneşli ortamda kalınacağı zamanlarda güneşten koruyucu ürün üç veya dört saatte bir tekrar sürülmelidir. Havuz ve denize girdikten sonra tekrar sürmeye özen gösterilmelidir. Güneşten koruyucu ürün hem UVA hem de UVB’ye etkili , en az 20 faktörlü olmalıdır. Sivilce ve ciltte yağlanma şikayeti olanlar özellikle yağsız (oil_free) güneşten koruyucu kullanmalıdırlar Yüz temizliği düzenli yapılmalıdır. Çünkü bazı hamilelerde cilt daha yağlı hale gelir. Eğer düzenli temizlenmezse gözenekler tıkanarak sivilce artısı olabilir. Bazen de hamilelerde cilt kuruluğu olabilir. Uygun olmayan temizleyici ürünler ciltte tahrişlere veya alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamile kadınlarda cilt günde bir veya iki kez temizlenmelidir. Temizleyici ürün cilt yapısına uygun olmalıdır. Yağlı ve karma ciltler köpük veya jel seklindeki temizleyici ürünleri kullanabilirler. Bu ürünler aşırı kurutucu olmamalıdırlar. Çok kuru ve hassas ciltler ise cilt yapılarına uygun jel, köpük veya süt seklindeki ürünleri kullanabilirler.

    Nemlendirici kullanımı da çok önemlidir. Hamilelik döneminde bazı ciltler yağlanırken bazılarında kuruluk oluşabilir. Yağlı ciltler yağ içermeyen oil-free ibareli krem ya da losyonlar kullanmalıdırlar. Kuru ve hassa ciltler cilt tiplerine uygun ürün kullanmalıdır. Sabah nemlendirici olarak güneşten korucu ürün de tek başına kullanılabilir veya nemlendirici üzerine uygulanabilir. Nemlendirici kullanım sıklığı cildin ihtiyacına ve dış etkenlere göre değişir. Günde iki kez veya da sık kullanılabilir.

    Hamile kadınlarda aşırı terleme nedeniyle banyo ihtiyacı artar. Banyo her gün veya hafta da en az üç kez yapılabilir. Terleme ve kilo artısı nedeniyle kasık, göğüs altı ve koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde pişik, isilik veya mantar olmaması için banyodan sonra iyi kurulanılmalıdır. Ayrıca kıvrım bölgeleri pudralanabilir veya hafif bir krem sürülebilir. Cilt kuruluğundan yakınanlar için hafif bir vücut losyonu uygun olabilir.

    Hamilelikte ciltte çatlak oluşmaması için alınabilecek önlemler ne yazık ki kısıtlıdır. Masaj veya cilt yağı gibi ürünlerin kullanımı faydalı olabilir. Cildin aşırı gerilmesi cilt çatlağının sebeplerinden biridir. Bu yüzden aşırı kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Cilt çatlağına faydalı olduğu belirtilen kremleri doktor gözetimi altında hamileliğin üçüncü ayından sonra başlayabilirsiniz. Doğumdan sonra emzirme olmadığı dönemde cilt çatlağı dermatolog tarafından tedavi edilebilir. Tedavi erken dönemde başlanırsa yüz güldürücü olabilir. Tedavide retinoik asitli kremler, meyve asitli kremler, vitamin enjeksiyonları ve lazer uygulamaları kullanılmaktadır.

    Hamilelik döneminde varis ve kılcal damar artısına meyil vardır. Ailesinde varis ve kılcal damar öyküsü olanlar, hamilelik öncesi bu tür şikayeti olanlar ve ayakta uzun sure kalması gereken mesleği olanlar dikkatli olmalıdırlar. Varis ve kılcal damar oluşumuna eğilimli olan kişilerin varis çorabı giymesi uygun olacaktır. Hamileler için özel üretilen varis çorapları mevcuttur. Her sabah yataktan kalkmadan önce giyilmelidir. Bacak kaslarını kuvvetlendirmek ve kas hareketlerinin damarlar üzerine masaj yapıcı etkisinden yararlanmak için yürüyüş çok faydalıdır. Günde en az bir kez, 30 dakika kadar bacakları kalp hizasının üstünde uzatarak dinlendirilmelidir. Doğumdan sonra varis ve kılcal damarların bir kısmında gerileme olur. İyileşmeyenler lazer, skleroterapi veya ameliyat yöntemleriyle tedavi edilebilir

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

  • Deri yapısı ve deri hastalıkları

    Cildimiz bedenimizin tümünü kaplayan 1.2 m2 genişliğinde, 11 kg ağırlığında vücudumuzun en büyük organıdır. Derimiz bizi basınç, sıcak, soğuk, kimyasallar, güneşin yaydığı ultraviyole radyasyon ve bakteri gibi çeşitli çevresel faktörlerden korur, vücudumuzun ısı dengesini sağlar. Ayrıca beş duyumuzdan biri olan dokunma duyusu derimiz vasıtasıyla algılanır. Bütün bu fiziksel fonksiyonların yanı sıra, derinin insan psikolojisinde önemli bir yeri vardır. Güzel ve sağlıklı bir deri kişinin psikolojisini ve sosyal hayatını pozitif yönde etkiler. Bu nedenle cilt hastalıklarının tanısı ve tedavisi hem fiziksel, hem de psikolojik açıdan önem taşımaktadır.

    Aslında hastalıklar içinde en sık rastlanılanlar cilt hastalıklarıdır. Toplumda hemen hemen herkeste bir veya daha fazla cilt hastalığı bulunur. Bir çok cilt hastalığı erken tedavi edilmezse kalıcı izler bırakabilir (özellikle sivilceler) veya basit bir kaşıntı önemli bir iç hastalığının belirtisi olabilir. Hatta cilt kanserlerinde olduğu gibi erken tanı konulmazsa ölüme bile neden olabilirler. Cildimiz aslında hem genel vücut sağlığımızın hem de ruhumuzun bir aynasıdır.

  • İnsülin direnci ve tedavisi

    İNSÜLİN DİRENCİ :

    İnsülin Pankreasın Beta hücrelerinde üretilen bir hormondur. Vücudumuzdaki tüm hücrelerin üzerinde insülin hormonunun reseptörleri bulunmaktadır. Pankreasta üretilen insülin bu reseptörler ile iletişime geçerek karbonhidrat (şeker), Yağ ve Protein metabolizmamızı düzenlemektedir. İnsülin direnci gelişmesi durumunda vücudumuzdaki hücrelerin İnsülin hormonuna olan duyarlılıkları azalmaktadır. Bu durumda metabolizmanın devam edebilmesi için vücudumuz daha fazla insüline ihtiyaç duymakta ve pankreas normalden çok daha fazla insülin üretmektedir. İnsülin Direnci sonucunda ortaya çıkan aşırı insülin üretimi uzun dönemde bir çok sağlık problemine yol açmaktadır.

    Semptom ve Bulgular : İnsülin direncinin spesifik bir semptomu olmamakla birlikte etkilen bireylerin büyük çoğunluğunda yemek sonrası hipoglisemi bulguları (Halsizlik, Uyku hali) ortaya çıkmaktadır. Yine bu kişilerde aşırı tatlı yeme ihtiyacı, normale göre daha sık acıkma, kilo artışı veya kilo vermekte zorlanma gibi bulgularda görülmektedir. İnsülin direnci olanların vücutlarında özellikle eklem kıvrım bölgelerin cilt üstünde kahverengi kadifemsi cilt lezyonları (Akantozis Nigrikans) ve Et benler (Skin Tag) ortaya çıkabilmektedir.

    İnsülin Direncine Yol Açan Nedenler : İnsülin direncinin birçok farklı sebebi bulunmaktadır. Bunları sıralamak gerekirse

    Obezite

    Metabolik Sendrom

    Hareketsiz yaşam tarzı ve Sağlıksız beslenme

    Gebelik

    Polikistik Over Hastalığı

    Stres

    Enfeksiyon ve Ağır Hastalıklar

    Kortizol (Steroid) içeren ilaç kullanımı

    Akromegali Hastalığı

    Cushing Hastalığı

    Sigara kullanımı

    Yaşlanma

    Genetik

    İnsülin Direnci açısından Riskli Kişiler : Aşağıda sıralanan problemlerden bir yada birkaçını taşıyan kişiler insülin direnci açısından risk altındadırlar.

    Bel çevresi Kadınlarda >80 cm Erekelerde >94 cm ise

    Boy kilo İndeksi (BKİ) >25 ise

    Hipertansiyonu olanlar

    Trigliserit yüksek (>150) , HDL (Kadında<50, Erkekte <40) düşük ise

    Ailede Tip 2 Diyabetli yakını olanlar

    Gebelik şekeri öyküsü olanlar

    Polikistik over hastalığı olanlar

    40 yaşın üstündeki kişiler

    Ciltte Akantosiz Nigrikans ve Skin Tags bulunanlar

    İnsülin Direnci ile İlişkili Hastalıklar: İnsülin direnci vücudun dengesini bozmakta ve uzun dönem içinde birçok önemli sağlık problemine yol açmaktadır. Bu hastalıklar

    Tip 2 Diyabet

    Hiperlipidemi

    Hipertansiyon

    Ateroskleroz (Kalp , Beyin ve diğer Damar Hastalıkları)

    Karaciğer Yağlanması

    Obezite

    Cilt Lezyonları (Akantozis Nigrikans, Skin Tags)

    Kıllanma Artışı

    Üreme Bozuklukları

    Tanı Testleri: Klinik semptomu veya risk faktörü bulunan kişilerin detaylı fizik muyeneleri yapılarak herhangi bir cilt lezyonları olup olmadığına bakılmalıdır. Hastaların BKİ ve bel çevreleri ölçülmelidir. Labaratuvar testlerinden Homa-IR skorlarına bakılarak insülin direnci olup olmadığı kontrol edilmelidir. Direnç tesbit edilen kişilerde mutlaka kolesterol parametrelerine ve karaciğer enzimlerine de bakılmalıdır.

    Tedavi : Uzun dönemde insülin direncine bağlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıkları engelleyebilmek için risk altında ki tüm bireyler insülin direnci açısından değerlendirilmeli ve direnç tesbit edilenlere uygun tedavi yaklaşımları başlanmalıdır. Kilo fazlası olan bireylerde mutlaka obezite tedavisi planlanmalıdır. İnsülin direncinin tedavisinde uygulanan basamaklardan basitçe bahsetmek gerekirse

    Egzersiz : Hareketsiz yaşam insülin direnci gelişimindeki en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle direnç tesbit edilen her bireyin muhtemel diğer hastalıklarınada uygun olacak düzenli bir egzersiz programına alınması gerekmektedir.

    Sağlıklı Beslenme : İnsülin Direnci olan bireylerin diyetlerinden Glisemik İndeksi Yüksek gıdaları (Basit şeker, Nişasta, Unlu mamüler vb) uzaklaştırmaları ve daha komplex karbohidrat kaynaklarını tercih etmeleri gerekmektedir. Yine diyette posa içeriğinin (Sebze tüketimi) ve sıvı tüketiminin artırılması gerekmektedir.

    İlaç Tedavisi : Yapılan değerlendirmeler sonucunda gerekli görülen vakalarda çeşitli ilaçlarda tedavide kullanılmaktadır bunlardan bazıları.

    Krom takviyesi

    Omega 3

    Vitamin E

    Kalsiyum ve Magnezyum