Etiket: Çiftler

  • EVLİLİKTE ALDATMA VE ALDANMA

    EVLİLİKTE ALDATMA VE ALDANMA

    Aldatma, evliliklerde oldukça sık rastlanan bir problemdir. Boşanma sebeplerinde aile içi şiddetten sonra ikinci sırada yer almaktadır.
    Aldatma ailede her iki eş içinde yaşanan travmatik bir olaydır. İki tarafta, ilişkiyi kaybetme duygusu yaşar, güven duygusu tamamen kaybolur.
    Kadın ve Erkeklerde aldatma nedenleri farklılık göstermektedir.

    Erkeklerin Aldatma Nedenleri

    • İlişkinin iyiye gitmemesi
    • Yeni ve heyecanlı ilişki arayışı
    • Etrafındaki kadınların gösterdiği ilgi
    • Anlık tatmin duygusu
    • Eşi ile gerçekleştiremediği cinsel fantaziler

    Kadınların Aldatma Nedenleri

    • Eşinden göremediği ilginin karşılanması
    • Değerli ve özel hissetme ihtiyacı
    • Romantizm ihtiyacı
    • Arkadaşlık ve duygusallığı paylaşma ihtiyacı
    • Kadınlarda aldatma daha duygusal yaşanırken; erkeklerde cinsel yaşanmaktadır.
    • Aldatan eşler evlilikleri ile ilgili mutsuz olduklarını ve eşleriyle çatışma yaşadıklarını ifade ederler.

    Yapılan araştırmalarda evliliklerinde doyum yaşayan ailelerde aldatma oranının düşük olduğu görülmüştür. Birbirine sımsıkı bağlı olan çiftlerin arasında alternatif bir ilişkinin yaşanması pek mümkün değildir.

    Aldatmanın Sonuçları

    Aldatmanın ortaya çıkmasıyla evlilik ilişkilerinin gelişmesi, daha atılgan olma, ailede daha yüksek değerlerin yerleşmesi, kendi bakımına daha çok önem verme ve iletişimininönemini anlama gibi olumlu sonuçlar yaşanabilse de birçok ilişkide ilişki dısındaki bir bireyle yasanılan bir cinsellik, yıkıcı bir eylem olarak düşünülür. Evlilik dısı iliskilerin çesitli sonuçlar dogurabilecegini belirtmistir. Aldatmanın ortaya çıkarılmasından sonra bu durum evlilik birligine bir tehdit olarak algılanabilir. Çiftler bunun sonucunda birbirlerini bırakmaya ya da iliskilerinin güçlendigi sonucuna varıp
    evliliklerine devam etmeye karar verebilirler.

    Aldatmanın derinden yaralayıcı doğası ve aldatma sonucunda güvenin kaybedilmesi çiftler arasında sıkıntılara yol açmaktadır. Konunun çözülmesinde önemli bir rol oynayacak iletişim çiftlerin çoğunlukla başarısızlığa düştüğü bir alandır.

    Aldatılma eşlerde ölüm acısından bile daha ağır acıya sebep olabilir. Ölüm daha kabul edilebilir olgu iken, aldatmada kişiler kendilerini suçlu ve yetersiz hissedebilir.
    Aldatmanın ortaya çıkmasından sonra çiftler birbirini bırakmayı ya da bu durumu aşıp evliliklerini güçlendirmeye karar verebilirler.

    Aldatmayı yaşayan çiftler güveni kaybeder ve bu durum evliliklerde önemli problemlere yol açar. Aldatılan kişi; eşi ile ilgili olumlu düşüncelerinde azalma olur, beraber vakit geçirmek istemezler.

    Aldatılma sonrası, ilişkisel süreçler üç evreye ayrılır.
    1.Dalgalanma evresi: Aldatılan eş, ilişki yaşanan kişiyle kendisini karşılaştırır. Karşı tarafı merak eder, o kişiyi takibe alabilir veya o kişi ile görüşmek isteyebilir.İlk reaksiyonlar şok, öfke ve inkârdır. Cezalandırmak ve intikam almak ister. Aynı acıyı eşinin de yaşamasını ister.

    2.Erteleme evresi: Fiziksel ve duygusal olarak geri çekilme, özgüvende hasarlar, terk edilmişlik hissi detaylarla uğraşma ve reddedilmiş hisseder. Bu durumda yakınlarından destek almak ister. Bu süreçte aldatılan eş hiç bir şey yapmak istemez.

    3.Güven kazanma: Aldatan eşte, özür dileme, sürecin telafi edilmesi, iyi bir aile olmak için gün boyunca daha çok sorumluluk alma ve görevleri yerine getirme gibi davranışlar görülür. Fakat aldatılan eş, eşinden gelen hiçbir olumlu yaklaşıma cevap vermek istemeyebilir.

    Aldatma eşlerin psikolojik dünyasında önemli değişikliklere yol açar. Aldatan eşini kazanmak için çok fazla çaba gösterebilir. Eşini üzdüğü için sıkıntı hisseder veya tam tersi durum söz konusu olabilir. Aldatan eş , eşini suçlayarak savunma mekanizması geliştirebilir. Sen böyle davramasaydın ben bunu yapmazdım diyerek eşini suçlayabilir.Aldatılan eşte uykusuzluk, iştahta azalma, kilo kaybı, sürekli ağlama gibi depresyon belirtileri görülebilir. Günlük yaptığı işlerden uzaklaşabilir.İntihar veya eşini öldürme düşünceleri olabilir.

    Aldatmanın ortaya çıkmasından sonra, kişi hemen ayrılmak veya evi terk etmek isteyebilir. Kişi bu kadar acı çekerken karşı taraftan gelen özrü kabul etmeyebilir. Kısa sürede güven ilişkisinin kurulması mümkün olmayabilir. Bu sürecin hemen geçmesini ve farklılaşmasını her iki tarafta beklememelidir.

    ALDATMA ve TERAPİ SÜRECİ

    Aldatma sonrasında, eşler bu süreci beraber aşmak için terapi almaya karar verebilir. Birbirlerini anlayarak ve destek olarak bu süreci aşabilirler. Evliliklerini devam ettirmek istiyorlarsa, terapiye beraber gelmeleri gerekir.

    Çiftler terapiye başlamaya karar verdiğinde, alternatif ilişkinin bitmesi gerekmektedir. Aldatmanın devam etmesi durumunda, çift terapisine başlanması doğru olmaz. Böyle bir durumda bireysel terapi yapılmalıdır. Çünkü aldatılan eş ilişkinin kesin olarak bittiğinden emin olmak ister.

    Aldatılan eşte, uyku düzensizliği, iştahta azalma (hızlı kilo kaybı ), sürekli ağlama krizleri gibi depresyon belirtileri görülebilir. Hayattan zevk almama, günlük yaptığı işlerden uzaklaştığı görülür. Bu durumda aldatılan eşe bireysel destek verilmelidir. Gerekirse psikiyatriste yönlendirilmelidir.

    Aldatılan eş, alternatif ilişkide yaşanan bütün detayları bilmek ister ve sürekli sorgular. Her cevaptan sonra yeni soru sorma ihtiyacı hisseder.Aldatan eşte, eşinin güvenini kazanmak için bütün sırları anlatır. Fakat bu bilgilere ulaşmak ,aldatılan eş için son derece üzücü etkiler yaratabilir. Öğrendiği bilgilerle yüzleşmek çok zor olabilir. Bu nedenle, sorgulamaya biran önce son verilmelidir. Ya da bu aklından geçen sorular uzman eşliğinde seansta ele alınmalıdır.

    Aldatılan eş, aldatmadan haberdar ise, kendisinde yarattığı duygular ele alınır. Bu durumda kişi şok, inkar, ihanet ve şiddetli öfke gibi duygular hisseder. Aldatan eş özür diler fakat karşı tarafın duygularını yeterince anlamaz. Terapi sürecinde aldatılan eşin duygularını ifade etmesi ve aldatan eşinde anlaması sağlanır.

    Aldatılan eş, intikam ve öfke duygusundan kurtulduğunda, eşinden uzak durmak veya kaçmak istemediğinde ve bu problemi çözmeye karar verdiğinde onarım aşamasına geçilir.

    Bağışlayıcı tutumu arttırmak gerekir. Aldatan eş bunu hata olarak yorumluyorsa ve bunun için pişmanlık duyuyorsa, herkes hata yapabilir. Önemli olan bu süreçten çift olarak başarılı çıkmaktır.

    Suçlama ve savunma yapmadan birbirlerini anlamaya çalışmalılar. Terapi sürecinde eşlerin kendilerini doğru ifade etmeleri ve birbirlerini anlamaları sağlanır.

    Aldatma ilişkide bir sorun olduğunun göstergesidir. Terapide eşlerin aldatma öncesindeki evlilikleri ve ilişkileri analiz edilir. Evlilikteki uzaklaşmalar ve boşluklar onarılır. Sistem tekrar yapılandırılır. Yitirilen güven duygusu ve sevgi tekrar inşa edilir.

    Aldatma evlilikte yaşanan en zor süreçlerden biridir. Her terapide olduğu gibi aldatma sonrasındaki terapi sürecinde çiftlerin sabırlı ve özverili davranması gerekmektedir. Fakat çift terapisiyle aşılabilecek bir durumdur. Yeter ki her iki tarafta bu durumun üstesinden gelmek istesin.

  • EVLİLİĞİ KORUMAK İÇİN SİHİRLİ İPUÇLARI

    EVLİLİĞİ KORUMAK İÇİN SİHİRLİ İPUÇLARI

    • HATALARINIZ KARŞISINDA SADECE ÖZÜR DİLEMEYİN

    Evliliğimizde hatalar kaçınılmazdır. Hayatımıza dair her şey muhteşem gitse dahi kadın erkek olmanın getirdiği farklılıklardan dolayı dahi birbirimize karşı hatalar yapılacaktır. Bu nedenle hatalardan kaçınmak neredeyse mümkün değildir fakat mümkün olan bir şey vardır hatalar karşısında evliliğimizin yıpranmasına engel olmaktır. Hatamız karşısında pişman olduğumuzu dile getirmeliyiz ama sadece dile getirmek çözüm olmuyor hatamız karşısında birkaç pozitif davranış sergilemeli ve eşimiz hatamızdan gerçekten pişman olduğumuza o zaman inanacaktır. Ayrıca bu pozitif davranışlar ilişkinize bir ferahlık sağlayacaktır.

    • CİNSEL YAŞAMI İHMAL ETMEYİN

    Evliliğin ilk yıllarından hatta ilk aylardan itibaren sekse verilen önemin çiftlerde azaldığı görülmektedir. Sebeplere baktığımızda ise yoğun iş hayatı ev hayatı veya çocuklarla ilgilenme …vs gibi birçok sebep görülmektedir. Yaşantımız ne kadar ağır şartlarda olursa olsun seks insan vücudu için ekmek su gibi gereklidir. Vücut bu ihtiyacını karşılayamadığı takdirde evliliğinden doyum sağlayamamış olacak ve çiftlerde öfke ,sinir,ani tepkiler gibi bir takım olumsuz davranışlar sergilenmeye başlayacak bu durumda evliliğimize zarar verecektir. Şunu unutmayalım ki cinsel yaşam evliliği besleyen ana damarlardan biridir.

    • FEDAKAR EŞ OLMAYIN

    Fedakarlık sürekli kendimizden ödün vermeye dönüşmüş ise sadece eşimiz mutlu olsun benim mutluluğumun önemi yok diyorsak bu evliliğimize yarar yerine zarar verecektir. Evlilikte her şeyin bir ölçüsünün olması gerektiği gibi fedakarlığında bir ölçüsü olmalıdır. Eğer bir taraf sürekli fedakar olursa o ilişki aşk ilişkisi olmaktan çıkıp anne evlat ilişkisine dönüşecektir. Bu nedenle evliliğimizde bireysel mutluluğumuzu da ön planda tutmalı kendi değerimizin farkına varmalıyız. Siz kendi değerinizin farkına vardığınız zaman eşinizde sizin değerinizi görmeye başlayacaktır. O yüzden her konuda diyoruz ki önce can sonra canan

    • HAYATINIZIN MERKEZİ EŞİNİZ OLMASIN

    Son yıllarda çiftlerimizin yaptığı hatalardan biri de evliliklerinin dışında hayatlarında ki diğer eş dost akraba arkadaş…gibi kişileri ihmal etmeleridir. Yaşamaları gereken her anı mutlu oldukları üzüldükleri heyecanladıkları güzel veya kötü her anı eşleri ve çocuklarıyla yani sadece çekirdek aileleriyle paylaşıyorlar ve zamanla eşler kendilerinin ne kadar kısıtlandığının farkına varıyor ve evliliklerinden boğulmaya başlıyorlar. Ayrıca çiftler hayatının merkezi eşleri yaptıkları zaman her şeyi de eşinden beklemeye başlıyor bu noktada beklentileri karşılamakta zorlanan eş sürekli suçlanmaya başlıyor ama onun yerine hayatımızda ki diğer insanlarla nitelikli zaman geçirdiğimizde evlilikten boğulma ve beklenti noktasında eşimiz üzerindeki yükü hafifletmiş olacağız. Beklentiler azaldıkça mutluluk artacaktır.

    • MİNUMUM BEKLENTİ MAKSİMUM MUTLULUK

    Evlilikte sürekli karşı taraftan bizi mutlu etmesine dair beklenti içerisine girersek hem evliliğimize hem kendimize hem de eşimize zarar vermiş oluruz. Şöyle düşünün eğer Allah’ım bana 1 kilo altın ver diye dua edersek bir gün yarım kilo altın gelse mutlu olmayız ama Allah’ım madem duam kabul olacaktı bir kilo olsaydı deriz ama hiç dua etmesek bir anda bir çeyrek altın gelsen nasıl seviniriz çünkü bir beklentimiz yoktu. Evliliğimizde de aynen bunu uygulamalıyız eğer beklenti içerine girersek eşimiz yaptığı küçük şeylerle mutlu olamayız ve birde onu suçlamaya başlarız ama eğer küçük şeylerin farkına varıp mutlu olur bir de bunu dile getirirsek eşimizden daha büyük süprizler görebilme fırsatımız olacaktır.

    • BENCİL OLACAKSINIZ

    Bencillik nedir ?

    Hep ben hep bendir değil mi bizim evliliklerde istediğimiz bencillik ise önce ben sonra sen dir. Siz birey olarak ne kadar mutlu ne kadar güler yüzlü ne kadar başarılı olursanız o kadar mutlu başarılı güler yüzlü bir eşe sahip olusunuz. Bunu bir yansıma gibi düşünebilirsiniz. Şu bir gerçektir ki hiçbir birey kendinden vazgeçmiş sürekli başkaları için yaşayan kendine özen göstermeyen kendi değerinin farkında olmayan bir kişiye aşık olmaz bu evlilik devam etse dahi ev arkadaşı gibi devam edecektir. Hedefimiz çiftlerin sevgililiğini korumak bunun için öncelikle herkes kendi keyfinin kahyasını düşünecektir.

    • HEYECANI BİRLİKTE YAŞAYIN

    Evliliğinizi zamanla sıradanlaştırmak yerine haftalık aylık heyecanlar yaşamayı deneyin. Evliliği korumanın olmazsa olmazıdır. Çiftler birlikte heyecanı yaşadıklarında belirli zaman aralıklarıyla dolayısıyla heyecan duygusu birbirlerinde giderilmekte ve çiftler yeni bir heyecan arayışına girmemektedir. Günlük yaşantınızdan cinsel yaşamınıza kadar her durumdaki heyecanınızı korumaya çalışın eğer evliliğimizde ki heyecanı korumayı başarabilirsek tehlikeler evliliğimizin kapısını çalmayacaktır.

    • HAYATINIZDA BİRLİKTE ELDE ETTİKLERİNİZİ KONUŞUN

    Çiftler birbirlerinde huzuru yakalayamadıkları için kaçışa yani boşanmaya doğru ilerliyorlar. Huzur aileyi aile yapan bir arada tutan çiftlerin hissettiği bir duygudur. Bu yüzden çiftler birlikte zaman geçirirken sürekli hayata karşı karamsarlıklarını elde edemediklerini konuşmak yerine birlikte elde ettikleri küçük dahi olsa başarılarını konuşmalılar en büyük başarılarının ise eşleri olduğunu dile getirip birbirlerinin kalbini dilleriyle beslemeleri gerekir. Hayat sahip olduğumuz güzelliklerin farkına vardığımız gün bizim için bir daha gülümseyecektir.

  • Çift Terapisine Bakış (Kısım II)

    Bu bölümde çiftler arasında yaşanan sorunların sebeplerini daha yakından inceleyerek tedavide karşımıza çıkan sorunlardan bahsetmek istiyorum. Boşanma oranındaki artışlar dünyanın her yerinde görülmektedir ve bu ülkeler arasında Türkiye’de yer almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumunun 2013 yılındaki araştırmalarına göre boşanma oranın en yüksek görüldüğü ilk üç il sırasıyla; Antalya, İzmir ve Muğla olarak tespit edilmiştir.

    Boşanma artışındaki nedenler nelerdir ve bunlarla nasıl baş edilir?

    Yüksek beklentiler ilişkilerin yürümemesinde ve boşanmaya kadar sürüklenmesinde büyük rol oynar. Beklentilerimizin gerçekçi olup olmadığını gözden geçirmekte fayda var. Çoğu kişi evlenmeden önce eşi ile ilgili, evlendiklerindeki hayatları ile ilgili ve daha bir çok şeye dair hayal kurup kafalarında bir takım kabullenilmiş düşüncelerle adım atabiliyorlar. Bunun sonucunda evlendiklerinde bu beklentilerin dışına çıkan en ufak bir detay onları git gide rahatsız edebilecek hale geliyor ve en sonunda “Bu benim evlendiğim insan değil!” ya da “Ben böyle bir evlilik hayal etmemiştim.” diyebiliyorlar.

    Bunun en büyük sebeplerinden biri ilişkide tarafların değişime ve karşı tarafın eksiklerine karşı hoşgörü eksikliğinden kaynaklanıyor. Jacobsen ve Christensen’ın geliştirdiği Bütüncül Davranışsal Çift Terapisinin dayandığı en önemli temel ilke: kabullenme ve tolerans göstermeye dayanır.

    Özellikle genç çiftlerde görebileceğimiz ilişkiler çok çaba gerektirmemeli düşüncesi sıkıntılara sebep olabiliyor. Tam aksine ilişkiler çok çaba gerektirir. Âşık olmak, hoşlanmak kolaydır ama evlenmek, hayatı paylaşmak, ilişkiyi sürdürmek bambaşkadır.

    Algısal olarak hepimizin ön yargıları mevcuttur. Etrafımızda olan olayları, insanları ve ilişkilerimizi nasıl değerlendirdiğimize dair bilişsel şemalarımız vardır. Bunun yanı sıra aile şemaları vardır. Şemalar biraz olsun beklentilere benzeler fakat daha bilincimiz dışında gelişir ve zihnimiz tarafından olaylara uygulanırlar. Aile şemaları dediğimiz şey kendi aile içi ilişkilerimiz ve deneyimlerimize dayanır. Bu şemalar daha sonra ileriki ilişkilerimizde de aktifleşirler. Eğer sorunlu bir aile geçmişimiz varsa; örnegin kavga ortamında ve şiddetle geçen bir çocukluğunuz olduysa kendi ilişkinizde de bu tarz bir etkileşim içerisine girmeniz olasıdır. Olaylarla baş etme ve diğeri ile iletişim kurma şekliniz ancak kavga, gürültü ve şiddetle mümkündür çünkü bir diğeri ile iletişim kurma şekliniz ile ilgili bu şekilde bir öğrenilmişlik geliştirmiş olabilirsiniz ve kendinizi ifade etmenin başka yollarını bulamayabilirsiniz. Uyumsuz şemalar varsa bunlar üzerinde çalışılmalıdır.

    Gelen çiftlerin en önemli sıkıntılarından biri genelde bir birleri ile olan bozuk iletişimleri olduğunu gözlemliyorum. Kişi kendini doğru ve sağlıklı şekilde karşıya ifade edemediği durumlarda; karşı tarafta anlayış göstermede sınırlı kalıyor ve çoğu zaman bir çıkmaza doğru sürüklenebiliyorlar. Bizim terapide yaptığımız çiftlere nasıl doğru iletişim kurulur bunun örneklemelerini yapmaktır. Yıkıcı değil yapıcı iletişim kurmayı öğretmektir.

    Sıklıkla karşılaştığımız bir diğer sorun eşlerden birinin daha fazla yakınlık istediği gerçeğidir. Burada kişisel farklılıklara karşı hoşgörü ve anlayış göstermek gerekiyor. Bir kişinin duygulanım tarzı diğerinkinden farklı olabilir. Biri daha sakinken diğeri daha tutkulu olabilir. Çiftler bu farklılıkları göz önünde bulundurarak beklentilerini gerçekçi tutmak zorundalar.

    İlişkilerde bedel-fayda oranından bahsetmek mümkündür. Bedelin düşük olduğu ve faydanın çok yüksek olduğu durumlarda ilişkiyi yürütürüz. Bu faydanın bedeli, faydanın kendisini aştığında bir dengesizlik olamaya başlar ve sıkıntı çıkar. Özünde ilişkilerin dayandığı önemli şeylerden biri ihtiyaçların karşılanmasıdır. Eğer ihtiyaçlarımız karşılanıyorsa bu bizi tatmin eder. Hangi davranışların çiftler arasında tatmin arttıracağını bularak bu sıkıntılara müdahale edebiliriz.

    Pozitif davranışları arttırırsak negatif davranışları azaltmaya gerek kalmayacaktır. Sadece pozitif davranışlara odaklanırsak zaten negatif davranışlara odaklanmamız gerekmez. Pozitif şeylere odaklanmak karşılığında da pozitif şeyler getirir.

    Çift terapilerinde önemli unsurlardan biri de çiftlerden birinin kişilik sorunu ve ya kişilik bozukluğu olup olmadığıdır. İkinci önemli unsurlardan biri de kişinin bağlanma şeklidir. Bu ikisinin de çiftin ilişkilerinde bir röl oynadığı şüphesiz ve bireysel düzlemde incelenmesi gereken bir durumdur. Bununla ilgili yazının devamı bir sonraki bölümde…

    Anahtar kelimeler: boşanma, çözüm odaklı düşünme, bilişsel terapi, tedavi, terapi, olumlu düşünme, farkındalık, psikoloji, ruh, beden, zihin, mutsuzluk, depresyon, kaygı, semptom, kişilik, karakter, evlilik, aldatma

  • Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftlerle çalışan bir terapist olarak, klinik çalışmalarımda insanların birbirleriyle acı verici bağlar kurduklarını gördüm. Çiftlerin bu kendilerine acı veren, çatışmalı ilişkilerini sürdürmelerinin nedeni merakımı uyandırdı. Bu çiftlerin birbirini nasıl bulduğu, aralarındaki ilişkinin sapkınlık ya da sadomazoşizmi çağrıştırması dikkatimi çekti. Çiftlerin boşandıktan sonra bile bu acı verici ilişkiyi sürdürdükleri, bu bağ için zamanlarını, paralarını, hatta bazı durumlarda çocuklarını feda ettikleri görülüyor. Benim bu yazıdaki amacım da bu sorulara yanıt aramak ve analitik terapide bu çiftlerle nasıl çalıştığımız konusunda bilgi vermektir.

    Grotstein’a (1987) göre insanlar boşluk duygusunun yerine, kendilerine acı veren kişilere bağlanmayı tercih ediyorlar. Bu boşluk duygusu, kişilerde “hiçlik” ve “kara delik” hissi yaratıyor. İnsanlar için asıl zor olan bağlanılan kişiden mahrum kalmak değil, içlerindeki “anlamsızlık” ile başa çıkmaktır. Bu içsel boşluk insanların kendilerini neredeyse ölü gibi hissetmelerine sebep oluyor ve Kernberg’in de dediği gibi, kişiler “ölü hissetmektense acı çekerek hala yaşadıklarını bilmeyi” yeğliyor (1975, s.196). 

    Çiftlerde, intihar bombacılarının bir amaç uğruna canlarını feda etmelerine ve yaşamlarına öldükten sonra dahi anlam vermelerine benzetilebilecek, bir acıya bağlanma olgusu bulunuyor. Bu durumda da boşluk ve anlamsızlık duygusu yerine, acı veren evlilik ilişkileri tercih ediliyor. Toplumsal grup üyelerinin grup kimliğini korumak için her şeylerini feda edebildikleri gibi, çiftler ve bireyler de aynı şekilde davranabiliyor (Lachkar, 2003, s.77). Kendilik duygusunun ve kimliğin korunması, kişilerin kendi hayatından bile değerli olabiliyor. Kişiler bu durumlarda her türlü bedeli ödemeye hazır oluyorlar.

    Analitik terapide hareket noktamızı belirleyen varsayım, çiftlerin eş seçiminde bilinçdışı süreçlerin oldukça etkili olduğudur. Bireyler çocukluklarında açılmış bir yarayı bilinçdışında onarma çabasıyla ya kendilerinde yara açan ebeveyne benzer birini, ya da tam tersi, yarayı açan ebeveynden farklı bir eş seçerler. 

    Duygusal acılar, kişinin geçmişinde çözülmemiş konuların olduğunu gösterir ve çift terapisinde bu konuların üzerine çalışılır (Lachkar, 2003, s.78). Böylece yeni deneyimler ve kişisel gelişimleri hayata geçirmek terapi sürecinde mümkün olabilir. Çünkü, analitik çalışan bir terapist olarak, çiftlerin yeni deneyimlerden korktuklarını ve yeni deneyimler yerine, yıkıcı olduğu halde eski davranış kalıplarını sürdürmeyi tercih ettiklerini gözlemlediğimi söyleyebilirim. 

    Terapi sürecinde, çocukluk deneyimleri ve erken çocuklukta oluşan davranış kalıpları konusunda içgörü edinilmesi çok önemlidir. Fakat bu içgörü, kalıcı bir değişim için tek başına yeterli olmamaktadır. Çift dinamiğinde değişim, terapi sürecinde kazanılan içgörüleri, yeni duygu ve düşünceleri ilişkilerde tekrar tekrar deneyimlemekle gerçekleşir. 

    Başarılı olduğunda evlilik, eşlerin önemli psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Her bireyin sevgi, yakınlık, onaylanma, ait olma ve değerli hissetme ihtiyaçları vardır; iyi bir evlilik bu ihtiyaçları karşılar. Evlilik ilişkisinde yalnız olmadığını bilmek, deneyimleri paylaşmak büyük önem taşır. Bazı durumlarda, aile baskısı veya sosyal nedenlerle evlenildiğinde, yalnızca evlenmiş olmak bile başlı başına gurur duyulan bir durum olabilir; kişi kendini bir işi başarmış olarak görür ve kendine verdiği değer artar. Böylece psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar karşılandığında taraflar tatmin duygusu yaşar ve evlilik başarıya ulaşır. Fakat bu ihtiyaçlar karşılanmadığında eşler mutsuz olmaya başlar ve evlilikte sorunlar ortaya çıkar. Çiftleri terapiye getiren bu sorunlar oldukça çeşitli olabilir.

    Analitik çift terapisinde odaklanılan, tek tek kişilerden daha çok ilişkinin kendisidir. Terapide, bireyin iç dünyasındaki umutlar, dilekler, korkular, hayal kırıklıklarının yansıra; eşinin iç dünyasına ve tarafların iç dünyalarının etkileşimine, birbirleri üzerinde nasıl etki ettiklerine dikkat edilir. Her çiftin yaşantısı ve iletişim biçimi birbirinden farklıdır; her çiftin kendine özgü karakteri vardır. Bunlar bilinçdışı süreçlerle ilgilidir ve çiftler bunun farkında değildir. 

    Referanslar:
    Becker, B.J. (1978). Holistic, Analytic Approaches to Marital Therapy. American Journal of Psychoanalysis, 38:129-142.     
    Grotstein, J. (1987). Meaning, meaninglessness, and the “black hole”: Self and interactional regulation as a new paradigm for psychoanalysis and neuroscience: An introduction. Unpublished manuscript cited in Lachkar, 2003.  
    Kernberg, O. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. New York: Jason Aranson.
    Lachkar, J. (2003). The Narcissistic/Borderline Couple: New Approaches to Marital Therapy. Routledge: New York & Oxford.

  • Uzun ilişkileri yönetmek ve cinselliği canlı tutmak

    Aşk ve tutkuyla başlayan ilişkilerde ilk yıllarda cinsellik ek bir motivasyon aracı gerektirmeden kendiliğinden akan bir enerji halinde iken,zamanla bu enerjide azalmalar ve tıkanmalar görülebilmektedir.Doğal olarak da çiftlerin yaşadığı sorunların başında cinsel isteğin azalması gelmektedir.

    Çiftlerin konuşarak kafalarındaki kaygı ve korkularını,rahatsız eden durumları,isteklerini kesin ve net bir dille anlatmaları,cinsellikte beklentilerini ve fantazilerini partnerleriyle paylaşmaları cinsel sorunların çözümünde ilk adımdır.Bunun için de kişilerin kendilerini iyi tanımaları ve cinsel beyinlerini keşfetmeleri önemlidir.Eğer cinsel isteksizliğin arkasında ağır bir patoloji yoksa büyük ihtimalle sebebi kişinin cinsel fantazilerilerinin,cinsel arzularının farkında olmayışı olabilir.

    Belli aralıklarla ilişkinin gözden geçirilmesi ve aksayan yönlerinin konuşulması ilişki yönetimi ve sağlığı açısından oldukça önemlidir.Uzun süreli ilişkilerde çiftler yoğun iş programları,çocukların temel ve sosyal ihtiyaçları,ev işleri,sanal ve bireysel sosyal ilişkiler için ayrılacak zaman gibi yoğun bir programa sahip olduklarından başbaşa vakit geçirmek gibi özel ihtiyaçlarını zaman zaman ihmal edebilmektedirler.Oysa günde sadece on dakika bile olsa çiftlerinbaşbaşa kalıp,duygu ve düşüncelerini paylaşması ve anlamlı vakit geçirmesi ilişkiye yapılan iyi bir yatırımdır.Bu özel zamanda faturalar,evle ilgili sorunlar gibi konular değil,çiftlerin ortak hobileri,duygu ve düşünceleri ve örneğin o gün okdukları ilginç bir yazı gibi konular konuşulabilir.Bu yakınlığı pekiştirir.

    Zaman zaman çiftler ilişkilerini romantik,entellektüel ve cinsel açıdan değerlendirmek için birbirleriyle aile toplantıları yapabilirler.İlişkideki zayıf noktalar belirlenip,çözüm yolları hakkında konuşulabilir.Bu sorunlarla başa çıkamadıkları durumlarda da profesyonel yardım konusu konuşulabilir ve gerekirse yardım alınabilir.

    Sevgiyi göstermenin ve korumanın bir yolu da cinsel olarak ifade etmektir.Bunun için cinsel randevular planlanabilir.Kadınların sekse hazırlanmaları erkeklerden daha uzun zaman alabildiğinden gün içinde küçük dokunmalar,aşk mesajları ve erotik mesajlar gibi yöntemlerle bu randevular daha tutkulu hale getirilebilir.Bu randevularda aşk oyunları gibi cinsel yaratıcılık içeren fantazilerden yararlanılabilir.Cinsellikte hayal gücünü kullanmak ve yeniliklere açık olmak rutini kırmak anlamında etkili olabilir.

    Uzun ilişkilerde bir diğer önemli konu sevgi ve saygının devam ediyor olmasıdır.Sevgi ve saygı çiftlerin cinsel yakınlaşmasına da katkıda bulunur ve özgürce isteme ve red etme hakkını saklı tutar.Bu da çiftlerin kendilerini rahatça ortaya koymasını sağlar.

    Birbirlerinin beyinlerine hitap edebilen çiftlerin cinsel istekleri de daha yoğun olmaktadır.Ortak bir projede yer almak veya birlikte bir tatil planlamak,tiyatroya,sinemaya gitmek ve sonrasında bu faaliyet hakkında sohbet edebilmek gibi ortak entellektüel faaliyetler buna katkıda bulunabilir.

    Son zamanlarda çiftlerin sağlıklı cinsel hayatlarının önündeki bir diğer engel de çiftlerden birinin porno bağımlılığı olabilir.Çiftlerden biri birlikte seks yapmak yerine tüm cinsel enerjisini bu tip bir faaliyete veriyorsa,ilişki açısından yıkıcı bir sonuca yol açabilir.Bunun yerine çiftlerin birlikte izleyecekleri erotik filmler ve her iki çiftin de onayını aldığı paylaşımlar daha sağlıklı olabilir.

    Uzun evliliklerin bir kısmının akıbeti de,boş yuva denilen bir sendromla son bulması olabilir bazen.Çocukların büyüyüp evi terketmesiyle başbaşa kalan çiftin ilişkisinin bozulması durumudur bu.Çiftler önceden bilir ve bu duruma karşı hazırlıklı olursa krizi daha sağlıklı atlatabilirler.Aslında bazı çiftler için aşklarının baharı asıl bu dönemde başlar.Yaşlı cinselliğiyle ilgili tabuların ve mitlerin de çürütüldüğü bu dönemde,sorumlulukların azalması ve istenmeyen üremenin de olmaması sebebiyle keyifli bir dönem olarak yaşanabilir.Zamanında çocuklarla ilgili sorumlulukların ve faaliyetlerin haricinde pek bir paylaşımı olmayan ve bunun üzerine de yatırımı olmayan çiftler için ise sıkıcı ve boğucu bir dönem olarak algışanabilir.Bu sebeple çiftler,çocuklar da dahil tüm diğer fertleri gerektiğinde ilişkilerinin dışında tutup,birbirlerine gereken önem ve zamanı vermelidirler.

    Sonuç olarak ilişkiler ve cinsel hayat,sadece kendi akışına bırakıldığında gideceği yönü kestirmek çok da olası görülmemektedir.Evlilik ve ilişkiler,öğrenilebilir yöntemlerle daha yönetilebilir hale gelebilir.