Etiket: Çift

  • Çift Terapisine Bakış (Kısım III)

    Çift Terapisine Bakış (Kısım III)

    Bundan önceki son iki yazımın devamı olarak Çift Terapisi konusunu bu yazımda sonlandırmak istiyorum. Öncelikle çift terapisine başlamak için gereklilikleri ve genelde bize başvurulduğu takdirde bunun bir sistem çerçevesinde incelenip, sorumluluğun çiftlerden her ikisine de paylaştırıldığını söylemiştik. İlişki içerisindeki problemler bizim için ipucu olup, birer belirti ve ya semptom olarak ele alınırlar demiştik.

    Yazının ikinci kısmında biraz daha çiftlerin bize gelmelerindeki sebeplerden bahsettik. Tatminsizlik, yüksek ve gerçek dışı beklentiler, değişime karşı olan hoşgörü eksikliği, aile içi sıkıntı ve travmalarla başa çıkmadaki yetersizlik, aldatma ve benzeri duygusal tatminsizlikler; yapıcı olmayan fakat yıkıcı iletişim gibi sorunların boşanma oranlarındaki artışa bir katkısı olabileceğinden bahsettik. Bu sepeblerden bir başkası olarak da kişinin kendi yapısal, kişilik örüntüsünden kaynaklanan sıkıntılarının eşine ve etrafındaki ilişkilere yansıması olduğuna değinmiştik. Bugün biraz daha bu konuyu detaylandırmak istiyorum.

    Kişilik yapısı dediğimiz, kişilik örüntüsü olarak da isimlendirilen bu kavramı kabaca şu şekilde açıklayabiliriz: kişiliğimiz çok küçük yaşlardan itibaren inşa edilmeye başlanan, yaklaşık 5 yaş civarında kalıplaşan ve kişinin duygusal, düşüncesel ve davranışsal olarak gösterdiği özelliklerin tümüne verilen ad diyebiliriz. Kişinin özelliği dediğimiz şeyler kalıcı, tanımlanabilir, tahmin edilebilir ve sabittirler. Kişilik bozukluğunun ortaya çıkmasıyla beraber, kişinin özelliklerinin değişiklik göstermesi (tutarsızlaşması), çevresinde ve ilişkilerinde uyum problemi yarattığında, öznel bir problem yarattığında ortaya çıkan durum olarak açıklanabilir. Kişilik bozukluğu ve ya kişilik problemi olan kişiler etrafı objektif olarak gözetleyemedikleri ve anlamlandıramadıkları için çevresiyle olan problemlerde genelde kendisinin değil diğer kişilerin sorumlu olduğunu düşünmesi ve kendini değiştirmek yerine dış dünyanın ona uyum sağlamasını bekleme eğilimindedirler. Olan olayları kendi için ve kendine göre algılarlar ve diğer insanları yargılamaları da buna göre olur. O yüzden çoğu zaman kafalarında yazmış oldukları, ya da algısal çarpıtmalarla hareket ettiklerinden dolayı insanlarla sağlıklı iletişim ve ilişki kurmaları gittikçe zorlaşır.

    Kişilik dediğimiz şeyin oluşumuna katkıda bulunan faktörler; çocukluktan gelen ve mizaç benzeri unsurlar, ailenin tutumu ve yetiştirilme tarzı, kültürel öğeler, sinir sistemi gelişimi, çevre, biyolojik faktörler, psikanalitik dediğimiz bilinçaltı unsurları bütünümüzü oluşturur.

    Kişilik bozukluğu dediğimiz şey belki ölümcül bir rahatsızlık değildir ama kendi kafamıza göre de verebileceğimiz bir tanı değildir. Bu tanıyı almak için kişilerin çok iyi bir psikiyatrik ve psikolojik muayeneden geçmesi gerekir. Bu noktada başvurduğunuz ruh sağlığı uzmanın yetkinlik ve yeterliliklerini iyi değerlendirmeniz ve uzmanın güvenilir olması elzemdir.

    Peki, çift olarak konuyu ele aldığımızda çiftlerden birinin kişilik problemlerinden dolayı tetiklenen ve giderilmesi zor olan sıkıntılar için ne yapılmalı? Az önce de dediğim gibi çiftler bize geldiklerinde biz onlar tek tek değil bir sistem yapısı halinde beraber görüp, seansları bu şekilde ele alıyoruz. Fakat çiftlerden birinin önceden yaşadığı travma ile alakalı birikintileri varsa ve bunu eşine yansıtıyorsa, ya da kişilik problemlerine bağlı olarak olayları algılama ve duygulanımında sıkıntı varsa o zaman o eşin eş zamanlı olarak bireysel terapiye de başlamasını öneririz ki kendisiyle olan sorunları ile ilgili iç görü ve farkındalık kazanarak hem kendisi hem de ilişkisi için önemli bir adım atmış olur. Bu kesinlikle yanlış anlaşılmasın; bir tarafın kişilik bozukluğu var ve diğer eş tamamen suçsuz ya da etkisizdir diye bir şey söz konusu değil. Burada belirtilmek istenen bazen kişinin kendi geçmişinden ve yapısından kaynaklanan bazı problemler ileriki dönemlerde tetiklenebilir ve bunun ilk ve son defa olarak çözümlenmesi bu problemin bir daha karşıımza çıkmaması için gereklidir. Eşlerin birbirlerine bu konuda destek olarak, gerekirse kendileri de bilgilendirmelidirler. Döngüsel olarak tekrar gösteren davranışların kırılmasına olanak sağlamak gene çift taraflı olacaktır. İletişimin de önemi burada artıyor çünkü anlayış ve en önemlisi o güveni karşı tarafa hissettirmek ve onun bu süreçte yalnız olmadığını hissettirmek oldukça faydalı olacaktır.

    Yani eşler aynı zamanda bireysel olarak kendi terapilerine devam ederken, çift olarak da çift terapisine devam edebilirler. Hiç bir sakıncası yoktur.

    Anahtar kelimeler: boşanma, çözüm odaklı düşünme, bilişsel terapi, tedavi, terapi, olumlu düşünme, farkındalık, psikoloji, ruh, beden, zihin, mutsuzluk, depresyon, kaygı, semptom, kişilik, karakter, evlilik, aldatma, bireyse terapi, zihin, aile, destek, sosyal destek, eş problemleri

  • ÇİFT TERAPİSİNE BAKIŞ

    ÇİFT TERAPİSİNE BAKIŞ

    Bir önceki yazımda terapide kalmanın ve tedavi sürekliliğinin öneminden bahsetmiştik. Bu hafta Çift Terapisinden bahsetmek istiyorum. Bireysel terapide görülen çekingenlik aynı şekilde bu alanda da mevcuttur fakat biraz daha farklı şekillerde baş gösterir. Genelde çiftlerden biri diğerini gelmeye ikna edememekten şikâyet eder; ya da zorla getirildiğinde o bireyin motivasyonu oldukça düşük olur. Bunun en önemli nedenlerinden biri problemin kabullenilmemesidir.

    Bir ilişkinin ve ya evliliğin yürümesi için iki tarafında katkısı gereklidir. Fakat genellikle klinik ortamda rastladığımız; beraberlikte bir problem çıktığında taraflar bir birlerini suçlayarak bir çıkmazın içine girerler. Bir ilişkide suçlu, hatalı, problemli taraf aramayız ve bize gelen bireyleri de bunu yapmamaya teşvik ederiz. Terapi başvurusu için ilk geldiklerinde genelde ‘sorun bende değil karımda’ ve ya ‘sorun kocamda, siz onu düzeltin’ diye isteklerini belirtirler ve biz de onlara her iki tarafında sorumluluk alması gerektiğini ve diğer türlü kendileri ile çalışmamızın zor olduğunu belirtiriz. Çünkü az önce de belirttiğim gibi bir ilişki iki kişi tarafından yürütülür ve sağlıklı bir ilişki için iki tarafında çaba göstermesi gerekir.

    Çift terapisinde çift beraber bir sistem olarak ele alınır. İlişkisel süreçte çiftlerin karşılaştıkları problemleri semptom olarak ele alırız. Nasıl ki birey geldiğinde mutsuzluk, uykusuzluk gibi belirtilerden şikayat eder; aynı şekide bir çift içinde örneğin aldatma buna örnek olarak gösterilebilir. Bunu asla bir taraf suçlu o aldattı ve diğer tarafı kurban gibi ele alamayız. Eğer aldatma yaşayan bir çift terapiye geliyorsa bununla ilgili iki taraf da sorumluluk almalıdır. İnsanlar farklı nedenlerden dolayı evlilik dışı ilişkiye girerler. Genelde cinsel tatminsizlik ve ya yetersizlik olduğu gibi bir algı var fakat bu altta yatan sıklıkla rastlanan sebeplerden biri öfkedir. Bunun yanı sıra karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarda aldatmaya sebep olabilir.

    Çift terapisinin ele alınması ile ilgili bu yazı haftaya devam edecektir…

  • Bebek ile Başlayan Evlilik Problemleri

    Bebek ile Başlayan Evlilik Problemleri

    Evlilik, çiftlerin bebek yapmaya karar vermesi ile değişime başlar

    aslında. Psikolojik ve maddi hazırlıklar bir yana, hamilelik değişimin en somut

    şekilde görülmesini sağlayan dönemdir. Rutin gidilen doktor randevuları, bebeğin

    odasının hazırlanması, kıyafetlerinin alınması, yıkanması, ütülenmesi ve tabii son

    dönemlerde moda olan babyshower partileri (hoşgeldin partisi) en önemli

    hazırlıklardır bebek ve ebeveynler için. Bu hazırlıklar ne kadar heyecan verici olsa da,

    birçok hamilelikte anne adaylarının bazı şikayetleri de bulantı, kusma, baş ağrıları,

    halsizlik, el ayak şişmeleri, vb.  bu dönemde başlar. Anne adayları kilo alır hatta

    birçoğu kendini çirkin hisseder bu dönemde. Ama bunlar sadece fırtına öncesi

    sessizlik olarak da adlandırılabilir. Asıl zorlu dönem, bebeğin dünyaya gelmesi ile

    başlar.

    Aileye yeni gelen bebeğe alışmak, aynı zamanda anne ve babalığa alışmaktır. Artık

    çiftlerin evinde sabah kalktıklarında yoğun, koşuşturmalı bir gün başlar. Genellikle

    baba işe giden, anne ise evde bebeğe bakandır. Çalışan kadın için bu dönem daha

    da zordur. Hem bebeğine hem ev kadını görevlerine hem de artık çalışmayan kadın

    olmaya alışması gerekmektedir. Birçok kadın için bu süreçte evde olmanın

    hasretinden bahsedebilir fakat çalışmaya alışmış kadın için evde olmak, o kadar da

    kolay değildir. Bir de bu sürece MÜKEMMEL ANNELİK, MÜKEMMEL EV

    KADINLIĞI VE MÜKEMMEL EŞ olma çabaları eşlik ederse kadının kaygısı artar ve

    kendini gerçekleştirmesi imkansız bir döngünün içinde bulabilir. Bu MÜKEMMEL

    KADIN hiç birşeyi yetiştirememekten, evde fazlasıyla yorulduğundan kendine vakit

    ayıramamaktan, duş almaya bile fırsat bulamamaktan, evin sürekli dağınık

    olmasından, bebeğin ne kadar yemek yediği, hangi saatte ne yiyeceğinden, hangi

    saatte uyuyacağından ve bunlar gerçekleşmez ise bütün düzenin bozulduğundan

    bahsedendir aslında. MÜKEMMEL KADIN yoktur. Kadın herşeyi mükemmel

    yapmaya çalıştıkça, daha çok eksik, daha çok yapılamayan iş, daha fazla suçluluk ve

    daha fazla anneliğini sorgular bulabilir kendini. Mükemmel olmaya çalışmaktan

    kaçınmalı, kendine vakit ayırmakla beraber sorumluluklarını mümkün olduğunca

    yerine getirmeye çalışmak, aslında rutinin sağlıklı işleyebilmesi için yeterlidir.

    Anne-babaları bekleyen en zorlu konulardan biri ise ev içi yükümlülüklerin artması ile

    beraber sorumlulukların da değişmesidir. Bebeğe hoşgeldin demek isteyen misafirler

    vardır listede. Evin derli toplu ve temiz olması, gelen misafirlere ikram edileceklerin

    hazırlanması, bir yandan da bebeğin bakımı karşılaşılan ilk sorunlardır. Bu süreçte

    yeni annelere verilecek destek çok önemlidr. Fakat verilecek desteğin yeni anne-

    babaların sınırlarını ihlal etmeden yapılıyor olması da dikkat edilmesi gereken

    hususlardandır. İlerleyen zamanlarda ebeveyn olarak da sorumluluklar artar. Rutine

    giren bebek bakımı ve uykusuz geceler, anneleri en çok zorlayan konulardan biridir.

    Özellikle emzirme döneminde bebekler geceleri sık sık uyanıp, anne ve babalarını da

    uyandırırlar. Birçok ebeveyn bu dönemde hayatlarını kolaylaştırmak adına bebeklerini

    odalarına hatta yataklarına alırlar. Bu karar, özellikle annelerin hayatlarını

    kolaylaştırsa da, uzun vadede çift ilişkisini olumsuz etkileyen bir faktör haline de

    gelebilir. Uyku problemi yaşayan bebek annelerinin bebekleri uyuduğu zamanı uyku

    ile değerlendirmeleri çok önemlidir.  

    Bebek sonrası terapiye gelen çiftler arasında en yaygın görülen tartışma

    konularından biri de, eşlerinin yeni annelere yardım etmemeleridir. Bebekler ilk

    dönemlerinde annelerine tamamen bağımlıdır. Birçok baba bu dönemde kendini

    dışlanmış hissedebilir. Ancak babaların dışarıda kalmasını sağlayan sadece

    dışlanmışlık hissi değil, aynı zamanda ne yapacağını bilememesi de olabilir. Kadın

    yardım çağrısı yaptığında istediği desteği eşinden alamaz ise anlaşılmadığını

    hissederken, erkek alışmadığı ev içi ekstra görevler nedeniyle çaresizlik duyguları ile

    baş etmeye çalışır. Sorumlulukların tekrardan gözden geçirilip gerçekçi bir şekilde

    dağıtılması önemlidir. Eşlerin birbirlerine yardım etmesi kadar dışarıdan alınacak

    yardım da göz önünde bulundurulmalıdır.

    Çift terapisinde gözlenen bir diğer önemli konu ise aileye yeni katılan bebek

    sonrasında eşlerin hala çift olduklarını unutmalarıdır. Bebekle beraber hayata bakış,

    öncelikler, insanlarla iletişim, konuşulan konular da değişmeye başlar. Çiftler kendi

    aralarında daha önce konuştukları konulardan çok bebek bugün bunu yaptı, bebeğin

    şuyu eksik gibi konuları konuşmaya başlarlar. Çok hızlı bir şekilde sosyal hayat da

    değişmeye başlar. Dışarı çıkmak için hazırlık süreci gereklidir artık. Gidilecek ortam,

    görüşülecek kişiler de değişmeye başlar. Çocuklu ailelerle görüşme tercih haline

    gelmekle beraber gidilecek yerin havadarlığı, gürültü seviyesi, yemekleri gibi konular

    da önemli olmaya başlar. Artık daha çok ayrıntı düşünmek ve dışarı çıkabilmek için

    daha çok çaba sarfetmek gerekmektedir. Çiftlerin baş başa kalma olanakları da

    azalmaktadır. Özellikle bebek uyuduktan sonra eşlerin mutlaka birbirlerine zaman

    ayırmaları, bebek harici konularını konuşmaları ve çift olma hallerine dönmeleri

    gerekmektedir. Unutulmaması gereken nokta şudur: Bebek bakımında olduğu gibi çift

    ilişkilerinin sağlıklı sürdürülebilmesi de emek istemektedir.

    Doğum sonrası çiftlerin yaşayabileceği bir problem de cinselliktir. Lohusa adı verilen

    doğum sonrası ilk 6 haftalık süreçte, kadında kanamalar başlar. Lohusa dönemi,

    kadının rahminin toparlandığı dönemdir. Bu yüzden cinsellik tavsiye edilmemektedir.

    Ancak bu süreç sona erdikten sonra da birçok kadında cinsel

    isteksizlik gözlenmektedir. Hamilelikte alınan kilolar, doğum öncesi ilişki odaklı

    yaşamın doğum sonrası çocuk odaklı yaşanmaya başlanması, geceleri sık sık

    uyanmalar, rutin yorgunluk gibi faktörler kadının cinsel isteksizliğine yol

    açabilir. Emziren kadınlarda prolaktin hormonunun yükselmesi, östrojen ve

    progesteron hormonunu baskılamakta ve dolayısıyla vajinada kuruluk ve cinsel

    isteksizlik yaratabilmektedir. Böyle bir süreçte erkeğin yaşayabileceği sorunlar da göz

    ardı edilemez. Birçok erkek, kadını artık eşten çok anne olarak görmektedir. Emziren

    kadınların cinsel ilişki sırasında göğüslerinden süt gelmesi hem kadını hem de erkeği

    etkileyebilir. Ayrıca kadınlarda cinsel ilişki esnasında genital bölgenin yeteri kadar

    ıslanmamasından ağrı hissedilebilir. Bu tip durumlar, kadınlarda vajinusmus gibi

    problemlere yol açabilir. Kadın ya da erkekte cinsel isteksizliğin devam etmesi

    durumunda, mutlaka cinsel terapiye başvurulmalıdır.

    Aileye yeni bir bireyin katılması stresli bir dönemdir. Bu sürecin stresini bütün anne

    ve babalar yaşar. Birçok aile bu süreçten yaralanarak çıkmaktadır. Bu sürecin daha

    sağlıklı geçebilmesi için yapılacaklar, stresi düzeyini azaltır ancak yine de bu

    dönemin çok kolay geçmeyeceği bilinmelidir. Çiftlere “tartışmayın” demek yerine

    “tartışmalarınızı alevlendirmeyin” demek daha doğrudur. Tabii ki tartışmalar olacak…

    Bu tartışmalarda birbirlerini suçlamak yerine bu sorumluluklarla nasıl

    başedebileceklerini, birbirleri için neler yapabileceklerini konuşmaları daha sağlıklı bir

    adımdır. Çocuk bakımı zordur, yıpratıcıdır. Ancak alevli tartışmaların bu süreci daha

    da zorlaştıracağı unutulmamalıdır. Dışarıdan gelecek yardımlar da çok önemlidir. Aile

    büyükleri yeni ebeveynlere kucak açarlarsa hayatlarını kolaylaştırabilirler. Ancak

    burdada dikkat edilmesi gereken husus, yeni ebeveynlerin talep ettiği kadarını

    vermektir. Bu zorlayıcı süreci kolaylaştırmak sabır ve emek ister. Eğer çıkmaza

    girdiyseniz, bekleyip zamanın ne göstereceğine bakmak yerine, aile

    danışmanlığına başvurmak ve destek almak çok daha olumlu sonuçlar almanızı

    sağlar.

  • İnfertilite(Kısırlık)

    İnfertilite(Kısırlık)

    İnfertilite(Kısırlık) Tanı ve Tedavi Sürecinin Yaşamınızda Etkilediği Alanlar

    İnfertilite(kısırlık) bir yıl veya daha uzun süre korunmasız cinsel ilişki sonucunda gebeliğin oluşmaması olarak tanımlanır.İnfertilite çocuk sahibi olamamakla açıklanan, bir yaşam krizi olarakta tanımlanabilir. İnfertilite sürecinin uzun ve karmaşık bir süreç olabildiği; tıbbi boyutunun yanı sıra; ilişkisel, kültürel, sosyal ve psikolojik olarak da pek çok farklı boyutlarının olabildiği görülmüştür.İnfertilite tanı ve tedavisi; sadece bir kadın ya da erkeği bireysel olarak değil; çift olarak ilişkilerini ve işlevselliklerini de etkilemektedir.
    Ne zaman çocuk sahibi olacakları ile ilgili sorularla karşı karşıya kalmak; aile büyüklerinin torun sahibi olmaya dair istekleri, etrafta çocuk sahibi görece mutlu ailelerin bulunması diğerlerinden uzaklaşmayı ve böylelikle yalnız kalınan bir süreci bereberinde getirebilir. Çevredeki kişilerin çocuk sahibi olunamamasına ilişkin yorumları, tutum ve davranışları; çiftler üzerinde sosyal olarak damgalanmaya sebep olabilir. Böylelikle çiftler ne yaşadıklarını açıkça paylaşmaktan kaçınır bir hale gelebilirler. Bu nedenle; çiftlerde yüksek oranda stres ve anksiyete gözlenebilir.
    Çiftlerden biri diğerine oranla tedavi için harekete geçme, konuyla ilgili daha fazla konuşma, doktora gitme vs. gibi konulara karşı daha fazla eğilimli ise bu çift ilişkisinde baskı oluşturabilir. Çocuk sahibi olamamanın çiftlerden birine dayalı olarak ortaya çıktığı tespit edilmişse, tanıyı alan birey eşi tarafından terk edileceği endişesi yaşayabilir yada anne- baba olmayı kendisinin engellediği düşüncesiyle suçluluk hissedebilir. Çiftlerin cinselliğe yükledikleri anlam değişebilir ve zamanla sadece ‘tedavi için cinsellik’ gibi bir anlama dönüşebilir;gelecekte birlikte devam edip etmemeye yönelik bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalabilirler. İnfertilite çiftlerin hayatına fiziksel, psikolojik, sosyal ve maddi boyutlarda etki ederek pek çok alanda kayba sebep olabilir. Umutsuzluk ve çaresizlik gibi duyguları içerisinde barındırarak birey ya da çiftlerin aileye katılacak bir çocuğa dair hayallerini yitirmelerine sebep olabilmekte ve bir yas süreci başlatabilmektedir. Birey ya da çifte dair geçmişte çözümlenmemiş duygusal konular tetiklenebilmekte; bireyin benlik saygısına ve kimliğine zarar veren bir süreci başlatabilmektedir.Duygularını susturma, yokmuş gibi davranma; bunları takiben yeme ve uyku düzeninde bozulma, konsantrasyon güçlükleri gözlenebilir.Bu aşamada çiftlerden her ikisi de çaresizliğe ve kontrol kaybına bir cevap olarak ani öfke patlamaları, ağlama nöbetleri ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilirler.
    Tedavi prosedürünün gerekliliklerini izleme zorunluluğu iş hayatında zaman konusunda sıkıntılara sebep olabilmekte ve iş saatlerinde esneklik gerektirebilmektedir. Bireyler için çalışma ortamında bebek bekleyen arkadaşlarının olması da zorlayıcı olabilmektedir.
    Ekonomik kaynakları tedavi için kullanma; diğer alanlardaki harcamalara sınırlandırmalar getirme de bir diğer stres alanını oluşturabilir.
    Bazı kişiler dualarının karşlılıksız kaldığı ya da geçmişlerine yönelik anlamlı bir açıklama bulma arayışına girerek, cezalandırmayı gerektirecek hatalı davranışları düşünmeye yönelebilmekte yaptıkları şeyler nedeniyle cezalandırıldıkları şeklinde dini ya da spiritüel alanlarda kriz yaşayabilmektedir.

    İnfertilite Tanı ve Tedavi Sürecinde Psikososyal Destek

    İnfertilite tanısı ve tedavi sürecinin pek çok alana etkisi göz önünde bulundurulduğunda çift için zorlayıcı bir deneyime dönüşebildiği görülmektedir.İnfertilite tanısı çiftlerden sadece birine konmuş olsa dahi bu çiftlerin her ikisininde üstlenmesi ve birlikte götürmesi gereken bir süreçtir. Bu noktada tıbbi tedaviye ek olarak çiftin psikolojik destek alması; çiftin çocuk sahibi olamamayı nasıl tanımladıkları, alternatif bir tedavi yöntemine birey ve çift olarak nasıl baktıkları, karar süreçleri, bu durumun çift olarak ilişkilerine ne şekilde yansıdığına ilişkin değerlendirmelerin yapılabilmesinin yanı sıra; tanı ve tedavi sürecinin beraberinde getirdiği stresle baş etmede ve tedavi sürecinde psikolojik olarak dayanıklılıklarını arttırmada önemli bir yerde duracaktır. Bununla birlikte güvenilir kaynaklardan süreçle ilgili bilgi almak; bununla ilgili eğitim ve seminerlere katılmak sürece dair belirsizlik algısını azaltacak; benzer deneyimi yaşayan çiftlerle birarada olmak sosyal izolasyonu kırmaya yardımcı olacaktır.

  • Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    1-) Evliliğinizde eşinizle birlikte bütün çabalarınıza rağmen halledemediğiniz sizi ve eşinizi rahatsız eden sorunlarınız varsa bir evlilik terapistine başvurmanız çözüm için atacağınız en önemli adım olabilir. 

    2-) Evliliklerinde uyum, ayar ve iletişim sorunu yaşayan çiftlerin konuyu aralarında samimiyetle konuşmak çok önemli bir adımdır. Çoğu zaman çiftler bunu tek başlarına başaramaz. Evlilik ve aile terapileri eşlerin bütün çabalarına rağmen çözüme kavuşturamadıkları sorunlarını ortadan kaldırmak için eşlere yardım amaçlı düzenlemelerdir. 

    3-) Sorunlar çiftlerin yaşamının gündemine oturduğunda çift ilk etapta farkında olmadan evlilik sorunlarını yakın akrabalara ve ailelerine anlatmaya meyillidir. Sorunları her iki eşin kendi ailelerine anlatması sorunun daha da büyümesine hatta bazı durumlarda daimi hale gelmesine neden olur.  Aile ortamında herkes duygusal davranarak kendi çocuğunu savunup taraf tutmak zorunda kalır. Tartışmalar ve suçlayıcı konuşmalar sorunları daha da pekiştirir. Çiftlerin tarafsız bir aile ve evlilik terapistine başvurması ve onun rehberliğinde ilerlemesi çok daha sağlıklı bir yoldur. 

    4-) Çiftler aile evlilik terapistine başvurarak tarafsız bir kişinin gözetiminde ilişkilerini, ilişki içindeki pozisyonlarını sorunun meydana gelmesinde ve çözümündeki kendi katkılarını daha net olarak görme olanağını elde ederler. Aile ve evlilik terapisti sizi ve ilişkinizi tarafsız olarak görebilir, sizin de tarafsız görmenizi sağlayabilir. 

    5-) Evlilikte ortaya çıkan çatışmalar uzun süre devam ettiğinde kişilerde duygusal, sosyal sorunlara neden olur. Bir aile terapisti eşlerin sorunları nasıl algıladığını, eşlerden birinin diğerine hangi duygu ve düşüncelerle tepki verdiğini sezip her iki eşe de bu konuda bilgi verir. Terapi süresi boyunca tarafların her birinin davranışlarını ve bu davranışların karşı taraf üzerindeki etkisini anlamalarına ve her ikisinin de ilişki içinde anlaşıldığını sevildiğini ve sayıldığını hissedecekleri daha uyumsal tutum ve davranış geliştirmelerinde onlara rehber olabilir.

    6-) Bir evlilik ve aile terapisti eşlere evlilikte olan sorunların çiftlerden birinin sorunu değil çiftin ortaklaşa sorunu olduğu ve çözüm için her ikisinin de çabalamasına gereksinim olduğu konusunda çifte ışık tutabilir. 

    7-) Evlilik terapisti çiftlerin birbirlerini daha objektif anlama, gereksiz tartışma, suçlama ve anlaşmazlıklara yol açan yanlış anlama ve yanlış etkileşim kalıplarını kırarak evlilik ilişkisinin daha da kötüye gitmesini önleyebilir. 

    😎 Bir aile ve evlilik terapisti eşlerden yalnızca birinde olan travma, depresyon gibi sorunlarda çalışırken diğer eşin de desteğini alarak problemin en kısa zamanda ortadan kaldırılmasına yönelik diğer eşi de yönlendirebilir. 

    9-) Bir aile ve evlilik terapisti var olan sorunlarınızın çözümünde size rehber olarak size bir takım halinde çok iyi çalışan bir çift olduğunuzu gösterebilir. Bu da sizin ileride evlilik gemisinin çarptığı hayat olaylarında daha dayanıklı ve hazırlıklı olmanızı sağlayarak kılavuzluk yapar.

    Aile ve Evlilik Terapisi: 

    Sanayi devriminden önce boşanma yasaktı. Evlilik beklentileri buna paralel olarak düşüktü. Evlilik beklentilerinin düşük olması  aile istikrarını sağlıyor gibi görünüyordu. 

    Ortaçağın toplumsal ilişkileri ve kurumları bireyin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının çoğunu karşılar ve aileye destek verirdi. Sanayi devrimi ile birlikte bireycilik fikri hızla gelişti ve kabul gördü. Bu bireycilik fikri evlilik ilişkilerine de yansıdı. Sanayi devriminden sonra aileler kendine bel bağlayan kendi içinde kendi taleplerini karşılamaya zorlandı.  Bu değişim aile üyeleri arasında sevgi ve şefkat bağlarını artırırken eşler arasındaki ilişkisel beklentilerde de kökten değişimlere neden oldu. Artık eşler arasında romantik aşk ve arkadaşlık kavramları sanayi devriminden sonra bireyin kişisel hazzını gerçekleştirmesi bireysel otonomi ile kişisel gelişim anlarının ailenin tamamının iyiliğinin önüne geçti. Dengenin bu yöne doğru kayması evlilik beklentilerini, eşlerin birbirinden beklentilerini daha da yükseltti. Bu doğrultuda yeni evlilik fikri dünyanın gündemine oturdu. 

    Yeni evlilik fikrinde aile güvenli bir cennet, teselli edilen yer, konfor, iyi yaşam standartları yani kusursuz yaşama olanağını sunan bir mabet. Bu da kaçınılmaz olarak ailelerde ve aile bireylerinde benzer psikolojik ve duygusal taleplere neden oldu. 

    Yirminci yüzyılın kar güdümlü ekonomisi ailedeki baskının daha artmasına yol açtı. Bu beklentiler kadın ve erkeğin kapasitesini aştı. Bu da evliliklerde stresin ve hayal kırıklığının oluşmasına evlilik memnuniyetinin düşmesine yol açtı. 

    Evlilik terapisi ya da çift terapisi çiftin birbiriyle olan etkileşimleri sonucu ortaya çıkan evlilik problemlerinde uygulanır. Aile terapisi ile anne baba ve çocuklarında ya da diğer aile  üyelerinde dahil olduğu aile üyeleri etkileşimi sonucu ortaya çıkan problemler karşısında uygulanır. 

    İki kişi arasındaki çift ilişkisi canlıdır. Ona gereken bu önem verilmelidir. Çift terapisinde evlilik ilişkisi yapısal olarak ve içerik olarak iyice incelenir. Bazen çiftler 3-5 yıldır evli ya da birlikte yaşıyor olabilirler. Ama hala çift ilişkisi kurulmamış olabilir. Bu nedenle çift terapisinde çiftin nasıl tanıştıkları ve nasıl evlendiklerinden başlayarak ilişkinin kısa bir geçmişi, ilişkilerinin onları memnun etmeyen tarafları ile memnun eden tarafları, etkileşim kalıpları, evlilik hayalleri, evlilikten beklentileri bugünkü evlilik sorunlarının ne olduğu incelenir ve çözüm yoluna gidilir. 

    Evlilik problemleri karmaşıktır. Bazen kişinin bireysel dinamiklerinden, bazen evlilik beklentilerinin uyuşmamasından, bazen eşlerden birinin ya da her ikisinin arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından, bazen orijin aile yaşam deneyimlerinden,  aile yaşam krizlerinden(  hastalık, ekonomik kayıp, bebeğin doğuşu, kronik hastalık)ama en çok da çift arasındaki etkileşimden  ve ilişki içinde arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından karşılanır.  İlişkide baskın olmak ve boyun eğmek, almak ve vermek denklemleri bir ilişkinin ana bileşenleridir.  Tahterevallide sallanmak ancak hareket  halindeysek inip çıkıyorsak keyif verir. Eğer ağırlıklar arasında dengesizlik fazlaysa biri hep yukarıda diğeri de aşağıda kalıyorsa artık oyun oynamanın anlamı kalmaz ve oyun kendiliğinden biter.  Bir ilişkide eşler kendilerinin duygusal olarak beslenmesine gereksinim duyar. Kısacası bir ilişkide her iki eş zaman zaman belirleyebilmek karşı tarafı ekleyebilirliği hissine sahip olmak ister. Çift ilişkisinde eşler etkilenme ve etkileme rolleri arasında sırası ve zamanı gelince kolayca geçişler yapabilmelidir. 

    Evlilik ilişkisindeki mutluluk vermek ve almak arasındaki dengenin kurulmasına bağlıdır. Bir taraf verdiğinde tekrar dengenin kurulabilmesi için diğer tarafın da vermesi gerekir. Bu şekilde çift ilişkisi karşılıklı alma vermenin yoğunluğuna paralel olarak derinleşecektir. Eşlerden biri vermeyi ya da almayı reddettiğinde ilişkinin dengesi bozulacaktır.

  • Çift Terapisi

    Çift Terapisi

    İlişkileri araştıran verilere baktığımızda, çiftlerin içine düştükleri problemi sürece bırakarak çözmeyi düşündüklerini gösteriyor ve bu süreç 6 yıl geçmesine sebep oluyor. Bu sürenin sonunda çiftlerin %70’i boşanma sürecine giriyor ancak mutlu bir evlilik anlayışlarını kaybettikleri gibi mutlu bir boşanma sonucuna da gidemiyorlar.
    Problemli bir ilişki yoktur. Problem haline gelip içinden çıkılamayan ilişkiler vardır. Siz de böyle bir sürece girdiğinizi düşünüyorsanız, geç kalmadan destek alın…

    ÇİFT TERAPİSİ

    Doğanın yasası gereği herhangi bir şeyin tek taraflı bir kusurdan dolayı yanlış gitmesi ihtimali oldukça düşüktür. Bu nedenle ilişkilerde yaşanan sorunlarda da genelde iki tarafın da öyle ya da böyle görmekte zorlandıkları önemli noktalar, yakalamakta zorlandıkları bakış açıları mevcuttur. İster uzun yıllardır birlikte olduğunuz eşinizle, ister yeni hayat arkadaşınızla olsun çözmekte zorlandığınız sorunlarınız varsa ve ilişkinizi kurtarmakta kişisel çabalarınızın faydasız kaldığını düşünüyorsanız çift terapisi başvurabileceğiniz en bilimsel ve etkili yöntemdir. Temel olarak ilişkiye zarar veren nedenlerin tarafsız bir gözle ortaya konulmasına ve bu nedenlerin taraflardan ikisinin de emeği ve katkısıyla ortadan kaldırılmasına ya da sağlıklı bir paylaşımla yer değiştirmesine dayanan çift terapileri günümüzde tüm dünyada saygın psikologlar tarafından uygulanmaktadır.

    İnsan yapısı gereğince kendi hatalarını görmezden gelmeye ve onları başkalarına atfetmeye meyillidir. Bu insanın kişisel zayıflığından değil; aksine kendine olan sevgi ve güvenini korumaya yarayan savunma mekanizmasından kaynaklanır. Ancak olaylara tek taraflı bakmak özellikle ikili ilişkilerde zamanla yıpranmalara yol açar. Çift ve evlilik terapileri de bu yıpranmaların ilişkiye ve aile birliğine fazlaca zarar vermeden tespit edilip onarılmasını amaçlar. Terapinin yöntemi psikoloğun çifti karşısına alıp tek tek neleri yapıp yapmamaları gerektiğini madde madde açıklamasından çok çifti oluşturan bireylerin uzmanın yol göstermesiyle birbirlerini neden sevdiklerini, birbirlerine dair rahatsız oldukları yönleri, ilişkilerinin güçlü ve zayıf yanlarını; kısacası kendilerini ve ilişkilerini bilinçaltının da desteğiyle anlayarak tekrar sağlıklı ve huzurlu bir ilişkiye kavuşma yolunsa adım adım ilerlemeleridir.

    İkili ilişkilerde kişilerin göremedikleri detayları ortaya çıkarmaya ve mutlu bir ilişkinin tesis edilmesine yarayan çift terapilerinde en önemli nokta terapiye katılan iki tarafın da kendi yanlışlarını görmek, karşılarındaki kişiyi yanlışlarından dolayı affetmek, onu dinlemek ve aşklarını yeniden canlandırmak konusunda istekli olması şarttır. Çift terapisi uygulaması için İstanbul-Ankara-Adana-Antalya-Bursa-Konya İllerinden birinde yaşıyorsanız Çift terapisi seanslarımıza katılarak olumlu gelişmeleri gözlemleyebilirsiniz.

    Merkezimizde uygulanan hem çift, hem de evlilik terapisi programları çerçevesinde çift olarak ve bireysel yapılan görüşmelerin yanı sıra hipnoz, hipnoterapi ve telkin gibi bilimsel etkinliği bugün geniş kabul gören yöntemler kombine olarak uygulanmaktadır. Terapinin ne sıklıkta ve ne süre boyunca gerçekleşeceği ilk birkaç seans içinde mevcut sorunların saptanmasıyla netleşmektedir.

    Çift-Evlilik Terapisi Konusunda En Çok Sorulan 5 Soru

    1-Eşim Terapiye Gelmeyi Kabul Etmiyor Ne Yapabilirim?

    Genellikle kadınlar erkeklere kıyasla daha çok gelişime açık olurlar. Bu durumda direnenler çoğunlukla erkeklerden çıkar. Kişiler kendi paradigmaları çerçevesinde ilişkiye değer katamadığı hatta ilişkiyi değersizleştirdikleri için bir terapiste ihtiyaç duyarlar. Sizin çabalarınıza olumlu bakıyor ancak bir terapiste gelmiyorsa yalnız gitmek istediğinizi görüşmeye girmese bile yanında olmasını isteyin. Buna da direniyorsa siz başlayabilirsiniz. Belki zamanla sizdeki değişimden etkilenerek katılabilir.

    2-Boşanmak Üzereyim Yine De İşe Yarar Mı?

    Eğer işlemleri başlatmış ve diyaloğu tamamen koparmışsanız böyle bir arayışın da katkısı olmayacaktır. Ancak taraflardan birinin olumlu bakması halinde diğer tarafın bu sürece nasıl bakacağı önemli. İkiniz birlikte gelmeye karar verirseniz boşanma arefesinde olsanız bile bu süreç her halukarda size iyi gelecektir.

    3-Eşimin Beni Aldattığını Biliyorum Yine De Terapi Almalı mıyım?

    Neden aldattığını anlayabilmek ve bu ilişkiyi sürdürmek istiyorsanız cevabı “Evet” Olacaktır.

    4-Evli Değiliz Yine De Çift Terapisi Almak İstiyoruz?

    Çift terapisi sadece evli çiftlere yapılmaz, evliliği düşünen, beraber yaşayan veya birbirlerini daha iyi anlamaya çalışan çiftler de bu terapiye katılabilirler.

    5- Kaç seans gelmeliyiz?

    Şu kadar seans gelmelisiniz diye bir şartımız yok. Tek seansta bile önemli ölçüde verimli olurken ihtiyacınıza ve imkanlarınıza göre bunu 8-10 seans sürdürebilirsiniz.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Vajinismus: ‘neden biz?’

    Cinsel organlar denildiğinde akla genellikle penis ve vajina gelir. Oysa ki en önemli cinsel organımız beyindir, çünkü cinsellikten alınan haz tamamen duygularımız ve düşüncelerimizle bağlantılıdır. Eğer kişinin cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri varsa cinsel ilişkiden haz alması da zordur. Bütün cinsel işlev bozukluklarının temelinde cinsellikle ilgili bu olumsuz duygu ve düşünceler yattığı gibi yaklaşık her 10 kadından birinde görülen vajinismusta da en sık sebep psikolojik kaygılardır.

    Bir kaçınma ve erteleme sorunu olan vajinismus, fiziksel bir engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi, verememesi olarak ifade edilebilir. Vajinismuslu kadınlar için cinsel birleşme her zaman ağrıyı çağrıştırır. Bu ağrı, ilk deneyimde yaşadığı gerçek bir ağrı olabileceği gibi daha önce yaşamadığı hayali bir ağrı algısı da olabilir. Bir yandan cinsel ilişkiden korkar ve kaçınrken bir yandan da bunu yapamadığı için huzursuzdur. Hiç bir şeyden zevk almaz, depresif bir ruh hali içindedir, kendisini başarısız ve işe yaramaz hisseder, eşini mutsuz ettiğini ve ona haksızlık ettiğini düşünür. Erkek ise eşinin onu istemediğini düşünebilir, çevrelerindeki herkesin başardığı bir şeyi başaramıyor olmaktan dolayı mutsuz olur ve hırçınlaşır. Cinsel hayatın penis-vajina birlikteliğini içermemesi ve cinsellikten alınan keyfin giderek azalması çiftin ruh sağlığını bozabilir, günlük hayatını ve tüm ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca duygusal tatminde azalma, herkesin rahatça girdiği cinsel ilişkiye “biz nasıl giremiyoruz veya neden biz?” şeklindeki suçluluk, eksiklik hissi, utanç duyma, kendinden nefret etme, hayal kırıklığı, bunaltı, sıkıntı, umutsuzluk, çaresizlik, gibi durumlar da sıklıkla ortaya çıkabilir. Sıkıntı içine düşen çift kendilerine ve birbirlerine güvenlerini yitirebilir. Oysa ki iki taraf da birbirini gerçekten anlar ve destek olursa sorunlar çözülür.

    VAJİNİSMUSTA MUCİZE ÇÖZÜM YOKTUR!

    Vajinismus, kadının sorunu gibi görünse de, aslında çiftin ortak sorunudur. Başlangıçta sorun genellikle ya görmezden gelinmekte ya da kendiliğinden düzeleceği düşünülerek sürekli ertelenmektedir. Tedaviye başvurma kararı verildiğinde ise çift, sihirli bir değneğin kendilerine dokunmasını ve hayatlarına sorunsuz olarak devam etmeyi arzu etmektedirler. Bu nedenle de hızlı ve mucize tedavilerde umut aranmaktadır. Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi, çiftin hem paralarının, hem enerjilerinin hem de umutlarının tükenmesine neden olmaktadır. Vajinismusda çok sayıda hatalı ve yanlış tedavi uygulandığına tanık olmaktayız. Özellikle tek seansda çiftin muayenehanede cinsel ilişkiye sokulması, kızlık zarının ameliyatla alınması, genel anestezi altında cinsel birleşmenin yapılması, vajinaya botoks uygulanması, ilişki öncesinde alkol ve uyku hapı gibi maddelerin kullanılması, vajinaya buhar tutulması, sıcak suya oturmak ve kas gevşetici ilaçların kullanılması, lokal anestezi kremlerinin ilişki öncesinde vajinaya uygulanması gibi geçersiz ve işe yaramayan çözümler hem çiftlerin umutlarını kırmakta hem de sağlıklarına zarar vermektedir. Oysa ki vajinismus da çift fiziksel, duygusal ve zihinsel bir tedaviye gereksinim duyar. Günümüzde uygulanan ilk seçenek tedavi yöntemi ise VAJİNİSMUSA ÖZGÜ CİNSEL TERAPİDİR. Sorunun neden kaynaklandığı, geçmiş yaşam ve aile öyküleri, cinsel geçmiş, olumsuz travmatik yaşantılar, bireysel ve eşle ilgili özellikler açısından hiç kimse birbirine benzemez. Bu durumda herkese de standart bir tedavi uygulanamayacağından HER ÇİFTİN TEDAVİSİ KENDİLERİNE ÖZGÜDÜR.

    Sonuç olarak vajinismus şikâyeti ile bize başvuran bu çiftler, aslına bakacak olursanız, yeni evlenen çiftler içerisinde en şanslı grubu oluşturmaktadır. Cinsel terapi sürecinden geçmiş çiftler üzerinde yaptığımız araştırmalar bize gösteriyor ki böyle bir yeniden yapılanma sürecinden geçen çiftlerin evlilikleri, iletişim boyutları ve cinsel yaşamları daha olumlu seyretmektedir. Bu çiftler, gerçek cinsel mutluluğu daha çabuk yakalamakta ve biz olmayı daha iyi başarmaktalar. Başlangıçta zor gibi görünen yol, içine girildiğinde en kolay ve en keyif veren yol halini alabilmektedir.

  • Çift terapisi neden önemlidir?

    Evlilik ve Çift Terapisi Neden Önemlidir?

    Bireyler, sosyal, kültürel, psikolojik ve cinsel ihtiyaçları nedeni ile kendilerine bir eş seçerler. “Kültürel” derken bu kavramın toplumdan topluma değişik yaşam biçimlerini yansıttığını özellikle vurgulamak isterim. Bazı toplumlarda “evlilik birliği” olmadan çiftlerin aynı çatı altında olmaları aslı kabul görmezken; bazı toplumlarda bireyler taraflar yapılan tercihler hoşgörü ile karşılanmaktadır.

    Bireyler birlikte yaşamaya başladığında, sorumluluklarını paylaşma söz konusu olduğunda aralarında yaşadıkları çatışmaları-gerginlikleri aşamadıkları durumlarda “Çift Terapisine” ihtiyaç duyarlar.

    Sorunlar kimi zaman neden çözülemez gibi görünür? İster aile, ister çift birlikteliği olsun, bireylerin sorunlara bakış açıları doğal olarak farklı olacaktır. Burada Murray Bowen’in “Bowen Aile Terapisi” Kuramı önem taşımaktadır. “Bowen’in “Kuşaklararası Aile Terapisi” ailenin geçmişine olan vurgusuna rağmen, şimdiye de vurgu yapılmaktadır.

    Danışanlara kendilerinin aile kökeni olarak üç kuşak öteye giderek bir genogrom oluşturmakla, genetik kodların etkilerini görmeye yardımcı olunabileceği anlatılır. Ayrıca bireylerin problemlere bakış açılarının kendi yaşadıkları köken ailelerden öğrendikleri modele bağlı olarak tepki verdikleri, bu durumlarda da yaşadıkları sorunlarda çözüm bulamadıkları aşamasında nerede tıkandıklarını görebilmeleri açısından Bowen Terapisi (genogram kullanımı) önem taşımaktadır.

    Ailelerde çatışma, boşanma aşaması gibi süreçlerde, terapi seanslarında çiftlerin sorunlara bakış açısında bir farkındalık kazandırma hedeflenmektedir. Bireyler kimi zaman, aralarındaki duygusal ilişkiyi kesmeleri durumunda ilişkiler daha iyiymiş gibi görünebilir. Ancak sorunlar geçici olarak görmezden gelindiği için çözülmüş olmazlar. Terapi ortamında karşılıklı olarak yeni “iletişim becerileri kazandırılarak” söylemek istedikleri mesajı etkili bir şekilde birbirlerine iletebilme becerisi de kazanmaları sağlanır.

    Çocuklu ailelerde de bireyler arasında fiziksel olarak bir çatışma yok gibi görülse de aralarındaki psikolojik-duygusal gerginlik ve birbirlerinden uzak hissetme çocukları üzerinde de olumsuz etki yapacağından çocukların ruh sağlığı açısından zarar verici olmaktadır.

    Mutlu bir aile; mutlu çocuklar, mutlu bireyler, mutlu bir toplum için terapistten destek almak önemli bir ihtiyaçtır.