Etiket: Çift

  • Vajinismus Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Vajinismus Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Vajinismus; kadınlarda görülen ve cinsel ilişkideki istem dışı kasılmalara bağlı olarak ilişkiye girememe durumudur. Sorunu yaşayan kadınlar eşleriyle hiçbir şekilde ilişkiye giremezler veya ilişki son derece zor, ağrılı ve acılı bir şekilde gerçekleşir.

    İlişki sırasındaki kontrol dışı kasılmalar ile birlikte aşırı korku ve heyecan, nefes alış verişinde artış, çarpıntı, titreme, terleme, eşi elle veya ayakla itme ve ağlama krizleri şeklindeki tepkilerde görülmektedir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    > İlişki sırasında kasılma ve eşe izin vermeme

    > Zor, ağrılı ve acılı bir şekilde ilişkinin gerçekleşmesi

    > İlişkide ancak kısmi birleşmenin olması, rahat olamama, kasılma

    > İlişkide bacakları yeterince açamama, eşi elle veya ayakla iterek engel olma

    > İlişki sırasında ağlama, korkuyla birlikte yatağı terk etme

    > Vajina içine fitil, tampon yerleştirememe

    > Vajinaya bakamama ve hatta dokunamama

    > Cinselliğin tiksindirici, iğrenç bir durum olarak görme ve cinsellikten uzaklaşma

    > Jinekolojik muayene olamama, buna izin verse bile kasılmaların olması

    VAJİNİSMUS NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

    > Ailelerin kapalı, koruyucu yetiştirme tarzı

    > Çocukluktan itibaren cinsel bilgilerden eksik büyütülme

    > Cinselliğin kötü bir durum olduğu hissettirilmesi ve tabulaştırılması

    > Yaşanılan veya şahit olunan cinsel travmalar (tacizler gibi)

    > Kızlık zarı ve vajina yapısı ile ilgili doğumsal anormallikler ( Karşılaşılma olasılığı çok düşük)

    > İlk cinsel ilişki ile ilgili duyulan yanlış ve abartılı bilgiler

    > Çift uyumsuzluğu

    > Kişinin genital organlarının anatomisini bilmemesi

    > Çiftler arasında duygusal bağların zayıf olması (istenmeyen evlilikler)

    TEDAVİ EDİLMEZSE

    Vajinismus, ülkemizde her 10 kadından 1’ inin karşılaştığı ciddi bir psikolojik durumdur.Bu durum tedavi edilmezse çiftlerde öncelikle cinsel isteksizlik, duygusal bağların zayıflaması ve hatta boşanmalara kadar giden ciddi aile problemlerine dönüşebilir. Bu durum bireysel olmadığı, yani sadece kadının problemi olmadığı için eşi de ciddi anlamda psikolojik olarak etkilenir. Çiftlerin aile yaşamlarını, sosyal hayatlarını, iş hayatlarını, performanslarını ve özgüvenlerini olumsuz yönde etkiler.Bu çiftler sürekli mutsuz ve depresif olarak evliliklerini devam ettirme çabası içinde kıvranıp dururlar.

    Bazı durumlarda kadındaki vajinismus rahatsızlığının sebebi cinsel partnerinden de kaynaklanıyor olabilir.

    ÇİFTLERİN YAPMASI GEREKENLER;

    Siz de vajinismus belirtileri taşıyorsanız, öncelikle bir kadın doğum uzmanına başvurarak jinekolojik muayeneden geçmelisiniz. Böylelikle hem yapısal bir sorunun olup olmadığı anlaşılacak hem de kesin tanınız konulacaktır. Sonrasın da ise alanında uzman bir cinsel terapist tarafından mutlaka destek almalısınız. Çiftler genellikle kadın doğum uzmanına gittikten sonra cinsel terapiste gitmeyi erteliyorlar. Sebebi ise hem utanma hem de evde sürekli deneyerek bu durumdan kurtulabileceklerini düşünüyorlar fakat bu durum bilinç altından geldiği için kişi tamamen istem dışı davranıyor. Tam ilişki esnasında yukarıdaki saydığımız belirtileri ortaya çıkarıyor ve ne kadar denerlerse denesinler hem başarısızlıkla sonuçlanıyor hem de duygusal olarak daha çok yıpranıyorlar. Bir cinsel terapist olarak tavsiyemiz bir an evvel uzman bir cinsel terapist tarafından çiftlerin dikkatlice dinlenmesi ve her çifte göre bir tedavi şeklinin belirlenip ağrısız, acısız ve kanamasız bir şekilde tedavinin sonuçlanmasını sağlamaktır.

    VAJİNİSMUS TEDAVİLERİ NASILDIR?

    Cinsel terapist çiftleri önce birlikte detaylı bir şekilde dinler, sonrasında çiftleri teker teker ayrıntılı bir şekilde dinler . Kişiye ve çifte göre bir tedavi şekli belirler. Bu durum her bireyde ve çiftte farklı ortaya çıktığı için terapistinde bu farklılıkları göz önünde bulundurarak kişiye ve çifte özel tedavi sürecini başlatır. Dünyada en sık bilişsel, davranışsal tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Bu tür tedavilerdeki amaçlar; cinsellik hakkında doğru bilgilendirme ( yeniden yapılandırma) kişilerin kendi vücudunun anatomik yapısını tanıtmak, cinsel mitlerin konuşulması, kaygıların azaltılması, nefes ve gevşeme egzersizleriyle birlikte kasılmaların kontrol altına alınması , çiftlere evde yapmaları için verilen aşk oyunları, masaj, mastürbasyon, cinsel birleşme tekniklerinin öğretilmesi ve değişik cinsel pozisyonların anlatılması tedavilerde kullanılan kitap, CD,DVD, maket ve simülatörlerle tedaviyi adımlaştırarak zevkli, eğlenceli bir hale getirerek çiftlerin bu durumdan kurtulması sağlanır.

  • Dostça Boşanmak

    Dostça Boşanmak

    Geçtiğimiz günlerde, köşe yazarı Onur Baştürk’ün, tanınmış bir simanın boşanmasına dair bir yazısına denk geldim. Bu çiftin, boşanma sonrasında, birlikte gülümsedikleri bir fotoğraf üzerine ve boşanma şeklinin ne kadar medeni olduğuna dair bir yazıydı. Ben de psikolog gözlüğümle bu fotoğrafa bakıp düşündüm. Beş çocuğu olan bir çift, gün geliyor yollarını ayırmaya karar veriyor. Kavgasız, gürültüsüz, gülümseyerek..Toplumumuzun alışkın olmadığı bir tablo..Sanki ayrılıklar her daim kavgalı, çekişmeli, bolca hakaretli olur gibi bir toplumsal algıdan söz edebiliriz. Oysa ki, her çiftin evlilik kararı alma motivasyonu ve enerjisi nasıl farklılık gösteriyorsa, ayrılma nedenleri ve biçimleri de yine farklılık gösterecektir ve evet gülümseyerek, hatta el ele tutuşarak boşanmak neden mümkün olmasın? Böyle ayrılabilen çiftler bunu nasıl başarabiliyor, bundan bir parça söz etmek istiyorum.

    Eski yıllarda, ayrılan bir kişiye “Neden ayrılıyorsunuz?” sorusu yöneltildiğinde, “Eşimle aramda iletişimsizlik var” ya da “Yürümek istediğimiz yollar farklılaştı” gibi yanıtlar alınsa, bu kişiye büyük bir ihtimalle garipseyen bakışlar atılırdı. Anne-babalarımızın zamanında bir evliliğin sona ermesi, ancak çok yoğun şiddet, alkol-madde kullanımı gibi nedenlerin varlığında belki makul sayılabilirdi. Belki diyorum, çünkü toplumumuzun genetiğine işlemiş bir “kutsal evlilik” imajı var, yani insanlar sanki boşanmamak üzere evlenirler ülkemizde. “Yuva”nın kutsallığına vurgu yapılır ve özellikle de çocuk sahibi olunmuşsa, mutlaka devam etmelidir evlilikler! Hele ki, kadınların üzerine yüklenmiş ne kadar da fazla sorumluluk vardır. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü yıllarca eğitimli kadınların üzerinde bile bir kambur gibi yer aldı. İlişkilerin yürümesinde sanki ana rol kadınınmış gibi bir algı hep mevcuttu.

    Kadın ve özellikle anne olmuş bir kadının çağrışımları ülkemizde sizce de şöyle değil midir? “Fedakar, kendisini çocuklarına adamış, kendi bireysel ihtiyaçlarını unutmuş, eşini idare edebilen, alttan alan, daha arka planda yer alan, derleyen, toparlayıcı vb.” Bu düzen ve kadına atfedilen, onun daha arka planda olmasını öngören sıfatlar artık İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan eğitimli, çalışan kadınlar dünyasında kabul görmüyor, herkes kendi kimliğine daha çok sahip çıkıyor. Özgürlük, özgür hissetmek çok önem taşıyor. Eskiden kırklı yaşlar “bir köşeye çekilme “ yaşıyken, şimdi “Hayat kırkında başlar” düşüncesi kabul görüyor.

    Bu bağlamda baktığımızda da, artık evlilikler de hem kadın, hem de erkek için, idare edilmesi, yürütülmesi zaruri bir kurum olmaktan çıkıyor. Evlenen her çift şüphe yok ki, mutlu olmak için evlenir; hayalleri, planları, olumlu beklentileri vardır. Ancak, geçen zaman, iki kişiyi de farklı etkileyebiliyor. Hem kadın, hem erkek kendi içinde farklılaşabiliyor, hayattan beklentileri, yapmak istedikleri, düşünce yapıları, inançları değişebiliyor. Bu değişim olurken, kadın ve erkek, ortak kümeleri olan ilişkilerini sabit tutup, yenilemezlerse denklemin bozulduğunu, sorunların baş gösterdiğini görüyoruz. Oysa ki, ilişki hem duygusal hem de cinsel olarak heyecan, tutku öğelerini her dönem yenilemelidir. Farklılıklar, karşılıklı sürprizler, rutini kırmak..İlişkide tekdüzelik bir süredir devam ediyorsa, duyguların yoğun kalması çok zor bir olasılıktır.

    Bir evliliğin devam etmesi için iki tarafın da duygusal bağının, paylaşımlarının derinliğinin, yakınlığının, karşılıklı anlayışın temel belirleyiciler olduğunu düşünürüm hep. Eşler aynı anda, hem birbirlerine bağlı, hem de özgür hissettikleri oranda mutlu ve tatminli hissederler kanımca. Eğer karşılıklı bu alışveriş uzun bir süredir sekteye uğramışsa, iki taraf da sıklıkla kendisini üzgün, enerjisi alınmış, öfkeli, mutsuz hissediyorsa, öncelikle bir evlilik terapisi almak düşünülebilir. Onları bu noktaya taşıyan nedenleri bulmak ve ilişkilerini istedikleri, hayal ettikleri noktaya taşımak için beraber, el ele verip çalışabilirler. Bu çalışma sonrası, ilişkilerini eskisinden sağlam hale getirebilen çiftlerin olabildiğini çift terapisi uygulamalarıma dayanarak söyleyebilirim. Ancak, bütün bu çabaların sonucunda duygularını harekete geçiremeyen ve yollarının tamamen ayrıştığı noktasında hemfikir olan çiftler de görüyorum.

    En çatışmasız, kavgasız boşanmalar bile kadın ve erkek için zorlayıcıdır. Neticede, bir “kayıp” duygusu yaşanır ve yas sürecine benzer inişli çıkışlı duygular yaşanabilir. Ama, bu kaybın travmatik biçimde yaşanmaması adına, ilişkiyi onarmak için çaba gösterilip sonuç alınamadıysa, anlaşmak ve uzlaşmak çiftlerin psikolojik sağlığı açısından önemlidir.

    Birbirlerinden alacak, verecek bir şey olmadığına kanaat getirmek, iki tarafın bu gerçeği olgunlukla karşılaması, kabullenmeye çalışması, Onur Baştürk’ün yazısına konu olan çiftin fotoğrafında olduğu gibi, gülümseyerek, dostça ayrılmakla da sonuçlanabiliyor. Böyle ayrılabilen çiftlerin haberlerinin medyada yer bulmasını, topluma olumlu örnek teşkil etmesi açısından oldukça yararlı buluyorum.

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • ALDATILMAK BİN ÇİZİK GİBİ

    ALDATILMAK BİN ÇİZİK GİBİ

    Pek çok çift, ilişki terapisi almak amacıyla ruh sağlığı uzmanlarına başvurduğunda, iyileştirmek için getirdikleri şeyin kendi ruhlarındaki patolojik yönler ve kusurlar değil; ilişkinin kendisi olduğunun farkında olmuyor. Onlara anlattığım ilk şey terapide kusurlu, hatalı, günah keçisi olacak birini aramadığımız; felsefi ve ahlaki konuların psikoterapi sürecinin dışında kaldığı oluyor. Sonra devam ediyorum: “Her ilişki yaşayan canlı bir organizma ve siz ilişkiye başladığınız an doğurduğunuz bu canlı organizmayı terapiye getiriyorsunuz.” Hasta olan; kişiler değil, ilişki. Bu ilişki bir darbe almış ve belki bu ilişki grip, belki kanser, belki doğuştan sakat, belki bitkisel hayatta…”

    Ve belki de bin çiziği var…

    Çünkü aldatılmak bin çizik gibi…

    Terapide bin kesiği kapatmak ve ilişkiyi yeniden yapılandırmak üzere yola çıkıyoruz. Biliyoruz ki bu yolculukta çiftler ilişkilerine durakladıkları, kaldıkları yerden başlayamayacaklar. Bu yaşantı sonrası bambaşka kişiler olup bambaşka, yeni, belki daha doyurucu, belki daha canlı ama mazisinde can yakıcı bir sadakatsizlik öyküsü olan yeni bir ilişkiye başlayacaklar.

    Aldatma Nedir?

    Aldatma; mevcut eşin bilgisi, izni veya rızası olmadan üçüncü bir kişiyle bir ya da birden fazla yaşanan duygusal veya cinsel eylemler ve söylemlerdir. Aldatma için somut göstergeler gereklidir: yazışma, eylem, ifade, söylem, davranış vb. Bir insanı öldürmeyi düşününce mi hapse giriyor kişi, öldürünce mi? Birşeyin ceza alabilmesi, suç olabilmesi ancak eyleme döküldüğünde mümkün oluyor. Bu aldatma için de geçerli. Pek çok danışanım aldatmayı tanımlamakta kafa karışıklığı yaşıyor. Bir başka kişinin içinde yer aldığı fanteziler üretmeyi, bir başka kişiden etkilenmeyi; eyleme döktüğü hiçbir davranış olmamasına rağmen aldatmayla karıştırıyor. Eğer elde somut bir veri yoksa, sadece düşünce ve hissediş varsa burada kesinlikle aldatmadan söz edemeyiz.

    Aldatma söz konusu olduğunda kişilerin yaşadıkları durumu nasıl algıladıkları da çok önemlidir. Aldatma suçluluk duygusunun varlığında vardır. Aldatan ne kadar yoğun suçluluk hissediyorsa, aldatılanın da yaşanan olaydan hissettiği rahatsızlık ne kadar fazlaysa o olay o kadar çok aldatmadır.

    Aldatmanın altta yatan nedenleri nelerdir?

    Psikososyal Nedenler

    Zamanında ulaşmanın çeşitli sebeplerle çok zor olduğu karşı cinsin kafada aşırı yüceltilmesi ve zamanında karşı cinse ulaşamamanın verdiği acizlik duygusu, aldatmanın psikososyal sebepleri arasında.

    Özelikle çift terapisine gelen danışanlarımın ortaokul ve lise yıllarında ergenliğe geç girenleri, sosyoekonomik zorluklar yüzünden erken yaşlarda hem çalışıp hem okuyarak karşı cinsle o yaş döneminde yaşamaları gereken duygusal ve cinsel ilişkiden yoksun kalanları, ya da herhangi bir sebeple ergenlik döneminde karşı cins tarafından yeterince fark edilmeyenlerin evlendikten sonra tercih edildiğinde bilinçaltındaki duygular depreşiyor ve elde etme düşüncesi onları aldatma yönünde harekete geçiriyor.

    Bilinçaltında yetersizlik hissi olan bu kişiler bir de erken evlenmişlerse erkeklikleri ve kadınlıklarını birlikte büyüdükleri ve agape/dostluğun baskın olduğu eşlerinden başka kişilerin üzerinde de denemek ve keşfetmek istiyorlar.

    İlişkisel Sebepler

    Çiftlerden herhangi biri kendisini ilişkide çözümünde çaresiz hissettiği bir problemin içinde bulduğunda ilişkide var olabilmek için, yani evliliğinin bitmemesi için bilinçsizce kendine evliliğinde çözülemeyen problemlerin stresinden kaçabileceği bir çıkış noktası inşa ediyor ve ilişkisinde kaybettiği enerjiyi bu yolla geri kazanıyor.

    İlişkiden iki çeşit çıkış noktası var: patolojik/ hastalıklı çıkış noktaları ve sağlıklı çıkış noktaları. Sağlıklı çıkış noktalarında işkoliklik, kutsal anne rolü, dernek işleri gibi çeşitli adanmışlıklar ve sosyalleşmekten söz edebiliriz. Yani kişinin mevcut partneri dışında meşk edercesine ilişkinin zamanından çaldığı ve enerjisini yatırdığı diğer alanlar….

    Patolojik çıkış noktalarında bağımlılıklar var; alkol, sigara, kumar bağımlısı olup kişi bağımlılıklarıyla sevişebilir ya da bir kadınla, adamla. Aldatarak evliliğinin stresine karşı koyan ve evliliğini sürdüren kişinin yarattığı bu hastalıklı çıkış noktasını çift terapilerinde kapatıyor ve ilişkinin aldatmaya sebep olan derin sorununa ulaşıp ilişkiyi tedavi ediyoruz. Tabii her aldatma yüzde yüz evlilik sorunu göstergesi değildir. Gelin bir de bireysel sebeplere bakalım.

    Bireysel Nedenler

    Terapilerde en sık rastladığım aldatma sebebi eşe yönelik dile getirilmeyen öfkeyi aldatmayla eyleme vurmak. Kişi bu yolla eşini cezalandırmış oluyor. Aldatan kişi terapiye geldiğinde kendisi de genellikle eşine hissettiği öfkeyi bastırdığının ve eşine ceza vermenin hazzıyla ikinci ilişkiyi suçluluk duymadan yaşadığının farkında olmuyor. Terapide bu kişilere bilinçdışında tuttukları öfkeyle ilgili farkındalık kazandırıyoruz.

    Bir diğer bireysel aldatma sebebini iç içeliğin aşırı olduğu ilişkilerde görüyoruz. Çiftlerden birinin aşırı kontrolcü ve diğerinin de aşırı uyumlu olduğu ilişkilerde benlik sınırlarının ortadan kalktığını ve kontrolü her konuda eşine bırakan kişinin kendini ayrı bir birey olarak görebilme adına aldatarak hayatında kendine ait, eşini dışarıda bıraktığı bir alan açtığını görüyoruz.

    Bağlanma problemleri olan kişiler aldatmaya daha eğilimli oluyor. Özellikle narsisistik özellikleri baskın olduğu için eşinden üstün olduğunu düşünen kişiler aldatmayı hak olarak görüyorlar. Bağımlı kişilikler de bir yandan değersizlik duygularıyla kendilerini yeterli hissedecekleri bir diğer ilişkiyi hayatlarına entegre ederken, özgüven problemleri ve yalnızlık kaygılarından dolayı değersiz hissettikleri evliliklerini de bitiremiyor.

    Kadınlar ve erkeklerde menopoz-andropoz dönemine yakın yaşlarda varoluşsal ölüm korkularına meydan okumak ve hala beğeniliyor olduklarını göstermek için eşlerinden daha genç partnerler ile onları aldatırlar. 30 yaş ve 40 yaş sendromları ile annelik babalık rollerinin kazanıldığı geçiş evresi niteliği taşıyan dönemlerde de aldatma eğilimi artıyor. Kişiler bu süreçte varlığını. duygularını ve bedenini gözden geçirmenin yoğun olduğu bir sürece geliyor. Özellikle de çocuğun doğumu ile ilginin çocuğa yöneldiği durumlarda değersizlik hisseden eş, daha özel hissedebilmek için bir başka ilişkiye yönlenebiliyor.

    Aldatıldığında kendini değersiz, pişman, suçlu, umutsuz, öfkeli, güçsüz hisseden kişi; bu durumun adını koymak, nedenlerini bilmek, sorunu çözmek ve en çokta içten içe affetmek ister. Affedeceği şey sadakatsizliğin aldatmanın kendisi değil, eşidir. İlişkinizde böyle bir deprem olduğunda yapacağınız ilk şey zaman kaybetmeden, hasta olan ilişkinizi psikoterapiye getirmek ve alanında uzman bir çift terapistine başvurmaktır.

  • Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik birçok insanın hayat planları içerisinde yer almaktadır. Bir açıdan bakıldığında heyecan verici olduğu düşünülürken diğer açıdan bakıldığında ise evliliğin stres ve kaygı yaratan bir durum olduğunu düşünebiliriz. Uzun yıllar birlikte olan çiftlerin bile ilişkilerini artık resmiyete dökmek istediklerinde ciddi bir endişe durumuyla karşı karşıya geldikleri bilinmektedir. İlişkilerde her ne kadar aşk, sevgi, aidiyet gibi duygusal birliktelik olsa da evlilik bireyler üzerinde stres yaratan bir faktör olabilmektedir.

    Hem kadının hem erkeğin hayalleri arasında yer alan evlilikte genel olarak erkeklerin aşırı kaygı yaşadığı düşünülse de kadınlar da ciddi manada stres yaşamaktadırlar. Erkekler sosyal olarak daha serbest bir yaşam tarzına sahip oldukları için evlilikle birlikte bu serbestliğin ortadan kalkacağını ya da yeni sorumluluklar almanın verdiği stresi kaldıramayacaklarını düşündüklerinden evlilikten korkmakta ve hatta kaçmaktadırlar. Kadınlar ise gittikçe gelişen sosyal ve mesleki yaşamın içinde artık rahatlıkla rol alabilmektedirler. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal özgürlüğünü kazanmış olan kadınlar kariyer planlamaları yapmaktadırlar. “Evlendiğim takdirde kariyerim ne olacak?”, “Eşim hemen çocuk ister mi? Anneliğe hazır mıyım?”, “Sosyal yaşamda beni kısıtlar mı?” gibi düşünceler de kadınların evliliğe karşı korku oluşturmasına neden olmaktadır. Ayrıca hem kadınların hem erkeklerin etraflarında görmüş oldukları olumsuz aile ve çift örnekleri de yine bu korkunun yaşanması için bir sebep olabilmektedir.

    Hem çiftler evlilik planı yaparken hem de partneri olmayan bireyler evlilikle ilgili düşüncelerinde korku yaşayabilirler. Bu korkuyu aşmak için yapılması gerekenleri 7 maddede sıralayabiliriz.

    Evlilik Korkusundan Kurtulmak İçin Neler Yapılmalı

    • Ön yargılarınızdan kurtulun. Etrafta gördüğünüz olumsuz aile ve çift örneklerini dikkate almayın.

    • Kendinizi ve partnerinizi çok iyi tanıyın. Birbirinizi tanımak için zaman tanıyın.

    • Evlenmek hayatı paylaşmak demektir. Ortak paylaşımlarınız olsun. Paylaşmayı mutlaka öğrenin.

    • Birbirinizin yaşam alanlarını ihlal etmemeye özen gösterin. Partnerinizin bir birey olduğunu ve kendi yaşam alanı olduğunu unutmayın.

    • Hem kendi yaşam alanınızda partnerinizi hem de partnerinizin yaşam alanında kendinizi konumlandırdığınızda neler hissettiğinizi belirleyin.

    • Evliliğin anlamı üzerine düşünün. Evlilikten neler beklediğinizi iyi belirleyin ve partnerinizle bu düşüncelerinizi paylaşın.

    • Evlilik öncesinde çiftler bu evlilik korkusuyla yalnız başlarına mücadele etmekte güçlük çekebilirler. Kendi öz kaynaklarınızla başa çıkamadığınız zamanlarda mutlaka bir uzmandan destek alın

  • Çift/Evlilik Terapisi

    Çift/Evlilik Terapisi

    Evlilik ya da henüz evli olmayan çift ilişkilerinin pek çoğunda zaman zaman bazı sorunlar ortaya
    çıkabilmektedir. Bunlar bazen eşlerin kendi aralarında ya da güvenilir, tecrübeli ve tarafların otorite
    olarak algıladıkları bir arkadaş veya yakın aile büyüğünün yardımları ile çözülebilmektedir. Bazı
    durumlarda ise sorunlar daha kapsamlı olmakta ve/veya çözülemeyerek kronikleşmekte ve bir uzmandan
    yardım alma gereksinimi duyulmaktadır.

    İlişkinin içeriğiyle ilgili sorunun, eşlerden birine dair problemlerden daha ön planda olduğu durumlarda, ya
    da çiftin talebinin bu yönde olduğu durumlarda görüşmeler çift olarak sürdürülür ve çift/evlilik terapisi
    uygulanır.

    Başvurularda eşler yardım alma konusunda eşit motivasyonda olmayabilir. Hatta, çiftlerden sadece
    birinin ya da daha çok ailenin
    diğer bireylerinin (anne ve babalar, çocuklar, kardeşler vd.) istemesi nedeniyle olan başvurular nadir
    değildir. Bu motivasyon eksikliği çiftin sorunlarının giderilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
    Çift terapistinin öncelikli amaçlarından biri eşlerden birinde ya da her ikisinde olan bu motivasyon
    zayıflığını gidermektir.
    Evlilik terapisiyle ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın başlamıştır. Zaman içerisinde psikodinamik ve içgörü
    yönelimli, yapısalcı, bilişsel-davranışçı, sistemik-stratejik, eğitsel gibi çeşitli yaklaşım ve ekoller
    kullanılmaya başlanmıştır. Kullanılan yöntem hangisi olursa olsun evlilik/çift terapisinin belirli amaçları
    vardır.

    • Evlilik içi çatışmaları çözmek
    • Eşlerin duygusal gereksinimlerinin algılanmasını ve bunların doyurulmasını sağlamak
    • Eğer varsa bireydeki ruhsal belirtileri ve işlevsel bozuklukları ilişki içinde ele almak ve düzeltmeye
    çalışmak
    • İletişim becerilerinin artırılmasını sağlamak
    • Sorunun çözümü için eşlerin kullanabileceği davranışları belirleyip, kullanma becerilerini uygulamaya
    koymak
    • Eşlerin karşılaştığı travmatik olaylar, fiziksel ya da ruhsal problemler gibi zorlayıcı yaşam olayları
    karşısında problem çözme becerilerinin artırılması

    Evlilik/çift terapisinde sorunlar her bir çiftten ayrı ayrı dinlendikten sonra üzerinde uzlaşılan bir problem
    sıralaması yapılır ve öncelik sırasına göre bu sorunlar çiftle birlikte ele alınır. Görüşme arasındaki
    günlerde çifte uygulamaları için bazı egzersizler verilebilir.

  • ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    Önleme programları kadar önemlidir ve evliliklerinde veya ilişkilerinde güçlükle karşılaşan ve yardım
    almaya gelen çiftlerle çalışır.

    İşin iyi kısmı, çiftler terapisinin işe yaradığına dair net kanıtlar vardır. Dahası, Gottman araştırmaları
    sırasında psiko-eğitimsel yaklaşımların bir evliliği daha güçlü yapmak için, evlilik terapisi ile
    birleştirilebileceğini keşfetmiştir.

    Çiftlerin ilişkileri, ilişkilerindeki anlaşmazlığın patlama noktasına odaklanmış, bir süre iyi giderken, bir süre
    sonra kötüye dönme eğilimindedir. Bu noktada Monarch, bu terapilere katılan çiftlerin yarısının bu
    işlemlerin sonunda önceki anlaşmazlık seviyelerine döndüklerini ortaya koymuştur. Bu terapi odağı,
    yüksek derecede endişeli ilişki partnerlerinde, tipik önleyici işlerden daha zorlu bir durum yaratır. Yine de
    böyle bir iş önemlidir.

    Çiftlerin terapilere gitmelerinde birçok neden vardır. Bunlar iletişim eksikliği, mali sıkıntılar, öncelikler
    üzerindeki anlaşmazlıklar, en ağırlarından biri de sadakatsizliktir. Evli ya da evli olmayan çiftlerle çalışma
    yaklaşımları da çok çeşitlidir. Hepsi evlilik kalitesine odaklanır – bu ilişkinin nasıl işlediği ve “bu işleyişten
    nasıl etkilendiği, onun hakkında ne hissettikleridir” Çift ilişkilerini değerlendirmek kolay görünürken, böyle
    olmasında en az 2 tane karmaşık faktör vardır. Bunlardan birisi, “Evlilik hakkında dile gelen duygular,
    anlık olaylardan çok fazla etkilenir ve kısa zaman içerisinde bu duygular değişebilir.

    İlaveten, endişeli ilişkilerdeki bireyler, bazı zamanlarda kendilerini “endişeli” diye nitelendirmezler” Eğer
    endişe seviyeleri ölçülebilseydi, tedavide kullanılabilecek birçok çift ve evlilik danışmanlığı söz
    konusudur. Tüm bu yaklaşımlar, uzmanların çiftlerle ortak hareket etmeyi sağlamasını ve onların
    problemlerini değerlendirmeyi gerektirir. Ek olarak, terapist olumsuz karşılığı azaltmak (Örn: Kişiler arası
    ilişkileri çözümleme) ve olumlu etkileşimler geliştirmek (Örn: Samimiyet arttırma) için hedef olmalıdır.
    Direnme, karşı gelme, etik konularla uğraşmayı da kapsayan tedavi sürecinin yönetimi de iyi ele
    alınmalıdır. Başarılı bir sonlandırma uygulanmalıdır.

    Tüm bunlar kolay değildir ve tedavi uzmanlarının terapi sürecindeki yönteme ve beceriye uyum
    sağlamalarını gerektirir. En yaygın ve deneysel olarak en geçerli tedavi modelleri (evlilik sürecinde ve
    dışında çiftlerle çalışırken) davranışsal çift terapisi (BCT) bilişsel-davranışsal çift terapisi (CBCT) ve
    duygusal odaklı terapidir.

    Davranışsal Çift Terapisi

    Davranışsal Çift Terimleri (BCT) “Yetişkin samimiyetinin değiştirme-geliştirme modeline dayanır ve
    problem çözme, iletişim becerileri” üzerine odaklanır. BCT “Davranışsal değişimle iletişim becerileri ve
    problem çözmeyi” birleştiren yaklaşımla davranışsal değişime odaklanarak gelişir. Davranışsal çift
    terapisinin hazırlayıcı çabaları Robert Liberman ve Richard Stuart tarafından başlatılmıştır. Liberman,
    yaklaşımını çiftlere davranışsal analiz dilinde ve çiftlere belirli davranışsal amaçları tanımlamak için,
    çalıştı. Başlangıçtaki çabaları Edimsel Koşullanmaya dayanır. Olumlu güdülenme, şekillendirme ve
    model alma gibi teknikleri içerir. Daha sonra o ve meslektaşları, sosyal öğrenme teorisinin açıklarını
    içeren, daha karmaşık bir yaklaşım tasarladı. Çiftlerin fark etmelerine, olumlu etkileşimlerini
    arttırmalarına, olumsuz etkileşimi yok etmesine yardım etti. Bu yaklaşım, problem çözme, iletişim
    becerileri kazandırma ve süre gelen problem çözümlerini görüşmek için, koşullu anlaşmaların nasıl
    yapılacağını öğretmeye odaklandı. Evliliklerde devamlı mutluluğu arttırmayı amaçlayan Stuart
    tekniklerinin en yaratıcılarından biri caring days’dir. Bu prosedürde evli çiftlerin herhangi biri ya da ikisi
    birden diğerinin hareketlerini umursamaksızın eşleriyle ilgileniyormuş gibi davranır. Stuart yaklaşımının
    kalbi olan bu teknik diğerinin başarısına dayanmayan tek yanlı bir hareket olan olumlu risk fikrini kapsar.
    Stuart davranışsal teorisini ve “Caring Days” anlaşmasının belirttiği gibi çift tedavi yönlerini açıklarken,

    oldukça detaycıdır.

    Baştan sona, davranışsal çift terapisi tipik olarak 4 tane bileşen içerir:

    1) Çiftin Evlilik İlişkilerinin Davranışsal Analizi: Bu analiz görüşmeye, özbildiri anketini yönetme ve
    davranışsal gözlem yapmaya dayanır.

    2) Çiftler arasında değer verilen davranışlar, ödül değişimi olan olumlu karşılıklılığın oluşumu. Bu çeşit
    hareket “caring days” ve koşullu anlaşma gibi tekniklerle meydana gelir.

    3) İletişim Becerileri Eğitimi : Bu aşamada çiftler “ben” cümlelerini, duygularını ifade etmek için, nasıl
    kullanacakları öğretilir. Aynı zamanda kişiler geçmişi bırakır ve şimdi-buradaya odaklanır. Dahası
    eşlerinin belirli davranışlarını etiketlemektense, “Tembel, buz gibi, soğuk” diye tanımlamaya başlar. Son
    olarak iletişim becerileri eğitiminde çiftlere, geribildirimin nasıl verileceği öğretilir.

    4) Problem Çözme Eğitimi: Davranışsal çift terapisinin bu öğesi, çiftlere ne istediklerini belirleme, onun
    için görüşme ve anlaşma gibi problem çözme becerileri kazanma ile ilgili yardımcı olur.

    BCT, çiftlerle en iyi araştırılmış çalışma yöntemlerinden biridir. Bu tip terapiyi alan çiftler, terapi
    almayanlara göre daha iyi olduğu gözlenmiştir. Davranış Evlilik Terapisi, anlaşmazlıklarda anlaşma yolu
    ve yöntemi gösterir. Bu aynı zamanda, çiftlerin bazı anlaşmalara varmalarına ve sevgi dolu bir yaşama
    sahip olmalarına yardımcı olur. Davranışsal çiftler terapisi, alkoliklerle çalışırken bireysel terapilerden
    daha yararlı olduğu gözlenmiştir. Bu tip terapilerin aile içi şiddeti ve işbu çiftlerin çocuklarının duygusal
    problemlerini azalttığını göstermiştir. Baştan sona davranışsal çift terapisinin evli çiftlerin birbirlerinin
    farklılıklarını kabul etme güçlüğü yaşamaları ve birlikte çalışmanın zorlaştığı noktalarda, problem çözme
    ve iletişim zorlukları yaşadıkları “Evlilik endişesinin” tedavisinde etkili olduğu gözlenmiştir. Bu terapi
    sadece ABD değil, bir çok ülkede de kullanılmıştır. Davranışsal Çiftler terapisi, çok beceriye dayalı bir
    yaklaşımdır ve böyle yapmakta kesin ve nettir. Örneğin BCT terapistleri, olumlu toplumsal ilişki geliştirme
    davranışlarını da (Selamlama, eşini ismiyle çağırma, geribildirim becerisi) kazandırmayı amaçlar.

    Diğer yaklaşımlarla karşılaştırıldığında davranışsal çiftler terapisi, sistematikten daha çok doğrusaldır.
    Diğer çiftler terapilerinin çoğundan daha fazla neden ve sonucu inceler ve önceki davranışları da
    değiştirmeyi de amaçlar. Böylece neden değişince, sonuç da değişir.

    Bilişsel Davranışsal Çift Terapisi

    Bilişsel davranışçı yaklaşım aile etkileşim örüntüleri odaklanır; aile ilişkilerinin duygularının ve
    davranışlarının birbirine karşılıklı etki ettiği düşünülür. Bilişsel bir çıkarı, hisleri ve davranışları
    canlandırabilir; duygu ve davranışta bazen aile biriminin işlev bozukluğunu korumaya yarayan karşılıklı
    bir süreçte bilişi etkileye bilir. Bilişsel terapi, Beck in belirttiği üzere şemaya, bir diğer deyişle temel
    inançlar üzerine odaklanır. Terapötik sürecin önemli bir özelliği de işlevsel olmayan davranışların
    değiştirilmesinde önemli etkisi olan yanlış inançların ( veya şemanın) yeniden yapılandırmasıdır. Bazı
    bilişsel davranışçı terapistler, aile şemasını olduğu kadar bireysel aile üyeleri arasında ki bilişsel
    bozuklukları incelemeye ve büyük önem verirler

    Hem şimdi ki ailelerin hem de genelde ki ailelerin şemasını şekillendiren, aile kökeninden gelen
    yaşantılar ve duygulardır. Bu şemalar bireyin aile sistemi içerisinde nasıl düşündüğü, hissettiği ve

    davrandığı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Önce ilave öğe olarak, daha sonra ise arabuluculuğun daha
    geniş bir sistemi olarak davranışsal yaklaşımlardan ortaya çıkmıştır. Bilişsel davranışçı teoriler deneysel
    olarak desteklenir. Oldukça etkili ve kısa sürelidir. Yine de Bilişsel Davranışçı çift terapisi doğrusal
    olduğundan, diğer evlilik ve aile terapilerini savunan danışmanların popülerliğinden dolayı daha az
    meşhurdur.

    Bu yaklaşımında Ellis, bir ABC prosedürü kullandı. A olay, B düşünce, C duyguydu. Duyguların
    düşünceden türediğine ilaveten ABC şemasına ilaveten Ellis, bireylerin ve çiftlerin ne düşündüklerini
    göze alarak dört seçenekleri olduğunu belirtti. Düşünebilirler ve bu sayede olumlu ya da olumsuz, nötr ya
    da karşıt olarak hissedebilirler.

    Endişeli çift belirtileri olan biliş formlarının incelenmesini özetlersek, 5 temeli vardır.

    Çift etkileşimlerinde meydana gelen olaylar hakkında seçici algılama
    Olumlu ya da olumsuz ilişki olaylarının nedenleri hakkında çarpıtılmış ilişkiler
    İlişkide meydana gelebilecek yanlış tahminler ya da beklentiler
    Uygunsuz ya da yanlış tahminler ya da insanların karakterleriyle ve samimi ilişkileriyle ilgili genel yargılar
    Bireyleri tutan ilişki ya da üyelerin uç ya da gerçekçi olmayan standartları

    Bilişsel dağıtımı: Olumsuz yanlardan başka şeyler düşünmek) öğretmektir. Diğeri ise, mantıksal başa
    çıkma cümleleri gibi öz denetim stratejileridir. Bilinen bir öz denetim stratejisi “Düşme engelleme” olarak
    bilinir. Bu bilişsel davranışsal yaklaşım “Danışanlara öz denetim stratejileriyle kötüye gidişi engellemeyi
    sağlar” ve kötüyü kullanma, kızgınlık ve aile terapileri gibi alanlarda uygulanır.

    Aynı zamanda, daha önce bahsedildiği gibi kitap okuma, el işlerine (Atölye çalışmalarına) katılma ve
    görsel işitsel materyaller dinleme ya da izleme gibi psiko-eğitsel kullanılır. Psiko-eğitsel yöntemlerde ,
    bireyler ilişkileriyle alakalı algı ve düşüncelerinin fayda ve zararlarının farkında olmayı öğrenirler. Bu
    strateji, katılımcılar arasında boşanma oranının azalmasına katkı sağlar. Diğer ailelerde de önemli etkiler
    sağlayabilir.

    DUYGUSAL ODAKLI TERAPİ(EFT)

    Duygusal odaklı terapi, deneysel psikoterapinin yapısalcı aile terapisiyle benzeyen birleşimine dayanan
    sistematik bir yaklaşımdır. Bu terapi “zihinsel süreçler”(eşler kendi duygusal süreçlerini nasıl
    sürdürüyor?) ve “toplumsal süreçler” üzerine odaklanır. Bu teori birçok kişi tarafından “bir yetişkinin en
    temel özelliklerini anlamak için birey-aşk ilişkisi… Duygusal erişebilirlik, uyumluluk” ile “bir modeldir “ diye
    düşünülür

    EFT, çift terapisinde duyguları “aşılması ve mantığı yerini alması gereken bir şey” den çok “değişim için
    olumlu bir güç” olarak görerek çiftlerde daha güvenilir bağlanma türlerinin gelişimine katkıda bulunmaya
    çalışır

    Bu türleri ve bağlanmayı artırmak için, müdahaleler , deneysel ve yapısal teknikler ile canlandırma,
    terapinin deneysel çerçevesine sığabilmesi için, değiştirilen tamamlayıcı yapısal teknikler kullanılır.
    Rogerian teoride olduğu gibi duygusal odaklı evlilik terapistleri (EFT’ciler) çiftleri birey olarak dinlerler ve

    onların duygu ve yaşantılarını anlamaya çalışırlar. Temel düşüncede, çiftlerin kendilerinin kızgınlık,
    gücenme, sertlik ve diğer uzaklaştırıcı duygular gibi artan yoğun duygularını; bağlılığı geliştiren iletişim
    kaybı, üzüntü, korku, acı gibi bağlanmışlık duygularını “yumuşatmaları” ve ya “değiştirmelerinde”
    yardımcı olmak vardır. EFT’ tedavinin amacı çiftlerin, kendileri ve eşleri hakkında daha iyi hissetmelerini
    sağlamak ve buna odaklanmaktır. Bu yüzden bu yaklaşımdaki teknikler duyguların açığa vurulması
    üzerinde durur. Duyguları ortaya çıkarmanın birçok yolu vardır. terapistlerin eşlerden o anki
    duygularından (kızgınlık gibi ) haberdar olmaları ve bu duyguyu kabul etmelerini istemesi ve
    incelemesidir. EFT terapistleri eşlerin o güne dek saklı tuttukları duygusal tepkilerinin altında yatan
    düşünceleri araştırır. Bu süreçte, duygusal tepkiyi alan eş “diğerinin görüşünden haberdar olma şansına
    erişir ve empatik yakınlık gelişir.”eğer böyle bir anlayış başarılırsa, empati çift ilişkilerinde temel araç olur.
    EFT klinikleri, psikodrama ve gestalt tekniklerinden kullanılabilir(çiftin bir üyesi diğeri için ikinci kişilik olur
    ya da boş sandalye tekniği kullanılır). EFT’de terapisitin rolü pozitif ve negatif duyguların dışa vurulması
    için güvenli bir çevre sağlamaktır. Öyle ki, terapist duyguların dile getirilmesi için bir yönlendirici çiftin
    hem birey hem de çift olarak koruyucusudur.

    EFT 9 adımdan oluşan 3 bölümlük etkileşim sürecidir. İlk bölüm cycle de-escalation. 1’den 4. adıma
    kadar olan adımlar bu bölüme dahildir ve bu bölümde çiftlere; acı, kızgınlık ve geri çekilmeyle ilgili
    savunmacı ifadelerinin altında yatan olumsuz ve zor duygularını ortaya çıkarabilmeleri için yardımcı
    olunur. İkinci bölümde, etkileşimsel pozisyonları yeniden yapılandırma, 5’ten 7’ye kadar olan adımlar
    uygulanır.5. adım, EFT sürecinde en bireysel odaklı adımdır. Burada, terapist “bağlılık-ilişkili etkinin
    zihinsel sürecini daha deneysel ayrıntılarla araştırır. 6. adımda, terapist odağı kaydırır ve 5. adımdaki
    karşıt eş odak noktası olur bu kez. Son olarak, 7. adımda, çift, ihtiyaçları ve korkuları hakkında beraber
    konuşur ve her biri diğerini sakinleştirmeye başlar. Son olarak 3. bölümde, birleştirmede ve
    bütünleştirmede , terapist çiftin başarısını baştaki olumsuz etkileşimsel yeni olumlu interaktif dalgalarla
    karşılaştırarak yeniden gözden geçirir.odak noktası güvenli ve bağlı etkileşimleri kuvvetlendirerek
    yaratmaktır

    EFT güçlü bir emprik temele dayanır. Süreç-araştırma odaklıdır ve değişimin temel öğelerine odaklanır
    John Gottman’ın olumlu ve olumsuz etkileşim oranlarının bir ilişkiyi nasıl etkilediğinin önemine dair
    araştırması ile eş zamanlı olarak Johnson sadece 5’te 1 oranında pozitif ve negatif etkileşime sahip
    olmanın yetersiz olduğunu bulmuştur. Ayrıca bu etkileşimlerin zamanlaması da ayrı bir önem taşır.bir çift,
    o günü olumsuz etkileşimle bitiriyorsa bu genellikle zararlıdır.

    Farklı kültürel grupların dışında, EFT, travma-sonrası stres bozukluğu gibi farklı gruplarla çalışmaya
    elverişlidir.
    bulimik bir çocuğa sahip aileler, travma yaşayan çiftler, kronik hastalıklara sahip ve depresif çiftler,
    bunların yanı sıra yaşlı ya da gay çiftler
    kısmen endişeye sahip çiftler
    EFT,diğer teorilerden, çiftlerin ilişkilerinde yaptığı vurguyla ve aynı ısrarla teknik ve prosedürlerinin
    emprik olarak geçerli olmasıyla ayrılır
    Bazı çift teorilerinin tersine, EFT’nin etkili olduğu görülmüştür
    EFT, duygu ve kişilik kavramının dahil edilmesi üzerine odaklanır ve bunlar onu diğer sistematik
    maddelerden farklı kılar.
    Boşanma Terapisi Ve Arabuluculuk

    Boşanmak istemenin birçok sebebi vardır. Onlar genellikle doğası gereği uzun dönemlidir ve ya durum
    daha da kötü bir noktaya gelmiştir ki ilişkideki eşlerden biri ya da her ikisi bunu sonlandırmayı isterler.
    Evlilik stresi endişe, depresyon, madde kullanımı ve sağlık problemleri gibi psikolojik bozukluklara yol
    açabilir ya da bunları yoğunlaştırabilir. Fakat memnun olunmayan evlilik ya da boşanma terapisi
    araştıran birçok çift belirli bir problemden söz etmezler. Tam tersi, basitçe kişilerarası ya da iletişim
    zorluğu çektiklerini belirtirler. Bu zorluklar genel bir mutsuzluğa ve olumsuzluğa yol açar ve bazı
    durumlarda daha ciddi problemlere yol açabilir ki örneğin bir kişinin eşi tarafından fiziksel saldırıya maruz

    kalması en ağırıdır. Bu tarz saldırıların Amerika’da her yıl % 16 oranında çifti etkilediği hesaplanmıştır.
    Aile aracılığı, çiftlere ve ailelere tartışmaları çözümlemek ve ya evlilikleri sıkıntısız bir şekilde sona
    erdirmek için var olan bir yardım sürecidir.Arabuluculuk yasal harekette artan bir şekilde kullanılan bir
    alternatiftir. Tartışan taraflar arasında (karı-koca) anlaşmayı kolaylaştırmak için 3. bir grup rolünde
    tarafsız, bilişsel, nötr olarak yer alırlar.

    Arabuluculuk prosedüründe yer alan basamaklar arabulucunun, çiftin hatta çocukların hakkında kısa bir
    özgeçmişi elde etmesini de kapsar. Ayrıca aile üyeleri uygun olduklarında arabulucuya değerli mallarını,
    gelirlerini, eğilimlerini ve amaçlarını anlatırlar. Arabulucu, danışanlarını ve onların tutanaklarını kamu
    incelemesinden uzak tutar, problem çözmede daha makul ve yerleşmiş bir şekilde yeniden yaşamlarını
    kurmalarına yardımcı olur. Boşanma tutanaklarının tersine arabuluculuk daha az zaman kaybı, daha
    ucuz, daha az düşmancıl ve stresli ve de daha üretkendir

    Boşanma Terapisi

    Boşanma terapisi, evlilik terapisinin bir parçasıdır ve onun gibi, çiftlere fiziksel, psikolojik ve yasal olarak
    ayrılmalarında yardımcı olur. Boşanma durumları üzerinde çalışan terapistlerin, danışanlarına atlatılması
    zor, kişisel ve ailevi problemler ve boşanmayla ilgili meydan okumalarla baş edebilmesinde ve
    üstesinden gelmesinde yardımcı olabilmek için teorik araçlar ve pratik klinik stratejilerine ihtiyaçları vardır

    Evliliğin sonunu kabullenme.

    Boşanma sonrasında eski eşle işlevsel bir ilişki kurabilme

    Ortalama bir duygusal uyum ve duygusal desteği başarabilme
    Dini/derin ya da ruhsal acıyla acıyla baş edebilme
    Kişinin evliliğin sona ermesindeki rolünün farkına varma
    Çocukların boşanma sonrası eksikliğe uyum sağlamasında yardımcı olma
    Boşanma krizini kişinin kendisi hakkında yeni bir şeyler öğrenmek ve kendini yetiştirmek için bir fırsat
    olarak değerlendirmesi
    Makul, adil, yasal bir düzenlemenin görüşülmesi
    Sağlıklı alışkanlıklar geliştirme
    Bireylerin kendi ailelerinin temellerine ve ailelerinden beri çözümlenmemiş olayları geri dönüp gözden
    geçirmelerini içerir. Bir kadının büyüme dönemindeyken, görüşlerine hiçbir zaman değer verilmediğini
    hissedebilir. Bu yüzden, kadının kocası kadının söylediklerini dikkatli dinlemiyorsa kendi kendisini
    değersiz ve üzgün hisseder. Bu gerçeğin farkına varmak, sonunda evli kalsınlar ya da boşansınlar fark
    etmeksizin çifte yeni, üretken bir etkileşim türünü kazandırmanın yanı sıra acının bir kısmı yok etmekte
    de başlangıç adımdır.

  • Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Pek çok çift aşk için evlenir. Ve aşk iyi gittiğinde bir şiirdir. İlginçtir ki, aşkla ilgili sayısız cilt şiir
    yazılmışken, evlilikle ilgili hemen hemen hiç şiir yoktur. Oysa terapistler, nadiren aşk hakkında veya
    çiftlerin neden bir arada kaldığı ile ilgili düşünürler. Danışma odasının bir yanında sevgi ve kızgınlık,
    arzu ve bıkkınlık, dostluk ve yalnızlık yaşayan kimseleri bulurken. Odanın diğer yanında ise
    çözümlenmemiş acılar, dengesiz yapılar, çarpıtılmış ve işlevsiz sistemler hakkında düşünen terapisti
    görürüz.
    Eğer çiftlerin onları neyin bir araya getirdiği, kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen onları nelerin bir arada
    tutuğuna ilişkin görüşlerini umursamazsak çiftlere yönelik etkin terapiler geliştirmeyi nasıl umut
    edebiliriz ki?
    Belki birçok terapist sezgisel olarak çiftleri neyin bir arada tuttuğunun bir değerlendirmesini yapabilir.
    Birbirlerini seven çiftlere birbirlerini sevmeyenlerden daha kolay yardım edilebileceğini düşünürüz.
    Keyifli bir seksin evliliği koruyacağına, uyumsuz cinsel ilişkilerin ise anlaşmazlık kaynağı olacağına
    inanırız. Ortak ilgileri fazla olan çiftlerin çok az ortak ilgisi olanlardan daha iyi anlaştığını düşünürüz.
    Ayrıca düşünceli olarak davranan, bağlılıklarında dürüst olan kişilerin tutarsız ve tepkisel davrananlardan
    daha iyi evlilikler yapacağına inanırız. Her ne kadar bunlar pratikteki tecrübelerimize dayansa da, yine de
    daha yakından sorgulamayı gerektirir.
    Bu teori yürüyen evliliklerin zengin çeşitliliğini ve başarısız olanlardaki zengin sayıdaki farklılığı
    anlamamızı sağlar. Ayrıca aşık olan veya uzun yıllar evli olan kişilerin arasındaki bağları
    değerlendirmemize yardımcı olur. Teorinin esası evlilikte çiftler arasında çeşitli bağlar olduğu
    önermesidir ve bu bağların her biri gelişimsel belirtiler taşır ve her biri insanlar arası ilişkilerin temel
    özellikleri ile bağlantılıdırlar.
    Bu görüşe göre pek çok sağlam evlilik bu bağların her birinde değilse bile birkaçında güçlüdürler. Pek
    çok zayıf evlilik zayıf bağlar profili gösterir.
    Beş bağdan söz edilir:
    1. Bağlanma / İlgi-bakım gösterme ve ilgi-bakım alma bağı; Bu bağ gelişimsel olarak ebeveyn-çocuk
    ilişkisinde köklenir.
    2. Arkadaşlık /Ortaklık Bağı; Bu bağ çocukluktaki akran ve oyun tecrübelerinde köklenir. Genellikle
    aynı jenerasyonun üyeleri arasında oluşur yakınlaşma ve paylaşılan girişimleri içerir.
    3. Arzu / Cinsel Aktivite Bağı; Bu bağ cinsel çekimi ve cinsel etkinlikte elde edilen doyumu içerir.
    Genellikle aynı kuşağın üyelerini ilgilendirir ve ergenlikte en önemli itici güç halini alır.
    4. Karar / Yükümlülük Bağı; Bu bağ bir ilişkiye kafa yorarak bu ilişkiye kendini adayıp adamamak
    konusunda karar verme konusunda bilişsel davranışı içerir. Düşünceli olma ve yükümlülük edinme
    çocuklukta başlamakla birlikte, olgunlaşmanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
    5. Sosyal Bağlantılar Bağı: Bu bağın nereden kaynaklandığı daha az belirgin olduğu için diğerlerine
    göre farklılık gösterir. Bağlanma, arkadaşlık, karar/adama bağlarının bir türevi olabilir ya da tamamen
    bağımsız bir bağdır. Bir birey veya çiftler onlar için bir önemi çocuklar, geniş aileleri, komşuları,
    sosyal topluluklar ve benzeri olan diğer kişiler arasındaki ilişkiyi kapsar.
    Bağlanma / İlgi-Bakım Gösterme ve İlgi-Bakım Alma Bağı
    Bağlanma, ilgi-bakım gösterme ve alma evlilikte aranan özelliklerden biridir ve özellikle ebeveyn çocuk

    ilişkisinde görülen insani bir özelliktir.
    Çiftlerin anne, babalarıyla veya kendisini büyüten diğer kişilerle ilişkileri yani ebeveyn çocuk ilişkilerinin
    kalitesi empatik olup olmadığı, ayrılma ve bireyselleşmeye fırsat verip vermemesi kişinin evlilikten
    beklentilerini etkiler.
    Kişinin kendisini büyüten kişilere yakın hissetmesi, sevilen bir çocuk olması, kardeşleri ile olan ilişkileri
    ve kardeşlerinin anne babası ile olan ilişkilerinin kalitesi bağlanma ve bakım gösterme bağı üzerinde
    oldukça etkilidir.
    Ayrıca ebeveynlerinin evliliğinin nasıl olduğu ve bu evliği nasıl değerlendirdikleri de bu bağın
    gelişiminde etkilidir. Kişinin kendisi ile ilgili sevmediği, eşinde sevmediği ve hayran olduğu şeyler bu
    bağda etkilidir. Evliliğin kişiyi nasıl değiştireceği ve hangi kişisel eksikleri tamamlayacağı da önemli.
    Eşler bu konuda bir birlerine soru sorarak ve konuşarak bağlarını güçlendirebilirler. Çift ilişkisi bireylere
    çocuklukta ebeveynleri ile olan biteni yeniden tecrübe etme ve geliştirme fırsatı verir. Buna kısaca “bilinç
    dışı kontrat” diyebiliriz.
    Arkadaşlık / Ortaklık Bağı
    Belki de en az üzerinde durulan evlilik bağı arkadaşlık ve ortaklıktır. Bunlar akranlar arasındaki en
    önemli bağlardır. Bu şaşırtıcıdır; çünkü bu kelimeler çiftlerin birbirlerini tanımlarken en sık kullandıkları
    kelimelerdir. Akranları ile ilişki kurabilme, arkadaş sahibi olabilme, iyi meslektaş olabilme yeteneğinin
    kökleri çocuklukta çocuklar arası ilişkilerle atılır.
    Günümüzde, çiftelerin çoğunluğu bir diğerinden eşiti olarak davranış beklemektedir. Bu her çağ ve her
    kültürde geçerli değildir. Hatta bugün bile eşlerin çoğu birinden birinin yetkisinin daha fazla olduğu
    alanları belirlemiştir. Bu durum ya adil bir ayarlama ya da haksız bir uygulama olarak algılanır. Çiftler
    eştirler ve bir çiftin her üyesinin eş ilişkisindeki kapasitesi ve tecrübeleri birbirleri ile olan ilişkilerini
    önemli biçimde etkiler.
    Araştırmalar erkek ve kadınların bir eşte aradıkları en önemli özelliklerin önem sırasına göre şunlar
    olduğunu belirlemiştir; iyi arkadaş, düşünceli olma, dürüstlük, şev katli olma, güvenilir olma, akıllılık,
    nezaket, anlayışlılık, sohbeti tatlı, sadık. Pek çok kişi eşini “en iyi arkadaşım” olarak tanımlar ve onula bir
    “ben-sen” diyaloğu kurmayı ümit eder.
    Evlilik sadece arkadaşlık değildir: Evlilik aynı zamanda bir iş ortaklığıdır. Çiftin zaman, enerji ve
    parasına yönelik yoğun talepler nedeni ile ilgili işbirliği gerektiren bir girişimdir. Çocuklar işin içine
    girdiği zaman, bu talepler yoğunlaşır ve işgücü dağılımında simetrik olmayan bir durum gelişir; kadın
    daha çok çocuktan sorumlu olurken erkek daha çok ekonomik destek sorumluluğunu üstlenir. Çift
    yaşamın her görevini simetrik olarak mı yoksa birbirini tamamlayacak şekilde mi paylaşacaklarına karar
    vermelidirler.
    Ortaklık bağındaki sık rastlanan bir başarısızlık finansal konuların yönetimi ile ilgilidir. Terapistler eğer
    para konularında didişip durmasalar birbirleri ile çok iyi anlaşabilecek çiftlerle sık karşılaşırlar. Bazı
    çiftler duygularını nasıl yöneteceklerini biriler ama paralarını nasıl idare edeceklerini bilemezler, bazıları
    da bunun tersidirler.
    Akran ilişkileri hakkında bilgi edinmek çok yarar getirir. Çiftler dostluk ve ortaklıkla ilgili şu soruların
    cevaplarını arayabilirler:
    1. Arkadaş mısınız? Eş misiniz? Hangi ilgileri paylaşıyorsunuz?
    2. Birbirinize iç yaşantınızla ilgili özel detayları anlatır mısınız?
    3. Ortak projelerde iyi bir iş bölümü yapar mısınız? Ev işlerinde, çocuk bakımında,
    seyahatlerin planlanmasında veya parasal konularda?
    4. Bu görevleri nasıl bölüşürsünüz? Bu bölüşümü adil buluyor musunuz?
    5. Arkadaşlarınızla olan tecrübelerinizi, en eski anılarınızdan başlayarak anlatır mısınız?
    6. Okulda arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? En iyi arkadaşınız var mıydı?

    7. Karşı cinsle çıkmaya nasıl başladınız? Erkek veya kız arkadaşınız var mıydı?
    8. Şimdi arkadaşlarınız var mı? Ne kadar yakınlar?

    Cinsellik Bağı
    Çift ilişkisinde cinsellik bağının önemi çok aşikârdır. Pek çok çift için cinsel arzu onları evliliğe götüren
    nedenlerden biridir. Öte yanda biliyoruz ki birbirini cinsel olarak arzulayan sevgililerden pek çoğu
    evlenmemekte ve bazı çiftler ise cinsel arzu ilişkilerinde çok önem taşımamasına rağmen evlenmeye karar
    vermektedirler. Bazı çiftlerde ise arzu ve seks öyle önemli bir bağ oluşturur ki boşandıktan sonra bile
    cinsel ilişkilerini sürdürürler.
    Bu bağın gücü, ilişkinin evresi ile bireylerin hangi yaş döngüsünde olduklarına bağlı olarak değişiklik
    gösterir. Cinsel çekicilik en çok nişanlılık döneminde önem kazanır. Evliliğin kendisi genellikle cinsel
    arzunun şiddetinde değişikliğe yol açar; bu değişimin yönü evliliği özgürlüğü azaltan mı ya da çoğaltan
    bir şey olarak mı algılandığına bağlıdır. Çocukların doğumu ve bakımı çiftin cinsel yaşamında bir
    azalmaya yol açar, yuvanın çocuklardan boşalması ise çiftin cinsel hayatında bir rönesans yaşatabilir.
    Eğer cinsel arzu hastalıklar, cinsel etkinlikler gibi nedenlerden olumsuz etkilenmez ise, cinselliğin formu
    değişse bile bu ilişki yaşlılığa kadar sürebilir. Bazı çiftler birbirlerine yıllarca tutku duyabilirler. Doğal
    olarak tutkunun önemi ve duygular kadın ve erkek için değişiklik yaratır.
    Cinselliğin çiftin üyeleri için önemi ispat gerektirmez. Oysa bazı kültürlerde çocuk üretmek için eşle
    yaşanan cinsel keyif ikincil bir önem taşır. Arzu ile cinsel davranışı ayrı ayrı ele almakta yarar bulunur.
    Arzu çok çabuk parlayan bir “kimya” olarak görülür. Bireyler pek çok yönden uygun görülse de bir eşe
    karşı arzu duymaya kendileri zorlayamazlar; aynı şekilde kendilerine hiç uygun olmayan bir kişiye
    duydukları arzudan da kurtulamazlar.
    Bir çiftin cinsel yaşamı güvenin sarsılması veya yaşamda kendine saygıya yol açacak bir başarı gibi
    cinsellik dışı olaylardan fazlasıyla etkilenebilir. Sıklıkla cinsel içerikli olarak görülen bir problem
    ilişkideki yetersizlikler, ilk girişimi kimin yapacağı sorunu, beğenilmeme endişesi veya hamile kalma
    korkusu gibi başka meseleleri içerebilir. Bütün bunlar terapi sırasında halledilebilir. Öte yanda cinsel
    arzunun temel kimyasını değiştirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Bir çiftin cinsel bağlarını değerlendirmelerine yardımcı olabilecek sorular :
    1. Eşinizi arzuluyor musunuz? Birbirinize duyduğunuz arzunun hikâyesi nedir?
    2. Cinsel ilişkiye girmeye nasıl karar verirsiniz? İlk girişimi kim başlatır? Bu her zaman böyle midir?
    3. Cinsel ilişkilerinizin genel seyri nasıldır?
    4. Cinsel ilişkilerinizden hoşlanıyor musunuz? Orgazm oluyor musunuz?
    5. Eşiniz sizin için tatmin edici mi? Size istediğiniz tepkileri veriyor mu?
    6. Cinsel ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler yaşadınız?
    7. Cinsel ilişkileriniz nasıl gelişebilir?
    Karar/ Kendini Adama Bağı
    Evlilikten çıkış, bu boşanma çağında bile zordur ve bu karar genellikle uzun uzun düşündükten sonra
    alınır. Geçmişte ve günümüzde pek çok kültürde, kiminle evlenileceğine ebeveynler ve evlilik
    çöpçatanları karar verirdi. Günümüzde, romantik aşka değer veren kültürlerde bile insanlar öylesine aşık
    olup, evlenip, sonsuza kadar mutlu olmazlar. Bizler tartışmacıyız. Biriyle çıkmak ilişki kurmak veya
    evlenmek isteyen kişiler nasıl biri ile ilişkiye girdiklerini değerlendirmek istiyorlar. Bu değerlendirme
    daha başlangıçta yapılıyor ve ilişki boyunca sürüyor. Kişiler aynı zamanda kendilerini ve evliliğe hazır
    olup olmadıklarını ve eşleri ile nasıl bir evlilik yürütmek istediklerini de değerlendiriyorlar. Şüphesiz
    evliliğe uygunluk kriterleri evlenme -ebeveyn evini terk etme ve çocuk sahibi olma- isteğinin şiddetinden
    etkilenmektedir. Bulgular göstermektedir ki hem kadınlar hem de erkekler evlenme kararında “denge
    teorisi” olarak adlandırılan bir şeyi kullanmaktadırlar. Neler verebileceklerini, neler alıyor olduklarını
    değerlendirirler ve bu alış verişin eşit bir dengede olmasını isterler.

    Evlilik problemlerin çözümü, birbirine bakım, yoldaşlık ve cinsel partner olma konusunda uzun süreli bir
    karşılıklı adamayı gerektirir. Gencin evlendiği eş orta yaşta veya yaşlılıkta aynı kişi değildir, aynı şekilde
    kişinin kendisi de aynı kalmaz. Her biri değişir ve bir diğerini değiştirir. Kişinin içinde yaşadığı kültür de
    değişir.
    Eşler birbirinin bağlılık yeteneğini sınar. Arkadaşlarına, dinine, mesleğine ve kendi ailesine yaşam boyu
    bağlı olan eşlerin evliliğinin geleceğini, sık sık yer değiştiren, eski arkadaşlarını terk eden, değişik dinleri
    deneyen, hayatında tutarlı amaçları olmayan kişilerin evliliğine göre daha farklı değerlendiririz.
    Karar/Kendini adama bağı daha fazla kendini değerlendirme gerektirir, bu nedenle daha önceki dört
    bağdan daha bilişseldir. Evlenme kararı kişinin yaşamında verdiği en önemli ve en zor kararlardan biridir.
    Kişinin kendini ve düşüncelerini bilmesini gerektirir.
    Kişi nasıl biri ile evleniyor oyduğunu ve bu kişinin yıllar sonra nasıl biri olacağını kendine sormalıdır. Bu
    kişi güvenilir biri midir, gelecekte nasıl biri olacaktır? Bu kişi beni ve çocuklarımızı –hastalıkta ve
    sağlıkta-umursayacak mı? Eğer maddi durumumuzda değişiklikler olursa bu kişi gene benimle olacak mı?
    Ben “65”yaşıma gelip artık çekici olmadığımda beni hala sevecek mi? Bunu yapmayı istiyor mu? Bu
    soruları cevaplamak yaş, eğitim, din ve etnik farklılıklar olduğunda – kişinin ayrıca yapması gereken
    uyumu da değerlendirmesini içerdiği için- daha da zorlaşır.
    Evlilik bağlılığına karar verdiklerinde çiftler genellikle evlilikte kararların nasıl verileceği konusunda üstü
    kapalı bir şekilde bir anlaşmaya varırlar. Yakın zamanlara kadar kadınlar “ sevgi, saygı ve uyma”
    konusunda söz verirlerdi. Bu açıkça kararları verecek olan kişinin erkek olacağını ima eder. Böylesi bir
    anlaşmanın eşit olmadığı çok açıktır ve bu dengeyi yeni düzene sokmak için çok şey yapılmıştır. Bilindiği
    gibi, hala pek çok karar adetlere dayalı rol tanımlarına göre alınır ve çiftlerin kararları kendi yetenekleri
    ve ilgilerine göre nasıl alacaklarını öğrenmeleri gerekir.
    Her evlilik bireylerinin geçmişte karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak
    zorundadır. Eğer eşlerden biri kendi ailelerinde diğerine göre daha avantajlı şartlarda yetişti ise diğerini
    “kurtarma” sözü de faktörlerden biridir. Her ne kadar geçmiş adaletsizliklerin etkisi bugünün geçmiş
    olarak algılanması gibi bir kapsam karışıklığı yaratsa da, geçmişteki adaletsizlikleri şimdi değiştirme
    ihtiyacı pek çok insana anlamlı ve haklı gelir.
    Yaşam boyunca, eşitlik dengesi, yani kimin evlilik için daha fazla şey yaptığı hiçbir zaman aynı düzeyde
    olmayacaktır, ama pek çok çift, her iki eşin gayretlerinin de uzun vadede birbirine eşitlenmesi için
    uğraşacaklarını varsayarlar. Katkılarının bir gün fark edileceğini ve eşlerinin de aynı oranda katkıda
    bulunmak için uğraşacağını ümit ederler ve beklerler.
    Çiftlerin karar verme/kendini adama bağını değerlendirmeye yardımcı olabilecek sorular:
    1. Eşinin hakkında bildiğin hangi özellikler onunla evlenme kararı almana neden oldu?
    2. Onun nasıl bir eş olacağını bekliyordun? Beklediğinden nasıl farklılıklar gösterdi?
    3. Nasıl bir yaşama sahip olmayı bekliyordun? Yaşantın beklediğinden nasıl farklı?
    4. Eşinin sana adil davrandığını düşünüyor musun?
    5. Bununla ilgili geçmişte ne kadar tartışma yaşadınız? Şimdi?
    6. Kendini evliliğe ne kadar adamış buluyorsun? Bu bağlılığın değişti mi? Ne kadar ve ne zaman?
    7. Bu değişimi kendine nasıl açıklıyorsun? Eşine nasıl açıklıyorsun?

    Aile ve Sosyal İlişkiler Bağı
    Bu son bağ diğerlerinden farklıdır. Birincisi çiftin ötesine geçer ve çocukları, geniş aileleri, arkadaşları,
    komşuları ve akrabaları, dini ve ülkeyi kapsar. İkincisi bu bağın diğer bağların bir türevi mi, yani bağlılık,
    arkadaşlık, karar/kendini adama gibi bağların bir birleşimi mi yoksa kendi başına bağımsız bir bağ mı
    olduğu açık değildir. Her halükarda çiftler çocuklarına, arkadaşlarına, geniş ailelerine veya daha geniş
    sosyal ilişkiler ağlarına çok güçlü sevgi, adanmışlık ve sadakat ile bağlıdırlar. Bu sadakat çiftleri ya
    birbirine daha fazla yaklaştırır ya da ayırır. Kur yapma devresinde bu bağ diğerlerine göre daha az göze

    çarpar; evlilik törenlerini planlarken bu bağların her iki tarafın aileleri için de ne kadar derin olduğu
    ortaya çıkar.
    Sosyal ilişki ağı bağının gelişimsel habercisinin ne olduğunu tarif etmek güçtür. Her ne kadar herkes bir
    aile, komşular, din, etnik grup gibi daha geniş sosyal bir ağın işinde doğmuş olsa da bu gruplarla bağın ne
    zaman ve nasıl kurulduğu açık değildir. İnsanlar olgunlaştıkça okul, iş ve çeşitli organizasyonlarla da
    haşir neşir olurlar. Bu ağlarla kurulan bağın kuvveti değişkendir; bazı kişiler belli gruplar içinde
    kendilerine kök salmaya çok istekliyken bazıları zorlanırlar. Kök salma isteğine şu cümle iyi bir örnektir,
    “Kendi dinimden başkası ile evlenmem.”
    Bu bağın önemi kur yapma döneminde görülebilir. Bir çift ilk tanışma dönemini geçtikten sonra
    genellikle birbirlerini arkadaşları ile tanıştırırlar. Bu önemli bir sınamadır, çünkü insanlar ortak ilgileri,
    inançları ve yeterlilikleri nedeni ile dost olurlar. Bir kişinin arkadaşlarının o kişinin sevgilisini kabul
    etmesi önemli bir olum lamadır; çünkü kişi arkadaşları ile sevgilisi arasında tercih yapmak zorunda
    kalmaz. Bu sınama daha sonra sevgilinin aile ile tanıştırılması ile sürdürülür.
    Çiftin sosyal ilişkiler ağı birleşip geliştikçe bu bağda güç kazanır. Ama bu ağ engelleyici de olabilir.
    Çiftin geniş aileleri içindeki anlaşmazlıklar evlilik içinde strese yol açabilir. Eşlerin bu anlaşmazlıklarda
    arabulucu olmaları hatta yan tutmaları istenebilir. Eğer biri eşinden ayrılır veya eşini kaybederse
    genellikle paylaşılan sosyal destek sisteminin önemli bir bölümünü de kaybeder. Boşanmanın en önemli
    stres kaynaklarından biri boşanma nedeni ile sevdiğiniz ve güvendiğiniz diğer kişileri de kaybetme
    ihtimalidir. Çocuklar hala beni sevip, sayıp, ziyaretime gelecek mi? Komşular taraf tutacak mı? Aynı
    mekan ve ortamlara gitmeye devam edebilir miyim?
    Çiftlerin sosyal bağı hakkında bilgi edinmede yararlı olabilecek sorular:
    1. Sizin için önemli olan diğer kişiler- çocuklar, aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar- kimlerdir? Bazı
    dini kurumlar, kulüpler sizin için önemli midir?
    2. Çocuklarınızla olan ilişkinizde her biriniz onlarla nasıl ilişkiler içindesiniz? Eşinizi bir anne/ baba
    olarak nasıl buluyorsunuz?
    3. Ayrı ayrı arkadaşlıklar mı kurarsınız, yoksa ortak arkadaşlarınız var mı?
    4. Kime güvenip dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz? Birey olarak? Çift olarak?
    5. Birbirinizin ailelerince ve arkadaşlarınca kolay bir şekilde kabul edilmiş miydiniz?
    6. Birbirinizin ailesi ve arkadaşları ile şimdi ki ilişkileriniz nasıl?

  • ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    Son yılların sık rastlanılan problemlerinden birisi de yuva ve ev arkadaşlığı kavramlarının birbirlerinin yerine kullanılmasıdır. Bu Türkçenin bir yanlış kullanımı değil bunlar yaşadığımız hayatı farklı görüyor olmamızdan kaynaklanan yanlışlardır.

    İlk olarak yuva ve ev arkadaşlığı nedir desek ?

    Yuva eşlerin ve çocukların içinde huzur bulduğu ayrı kalındığı takdirde özlem çekildiği , okul ve ya iş çıkışlarında hızlı bir şekilde varılmak istenen temeli saygı, sevgi ve güvene dayanan uyum içinde yaşanan bir sistemdir. Ev arkadaşlığı ise ; kişilerin birbirini anlamadığı , aynı dili konuşamadığı , paylaşımın olmadığı karşılıklı doyum ve menfaatler üzerine kurulmuş bir sistemdir.

    Öyleyse şimdi bir düşünelim evliliklerimizi gerçekten evliliğimiz bir yuva mı yoksa ev arkadaşlığı mıdır ?

    Birçok kişinin hocam evliliklerimizi aslında yuva sanıyormuşuz ama ev arkadaşlığı yaşıyormuşuz dediğinizi duyar gibiyim. Evet siz ve sizin gibi milyonlarca kişi eşleriyle sadece ev arkadaşlığı yaşıyor .

    Evliliklerimizin yuva olarak değil de ev arkadaşlığı olmasının nedenlerine baktığımız da ilk baştan yani eşimizi seçerken hatalar yaptığımız göze çarpıyor. Bir bakıyoruz ki danışmanlık sürecinde hanımefendi yada beyefendi kendilerinde olmayan yada taşıyamayacakları özelliklere sahip kişileri zamanında eş olarak seçmişler. Hemen aklımıza kötü özellikler gelmesin bayan ilkokul mezunudur ama üniversite mezunu eş isteyip evlenmiştir, çiftlerden biri romantik olmadığı halde romantik bir kişiyle evlenmiştir yada sorumluluk sahibi değildir eşlerden biri prensipli sorumluluk sahibi bir kişiyle evlenmiştir veya dış görünümüne önem vermeyen bir kişidir gayet bakımlı bir eşle evlenmiştir bunun gibi binlerce çift insan eşini seçerken ilk yapması gereken kendini tanıması ve daha sonra bir erkekte veya kadından neler beklediğini tanımalı ve son olarak da ben bu kişiyi taşıyabilir miyim diye sorgulamalıdır.

    Evliliklerin olmazsa olmazı denge ve uyumdur.

    Ev arkadaşlığının nedenlerinden bir diğeri de beklentilerdir. Çiftler son yıllarda medyanın da etkisiyle bir aşk ideolojisine kapılmış evliliklerinden maximum düzeyde bir beklenti içine girmişlerdir. Beklenti düzeyi yüksek olduğundan dolayı da eşlerinin mutluluk için attıkları küçük adımları göremez olmuşlardır. İnsan doğası gereği atmış olduğu küçük adımlar takdir edilmedikçe adımları atmaya devam etmeyecek ve ya bir diğer ihtimal o adımları takdir gördüğü başka kişilere atmaya başlayacaktır. Evliliklerimizden beklentimizi azalttığımız zaman mutlulukta beraberinde gelecektir.

    Çiftler neden yuva olmayı beceremiyor çünkü çiftler birbirinin dilini anlamıyor aynı evin için adeta erkek Fransızca kadın Almanca konuşuyor. Birbirlerini anlamıyorlar dertlerini , sıkıntılarını, mutluluklarını dile getiremiyorlar. İnsanın temel ihtiyaçlarına baktığımızda ise anlaşılmak göze çarpmaktadır. Eşlerinizin ihtiyacı olan şey aynı fikirde olmanız aynı kararları almanız değil onu anladığınızı hissettirmeniz ve onun kararına saygı duyarak reddetmenizdir. Sizler bir elmanın iki yarısı değilsiniz sizler farklısınız giyiminiz, kuşamınız, aile yapılarınız ve her şeyden önce cinsiyetleriniz farklı bu yüzden aynı dili konuşamamanız normaldir. Ancak birbirinizin dilini öğrenmeli ve birbirinizi anladığınızı hissettirmelisiniz.

    Son olarak ise görüyoruz ki evlilikler menfaatler üzerine kuruluyor. Her şey en baştan isteniyor. İyi bir iş, güzel bir ev , lüx bir araba, kusursuz bir düğün ailelerinde desteği ile birçoğu çiftlere daha evlenirken sunuluyor. Bu nedenle çiftler de iki durum karşımıza çıkıyor.

    Birincisi birçok şeyi elde eden çiftlerin tek bir yumruk olarak mücadele ederek kazanarak elde etmeleri gereken bir amaç oluşmuyor ve evlilik bireysel olarak çiftlere heyecan vermiyor ikincisi ise çiftler elde etmeleri gereken şeyleri kolay elde ettikleri için sabretmeyi öğrenemiyorlar.

    Birbirlerine karşı isteklerinde sabırsız davranıyorlar ve eş olduklarını unutarak tıp kı bir ev arkadaşı gibi evin kurallarına uymaları için baskı yapıyorlar. Birbirlerini asıl ihtiyaçları olan sevgi, saygı , güven noktalarında beslemek yerine belirli görevleri yerine getirip ilişkileri adına her şeyi yaptıklarını düşünüyorlar.

    Erkeğin bütün gün çalışması , lüx bir yaşam sağlaması ,eşini çocuklarını kimseye muhtaç ettirmemesi

    Kadının ise ; ev işlerini kusursuz yapması lezzetli yemekler hazırlaması, çocukların öz bakımıyla ilgilenmesi gibi görevlerin yerine gelmesini yuva olmak adına yeterli olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple ise kadın veya erkek sevgi ve güven noktasında beslenemedikleri için başka kişilere yönelmeye başlamaktadırlar.

    Bu şekilde ki yaşam biçiminde meydana gelen aldatmalarda yıkılan biten yuva değil maalesef ki ev arkadaşlığıdır.

  • Çift ve Aile Terapisine Ne Zaman İhtiyacımız Olur?

    Çift ve Aile Terapisine Ne Zaman İhtiyacımız Olur?

    Aşık olduğumuzda aklımıza gelecekte acı çekme ihtimali gelmez. Aşkın başlangıcında bizim için sadece neşe ve karnımızda uçuşan kelebeklerden başka bir şey yoktur. Her şey “onunla” güzel, hatta mükemmele yakındır.

    Ancak ne yazık ki işler zamanla değişebilir. İnsanlara bakışımız bile… Hatta aşık olduğumuz kişi de etkilenebilir bu değişimden. Çok sevdiğiniz alışkanlıklarınız rahatsız etmeye başlayabilir. Daha önce ortak fikriniz bulunan konulara bakış açınız değişebilir; farklı bakış açılarıyla tartışmalara başlayabilirsiniz. Partnerinizin hep “aynı” oluşu size bir zaman sonra “sıkıcı” gelmeye başlayabilir. Ya da tam tersi olarak, partneriniz o kadar değişir ki neredeyse tanımıyor gibi hissedebilirsiniz. Ve tüm bütün bunlar ilişki içindeyken artık kendinizi mutsuz hissetmenize ve tatminsizliğinize sebep olabilir.

    Bu durum partnerler birbirleriyle açıkça konuştuklarında genellikle çözülür. Ama ilişkilerdeki problem asıl burada başlıyor: sorunlarla yüzleşecek olmanın kaygısı. Çoğu zaman bu kaygıyla ve bu kaygıya eşlik eden konuşmayı nasıl başlatacağını bilememek tarafları harekete geçmekten alıkoyabiliyor. Daha önce denemiş olsanız da, bir şeylerin ağzınızdan yanlış çıkması yanlış anlaşılmanıza ve tartışmanın daha da büyümesine neden olabiliyor. Aradaki sorunlara izin verilmesi ve bu sorunlarla örülen duvarlar sonucunda ise tek yol ayrılık gibi gözüküyor.

    Ayrılık, uzun süren sıkıntılar sonucunda zorunlu gibi görülse de, ya içten içe partnerlerin birbirine olan sevgisi devam ediyorsa ve çiftlerin içinde hala ilişkiyi yoluna koyma arzuları bulunuyorsa? Bu noktada ilişkiyi kaybetmekten başka çözüm yolları olabileceğini düşünmemiz gerekiyor. Çoğu yolu denemiş olsanız bile, dışardan bir gözün size yardım edebileceğini kabul etmeniz, denemediğiniz çözümlerden bir diğeri olabilir. Dışarıdan bakan o kişiyi bir “yabancı” olarak görmektense yaşadığınız sorunlara karşı eğitimli ve donanımlı biri olarak görmeniz size ilişkinizdeki sorunların üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır. Bu kişi bir danışman ve rehber olarak size yeni bir bakış açısı kazanmanıza yardım edecektir.

    İlişki ve aile danışmanlığı ya da diğer bildiğiniz isimlerle çift terapisi ve evlilik terapisi gibi terapi yöntemlerinde danışman, bilinenin aksine, çiftlere kesinlikle ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini söylemez. Bunun yerine terapi odasında siz ve partneriniz, geçmişinizi ve şimdiyi yansıtarak, her şey hakkında konuşarak geleceğinizi şekillendirirsiniz. Çift terapisinin en önemli noktası ise, çiftlerin kesinlikle birbirlerine açık olabilmeleridir. İyi bir dinleyici olmak ve altta yatan gerçek sorunu bulmak için anlamaya yardımcı olmak gerekmektedir. Danışman ise bu noktada rehber görevi görerek, farkındalığı arttıracak ve direnç gösterilen noktaları açmak, konuşmanın devamını sağlamak için çalışacaktır. Terapistiniz sizin adınıza sorumluluk almayacak, karar vermeyecektir ve asla taraf tutmayacaktır. Çift terapisindeki asıl amaç ilişkidir ve terapist ikiniz için de oradadır. Konuşmaktan korkulanlar, yanlış inançlarınız, geçmişiniz ve geleceğinizle ilgili kaygılarınızı çift terapisinin konularını oluşturabilir.

    Bu noktada “ne zaman yardımı almak daha doğrudur?” sorusu akıllara gelebilir. Ne zaman size “doğru” gelirse, ne zaman “ihtiyacınız olduğunu” düşünürseniz. Küçük sorunlar, mutluluk söz konusu olduğunda hiçbir zaman küçük değildir. Kafanızı kurcalayanın “gerçek bir ilişki sorunu” olmadığını düşünebilirsiniz ama eğer iki partner arasındaysa sorun, hepsi çözmeye değer, gerçek bir ilişki problemidir.

    Çift ve aile terapileri, tarafların hep bir arada kalması gerektiğini de garanti etmez. Terapiye gidiyor olmanız, ayrılmayacaksınız demek değildir. Eğer ilişkide kalmak iki taraf için de yararlı değilse, terapi bu durumu fark etmenize, nelerin yanlış olduğunu görmenize ve daha anlayışlı bir şekilde ilişkiyi sonlandırmanıza yardımcı olacaktır. Hatta böylece “nedenler ve keşkeler”den uzak bir ayrılık yaşanabilecektir. Üstelik eğer çocuklar da varsa arada, onlara da daha sağlıklı bir ortam sağlanmış olacaktır.

    Unutulmaması gereken nokta ise, çift ve aile terapisinin her zaman yararlı olacağı. Sonucu ne olursa olsun. Kendinizi tanıyarak, partnerinizi anlayarak, farkındalığınız artmış bir şekilde daha güçlü hissetmeniz için bir uzmandan destek isteyebilirsiniz. Küçük problemlerin büyük sorunlara dönüşmesini beklemeyin. Şu an bu ilişki içindesiniz ve ikiniz de bu ilişkiyi sevgiyle yaşamayı hakediyorsunuz.