İnfertiliteya da yaygın deyişle kısırlık daha önce hiç gebelik oluşmaması ya da önce gebelik oluşmasına rağmen sonradan bir başka gebeliğin oluşmaması şeklinde ortaya çıkabilir. Tüm kadınların yaklaşık %25’i yaşamlarının herhangi bir döneminde infertilite ile karşılaşacaklardır.
Kadınların doğurganlık açısından en verimli oldukları yaş 25 yaş civarıdır ve özellikle 35 yaşından itibaren bu doğurganlıkta belirgin bir azalma gözlenir. Bir çiftin 3 aylık bir dönemde gebeliğe ulaşma şansı ortalama olarak %57, 6 aylık sürede bu oran %72, 1 yıl sonunda %85, 2 yıl sonunda ise %93’dür. Bir başka deyişle, özellikle genç çiftlerde çok da aceleci olmamak gerekir.
Yaşları 25’den genç olan çiftlerde infertilite tetkiklerine başlamak için 2 yıl kadar beklenebilir. Yaşları 30’dan fazla olan çiftlerde ise kısırlık tetkiklerine başlamak için duruma göre 6 ile 12 aylık bir sürede gebelik oluşmaması yeterli kabul edilebilir.
Öte yandan kısırlık tedavisinde bir tedavi protokolünü en az 6 ay sürdürmek gerekir. Ayrıca çiftlerin her şeyden önce bilmeleri gereken şey bu tedavi sürecinin sabır gerektirdiğidir.
Erkekte yaşın fertiliteye (üretkenliğe) olan etkisi tartışmalıdır. Erkek üretkenliği 35 yaş dolayında en yüksek değerlere ulaşmakta ve 45 yaşından sonra belirgin bir düşüş göstermekle birlikte 80’li yaşlarda bile baba olabilen erkekler bilinmektedir ve bu konu kadın yaşı kadar önem taşımamaktadır.
Erkeğe bağlı sebepler % 25-40, kadına bağlı olan % 40-55, her ikisine de bağlı % 10-15, açıklanamayan sebepler ise % 10-15 oranındadır. Bir başka deyişle infertiliteden hemen hemen çiftlerin her ikisi de aynı derecede sorumludur.
Çift ile yapılacak detaylı bir görüşme ve muayene ile bazı sebeplerin daha baştan ortaya konması mümkündür. Bu görüşmenin ardından temel tetkiklere geçilir:
Öncelikle kolay bir tetkik olan erkeğin değerlendirilmesi amacıyla sperm tahlili spermiogram yapılır. Yaklaşık 2-5 günlük bir cinsel perhizden sonra erkek mastürbasyon ile sperm örneği verir ve laboratuvarda bunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerinde değerlendirilmesi yapılır. Spermlerin sayısı, hareketliliği, canlılık oranı ve şekilleri incelenir. İltahap hücreleri olup olmadığı, tıbbi tedavi ile yapılabilecek birşey olup olmadığı araştırılır.
Normal kabul edilebilecek bir sperm tahlilinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre mililitrede 20 milyon sperm olması, bunların en az yarısının hareketli (canlı) olması veya ileri doğru hareket eden sperm oranının tüm spermlerin en az % 25’i olması ve normal şekilli spermlerin de boyanarak detaylı değerlendirme (Kruger Kriterleri) ile en az % 14 ve üzerinde olması gereklidir.
Unutulmamalıdır ki anormal çıkan tek bir spermiyogram ile erkek kısırlığı tanısı koymak uygun değildir.
Erkeklerin sperm sonuçları dalgalanmalar gösterdiğinden dolayı anormallik durumunda tetkikin 4-6 hafta ara ile en az 2 kez tekrarlanması gerekir.
Etiket: Çift
-

Neden Çocuğumuz Olmuyor?
-

Kısırlık ( infertilite) Nedir?
Genellikle kısırlık yani (infertilite) kadın da hiç gebeliğin oluşmaması ya da daha önceden gebelik oluşmasına rağmen başka bir gebeliğin oluşmaması şeklin de ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla bütün kadınların yaklaşık olarak %25’i hayatlarının herhangi bir dönemlerin de kısırlık vakası ile karşı karşıya gelmektedir. Ayrıca her kadının doğurganlık açısından da en verimli olarak görüldükleriyaş ise 25 civarı olmaktadır. Genel olarak 35 yaşından sonra ise kadındaki doğurganlık özelliği belirgin ölçüler de azalmalar göstermektedir.
Evli bir çiftin 3 aylık bir dönem de ise gebelik şansına ulaşması ortalama %57 olmaktadır,aynı zaman da 6 aylık bir süreçte ise bu oranlar %72’dir. Ancak bir senenin sonrasın da %85 oranın da iken 2 sene sonrasın da ise bu oran oldukça düşerek %93 olarak söylenebilir.
Kısırlık teşhisi için genç çiftler acele etmemeli!
Genellikle genç çiftler de ise çok aceleci davranmamak daha da faydalı olmaktadır. Eğer çiftin yaşı 25 civarın da ise kısırlık (infertilite) tetkiklerine başlamak için aceleci davranmadan bir iki yıl kadar beklenebilir. Ancak yaşları 30 civarın da olan hastalar için kısırlık tetkiklerinin başlanması durumların farklılığına göre 6 ya da 12 ay içersin de gebeliğin oluşmaması yeterli olarak da görülebilmektedir.
Kısırlık tedavileri ne kadar sürer?
Diğer yandan kısırlık (infertilite) tedavileri için bir tedavi protokolü en azından 6 ay sürdürülmesi gerekmektedir. Kısırlık tedavisine başlayan çiftlerin özellikle bilmesi gereken ise sabırlı olmalarıdır. Erkekte ise üretkenliğin yani (fertiliteye) olan etkileri de mutlaka tartışılması gerekmektedir. Çoğunlukla erkeklerdeki üretkenliğin 35 yaşında iken en yüksek değerler de olması,45 yaşının sonrasın da belirgin olarak bir düşüş görülmesi, hatta 80’li yaşlar da bile baba olabilen erkekler de görülmektedir. Bu sebeple kadının yaşı kadar erkeğin yaş durumu çok fazla da önem taşımamaktadır.
Kısırlık sebepleri nelerdir?
Genel olarak erkekteki kısırlık sebepleri takriben %25 ile 45 oranın da, kadına bağlı olan sebepler ise %40 ile 55 oranındadır. Ayrıca her iki birey için kısırlığa bağlı olan sebep ise %10 ile 15 oranın da iken hiçbir şekil de kısırlık sebebinin bilinmemesi %10 ile 15 oranın da olarak bilinmektedir. Diğer bir deyişle ise kısırlık sebebinin çift için her iki bireyde de aynı derece de sorumluluk var olmaktadır.
Erkek adaylarda kısırlık nedenleri genelde aşağıdaki sıralanabilir:
- Aşırı sıcakta çalışmak veya bulunmak
- Sürekli oturarak çalışmak
- Kimyasal maddeye maruz kalmak
- Aşırı alkol ve sigara tüketimi
Çocukları olmayan çiftlere nasıl yaklaşmak gerekmektedir?
Genellikle çift ile yapılan bir detaylı görüşme ile bazı nedenler daha önceden ortaya çıkarılması mümkün olmaktadır. çift ile yapılan görüşme sonrasın da ise temel tetkikler geçilmektedir. Genel olarak kısırlık (infertilite) tanısında en kolay tetkik olan erkeğin değerlendirilmesin de kullanılan sperm tahlili yani “spermiogram” yapılmaktadır.
-

İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?
İlk bebeğe sahip olduktan sonra çiftler aynı duyguyu tekrar yaşamak ve yeniden çocuk sahibi olmak isterler. Kalabalık bir aileye sahip olmak ve çocuklarının bir kardeşe sahip olması çoğu çiftin hayalidir.
Eski dönemlerde bu durumun sakıncası dahi sorgulanmazken günümüzde gerçekleşen doğumun ardından yeni bir doğumun gerçekleşmesi için ne kadar sürenin gerekli olduğu çiftlerin merak ettiği önemli konulardan birisidir.
Doğum çok kompleks gibi görünen fakat oldukça basit, fizyolojik bir olaydır. Kadın vücudunda hormonlar, rahim ve bebek mükemmel bir uyum içerisinde çalışarak doğumun gerçekleşmesini sağlar.
Kadın vücudunda kompleks bir çalışma ile gerçekleşen “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?”
Toplumumuzda “birlikte büyüsün” gibi düşüncelerle sahip olunan çocukların arasında çok yaş farkı bulunmamaktadır. Çoğu kardeşlerin arasındaki yaş farkı oldukça düşüktür. Ancak kadının iş hayatında eski dönemlere göre daha aktif yer alması, hayat pahalılığı gibi sebeplerden en önemlisi de bilinçli olmaktan ötürü bu duruma günümüzde nadiren rastlanmaktadır.
Günümüzde çoğu çift kültürel ve ekonomik nedenler dolayı yani dış faktörlerden ötürü tek çocuğa sahip olmaktadırlar ancak bazı çiftler de çocuğunun bir kardeşi olmasını istedikleri için 2 ya da daha fazla çocuğa sahip olurlar. Eski dönemlere oranla çiftler ve özellikle kadınlar kadın doğum ile ilgili bazı konularda daha bilinçli. Bu nedenle eski dönemlere oranla bilinçsiz kalınan gebelik ya da yapılan doğum oranı bir hayli düşüktür. Asıl konumuz olan “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?” sorusunun yanıtına dönmek gerekirse;
Gebelikler arasında olması gereken süre, doğumun gerçekleştiği günden ikinci gebeliğin başladığı güne kadar geçen süreye göre hesaplanmaktadır. Yani her iki gebeliğin başlangıçları arasındaki süreye göre, iki doğum arasındaki süre hesaplanmaktadır. Dünya sağlık örgütü (WHO) gebelik arasındaki sürenin 2 yıldan az olmasının birtakım riskleri beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur. Özetle 35 yaş altında kadınlarda iki gebelik arası 2 yıl; yaş ilerlemesi faktöründen kaynaklı da 35 yaş üstü kadınlarda da 1 yıl ara vermek gerekmektedir. Sezaryen doğum yaptıktan sonra tavsiye edilen en uygun ara normal doğum ile aynıdır. 2 yıldan kısa aralık olması haricinde 5 yıldan uzun aralık olması da ikinci gebelikte bazı riskleri arttırdığı yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Bu araştırmalar iki normal doğum, iki de sezaryen doğum yapan kadınlar üzerinde yapılmış ve araştırmaların neticesinde iki doğum arası uygun olan sürenin altında doğum yapan annelerin çocuklarında riskle karşılaşılma olasılığının arttığı saptanmıştır.
Kadınlarda iki doğum arası sürenin uygun olmaması halinde karşılaşılabilecek olan söz konusu riskler;
1. Kadında anemi riski artar.
2. Erken doğum ve PPROM riski
3. Doğumsal anomali
4. Bebeğin düşük kiloya sahip olması
5. Otizm
6. Ölü doğum
7. Bebeğin anne sütünü kısa bir süre emmesidir.Peki, kadın düşük yaptığı takdirde yeniden gebeliğin gerçekleşmesi için ne kadar süre beklemelidir?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından düşük yapan kadınların yeniden gebe kalabilmek için en az 6 aylık bir süre beklemeleri uygun görülmüştür.
-

Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi
Çift olmak, eş olmak bir bakıma birlikte hareket etmek olsa da her konuda aynı olmak ve her konuda hemfikir olmak mümkün değildir. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla çalıştığım çiftlerin en büyük hayal kırıklığı bu yanlış beklentiden kaynaklanmakta.
Her konuda uzlaşamayacağınız konusunda uzlaşın!
Bir çok evliliğin ve ilişkinin iyi günlerini de kötü günlerini de görmüş bir terapist olarak şunu söyleyebilirim ki; her konuda uzlaştığınız bir hayat sandığınızdan daha sıkıcı olurdu. Aynı insanla ilişki devam ettirmek ve zaten süregelen bir aynılıktan fevkalade bir heyecan beklemek ironisi ilişkinin mantığının sorgulandığı yerken iyi ki her konuda uzlaşmamak iyi bir haber bile olabilir.
AMA NASIL UZLAŞAMADIĞINIZ ÖNEMLİ!
Uzlaşamadığınız konular, ortak hayatınız ya da memleket meseleleri ile ilgili olabilir pekala. Çocukların hangi okula gideceği, bayramda nasıl bir plan yapılacağı, eve hangi mobilyanın alınacağı konusunda uzlaşamayabilirsiniz. Bunları yaşarken “ Ama nasıl olur, bu kadar ayrı fikirlerde olmamız normal mi?” diye de düşünebilirsiniz .
Gönül rahatlığıyla gayet de normal olduğunu söyleyebilirim. Fakat farklı fikirlerde olmaya katlanamazsanız, yahut kendi fikrinizi kabul ettirmeye çalışırsanız işte bu ilişkinize zarar verebilir.
ÇİZGİYİ AŞTIĞINIZ ANI FARK EDİN.
Özellikle uzun süredir birlikte olan çiftler birbirlerinin bakışlarından, ses tonlarından ya da davranışlarından kırgınlıklarını görebilir. Bu noktada durmak, üslubu değiştirmek, çok önemli bir konu değilse konuyu kapatmak ya da konuşmayı ertelemek pek iyi bir hareket olacaktır.
Bazı insanlar kırgınlıklarını susarak, konuyu kapatmaya çalışarak ya da anlaşılmadıklarını hissettiklerini sakince söyleyerek ifade edebilirken, bazılarımız daha agresif bir öfkeyle dışa vurabilir. Her iki karşılığı gösteren kişinin de iç dünyasında olup biten aslında çok benzerdir. “Anlaşılmıyorum, o halde sevilmiyor olabilirim.”
Bu düşünce ise gerçekten kırıcı ve yıpratıcıdır. Eğer bu noktada kişi kırgınlığını ve yıpranmışlığını halledemezse bir sonraki rountta kırarak dengelenmeyi hedef edinebilir. Böyle bir durum ise ilişkide olma halinin temel amacı olan “kabul edilmek, anlaşılmak ve sevilmek” meselesinden çifti ve ilişkiyi tamamen alır ve çok tehlikeli bir yere götürür.
İLİŞKİNİN EN HIZLI İRTİFA KAYBETTİĞİ YER!
Bu yer bedel ödetmek, öç almak, nasıl bir şey olduğunu anlamasını sağlamak gibi işlevsiz amaçlarla dolu ve ilişkiyi kısır bir döngüye sokan bir yerdir. Bu noktadan sonra ilişki bir kısır döngü içinde hızla irtifa kaybeder.
Bu yüzden çiftlere önerim, uzlaşamadığınız anlardan kırgın ayrılmayın. Eğer kırıldıysanız, bunu içinize atmayın ve paylaşın. Eşinizi kırdıysanız kırgınlığına sebep olan davranışınızı fark edin, savunmaya geçmeden onun penceresinden bakmayı deneyin.
İLİŞKİDE HAKLI, HAKSIZ; KAZANAN KAYBEDEN YOKTUR.
Bazen haklıyı aramaya çalışmadan, kaybeden varsa kazananın olmayacağını bilerek herkesin kendi penceresinden bakabileceğine kendinizi ikna edin.
BİRBİRİNİZİ ELEŞTİRİRKEN AHKAM KESME SINIRINDA DURUN!
Bir örnek vermek gerekirse, çocuğu olan çiftlerde en sık gördüğüm birbirlerinin ebeveynlikleri hakkında eleştiri yapmak.
Herkesin payına bir anne ve baba düşüyor, herkes kendi üslubuna göre bir ebeveynlik yapıyor. Belli noktalarda önerilerde bulunulsa da birbirinizin anne babalığına topyekün müdahale ya da ne yaptığı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı yerleri eleştirmek kırıcı olabilir.
Örneğin bugüne kadar çocukları hiç yıkamamış bir baba, çocukların saçlarının temiz olmadığını söylediğinde kadın çileden çıkabiliyor. Ya da çocuğunu hiç parka götürmemiş bir anne parktan geldiklerinde neden bu kadar kirlendikleri konusunda babayı sorguladığında baba öfkelenebiliyor.
Ve zaten biliyoruz ki “öfke de kırgınlığın ve korkunun ben cesurum maskesi takmış hali” oluyor.
HİÇ Mİ ELEŞTİRMEYELİM?
Eşiniz bir konuda tamamen yanılıyor ise, onun iyiliği için hatalı kısımlarını göstermeniz gerekiyorsa tabi ki doğruyu bulmasına yardım etmek de bizim göreviniz. Ancak olumsuz eleştiri yapacaksanız, suçlamadan uzak durarak, duruma dair sebep ve ihtiyaçlarını dinleyerek, bu konuda destek verebileceğiniz bir alan olup olmadığını sorarak ve eşinizin olumlu özelliklerinden de bahsederek eleştirebilirsiniz. Konuya olumlu bir şekilde başlayıp olumlu bir şekilde bitirmek, arada söylediğiniz olumsuz eleştiriyi de daha kabul edilebilir ve dostça gösterecektir.
Örneğin; “İş aramak için hiçbir çaban yok, tembelliğe alıştığını düşünüyorum.” Demek yerine; “Daha önce çok iyi bir işin vardı, ve çok hızlı yükselmiştin, bir süredir iş aramak konusunda çok istekli olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor olabilir miyim?” derseniz eşinizin kendi dünyasından olanları, savunmaya geçmeden anlatmasını ve vermek istediğiniz mesajın doğru yere ulaşmasını sağlayacaktır.
Çünkü suçlayıcı bir dil savunmacı bir dille karşılık bulur.
Dil hayatın sunumudur, dil duygunun kemiğidir, dil düşüncenin bedenidir. Dil kırabilendir; onarabilen olduğu kadar.
Ve ilişki… Bir akıl oyunu değil arzu oyunudur.
Tüm arzularınızın doyurulduğu bir ilişki temennisiyle,
Şifa olsun.
-

İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma
İlişki, iki kişi arasında varlığını sürdüren o kişilere bağlı gelişen ama o kişilerden de bağımsız varlığını sürdüren bir üçüncü kişi gibi ele alınmalıdır. İlişki kişilerden beslenir ve yine o kişileri besler. Aldatma ise bu ilişki içinde yaşananların sebebi değil çoğu durumda sonucudur. Yani aldatma davranışı buz dağının görünen kısmıdır.
Aldatma semptomuyla bize başvuran kişilerde aldatan tarafın zaman zaman hissettiği mahcubiyet ve utanç zaman zamansa onu bu sonuca iten davranışsal sebeplere dair duyduğu öfkedir. Öte taraftan aldatılan eş de kafasında sorulmayı bekleyen bir sürü soru ve hesap sorma duygusuyla eşinin karşısında yer alır. Bu durumla tüm bu yoğun duygular sebebiyle tek başlarına baş etmeleri çok mümkün değildir. Bu yüzden bu aşamada doğru bir destek kolaylaştırıcı olacaktır.
Kişilerin duygularını ifade etmeleri, rahatlamaları aşamalarından sonra ilişkinin ihmal edilmiş taraflarına göz atarız. Buralarda karşımıza çıkan çiftlerin giderilmemiş ihtiyaçları, savunma mekanizmaları ve eşi dışına yönelen çıkış kapılarını buluruz. Ve terapide bugüne kadar ihmal edilmiş ihtiyaçlar, talepler konuşulur.
Çiftin uzun zamandır dikkatini vermediği ilişki yeniden varlığını çifte hissettirir ve böylece eşler olup bitenleri anlamlandırmaya çalışırken birbirlerine yakınlaşmaya başlar.
Çift terapisiyle aşılan aldatma problemlerinde çözümler kalıcı hale getirilir. Çünkü ilişkinin tüm dinamikleri ele alınır. Ve aslında aldatma davranışı çifte ilişkilerini ciddiye alma, önemseme ve bazı ilişkisel yeteneklerini geliştirmeye fırsat sunar. Terapi desteği almadan baş edilmeye çalışılan süreçlerde ise sadece aldatan eşin mahcubiyetiyle bir takım sözler vermesi, eşine geçici bazı maddi veya manevi jestler yapmasıyla yine geçici olarak evliliğin devamı sağlanırken, semptoma sebep olan davranışlar konuşulup iyileştirilmediği için problemler şekil ve semptom değiştirerek devam eder.
Aldatmaya sebep olan genel bir karakter yapısı yoktur, aldatılma davranışının ortaya çıktığı ilişki biçimi vardır. Herkes aldatabilir ve aldatılabilir. Önemli olan sebepleri bulmak, tamir etmek ve ilişkiyi tatmin etmektir.
-

Aile ve Çift Terapisi
Aile ve çift terapisi, yakın ve duygusal ilişki içerisinde olan çiftlere ( flört, nişanlılık, evlilik ) yaşadığı çatışmaları azaltmaya, ilişkiyi daha sağlıklı ve doyumlu hale getirmeye yönelik uygulanan bir terapi yöntemidir.
İnsanların yakın ilişki içerisindeki duygusal doyumu ruh sağlıkları açısından çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle yakın ilişkilerinden biri olan evliliklerdeki çatışma ve anlaşmazlıklar kişileri çok fazla yıpratarak yaşam kalitelerinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Bu durum tüm aile bireyleri, iş ve sosyal hayat gibi çok kapsamlı bir alana negatif olarak yansımaktadır.
Aile ve çift terapisinde amaç, aile içinde ve çiftler arasında yaşanan zorlu ve sıkıntılı süreçlerin ele alınarak çatışmaların çözülebilmesi ve tüm aile üyelerinin sağlıklı yönde değişiminin ve gelişiminin sağlanmasıdır. Hem aile içi ilişkileri düzenlenmesi hem de diğer insanlar ve durumlar ile ilişkilerin düzenlenmesi hedeflenmektedir.
Çift ve Aile terapisi aynı zamanda bir ilişki terapisidir. Aile dışındaki diğer yakın ilişkilerle de ilgilenmektedir. Bireysel terapiden farklıdır. İlişki odaklıdır. Çiftlerin ilişki içindeki kendiliklerine ve ilişki paternlerine odaklanılır.
Çift terapisinde döngüsellik kavramı merkeze alınır. DÖNGÜSELLİK anlayışına göre çiftler ilişkiyi birlikte oluştururlar. Buna göre ilişkinin yolunda gitmesinde veya gitmemesinde her iki tarafında rolü vardır. Bu yüzden ilişkide hiçbir taraf edilgen yada etken olarak kabul edilmez. Her iki kişinin hiçbir şey yapmaması da bir şey yapmak olarak kabul edilir. Örneğin çiftlerden biri ilişkide baskın ve yönlendirici olarak gözlemlenebilir. Ancak edilgen olan taraf da buna izin vererek ve kabullenici davranarak ilişkinin belli bir döngü içerisinde olmasına etken olmuş olur.
Aile ve çift terapisinde terapistin rolü, ilişkinin sağlıklı hale gelmesi için yapıcı yollar bulmalarına yardım etmektir. Her bir bireyin sıkıntısı aile sisteminin içerisinde değerlendirilerek, yeniden çerçevelendirilir. Çift terapisi çözüm odaklıdır. Terapiye gelen çiftler kendileri, eşleri ya da diğer aile üyeleri hakkında daha fazla şey öğrenirler. Bunun yanında yenide oluşturdukları “sağlıklı iletişim” yöntemlerini sonraki hayatlarına da genelleyerek zor durumların üstesinden gelebilecek içsel kaynaklara ulaşırlar.
Aile ve çift terapisi birçok psikolojik rahatsızlıklarla birlikte de uygulanır. Uygulama alanlarından bazıları şunlardır:
Çift ilişkileri, evlilik problemleri, cinsel problemler, boşanma, çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı, çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri, yeme bozuklukları, alkol ve madde kullanımı, kronik fiziksel rahatsızlıklarla, yas, kayıp ve travmalar, duygusal istismar, ihmal ve şiddet, aile yaşamında değişiklikler (iş değişikliği, taşınma vb.) anksiyete ve depresyonu da içeren duygusal bozukluklar, ebeveynlik becerileri, Psikoseksüel zorluklar, evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri, kendine zarar verici davranış, travma sonrası çocuklara, gençlere ve yetişkinlere destek, iş stresi, ekonomik problemler…
-

Evliliğinize Arada Bir Göz Atın
Her mevsim dönümü bir şeyleri elden geçiririz.. arabanın bakımı, evin boyası badanası, dolaptaki eşyaların kaldırılması.. kaçımız kendimizi ya da ilişkimizi gözden geçiririz.. . mevsimler yalnızca eşyaların üzerinden mi geçer, zamanın yıpratıcı eli bize dokunmaz mı? hadi bu mevsim dönümü evliliğinize de bir bakım yapın..
evlilik iki kişinin dışındaki üçüncü bir kişidir.. ilişkideki eşlerden farklı olarak, onun da kendine ait gereksinimleri, krizleri ya da durağanlıkları olur. Çiftlerin sadece kendilerinin ya da partnerlerinin isteklerine, ihtiyaçlarına odaklanması, ilişkinin ihtiyaçlarını karşılamaması, çiftlerin boşanma ya da ayrı yaşama gibi fiziksel olarak ayrılığıyla ya da aynı evin içinde birbirlerinin yaşamlarına temas etmeden beraber-miş gibi, her şey yolunday-mış gibi yaşayarak duygusal olarak ayrılığıyla sonuçlanmaktadır.
Beklentiler
Evlilikteki sorunlardan biri beklentilerin karşılanmamış olmasıdır. Beklentileri daha ilişkinin başında ilişkiye yüklüyor olmamız, evliliğe potansiyel bir sorunla başlamamıza yol açar.. Sosyal medyaya baktığımızda; evlilik arefesinde, “sonsuz mutluluğa günler kala, ruh ikizim, bir elmanın iki yarısıyız biz” ya da ilişkinin iyi gittiği dönemlerinde “böyle mutlu nice yıllara” başlıklarına sık rastlıyoruz artık.. beklentinin büyüklüğü kulağa şairane gelse de esasında ne kadar ürkütücü.. verdiği mesajlara bakıldığında;” berabersek birbirimiz gibi düşünmeli ve davranmalıyız, ilişkide bireyselliğe yer yoktur, bu ilişkide hiç çatışmamalıyız, sorun yaşamak ilişkinin kötü gittiğini gösterir” gibi alt anlamlar yüklüdür. Oysa bir sepetteki 2 ayrı meyve olarak ta beraber var olamaz mıyız, çeşitlilik yaşamı renkli ve dinamik tutamaz mı, her yetişkin gibi sorun yaşayıp bunların üstesinden gelemez miyiz? Mutluluk yalnızca pembe panjurlu evlerde mi barınabilir. Hatta çocukları da hesaba katarsak; mavi gözlü olmasını beklediğiniz çocuğunuz kahverengi gözlü olursa, fen lisesine giremez de evinizin yanında sizin gittiğiniz okula giderse onu daha mı az seversiniz.. çift terapilerindeki bilindik serzeniş cümlelerinden biridir; hiç böyle hayal etmemiştim.. hayal kırıklığı çok geçmeden yanına üzüntüyü ve öfkeyi de alarak ilişkiyi kuşatmaya başlar..
ilişkiye dair yapabileceğiniz en güzel yatırımlardan biri beklentilerinizi gözden geçirmektir. Elbette beraber yaşadığımız insanlara karşı bir beklenti oluşturabiliriz fakat bunun derecesi ve gerçeklikle ne kadar uyumlu olduğu önemlidir. Kendinize bir sorun;
Bu beklentileri ilk ne zaman inşa ettiğiniz, bunlar olmazsa mutlu olamayacağınız düşüncesine ilk ne zaman kapıldınız, hangi ilişkiden öğrendiniz bunu? Karşılayamayacağınız beklentilerle karşılaştığınızda siz ne hissediyorsunuz?
İletişim
İlişkinin altını oyan, esasında düzeltilmesi en kolay bileşenidir iletişim. İsteklerin, ihtiyaçların, beklentilerin açık bir dille ifade edilmemesi, konuşmalarda örtülü mesajlar ya da beden dilinin tercih edilmesi, karşısındaki insandan kahinlikle zihin okumasının beklenmesi bir zaman sonra ya iletişimi incitici ve sağlıksız bir hale getirir ya da çiftler bu sıkıntılı durumla karşı karşıya kalmamak için iletişimden kaçınırken bulurlar kendilerini.. iletişimde sözcüklerin bildiğimiz anlamlarının kullanılması, sürekli karşımızdaki üzerinden “sen” li cümleler kurmaktansa, içinde daha fazla “ben” geçen kalıplara yer verilmesi, sözel mesajlarla davranışsal mesajların birbiriyle tutarlı olması, çiftlerin birbirini doğru anlamasını sağlar.. doğru iletişim hem sorun yaşamayı azaltır da hem de mevcut sorunun çözümünü kolaylaştırır.. iletişimin amacı uzlaşmak değil, birbirini anlamaya çalışmaktır. Her diyalogdan sonra aynı düşüncede uzlaşmak hayalperest bir beklentidir. İletişimden kaçınmanın sebeplerinden biri de karşıdakini anlamakla, ona hak vermenin birbirine karıştırılmasıdır.. karşımızdakini anlayabilir ama ona hala hak vermeyebiliriz. Bir ilişkide isteklerimiz gerçekleşmese de anlaşıldığımızı düşünmek bize kendimizi iyi hissettirir ve yeniden bir takım olduğumuzu hatırlatır..
Duygularınızı ifade edin
İlişki kurma ihtiyacı doğuştan gelir,. Evlilik duygusal bir yatırımdır, elbette hayatın gerçeklerini göz ardı etmeyiz, kira ödemesi, faturalar, okul taksitleri, ailenin sosyal ilişkileri, yaşam planlamaları vs hayatın içindeki gerçekliklerdir. Fakat yalnızca bu gerçekliklere odaklanmak, duygusal ihtiyaçlarımızı göz ardı etmek, ilişkide sürekli “mantık açısından baktığımızda..” diye başlayan cümleler kurmak, ilişkinin duygusal kısmını sekteye uğratır. Evlilik bir şirket değil, duygusal ihtiyaçları karşılamak adına oluşturulmuş, sevme, sevilme, değerli hissetme, anlaşılma, mutlu olma gibi duygusal yanımızı içeren bir kurumdur. “duygularımız bizim zayıf yanlarımızdır, sadece kadınlar duygusaldır, duygularımızı gösterirsek karşımızdaki bize zarar verebilir” gibi yanlış mitler bizi ilişkisiz bir ilişkiye sürükler.. duygular olmadan ilişki yaşanmaz ancak biraradalık sağlanabilir.. duyguya borçlanırız ve en nihayetinde insan yanımız yani duygusallığımız bizden alacağını tahsil eder. Baktığımızda evlilik içinde tatmin olmayan duygusal ihtiyaçlar bir çatışmayla karşımıza çıkar. İlişkide duygusal ihtiyacınızı ifade edin ve bunu partnerinizden talep edin “bu gün kendimi mutsuz hissediyorum, hayal kırıklığına uğradım, desteğine ihtiyaç duyuyorum, bana sarılır mısın ya da saçımı okşar mısın” bunların anlaşılmasını beklemektense ifade edin.. ihtiyacın talep edilince karşılanması kıymetini yitirtmez.
Ben- biz arasında sıkışma
var olduğumuz ilk an, anne karnında, yani bir canlının içinde, onunla beraber varoluruz.. sonra dünyayı keşfeder ve ayrışırız. Bu ayrışmayı sağlıklı olarak gerçekleştiremeyen insanlar, “uzaklaşırsak kayboluruz” korkusuyla hep biriyle beraber varolmaya yönelir. Ya kendi kimliğini eritip eşine kaynaşmak ya da eşinin kimliğini eritip onu içine almak suretiyle 2 kişiyi tek kişi olmaya zorlar. Bu olabilecek en dar cenderedir, ilişkiyi garantiye almaz kaçma isteği uyandırır. İlişkiyi gözden geçirirken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de kendiliğimize ya da karşımızdakinin kendiliğine ne kadar alan tanıdığımızdır. Evlilik çiftlerinin kendi bireysel alanlarının, arkadaşlarının, uğraşlarının ya da işlerinin olduğu bir alanla, çiftler arasındaki müşterek alanın toplamıdır.
Güç çatışması
Evliliğin bir diğer sorunu “ayna ayna söyle bana hangimiz daha mükemmeliz” dir. Bazen açıktan bazen üstü kapalı ifade edilir; ben olmasam çocukların ödevi aklına bile gelmez, ona kalsa ay sonunu zor getiririz, Allahtan annemlere durumu izah ettim de krizi önledim.” Bunlar ben çocuklar konusunda senden daha hassasım, ekonomik karar almadan senden daha başarılıyım, sosyal ilişkilerimiz ben olmasam kaosa döner demek.. bir konuda iyi olmamız diğerinin kötü olduğu anlamına mı gelir? Konumlanma mutlaka hiyerarşik mi olmalıdır? İnsanlar sadece bizden başarılı olanlar ve bizden başarısız olanlar diye ikiye mi ayrılır? Eşit düzlemde varolamaz mıyız? Yeteneklerimizi karşılaştırmak yerine, güçlü olduğumuz yanlarımıza göre alan paylaşmak bizi daha güçlü yapmaz mı? çiftler çoğunlukla eşit olmayı ve aynı olmayı birbirine karıştırır. Mizaç olarak, beceri olarak birbirimizden farklıyız fakat toplamına baktığımızda eşitiz. Bizi güçlü yapan güç savaşı değil, kendimi zayıf ve güçlü yanlarımızla tartıp, farkımıza varmak ve belli alanlarda rekabet etmektense bütününde tamamlayıcı ve tamamlanan olmaktır.
Kabul
İnsanlarla onları değiştireceğim, en nihayetinde istediğim gibi birine dönüştüreceğim diye yola çıkılmaz. Bazen çiftler koca bir hayatı birbirlerini değiştirmeye çabalayarak harcadıklarını fark ederler. Bu mücadelede, ne birbirlerini tam olarak istediği hale getirebilirler ne de mutlu olabilirler.. oysa mevsimlerin sırasını tayin edemeyiz ya da güneşin doğuşunu.. karşımızdaki insanları da olduğu gibi kabul eder, onun sevdiğimiz yanlarına odaklanırız, Onu bize sevdiren yanlarına.. iyi insan- kötü insandan ziyade doğru davranış – yanlış davranış vardır, tıpkı kendimizde olduğu gibi.. eşimizden davranışını değiştirmesini talep edebiliriz fakat kişiliğini değiştirmesini istemek, kendi kişiliğimizi de her talebe göre değiştireceğimizi vaad etmektir.
-

Evlilik ve Çift Terapisi
Psikoterapinin bir dalı olan aile ve çift terapisi çiftler ve aileler arasındaki yakın ilişkinin düzenlenmesi, değişim ve gelişiminin sağlandığı terapi yöntemidir. Özellikle eşlerde oluşan çatışmalar ve problemli dönemler aile yapılarını yıpratabilmek de ve çözüme kavuşamadığın da daha büyük problemleri de beraberinde getirebilmektedir. Aile ve çift terapisinde tüm aile içi iletişim bağları güçlendirilerek sağlıklı iletişim gelişimi sağlanmaktadır.
Çift ilişkileri, evlilik problemleri, ruh sağlığı problemleri, kötü madde kullanımı, kayıp ve travmalar, duygusal istismar, ihmal etme ve şiddet uygulama gibi tüm problemler ele alınmaktadır. Aile ve çift terapisinde eşler mutlaka olmalı ayrıca bir çok terapi esnasında tüm aile bireylerinin de olması terapilerin kısa zamanda hızlı etki etmesine destek sunmaktadır.
Ayrıca evlilik ve çift terapisi evlilik arefesinde olan çiftlerin geleceklerinde mutlu bir birliktelik geçirmeleri açısından oldukça faydalı olacaktır. Bu terapilerde çiftler birbirlerinin bilmedikleri yanlarına şahit olurlar ve birbirlerini çok daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Hayatınızı paylaşacağınız insanı bir uzman eşliğinde iyisiyle kötüsüyle tanımak size evliliğinizde çok kritik hataları yapmamayı da öğretecektir.
Bunun yanı sıra çiftler birbirlerinin isteklerini ve beklentilerini daha iyi görecek ve birbirlerine karşı çok daha sağlıklı bir yaklaşım geliştireceklerdir. Çiftler bu terapilerde kendilerinin dahi farkında olmadıkları özelliklerinin farkına varır ve ne yapılması gerektiğiyle alakalı bilgi sahibi olurlar. Hatalarını ve birbirlerine karşı yaptıkları ancak bir hata olmadığını düşündükleri davranış ve söylemlerini görme ve düzeltme imkanı bulurlar. Bu yönüyle evlilik terapisi yapılacak evliliğin sağlam temeller üzerine ve bilinçli bir şekilde yürütülmesine katkı sağlamaktadır.
-

Çift Terapisi Nedir?
Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.
Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?
Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.
Çiftlerin yaşadığı çatışmaları buna bağlı olarak yaşadıkları duygu durumlarıyla çalısarak terapistler müdahallerde bulunurlar.
Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;
Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.
İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.
Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.
Çift Terapilerinin Özellikleri Nelerdir ?
Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.
Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.
Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.
Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.
Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır.
Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.
Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?
Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.
Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;
Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.
İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.
Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.
Çift Terapilerinin Uygulanış Sebepleri Nelerdir ?
-
Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.
-
Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.
-
Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.
-
Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.
-
Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır
-
-

Çift ve Evlilik Terapisi
Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?
Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.
Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
* Kişilerin bireysel sıkıntıları
*İlişkideki iletişim sorunları
*Duygusal sorunlar
*Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
*Çocuk yetiştirme
*Roller
*GörevlerÇift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.
Çift/evlilik terapisi hakkında,
*Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
*Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
*Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
*Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
*Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
*Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.