Etiket: Ciddi

  • İyot eksikliği tiroid hastalıkları

    İyot, tiroid hormonlarının ayrılmaz bir parçasıdır ve dolayısıyla hipotiroidi (yetersiz tiroid bezi çalışması) ve hipertiroidinin (fazla tiroid bezi çalışması ) gelişiminde önemli bir faktördür.Gereğinden çok az iyot alınması durumunda, hipotiroidi, kretinizm ve diğer iyot eksikliği hastalıkları gelişebilir. Diğer yandan, aşırı iyot alımı hipertiroidiye yol açabilir.

    İyot niçin bu kadar önemli? İyot, tiroid hormonu üretiminde, fetüsün(rahimdeki bebek) ve yeni doğan bebeğin gelişiminde temel bir unsurdur ve yaşamın tüm evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Vücutlarımız iyot üretemediğinden, sağlıklı bir beslenmeyle düzenli olarak tedarik edilmelidir.

    İyot, tiroksin(T4) ve triiyodotironini (T3) içeren tiroid hormonlarının üretiminde anahtar bileşendir.

    ​İyot ihtiyacınızı nasıl karşılayabilirsiniz? Deniz ürünleri iyi birer kaynaktır çünkü okyanuslar iyot açısından zengindir. Ancak ülkemiz için pahallı ve kısıtlı bir kaynaktır. Çoğu deniz ürününe göre iyot içeriği daha düşük olmakla birlikte iyot miktarı bakımından yumurta, et ve süt ürünleri de bitkisel gıdaların çoğundan daha zengindir. Ancak ülkemizde hayvanlar iyotlu tuzla beslenmediği için bu kaynaklardan alabileceğiniz iyot kısıtlıdır. Asıl kaynak iyotlu rafine tuzdur.

    Yaygın besinsel iyot kaynakları:

    ​İyotlu rafine sofra tuzu

    Peynir

    Tuzlu su balıkları

    İnek sütü

    Su yosunu (esmer su yosunu, kırmızı deniz otu ve nori dahil)

    Yumurta

    Kabuklu deniz hayvanları

    Dondurulmuş yoğurt

    Soya sütü

    Dondurma

    Soya sosu

    İyot içeren multivitaminler

    Yoğurt

    İyot eksikliğini önlemenin en iyi yolu, WHO tarafından önerilen strateji izlenerek, beslenmenin iyotlu tuzla uzun süre takviye edilmesidir. WHO, kardiyovasküler hastalığı önlemek için günde 5 gram dan daha az tuz alımını (günde yaklaşık 1 çay kaşığı tuza eşdeğer) önermektedir.10 Ancak günlük pratikte ülkemizde ortalama tüketim 10-14 gr dan az değildir. O halde, az ama, mutlak iyotlu rafine tuz tüketilmelidir.

    İyot eksikliği ve sağlık sonuçları Kronik iyot eksikliği sağlığınız açısından zararlı olabilir.İyot eksikliği, ciddi iyot eksikliği Bölgelerinde tiroid bezinin az çalışmasına yol açar bu bölgelerde hipotiroidinin en yaygın nedenidir. Ülkemiz için Hashimoto tiroiditi (kronik tiroidit) hipotiroidinin en sık nedenidir. İyot eksikliğinin gözle görülebilen ve tartışmaya yer bırakmayan etkisi, guatr olarak bilinen tiroid bezinin büyümesidir. Ciddi sağlık sonuçlarını önlemek için iyot eksikliğinin erken belirtilerini fark etmek önemlidir.

    İyot eksikliğinin en ciddi sonuçları, gebe veya emziren kadınlar ve çocuklarda görülür. Yeterli iyot alımı ve dolayısıyla yeterli tiroid hormonu, beynin ve sinir sisteminin normal gelişimi açısından şarttır.

    Gebelik döneminde ciddi iyot eksikliğinin neden olduğu en ciddi hastalık, fiziksel ve zihinsel büyümeyi engelleyen kretinizmdir. Ancak gebelik döneminde annedeki hafif-orta derecede iyot eksikliği bile çocuklarda düşük zekâya yol açabilir.

    Ne kadar iyoda ihtiyacınız var? Bütün yaşamınız boyunca bir çay kaşığı iyoda ihtiyaç duyarsınız ancak vücutta iyot uzun süre depolanamadığı için düzenli olarak küçük miktarlarda alınması gereklidir. Çoğu insan istenmeyen etkiler olmaksızın büyük miktarlarda iyodu tolere edebilir. Günde 1000 mikrogramdan fazla alımda gastrointestinal semptomlar, ağızda metalik tat ve tiroid problemleri oluşabilir.

    Günlük iyot gereksinimi kişinin ömrü boyunca değişir:

    Tablo . İyot Alım Miktarları

    Bebekler 90 μg/gün (0-59 ay)

    Çocuklar: (6-12 yaş): 120 mikrogram/gün

    Çocuklar: (>12 yaş) : 150 mikrogram/gün

    Ergenler ve yetişkinler: 150 mikrogram/gün

    Gebe ve emziren kadınlar: 250 mikrogram/gün

  • Tansiyon düşüklüğü ( hipotansiyon )

    Düşük Tansiyon (Hipotansiyon)

    Düşük tansiyon olarak bilinen hipotansiyon, herhangi bir semptom vermeyebilirken, birçok kişide baş dönmesi, gözlerde kararma, bayılma gibi semptomlar da yapabilir. Bazı vakalrda hayatı tehdit edici olabilir.

    Kan basıncının oluşturduğu etkiler kişiden kişiye değişmekle birlikte, sistolik (büyük tansiyon) tansiyonun 90 mm hg, diyastolik (küçük tansiyonun) tansiyonun 60 mm hg altında olması olarak tanımlanır.

    Düşük tansiyonun sebepleri basit bir dehidratasyondan ( vücudun susuz kalması) ciddi dahili ve cerrahi hastalıklara kadar değişebilir. Düşük tansiyon tedavi edilebilir bir durum olmasına rağmen asıl önemli olan sebebinin bulunması ve tedavi edilmesidir.

    Tansiyon düşüklüğü, özellikle aniden geliştiğinde kişide ciddi belirti ve bulgular verebilir. Baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu, göz kararması, bulantı, soğuk bir deri, hızlı soluma, yorgunluk, depresyon, susama hatta bayılma bunlar arasındadır.

    Ne zaman doktor görmelidir?

    Çoğu zaman tansiyon düşüklüğü ciddi bir hastalığa bağlı olmaz. Tansiyonunuz düşük olmasına rağmen kendinizi iyi hissediyorsanız, ciddi bir baş dönmesi, bulantı, fenalık hissi, gözlerde kararma yoksa basit önlemlerle –mesela su kaybına, aşırı terlemeye bağlı oluşmuş olabilir sıvı almakla birlikte şikayetleriniz gerileyebilir– tansiyonunuz yükselir. Eğer sıvı alamkla yükselmiyor ve ciddi bir baş dönmesi, bulantı, fenalık hissi, gözlerde kararma şikayetiniz devam ediyorsa veya süreklilik gösteriyorsa bir doktora görünmenizde mutlak fayda vardır.

    Nedenleri nelerdir?

    Sistolik tansiyon : İlk olarak okunan ve büyük tansiyon olarak değerlendirilen değer, kalbin kanı atarken damarlarda oluşturduğu basıncın yansıması olarak değerlendirilir.

    Diyastolik tansiyon : İkinci okunan ve küçük tansiyon olarak değerlendirilen değer ise kalp atımları arassında, kalbin dinlenmesi sırasında damarlarda oluşan basıncın yansımasıdır.

    Son rehberler bu iki değer için idealin 120/80 mm hg olduğunu belirtmekteler.

    Ancak kan basıncı çok kısa süreler içinde, normal sınırlarda kalmak şartıyla ciddi değişiklikler gösterebilir. Bu durum vücut pozisyonunuzdan, soluma hızınızdan, stres düzeyinizden, fiziksel durumunuzdan, aldığınız ilaçlardan, yediğinizden içtiğinizden etkilenebilir.

    Bazı durumlar tansiyon düşüklüğüne yol açabilir.

    Gebelik: Kadın dolaşım sistemi gebeliğin İlk 24 haftasında genişler, bu da büyük tansiyonda yaklaşık 10 , küçük tansiyonda yaklaşık 10-15 mm hg düşüşlere neden olur. Gebelik sonrası normale döner.

    Kalp hastalıkları: Düşük kalp hızı, kalp krizi, kalp yetmezliğinde, dolaşım sisteminin kalbi çok yormaması için çeşitli mekanizmalarla damarlarda genişleme yaparak tansiyonu düşürebilir.

    Endokrin hastalıklar: Hipotiroidizm- guatr bezinin az çalışması, hipertiroidizm- guatr bezinin çok çalışması, adrenal ( böbrek üstü bezi) yetmezlik, hipoglisemi- kan şeker düşüklüğü, diabet- şeker hastalığı

    Dehidratasyon- susuz kalmak: İshal, bulantı kusma, uzun süre susuz kalmak, idrar söktürücü kullanmak,

    Kan kayıpları:

    Sepsis: (ciddi enfeksiyonlar)

    Anafilaksi ( ciddi allerjik reaksiyonlar): İlaç alerjileri, yemek alerjileri, böcek sokmaları

    Yetersiz beslenme : Vitamin B12 eksikliği, folat eksikliği, demir eksikliği

    Çeşitli ilaçlar: Diüretikler ( idrar söktürücüler), çeşitli tansiyon ilaçları, parkinson hastalığı ilaçları, antidepresanlar ( depresyon ilaçları)

    Düşük tansiyon tipleri:

    Ayağa kalkınca olan tansiyon düşmesi ( postural ya da ortostatik tansiyon): Adında anlaşılacağı gibi, kişinin otururken ya da yatarken aniden kalkma sonrası olan tansiyon düşmelerini anlatır. En sık sebepleri, susuz kalma, uzun süreli yatak istirahati, gebelik, diabet, kalp hastalıkları, yanıklar, aşırı sıcak, büyük variköz damarlar, nörolojik hastalıklardır. Aynı şekilde birçok tansiyon ilacı, depresyon ilaçları, parkinson ilaçları da postürel hipotansiyon yapabilmektedir.

    Yaygın olarak yaşlı popülasyonda , özellikle 65 yaş üstünde görülmektedir. Fakat aynı zamanda tamamen sağlıklı genç bireylerde de otururken ya da yatarken ani kalkmalarda bu tansiyon düşüklüğü görülebilir.

    Postprandiyel hipotansiyon: Daha çok yaşlı kişilerde görülen özellikle yemek sonrası olan ani tansiyon düşmelerini tarifler. Bu olay yemek sonrası vücdumuzdaki kanın sindirim sistemimize yönelmesi ile ilgilidir. Sağlıklı kişilerde gerek kalp hızınınartması, gerekse kan damarlarının kasılması ile bu tansiyon düşüklüğü engellenir. Ancak bazı kişilerde, özellikle yaşlı kişilerde bu mekanizma çalışmazsa, düşük tansiyon ile baş dönmesi , göz kararması, halsizlik olabilir.

    Nörolojik kaynaklı hipotansiyon: Bu olay daha çok genç bireylerde görülebilecek bir durumdur. Özellikle uzun süreli oturma sonrası ya da yatma sonrası ani ayağa kalkma ile ilişkilidir. Burada ani kalkışla , bacaklara toplanmış kan aniden kalbe geri döner, bu kalpte tansiyonun yükseldiğine dair yorumlanır ve beyine tansiyonu düşür diye sinyal gönderir. Kalbin bu yanlış algılaması ani tansiyon düşüklüğüne neden olur ve gözlerde kararma , baş dönmesi yapabilir.

    Risk faktörleri:

    Düşük tansiyon birçok kişiyi etkileyebilir. Neden olabilecek bazı risk faktörleri vardır.

    Yaş: Özellikle yaşlı popülasyonda (65 yaş sonrası) ayaktayken veya yemek sonrası tansiyon düşüklüğü olabilir. Ortastatik hipotansiyon hızlı ayağa kalkışlarda ve yemek sonrası görülebilir. Nörolojik kaynaklı hipotansiyon ise daha çok genç bireylerde hızlı yaşam ve harekete bağlı görülebilir.

    Ilaçlar: Tansiyon ilacı alan herkes tansiyon düşüklüğü için adaydırlar.

    Bazı hastalıklar: Parkinson hastalığı , diabet , bazı kalp hastalıkları

    Tedavi ve ilaçlar:

    Eğer sizi rahatsız edecek kadar semptom veren tansiyon düşüklüğünüz varsa , asıl önemli olan bu düşüklüğe sebep olabilecek durumu saptamaktır. ( susuz kalmak mı? kalp hastalığı mı? Seker hastalığı mı?, guatr hastalığı mı? ) eğer kulandığımız ilaçlara bağlı bir tansiyon düşüklüğü varsa doktorunuzla konuşarak doz azaltımına gidilebilir.

    Eğer tansiyon düşüklüğünü açıklayabilecek yeterli bulgumuz yoksa, yapılacak olan sağlık durumumuza, var olan hastalıklarımıza, yaşımıza bağlı olarak düşük tansiyonumuzu yükseltmeğe çalışmak ve var olan şiakayetlerimizi en aza indirmektir. Bunun için birçok yol vardır.

    Daha fazla tuz almak; Diyetteki tuz miktarını arttırmak tansiyonumuzda anlamlı bir artış sağlayabilir. Ancak kalp hastalığı olan, yüksek tansiyonu olan ve özellikle yaşlı olan hastaların doktorlarına danışarak bunu yapması daha uygundur.

    Daha fazla su içmek: Bu öneriden herkes fayda sağlayabilir. Su kan hacmini arttırarak dehidratasyondan ( vücudun susuz kalmasından ) vücüdu korur. Hem tansiyonu yükselterek hem de dehidratasyondan koruyarak tansiyonu yükseltir.

    Bacak basınç çorapları: Özellikle geniş variköz venleri ( varisleri ) olan kişiler fayda görür. Genişlemiş bacak damrlarında toplanmış kanın kalbe dönüşünü kaolaylaştırarak tansiyon düşüklüğünü azaltırlar.

    İlaçlar: Kronik ortostatik hipotansiyonu ve ciddi semptomları olan hastalar doktor kontrolünde

    çeşitli ilaçlar kullanabilirler.( örn. steroidler)

    Yalnız tedavide asıl önemli olan, altta yatan sebebi bulup ona yönelik yaşam tarzı değişikliğini ve tedavisini yapmaktır.

    Yaşam tarzı değişklikleri;

    Sonuç olarak düşük tansiyonunuzu yükseltmek için yapılabilecekleri şöyle sıralayabiliriz.

    Bol su için alkol alımını azaltın; Alkol vücüt su oranını azaltarak tansiyonu düşürür. Su ve diğer sıvılar ise kan hacmini arttırarak tansiyonu yükseltir.

    Sağlıklı beslenin: sebze , meyze balık ve tavuk eti içeren besinlere ağırlık verin, doktorunuzun önerisiyle gerektiği kadar diyetteki tuz oranını arttırın.

    Vücüt pozisyon değişikliklerini yavaşça yapın: Özellikle yatar ve oturur pozisyondan ayağa, ani olarak kalkmayın. Özellikle sabah yataktan kalkarken derin bir nefes alın ve kalkmadan önce bir kaç dakika yatakta oturun , sonra kalkın. Uyurken başınızı biraz yüksek tutun . Eğer tansiyon düşüklüğü semptomları hissederseniz ( baş dönmesi, göz kararması, halsizlik) düz bir zemine uzanarak ayaklarınızı, bacaklarınızı bir sandalye veya benzeri bir yüksek yere koyun. Bu hareket kanı bacaklarınızdan kalbe ve beyine yönlendirecektir.

    Sık sık yiyin, karbonhidrat içeriği az yiyecekler tütekin: Bu yeme tarzı özellikle ağır yemeklerden sonra oluşacak tansiyon düşmelerini engelleyecektir. Öğünlerinizin karbonhidrat ( patates, pirinç, pasta ve ekmek) içeriğinin az olmasına dikkat edin. Aynı zamanda bilinen bir yan etki olmadığı sürece çay ve kahve içmek düşük tansiyonunuzun yükselmesinde fayda sağlayacaktır. Yalnız unutmayın ki özellikle kahve kalp hastalarında ciddi yan etkiler (çarpıntı, tansiyon yükselmesi) yapabileceğinden doktorunuza danışmadan kahvenin fazla tüketimine gitmeyiniz.

    Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Adenovirüs enfeksiyonları herzaman gündemde

    Adenovirüslar DNA virüsları olup ,gerek çocuk ve gerekse erişkinlerde ciddi tablolara yol açarlar.

    Solunum yolu enfeksiyonlarının esas nedeni virüslardır. Adenovirüsların yol açtığı solunum yolu enfeksiyonları ise her yaş grubunda görülmesi ciddi seyretmesi ve farklı klinik tablolarda karşımıza çıkması ile ayrıca önem taşımaktadır.

    Solunum yolu adenovirüsları üst yolunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu gibi

    Krup

    Bronşit

    Bronşiolit

    Zatürre

    Zatülcenp ( akciğer zarlarının iltihaplanması) yol açabilirler.

    Adenovirüsların diğer bir özelliği de solunum yolu dışında birçok organda yerleşim göstererek hastalık tablosu oluşturmasıdır.

    Karaciğer iltihaplanması

    Nörolojik hastalıklar

    Beyin iltahaplanması

    Üriner sistem enfeksiyonları

    Göz enfeksiyonları ( konjoctivit)

    Barsak iltihaplanmasına da yol açmaktadır.

    Adenovirüs enfeksiyonu belirtileri yerleştiği organa göre değişim gösterir.

    Üst solunum yollarını tutan adenovirüs enfeksiyonlarında

    Burun akıntısı

    Ateş

    Öksürük

    Lenf bezlerinde büyüme

    Gözlerde kanlanma görülür.

    Adenovirüslara bağlı olarak gelişen alt solunum yolları enfeksiyonlarında ise tablo ağır seyreder.

    Ateş

    Öksürük

    Hırıltı nefes alma

    Nefes almada zorluk

    Siyanoz gelişebilir.

    Solunum yolu adenovirüsların da bulaşım

    Tükrük

    Burun salgısı

    Balgam gibi materyelle bulaşım sonrası gelişir.

    Hava yoluyla bulaşım önemlidir.

    Bu virüs bulaştığı ortamda saatlerce ve günlerce canlı kalabilir. Dış ortamda uzun süre canlı kalan bu virüslar dezenfektan maddelere dayanıklıdır.

    Bu özelliği adenovirüs enfeksiyonunun kontrol altına alınmasını zorlaştırır ve salgınlara yol açar.

    Çocuklar enfeksiyonu adenovirüsla bulaşmış ortamlardan alırlar.

    Oyuncaklar

    Oyun parkları

    Diş fırçasının paylaşılması ve enfekte olan musluk, kapı kollarına temas sonrası bulaşım önemlidir.

    Adenovirüs enfeksiyonunun kuluçka dönemi 2 – 14 gün arasında değişmektedir. Hastalığın ilk günlerinde bulaştırıcılık yüksektir. Adenovirüs enfeksiyonlarında bulaştırıcılık uzun sürer ve bu özellik aylarca sürebilir. Bu enfeksiyonun tekrarlama riski mevcuttur.

    Adenovirüs enfeksiyonlarında tanı

    Viral antijen

    Viral kültür

    PCR yöntemi ile yapılmaktadır.

    Bu enfeksiyon da tanı koymak zordur. Klinik ve laboratuvar bulguları ile birçok bakteriyel ve viral hastalıkla karışabilir. Bakteriyel ve viral enfeksiyonların ayırımında kullandığımız testlerde karmaşa mevcuttur.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda yüksek bulduğumuz

    beyaz küre

    crp

    prokalsitonın değerleri adenovirüs enfeksiyonlarında yüksektir.

    Bu parametrelerdeki yükseklik klinikte yanılgıya neden olmakta. Hastalıklar bakteriyel enfeksiyon olarak değerlendirilmekte ve antibiotik başlanmaktadır.

    Çocuklarda solunum yolu adenovirüslarına ikincil olarak akut solunum yolu yetmezliği gelişebilir. Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda sık olarak görülen bu tablo ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.

    Özellikle kök hücre transplantasyonu yapılan çocuklarda adenovirüs enfeksiyonlarının reaktive olduğuna dikkat çekilmektedir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedavi suratla başlanmalıdır. Sidofovirin veya Ribovirin tedavisinin etkili olduğu vurgulanmaktadır.

    Destekleyici tedavi önemlidir.

    Sonuç olarak ;

    Adenovirüs enfeksiyonları ciddi seyreden enfeksiyonlardır.

    Adenovirüsların enfekte ettikleri ortamda uzun süre canlı kalabilmeleri ve dezenfektanlara dirençli olması enfeksiyonun kontrolü zorlaştırır.

    Erken tanı ve tedavi önemlidir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedaviye süratla başlanmalıdır.

    Anahtar kelimeler:

    Adenovirüs enfeksiyonu

    Solunum yolu viral enfeksiyonları

  • Kızamık salgını gündemde

    Dünya sağlık örgütü verilerine göre her yıl kızamık aşısı yapılamayan 2.6 milyon insan kızamık enfeksiyonu nedeniyle kaybedilmektedir.

    Kızamık aşısının yaygın şekilde uygulandığı ülkelerde bu hastalığın kaybolduğu düşünülürken son yıllarda ciddi boyutlu salgınların görülmesi kızamık hastalığını gündeme taşımıştır.

    Avrupa ülkelerinde kızamık vakalarında ciddi artışlar görülmektedir.

    Gürcistan ve diğer komşu ülkelerde kızamık salgınları önemlidir.

    Ocak 2019 da Türkiye de kızamık vakalarında artışa dikkat çekilmiştir.

    Bu salgınların ortaya çıkısındaki esas neden

    Göçler

    Aşı karşıtı yaklaşımlardır.

    Ülkemizde 2017 yılında 23 bin çocuk ailenin aşıyı ret etmesi sonucu aşılanmamıştır.

    Aşı reddi oranı ciddi şekilde artmaktadır.

    Aşı oranlarının yetersiz olması

    Aşı etkinliğinin düşük olması hastalığın ciddi boyutlara ulaşmasına yol açar.

    Kızamığa neden olan virüs, bir RNA virüsü olup, tek bir serotipi mevcuttur.

    Bulaşım yolu enfekte solunum yolu salgıları ile olmaktadır. Hastalar öksürük hapşırma yolu ile bu virüsü ortama salmaktadırlar.

    Hastalığın kuluçka dönemi 8-12 gündür.

    Hastalığın bulaşıcı olduğu dönem döküntülerin çıkmasından 3-5 gün önce başlar ve döküntüler çıktıktan 4 gün sonrasına kadar devam eder.

    Kızamık belirtileri;

    Ateş (38 santigrat derece ve daha yüksek)

    Öksürük

    Burun akıntısı

    Vücutta döküntüler karekterizedir.

    Hastalığı takiben ciddi komplikasyonlar görülür.

    Orta kulak iltahabı

    Zatürre

    Krup en sık görülen komplikasyonlardır.

    Kızamık virüsü beyni etkiler

    Beyin iltahabına yol açar.

    Özellikle erken yaşta kızamık kızamık geçiren çocuklarda hastalık geçirildikten yıllar sonra gelişen subakut seklerozan panensefalit (SSPE) ölümle sonuçlanan dejeneratif bir sinir sistemi hastalığıdır.

    Bu kadar ciddi tablolara yol açan kızamıktan korunma çocukluk yaş grubunda uygulanan kızamık aşısı ile mümkündür. Bu aşı ülkemizde çocuklara 2 kez uygulanmaktadır.

    İlk doz 12 -15 ay

    İkinci doz 4-6 yaş uygulanır.

    Hastalık çocuklarda

    Erişkinlerde

    Ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde çok ağır seyretmektedir.

    Kızamık salgını nasıl yönetilmelidir?

    Tüm çocukların aşılanması önemlidir. Göçlerin yaygın olduğu ülkemizde göçmenlerin aşılanması ve takibi gerekir.

    Kızamık enfeksiyonu geçirmeyen veya aşılanmamış erişkinlerin kan testi yaptırarak bağışıklık durumunun belirlenmesi önemlidir. Erişkinlerin aşılanması gündeme gelmelidir.

    Kızamık aşısının yan etkisi yoktur. Otizm riski taşıyan bireylerde güvenle uygulanabilir.

    Aşı karşıtı görüşleri dikkate almayınız. Bu konudaki yanlış bilgilendirme ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

  • Ateş düşürücülerin etkili olmaması, ciddi hastalık belirtisi midir?

    Günümüzde çocuk acillere en çok başvuru yüksek ateş yakınması ile olmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu kendiliğinden iyileşen ve tedavi gerektirmeyen basit viral hastalıklar olsa da, bir kısmı da antibiyotik tedavisi gerektiren ciddi bakteriyel enfeksiyonlar olabilir.

    Genel olarak ateşin ateş düşürücüler ile kolayca düşmesi durumunda altta yatan nedenin ciddi bir hastalık olmadığına inanılmaktadır. David King, Arch Dis Child.2013 te yayınlanan makalesinde, şimdiye kadar bu konuda yapılmış araştırmaları derlemiş ve sonuç olarak ne ateşin kolay düşmesinin hastalığın basit, ne de ateşin ateş düşürücüler ile kolay düşmemesinin ciddi hastalıkların göstergesi olmayabileceğini yorumunu getirmiştir.

    Yani menenjit, zatürre gibi ciddi tedavi gerektiren hastalıklarda ateş, ateş düşürücü ile kolayca düşebileceği gibi,ciddi tedavi gerektirmeyen ve kendiliğinde iyileşebilen hastalıklarda da ateş düşürücülere iyi cevap alınamayabilmektedir.

    O halde, ateş düşürücelere cevaptan yola çıkarak, nasılsa kolay düşüyor ciddi değildir, veya ateş düşürücü ile düşüremiyorum çok ciddidir düşüncesi doğru değildir. Bu değerlendirmeyi doktora bırakmak en doğrusu olacaktır.

    Dr.Ertugrul Guler

  • Bebeklerde asla ihmal edilmemesi gereken 6 ciddi belirti!

    İlk defa çocuk sahibi olmak harika bir duygu ama başta bebeğinizin ilk hastalığı olmak üzere korkutucu anları da beraberinde getiriyor.

    Her küçük öksürük veya kızarıklıkta hemen alarma geçmek kolaydır. Peki, ciddi durumları ebeveyn kuruntularınızdan ve bir sonraki doktor kontrolüne kadar bekleyebilecek durumlardan nasıl ayırabilirsiniz?

    Bebeklerde asla ihmal etmemeniz gereken altı ciddi belirtiyi aşağıda bulabilirsiniz.

    1. Dudak morarması (siyanoz) Bebeğinizin dudakları morarıyorsa veya ağzında veya dilinde morarma varsa, bu bebeğin yeterli oksijen alamadığının göstergesidir. Bu sağlık durumu siyanoz olarak bilinir.

    Ne yapmalısınız?
    Bebeğinizde morarma görüyorsanız, 112’yi arayın ve acil e gidin

    2. Nefes darlığı
    Her bebekte zaman zaman hırıltı veya inilti görülür. Ancak, bebeğinizin nefesi devamlı olarak derin ve hızlıysa ve göğüs kaslarını gerektiğinden daha fazla kullandığını ve burun deliklerinin iki yana açıldığını gözlemliyorsanız, bebeğiniz nefes darlığı çekiyor olabilir.

    Ne yapmalısınız?

    Hemen çocuk doktorunuzu arayın. Bu durumu mesai saatleri dışında gözlemliyorsanız, acil servise gidin.

    3. 38°C’den Yüksek Ateş (yenidoğanlarda)
    Bebeğiniz üç aylıktan küçükse ve makattan alınan ateş 38°C’den yüksekse, çocuk doktorunuzu aramalısınız. Yenidoğanlarda ateş birçok farklı sebeple ortaya çıkabilir. Bebeğinizde hafif bir soğuk algınlığı da olabilir, menenjite yakalanmış da. Bu nedenle, yenidoğanlarda yüksek ateşi çok ciddiye alıyoruz.

    Ne yapmalısınız?
    Yenidoğanlarda ateşi her zaman makattan ölçün, çünkü diğer konumlarda aynı doğruluğu yakalayamazsınız.
    Yeni doğan bebeğinizde yüksek ateş varsa, doktorunuzu arayın.
    Yenidoğan, ateşin nedenini bulmak amacıyla omurilikten su alma dâhil olmak üzere bir dizi tetkik için hastaneye yatırılabilir ve antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulabilir. Bağışıklık sistemleri daha gelişmiş olan daha büyük çocuklarda ateş her zaman ciddi olmayabilir.

    4. İlerleyen sarılık

    Yenidoğanınızda doğum sonrasında sürekli ilerleyen bir sarılaşma varsa, bebeğiniz ilerleyen sarılık geçiriyor olabilir.
    Sarılık her zaman tehlikeli değildir. Bazı durumlarda normaldir ve kendi kendine iyileşir ama iyileşmek yerine ilerleme görülüyorsa, değerlendirilmesi gerekebilir”.

    Bilirubin karaciğer tarafından üretilir. “Bebeğin karaciğeri bir fırın gibidir: Çalışması zaman alır ama çalışmaya başladığında, sorunsuz işler,” “Bebek doğduğunda, karaciğeri gerektiği gibi çalışmıyorsa, bilirubin vücutta birikebilir ve derinin sarılaşmasına yol açabilir”.

    Bilirubin düzeyleri çok yükselirse, beyni etkileyerek nöbetlere ve kalıcı hasara yol açabilir.

    Ne yapmalısınız?
    Bebeğinizi daha sık besleyiniz. Böylece, bebek fazla bilirubini dışkısından atabilir.
    Sonraki adım ise, bebeğinizi morötesi (UV) ışık altında (fototerapi) tutarak, bilirubinin parçalanmasını arttırmaktır. Bilirubin düzeyi yükselirse, kan nakli gerekebilir.
    Evde bakım ,bazende ışık tedavisi (fototerapi) genellikle bilirubin düzeyini, bebeğinizin vücudunun fazlalığı kendi başına atmasını sağlayacak kadar düşürmek için yeterlidir.”

    5. Sıvı kaybı

    Bebeğinizin bezleri hep kuruysa, sıvı kaybından endişelenmek gerekir.Bebek altı günlük olana kadar, günde artı bir ıslak bez, sonraki günlerde ise günde altı ıslak bez görmek isteriz.
    Buna göre, iki günlük bir bebekte iki bez, üç günlük bebekte üç bez ıslak olmalı ve ilerleyen günlerde de bu şekilde artış gözlemlenmelidir.
    Şiddetli sıvı kaybının diğer belirtileri ağız kuruluğu, gözlerde içe göçme ve uyuşukluktur.

    Ne yapmalısınız?

    Mümkün olan en kısa sürede doktorunuzu arayıp tavsiyesini almanızı öneririz. Doktorunuz, bebeğinizi sık emzirme veya mama vermenizi tavsiye edebilir. Bu tür durumlarda, bebeğe su vermek genellikle iyi gelmez, çünkü su sodyum değerlerinin düşmesine ve bebeğin nöbet geçirmesine yol açabilir.

    6. Açık sarı safra kusma

    Çocuklar kusar. Hem de çok. Çok öksürmekten, çok ağlamaktan, çok yemekten ve her yerden kapabileceği mide virüslerinden kusar.
    Ancak, bebeğiniz yeşilimsi safra kusuyorsa, durum ciddidir. Koyu renk kahve telvesine benzer kusmuk da ciddi olabilir.
    Yeşil safra, bağırsak tıkanıklığının işareti olabilir ve hemen dikkate alınması gerekir. Kahve telvesine benzeyen kusmuk ise iç kanamaya işaret edebilir. Kafa yaralanması sonrasında kusma da dikkate alınmalıdır, çünkü beyin sarsıntısının ya da kafatası içinde kanamanın işareti olabilir. Kusma olsun veya olmasın, kafa yaralanmaları her zaman bir doktor kontrolünden geçirilmelidir.

    Ne yapmalısınız?

    Yeşilimsi safra ya da kan rengi kusma, hemen bir çocuk doktoru tarafından değerlendirilmelidir..
    Kusma olsun veya olmasın, kafa yaralanmaları her zaman bir doktor kontrolünden geçirilmelidir. Hemen doktorunuzu aramanızı ve onun tavsiyelerine uymanızı öneriyoruz.
    Sonrasında pişman olmaktansa, tedbiri erken almak her zaman iyidir. Herhangi bir şüpheniz varsa, içinizdeki sesi dinleyin ve çocuk doktorunuzu arayın.