Etiket: Çevresi

  • Balolar ve düğünler mevsiminde..

    Nisan, Mayıs, Haziran…
    Bu aylar mezuniyet balolarının, bahar konserlerinin, kışa veda, yaza merhaba buluşmalarının ve özellikle düğünlerin dönemidir. Ne yapsak da, daha iyi görünsek diye düşünüyorsanız, gençleşmenin en pratik ve en etkili iki kozmetiğini yeniden düşünün derim; Dolgu ve Botox!

    NASIL YARARLANABİLİRİZ?
    Botox’un en etkili olduğu yerler dinamik çizgiler yani mimikler sonucunda oluşan hareketli çizgilerdir. Bunlar genellikle alında, kaşların arasında ve göz kenarlarında ortaya çıkarlar. Gün boyunca sayısız mimik yaparız. Botox mimikleri ölçülü bir şekilde kısıtlar. Böylece hem görünümü düzeltir hem de çizgilerin derinleşmesini önler.

    Botox özellikle alın ve göz çevresindeki çizgilerde çok etkilidir. Ne var ki etkisini 3-4 ay içinde kaybeder ve yeniden yapılması gerekir. Düzenli olarak Botox yaptırılırsa, kırışıklıklar gerçekten azalır ve Botox ihtiyacı seyrekleşir. Bu nedenle çok fazla mimik yapan gençlere de koruyucu amaçlı Botox uygulaması yaparız.

    Dolgular ise,esas olarak, çöküntüye uğrayan, büzülen, cilt altı boşalan yerleri dolgunlaştırmak için kullanılır. Örneğin çöken elmacık kemikleri, yanaklar, burundan dudaklara, dudaklardan çeneye doğru uzanan çöküntü çizgileri, çenedeki deformasyon ve büzülen dudaklar dolguyla düzeltilir. Gençler de dolgudan yararlanabilirler. Yüz şeklini, dudaklarını, dengeli bir şekilde geliştirebilirler.

    Dolguların en güzel tarafı uzun süre dayanıklı olmalarıdır. Küçük rötuşlarla en az iki yıl etkisi devam eder. Özellikle yanaklarda ve dudaklarda harika sonuçlar yaratırlar.

    Biz genellikle göz çevresinde Botox, yanak ve ağız çevresinde Dolgu kullanmayı tercih ederiz.

    DOĞALLIK
    Yüzü değiştirmek yada gençleştirmek İsteriz tabii ama nasıl? Hem kırışıkları gidereceksiniz, hem doğal görüneceksiniz, hem değişecek, gençleşeceksiniz, hem de kimse size ne olduğunu anlamayacak.. Yapılan işlemler kişiliğinizle, yaşam tarzınızla uyumlu olacak, yüz biçiminiz, iskeletiniz, cilt tipiniz, renginiz, ağız-burun-göz- dudak gibi yüz hatlarınız ve aralarındaki mesafeler tüm ayrıntılarıyla doğallığını koruyacak..

    Kuşkusuz her işlem için farklı bir süre ile bir şeyleri kapatmanız gerekebilir. Ama birkaç gün geçtikten sonra sadece dinlenmiş, mutlu görünmeniz gerekir. İnanın bu kadarı kulağa az gelse bile o kadar büyük farklar yaratır ki..

    Kozmetik değişimlerde ilke, en azla yetinmektir. Tabii bu gibi müdahalelere ilk belirtilerle hemen başlanırsa, yaşam boyu daima azla yetinmek mümkün olur.
    Örneğin bazı gençlerin yüz mimikleri daha otuzuna gelmeden kaz ayakları oluşacağını, çatık kaşların yerleşik bir hale geleceğini ve marionette çizgilerin derinleşeceğini açıkça belli eder. Biz bunları sorun haline gelmeden önlemek için 17-18 yaşında Botox yaparız. Böylece mimikler değişir ve değişim kalıcı olur. Bu yaşta işlemi sadece 2-3 kere tekrarlamak yeter.

    DOLGU VE BOTOX’UN YERİ AYRIDIR
    Gerginlik ve dolgunluk için ister cerrahi yapılsın ister thermage yapılsın, ister fraxel yapılsın, dolgunun yeri çok farklıdır.

    · Dolgu direkt olarak belli bir hedefe yönelir. Doğru yere, doğru dozda, doğru derinlikte uygulanırsa tüm yüz konturunu onarır.

    · Botox da öyledir. O da kırışık mimiğinin özüne işler ve sorunu yerinde ortadan kaldırır.

    Ancak ikisi farklı yerlerde kullanılır ve birbirini tamamlar;

    Ağız çevresindeki ve yanaklardaki kırışıklıkların en iyi tedavisi dolgudur. Göz çevresi ve alındaki çizgilerin en iyi tedavisi ise botox’tur. Gevşeme- çöküntü miktarı arttı ise, bu tedavilere Fraxel laser, cerrahi veya thermage (Radyo frekansı) ilave edilebilir. Hastanın yaşı genç ise thermage, daha olgun kişiler için ise fraxel laser tercih edilir diyebiliriz. Cerrahi Fraxel’den sonra yapılırsa çok daha uzun ömürlü olur..

  • Metabolik sendrom ve insülin direnci nedir?

    Metabolik Sendrom Nedir?

    Kalp ve damar hastalıklarına neden olan tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), şişmanlık (obezite), şeker hastalığı ( tip 2 diyabet) ve kan yağlarında yükseklik gibi hastalıkların aynı kişide bir arada bulunmasına “metabolik sendromu” denir.

    Metabolik sendromun oluşmasında insülin rezistansı önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle ‘”nsülin rezistans sendromu' olarak da adlandırılmaktadır.

    İnsülin Rezistansı (Direnci) Nedir?
    Metabolik sendromda özellikle karın çevresi yağ miktarı artmıştır. Yağ miktarı artınca kanda insülin düzeyi artmakta, kan şekeri azalmakta, sonuçta kişi çabuk acıkmakta, yemek yeme arzusu artmakta ve sonuçta daha fazla kilo artışı olmaktadır. Kişide kan şekerinin normal sınırlarda kalabilmesi için pankreas aşırı miktarda insülin üretmektedir. Uzun süreli insülin yüksekliğine bağlı olarak pankreasın yorulması sonucunda yeterli insülin salgılanamayınca ve kan şekeri yükselerek şeker hastalığı (diyabet) ortaya çıkacaktır.

    İnsülin Direnci Neden Önemsenmeli?

    Çünkü gizli şekerli hastaların (bozulmuş glukoz toleransında) % 60 ve tip 2 diyabet hastalarının %60-75'inde insülin direnci vardır.

    İnsülin direnci çoğu kez aşırı insülin salınımı ile birliktedir. Kan şekeri yükselmesi insülin direncinin ileri evresini oluşturur..

    İnsülin Direncim Var mı Nasıl Öğrenebilirim?

    Yaklaşık 8 saatlik açlık sonrası sabah alınan kan örneğinden kan şekeri ve insülin düzeylerinize bakılması yeterlidir. İnsülin direncini klinik pratikte en sık kullanılan yöntem HOMA formülüdür.

    HOMA formülü: Plazma insülin düzeyi ile plazma glukoz düzeyinin (mg/dl) çarpımının 405'e bölünmesi ile elde edilen değerdir.

    Normal bir kişide bu oranın 1.4 – 2.7 arasında olması gerekir

    İnsülin direnci var denilebilmesi için oranın 2.7' nin üzerinde bulunması gerekir.

    İdeal Bel Çevresi Ne Olmalı Olamlı?

    Karın bölgesindeki yağlanma “abdominal obezite” olarak adlandırılır. Abdominal obezite bel çevresi ölçümüyle değerlendirilir. Avrupalılarda sınır değerler kadınlar için: 80 cm, erkeklerde ise 94 cm'in altında olması gerekir.

    Ayrıca abdominal obezite,bel çevresinin kalça çevresine oranı kadınlarda 0.85 erkelerde 0,9'un üzerinde olması olarak da tanımlanmaktadır.

    Metabolik Sendrom ile İlişkili Durum ve Hastalıklar Nelerdir?

    Metabolik sendromunda şeker hastalığı dışında, kan yağlarında yükselme, kalp hastalığı tansiyon yüksekliği, karaciğer yağlanması, kanda ürik asit yüksekliğine bağlı olarak gut hastalığı, kadınlarda polikistik over sendromu, adet düzensizlikleri, tüylenmede artma ve erkeklerde prostat büyümesi görülebilmektedir.

    Metabolik Sendrom veya İnsülin Direnci Kanser Riskini Arttırıyor mu?

    Son yıllarda insülin direncine bağlı olarak şişmanlarda pankreas, karaciğer, meme, kalın barsak ve kadın üreme sistemi kanserlerinde artış olduğu bildirilmektedir.

    Metabolik Sendrom ile İlişkili Hastalık veya Durumlar Nelerdir?

    a. Şişmanlık (Obezite)

    b. İnsülin Direnci

    c. Bozulmuş Şeker (glukoz) Toleransı

    d. Tip 2 Diyabet

    e. Trigliserit Yüksekliği

    f. Kötü Kolesterol (LDL- kolesterol) Yüksekliği

    g. İyi Kolesterol (HDL- kolesterol) Düşüklüğü

    h. Tansiyon yüksekliği (Hipertansiyon)

    i. Kalp Damarlarında Tıkanıklık ve Kalp Krizi (miyokard infarktüsü)

    j. Beyin damarlarında tıkanıklık veya kanama ve Felç (inme)

    k. Böbrek Yetersizliği başlangıcı (İdrarda albumin kaçağı olması)

    l. Karaciğer de aşırı yağlanma ve yağlanmaya bağlı siroz gelişimi (Alkole Bağlı Olmayan Karaciğer yağlanması karaciğer sirozuna varan karaciğer hasarına neden oluabilir)

    m. Damar duvarında hücre bozukluğu ve Pıhtılaşma Eğilimi

    n. Uyku-Apne Sendromu (uykuda nefesinizin uzun süre durması veya uykuda horlama)

    o. Polikistik over sendromu (kadın yumurtalığında çok sayıda kiste bağlı şişmanlık ve aşırı tüylenme, adet düzensizliği ile seyreden bir hastalık) . Polikistik over sendromu olan kadınlarda şeker hastalığı 3–7 kat daha fazla görülür ve kalp ve damar hastalığı riski de aynı şekilde yüksektir.

    p. İleri yaşta bunama.

    Son zamanlarda metabolik sendromluhasta sayısında giderek büyük bir artış vardır.

    Dünya nüfusunun dörtte birinde metabolik sendrom bulunmaktadır.

    ABD'de metabolik sendromlu hasta sayısı, orta yaşlardaki kişilerde %20-30'u hatta son zamanlarda %40'ı bulmuştur.

    Ülkemizde metabolik sendrom sıklığını belirlemek için Türkiye metabolik sendrom araştırma (METSAR) grubunun yaptığı çalışmaya göre ülkemizde kentsel yerleşimlerde metabolik sendrom sıklığı ortalama % 33,82 dir.

    METSAR'ın verilerine göre Türkiye'de 20 yaş üstü nüfusun %33'e yakını metabolik sendromludur. Bu durum Avrupa ve ABD verileriyle paralel bir sonuç göstermektedir.

    Araştırmadaki diğer önemli bir sonuç ise kadın nüfusun erkek nüfusa oranla daha fazla risk altında bulunmasıydı. Türkiye geneli ortalaması metabolik sendroma yakalanma sıklığı kadınlarda daha fazladır. Metabolik sendrom oranı erkeklerde % 28,8 iken, kadınlarda % 41,1 olduğu saptanmıştır.

    2000 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 30 yaş ve üzerindeki 9.2 milyon kişide metabolik sendrom mevcuttur ve koroner kalp hastalığı geliştiren bireylerin % 53'u aynı zamanda metabolik sendrom hastasıdır.

    Metabolik Sendromun Oluşması

    Metabolik sendromun tüm bileşenlerinin nedenlerini açıklayabilecek tek bir genetik, infeksiyoz veya çevresel faktör henüz tanımlanamamıştır. Metabolik sendrom, insulin direnci zemininde gelişen çok yönlü bir hastalıktır.

    Metabolik sendrom parametrelerinin ortak kökünün göbek çevresindeki (visseral) yağlanma ve insülin direnci olduğu kabul edilir. Ancak, aslında insülin direnci başladığında yolun yarısı çoktan geçilmiş durumdadır.

    Beslenmedeki hatalar, kasların hareketsizliği ve sonuçta oluşan hücre içi enerji fazlalığına karşı organizma kendisini korumak için bir seri olağanüstü uyum mekanizmalarını harekete geçirir.

    Genetik yatkınlık söz konusu olsa da, modern kent hayatının getirdiği sedanter yaşam ve yüksek kalorili fast-food tarzında hatalı beslenme sendromun seyrini alevlendirir.

    Metabolik Sendrom Kimlerde Daha Fazla Görülür?

    Kahvaltı yapmadan güne başlayan, kısa mesafelere yürüyüş yerine araca binmeyi tercih eden, günün büyük bir kısmını masasının başında, televizyon veya bilgisayar karşısında hareketsizce geçiren, öğle yemeğini hızlı fast-food tarzı yiyeceklerle geçirip akşam eve geldiğinde ise yemeklere saldırıp televizyon karşısında uyuyakalan, egzersiz yapmaktan uzak kalan insanların hastalığıdır.

    Metabolik Sendromun Tanı Kriterleri Nelerdir?

    Metabolik sendrom ile ilgilenen çok farklı etkin ve yetkin kuruluşlar metabolik sendromun tanı kriterlerini kendilerine göre belirlemiştir. Ancak bugün için National Cholesterol Education Program (NCEP) Adult Treatment Panel III kısaltılmış adı ile (ATP III)-2001, Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık kullanılan tanı kriteridir.

    ATP III'e göre Metabolik Sendromun Tanı Kriterleri:

    Aşağıdaki 5 kriterden en az üçünün bulunması

    1. Erkek tipi şişmanlık ( yağların karında birikmesi): Erkeklerde bel çevresinin 102 cm'den fazla, kadınlarda 88 cm'den fazla olması

    2. Kanda trigliserit denen yağın 150 mg/dl den yüksek olması

    3. Buna karşın HDL kolesterol denen iyi kolesterolün erkeklerde kanda 40 mg/dl, kadınlarda ise 50mg/dl'den düşük olması veya kişinin yağlarındaki bozukluğu düzeltmesi için ilaç kullanıyor olması

    4. Tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) Büyük tansiyonun 13, küçük tansiyonun 8.5' dan fazla olması veya kişinin tansiyon ilacı kullanıyor olması,

    5. Açlık kan şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde bulunması

    Tanı kriterlerinde cinsiyete göre değişkenlik vardır.

    Kadın

    Erkek

    Göbek çevresi

    88 cm üzeri

    102 cm üzeri

    Bel çevresi / kalça çevresi

    0.85 üzeri

    0.90 üzeri

    HDL-K

    50 mg/dL düşük

    40 mg/dL düşük

    Metabolik Sendrom Neden Önemsenmeli?

    Metabolik sendromu olan kişilerin kalp krizi veya inme (felç) geçirme riski, olmayanlara kıyasla üç kat daha fazladır. Bu hastalıklar nedeniyle ölme riski ise metabolik sendromu olan kişilerde iki kat yüksektir.

    Metabolik sendromu olan kişilerde tip 2 diyabet gelişme riski beş kat, koroner kalp hastalık gelişme riski 3 kat artmıştır.

    Dünya genelindeki 200 milyon diyabet hastasının %80'inin, kalp ve damar sistemi hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybedeceği tahmin edilmektedir. Metabolik sendromlu hastalarda kalp ve damar hasatlıklarına bağlı ölüm oranı %12 buna karşın metabolik sendromu bulunmayanlarda ise bu oran %2.2'dir.

    Bu veriler, metabolik sendromun sekel bırakması ve ölümcül olması açısından başta gelen hastalıklar arasında yer aldığını ortaya koymaktadır.

    .

    Yağlı Karaciğer Hastalığı (Non-alkolik hepatosteatoz)

    Hastalık karaciğer yağlanması olarak da adlandırılır. Çoğu kez hastalık karaciğer enzimlerinde yükseklik ve yapılan karaciğer ultrasonunda basit yağ birikimine bağlı olarak “karaciğerde yağlanmanın” görülmesi ile teşhis edilir.

    Siroz ve karaciğer kanserine neden olabilmektedir. Şişmanların (obez) yaklaşık %75'in de yağlı karaciğer görülürken siroz gelişme oranı ise %2–3 arasındadır.

    Metabolik Sendrom Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Kalp ve damar hastalıkları, , tansiyon yüksekliği, kalp krizi ve felç geçirme, tip 2 diyabete yakalanma olasılığı giderek artar ve ani ölümler görülebilir. Önlem alınmadığında tüm olumsuz sonuçlar, en geç 7 yıl içinde ortaya çıkar.

    Metabolik Sendrom ile Nasıl Mücadele Edelim?

    Metabolik sendrom mutlaka tedavi edilmelidir. Yapılacak olan tedavi çok yönlü olmalıdır. Şişmanlık varsa hedef yılda %5–10 kilo vermeyi sağlamak olmalıdır. Kiloda %10'luk azalmanın sağlanması kişide mevcut olan şikâyetlerin de azalmasını sağlayacaktır.

    Hedefler Ne Olmalı?

    a) Kilo verme

    – %5-10'luk kilo kaybı bile metabolik sendromun tüm bileşenlerini kontrol altına alabilir.

    – %7'lik kilo kaybı ile birlikte duzenli fizik aktivite 4 yıl içinde tip 2 diyabet gelişme riskini %50 oranında azaltmaktadır.

    b) Fiziki aktivite

    c) Şişmanlığın azaltılması

    d) İnsülin direncinin düzeltilmesidir.

    Metabolik sendromun tedavisi için yaşam tarzı değişikliğinin öncelikli olarak yapılması gerekir. Yaşam tarzı değişikliği, sağlıklı beslenme ve spor yapmayı kapsar. Yapılan yaşam tarzı değişikliği sayesinde şeker hastalığı gelişme riskini %50 oranında azaltmak mümkündür.

    Bu sırada tansiyon ölçümlerinin yanı sıra kan yağlarının ve kan şekeri değerlerinin ölçülmesi gerekir. Sigara kullanılıyorsa sigaranın kesilmeli ve alkol kullanımı sınırlandırılmalıdır.

    Beslenme:

    Beslenmenin düzenlenmesi yalnızca şişmanlığın tedavisinde değil, kan basıncı, kan şekeri ve kan yağlarının iyileştirilmesi için önemlidir. Bu sayede hem şeker hastalığı hem de kalp ve damar sistemi hasatlıklarına ait komplikasyonlar önlenmiş olur. Diyette az az ve sık sık beslenilmelidir.

    Son zamanlarda Akdeniz diyeti gibi dengeli diyet modellerinin koroner kalp hastalığı ve farklı kanser t&