Etiket: Cerrahi

  • Bel fıtığında cerrahi tedavi

    Nöroşirürji uzmanı doktor kesin olarak ameliyata karar vermiş ise, artık ameliyatı geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde, hele kanal da darsa bazen felce kadar giden telafisi imkânsız problemler ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık zamanında yapılan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hastayı ömür boyu rahat ettirebilmektedir.

    Mutlak surette ameliyat gereken hastalarda operasyonun hiçbir safhasında dokulara çıplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikroteknik ile çalışmakta yarar vardır. Çünkü binlerce yıl evvel Hipokrat tarafından söylenmiş bir tedavi prensibi olan “Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz” sözü bugün de geçerlidir. Bel fıtığı operasyonlarında dar ve derin bir sahada, üstelik sinir kökleri gibi çok hassas yapıların çevresinde cerrahi girişim sürdürüldüğü için görüntüyü büyüterek çalışmanın yanında sahanın iyi aydınlatılması da önem arzeder. Bunun için ekibin lideri olan cerrah önceden bütün tedbirleri almalıdır.

    Böyle olunca sinir elemanları ve çevre dokular görüntü alanına büyütülmüş ve mükemmel bir şekilde aydınlatılmış olarak gelmekte, ciltten itibaren kontrollü gidildiği için lüzumsuz kanamalar olmamakta, daha emniyetli, temiz ve estetik, dokuları daha iyi koruyan, hatta ameliyat sonrası dönemde dikiş aldırmaya dahi gerek kalmayan, hasta için kolaylıklar arzeden bir cerrahi ortaya çıkmaktadır. Böyle bir cerrahi girişim sonrasında hastaların günlük normal aktivitelerine kavuşmaları da daha kısa sürede olmaktadır.

    Ameliyatın, senelerce beraber çalışmış ve spinal cerrahi konusunda spesifik hale gelmiş tecrübeli bir cerrah, asistan doktor, anestezi uzmanı doktor, hemşire ve teknisyenden oluşan aynı ekip tarafından yapılmasında büyük yarar vardır. Çünkü binlerce ameliyat tecrübesini beraberce yaşayan deneyimli ekiplerde muazzam bir uyum ve tecrübe birikimi ortaya çıkmaktadır. Bu da elde edilen yüz güldürücü sonuçlara yansımaktadır. Hatta asistansta bile uzman doktor tercih edilmelidir.

    Ameliyat esnasında hasta normalde yüzükoyun yatmış (prone) pozisyonda bulunmaktadır. Ancak bazı hastalar vardır ki çeşitli nedenlerden dolayı bu pozisyonda yatamayacak durumdadırlar. Böyle hastaların operasyonları yan yatar pozisyonda gerçekleştirilmektedir.

    Cerrahinin gayesi, sinir elemanları üzerindeki basıyı ortadan kaldırmak, hastanın şikâyetlerini gidermek ve düşmüş olan hayat kalitesini yükseltmektir.

    Bugüne kadar ciltten müdahale şeklinde (perkütan) farklı pekçok metod denenmiştir. Değişik metodlar üzerinde de halen çalışılmaktadır. Bu tarz yaklaşımlar konusunda önümüzdeki yıllarda önemli gelişmeler beklenmektedir.

    Disk, endoskopik teknikle de boşaltılabilmektedir. Ayrıca mikrocerrahi teknik ile endoskopik tekniği birleştiren mikroendoskopik teknik de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Fıtıklaşmış disk mikroendoskopik teknik kullanılarak da boşaltılabilir.

  • Bel fıtığının tedavisi

    Bel fıtığı rahatsızlığı bulunan bir kişide hastalığın safhası iyi bir muayene ve ileri tetkik metodları ile net olarak tesbit edildikten sonra tedaviye geçilir. Bundan sonra, pratik olması açısından, hastalar cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba ayrılabilirler. Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metodları uygulanır. Bu safhada hastaya bütün dünyada ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Sert yatak istirahati tavsiye edilir. Fizik tedavi yapılabilir. Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir. Gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Bu ekibin elinde bir fizik tedavi ünitesi ve bu ünitede traksiyon (programlanabilir hafızalı otomatik cihaz ile bel çekme) dahil lüzumlu bütün araç gereçler hazır bulunmalıdır.

    Bu prensipler ışığında modern imkânlar kullanılarak hastaların büyük bir kısmı ameliyat harici metodlarla tedavi edilebilir. Prensip olarak cerrahi müdahale son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise [ki bu şartlar uluslararası nöroşirürji camiası nezdinde genel kabul görmüş ve klasik kitaplara kadar geçmiş kriterlerdir] o zaman ameliyat kararı verilir. Bu kararı verirken cerraha bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme metodu büyük oranda yardımcı olur.

  • Beyin tümörleri tanı ve tedavisi

    Beyin tümörleri tanı ve tedavisi

    Beyin ve omurilik koruyucu bir zarla çevrilmiştir. Burada, beyin omurilik sıvısı mevcuttur. Beyin kafatası, omurilik de omurga ile korunmaya alınmıştır. Yani beyin omurilik, çevresindeki zar ve kemik bir bütün yapı oluşturur. Beyin sapı ile beyin omuriliğe bağlantı sağlar. Beyin ile omurilik arasındaki iletişim kafatasının arkasındaki bir delikle gerçekleşmektedir. Çok genel olarak beyin ön (frontal), yan (parietal, temporal) ve arka (oksipital) olarak bölümlere ayrılmıştır. Arka da beyincik vücudumuzun denge ve uyumundan sorumludur.

    Beyin tümörü, hücrelerin anormalleşerek kontrolsüz çoğalması ve kitle halini alması ile gelişmektedir. Düzensiz büyüme ve gelişmesi sonucu, beyne baskı yapmaya, kafatası içinde basınç artışına ve bunun olumsuz bulgularına neden olmaktadır. Kalıtım, radyasyon, kimyasal faktörler ve çevre kirliliğinin önemli faktörler olduğu düşünülmesine rağmen, nedeni tam olarak ortaya konulamamıştır.

    Beyin tümörünün tanı ve tedavisinde zorluklar olsa da; son yıllardaki hızlı teknolojik gelişmelere paralel olarak bu durumda aşılmaya başlanılmıştır. En sık görülen kanser türlerindendir. Beynin kendisinden (glial tümörler) ve çevresindeki zarında (menengiomalar) gelişmiş olanlar birincil beyin tümörleri, başka organlardan yayılımla (metastazlar) gelişmiş olanlar ise ikincil beyin tümörü olarak değerlendirilmektedir. İkincil tümörler daha sık görülmektedir. Bunların dışında sinirlerden gelişenler (nörinom) ve beyin damarlarından gelişenlerde ( hemangiomlar) vardır.

    İyi huylu beyin tümörleri, yavaş büyüyen, tekrarlama olasılığı az olan, çoğunlukla çevrelerindeki dokulara yayılım gözlenmez. Çevre dokularla sınırları belirgindir. Bu durum tümörün cerrahisinde (çıkartılma işlemi) kolaylık sağlamaktadır. Total (tamamen) yada tama yakın çıkartılmaları büyük olasılık olduğu için operasyon sonrası, sonuçlarda yüz güldürücüdür. Ancak bazen iyi huylu tümörler beynin çok yaşamsal bölgelerine yerleşebilirler. Böyle bir durumda yerleşim özellikleri nedeni ile sonuçları iyi olmayabilir.

    Kötü huylu beyin tümörleri, hızlı büyüyen, çevresindeki dokulara yayılım gösteren ve zarar veren tümörlerdir. Sınırlarının net olarak ayırımı yapılamaz. Operasyonla çoğunlukla tamamen alınamazlar. Yinede tümörün kitle etkisi azaltılmış olur. Cerrahinin yaşam süresi ve kalitesi üzerine olumlu etkisi vardır. Tekrarlama olasılıkları yüksektir. Postoperatif 5-6 aydan 5-6 yıla kadar yaşam şansı veren tipleri vardır.

    Patolojik tanılarına göre bazı beyin tümörleri:

    Astrositomlar; Yavaş büyürler, çevre dokulara yayılım gösterirler. Nispeten iyi huylu olanları çoçuk ve genç yetişkinde görülme eğilimindedir. Kötü huylu tipleri ise 40-60 yaşlarında daha sık görülmektedir. Genel olarak orta yaşta görülmektedir. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme, kötü huylu astrositom olarak değerlendirilebilmektedir. En yaygın beyin tümörlerindendir. Hızlı ilerleme göstermektedir. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Epandimomalar ise çocuk ve gençlerde sık görülmektedir. Genellikle iyi sınırlı ve iyi huyludurlar. Çevre dokulara yayılım gösterebilir. Radyoterapiye duyarlıdırlar.Çoğu zaman operasyon sonrası önerilir. Oligodendrogliomlar, genellikle yavaş büyür, 25-45 yaş arasında sıklıkla görülmektedir. En sık belirtileri sara nöbetleridir. İyi huylu değerlendirilebilirler, ancak büyüme hızları ve kötü huy gelişim potansiyelleri mevcuttur.

    Medullablastom en yaygın çocukluk çağı kötü huylu tümörlerindendir. En sık 5 yaş civarında görülür. Erkeklerde ve arka kafa bölgesinde yerleşim sık görülür. Radyoterapiye yüksek duyarlılık gösterir. Cerrahiyi takiben uygulanmalıdır. Menengioma, yavaş büyüyen, iyi huylu tümörlerdir. Tam olarak çıkartılmaları ile şifa sağlanabilir. İyi bir cerrahi girişim en etkin tedavi şeklidir. 40-50 yaşlarında kadınlarda daha sık görülmektedir. Metastatik Tümörler, diğer yapılardaki tümörlerin beyne yayılımı ile oluşur ve kötü huyludurlar. En sık akciğer kanseri, meme kanseri ve malign melanomadır (deri kanseri). Hastaların çoğunluğunda çoklu yayılım görülür. Böyle durumlarda cerrahi risklidir. Radyoterapi önerilmektedir. Cerrahi ve sonrasında uygulanan radyoterapiden en olumlu sonuçlar alınmaktadır.

    Baş ağrısı, bulantı ve kusma, kafa içi basıncının artmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Baş dönmesi ve sara nöbetleri de bu duruma eşlik edebilir. Bulantısız kusmalar, nabız yavaşlaması, görme bozuklukları, ruhsal değişmeler de bulunabilir.

    Tümörün tuttuğu alana göre kuvvet kayıpları hatta felçler görülebilir. Reflekslerde ki değişikler dikkat çekicidir.

    Beynin bölgelerine göre değişik bulgular ortaya çıkmaktadır. frontal bölgede oluşan tümörler kişilik değişikliklerine; parietal bölgedekiler konuşma bozukluklarına, oksipital bölgedekiler görme bozuklukları, temporal bölgedekiler koku, işitme bozukluklarına ve daha yoğun nöbetlere neden olurlar.

    Baş ağrısı, sara nöbetleri, sık sık bayılmalar, kişilik değişiklikleri, şuur durumunda değişiklikler, kusma, adet düzensizliği, memeden süt gelmesi, görme bozukluğu(çift görme, bulanık görme, görmenin azalması vs), kollarda veya ayaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik hatta felç, denge bozukluluğu, yüz felci, işitme kaybı, koku duyusunda azalma, konuşma bozukluğu (Konuşama güçlüğü, yanlış kelime telafuzu), bazı yeteneklerde (matematiksel işlemler ve el yazısı vs.) bozulma gibi bulgular ortaya çıkar. Değişik şekillerde oluşan, ilaçla geçmeyen baş ağrıların da ve sara nöbeti geçirenler de dikkatli olmak ve doktora başvurmak gerekmektedir.

    Beyin tümörleri tanısı, kan ve beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, göz dibi muayenesi ve görüntüleme metotları ile konulur. EEG ve Direkt Grafiler de bazı durumlarda tanıda yardımcı olabilir. İleri görüntüleme yöntemleri olarak; Serabral angiografi, Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT), Magnetik Rezonans (MR), Positron Emission Tomography (PET) ve Single Photon Emission Computerized Tomography (SPECT) kullanılmaktadır. Rutin uygulamada en sık olarak BBT ve MR kullanılmaktadır.

    Tümörün büyüme hızına bağlı olarak, bazen belirtilerin ortaya çıkması ve tanı konması ile tümörün büyümeye başlaması arasında uzunca bir süre geçmiş olabilir. Erken tanı, hastanın tedavisinin planlanması ve olumlu sonuçlara ulaşılması bakımından çok önemlidir. Gecikmiş ve büyük boyutlara ulaşmış bir tümörde tedavi zorlaşmaktadır. Hayati tehlike riski artmaktadır.

    Tedavisinde, zorluklar olmasına rağmen, cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin tek başına ya da kombine kullanımı ile başarılı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Cerrahi girişimin başarısını, tümörün histopatolojik tipi, yerleşim yeri ve büyüklüğü etkilemektedir. Beyin tümörlerinin tedavisinde mikro cerrahi uygulanmaktadır.

  • Spinal tümörler

    Spinal tümörler

    Spinal tümörler (omurilik tümörleri), ağır morbite ve mortalite oranlarıyla (hastalık ve ölüm); erken tanı ve uygun tedavi metotları uygulandığında olumlu sonuçlar alınması nedeniyle nöroşirürjinin ilgi odağı olmuştur. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak tanı olanaklarının artması, cerrahi tekniklerin özellikle mikrocerrahinin gelişimi ile tedavi başarısının oranları artmıştır.

    Santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %10 ile %25’i arasındaki bölümü spinal yerleşimlidir. Spinal tümörlerin, toplumda görülme sıklığı 2-10/100,000 oranları arasında değişmektedir. Yerleşim yerlerine göre spinal tümörleri ayırmak, tanı ve tedavide kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle sınıflandırmada duramater (omurilik zarının dış katmanı) ilişkisi dikkate alınmaktadır . Spinal tümörler buna göre ekstradural, intradural extramedüller ve ekstramdüller olarak gruplandırılır. İntradurallerin ekstradurale oranı 2/3’dür. Tüm spinal tümörlerin %55‘ini ekstradural, %40‘nı intradural ekstramedüller, %5’ini intradural intramedüller yerleşimli tümörler oluşturmaktadır .

    Ekstradural tümörler tümörlerin büyük bölümünü, metastatik tümörler geri kalanını ise primer spinal tümörler oluştururken; ekstrameduller spinal tümörlerin ise büyük bölümünü nörofibroma ve menengioma oluşturur. İntramedüller spinal tümörlerin ise %90’ınını epandimom, astrositom ve hemanjioblastom oluşturur .

    Spinal tümörler çoğunlukla bening karakterli tümörlerden oluşmaktadır. Erken tanı ve tedavi olanaklarının gelişmesine paralel olarak, daha iyi sonuçların alındığı görülmüştür.

    Son yıllarda radiyocerrahi büyük bir gelişim gözlenmiştir. CyberKnife radiyocerrahi ağrı kontrolünde ve yaşam kalitesinin gelişiminde faydalı olmuştur. Tedavi süresinin kısalığı, hızlı iyileşme ve tedaviye olumlu yanıt verilmesi CyberKnife radiyocerrahinin temel faydaları olarak değerlendirilebilir. Bu teknik esas olarak spinal lezyonlarda primer olarak kullanılabileceği gibi; inopere olgularda, daha önce radyoterapi almış olgularda ya da cerahi tekniğe destek olarak da kullanılabilir.

    Stereotaktik radiyocerrahi ve radyoterapi spinal lezyonlar da yüksek doza imkan sağlarken; spinal kord dozu tolerans seviyesi ile sınırlandırılmalıdır. Radiyocerrahi uygulanan, başlangıçta nörodefisiti olan postoperatif olguların büyük bölümde, tablo ya stabil seyretmiş yada gelişim göstermiştir.

    I.I. İntradural – Ekstrameduller Spinal Tümörler

    İntradural ekstramedüller tümörler, spinal tümörlerin %40’ını oluşturdukları ve yaklaşık olarak %70’nin menengioma ve schwannoma tarafından oluşturulduğu ; %90’nın benign karakterli (iyi huylu) olup tam olarak çıkartılabildiği ve % 0-10 oranında nörolojik durumda kötüleşme görüldüğü belirtilmektedir. Mikrocerrahi ile bu bölgedeki tümörlerde güvenli ve başarı sonuçlar alınmaktadır. Ancak neurofibromatosisli olgularda, rekürren tümörler, multipl lezyonlar ve cerrahi riski yüksek olgularda alternatif teknikler gözardı edilmemelidir. Bening İntradural ekstramedüller tümorler de CyberKnife Radyocerrahi, güvenli ve düşük morbidite sağlayan bir tekniktir.

    I.I.A. Menengiomalar:

    Spinal menengiomalar, intrakranial olanlara göre daha azdır; tüm menengiomaların yaklaşık olarak %7,5-12,7’sini oluşturmaktadır. Tüm İntradural-extramedüller tümörlerin yaklaşık olarak %25-46’sını oluşturur. Bening bir tümördür. 50 ve 60’lı yaşlarda sık görülmektedir. Kadın erkek oranı 4-5/1 şeklindedir .

    %67-84 torakal (sırt), %14-27 servikal(boyun), %2-14 lomber(bel) bölgeye yerleşmektedir. Lokalizasyonda cinsiyetin önemi vurgulanmıştır. Kadınlarda özellikle torakal bölgede yoğunluk saptanmıştır .

    Genellikle intradural ekstramedüller (%83-94) yerleşimlidir; ancak %3-9 oranında ekstradural, % 5-14 oranında ise intadural/ekstradural komponenti olan kitleler olarak da görülebilir. Tamamen ekstradural yerleşim gösterenlerde malign (kötü huylu) transformasyon riski yüksektir .

    Ağrı en sık ve erken görülen semptomdur. Magnetik Rezonans Görüntüleme (MRG)‘nin rutin kullanıma girmesiyle, tanıya kadar olan süre kısalmış ve şiddetli nörolojik defisitler oluşmadan cerrahi uygulanmasına olanak sağlamıştır.

    %82-99 oranında tam olarak çıkartılabilir. Ameliyat sonrası, birkaç aylık dönemde sürekli bir iyileşme görülmektedir. İyi prognozludur. Rekürren(tekrarlayan) menengiomalar nadir olmakla birlikte değişik serilerde %1,3-6,4 arasında görülmüştür. Benign ise genellikle radyoterapi ve kemoterapi gerekmemektedir. Subtotal rezeksiyondan (kısmi çıkarım) sonraki radyoterapi (ışın) verilmesi ise tartışmalıdır. Rekürren menengiomalarda radyoterapi uygulanabilir Mortalite ve morbite oranları düşüktür (% 0-3).

    I.I.B.Schwannoma / Nörofibroma:

    Sinir kılıfı tümörleri (nörinoma, nörofibroma, nörolemmamo ve schwannoma) schwan hücrelerinden köken alan ve genel populasyonda sık rastlanan tümörlerdir (0,3-0,5/100,000). 30-50’li yaşlarda sık olup; cinsiyet baskınlığı görülmemekle birlikte değişik serilerde; kadınlarda, erkeklerden biraz daha fazla görüldüğü bildirilmiştir .

    Sırasıyla en çok torakal bölgede olmak üzere servikal ve lomber bölgede yerleşmektedir. %90’dan fazlası benign karakterlidir. Yavaş büyüyen tümörlerdir. %80’inde ağrı , %10’unda ise güçsüzlük, sfinkter problemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Amaç tam olarak tümörün çıkartılmasıdır. Bu durumda prognoz son derecede iyidir. Sinir kökü orjinli oldukları için diseke edilip, gerekiyorsa kökün kesilmesi gerekir, hemen hemen hiçbir zaman ciddi fonksiyonel sorun oluşturmaz. Rekürrensler genelde subtotal rezeksiyon sonrası oluşur. Cerrahi sonrası radyoterapi endikasyonu yoktur.

    Post operatif (ameliyat sonrası) uzun dönem sonuçların incelendiği bir çalışmada; olguların % 76.59’u iyileşme, %17.02’si kısmi iyileşme gösterirken, % 4.25’i değişiklik göstermemiş, %0.7 ‘sinde kötüleşme görülüp, % 1.41’de yaşamlarını kaybetmişlerdir.

    I.II. İntradural İntramedüller Spinal Tümörler

    Bunların da %45’ini astrositom, %35’ni epandimom oluşturmaktadır. İntramedüller spinal tümörler, yetişkinlerde tüm intradural spinal tümörlerin yaklaşık %20-30’unu oluştururken, çocuklarda ise bu oran %40-%50 arasında değişmektedir. Hemangioblastoma ise 3. en sık görülen intamedüller tümördür. Bu grubtaki diğer tümörler ise; embriyojenik tümörler (dermoid, epidermoid, teratoma), nöronal tümörler (oligodendrioglioma, ganglioglioma) ve lipomlardır.

    Preoperatif (ameliyat öncesi) nörolojik durumun, sonuç açısından önemini vurgularken; torakal(sırt) bölgedeki tümörlerin de postoperatif (ameliyat sonrası) morbidite riskini artırdığını belirtmiştir.

    I.II.A. Astrositomlar:

    Çocuklarda ve gençlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanmaktadır. Yerleşim yeri açısından torakal bölge ve servikal bölge çoğunluğu oluşturmaktadır. Genelde çok bölge tutulumu vardır. Yaklaşık yarısı kistik alanlar içerir.

    En sık başlangıç semptomu ağrıdır; ağrı tümörün yerleşim yerine genelde uyar, Hareketle ve geceleri artma eğilimi gösterir. Benign malign (iyi kötü) oranı 3/1 şeklindedir .

    Tümörün tam olarak çıkartılması amaçlanmakla beraber, genelde mümkün değildir. Ultrasonik aspiratörle normal nöral dokuya zarar vermeden boşaltmak önerilir. Yüksek dereceli ve rekürren tümörlerde cerrahi sonrası radyoterapi önerilir .

    I.II.B. Ependimomalar:

    Ependimomalar erişkinlerde en sık görülen intramedüller tümörler olup; çocuklarda ikinci sıklıktadır. 30 ve 40 yaşlarda sık görülürler. Erkek kadın oranı 2/1 şeklindedir. %90’nı lumbosakral bölgede yerleşmiş olup bunu servikal bölge izler.

    En sık rastlanılan yakınma ağrı ve bir ekstremitedeki kuvvet kaybıdır. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı şeklinde ortaya çıkar. Nörolojik defisitler genellikle hastalığın son aşamalarında ve gecikmiş tanı durumunda karşımıza çıkar.

    Total rezeksiyonlarda sonuçlar iyi olup subtotalde(kısmi) çıkarmalarda ise rekürrens (tekrarlama) olasılığı vardır. Prognozu oldukça iyidir Ependimomlar ışın tedavisine duyarlı olup bu şekildeki ek bir tedavi ile lokal rekürrens ve metastazlara karşı başarı sağlanmıştır Kemoterapi ise sadece radyoterapi ve cerrahinin uygulanamadğı rekürren olgular ile sınırlandırılmıştır.

    I.II.C. Diğerleri

    Hemanjioblastom:

    Bu benign karakterli tümörün %60’ı intramedüllerdir; torakal ve servikal bölgede daha sıktır. Ortalama yaş 35 olup olguların çoğu genellikle 40 yaşın altındadır. Cinsiyet farkı görülmemektedir. İyi sınırlı olması cerrahi çıkarıma olanak sağlar.

    II. Ekstradural Spinal Tümörler

    II.I. Metastatik Ekstradural Tümörler

    İskelet sistemi metastazları(yayılımlar) ise en sık omurgada görülür. En sık primer kaynaklar: akciğer, meme, prostat, böbrek, tiroid, gastrointestinal sistem ve lenfomadır. Erkeklerde, akciğer ve prostat; kadınlarda meme ve akciğer daha sık karşılaşılan primer kaynaktır.

    Bu tümörlerin %60’ı erkeklerde, %40’ı kadınlarda görülmekte olup 40-65 yaşları arasında pik yapmaktadır (10,40). Metastazlar en sık olarak lumbar bölgede, daha az olmak üzere torakal bölgede ve en az servikal bölgede görülmektedir.

    Yakınma sürelerinin ortalama 2 ay olduğu, sıklıkla torakal ve lomber bölgede yerleştiği, en sık ilk yakınmanın ağrı olup, %10-15 oranında parapleji (felç) gelişebileceği ve genellikle en sık primer odağın akciğer olduğu bildirilmektedir.

    Spinal metastazlar; %95‘i ekstradural, geri kalanın büyük bölümü intradural ekstramedüller (%4) ve nadiren de intramedüller metastazlardan (%1) oluşmaktadır .

    Olguların yarısından fazlasında motor kayıp(kuvvetizlik), yaklaşık yarısında ise sfinkter probemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Semptomatik spinal metastazlı olguların, %90’ında direkt grafilerde bulguya rastlanılır. Kemik sintigrafisi ise multipl lezyonların ve uzak metastazların tanımlanmasında kullanılmaktadır. Bilgisayarlı Tomografi ve MRG’de metastazı saptamada, ayırıcı tanıda, cerrahiyi planlamada çok önemlidir.

    Radyoterapi ve cerrahi rezeksiyon birlikte uygulandığında, olumlu sonuçlar %44-%68’lere kadar yükselmektedir. Cerrahinin, başarısı tümörün lokalizasyonunu göre değişiklik göstermektedir. Hızla ilerleyen parapleji durumlarında acil cerrahi uygulanmalı, aksi takdirde geri dönüşümsüz ve tam omurilik yaralanmaları oluşabileceği bilinmelidir. Metastatik spinal tümörlerin tedavisinde cerrahi dekompresyonu izleyen stabilizasyon ve radyoterapi en seçkin tedavi yöntemidir.

    II.II. Primer Spinal Tümörler:

    Primer spinal tümörler, metastatik ekstradural tümörler kadar sık değildir. Tüm primer iskelet sistemi tümörlerinin, yaklaşık olarak %11’i spinal bölgededir. Primer spinal tümörler komşu dokulara invazyon ve omuriliğe bası ile etkinlik gösterirler. Yaş ile benign ya da malign oluşu arasında ilişki vardır; 21 yaş altındakiler genelde benigndir .

    Radyolojik tanıda, ilk olarak direkt radyografıler kullanılır. MRG tümörün sınıflandırılmasında ve karakterinin ayrımında çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Kemik yapının değerlendirilmesinde BT’de önemlidir .

    Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tedavi seçenekleri arasındadır. Cerrahide amaç, stabilizasyonu bozmadan, tümörün tam çıkartılmasıdır .

  • Ameliyatsız yüz germe ultherapy

    Ultherapy yüz germe operasyonlarına 30 dakikada ameliyatsız çözüm sunuyor.
    Daha sıkı bir cilt, daha genç bir görünüm!

    Cilt gençleştirme uygulamalarında estetik operasyonlara alternatif olarak sunulan, Amerika’da son günlerin en ‘tercih edilen’ teknolojisi olarak kabul gören ‘ULTHERAPY’ şimdi Türkiye’de.
    Ultrasound, en bilinen tanımı ile anne karnındaki fetüsü izlemeye imkan tanıyan bir teknoloji. Şimdi aynı teknoloji ile elastikiyetini kaybetmiş, sarkmış, kırışmış ciltler ve düşük kaşlar ameliyata gerek olmaksızın ‘gerdiriliyor’.
    Ultherapy, lazer teknolojilerinin çözemediği, sadece cerrahi operasyonlarla başarılabilen yüz germe operasyonunu enjeksiyonsuz, iyileşme sürecine ihtiyaç duyulmadan, risksiz çözebilen yepyeni bir teknoloji.
    Tüm yüz için 30 dakika süren Ultherapy uygulamasının ardından, uygulamanın yapıldığı kişiler günlük aktivitelerine hemen dönebilmektedirler.
    Ultheraphy sisteminde kullanılan ‘Deep see’ adı verilen teknoloji de ‘fokus ultrasound’ ile cildin alt tabakalarında ‘sıcak noktalar’ yaratılıyor. Bu sayede cilt kendi onarım sürecini oluşturarak yeni collagen üretimine başlıyor ve ciltte sıkılaşma ve ‘lifting’ etkisi kendini göstermeye başlıyor. Uygulamanın hemen ardından toparlanmaya başlayan cilt istenen ideal görünüme 3 ayın sonunda ulaşıyor. Tek bir uygulamanın ardından elde edilen sonuç en az 2 sene boyunca muhafaza ediliyor.
    Ultherapy nedir?
    Yüz ifademiz bir çok şey anlatır. Kırışıklıklarımıza ‘tecrübe’, üzgün görünümümüze ‘yorgunluk’ tanımını yaparız çoğu zaman. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir yöntem olan Ultherapy var. Cerrahi olmayan yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile zamanın ve yerçekiminin cildimizde yarattığı tahribatı önlemek mümkün.

    Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen güzel gergin görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonunda ,cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana geliyor.

    ‘’ Ultherapy sonrası cildim çok daha sıkı ve gergin….
    Daha önceki ‘sarkmış’ görünümümden eser yok.’’

    Tek bir uygulama ile, rejenerasyon süreci hemen başlar, ama tam sonucun ortaya çıkma süreci ortalama 90 gün sonradır.
    FDA’ nin (American kalite standartları merkezi) 10 hastadan 9 unda yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up etkisi tespit etmiştir. Bu etki göz çevresindeki gevşemede ve göz kapağındaki kırışmada azalma etkisi yaratmıştır.
    Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli yapıda bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir.
    Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara muadil bir cerrahi olmayan yöntem yoktu, ama bugün mükemmel bir germe ve lifting yapabilen Ultherapy teknolojisi var.

    Dr. Emre ÇİÇEK

    www.emrecicek.com

  • Cerrahi ve cerrahi dışı kliniklerdeki asistan hekimlerde tükenmişlik sendromu

    Can H, Güçlü YA, Doğan S, Erkaleli MB. Cerrahi ve Cerrahi Dışı Kliniklerdeki Asistan Hekimlerde Tükenmişlik Sendromu. Tepecik Eğit Hast Derg 2010;20(1):33-40

    AMAÇ: Cerrahi ve cerrahi dışı dallarda uzmanlık eğitimi alan asistan doktorların tükenmişlik sendromu açısından incelenerek, tükenmede rol alan etmenlerin değerlendirilmesi.

    GEREÇ VE YÖNTEM: İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 85'i cerrahi dışı ve 80'i cerrahi dalda uzmanlık eğitimi almakta olan toplam 165 asistan doktora Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve sosyodemografik özelliklere ait 38 farklı etkeni sorgulayan bir anket uygulanmış ve yanıtları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve kişisel başarı duygusu düzeyleri düşük, orta ve yüksek olarak 3 grupta değerlendirilmiştir.

    BULGULAR: Dahili dallardaki asistan doktorların % 75,3'ünde duygusal tükenmişlik, % 63,5'inde duyarsızlaşma düzeyi yüksek bulunmasına karşın sadece % 11,8'inde kişisel başarı duygusu düşük bulundu. Cerrahi dallardaki asistan doktorların %50'sinde duygusal tükenmişlik, %65'inde duyarsızlaşma düzeyi yüksek bulunmasına karşın sadece %8,8'inde kişisel başarı duygusu düşük bulundu. Dahili dallarda duygusal tükenmişlik yaşayanların, cerrahi dallara göre anlamlı oranda fazla olduğu bulundu (p0,05).

    SONUÇ: Dahili ve cerrahi dallarda çalışan asistan hekimlerde duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma oranlarının yüksek olduğu saptandı. Buna rağmen kişisel başarı duygusu düzeyinin henüz aynı ölçüde düşmediği belirlendi. Bu veriler hastanemizde çalışmanın yapıldığı alanlar başta olmak üzere tüm asistanların tükenmişliğini azaltmak için klinik ve hastane yönetimince gerekli önlemlerin alınması ve bu konuda asistanların desteklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

    Anahtar Sözcükler: Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Meslek hastalığı, Tıp Personeli, Tükenme Sendromu