Etiket: Cerrahi

  • Boyun fıtığı cerrahisi

    Üst (boyun) omurganızda bir disk problemi nedeniyle meydana gelen, rahatsız edici boyun ve kol ağrısı, uyuşukluk veya zayıflıktan dolayı acı çekiyor musunuz? Başınızı hafifçe döndürmek ağrılı mı veya olanaksız mı? Cerrahi olmayan bakım size yardım etmediyse size boyun fıtığına yönelik bir cerrahi tedavi gerekiyor olabilir.

    Ağrı, Hayatınıza Egemen Olduğunda

    Herhangi bir ağrı rahatsız edici olabilir. Ancak, boyun veya kolunuzdaki sürekli ağrı ya da güçsüzlük, elinizi ve kolunuzu kullanmanızı kısıtlayabilir. Bu durum çalışma hayatınızı kötü etkiler. Dahası, almış olduğunuz tedavilerin hiç birinin (istirahat, ilaçlar, fizik tedavi, enjeksiyonlar), semptomlarınızı hafifletmediğini görebilirsiniz. Ağrının, hayatınızın kontrolünü ele geçirmiş olduğunu hissedebilirsiniz.

    Servikal Disk Cerrahisinin Yardımı Dokunabilir

    Boyun fıtığı problemlerinin çoğu, cerrahi olmayan bakımla düzelir. Ancak birçok insan sadece boyun fıtığı cerrahisi sonrası ağrı ve güçsüzlükten kurtulur. Bu cerrahi sırasında cerrahınız, semptomlarınıza yol açan problemi tedavi edebilir. Cerrahinin de sınırları vardır; aşırı kullanım veya yaşlanmanın tüm etkilerini ortadan kaldıramaz. Ancak, hayatınızın kontrolünü tekrar kazanmanıza yardımcı olabilir.

    HAYATINIZ NASIL ETKİLENDİ?

    Aşağıdaki sorulara cevap vererek, boyun omurga probleminizin hayatınızı nasıl etkilediğine bir bakın. Kendi kendinize yapacağınız bu değerlendirme, boyun probleminizin tedavi olmasının yararlarının, cerrahinin risklerine ağır basıp basmadığına ve cerrahinin size uygun olup olmadığına karar vermede yardımcı olabilir.

    Fiziksel Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden işe gidemediğiniz oluyor mu? □ □

    Boyun ağrınız kolunuzdan aşağıya iniyor mu? □ □

    Kolunuz veya elinizde uyuşma veya güçsüzlük oluyor mu? □ □

    Baş ağrısı çekiyor musunuz veya kürek kemiklerinizin arasında □ □

    ağrınız var mı?

    Sosyal Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden ailevi etkinliklere katılamadığınız oluyor mu? □ □

    Ağrınız, aileniz ve arkadaşlarınızdan uzak, tek başınıza □ □

    kalmanızı mı gerektiriyor?

    Başka insanlarla birlikteyken rahatsızlığınız yüzünden kendinizi □ □

    diğerlerinden uzak buluyor ve eğlenemiyor musunuz?

    Duygusal Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden engellenmiş ve karamsar mı hissediyorsunuz? □ □

    İşe gitmediğiniz günler çok fazla olduğu için işinizi □ □

    kaybetmekten mi korkuyorsunuz?

    Diğer insanların, çektiğiniz ağrının gerçek olmadığını □ □

    düşündüğünü mü hissediyorsunuz?

    Hayatınız üzerinde kontrolünüzün kalmadığını mı hissediyorsunuz? □ □

    BOYUN OMURGANIZI TANIYIN

    Boynunuzun, 4,5 kilogram veya daha ağır olan kafanızı tutmak için güçlü olması gerekir. Ancak, incinme, kötü vücut duruşu, yıpranma, yırtılma ve artrit gibi hastalıklar, servikal omurganızın yapısına zarar verebilir. Öte yandan, disk problemlerine ailevi yatkınlığınız da olabilir. Sonuçta boynunuz ve kollarınızda ağrı ve güçsüzlük gelişir.

    Sağlıklı Bir Boyun Omurgası

    Üst omurganız, boyun omurlarından oluşmuş esnek bir kolondur. Boyun omurgasını oluşturan bu yedi adet omur, süngere benzer bir yapıya sahip şok emici disklerle birbirinden ayrılmıştır. Omurilik, omurların oluşturduğu geniş bir merkezi kanal (spinal kanal) boyunca geçer. Omurilikten dallanan sinirler, omurlar arasındaki küçük aralıklardan (foramina) çıkar ve kollarınıza ve vücudunuzun diğer bölgelerine giderler. Siz yaşlandıkça, disklerinizin yıpranması ve sertleşmesi normaldir. Sonuç olarak, boynunuz eskisi gibi esnek olmayabilir.

    Problemli Omurganız

    En sık görülen boyun omurga problemlerinden biri de, zarar görmüş bir disktir. Bir disk, yaralanabilir ve dışarı doğru fıtıklaşabilir (herniasyon). Fıtıklaşan kısım, bir sinire baskı yapabilir veya yavaş yavaş yıpranabilir (dejenerasyon). Sonuç olarak, yıpranmış bir disk öyle düz bir hale gelir ki, üstünde ve altında bulunan omurlar ileri ve geri kayarak neredeyse birbirlerine temas eder hale gelirler. Diskler yıprandığı için omurda ve omurlar arasındaki açıklıkta anormal kemik büyümeleri oluşabilir ve daralmaya (stenoz) neden olur.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ PLANINIZ

    Size muayene ve test sonuçlarına dayanarak ilk etapta istirahat, ilaç, fizik tedavi, egzersiz veya enjeksiyonu içeren cerrahi olmayan bir bakım önerilebilir. Cerrahi olmayan bu tedaviler çoğunlukla belirtileri azaltırlar. Belirtileriniz devam ederse, cerrahi sizin için uygun bir tedavi olabilir.

    Belirtilerinizin Azaltılması

    Şikayetlerin azaltılması için size şunlar önerilebilir:

    Boynunuzdaki ağrı ve enflamasyonu azaltmak için ilaçlar

    Epidural steroid enjeksiyonları (omurilik yakınındaki spinal kanala enjeksiyon). Ciddi ağrıyı rahatlatıp enflamasyonu(yangı) azaltabilir.

    Etkinliklerin kısıtlanması veya yatak istirahatı, boyun omurganıza iyileşme şansı vermek içindir.

    Birkaç hafta boyunca kullanabileceğiniz, yumuşak bir boyunluk. Boyun omurlarınızın düzgün durmasını sağlarken, başınızın desteklenmesine de yardımcı olur.

    Traksiyon. İki hafta boyunca günde bir veya daha çok kez yapılan bu işlem, boyun omurgası sinirleri üzerindeki baskıyı azaltmada yardımcı olabilir.

    Gücün ve Hareketin Tekrar Kazanılması

    Boynunuzdaki gücü ve hareketi tekrar kazanmanıza yardım etmek için, fizik tedavi görmeniz gerekebilir. Bir fizyoterapist, boynunuzun gücünü ve hareket açıklığını arttırmak için özel egzersizler öğretebilir. Boyun omurganızı etkileyebilecek duruş ve hareketleriniz değerlendirilip düzeltilebilir. Sıcak, masaj ve traksiyon tedavileri de belirtilerinizin hafiflemesine yardım edebilir.

    Kendine Bakım

    Tedavinizde sizinde etkin bir rol üstleneceğinizi unutmamalısınız. Boynunuzu daha fazla incinmeden koruyabilmek için:
    •Doktorunuzun veya fizyoterapistinizin size verdiği egzersiz programını uygulayın. Bunlar, dirençli egzersizler veya eklem açıklığı egzersizleri olabilir.
    •Otururken, ayakta dururken veya hareket ederken duruşunuza dikkat edin.
    •Çalıştığınız alanın incelenmesini sağlayın. Çalışma yerinizi, önerildiği şekilde tekrar düzenleyin. Evde olduğunuz zaman bile telefon için bir kulaklık kullanmanız, ağrılı pozisyonlardan uzak kalmanızı sağlayacaktır.
    •Sırtüstü yatarken, boyun için özel olarak üretilmiş bir yastık veya rulo havlu kullanarak boynunuzu destekleyin.

    CERRAHİ ÖNCESİ ROLÜNÜZ

    Ameliyat olmaya karar verirseniz, cerrahinin başarılı olmasına yardım edebilirsiniz. Beklentinizin ne olduğunu bilmek ve ona göre hazırlanmak çok önemlidir. Cerrahinin sizin için yapabilecekleri hakkında gerçekçi beklentileriniz olmalı ve cerrahınızın tüm talimatlarına uymalısınız.

    Cerrahiden önceki gün

    Şu uyarıları dikkate alın:
    •Geceyarısından sonra kesinlıkle bir şey yiyip içmeyin. Anestezi öncesinde mideniz tamamı ile boş olmalıdır. Boş bir mide bulanı, kusma, ve diğer komplikasyonları önleyecektir. Eğer geceyarısından sonra bir şeyler yer ya da içerseniz cerrahiniz ertelenebilir.
    •Cerrahi önesi gece banyo yapın. Bu ciltte bakterileri oranını azaltacak ve cerrahi sonrası enfeksiyon riskini azaltacaktır.
    •Cerrahi öncesi gece iyi dinlenin. Eğer geceyi hastanede geçiriyorsanız ve uyuyamıyorsanız lütfen bizi bilgilendirin. Size bir takım ilaçlar verilerek rahatlamanız sağlanacaktır.

    Cerrahi Sabahı:
    •Makyaj yapmayın.
    •Sadece size almanız söylenen ilaçları alın. Rahatca yutmanıza yardımcı olacak az miktar su içebilirsiniz.
    •Cerrahiye evden geliyorsanız gerekli hazırlıklar için en a 3 saat önce hastanede olun.
    •Cerrahi öncesinde toplardamarlarınızdan sıvı ve ilaç vermek üzere IV yol başlanacaktır.

    Gerçekçi Beklentilere Sahip Olmak

    Sizin için iyi bir cerrahi sonuç nedir? Bu cerrahi, boyun ve kolunuzdaki belirtilerin hafiflemesine yardım edebilir. Ancak belirtiler tamamen kaybolmayabilir. Gerçekçi beklentilere sahip olmak, başarının anahtarı olabilir. Size boyun fıtığı cerrahisi yapılmadan önce, bu cerrahi işlemin probleminiz için ne yapıp yapamayacağını öğrenin. Beklentilerinizi cerrahınızla konuşun.

    Kemik Doku Nakli Gerekirse

    Cerrahinizin tipine bağlı olarak, kemik dokusu nakline ihtiyacınız olabilir. Bu doku, bir kemik bankasından (allograft) veya kendi vücudunuzdan (otograft), örneğin kalça kemiğinizden alınabilir. Bu seçenekler sizinle konuşulacaktır.

    Bir Boyunluk Kullanmak

    Probleminize bağlı olarak cerrahınız, sert veya yumuşak bir boyunluk tavsiye edebilir veya boyunluk önermeyebilir. Boyunluk, boynunuzun hareketini kısıtlayarak iyileşme sürecinde boyun omurganızı korumaya yardım edebilir ve cerrahi öncesi veya hemen sonrasında takılabilir.

    Riskler ve Komplikasyonlar

    Günümüzde boyun fıtığı cerrahisinde yeni teknikler ve mikroskop kullanımı sonucu ameliyat komplikasyonları son derece nadir görülmekle birlikte, bu cerrahinin bir takım potansiyel risklerinin olduğu bilinmelidir. Bunlar:
    •Yutma ile ilgili problemler
    •Kalıcı ses kısıklığı/boğukluğu
    •Anestezinin birtakım yan etkileri
    •Kemik dokunun, nakledilen kemiğe kaynamaması
    •Eklenen kemik dokunun kayması veya yerinden çıkması
    •Yakındaki dokuların zarar görmesi
    •Kanama ve olası kan nakli
    •Enfeksiyon
    •Omurilik veya sinir hasarı

    CERRAHİNİZ HAKKINDA BİLGİ

    Cerrahiniz sırasında diskin tümü veya bir kısmı çıkarılabilir (diskektomi). Boyun omurganıza ulaşmak için, boynunuzun önünden veya arkasından bir kesi yapılır. Önden kesi yapıldığında, omura bir füzyon (birleştirme) işlemi ile boyun daha sağlam bir hale gelebilir. Arkadan kesi yapıldığında, diske ulaşabilmek için kemik çıkarılabilir.

    Ön Kısımdan Yapılan Girişim

    Boynunuzun her iki yanından yaklaşık 2-2,5 cm uzunluğunda yatay veya dikey bir kesi yapılır. Diske ulaşmak için, yumuşak doku kenara çekilir. Diskin tümü veya siniri rahatsız eden kısmı çıkarılır. Kemik dikenler de çıkarabilir. Bu işlemden sonra omur gerekli ise bir füzyon için hazırlanır.

    Arka Kısımdan Yapılan Girişim

    Boynunuzun arka kısmının ortasında yaklaşık 4-5 cm uzunluğunda bir kesi yapılır. Daha sonra problemli bölgeye ulaşmak için kemiği çıkarabilir. Daha sonra diskin hasarlı kısmını çıkaracaktır.

    Sağlamlaştırmak: Füzyon

    Ön taraftan bir disk çıkarıldığında, o diskin üzerindeki ve altındaki omurlar birleştirilebilir. Bu, basıncı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olacak, hareketi de kısıtlayacaktır.

    Önce omurlar arasındaki alanı genişletilirr. Daha sonra bu alana, silindir veya kama biçimli bir kemik parçası yerleştirilirr. Metal plakalar da eklenebilir. İyileşme sırasında, eklenen bu kemik ve omur birlikte büyür. Füzyon sonrasında, boynunuzu eğme beceriniz biraz kısıtlanabilir.

    Kemiği Çıkartmak

    Arkadan diske ulaşmak için, bir parça kemik almak gerekebilir. Sinirler veya omurilik üzerine basıyı hafifletmek için, kemik dikenler de çıkarılabilir. Çıkarılan kemiğin yeri ve miktarı, probleminizin tipine bağlıdır.

    İYİLEŞMEDEKİ ROLÜNÜZ

    İyileşirken, boyun omurganızı korumanız gerekir. Bunun en iyi yolu, hareket kısıtlama ile ilgili talimatlara uymak ve varsa, boyunluğunuzu takmaktır.

    HAYATINIZIN KONTROLÜNÜ ÜSTLENMEK

    Boyun omurganızdaki cerrahi, belirtilerinizi hafifletmede yardımcı olabilir. Devamlı bir boyun bakımı ile tümü olmasa da, sevdiğiniz çoğu etkinliğinizi sürdürebilirsiniz. Bu durum, yaşamınızın kontrolünü tekrar ele geçirmenize izin verecektir. Omurganızı sağlıklı tutmak için aşağıdaki ipuçlarını izleyin.

    Etkin kalın.
    Yürüyüş gibi düzenli bir egzersiz, kaslarınızı güçlü ve esnek kılar. Omurganızı da destekler.
    Duruşunuz iyi olsun.
    Kulaklarınız, omuzlarınız ve kalçalarınız aynı hatta olacak şekilde ayakta durun ve oturun. Kambur durmayın veya düşmeyin. Bir fizyoterapist, omurganızı nasıl korumanız gerektiği hakkında size daha çok bilgi verebilir.
    Sigara içmeyin.

    Sigara içmek, disklerinizi incinmeye daha yatkın hale getirir. Ayrıca, kaslarınızın ihtiyaç duydukları tüm oksijeni almasını da engeller.

    Gerginlikle baş edin.

    Gerginlik, boyun ve sırt problemlerine neden olabilir veya onları daha da kötüleştirebilir. Stresi hafifletmek, boyun ve sırt ağrısını dindirebilir veya önleyebilir.

  • Beyin tümörleri!

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyinde yerleştiklerinden, iyi huylu bir tümör bile tehlikeli olabilir. Beyin, kafatası ile çevrilidir. Bu, tümörün büyürken normal beyin dokularına basınç uygulamaya başlaması demektir. Bu durum da iltihaba ve beyin şişmesine neden olabilir. Bu nedenle her iki tip tümörün de mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmesi çok önemlidir.

    Bir tümör, beynin kendisinden kaynaklanmışsa birincil beyin tümörü olarak adlandırılır. Bazen kanser beyne akciğer veya göğüs gibi başka alanlardan yayılabilir. O zaman bu tip tümörler, ikincil (veya metastatik) beyin tümörü olarak adlandırılır. Diğer kanserlerle karşılaştırıldığında beyin tümörleri nispeten az görülmektedir; ancak yerleşimleri ve bazen agresif yapılarından ötürü tehlikeli oldukları düşünülmektedir.

    Beyin Tümörlerinin Olası Belirtileri

    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna hücum eder veya baskı yaparlar ve belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil başka hastalıklar da bu belirtilere neden olmaktadır. Herhangi bir durumda bu belirtilerden birini veya daha fazlasını yaşarsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız.

    Baş ağrısı, özellikle:
    -yakın zamanda başlayan yeni bir ağrı
    -devamlı bir ağrı

    -uyanınca daha kötü olan bir ağrı
    •Kusma, özellikle sabahları daha şiddetliyse
    •Kişilikte veya davranışta değişiklikler
    •Zihinsel becerilerde düşüş:

    -hafıza kaybı

    -hesap yapma becerisinde bozulma

    -yargılamada bozulma
    •Yeni başlayan nöbetler
    •Nörolojik değişiklikler:

    -görme problemleri (çift görüş, azalmış görüş)

    -duyma kaybı

    -bir vücut alanında his azalması veya güçsüzlük

    -konuşma zorlukları

    -koordinasyonda azalma, sarsaklık
    •Güçsüzlük, uyuşukluk/rehavet, uyanıklığın azalması
    •Dil problemleri, yutma güçlüğü, hıçkırıklar
    •Bozulmuş koku duyusu
    •Kontrolsüz veya işlev bozukluğu olan hareketler, el titremesi
    •Menopozdan önce adet kanamalarının kesilmesi
    •Yüz felci
    •Gözde anormallikler:

    -farklı büyüklüklerde göz bebekleri

    -kontrolsüz hareket

    -gözkapağı düşmesi
    •Sersemlik/kafa karışıklığı, alışılmadık veya garip davranış
    •Solunumda geçici durma

    Op.Dr. Kerem Bıkmaz Laboratuvar Çalışmaları
    Arkansas Üniversitesi Yaşargil Laboratuvarı , Amerika

    Beynin Fonksiyonel Coğrafyası

    Beynin farklı alanları, farklı fonksiyonları kontrol eder. Beyin tümörünün belirtileri, etkilenen beyin alanına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Sol temporal lob: İşitme, görme, koku alma, anlayış, gördüğünü veya duyduğunu hatırlama, kelimeleri tanıma, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Beyin sapı: Nefes alıp verme, kalp hızı, sindirim, uyanıklık seviyesi, uyku, terleme, kan basıncı, vücut sıcaklığı ve denge.

    Beyincik: Denge, duruş, kol ve bacakları kapsayan koordinasyon ve refleks hareketler için hafıza.

    Sağ temporal lob: İşitme, koku alma, organize olma, görülen veya işitilene yoğunlaşma, müzikal tonların tanınması, müzik sesleri ve konuşma içermeyen bilgi (örneğin, çizimler). Uzun dönemli hafıza, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Oksipital lob: Görüleni ve görsel imgeleri net olarak yorumlama. Okuma ve yazma, cisimleri bulma, renkleri tanıma, kelimeleri tanıma, nesneleri çizme ve bir cismin hareket edip etmediğini anlama.

    Parietal lob: Görme ve dokunma duyusu. Anlayış için farklı duyulardan giren verilerin düzenlenmesi, vücudun duysal kontrolü, yazı yazma, matematik ve dil. Vücudun pozisyonlanması, nesnelerin tutulması ve işitsel ve işitsel olmayan hafıza.

    Frontal lob: Bilinçlilik ve dış uyaranlara cevaplar gibi yüksek zihinsel işlevler, kişilik. Yutma, salya, ses çıkarma, çiğneme, yüz ifadeleri ve eller, kollar, gövde, kalça, bacaklar ve ayaklar için motor koordinasyon.

    Beyin Tümörlerinin Özellikleri

    Beyin tümörleri, iki ana sınıfta toplanır: gliomlar ve gliom olmayanlar. Aşağıda, çok çeşitli beyin tümörü tipleri anlatılmaktadır ve tümörünüz hakkında size verilen bilgiyi netleştirmeye yardımcı olabilir.

    Gliomlar

    Birincil beyin tümörlerinin yaklaşık %46’sı ve birincil omurilik tümörlerinin %23’ü gliomlardır; başka bir deyişle, glial hücrelerden büyürler. Beyin içinde gliomlar genellikle serebrumun yarım kürelerinde meydana gelirler ancak diğer alanları da, özellikle optik sinir, beyin sapı ve özellikle çocuklarda beyinciği etkilerler. Glial hücreler farklı çeşitte olduklarından, gliomlar da birkaç gruba ayrılırlar.

    Astrositomlar
    •Tüm birincil beyin tümörlerinin %17sini oluşturan, en sık görülen gliom tipidir.
    •Merkezi sinir sisteminde herhangi bir yerde meydana gelebilir. Tedavi genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ve bazen de kemoterapiyi içerir.
    •Düşük dereceli astrositomlar nispeten yavaş büyür ve cerrahi ile tümör tamamen çıkarılabilir.
    •Yüksek dereceli asrositomlar, düşük dereceli olanlardan daha hızlı büyürler ve genellikle, cerrahi, ışın ve kemoterapinin bir kombinasyonu ile tedavi edilirler.

    Çok Şekilli Glioblastomlar

    Yüksek dereceli astrositomların bir diğer adı da glioblastomlardır. Yakındaki dokulara hızla hücum ederler ve çok agresif hücreler içerirler.

    Erişkinleri etkileyen en yaygın birincil beyin tümörlerindendirler ve bazen çocukları da etkilerler.

    Tipik olarak, cerrahi ardından, tek başına veya kemoterapi ile kombine edilmiş ışın tedavisi ile tedavi edilirler.

    Beyin Sapı Gliomları
    •Beyin sapında yerleşmiş olan bu tümörler, çocukluk tümörlerinin %20’sini, erişkin tümörlerinin de yaklaşık %5’ini oluşturur.
    •En çok, 3-10 yaş arasındaki çocukları etkiler ve çok düşük dereceli astrositomlardan daha hızlı büyüyen çok şekilli glioblastomlara dek değişiklik gösterir.
    •Beyin sapı gliomları için genellikle cerrahi kullanılmaz; çünkü beyin sapı çok hassastır. Işın tedavisi bazen belirtileri azaltmada yardımcı olur ve tümör büyümesini yavaşlatarak hastanın ömrünü uzatır.
    •Beyin sapı gliomları eşit oranda tehlikelidir; ancak düşük dereceli tümörlerin azalma/hafifleme periyotları çok uzun olabilir.

    Oligodendrogliomlar
    •Nispeten nadirdirler; tüm gliomların %5ini temsil ederler ve en çok genç erişkinlerde beynin serebral yarımkürelerinde meydana gelirler.
    •Düşük dereceli tümörler, cerrahi ile tedavi edilir. Yüksek dereceli tümörlere, cerrahinin ardından ışın tedavisi uygulanır; buna bazen kemoterapi de eklenir. Işın tedavisine orta düzeyde duyarlıdırlar.

    Ependimomlar
    •Erişkin intrakranyal gliomların yaklaşık %5ini, merkezi sinir sistemindeki çocukluk tümörlerinin de %10unu oluştururlar.
    •Oluşum oranları 5 yaşında ve 34 yaşında en yüksek düzeydedir.
    •%85 civarı kanser yapmaz; çoğu sınırlandırılmıştır, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerdir.
    •Genellikle sadece ışın tedavisi uygulanır; bazılarının cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerektiği halde, tamamen çıkarılamayanlara ışın tedavisi uygulanır.

    Gliom Olmayanlar

    Medullablastomlar veya Primitif Nöroektodermal Tümörler
    •Çocukluktaki tüm beyin tümörlerinin %25ten fazlasını temsil ederler. Erişkinlere göre, çocuklarda daha çok meydana gelirler.
    •Beynin alt kısmında (beyincik) başlarlar ve omurga veya vücudun diğer kısımlarına yayılırlar.
    •Genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ile temizlenirler.
    •Hızlı büyüyen tümörlerdir; ancak ışın tedavisine ve kemoterapiye çok hassastırlar.

    Meningiomlar
    •Tüm birincil beyin tümörlerinin %27sidir ve erkeklere oranla kadınları daha çok etkileme eğilimindedir.
    •Büyürken komşu beyin dokularını sıkıştırır; genellikle iyi huyludur ancak hayatı tehdit edebilir.
    •Bazıları yavaş yavaş büyür; ancak bazıları da daha hızlı büyürler veya ani büyüme atakları yaparlar.
    •Tekrarlayıp tekrarlamayacağı tahmin edilemez, düzenli takip ve taramalar önemlidir.

    Schwannomlar
    •Genellikle iyi huyludurlar ve mümkünse cerrahi olarak çıkarılırlar.
    •Sıkça rastlanan bir tipi (vestibular schwannom veya akustik nöroma olarak bilinir), sekizinci kafa sinirini etkiler. Bu sinir, denge ve işitme için önemli sinir hücreleri içermektedir. Bu tip, beynin bir veya iki tarafında büyüyebilir.

    Metastatik Beyin Tümörleri

    Akciğerler veya göğüs gibi, vücudun diğer kısımlarından gelen kanser hücreleri, kan yoluyla beyne ulaşabilir ve ikincil veya metastatik bir tümör oluşturmaya başlar. Metastatik beyin tümörleri gerçekte, birincil beyin tümörlerinden daha yaygındır. Tedavide genellikle cerrahi ve/veya ışın tedavisi kullanılır.

    Beyin Tümörlerinin Teşhisi

    Sizde beyin tümörü belirtileri varsa, doktor bazı testler yapmak isteyecektir. Beyin içindeki anormalliklerin tipini ve yerleşimini saptamak için kullanılan gelişmiş birkaç diyagnostik işlem bulunmaktadır.

    Merkezi Sinir Sistemi Tümörlerini Etkileyen Tahmini Etmenler

    Histoloji (hücre tipi)

    Hastanın yaşı

    Tümörün yerleşimi

    Fonksiyonel nörolojik durum

    Daha az önemli etmenler:

    Metastatik yayılım

    Tümör rezeksiyonunun büyüklüğü (cerrahi uygulanan hastalarda)

    Nörolojik Değerlendirme

    •Hastaların ilk nörolojik değerlendirmeleri genellikle bir nörolog veya sinir cerrahı tarafından yapılır.
    •Değerlendirmeyi yapan kişi, azalmış zihinsel işlev (örn. konsantre olamama, hatırlamada yetersizlik, aritmetik işlemleri veya basit işleri gerçekleştirememe), güçsüzlük, hissizlik, kas tonusunda yetersizlik, reflekslerde değişiklik ve görmede değişikliklerin işaretlerini arayacaktır.

    Görüntüleme
    •Beynin anatomisini incelemek için, hastalara manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanacaktır.
    •Tümörün özelliklerini daha iyi anlayabilmek için(Hızlı mı büyüyor? Sabit mi duruyor? Normal dokuya hücum etti mi? vb.), manyetik rezonans spektrometresi (MRS) ve pozitron emisyon tomografi (PET) gibi ilave taramalar da yapılabilir.
    •Bu taramalar daha sonra her bir hasta için en uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılır.

    Biyopsi

    Eğer taramalardan net bir teşhis yapılamıyorsa, tümörün tipini tam olarak belirlemek için bir biyopsi yapılabilir.

    Lokal anestezi uygulandıktan sonra, tümörün küçük bir parçasını almak için kafatasındaki küçük bir delikten uzun bir iğne sokulur.

    Tümör örneği, tümörün tipini ve ne kadar agresif olabileceğini belirlemek için değerlendirilir.

    Biyopsiden elde edilen bilgi daha sonra, hasta için en uygun tedavinin ne olduğunu tespit etmek için kullanılır.

    Beyin tümörlerinin derecelendirilmesinde iki temel etken dikkate alınır: tümörü yapan hücrelerin türleri ve tümörün büyüme hızı. Ayrıca, hastanın yaşı da önemlidir; hasta ne kadar genç ise, hastalığın seyri o kadar iyidir. Daha az olarak, kanserli hücre türünün, büyüme hızının ya da hastanın yaşı kadar önemli olmasa da, çıkarılan dokunun miktarı da bir etkendir.

    Cerrahi düşünülüyorken, tümörün yerleşimi önemlidir; çünkü bazı alanların, yaşam kalitesi, yaşam beklentisi ve tedavi tipi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Genel sağlığın ve fiziksel durumun iyi oluşu, sonuçları öngörmede büyük rol oynar; daha genç hastalar daha iyi seyre sahiptirler.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi

    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, tedavi gereklidir. Burada, bazı tedavi seçenekleri sıralanmaktadır. Ayrıca, birçok klinik çalışma, hastaların yeni deneysel tedavilere ulaşmalarını sağlar.

    Cerrahi
    •Tümör kütlesini ortadan kaldırmanın en doğrudan yolu, birincil tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır.
    •Cerrah, genellikle bir kranyotomi yapacaktır. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Işın Tedavisi
    •Işın tedavisi, kanserli çoğu beyin tümöründe başrol oynar.
    •İyi huylu tümörler de büyümelerinin kontrol edilmesi için ışın gerektirebilirler.

    Cerrahi sonrası ışın
    •Tümörün bütünü cerrahi olarak çıkarılmış gözükse de, çevresindeki beyin dokusunda mikroskopik tümör hücreleri kalır ve bunlar başka bir yere yayılabilir veya yeni bir beyin tümörü oluşturabilirler.
    •Cerrahi kazıma sonrası uygulanan ışının amacı, kalan tümörün büyüklüğünü azaltmak, büyümesini durdurmak veya her ikisidir.
    •Eğer tümörün tamamı güvenli bir şekilde çıkarılamazsa, çoğunlukla cerrahi sonrası ışın önerilir.

    Cerrahi uygun olmadığında ışın
    •Cerrahi ile ulaşılamayan veya ışına özellikle cevap verdiği düşünülen niteliklere sahip tümörler için cerrahi yerine ışın kullanılabilir.

    Brakiterapi
    •Tümörlere seçici olarak yüksek dozda ışın verme yöntemidir.
    •Çoğunlukla metal taneler veya çubuklar şeklinde olan bağımsız radyoaktif kaynaklar, tümör veya tümör çukuru içine ya da yakınına yerleştirilir.
    •Çoğunlukla bilgisayar yardımıyla radyoaktif kaynağı tam olarak yerleştirmek, sağlıklı dokunun ışına daha az maruz kalmasını ve tümörün aldığı ışının dozunun en yüksek düzeyde olmasını sağlar.
    •Brakiterapi, cerrahi ve/veya kemoterapi ile bir arada kullanılabilir.

    Işın ve Kemoterapi
    •Kemoterapiyi ışın tedavisi ile beraber kullanmak, yüksek düzeyli tümörü olan bazı hastalar için yararlıdır.
    •Kemoterapi, bir veya daha fazla ilacı içerebilir ve döngüsel olarak verilmektedir (örneğin, 3 hafta boyunca günde bir kez, ardından, yeni hücreler yapmak için 1 haftalık dinlenme dönemi ).
    •Kemoterapi, ağızdan, damardan, başka bir infüzyon yöntemiyle veya doğrudan beyne yerleştirilmiş bir tabaka şeklinde uygulanabilir.

    Gamma Bıçağı (Sterotaktik ışın tedavisi)
    •Gamma bıçağı gerçekte, yüksek derecede odaklanmış, eni dar olan kobalt gamma ışını demetleridir.
    •Cerrahiye karşı bir seçenek olan bu uygulama, bir kesiye gerek kalmadan, doğrudan beyin anormalliklerini tahrip eder.
    •İyi ve kötü huylu tümörleri, metastatik tümörleri ve diğer vasküler yapı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.
    •Hastalarda yan etkiler daha azdır ve konvansiyonel cerrahiye göre iyileşme süresi daha kısadır.
    •Cerrahi tipik olarak 30 dakika ve 3 saat arasında sürer ve hastaların çoğu aynı gün eve dönebilir.

    Tedavinin Yan Etkileri

    Beyin tümörü tedavisinin yan etkileri olabilir. Bazen yan etkiler ani olur veya birkaç gün içinde gelişebilir. Yan etkilerin ciddiyeti ilacın dozu veya tedavinin uzunluğu ile ilgili olabilir.

    Kemoterapi

    Kemoterapi ilaçları, hızlı büyüyen hücreleri öldürmek için yapılmıştır. Ancak, bu ilaçlar tüm vücutta dolaştıklarından, normal, sağlıklı hücreleri de etkileyebilirler. Sağlıklı dokunun hasarı, yan etkilere neden olur.

    Kemoterapiye yaşlı hastaların daha az iyi tahammül edip edemeyebilecekleri belirsizdir. Yaşlı hastaların kullandığı birçok ilaç ve başka tıbbi sorunlar gibi bazı durumlar, kanser tedavisini zorlaştırabilir. Ancak, bir çalışmaya göre, tıbbi komplikasyonları olmayan yaşlı kanser hastaları, genç hastalarla aynı seviyede toksisite ve fayda sağlayabilirler.
    •Kemoterapi hızlı büyüyen hücreleri hedeflediğinden, saç kökleri, kemik iliği ve mide hücreleri gibi hızlı bölünen normal hücreler de etkilenir. Yan etki olarak, kellik, mide bulantısı, kusma ve ishal ortaya çıkar.
    •Kemoterapi ayrıca, anemiye bağlı güçsüzlük, ateş ve enfeksiyona neden olur; çünkü bağışıklık sistemi ilaçlar nedeniyle zayıflamıştır.

    Işın Tedavisi

    Beyin tümörü için ışın tedavisinin yan etkileri, tümörün çevresindeki normal beyin dokusuna ışınımın yaptığı etkiyle ortaya çıkar.
    •Işın tedavisinin ilk uygulamasından kısa bir süre sonra hastalarda baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, uyku hali, ateş ortaya çıkabilir ve tümörle ilişkili nörolojik belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tedavi ilerlerken gitgide daha hafif hale gelmelidir.
    •Işın tedavisine başladıktan sonraki birkaç hafta ile birkaç ay içinde belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tümörün ilerlediğini gösterebilir. Nedenin tümör mü yoksa tedavi mi olduğunu saptamak için bu belirtileri bir süre boyunca gözlemlemek gereklidir.
    •Işın tedavisinin özelliğine bağlı olarak, tedaviden aylar veya yıllar sonra geç dönem ışın etkileri gelişebilir. Yaşadığınız herhangi bir belirtinin bir kaydını almak veya bir günlük tutmak iyi olur; böylece belirtileri doktorla konuşabilirsiniz.

    Cerrrahi ve Diğer Tedaviler
    •Cerrahi ve ışın, tümör çevresindeki beynin ödemine (şişlik) neden olabilir.
    •Şişlik, çevreleyen beyin dokularında basınca yol açar ve baş ağrısı, uykusuzluk ve başka ciddi sorunlar yaratır.
    •Bu sorunları önlemek için doktorunuz steroidler yazabilir.
    •Kortikosteroid adıyla da bilinen bu steroidler, vücutta doğal olarak oluşan hormonlardır ve vücut geliştiricilerin kullandıkları “anabolik steroidler” den farklıdırlar.
    •Steroidler, çoğu tümör tipinin hücrelerini öldürmek için pek az çalışır; ancak, baş ağrısı gibi bazı belirtileri hafifletebilir ve cerrahi veya ışın tedavisiyle ortaya çıkabilen daha fazla şişliği önler.

    Yan Etkilere Karşı Yapılabilecekler

    Yan Etki

    Destekleyici Bakım

    Kansızlık

    Kırmızı kan hücreleri oluşturan ajanlar

    Kellik (kalıcı veya geçici)

    Peruklar, türban, başlıklar, şapkalar

    Kan pıhtıları

    Kan incelticiler

    Kabızlık

    Yoğun lifli gıdalar, sıvı alımını arttırmak, laksatifler, gaita yumuşatıcılar

    İshal

    Düşük lifli gıdalar, yüksek proteinli besinler, sıvı alımını arttırmak, baharatlı veya bağırsakları rahatsız eden besinlerden kaçınmak, antidiyare ilaçları

    Ağız kuruluğu

    Şekersiz sakız, buz cipsleri

    Yorgunluk

    Enerjiyi korumak, işleri devretmek, sık sık kısa dinlenme aralıkları vermek, etkinlikleri öncelik sırasına koymak, iyi bir beslenme, yeterli kalori almak (Her gün, 450gr başına ortalama 15 kalori. Kilo kaybediyorsanız buna 500 daha ekleyin), günde en az 8 bardak su içmek, ek vitamin gerekli olabilir.

    Ateş/enfeksiyon

    Ateş için asetaminofen veya ibuprofen; enfeksiyon için antibiyotikler.

    İştah kaybı

    Daha küçük öğünler, beslenme ekleri, iştah arttırıcılar

    Ağız yaraları

    Alkolden (alkol içeren ağız temizleme suları dâhil), tütünden, tuzlu, şekerli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerden uzak durmak

    Mide bulantısı veya kusma

    Antiemetikler

  • Bel fıtığı ne demektir ?

    BEL FITIĞI NE DEMEKTİR?

    Omurga, “omur” adı verilen ve birbirine bağlı bir dizi kemikten yapılmıştır. Disk, bir omuru diğerine bağlayan güçlü bağ dokularının bir birleşimidir ve omurlar arasında bir yastık gibi görev yapar. Disk, “anulus fibrosus” adı verilen ve sert bir dış katman ile “nükleus pulposus” adı verilen jelimsi bir çekirdekten oluşmuştur. Yaşlandıkça, diskin merkezi su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve disk, bir yastık olarak daha az etkili hale gelir. Bu durum, diskin merkez bölümünün, dış katmandaki bir çatlaktan dışarı doğru çıkmasına, yer değiştirmesine (fıtıklaşmış veya yırtılmış disk olarak adlandırılır) neden olabilir. Disk fıtıklarının çoğu bel omurgasının alttaki iki diskinde meydana gelir, bu da bel hizasında veya belin hemen altına denk düşer.

    Fıtıklaşmış bir disk, omurgadaki sinirler üzerine baskı yapabilir ve ağrıya, uyuşmaya, karıncalanmaya veya “siyatik” olarak adlandırılan, bacak güçsüzlüğüne neden olabilir. Siyatik, insanların %1–2 sini etkiler ve bu durum genellikle 30–50 yaş arasında meydana gelir.

    Bacak ağrısı görülmeksizin tek başına sırt ağrısının disk fıtığından ziyade pek çok sebebi olmasına karşın, disk fıtığı sırt ağrısına da neden olabilmektedir.

    TEDAVİSİ NEDİR?

    Ani gelişen bel fıtıklı hastaların çoğu (%80–90), cerrahi olmaksızın iyileşecektir. Sağlık uzmanınız tedaviye genellikle cerrahi olmayan yöntemlerle başlayacaktır. Tedavinin tamamlanmasının ardından ağrı sizi hâlâ normal yaşayışınızdan alıkoyuyorsa, sağlık uzmanınız cerrahiyi önerebilir.

    Cerrahi ile bacak gücünüz normale dönmeyebileceği halde, cerrahi, bacağınızın daha da güçsüzleşmesini engelleyecek ve bacak ağrınızı da rahatlatacaktır. Cerrahi genellikle bacak ağrısının geçmesi için önerilir (başarı oranı %90’dan fazladır); sırt (bel) ağrısının rahatlamasında daha az etkilidir.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ

    Sağlık uzmanınız, kısa dönemli dinlenme, şişkinliği azaltmak için anti-enflamatuar ilaçlar, ağrıyı kontrol etmek için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu içeren, cerrahi olmayan tedaviler yazabilir. Dinlenmeniz söylenirse yatakta ne kadar kalmanız gerektiğine dair talimatlara uyun. Çok fazla yatak istirahatı sonucunda eklemleriniz sertleşebilir ve kaslarınız zayıflayabilir, bu da ağrıyı azaltmada yardımı olacak aktiviteleri yapmayı zorlaştıracaktır. Tedaviniz devam ederken çalışmaya devam edip etmemeniz gerektiği konusunu sağlık uzmanınıza sorunuz.

    Sağlık uzmanınız, belinize ek bir yük bindirmeden günlük yaşamınızdaki aktiviteleri yapmanız için bir hemşire veya fizyoterapistin yardımıyla eğitim ve tedaviye başlayabilir.

    Cerrahi olmayan tedavinin amaçları, sinirin ve diskin rahatsızlığını azaltmak ile beraber, omurgasını koruması ve tüm işlevini arttırması için hastanın fiziksel durumunu iyileştirmektir. Bu, bel fıtığı olan hastaların çoğunda, çok sayıda tedavi programını bir araya getiren organize bir bakım programı ile başarılabilmektedir.

    Sağlık uzmanınızın vereceği ilk tedavilerin bazısı ultrasound, elektrik uyarım, sıcak, soğuk ve elle yapılan “manual” tedaviler gibi birtakım tedavileri içerir; bunlar ağrınızı ve kas spazmlarınızı azaltmak ve bir egzersiz programına başlamanızı kolaylaştırmak içindir. Traksiyon, bazı hastaların ağrısını sınırlı oranda hafifletebilir. Bazen bel fıtığını iyileştirmede yardımı olmayacağı halde, doktorunuz bel ağrınızı rahatlatmak için tedavinin başlangıcında bir bel korsesi (yumuşak, esnek sırt desteği) verebilir. Manipulasyon, özelliği olmayan bir bel ağrısını rahatlatabilir ancak bel fıtığı olan çoğu vakada manipulasyondan uzak durulmalıdır.

    Öncelikle, bel ağrınızı veya bacaktaki belirtileri azaltmak için öğrendiğiniz egzersizler, yumuşak germeler veya vücut duruşunuzda değişiklikler yapmak olabilir. Ağrınız daha az olduğunda, esnekliği, kuvveti, dayanıklılığı arttırmak ve daha normal bir yaşam şekline dönebilmeyi sağlamak için daha zorlu egzersizler kullanılabilecektir.

    Egzersiz talimatı hemen başlatılmalı ve iyileşme ilerlerken, iyileşmenin derecesine göre uyarlanabilmelidir. Bir ev egzersiz programı ve germe programını öğrenmek ve buna devam etmek, tedavinin önemli bir kısmıdır.

    İLAÇLAR VE AĞRI TEDAVİSİ

    Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlar, analjezikler –ağrı kesiciler- olarak adlandırılır. Çoğu ağrı, aspirin, ibuprofen, naproksen veya asetaminofen gibi reçetesiz ilaçlarla tedavi edilebilir. Çok sık olmamakla beraber, doktor bazen kas gevşetici yazabilir. Süregelen ciddi ağrınız varsa, doktor kısa bir dönem kullanmanız için narkotik ilaçlar yazabilmektedir. Ancak sadece ihtiyaç duyduğunuz miktarda ilaç almanız gerekir, çünkü daha fazla ilaç almak daha çabuk iyileşmenizi sağlamaz, kabızlık ve uyku hali gibi birtakım istenmeyen yan etkilere neden olabilir ve bağımlılıkla sonuçlanabilir.

    Tüm ilaçlar, sadece belirtildiği şekilde alınmalıdır. Almakta olduğunuz herhangi tür bir ilacı –reçetesiz satılanlar dâhil- doktora söylediğinizden emin olun ve eğer doktorunuz size ilaç yazarsa, bu ilacın sizde nasıl etki gösterdiğini ona bildirin.

    Nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID), ağrıyı hafifletirler ve disk fıtığı sonucunda meydana gelen şişme ve enflamasyonu azaltmaları için de kullanılırlar. Bu ilaçlar arasında, aspirin, ibuprofen, naproksen ve çok çeşitli reçeteli ilaç yer almaktadır. Doktorunuz size anti enflamatuar ilaçlar verirse, mide rahatsızlığı veya mide kanaması gibi yan etkileri dikkatle takip etmelisiniz. Reçeteli veya reçetesiz NSAID’lerin uzun süreli kullanımı, herhangi bir olası problemin gelişmesi nedeniyle doktorunuz tarafından takip edilmelidir.

    Anti enflamatuar etkili başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroid ilaçlar – ağızdan veya enjeksiyonla- çok güçlü anti enflamatuar etkileri nedeniyle daha ciddi bel ve bacak ağrısı için bazen reçete edilirler. NSAID’ler gibi, kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların riskleri ve yararları konusunu doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Epidural enjeksiyonlar veya “bloklar”, ciddi bacak ağrınızın olduğu durumda önerilebilir. Bunlar, epidural alana (omurga sinirleri çevresindeki alan) yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır ve bu tekniğin özel eğitimini almış bir doktor tarafından uygulanmalıdır. İlk enjeksiyonun ardından, ileri bir tarihte bir veya iki enjeksiyon daha yapılabilir. Bu, kapsamlı rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı, sinir ve diskin enflamasyonunu azaltmaktır.

    Tetik nokta enjeksiyonları, ağrılı yumuşak dokulara veya omurga boyunca uzanan kaslara veya leğen kemiğinin üst kısmındaki kaslara lokal anestetiklerin (bazen kortikosteroidlerle birlikte), doğrudan enjeksiyonudur. Bazen ağrı kontrolü için işe yarasalar da, fıtıklaşmış bir diski iyileştirmede yardımcı olamazlar.

    CERRAHİ TEDAVİ

    Cerrahinin amacı, fıtıklaşmış bir diskin, ağrı ve güçsüzlük belirtilerine neden olacak şekilde sinirler üzerine baskı yapmasını ve rahatsızlık vermesini durdurmaktır. En yaygın görülen işlem, “disektomi” veya fıtıklaşmış diskin bir parçasının çıkarıldığı “kısmi disektomi”dir. Diski net olarak görebilmek için bazen diskin arkasındaki kemik olan laminanın küçük bir parçasını almak gerekebilir. Kemiğin küçük ölçekli (hemi-laminotomi) veya daha büyük ölçüde (hemi-laminektomi) çıkarılması söz konusu olabilir. Bazı cerrahlar bazı vakalarda endoskop veya mikroskop kullanırlar.

    Disektomi, lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta, ameliyat masasına yüzüstü yatar, genellikle diz çökme pozisyonundadır. Fıtıklaşmış diskin üzerindeki ciltte küçük bir kesi yapılır ve omurga üzerindeki kaslar kemikten geriye çekilir. Cerrahın sıkışmış siniri görebilmesi için küçük bir miktar kemik çıkarılabilir. Fıtıklaşmış disk ve herhangi gevşek bir parça, sinir üzerindeki baskıları ortadan kalkana dek çıkarılır, alınır. Sinirin üzerindeki baskının tamamen ortadan kalktığından emin olmak için kemik dikenleri (osteofitler) de temizlenir. Genellikle çok az kanama olur.

    CERRAHİDEN SONRA DURUMUM NE OLUR?

    Eğer temel belirtiniz bel ağrısından ziyade bacak ağrısı ise, cerrahiden iyi sonuçlar bekleyebilirsiniz. Cerrahiden önce doktorunuz, fıtıklaşmış olan diskin sinire baskı yapıp ağrıya yol açtığından emin olmak için bir inceleme ve testler yapacaktır. Fizik muayenede, siyatiği ve olası kas zayıflığını, uyuşukluğu veya refleks değişiklikleri gösteren pozitif bir “düz bacak kaldırma” testi bulunmalıdır. Sinir sıkışmasını açıkça gösteren bir görüntüleme testi (manyetik rezonans görüntüleme [MRI], bilgisayarlı tomografi [BT] veya myelografi) de ilave testler arasında yer alabilir. Eğer bu testlerin tümü sizin için pozitif çıkıyorsa ve doktorunuz sinir sıkışması olduğundan eminse, cerrahi sonrası bacak ağrınızdan belirgin ölçüde kurtulma olasılığınız yaklaşık %90’dır. Her gününüzün ağrısız geçmesini beklememeniz gerektiği halde, ağrınızı kontrol altında tutabilir ve oldukça normal bir yaşam şekline devam edebilirsiniz.

    Hastaların çoğunun disektomi sonrası komplikasyonları olmayacaktır; ancak biraz kanamanız, enfeksiyon, omurga siniri köklerinin koruyucu kılıfında (dura mater) yırtıklar veya sinir yaralanması olabilir. Diskin tekrar yırtılması ve semptomlara neden olması da mümkündür. Bu durum hastaların yaklaşık %5’inde görülmektedir.

    Cerrahi sonrası aktivitelerinizdeki kısıtlamalarla ilgili öneriler almak için doktorunuzla görüşün. Anesteziden çıktıktan hemen sonra yataktan kalkıp biraz yürümek genellikle iyi bir fikirdir. Hastaların çoğu, cerrahiden bir süre sonra 24 saat içinde eve giderler.

    Eve gittiğinizde, ilk dört hafta boyunca otomobil kullanmaktan, uzun süre oturmaktan, aşırı yük kaldırmaktan ve eğilmekten sakınmalısınız. Bazı hastalar cerrahi sonrası gözetim altında bir rehabilitasyon programından yararlanacaklardır. Rahatsızlığınızın tekrarını önlemek amacıyla sırtınızı güçlendirmek için egzersiz yapıp yapmayacağınızı doktorunuza danışmalısınız.

    ACİL CERRAHİYE İHTİYACIM OLUR MU?

    Çok nadiren, büyük bir disk fıtığı idrar torbası ve bağırsağı kontrol eden sinirleri sıkıştırabilir ve bu da idrar torbası veya bağırsak kontrolünün kaybına neden olur. Bu durum genellikle kasıklarda veya üreme organlarına ait bölgede uyuşma ve karıncalanma ile beraber olup, bel fıtığı nedeniyle acil cerrahiye ihtiyaç duyduğunuz çok az durumdan biridir. Böyle bir durum meydana gelirse, hemen doktorunuzu arayın.

  • Endoskopik disk cerrahisi

    Endoskopik cerrahi artık tüm cerrahi alanlarda yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Diğer cerrahi dallarda kullanımı daha eskidir. Mide ve safra kesesi cerrahisinde, çoğu kadın doğum ameliyatlarında, üroloji ve KBB ameliyatlarında cok yaygın olarak kullanılmaya başlandıkdan sonra sinir cerrahisinde kullanımı 1990’lı yıllardan sonra olmuştur. Endoskopik disk cerrahisi (endoskopik bel fıtığı ameliyatı- kapalı bel fıtığı ameliyatı), cerrahi olarak minimal invazif bir yöntemdir. Endoskopi kelimesi eski yünanca’da endo (iç) ve scopien (izleyerek görme) kelimelerinden türetilmiştir. Günümüzde özellikle omurga hastalıklarında cerrahi açıdan ilk secenek olarak tercih edilmeye başlamıştır. Ülkemizde de birkaç merkezde yapılan bu ameliyat dünyada büyük yaygınlık kazanmıştır. Ameliyat iki farklı teknikle yapılmaktadır. Merkezimizde her iki teknik de hastanın gereksinimine göre uygulanabilmektedir. Ameliyatın uygulanabilmesi için özel endoskopik cerrahi aletler ve uygulayacak cerrahın bu konuda eğitimli ve uluslararası sertifika sahibi olması gereklidir.

    Hangi Hastalara Uygulanabilir?

    Endoskopik disk ameliyatı bel fıtığı nedeniyle ameliyat olması gereken tüm hastalara uygulanabilir. Ancak bel fıtığının yanısıra hastada bel omurlarının kayması, kanal darlığı gibi ilave durumlar var ve bunların da düzeltilmesi gerekiyorsa o zaman endoskopik disk ameliyatı yerine mikrocerrahi yapılması gereklidir.
    Her yaş grubuna uygulanabilir. Özellikle yaşlı ve diabet, hipertansiyon gibi başka sorunları olan hastalarda ameliyat sonrası iyileşme süresinin çok kısa olması büyük avantaj sağlamaktadır. Ayrıca girişime bağlı ek anatomik hasara yol açmaksızın fıtıklanmış disk parçası alınmaktadır. Böylece hastaların hastanede kalma ve işe dönüş süreleri kısalmaktadır.
    Mikrocerrahi sonrası nüks gelişen hastalarda ikinci ameliyatlarda ameliyat bölgesindeki yapışıklıklar nedeniyle komplikasyon riski yüksektir. Endoskopik disk ameliyatı ise nüks nedeniyle ikinci kez ameliyat olması gereken tüm hastalarda güvenle uygulanabilir.

    Kısaca Cerrahi Teknik:

    Sadece girişim yeri açısından farkı olan iki ayrı teknik vardır. Posterior interlaminar girişimde bel bölgesinin tam ortasından, posterolateral transforaminal girişimde bel bölgesinin yan tarafından cilt kesisi yapılır. Posterior interlaminal girişim ve posterolateral transforaminal girişim olmak üzere iki tekniğin ana farkı, girişim yerleri ve girişim sırasında endoskobun geçtiği vücut alanlarıdır. Her iki teknikde de yaklaşık 0.5 (yarım) santimetrelik bir cilt kesisi yapılır. Bu kesiden radyolojik kontrol altında 4 mm çapındaki endoskop fıtıklaşmış bölgeye sokulur. Ardından sisteme endoskopi ünitesi bağlanır. Endoskop içinden tıpkı diz artroskopisinde olduğu gibi sürekli fizyolojik serum verilir ve verilen serum ameliyat alanının net görülmesini sağlayarak dışarı çıkar. Endoskop içinde girilen bölgeyi aydınlatan bir ışık kaynağı, görüntüyü kaydeden bir kamera ve içinden aletlerin geçmesini sağlayan bir kanal vardır. Cerrah endoskobun içindeki kamera aracılığıyla ekrandan omuriliği, sinirleri ve fıtıklaşmış diski görerek fıtıklaşmış diski özel aletlerle çıkartır. Diskin tümü bozulmamışsa sadece fıtıklaşmış ve bozulmuş bölüm çıkartılır. Kalan bölüm ise özel Radyofrekans aletiyle yakılarak sağlamlaştırılır. Böylece kalan diskin fonksiyonlarının devam etmesi sağlanmış olur.

    Avantajları:

    • Ameliyat yaklaşık 0.5 cm lik bir kesiden yapılır. Cerrahiye bağlı anatomik hasarın az olması nedeniyle ameliyat sonrası erken dönemde fazla bir bel ağrısı yoktur.

    • Cerrahiye bağlı kan kaybı, enfeksiyon ve ameliyat sahasında oluşabilecek kan birikimi riski daha azdır.

    • Yan yerleşimli fıtıklara ulaşım daha kolaydır. Ayrıca birden fazla disk mesafesi tek bir kesi ile kontrol altına alınabilir.

    • Ameliyat sonrası hastanade kalış ve işe geri dönüş süresi kısadır. Kısa hastanede kalış süresi maliyeti de düşürür.

    • Mikrocerrahi ameliyatlarında kemik ve bağ dokusunun çıkartıldığı alanlarda kasların omurilik zarına yapışması sonucu ortaya çıkan (epidural fibrozis) ameliyat sonrası kronik bel ağrıları görülmez

    • Yandan yapılan girişimler (posterolateral transforaminal) hasta arzu ederse lokal anestezi ile yapılabilir. Ancak biz tüm olgularda genel anesteziyi tercih ediyoruz. Çünkü uygun ve efektif lokal anestezi uygulansa bile hastanın az da olsa ağrı duyması ve ameliyathane ortamının hasta üzerinde ki negatif etkisi nedeniyle genel anestezinin hastanın özellikle psikolojik rahatlığı açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

    • Mikrocerrahi sonrası nüks eden hastalarda emniyetle uygulanabilir.

    Dezavantajları:

    • Deneyimli ve gerekli eğitimlerden geçerek sertifika almış cerrahlar tarafından yapılabilir.

    • Ameliyat için yüksek teknoloji gerektiren ekipmanların kullanılması gereklidir.

    Bel fıtığının yanısıra kanal darlığı omur kayması ve doğumsal veya edinsel anatomik bozukluğu olan hastalarda uygulamada güçlükler yaşanabilir.

    Sorular:

    Endoskopik cerrahi ne demektir?

    Endoskopik cerrahi, vucudun herhangi bir yerinde oluşan hastalığı tedavi etmek için ufak bir delik açarak hasta bölgeye ulaşmak ve gelişmiş görüntü sistemleri kullanarak hasta bölgeyi bir ekrana taşımak yine gelişmiş mercek sistemlerde kullanarak görme alanını büyüterek cerrahi işlem yapmaktır. Bu işlem halk arasında kapalı ameliyat olarak da bilinir.

    Nöroşirurjide hangi ameliyatlar endoskopik cerrahi ile gerçekleştirilmektedir?

    Endoskopik cerrahi omurga hastalıklarında giderek daha sık bir şekilde kullanılmaktadır. Yeni geliştirilen tekniklerle boyun fıtğı ameliyatları endoskopik yapılmaya başlanmıştır. Uzun zamandır uygun olgularda bel fıtığı ameliyatları, sinirlerin omurgadan çıktığı olukların genişletilmesi endoskopik mikrocerrahi ile yapılmaktadır. Ayrıca endoskopinin göğüs kafesinde kullanılması ile birlikte sırt omurga hastalıklarının cerrahi tedavisinde de kullanılmaktadır.

    Endoskopik ameliyat her hastaya uygulanabilir mi?

    Hastanın bel fıtığı olması şartıyla her hastaya uygulanabilir. Sadece omur kayması nedeniyle vida ve plakla stabilizasyon gereken ve kanal darlığı nedeniyle kanal genişletme ameliyatı gerektiren hastalara uygulanmaz.

    • Neden iki farklı teknik kullanılmaktadır?

    Belin yan tarafından girişimle uygulanan transforaminal teknik yaygın olarak kullanılan tekniktir. Ancak kalça kemiğinin normalden yukarıda olduğu hastalarda özellikle L5-S1 mesafesi için transforaminal yolu kullanmak olanaksız olabilir. Bu durumda belin ortasından kesiyle interlaminar teknik kullanılmaktadır.

    İki teknik arasında ne fark vardır?

    Girişim yeri dışında transforaminal teknik arzu eden hastalarda ya da kalp, böbrek hastalıkları gibi nedenlerle anestezi alması sakıncalı hastalarda lokal anestezi ile uygulanabilir. İnterlaminar teknik ise sadece genel anestezi altında uygulanabilir.

    Endoskopik ameliyatlardan sonra hastanede yatış süresi ne kadardır?

    Genelde bir gece hastanede tutulan hastalar ertesi gün taburcu edilmektedir.

    • Ameliyattan sonra aynı yerde bel fıtığının nüksetme şansı var mıdır?

    Bel fıtığı ameliyatı dünyada 3 farklı yöntemle uygulanmaktadır. Açık cerrahi, mikrocerrahi/mikroendoskopik cerrahi ve tam kapalı endoskopik cerrahi. Her 3 yöntemde de ameliyat edilen binlerce hastada ameliyat sonrasında ortalama %5 oranında ameliyat mesafesinde nüks olduğu saptanmıştır.

    Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın nüks oranı değişmemektedir. Ancak diğer yöntemlerde nüks eden hastalarda yeni ameliyatta komplikasyon oluşma riski endoskopik ameliyatlara göre daha yüksektir. Bu nedenle endoskopik ameliyatta nüks gelişse bile ikinci ameliyatın komplikasyon riski yok denecek kadar azdır.

    Mikrocerrahi ya da açık yöntemle ameliyat edilmiş ve yeniden bel fıtığı oluşmuş hastalarda endoskopik ameliyat uygulanabilir mi?

    Nüks etmiş tüm vakalarda endoskopik girişim güvenle uygulanabilir. Mikrocerrahi uygulanan hastalarda ameliyat sonrası gelişen yapışıklıklar nedeniyle ikinci ameliyat daima daha zor ve komplikasyon riski daha yüksektir. Bu nedenle bu tür hastalarda endoskopik ameliyatlar komplikasyon riski olmaksızın yapılabilir.

  • Çağımızın hastalığı: karpal tünel sendromu (bilekte sinir sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?
    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?
    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım
    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    Maksimum doku korunması
    Teknik olarak basit oluşu
    Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması
    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler
    El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın

    Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın

    Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.

    Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.

    Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.

    Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.

    El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.

    Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer.

    Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.

    Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Bel fıtığı nedir? Cerrahi ve cerrahi dışı tedavisi nasıldır?

    Bel fıtığı nedir? Cerrahi ve cerrahi dışı tedavisi nasıldır?

    Omurga, “omur” adı verilen ve birbirine bağlı bir dizi kemikten yapılmıştır. Disk, bir omuru diğerine bağlayan güçlü bağ dokularının bir birleşimidir ve omurlar arasında bir yastık gibi görev yapar. Disk, “anulus fibrosus” adı verilen ve sert bir dış katman ile “nükleus pulposus” adı verilen jelimsi bir çekirdekten oluşmuştur. Yaşlandıkça, diskin merkezi su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve disk, bir yastık olarak daha az etkili hale gelir. Bu durum, diskin merkez bölümünün, dış katmandaki bir çatlaktan dışarı doğru çıkmasına, yer değiştirmesine (fıtıklaşmış veya yırtılmış disk olarak adlandırılır) neden olabilir. Disk fıtıklarının çoğu bel omurgasının alttaki iki diskinde meydana gelir, bu da bel hizasında veya belin hemen altına denk düşer.

    Fıtıklaşmış bir disk, omurgadaki sinirler üzerine baskı yapabilir ve ağrıya, uyuşmaya, karıncalanmaya veya “siyatik” olarak adlandırılan, bacak güçsüzlüğüne neden olabilir. Siyatik, insanların %1–2 sini etkiler ve bu durum genellikle 30–50 yaş arasında meydana gelir.

    Bacak ağrısı görülmeksizin tek başına sırt ağrısının disk fıtığından ziyade pek çok sebebi olmasına karşın, disk fıtığı sırt ağrısına da neden olabilmektedir.

    TEDAVİSİ NEDİR?
    Ani gelişen bel fıtıklı hastaların çoğu (%80–90), cerrahi olmaksızın iyileşecektir. Sağlık uzmanınız tedaviye genellikle cerrahi olmayan yöntemlerle başlayacaktır. Tedavinin tamamlanmasının ardından ağrı sizi hâlâ normal yaşayışınızdan alıkoyuyorsa, sağlık uzmanınız cerrahiyi önerebilir.

    Cerrahi ile bacak gücünüz normale dönmeyebileceği halde, cerrahi, bacağınızın daha da güçsüzleşmesini engelleyecek ve bacak ağrınızı da rahatlatacaktır. Cerrahi genellikle bacak ağrısının geçmesi için önerilir (başarı oranı %90’dan fazladır); sırt (bel) ağrısının rahatlamasında daha az etkilidir.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ
    Sağlık uzmanınız, kısa dönemli dinlenme, şişkinliği azaltmak için anti-enflamatuar ilaçlar, ağrıyı kontrol etmek için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu içeren, cerrahi olmayan tedaviler yazabilir. Dinlenmeniz söylenirse yatakta ne kadar kalmanız gerektiğine dair talimatlara uyun. Çok fazla yatak istirahatı sonucunda eklemleriniz sertleşebilir ve kaslarınız zayıflayabilir, bu da ağrıyı azaltmada yardımı olacak aktiviteleri yapmayı zorlaştıracaktır. Tedaviniz devam ederken çalışmaya devam edip etmemeniz gerektiği konusunu sağlık uzmanınıza sorunuz.

    Sağlık uzmanınız, belinize ek bir yük bindirmeden günlük yaşamınızdaki aktiviteleri yapmanız için bir hemşire veya fizyoterapistin yardımıyla eğitim ve tedaviye başlayabilir.

    Cerrahi olmayan tedavinin amaçları, sinirin ve diskin rahatsızlığını azaltmak ile beraber, omurgasını koruması ve tüm işlevini arttırması için hastanın fiziksel durumunu iyileştirmektir. Bu, bel fıtığı olan hastaların çoğunda, çok sayıda tedavi programını bir araya getiren organize bir bakım programı ile başarılabilmektedir.

    Sağlık uzmanınızın vereceği ilk tedavilerin bazısı ultrasound, elektrik uyarım, sıcak, soğuk ve elle yapılan “manual” tedaviler gibi birtakım tedavileri içerir; bunlar ağrınızı ve kas spazmlarınızı azaltmak ve bir egzersiz programına başlamanızı kolaylaştırmak içindir. Traksiyon, bazı hastaların ağrısını sınırlı oranda hafifletebilir. Bazen bel fıtığını iyileştirmede yardımı olmayacağı halde, doktorunuz bel ağrınızı rahatlatmak için tedavinin başlangıcında bir bel korsesi (yumuşak, esnek sırt desteği) verebilir. Manipulasyon, özelliği olmayan bir bel ağrısını rahatlatabilir ancak bel fıtığı olan çoğu vakada manipulasyondan uzak durulmalıdır.

    Öncelikle, bel ağrınızı veya bacaktaki belirtileri azaltmak için öğrendiğiniz egzersizler, yumuşak germeler veya vücut duruşunuzda değişiklikler yapmak olabilir. Ağrınız daha az olduğunda, esnekliği, kuvveti, dayanıklılığı arttırmak ve daha normal bir yaşam şekline dönebilmeyi sağlamak için daha zorlu egzersizler kullanılabilecektir.

    Egzersiz talimatı hemen başlatılmalı ve iyileşme ilerlerken, iyileşmenin derecesine göre uyarlanabilmelidir. Bir ev egzersiz programı ve germe programını öğrenmek ve buna devam etmek, tedavinin önemli bir kısmıdır.

    İLAÇLAR VE AĞRI TEDAVİSİ
    Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlar, analjezikler –ağrı kesiciler- olarak adlandırılır. Çoğu ağrı, aspirin, ibuprofen, naproksen veya asetaminofen gibi reçetesiz ilaçlarla tedavi edilebilir. Çok sık olmamakla beraber, doktor bazen kas gevşetici yazabilir. Süregelen ciddi ağrınız varsa, doktor kısa bir dönem kullanmanız için narkotik ilaçlar yazabilmektedir. Ancak sadece ihtiyaç duyduğunuz miktarda ilaç almanız gerekir, çünkü daha fazla ilaç almak daha çabuk iyileşmenizi sağlamaz, kabızlık ve uyku hali gibi birtakım istenmeyen yan etkilere neden olabilir ve bağımlılıkla sonuçlanabilir.

    Tüm ilaçlar, sadece belirtildiği şekilde alınmalıdır. Almakta olduğunuz herhangi tür bir ilacı –reçetesiz satılanlar dâhil- doktora söylediğinizden emin olun ve eğer doktorunuz size ilaç yazarsa, bu ilacın sizde nasıl etki gösterdiğini ona bildirin.

    Nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID), ağrıyı hafifletirler ve disk fıtığı sonucunda meydana gelen şişme ve enflamasyonu azaltmaları için de kullanılırlar. Bu ilaçlar arasında, aspirin, ibuprofen, naproksen ve çok çeşitli reçeteli ilaç yer almaktadır. Doktorunuz size anti enflamatuar ilaçlar verirse, mide rahatsızlığı veya mide kanaması gibi yan etkileri dikkatle takip etmelisiniz. Reçeteli veya reçetesiz NSAID’lerin uzun süreli kullanımı, herhangi bir olası problemin gelişmesi nedeniyle doktorunuz tarafından takip edilmelidir.

    Anti enflamatuar etkili başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroid ilaçlar – ağızdan veya enjeksiyonla- çok güçlü anti enflamatuar etkileri nedeniyle daha ciddi bel ve bacak ağrısı için bazen reçete edilirler. NSAID’ler gibi, kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların riskleri ve yararları konusunu doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Epidural enjeksiyonlar veya “bloklar”, ciddi bacak ağrınızın olduğu durumda önerilebilir. Bunlar, epidural alana (omurga sinirleri çevresindeki alan) yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır ve bu tekniğin özel eğitimini almış bir doktor tarafından uygulanmalıdır. İlk enjeksiyonun ardından, ileri bir tarihte bir veya iki enjeksiyon daha yapılabilir. Bu, kapsamlı rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı, sinir ve diskin enflamasyonunu azaltmaktır.

    Tetik nokta enjeksiyonları, ağrılı yumuşak dokulara veya omurga boyunca uzanan kaslara veya leğen kemiğinin üst kısmındaki kaslara lokal anestetiklerin (bazen kortikosteroidlerle birlikte), doğrudan enjeksiyonudur. Bazen ağrı kontrolü için işe yarasalar da, fıtıklaşmış bir diski iyileştirmede yardımcı olamazlar.

    CERRAHİ TEDAVİ
    Cerrahinin amacı, fıtıklaşmış bir diskin, ağrı ve güçsüzlük belirtilerine neden olacak şekilde sinirler üzerine baskı yapmasını ve rahatsızlık vermesini durdurmaktır. En yaygın görülen işlem, “disektomi” veya fıtıklaşmış diskin bir parçasının çıkarıldığı “kısmi disektomi”dir. Diski net olarak görebilmek için bazen diskin arkasındaki kemik olan laminanın küçük bir parçasını almak gerekebilir. Kemiğin küçük ölçekli (hemi-laminotomi) veya daha büyük ölçüde (hemi-laminektomi) çıkarılması söz konusu olabilir. Bazı cerrahlar bazı vakalarda endoskop veya mikroskop kullanırlar.

    Disektomi, lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta, ameliyat masasına yüzüstü yatar, genellikle diz çökme pozisyonundadır. Fıtıklaşmış diskin üzerindeki ciltte küçük bir kesi yapılır ve omurga üzerindeki kaslar kemikten geriye çekilir. Cerrahın sıkışmış siniri görebilmesi için küçük bir miktar kemik çıkarılabilir. Fıtıklaşmış disk ve herhangi gevşek bir parça, sinir üzerindeki baskıları ortadan kalkana dek çıkarılır, alınır. Sinirin üzerindeki baskının tamamen ortadan kalktığından emin olmak için kemik dikenleri (osteofitler) de temizlenir. Genellikle çok az kanama olur.

    CERRAHİDEN SONRA DURUMUM NE OLUR?
    Eğer temel belirtiniz bel ağrısından ziyade bacak ağrısı ise, cerrahiden iyi sonuçlar bekleyebilirsiniz. Cerrahiden önce doktorunuz, fıtıklaşmış olan diskin sinire baskı yapıp ağrıya yol açtığından emin olmak için bir inceleme ve testler yapacaktır. Fizik muayenede, siyatiği ve olası kas zayıflığını, uyuşukluğu veya refleks değişiklikleri gösteren pozitif bir “düz bacak kaldırma” testi bulunmalıdır. Sinir sıkışmasını açıkça gösteren bir görüntüleme testi (manyetik rezonans görüntüleme [MRI], bilgisayarlı tomografi [BT] veya myelografi) de ilave testler arasında yer alabilir. Eğer bu testlerin tümü sizin için pozitif çıkıyorsa ve doktorunuz sinir sıkışması olduğundan eminse, cerrahi sonrası bacak ağrınızdan belirgin ölçüde kurtulma olasılığınız yaklaşık %90’dır. Her gününüzün ağrısız geçmesini beklememeniz gerektiği halde, ağrınızı kontrol altında tutabilir ve oldukça normal bir yaşam şekline devam edebilirsiniz.

    Hastaların çoğunun disektomi sonrası komplikasyonları olmayacaktır; ancak biraz kanamanız, enfeksiyon, omurga siniri köklerinin koruyucu kılıfında (dura mater) yırtıklar veya sinir yaralanması olabilir. Diskin tekrar yırtılması ve semptomlara neden olması da mümkündür. Bu durum hastaların yaklaşık %5’inde görülmektedir.

    Cerrahi sonrası aktivitelerinizdeki kısıtlamalarla ilgili öneriler almak için doktorunuzla görüşün. Anesteziden çıktıktan hemen sonra yataktan kalkıp biraz yürümek genellikle iyi bir fikirdir. Hastaların çoğu, cerrahiden bir süre sonra 24 saat içinde eve giderler.

    Eve gittiğinizde, ilk dört hafta boyunca otomobil kullanmaktan, uzun süre oturmaktan, aşırı yük kaldırmaktan ve eğilmekten sakınmalısınız. Bazı hastalar cerrahi sonrası gözetim altında bir rehabilitasyon programından yararlanacaklardır. Rahatsızlığınızın tekrarını önlemek amacıyla sırtınızı güçlendirmek için egzersiz yapıp yapmayacağınızı doktorunuza danışmalısınız.

    ACİL CERRAHİYE İHTİYACIM OLUR MU?
    Çok nadiren, büyük bir disk fıtığı idrar torbası ve bağırsağı kontrol eden sinirleri sıkıştırabilir ve bu da idrar torbası veya bağırsak kontrolünün kaybına neden olur. Bu durum genellikle kasıklarda veya üreme organlarına ait bölgede uyuşma ve karıncalanma ile beraber olup, bel fıtığı nedeniyle acil cerrahiye ihtiyaç duyduğunuz çok az durumdan biridir. Böyle bir durum meydana gelirse, hemen doktorunuzu arayın.

  • Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyinde yerleştiklerinden, iyi huylu bir tümör bile tehlikeli olabilir. Beyin, kafatası ile çevrilidir. Bu, tümörün büyürken normal beyin dokularına basınç uygulamaya başlaması demektir. Bu durum da iltihaba ve beyin şişmesine neden olabilir. Bu nedenle her iki tip tümörün de mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmesi çok önemlidir.

    Bir tümör, beynin kendisinden kaynaklanmışsa birincil beyin tümörü olarak adlandırılır. Bazen kanser beyne akciğer veya göğüs gibi başka alanlardan yayılabilir. O zaman bu tip tümörler, ikincil (veya metastatik) beyin tümörü olarak adlandırılır. Diğer kanserlerle karşılaştırıldığında beyin tümörleri nispeten az görülmektedir; ancak yerleşimleri ve bazen agresif yapılarından ötürü tehlikeli oldukları düşünülmektedir.

    Beyin Tümörlerinin Olası Belirtileri
    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna hücum eder veya baskı yaparlar ve belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil başka hastalıklar da bu belirtilere neden olmaktadır. Herhangi bir durumda bu belirtilerden birini veya daha fazlasını yaşarsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız.

    Baş ağrısı, özellikle:

    -yakın zamanda başlayan yeni bir ağrı
    -devamlı bir ağrı

    -uyanınca daha kötü olan bir ağrı

    Kusma, özellikle sabahları daha şiddetliyse
    Kişilikte veya davranışta değişiklikler
    Zihinsel becerilerde düşüş:
    -hafıza kaybı

    -hesap yapma becerisinde bozulma

    -yargılamada bozulma

    Yeni başlayan nöbetler
    Nörolojik değişiklikler:
    -görme problemleri (çift görüş, azalmış görüş)

    -duyma kaybı

    -bir vücut alanında his azalması veya güçsüzlük

    -konuşma zorlukları

    -koordinasyonda azalma, sarsaklık

    Güçsüzlük, uyuşukluk/rehavet, uyanıklığın azalması
    Dil problemleri, yutma güçlüğü, hıçkırıklar
    Bozulmuş koku duyusu
    Kontrolsüz veya işlev bozukluğu olan hareketler, el titremesi
    Menopozdan önce adet kanamalarının kesilmesi
    Yüz felci
    Gözde anormallikler:
    -farklı büyüklüklerde göz bebekleri

    -kontrolsüz hareket

    -gözkapağı düşmesi

    Sersemlik/kafa karışıklığı, alışılmadık veya garip davranış
    Solunumda geçici durma

    Beynin Fonksiyonel Coğrafyası
    Beynin farklı alanları, farklı fonksiyonları kontrol eder. Beyin tümörünün belirtileri, etkilenen beyin alanına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Sol temporal lob: İşitme, görme, koku alma, anlayış, gördüğünü veya duyduğunu hatırlama, kelimeleri tanıma, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Beyin sapı: Nefes alıp verme, kalp hızı, sindirim, uyanıklık seviyesi, uyku, terleme, kan basıncı, vücut sıcaklığı ve denge.

    Beyincik: Denge, duruş, kol ve bacakları kapsayan koordinasyon ve refleks hareketler için hafıza.

    Sağ temporal lob: İşitme, koku alma, organize olma, görülen veya işitilene yoğunlaşma, müzikal tonların tanınması, müzik sesleri ve konuşma içermeyen bilgi (örneğin, çizimler). Uzun dönemli hafıza, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Oksipital lob: Görüleni ve görsel imgeleri net olarak yorumlama. Okuma ve yazma, cisimleri bulma, renkleri tanıma, kelimeleri tanıma, nesneleri çizme ve bir cismin hareket edip etmediğini anlama.

    Parietal lob: Görme ve dokunma duyusu. Anlayış için farklı duyulardan giren verilerin düzenlenmesi, vücudun duysal kontrolü, yazı yazma, matematik ve dil. Vücudun pozisyonlanması, nesnelerin tutulması ve işitsel ve işitsel olmayan hafıza.

    Frontal lob: Bilinçlilik ve dış uyaranlara cevaplar gibi yüksek zihinsel işlevler, kişilik. Yutma, salya, ses çıkarma, çiğneme, yüz ifadeleri ve eller, kollar, gövde, kalça, bacaklar ve ayaklar için motor koordinasyon.

    Beyin Tümörlerinin Özellikleri
    Beyin tümörleri, iki ana sınıfta toplanır: gliomlar ve gliom olmayanlar. Aşağıda, çok çeşitli beyin tümörü tipleri anlatılmaktadır ve tümörünüz hakkında size verilen bilgiyi netleştirmeye yardımcı olabilir.

    Gliomlar

    Birincil beyin tümörlerinin yaklaşık %46’sı ve birincil omurilik tümörlerinin %23’ü gliomlardır; başka bir deyişle, glial hücrelerden büyürler. Beyin içinde gliomlar genellikle serebrumun yarım kürelerinde meydana gelirler ancak diğer alanları da, özellikle optik sinir, beyin sapı ve özellikle çocuklarda beyinciği etkilerler. Glial hücreler farklı çeşitte olduklarından, gliomlar da birkaç gruba ayrılırlar.

    Astrositomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %17sini oluşturan, en sık görülen gliom tipidir.
    Merkezi sinir sisteminde herhangi bir yerde meydana gelebilir. Tedavi genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ve bazen de kemoterapiyi içerir.
    Düşük dereceli astrositomlar nispeten yavaş büyür ve cerrahi ile tümör tamamen çıkarılabilir.
    Yüksek dereceli asrositomlar, düşük dereceli olanlardan daha hızlı büyürler ve genellikle, cerrahi, ışın ve kemoterapinin bir kombinasyonu ile tedavi edilirler.

    Çok Şekilli Glioblastomlar
    Yüksek dereceli astrositomların bir diğer adı da glioblastomlardır. Yakındaki dokulara hızla hücum ederler ve çok agresif hücreler içerirler.

    Erişkinleri etkileyen en yaygın birincil beyin tümörlerindendirler ve bazen çocukları da etkilerler.

    Tipik olarak, cerrahi ardından, tek başına veya kemoterapi ile kombine edilmiş ışın tedavisi ile tedavi edilirler.

    Beyin Sapı Gliomları
    Beyin sapında yerleşmiş olan bu tümörler, çocukluk tümörlerinin %20’sini, erişkin tümörlerinin de yaklaşık %5’ini oluşturur.
    En çok, 3-10 yaş arasındaki çocukları etkiler ve çok düşük dereceli astrositomlardan daha hızlı büyüyen çok şekilli glioblastomlara dek değişiklik gösterir.
    Beyin sapı gliomları için genellikle cerrahi kullanılmaz; çünkü beyin sapı çok hassastır. Işın tedavisi bazen belirtileri azaltmada yardımcı olur ve tümör büyümesini yavaşlatarak hastanın ömrünü uzatır.
    Beyin sapı gliomları eşit oranda tehlikelidir; ancak düşük dereceli tümörlerin azalma/hafifleme periyotları çok uzun olabilir.

    Oligodendrogliomlar
    Nispeten nadirdirler; tüm gliomların %5ini temsil ederler ve en çok genç erişkinlerde beynin serebral yarımkürelerinde meydana gelirler.
    Düşük dereceli tümörler, cerrahi ile tedavi edilir. Yüksek dereceli tümörlere, cerrahinin ardından ışın tedavisi uygulanır; buna bazen kemoterapi de eklenir. Işın tedavisine orta düzeyde duyarlıdırlar.

    Ependimomlar
    Erişkin intrakranyal gliomların yaklaşık %5ini, merkezi sinir sistemindeki çocukluk tümörlerinin de %10unu oluştururlar.
    Oluşum oranları 5 yaşında ve 34 yaşında en yüksek düzeydedir.
    %85 civarı kanser yapmaz; çoğu sınırlandırılmıştır, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerdir.
    Genellikle sadece ışın tedavisi uygulanır; bazılarının cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerektiği halde, tamamen çıkarılamayanlara ışın tedavisi uygulanır.
    Gliom Olmayanlar
    Medullablastomlar veya Primitif Nöroektodermal Tümörler
    Çocukluktaki tüm beyin tümörlerinin %25ten fazlasını temsil ederler. Erişkinlere göre, çocuklarda daha çok meydana gelirler.
    Beynin alt kısmında (beyincik) başlarlar ve omurga veya vücudun diğer kısımlarına yayılırlar.
    Genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ile temizlenirler.
    Hızlı büyüyen tümörlerdir; ancak ışın tedavisine ve kemoterapiye çok hassastırlar.

    Meningiomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %27sidir ve erkeklere oranla kadınları daha çok etkileme eğilimindedir.
    Büyürken komşu beyin dokularını sıkıştırır; genellikle iyi huyludur ancak hayatı tehdit edebilir.
    Bazıları yavaş yavaş büyür; ancak bazıları da daha hızlı büyürler veya ani büyüme atakları yaparlar.
    Tekrarlayıp tekrarlamayacağı tahmin edilemez, düzenli takip ve taramalar önemlidir.

    Schwannomlar
    Genellikle iyi huyludurlar ve mümkünse cerrahi olarak çıkarılırlar.
    Sıkça rastlanan bir tipi (vestibular schwannom veya akustik nöroma olarak bilinir), sekizinci kafa sinirini etkiler. Bu sinir, denge ve işitme için önemli sinir hücreleri içermektedir. Bu tip, beynin bir veya iki tarafında büyüyebilir.

    Metastatik Beyin Tümörleri
    Akciğerler veya göğüs gibi, vücudun diğer kısımlarından gelen kanser hücreleri, kan yoluyla beyne ulaşabilir ve ikincil veya metastatik bir tümör oluşturmaya başlar. Metastatik beyin tümörleri gerçekte, birincil beyin tümörlerinden daha yaygındır. Tedavide genellikle cerrahi ve/veya ışın tedavisi kullanılır.

    Beyin Tümörlerinin Teşhisi
    Sizde beyin tümörü belirtileri varsa, doktor bazı testler yapmak isteyecektir. Beyin içindeki anormalliklerin tipini ve yerleşimini saptamak için kullanılan gelişmiş birkaç diyagnostik işlem bulunmaktadır.

    Merkezi Sinir Sistemi Tümörlerini Etkileyen Tahmini Etmenler
    Histoloji (hücre tipi)

    Hastanın yaşı

    Tümörün yerleşimi

    Fonksiyonel nörolojik durum

    Daha az önemli etmenler:
    Metastatik yayılım

    Tümör rezeksiyonunun büyüklüğü (cerrahi uygulanan hastalarda)

    Nörolojik Değerlendirme
    Hastaların ilk nörolojik değerlendirmeleri genellikle bir nörolog veya sinir cerrahı tarafından yapılır.
    Değerlendirmeyi yapan kişi, azalmış zihinsel işlev (örn. konsantre olamama, hatırlamada yetersizlik, aritmetik işlemleri veya basit işleri gerçekleştirememe), güçsüzlük, hissizlik, kas tonusunda yetersizlik, reflekslerde değişiklik ve görmede değişikliklerin işaretlerini arayacaktır.

    Görüntüleme
    Beynin anatomisini incelemek için, hastalara manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanacaktır.
    Tümörün özelliklerini daha iyi anlayabilmek için(Hızlı mı büyüyor? Sabit mi duruyor? Normal dokuya hücum etti mi? vb.), manyetik rezonans spektrometresi (MRS) ve pozitron emisyon tomografi (PET) gibi ilave taramalar da yapılabilir.

    Bu taramalar daha sonra her bir hasta için en uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılır.
    Biyopsi
    Eğer taramalardan net bir teşhis yapılamıyorsa, tümörün tipini tam olarak belirlemek için bir biyopsi yapılabilir.

    Lokal anestezi uygulandıktan sonra, tümörün küçük bir parçasını almak için kafatasındaki küçük bir delikten uzun bir iğne sokulur.

    Tümör örneği, tümörün tipini ve ne kadar agresif olabileceğini belirlemek için değerlendirilir.

    Biyopsiden elde edilen bilgi daha sonra, hasta için en uygun tedavinin ne olduğunu tespit etmek için kullanılır.

    Beyin tümörlerinin derecelendirilmesinde iki temel etken dikkate alınır: tümörü yapan hücrelerin türleri ve tümörün büyüme hızı. Ayrıca, hastanın yaşı da önemlidir; hasta ne kadar genç ise, hastalığın seyri o kadar iyidir. Daha az olarak, kanserli hücre türünün, büyüme hızının ya da hastanın yaşı kadar önemli olmasa da, çıkarılan dokunun miktarı da bir etkendir.

    Cerrahi düşünülüyorken, tümörün yerleşimi önemlidir; çünkü bazı alanların, yaşam kalitesi, yaşam beklentisi ve tedavi tipi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Genel sağlığın ve fiziksel durumun iyi oluşu, sonuçları öngörmede büyük rol oynar; daha genç hastalar daha iyi seyre sahiptirler.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi
    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, tedavi gereklidir. Burada, bazı tedavi seçenekleri sıralanmaktadır. Ayrıca, birçok klinik çalışma, hastaların yeni deneysel tedavilere ulaşmalarını sağlar.

    Cerrahi
    Tümör kütlesini ortadan kaldırmanın en doğrudan yolu, birincil tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır.
    Cerrah, genellikle bir kranyotomi yapacaktır. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Işın Tedavisi
    Işın tedavisi, kanserli çoğu beyin tümöründe başrol oynar.
    İyi huylu tümörler de büyümelerinin kontrol edilmesi için ışın gerektirebilirler.

    Cerrahi sonrası ışın
    Tümörün bütünü cerrahi olarak çıkarılmış gözükse de, çevresindeki beyin dokusunda mikroskopik tümör hücreleri kalır ve bunlar başka bir yere yayılabilir veya yeni bir beyin tümörü oluşturabilirler.
    Cerrahi kazıma sonrası uygulanan ışının amacı, kalan tümörün büyüklüğünü azaltmak, büyümesini durdurmak veya her ikisidir.

    Eğer tümörün tamamı güvenli bir şekilde çıkarılamazsa, çoğunlukla cerrahi sonrası ışın önerilir.

    Cerrahi uygun olmadığında ışın
    Cerrahi ile ulaşılamayan veya ışına özellikle cevap verdiği düşünülen niteliklere sahip tümörler için cerrahi yerine ışın kullanılabilir.

    Brakiterapi
    Tümörlere seçici olarak yüksek dozda ışın verme yöntemidir.
    Çoğunlukla metal taneler veya çubuklar şeklinde olan bağımsız radyoaktif kaynaklar, tümör veya tümör çukuru içine ya da yakınına yerleştirilir.
    Çoğunlukla bilgisayar yardımıyla radyoaktif kaynağı tam olarak yerleştirmek, sağlıklı dokunun ışına daha az maruz kalmasını ve tümörün aldığı ışının dozunun en yüksek düzeyde olmasını sağlar.
    Brakiterapi, cerrahi ve/veya kemoterapi ile bir arada kullanılabilir.

    Işın ve Kemoterapi
    Kemoterapiyi ışın tedavisi ile beraber kullanmak, yüksek düzeyli tümörü olan bazı hastalar için yararlıdır.
    Kemoterapi, bir veya daha fazla ilacı içerebilir ve döngüsel olarak verilmektedir (örneğin, 3 hafta boyunca günde bir kez, ardından, yeni hücreler yapmak için 1 haftalık dinlenme dönemi ).
    Kemoterapi, ağızdan, damardan, başka bir infüzyon yöntemiyle veya doğrudan beyne yerleştirilmiş bir tabaka şeklinde uygulanabilir.
    Gamma Bıçağı (Sterotaktik ışın tedavisi)
    Gamma bıçağı gerçekte, yüksek derecede odaklanmış, eni dar olan kobalt gamma ışını demetleridir.
    Cerrahiye karşı bir seçenek olan bu uygulama, bir kesiye gerek kalmadan, doğrudan beyin anormalliklerini tahrip eder.
    İyi ve kötü huylu tümörleri, metastatik tümörleri ve diğer vasküler yapı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.
    Hastalarda yan etkiler daha azdır ve konvansiyonel cerrahiye göre iyileşme süresi daha kısadır.
    Cerrahi tipik olarak 30 dakika ve 3 saat arasında sürer ve hastaların çoğu aynı gün eve dönebilir.

    Tedavinin Yan Etkileri
    Beyin tümörü tedavisinin yan etkileri olabilir. Bazen yan etkiler ani olur veya birkaç gün içinde gelişebilir. Yan etkilerin ciddiyeti ilacın dozu veya tedavinin uzunluğu ile ilgili olabilir.

    Kemoterapi
    Kemoterapi ilaçları, hızlı büyüyen hücreleri öldürmek için yapılmıştır. Ancak, bu ilaçlar tüm vücutta dolaştıklarından, normal, sağlıklı hücreleri de etkileyebilirler. Sağlıklı dokunun hasarı, yan etkilere neden olur.

    Kemoterapiye yaşlı hastaların daha az iyi tahammül edip edemeyebilecekleri belirsizdir. Yaşlı hastaların kullandığı birçok ilaç ve başka tıbbi sorunlar gibi bazı durumlar, kanser tedavisini zorlaştırabilir. Ancak, bir çalışmaya göre, tıbbi komplikasyonları olmayan yaşlı kanser hastaları, genç hastalarla aynı seviyede toksisite ve fayda sağlayabilirler.

    Kemoterapi hızlı büyüyen hücreleri hedeflediğinden, saç kökleri, kemik iliği ve mide hücreleri gibi hızlı bölünen normal hücreler de etkilenir. Yan etki olarak, kellik, mide bulantısı, kusma ve ishal ortaya çıkar.
    Kemoterapi ayrıca, anemiye bağlı güçsüzlük, ateş ve enfeksiyona neden olur; çünkü bağışıklık sistemi ilaçlar nedeniyle zayıflamıştır.

    Işın Tedavisi
    Beyin tümörü için ışın tedavisinin yan etkileri, tümörün çevresindeki normal beyin dokusuna ışınımın yaptığı etkiyle ortaya çıkar.

    Işın tedavisinin ilk uygulamasından kısa bir süre sonra hastalarda baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, uyku hali, ateş ortaya çıkabilir ve tümörle ilişkili nörolojik belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tedavi ilerlerken gitgide daha hafif hale gelmelidir.
    Işın tedavisine başladıktan sonraki birkaç hafta ile birkaç ay içinde belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tümörün ilerlediğini gösterebilir. Nedenin tümör mü yoksa tedavi mi olduğunu saptamak için bu belirtileri bir süre boyunca gözlemlemek gereklidir.
    Işın tedavisinin özelliğine bağlı olarak, tedaviden aylar veya yıllar sonra geç dönem ışın etkileri gelişebilir. Yaşadığınız herhangi bir belirtinin bir kaydını almak veya bir günlük tutmak iyi olur; böylece belirtileri doktorla konuşabilirsiniz.

    Cerrrahi ve Diğer Tedaviler
    Cerrahi ve ışın, tümör çevresindeki beynin ödemine (şişlik) neden olabilir.
    Şişlik, çevreleyen beyin dokularında basınca yol açar ve baş ağrısı, uykusuzluk ve başka ciddi sorunlar yaratır.

    Bu sorunları önlemek için doktorunuz steroidler yazabilir.
    Kortikosteroid adıyla da bilinen bu steroidler, vücutta doğal olarak oluşan hormonlardır ve vücut geliştiricilerin kullandıkları “anabolik steroidler” den farklıdırlar.
    Steroidler, çoğu tümör tipinin hücrelerini öldürmek için pek az çalışır; ancak, baş ağrısı gibi bazı belirtileri hafifletebilir ve cerrahi veya ışın tedavisiyle ortaya çıkabilen daha fazla şişliği önler.

    Yan Etkilere Karşı Yapılabilecekler

    Yan Etki
    Destekleyici Bakım

    Kansızlık
    Kırmızı kan hücreleri oluşturan ajanlar

    Kellik (kalıcı veya geçici)
    Peruklar, türban, başlıklar, şapkalar

    Kan pıhtıları
    Kan incelticiler

    Kabızlık
    Yoğun lifli gıdalar, sıvı alımını arttırmak, laksatifler, gaita yumuşatıcılar

    İshal
    Düşük lifli gıdalar, yüksek proteinli besinler, sıvı alımını arttırmak, baharatlı veya bağırsakları rahatsız eden besinlerden kaçınmak, antidiyare ilaçları

    Ağız kuruluğu
    Şekersiz sakız, buz cipsleri

    Yorgunluk
    Enerjiyi korumak, işleri devretmek, sık sık kısa dinlenme aralıkları vermek, etkinlikleri öncelik sırasına koymak, iyi bir beslenme, yeterli kalori almak (Her gün, 450gr başına ortalama 15 kalori. Kilo kaybediyorsanız buna 500 daha ekleyin), günde en az 8 bardak su içmek, ek vitamin gerekli olabilir.

    Ateş/enfeksiyon
    Ateş için asetaminofen veya ibuprofen; enfeksiyon için antibiyotikler.

    İştah kaybı
    Daha küçük öğünler, beslenme ekleri, iştah arttırıcılar

    Ağız yaraları
    Alkolden (alkol içeren ağız temizleme suları dâhil), tütünden, tuzlu, şekerli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerden uzak durmak

    Mide bulantısı veya kusma
    Antiemetikler

  • Ağrısız, kesisiz omurga ameliyatları gerçekten hayal mi?

    MIS (minimal invasive spine) nedir; minimal invasiv omurga cerrahisi’nin ingilizce kısaltılmışıdır. Toplumda endoskopik disk veya laserle yapılan disk ameliyatları diyede kimilerimizce yanlış-doğru adlandırılmaktadır. Omurgaya bu şekilde olan yaklaşımlarda cilt kesisi yaklaşık 1 cm dir, ameliyat esnasında kullanılan tubuler retraktörlerin veya ekartörün çapı 18 mm dir, ve bu delikten bir endoskopta sokulduğu için bu yöntemler minimal invasivdir. Şehir efsanesi haline gelen MIS cerrahisi, ağrısız, kansız yapılan bir ameliyatın tarifidir toplumda. MIS cerrahisi bir hayal değil, gerçektir. Bu cerrahi tarzı nadir bu işe gönül vermiş bazı kliniklerde yapılmaktadır.

    Tubuler retraktörler, kasları ve yumuşak dokuyu birbirinden ayırdığı için bu dokulara daha az zarar verilir, bu dokularda daha az travma olur. Sonuç olarak daha az ağrı hissedilir. Bu tüpler içinden yapılan ameliyatlarda özelleştirilmiş ameliyat ekipmanları ve mikroskopik veya endoskopik görüntüleme kullanılır. Endoskoplar, ışık kaynağı ve kamerası olan ince tüplerdir. Cerrahi sahadaki retraktörler içinden ameliyat sahasına sokulurlar. Bu şekilde cerraha, cerrahi sahayı veya operasyonun yapılacağı bölgeyi monitörden izleme olanağı sunar.

    MIS cerrahisinin hastaya faydaları:

    Çoğu hastanın omurga cerrahisi sonrası aktif çalışma yaşamına dönme süresi uzun olmakla beraber, sportif aktivitelerini gerçekleştirebilme beklentilerini aylar sonraya ertelerler. Tüm bunlara ilaveten yaşlı hastalar (cerrahi açıdan riskli olan grup), obez, travma veya deformite gibi kompleks spinal problemi olan hastalarda “sen ameliyattan fayda görmessin” şeklindeki ithamlarla ameliyattan soğutulmaktadır. MIS cerrahisi, çoğu hastanın yüksek beklentilerini karşılar.

    MIS cerrahisi sayesinde;

    1-Kaslar ve yumuşak dokular korunur
    2-Ameliyat sonrası enfeksiyon riski düşüktür
    3-Çoğu MIS cerrahilerinde hasta günübirlik yatırılır
    4-Kanama riski daha azdır
    5-Ameliyat sonrası ağrı şikayetleri daha azdır
    6-Hastanede kalış süresi daha azdır
    7-Unutmayın ki kozmetik olarak küçük insizyonlar hastalar açısından tercih edilendir
    8-İyileşme hızlıdır
    9-Hastaların gündelik işlerine dönmeleri daha hızlıdır.

    MIS ile tedavi

    Çok yakın zaman kadar tüm omurga ameliyatları açık cerrahi şeklinde yapılmaktaydı. Teknolojik ilerlemeye omurga cerrahiside ayak uydurdu, Cerrahi el aletlerindeki gelişmeler, cerrahi teknik ve görüntüleme rehberliğindeki cerrahi (image-guided surgery)tekniklerdeki ilerlemeler, bioteknoloji ve implantlardaki teknolojik gelişmeler MIS’in güveninirliğini ve etkinliğini omurga cerrahisinde arttırmaktadır. MIS aşağıdaki durumlara uygulanabilir:

    1-Boyun veya bel fıtığı
    2-Dejeneratif skolyoz
    3-Boyunda veya belde dar kanal
    4-Bel kaymalarında

    MIS prosedurleri ve teknikleri, birçok spinal problemi çözmede güvenilir ve etkili yöntemlerdir. Bu yöntemler oldukça teknik konular olduğundan, MIS cerrahi eğitimini almış ve yeterince vaka yaparak tecrübe etmiş cerrahlar tarafından uygulanması hastalar açısından faydalıdır.

  • Bel fıtığı ve gerçekler

    Bel fıtığı ve gerçekler

    Belimizde L1- L5 olarak adlandırılan 5 adet omurumuz vardır. Bu omurların arasında disk adı verilen iki farklı tabakadan oluşan yapı mevcuttur. Disk adı verilen yapının dış tabakası olan Annulus Fibrosus serttir, oysa iç tabaka olan Nucleus Pulposus daha yumuşak ve jelatinöz kıvamdadır. Omurlar arasında bulunan disklerin görevi üzerlerine binen yükü dağıtmak ve bir nevi şok absorbe edici olarak çalışmaktır. Harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevide yapar.

    Çeşitli nedenlerle; öne doğru eğilerek ağır kaldırmak, postür bozukluğu, ailesel yatkınlık, bel ve karın kaslarının yeterince güçlü olmaması ve ilerleyen yaşla birlikte dış tabaka olan annulus fibrosus’un yıpranması gibi nedenlerle iç tabaka olan nucleus pulposus’un dış tabakayı iterek veya dış tabakada oluşan yırtıktan çıkarak arkaya doğru yer değiştirmesi sonucu omurilik ve bacaklara giden sinirlere bası yapması sonucu disk hernisi-bel fıtığı dediğimiz durum oluşur.

    Bel Fıtığı Bulguları:

    1. Tipik olarak bel fıtığı olan hastalarda bel ağrısı ve çok yüksek oranda buna eşlik eden bacak ağrısı bulunmalıdır. Bacak ağrısı bel fıtığı için o kadar önemli bir bulgudur ki bacak ağrısı olmadan sadece bel ağrısı ile prezente olan bel fıtığı oranı %1′ dir

    2. Bacakta ve ayakta uyuşma ve/veya kuvvetsizlik

    3. Nadiren büyük orta hat fıtıklarında aniden gelişen heriki bacakta güçsüzlük, idrar- gaita sorunları ve seksüel disfonksiyon (Çok nadir görülür ve acil cerrahi girişim gerektirir- İlk 24 saat içerisinde-)

    Biz Beyin Cerrahları için asıl önemli olan sıkışan sinir düzeyine göre uyluk ve/veya ayakta gelişen güçsüzlüktür.

    Ameliyat kararı vermemizi etkileyen en önemli faktör güçsüzlük olup olmamasıdır.

    Tedavi:

    İlaç tedavisi ve kısa süreli yatak istirahati

    Fizik Tedavi

    Cerrahi

    Bel Fıtığı hastalarının %85-90’ı 1. ve 2. tedaviler ile rahatlar ve cerrahi girişime gerek kalmaz.

    Bu tedaviler ile rahatlamayan özellikle de güç kaybı artan veya azalmayan hastalar Ya da muayene bulguları normal olduğu halde diğer tedavilerle ağrıları geçmeyen hastalar için cerrahi girişim gereklidir.

    Cerrahi tedavi seçenekleri;

    –Açık Diskektomi: Eskiden uygulanan bir cerrahi şeklidir, günümüzde terkedilmiştir.

    –İntradiskal Girişimler: Halk arasında Lazerle, iğne ile, kapalı ameliyat olarak bilinen ve disk içine bir iğne ile girilerek lazer,radyofrekans dalgalar vb ile nucleus pulposus da küçük parçalanmalar yaratarak buradaki basıncı bir miktar düşürmeye yarayan girişimlerdir.. Bel fıtıklarının sadece %5’i bu girişime uygundur ve fayda görebilir. Bu girişime uygun hastaların ilaç tedavisi ve Fizik tedavi ile düzelebilecek hastalar olduğu düşünülür.

    — Mikrodiskektomi: Günümüzde Dünyanın her ülkesinde bel fıtığı cerrahisinde altın standart olarak kabul edilir. Çok küçük bir insizyonla fıtık olan bölgeye ulaşılır ve mikroskop yardımıyla fıtıklaşan disk materyali çıkartılır. Operasyon deneyimli ellerde yaklaşık 20-30 dk sürer ve hasta aynı gün veya ertesi sabah taburcu edilebilir, cilt yüzeyinde dikiş bulunmaz. Mikroskop kullanımı oluşabilecek riskleri ortadan kaldırır.

    Bel fıtığı ameliyatlarından sonra %5 oranında nüks yani fıtığın tekrarlaması görülebilir.. Bu riski daha da azaltmak için kilolu hastaların kilo vermesi, operasyondan bir ay sonra doktorunuzun önereceği egzersizleri yapmaya başlamanızı ve postürünüze özen göstermenizi öneririm..

    Doç.Dr.Volkan Aydın

    Beyin Omurilik Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Hangi bel fıtığı hastaları ameliyat edilmelidir?

    Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.

    Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.

    Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır. Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.

    Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır. Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

    Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.