Etiket: Cerrahi

  • Kavernom (kavernöz anjiom)

    Tanım: Bir beyin vasküler malformasyon türü olup genellikle düşük debili bir beyin damar anomalisidir.

    Sinir sisteminin herhangi bir yerinde (orta fossa, diensefalon, pons, ventriküler içi, retina, optik sinir ve kiazma, saçlı deri, kafatası, periferik sinirler ve omurilikte) görülürler. Kavernomlar beyin arteriovenöz malformasyondan sonra ikinci sıklıkla görülen doğuştan iyi huylu lezyonlardır. Omurilik kavernomları beyine göre oldukça nadirdir.
    Bazı beyin kavernomlarından birden fazla yerleşimli olanlar genetik geçişlidir. Beyin kavernomların diğer vasküler malformasyonlardan farkı, lezyon içerisinde beyin dokusu bulundurmazlar. Kavernomların çok düşük akımlı besleyici arterleri yanında boşaltıcı venleri vardır. Kadınlarda erkelere nazaran daha sık görülür. Kadın erkek oranı 10/1’dir. Kavernomlar çok küçük milimetrik çaplardan daha büyük çaplara ulaşabilir. Örneğin 1,5 cm – 3 cm hacme ulaşanlar vardır. Kavernom içerisindeki kan akımının düşük olması nedeniyle kalsifikasyon veya ossifikasyon, trombozis sık görülür.

    Kavernomların klinik şikayet ve bulguları;
    En sık şikayeti başağrısı olup, bu ağrılar çoğunlukla kronik gerilim başağrısı, migren ağrısı şeklinde yorumlanırlar. Yıllar içerisinde gerilim veya migren ağrısı teşhisi ile takip ve tedavi gören başağrısı tipidir.
    En önemli bulgusu şüpheli beyin kanamasıdır. Bu kanamalar çoğu kez hasta tarafından bilinmeyen küçük ve sessiz beyin kanamasıdır.
    Kavernom kanamalarında subaraknoid veya büyük parenkimal kanamalar nadirdir. Beyin sapı kavernomları beyin kavernomlarına göre daha sık kanama eğilimi gösterirler. En önemli şikâyeti epilepsi (sara) olup), bu nöbetler ( motor,duyusal), (temporal lob; kism kompleks), (frontal lob; jeneralize konvulzyon) şeklinde olabilir.
    Kavernomlardaki epilepsi oluşumunda hipotezlerden biri kavernomların küçük ve sessiz kanamaları sonrası lezyonun etrafinda biriken methemoglobinin yapmış olduğu beyin irritasyondur. Kavernom ameliyatında sadece kavernom rezeksiyonu yapılanlarların yanında etrafındaki sarımtrak alanında rezeksiyonu yapılanlarda epilepsinin iyileşmesinde önemli istatistiksel farklar vardır. Kavernomlar çoğu hayat boyu şikâyetsiz sessiz kalabilirler. Herhangi bir neden dolayısıyla veya check up için beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya MagneticRezonans Görüntüleme (MRG) test teknikleri çekimi esnasında tesadüfen görülürler.

    Kavernomların teşhisi;
    Kavernomların günümüzde teşhisi oldukça kolay ve çabuk konulur. Burada kullanılan teşhis yöntemleri;

    1: Kraniografi: Kalsifikasyon bilinen özelliğidir.
    2: Bilgisayarlı Tomografi (BT): Oldukça hassas ve güvenilir bir inceleme olup; iyi, sınırlı, düzgün, konturlu ve çok az kontrast tutulumlu gösteren lezyonlardır.
    3: Magnetic Rezonans Görüntüleme (MRG): Beyin BT’den daha hassas olup özellikle T2 sekanslarında yüzük tutulumu şeklinde karekteristik kanama alanları görülür. Bu inceleme kavernom teşhisinde yeterli olup, beyin anjiografisine gerek yoktur. Ayrıca Beyin damarları anjiografisinde kavernom için özellikli ilave bir bulgu da yoktur. Böylece bu invazif incelemeye gerek yoktur.

    Kavernom ayırıcı teşhisi;
    1)Düşük evreli beyin tümörleri
    2)Kalsifiye astrositom
    3)Oligodendrogliom
    4)Tromboze areteriovenoz malformasyon
    5)Sfenoid kanad menengiom sayılabilir.

    Kavernom tedavisi

    1) Şikayetsiz tesadüfen görülen kavenomlar yalnızca klinik takip edilir.
    2) Şikayet veren kavernomlarına cerrahi tedavi önerilir; Cerrahinin amacı;
    a: Lezyonun doku teşhisini koymak için,
    b: beyin kanaması riskini ortadan kaldırmak için,
    c: En önemlisi ise epilepsiyi iyileştirmek içindir.
    3: Beyin sapı kavernomların bazı yerleşimlilerine ise sterataksik radyoterapi uygulanırken bazılarına cerrahi uygulanmakatadır.

    Bir iyi huylu vasküler lezyon olan kavernom cerrahisi, diğer arterio venoz malformasyonlara göre belirli yerleşimli olanlar kolay ve risksiz bir cerrahi işlemdir. Kavernom cerrahisinde mortalite ve morbidite oldukça düşük olup, cerrahi başarı oldukça iyidir.

    Kavernom prognozu ve sonuç

    Şikayet veren gerek beyin gerekse omurulik kavernomların ameliyat sonrası prognozları oldukça iyidir. Sonuç olarak;

    1) Beyin kavernomlarında cerrahiyler hastalar; tekrarlı beyin kanaması önlenmekte, böylece hastalar hem kanamanın yapacağı zedelenmeden, hem de dirençli epilepsiden korunmaktadır.
    2) Özellikle omurilik yerleşimli kavernomlarda ameliyat sonrası tekrarlı omurilik kanamaları önlenmekte, böylece hasta için daha konforlu ve kaliteli yaşam sağlanmaktadır.
    3) Günümüzdeki beyin cerrahisi ameliyathanesindeki teknolojik gelişmeleri kullananan tecrübeli cerrahların yapacağı kavernom cerrahi tedavisi, emniyetli, güvenilir ve minimal invazif bir işlemdir.

  • Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Belde kanal daralması veya kireçlenme nedir?

    Genellikle 50 yaşından sonra kemik yapıdaki yıpranmaya, kemik erimesine ve ailesel yatkınlığa bağlı olarak ayakta 1-2 dakika durmakla ve 50 metre yol yürümekle kalçadan başlayıp bacağa, ayağa kadar ilerleyen, oturmakla veya belini öne doğru eğmekle kısmen azalan ağrılar olmaktadır. Bu klinik tabloya belde dar kanal veya halk arasında kireçlenme denilmektedir.

    Son 3-4 yıl içerisinde her yıl bir önceki yılı aratacak kadar ağrıda artma ve yol yürüme mesafesi ile ayakta durma süresinde kısalma olmaktadır.. Hastalığım nedir?, başka hangi klinik bulguları verir?

    Bir önceki yıl 100 metre mesafeyi ve 3-4 dakikalık ayakta durma süresini oturmadan ve öne eğilmeden tamamlamaya çalışan kişi bir yıl sonra 1-2 dakika ayakta duramaz ve 50 metre yol yürüyemez. Hasta bu klinik tabloyu dakika veya metre olarak verebildiği gibi lavaboda elimi yıkayacak kadar ayakta duramıyorum ve ağrıdan dolayı oturma ihtiyacı hissediyorum veya tıraş olacak kadar ayakta duramıyorum ve oturmak zorunda kalıyorum şeklinde yakınır. Bayanlar ise mutfak tezgahının başında ayakta duramıyorum ve dirseğimden destek alarak mutfak tezgahına iki büklüm yaslanıp işlerimi ancak tamamlıyorum veya oturuyorum şeklinde yakınırlar. Son 3-4 yıl içerisinde öne doğru belini bükerek yürüyen birini gördüğümüzde belde dar kanalı hatırlamalıyız.

    Bu ağrılar başka hangi hastalıklarla karıştırılıp yanlış ameliyatlara neden olabilir?

    Bu yakınmalar belde kayması olanlarda da görülür fakat farklı olarak belde kayması olanlarda oturup kalkarken ve öne eğilip doğrulurken de ağrılar olmaktadır. Ayağa kalkıp ayaklarının üzerine bastıklarında ağrı olanlarda ağrı sadece kalçaya lokalize ve bacağa yayılmıyor ise o zaman da kalçaya ait problemi düşünmek gerekiyor. Belde dar kanalda ağrı oturmakla ve öne doğru eğilmekle azalırken bel fıtığında farklı olarak ağrı öne doğru eğilmekle ve oturmakla azalmaz ve her zaman devam etmektedir.

    Belde kanal daralmasında ameliyat şart mı?

    1-2 dakika ayakta duramayan ve 50 metre yol yürüyemeyen bir kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılamasını beklemek gerçekle yüzleşmekten kaçmaktır, çünkü bu şekilde klinik tablosu olan bir kişinin birkaç yıl içerisinde 5 metre yol yürüyemeyeceğini yani bir nevi yatalak kalacağını bilmek ve kabullenmek gerekir. Kabullenmek tedavinin yarısıdır. Bu hastalar ilk başlangıç dönemlerinde fizik tedaviden kısmen fayda görürken son dönemlerinde fayda görmemekteler ve bu dönem içerisinde ısrarla fizik tedaviye devam edenlerde gecikme olmakta ve yol yürüyemez, ayakta duramaz noktasına varmaktalar. Bu aşamada cerrahi uygulananlarda da kısmen yanıt alınmaktadır. Cerrahiden ciddi anlamda yarar görmek isteyenler son nokta olan 1-2 dakika ayakta durmakla ve 50 metre yol yürümekle ortaya çıkan klinik tabloda cerrahi olmak zorundalar.

    Ameliyatlarda başarı şansınız nedir?

    Biz bu ameliyatlardan cerrahi gerekenlere binlerce uyguladık ve uygulamaya devam ediyoruz. Uygun hastaya doğru zamanda doğru cerrahi yaklaşım ile kaliteli ve kendi ayaklarının üzerinde durarak, kendi ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamasını sağlamaktayız. Hastalarımızın içerisinde “yaş yetmiş iş bitmiş”denilen 70-78 yaşları arasında, koroner by pass ameliyatı olmuş, şeker hastası olan hastalardan oldukça fazla olup cerrahi öncesi kalp, anestezi ve dahiliye uzmanları ile ilgili branşlarda hekimlerle birlikte değerlendirilerek ameliyata alınmakta ve kendilerine, çevresindekilere eskiden olduğu gibi ayakta rahat bekleyerek ve rahat yol yürüyerek “Yaş yetmiş fakat iş bitmemiş” olduklarını göstermeliyiz.

  • Bel fıtığının nedenleri ve tedavisi

    Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir, sert yatak istirahati tavsiye edilir, fizik tedavi yapılabilir, Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) kapalı ameliyat gibi birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir ve gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Prensip olarak cerrahi müdahale yani bel fıtığı ameliyatı son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise (ki bu şartlar uluslararası beyin cerrahi camiasında genel kabul görmüş ve klasik kitaplara geçmiş kriterlerdir) o zaman ameliyat kararı verilir. Cerrahi tedaviye karar verilmesinde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamındaki verim ve kaliteyi ciddi boyutlarda düşüren ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen tekrarlayan ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybı ve adalelerinde zayıflama ve incelme olmasıdır.

    İleri yaş dönemi (80 üzeri) ile birlikte ciddi kalp-damar hastalığı, solunum hastalığı, hamilelik, anestezi ilaçlarına alerji, karaciğer hastalığı gibi eşlik eden kimi durumlarda hastaların ameliyata alınma riskini düşürmek açısından hatsının belden aşağısının uyuşturulduğu bir yöntem olan spinal anestezi veya epidural anestezi yani mevzi uyuşturma altında yani hastalar uyutulmadan da opere edilebilmektedirler. Bu anestezi sırasında hasta hiç ağrı hissetmediği gibi cerrahı ile konuşabilmektedir. Bu tip ameliyatlarda; erken ayağa kalkma ve aynı gün taburcu olma şansı olmakta ve dolayısıyla hastane enfeksiyonu riskinden uzak kalmak mümkün olmaktadır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar yapamama veya idrar kaçırma, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacakta felç gidiş gibi belirtiler birden ortaya çıkarsa o kişiye acil bel fıtığı ameliyatı yapılmalıdr. Böyle bir hastada saatlerin dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

  • Beyin tümörü nedenleri, tanı ve tedavisi

    Beyin Tümörü Nedenleri;

    Beyin tümörü olgusuna yol açan nedenler konusunda birçok çalışma yapılmaktadır. Kesin suçlanacak bir neden, henüz yok denecek kadar azdır. Ancak bazı etkenlerin beyin tümörü gelişmiş hastalarda daha sık rol aldığı bilinmektedir. Bu etkenler erkek cinsiyet, beyaz ırk, 65 yaş üstü olarak sıralanabilir. Radyasyona maruz kalmanın, radyasyon tedavisinin beyin tümörü riskini artırdığı bilinmektedir. Bazı tip beyin tümörü de ailevi geçiş gösterir. Plastik ve tekstil sanayisinde kullanılan bazı hammaddeler ve cep telefonları da risk faktörü olarak belirlenmiştir.

    Beyin Tümörü Belirtileri:

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, düşünme- konuşma ve kelime bulmada güçlük ve/veya yavaşlama, kişilik ve davranış değişiklikleri, denge kaybı, baş dönmesi, sersemlik, unutkanlık, anlamada yetersizlik, yazamama gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet ise en sık görülen bulgulardır. Beyin tümörü hiçbir bulgu vermeden, günümüzde beyin MR’ı çekilmesi gereken başka durumlarda tamamen tesadüf eseri de tespit edilebilir, bu tip tümörler genelde iyi huyludur.

    Beyin Tümörü Tanı Yöntemleri:

    Klinik değerlendirmede, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikleri ile, beyin tümörü olgusunun genellikle iyi veya kötü huylu olup olmadığı köken aldığı bölgeye ve genel yapısına bakılarak tahmin edilebilir. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek de tekrarlanabilir. Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) ile beyinde belirlenen bir bölgeye ait biyokimyasal değişikliklerin saptanması, Difüzyon Tensor Görüntüleme ile beyinin beyaz cevher yollarındaki su akımının ölçülmesi, Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMR) ile beyinin özel işlev gören alanlarının saptanması ve Anjiogram incelemesi ile beyin atar ve toplardamarlarının gösterilmesi gerekebilir. Tanıda yardımcı olabilen bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, PET-BT, hormon incelemeleri de sayılabilir. Kesin tanı ise, tümör biyopsisi ile elde edilen örneğin veya cerrahi ile çıkarılan tümör dokusunda üç-sekiz gün sürebilen patolojik inceleme sonrası konur.

    Beyin Tümörü Tedavi Yöntemleri:

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörü olgularının neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmelidir. Boyutları küçük, beynin derin yerleşiminde olan meningiom eğer hasta için şikâyet yaratmıyorsa beyin cerrahı tarafından takipte tutulabilir. Tümörlerin az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümör tanısı biyopsi ile kesinleştikten sonra; her biri kendi içerisinde tedaviye farklı yanıt veren bu tümörlere farklı şekillerde yaklaşılmaktadır. Bazı tümörlerin kemoterapi ve ışın tedavisine çok uzun bir süre üremeyerek yanıt verdikleri görülürken, beyin dokusundan köken almış yüksek evreli bazı beyin tümörlerinin bu tedavi yöntemlerine yanıt vermeme ihtimali de vardır. Bir de beyin dokusunda tümör çıkarıldıktan sonra oluşan boşluğa, yavaş salınımlı kemoterapi ajanları yerleştirilebilmektedir. Beyin sapı yerleşimli lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilirken, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, Cyber knife, Linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün huyu ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahiye karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

  • Parkinson hastalığı ve hareket bozuklukları

    İstemsiz hareket bozuklukları, ekstra piramidal sistemin genetik, doğumsal veya sonradan ortaya çıkan bozuklukları sonucunda gelişen hastalıklardır. Bu bozukluklar, stabil ve iyi bir seyir izleyebildiği gibi, Parkinson hastalığında olduğu gibi progressif ve dejeneratif de olabilir. Hastaların çoğunlukla ilk tanı ve tedavilerini aldıkları yer nöroloji klinikleridir. Cerrahi tedavi genellikle, hastalığın orta veya ileri döneminde medikal tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda gündeme gelmektedir; ve bu dönemde hastalar özellikle bu alanda çalışan nöroşirürji (beyin cerrahisi) bölümlerine sevk edilirler. Cerrahi tedavi yöntemleri, özellikle Parkinson Hastalığı ve tremor’da (titreme) daha belirgin olmak üzere, hemen her türden istemsiz hareket bozukluğunda az ya da çok etkili olabilmektedir. Bununla birlikte, her hastanın ayrı ayrı değerlendirilerek cerrahiye hazırlanması sonuçlar açısından büyük önem taşımaktadır.

    Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozuklukları 1950’li yıllara kadar tedavisi mümkün olmayan hastalıklardı. Bu hastalıkların tedavisindeki ilk etkin ve düşük riskli cerrahi yaklaşımlar stereotaktik nöroşirürjinin geliştiği yıllarda başlamıştır. Bu dönemden sonra, Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozuklukları medikal olduğu kadar, birer cerrahi hastalık olarak da ele alınmıştır. 1940-1970 arasındaki dönemde tüm Dünya’da yaklaşık olarak 40 000 hastada stereotaktik talamotomi, kampotomi ve pallidotomi gibi cerrahi yöntemler etkinlikle uygulanmıştır. Bu dönemde henüz bu tür hastalıkların ilaçla tedavisinin olmadığını; ve sadece cerrahi tedavi uygulandığını vurgulamakta yarar bulunmaktadır.

    Dünya’daki gelişmelere uygun olarak, Türkiye’de de Parkinson hastalığının cerrahi tedavisi 1960’ların başında İstanbul, Ankara ve İzmir’de bazı kliniklerde başlar. Dolayısıyla Türkiye’de Parkinson hastalığının etkin cerrahi tedavisi yeni bir yöntem değildir; 45 yılı aşkın bir süredir bazı kliniklerde başarıyla uygulanmaktadır. 1968 yılında levo-dopa’nın bulunması Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde geçici olarak sayıca azalmaya yol açmıştır. Bununla birlikte, zaman içinde, ilaç ve medikal tedavi yöntemleriyle yeterince tedavi olanağı bulamayan önemli bir hasta grubunun ortaya çıkması, cerrahi tedavi yöntemlerini yeniden sık kullanılır hale getirmiş; bu yöntemlerin teknik olarak daha da geliştirilmesine yol açmıştır.

    Parkinson hastalığının tedavisinde, subtalamik nukleus, talamus ve pallidum gibi derin beyin yapılarına yönelik olarak uygulanan başlıca iki grup stereotaktik cerrahi yöntem vardır: bunlar, (1) talamotomi, pallidotomi’de olduğu gibi hareket bozukluğuna yol açan merkezlerde radyofrekans ile lezyon (harabiyet) yapılması ve (2) nörostimulasyon temelli uygulamalardır. Bu yöntemlerin herbiri uygun hasta gruplarında kullanılabilmektedir. Parkinson hastalığı ve hareket bozukluğu cerrahisindeki son 10 yıldaki en büyük gelişme, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen nörostimulatör uygulamalarıyla yaşanmıştır. Nörostimulasyon yöntemleri, kalıcı lezyon oluşturulmaması, etkinin ayarlanabilir olması ve bilateral (iki taraflı) uygulanabilmesi gibi nedenlerle giderek daha fazla hastada kullanılmaktadır. Bununla birlikte, talamotomi, kampotomi ve pallidotomi gibi lezyon temelli uygulamaların seçilmiş hasta gruplarında halen yeri vardır. Parkinson hastalığında kullanılan cerrahi ve medikal tedavi yöntemleri hastalığın ilerlemesini tam olarak durdurmaz ve hastalığın bilinen küratif, kesin bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Bu tedaviler hastalarda semptomatik (bulgulara yönelik) kontrol sağlarlar; bununla birlikte bu kontrol hastalarda uzun süreli rahatlama sağlayabilir.

    Parkinson hastalığı ve hareket bozukluklarının tedavisindeki başarı oranı doğru endikasyon koyulmasına bağlıdır ve iyi sonuçlar ancak nöroloji ve nöroşirürji (beyin cerrahisi) bölümlerinin yaptığı bir ekip çalışmasıyla alınabilir. Nöroloji uzmanları hastalığın tanı ve medikal tedavisinde olduğu kadar, cerrahi tedavisinde de kritik ve çok önemli bir rol oynamaktadırlar. Cerrahi tedavi hastalığın orta veya ileri döneminde gündeme gelmektedir. Bu nedenle hastayı takip eden nöroloji uzmanının hastayı cerrahi tedaviye sevketmesi gereken dönemi iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmenin iyi yapılabilmesi amacıyla, gerek Türk Nöroloji Derneği, gerekse Parkinson Hastalığı Derneği üyelerinin eğitimi için son 10 yılda büyük çaba harcamışlardır.

    Cerrahi kararının alınmasında, hastaların pre-operatif ve post-operatif değerlendirilmelerinde, özellikle hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı üzerinde çalışan nöroloji uzmanlarının büyük katkısı olmaktadır. Kendi uygulamalarımızda, cerrahi adayı tüm hastalar nöroloji ve nöroşirürji uzmanlarının katıldığı, aylık toplanan bir hareket bozukluğu konseyinde değerlendirilmektedir. Hastaların, pre-operatif ve post-operatif değerlendirmesi (skorlanması, video kaydı ..vb) tek bir nöroloji uzmanınca yapılmaktadır. Bunun cerrahi başarı ve takip açısından büyük değer taşıdığı ve uygulamanın yapıldığı diğer merkezlerde de model oluşturabileceğini düşünüyoruz.

    Parkinson hastalığının ve diğer hareket bozukluklarının cerrahi tedavisi, Türkiye’de, başlıca Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, gerek bazı Üniversite hastanelerinde, gerekse bazı özel hastanelerde rutin ve sık olarak yapılmaktadır. Bu tip bir cerrahi uygulamanın özel bir cerrahi deneyim ve teknik altyapı gerektirmesi nedeniyle bu merkezlerin sayısı çok değildir. Nörostimulasyon uygulamasındaki en büyük sorun nörostimulatörlerin yüksek maliyetli tıbbi malzemeler olmasıdır. Bu malzemelerin masrafları uygun resmi kurul raporlarının düzenlenmesi sonucunda, SGK, Emekli Sandığı, SSK ve Bağkur gibi kamusal sağlık ödeme kurumlarınca tamamen veya kısmen ödenebilmektedir. Bu da tedavi masraflarını belirgin ölçüde azaltabilmektedir. Bununla birlikte, nörostimulatör masraflarının resmi kurumlar veya sigorta kurumlarınca karşılanması, Türkiye’de olduğu gibi tüm Dünya’da sorunlu bir durumdur; ülkelerin mali politika, dönem ve zenginlikleriyle ilişkili olarak değişiklik göstermektedir.

    Sonuç olarak, cerrahi tedavi yöntemleri, Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozukluklarında, deneyimli merkezlerde yapıldığında oldukça etkili ve düşük riskli uygulamalardır. Tedavideki başarı oranı, özellikle bu konuda, üst-uzmanlık alanı olarak çalışan nöroloji ve nöroşirürji bölümlerinin ortak çalışmasına bağlıdır; resmi kurumların, özellikle nörostimulatörlerin ödenmesi konusunda kolay uygulanabilir ciddi bir protokolünün halen olmaması, Parkinson hastalarının cerrahi tedavisi konusundaki en büyük zorluktur.

    Prof. Dr. Ali Savaş
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
    Nöroşirürji Anabilim Dalı

  • Karpal tünel sendromu ve tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu ve Tedavisi

    El-bilek sendromu olarak da bilinen Karpal Tünel Sendromu (KTS), ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan ve bu şikayetlerin özellikle geceleri daha da şiddetlendiği bir hastalıktır. Tuzak nöropatiler içerisinde en sık rastlanan KTS, boyundan başlayarak ele kadar uzanan median sinirin el bileği çevresinde geçtiği kanalda, transvers karpal ligaman adı verilen fibröz kılıf tarafından basılanmasıyla ortaya çıkar.

    Kimlerde görülür?

    Kırk yaşın üzerinde ve kadınlarda belirgin olarak daha sık oranda rastlanan bu hastalık, özellikle elini iş amacı ile yoğun olarak kullananlarda (el işi ile uğraşanlar, çiftçiler, bilgisayarla çalışanlar, vb.) görülür. Ayrıca, pek çok sistemik hastalık ve travmatik nedenlerle ilişki olarak da ortaya çıkabilir. Kolles kırığı, travmatik el kemik kırıkları, osteofitler (kemik çıkıntıları), tenosinovitler, Paget hastalığı, romatoid artrit, diyabet, gut, akromegali, tüberküloz, gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, multipl myelom KTS’na neden olabilir.

    Tanı nasıl konur?

    El bileğine bastırılınca hassasiyet ve ağrı (Tinel bulgusu), el bileği bükülüp bir süre bekletildiğinde başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta uyuşma, keçeleşme ve ağrı (Pozitif Phalen testi) ortaya çıkması KTS’unun objektif klinik bulgularıdır. Ayrıca, ilerlemiş olgularda, avuç içindeki kaslarda erime (Tenar atrofi) ve başparmakta güçsüzlük de görülebilir. Klinik bulguların yanında, sinir ileti (Elektrofizyolojik) testler de KTS tanısının konulmasında, takibinde ve ayrıca boyun fıtığı, polinöropatiler ve diğer tuzak nöropatiler gibi benzer şikayetlere neden olabilen hastalıkların ayrımında önemli rol oynar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Tedavide amaç, ağrı, uyuşukluk, keçeleşme, kas gücü kaybının önlenmesi ve el işlevlerinin sürdürülmesidir. Hafif olgularda, ilaç ve fizik tedavi ilk seçenekken, orta ve ağır olgularda cerrahi tedavi gerekmektedir. El bileği ateşli, fizik tedavi uygulamaları, lokal streoid enjeksiyonları, B6 ve B12 vitaminleri, steroid dışındaki iltihap önleyici ilaçlar, cerrahi dışındaki konservatif tedaviyi oluşturur.

    Cerrahi tedavi nasıl yapılır?

    Cerrahi tedavi, lokal anestezi altında yapılır. Avuç içine uzunlamasına yapılan bir kesiyle yapılan klasik cerrahi dekompresyonun yanında minimal (1-2 cm’lik) bir kesiyle yapılan mikrocerrahi yaklaşım ve son zamanlarda endoskopik girişim halen uygulanmakta olan cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi tedavide amaç, çeşitli nedenlerle kalınlaşmış olan transvers karpal ligamanın (Fleksör retinakulum) kesilerek baskı altında olan median sinirin rahatlatılmasıdır. Cerrahi sonrası, el bandajı ve atel uygulanabilir. Hastalar genelde aynı gün taburcu edilirler. Cerrahide başarı genel olarak %90’ın üzerinde olup, geceleri daha sık olan elde uyuşukluk ve ağrı cerrahi sonrası erken dönemde iyileşmektedir. Hastalar, üç gün sonra banyo yapabilmekte ve on gün içinde de stres topu ile el egzersizlerine başlayabimektedir.

    .

  • Parkinson!

    40 yaşından sonra ve daha ileri yaşlarda daha sıklıkla erkeklerde ortaya çıkan beyinde bazı hücrelerin hasara uğraması ve eksilmesi ile oluşan bir hastalıktır. Bu hasar sonrası beyinde dopamin adı verilen maddenin eksilmesi söz konusudur. Dopamin bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin üretilmezsse hareket ve denge etkilenerek hastalık ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam süresini kısaltmayan ve felce yol açmayan ancak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır.Nadiren 30-40 yaşlarda da görülebilir. Bulaşıcı değildir. Hastaların %5inde kalıtımla ilişki saptanmıştır.

    Sebepleri

    Kafa travmalarından sonra

    Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçların kullanılması (Bazı psikiyatrik tedavi ilaçları)

    Ateroskleroz( Damar sertliği)

    Zehirlenmeler

    Ensefalit (Beyin iltahabı)

    Bilinmeyen: Hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir sebep saptanmaz

    Belirtiler uzun bir süreçte sinsi bir şekilde başlar ve yavaş yavaş ilerler. Genellikle vücudun bir tarafında titremeyle başlar. Ancak titremesi olan her kişinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir. sağlıklı insanlarda korku heyecan gibistresli durumlarda ellerde, bacaklarda geçici olarak titremeler ortaya çıkabilir. Bundan başka her yaşta görülebilen esansiyel tremor denen sebebi bilinmeyen ve ailevi olan tremorda eller öne uzatıldığında titreme olur. Parkinsonda titreme ellerde istirahat halinde ortaya çıkar, uykuda ve iş yaparken kaybolur. Bazen ayaklar, çene ve dudaklarda da titreme olur. Hareketler yavaşlamıştır (Bradikinezi),. Öne doğru yıkılacak gibi, küçük adımlarla yürüme, yürürken kolları sallamama, yazıda bozulma harflerde küçülme, ortaya çıkar. Yüzde mimiklerin azalması, konuşmanın monoton ve tekdüze vurgusuz olması görülebilir.Hastalığın ilerlemesi ile adelelerde sertlik(rijidite), vücut şeklinde değişmeler olur; vücut öne eğik ekstremiteler yarım kırık bir bir şekil alır.. Zamanla yutkunma güçlüğü, ağızdan salya akması, demans görülür

    TEDAVİ

    Hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz yoktur.

    Parkinson Dopamin adı verilen sinir sistemi için gerekli olan maddenin kan seviyesinde azalma ile ortaya çıktığından bu maddenin dışardan verilmesi tedavide kullanılır. Bu maddenin ömür boyu kullanılması gerekir. İlaç seçiminde hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, önde gelen belirti ve hastayı en fazla rahatsız eden şikayet göz önüne alınır. İlaçlara daima düşük dozda başlanır, gerekirse doz yavaş yavaş arttırılır. Bulguların hafif olduğu genç hastalara dopamin verilmez zira 5-6 yıl kullanımdan sonra ilacın etkinliği azalmaktadır.

    Ayrıca beyne uygulanan birtakım cerrahi girişimler tedavide yer almaktadır. Cerrahi tedavi ilk tedavi seçeneği değildir. ve hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Hastalık belirtileri ilaçlarla yeterince kontrol altına alınamıyorsa cerrahi tedaviye başvurulur. cerrahiye aday hastaların nispeten genç, hafıza sorunlarının olmaması gerekir.

    Cerrahi tedavide sterotaksi denen cerrahi girişimle küçük bir delikten girilerek beynin talamus denen bölgesine müdahaleler yapılır.

  • Bel rahatsızlıklarının narkozsuz mikrocerrahi yöntemle konforlu ve güvenli tedavisi

    Bel rahatsızlıkları sık karşılaşılan bir sorundur. Bu rahatsızlıkların yaklaşık % 95'e yakını ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir ancak geri kalan kısmın mutlak cerrahi gerektirir. Sık karşılaşılan bel rahatsızlıkları bel fıtıkları, bel kaymaları ve dar kanal ana başlıkları altında sınıflandırabilir.

    Bel fıtıkları bel ağrısı nedenlerinin başında yer alır. Her insan yaşamının bir döneminde ama önemli ama önemsiz bel ağrısıyla yüz yüze gelebilir. Şunu unutmayalım ki her bel ağrısı bel fıtığı olduğu anlamına gelmez. Bel fıtıklarında genelde bel ağrısı ile beraber bacak ağrısı, uyuşma ve ileri evrelerde ayakta güç kaybı da söz konusudur. Ağrılar inatçıdır ve ilaçlarla kolay geçmez. Bel fıtığı, iki omur arasında yer alan adeta bir süspansiyon görevi yapan kıkırdak yapının zamanla aşınması sonucu bulunduğu aralıktan çıkıp bacağa gelen sinirleri sıkıştırması durumudur. Teşhisi MR tetkiki ile konulur. Ağrılar kişinin iş ve ev yaşamını olumsuz etkiliyorsa ya da ayakta güç kaybı varsa tedavi mutlak cerrahidir.

    Dar kanal; adından da anlaşılacağı gibi omuriliğin geçtiği kemik tünel çapının normalin altına inmesi durumudur. Daha ziyade ileri yaşlarda görülür. Hastada bel ağrısı ile beraber genelde her iki bacakta ağrı ve yol yürümede zorluk söz konusudur. İleri evrelerde tedavi cerrahidir ve vida (platin) gerektirir.

    Bel kaymaları; bir omurun diğer omur üzerinden öne veya arkaya doğru yer değiştirmesidir. Bu durum omurları bir arada tutan eklem ve bağ dokularının zayıf olması ile yani doğumsal, ya da omurgadaki ileri yıpranmalar veya travma sonucu olması ile yani sonradan ortaya çıkabilir. Kayma hareketli ise ki bu fonksiyonel bel grafisinde anlaşılır tedavi cerrahidir ve vidalama yapılır.

    Cerrahi gerektiren bel rahatsızlıklarında hastaların ameliyat olmayıp, vakit kaybetmeleri durumunda zamanla artan ağrı ve bacaklardaki güçsüzlük nedeniyle yürüme olayı giderek zorlaşır ve bu kişiler başkalarına ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Nedeni ne olursa olsun bel ameliyatları narkozsuz (epidural anestezi) da yapılabilir. Özellikle genel anestezi alması riskli olan (astım, böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet gibi rahatsızlıklar) hastalarda mutlaka tercih edilmelidir. Ayrıca bu yöntem ameliyat sonrası hastanın kısa sürede hareketlendirilmesi ve taburcu edilmesi konforunu da beraberinde getirir.

    Amaç hastayı bir an önce hareketlendirip sağlıklı olduğu dönemdeki ev ve iş yaşamına, hobi ve alışkanlıklarına en kısa sürede döndürebilmektir. Burada ameliyat önerilmiş hastaların vakit kaybetmeden korkularını yenip ameliyat olmaları önemlidir, zira ameliyatın kesin çözüm üretebilen bir TEDAVİ seçeneği olduğu unutulmamalıdır.

  • Transsfenodial cerrahi nedir ?

    Bu bilgi, transsfenoidal cerrahiden ne bekleyebileceğiniz konusunda size bir fikir vermek içindir. Her insanın deneyimi farklı olduğu halde, hastanede her hastaya uygun olabilecek bazı genel prosedürler takip edilir.

    Durumunuz veya cerrahinizle ilgili sorularınız varsa, sağlık bakım ekibinizin bir üyesine sorunuz.

    Transsfenoidal cerrahi nedir?

    Transsfenoidal [trans-(bir yerden geçip giden) ve sfenoid-(sfenoid sinüs)] cerrahi, cerrahın burun boşluğundan giderek hipofiz bezine ve üst klivusa ulaşmasını sağlayan bir işlemdir.

    Hipofiz alanında veya kafatası tabanında tümör veya başka bir anormallik, bu yaklaşımla çıkarılıp alınabilir (şekil 1). Bir sinir cerrahı ve bir kulak burun boğaz uzmanı, özel mikrocerrahi araçları kullanarak bu işlemi yaparlar. Hipofiz bezine burundan yaklaşıldığı için, gözle görülür bir kesi yoktur.

    Gerekirse, tümörün kapladığı alanı doldurmak amacıyla yağ elde etmek için karında küçük bir kesi yapılabilir.

    Cerrahiden önce

    Çoğu insan hastaneye cerrahinin olacağı günün sabahı gider. Kaydınızı zamanında yapabilmek için hastaneyi bir gece öncesinde aramanız istenecektir. Halihazırda hastanedeyseniz veya cerrahi sabahı hastaneye gelmişseniz, cerrahiye hazırlanmak için aşağıdaki talimatlara uyunuz:

    Operasyondan önce baştan ayağa duş alın ve saçınızı yıkayın.

    Gece yarısından sonra bir şey yiyip içmeyin.

    Cerrahinin olduğu sabah, size reçete edildiği şekilde ilacınızı almaya devam edin. İlacınızı kolaylıkla yutabilmek için birkaç yudum suyla alın.

    İlaçlarınız veya bu talimatlarla ilgili sorularınız varsa, sağlık ekibinin bir üyesine sorunuz.

    Cerrahi sırasında

    Cerrahideyken bir hemşire size ait olan eşyaları odanıza götürecektir. Cerrahinizin ne zaman başladığı, derlenme odasına ne zaman alındığınız ve odanıza ne zaman döndüğünüz ailenize söylenecektir.

    Cerrahiden sonra

    O günkü cerrahi programa göre, doktorunuz cerrahiden bir süre sonra sizinle ve ailenizle konuşacaktır. Odanıza yerleştikten sonra aileniz sizi ziyarete gelebilir. Transsfenoidal cerrahi sonrası hastanede kalış genel olarak 24 saat kadardır.

    Cerrahiden sonra odanızdayken, damar içi sıvılar alacaksınız. Havanın nemlenmesini isterseniz bir hava nemlendiricisi kullanılabilir.

    Hemşireler kan basıncınızı, nabzınızı, vücut sıcaklığınızı, kas gücünüzü, görüşünüzü, zaman ve yere uyum sağlamanızı sık sık kontrol edecektir. Hemşireler sıvı alımınızı ve idrar atımınızı da ölçeceklerdir. Size bir kayıt bloknotu verecek ve verilen yemeklerdekiler dışında içtiğiniz herhangi bir sıvını kaydını tutmada yardım etmenizi isteyeceklerdir.

    İdrar atımınızı ölçmek için, idrar yaptığınız her sefer idrarınızı saklamanız (idrar kabına veya tuvalette toplama panına) istenecektir. İdrar yaptıktan sonra miktarı kaydedebilmeleri için hemşirelere haber verin.

    Cerrahiden sonra, gece boyunca küçük bir gazlı bez burun deliklerinizi örtebilir. Zaman zaman burnunuzdan küçük bir miktar pembemsi akıntı gelebilir. Herhangi bir akıntıyı kurulamak için bir iki gün yanınızda kâğıt mendil taşımak isteyebilirsiniz. Herhangi bir zaman burnunuzdan veya boğazınızın arkasından aşağı bariz, temiz bir akıntı fark ederseniz, acilen sağlık uzmanınıza söyleyin.

    Cerrahinin olduğu gün yataktan çıkacaksınız. İlk kalktığınızda hemşire size yardım edecektir. Hemşireler gerekirse banyo yapmak vb. başka aktiviteler için de size yardım edecektir.

    Cerrahiden sonra ağrı veya rahatsızlık

    Burun cerrahisinden sonra çoğu insanda sadece hafif bir baş ağrısı veya rahatsızlık olur. Cerrahi sırasında burun tamponu yerleştirilebilir. Bu, baş ağrısına veya soğuk aldığınızda hissettiğinize benzer şekilde yüzünüzde bir basınca neden olabilir. Yağ elde etmek için karnınızda bir kesi yapılırsa, orta dereceli bir rahatsızlık hissedebilirsiniz.

    Ağrı veya herhangi bir rahatsızlığınızı dindirmek için hemşireden ilaç isteyin.

    Cerrahiden sonra aktivite kısıtlamaları

    Cerrahiden sonraki ilk birkaç gün kolaylıkla yorulabilirsiniz. Bu normaldir ve yavaş yavaş düzelecektir. Farklı insanlar için değişebilen aktivite kısıtlamalarınız ile ilgili olarak sağlık uzmanınızla konuşun.

    Cerrahiden sonra iki hafta boyunca hapşırmayın veya burnunuza vurmayın. Hapşırmanız gerekiyorsa ağzınız açık hapşırın, burnunuzu kapatmayın.

    Cerrahi alanın yakınında basıncın artmasına neden olabilecek herhangi bir aktiviteden kaçının.

    Yük kaldırma ile ilgili bilgileri sağlık uzmanınıza sorun.

    Cerrahiden iki hafta sonra bağırsak hareketleriniz sırasında kendinizi zorlamayın.

    Araba kullanma ve işe dönüş yapma konularını sağlık uzmanınızla görüşün.

    Diğer Talimatlar

    Cerrahiden birkaç gün sonra burnunuzdan kan veya mukus akıntısı gelebilir. Bu normaldir. Bu akıntıyı bir mendille kurulayın, sümkürmeyin.

    Cerrahi sonrası ilaçlar

    Bazı baş ağrıları birkaç hafta sürebilir. Gerekirse baş ağrısı için aspirin olmayan bir ağrı kesici alabilirsiniz.

    Cerrahiden sonra burnunuzda doluluk hissederseniz, dekonjestan alabilirsiniz.

    Ağrı ilaçları ve dekonjestanlara ek olarak, antibiyotikler alabilirsiniz.

    Hipofiz bezinin etkilenme oranı aracılığı ile, cerrahi sonrası hipofiz bezindeki hormonların normal üretimi tespit edilebilir. Cerrahiden sonra, hormon seviyelerini kontrol etmek için kan ve idrar testleri yaptıracaksınız. Cerrahiden sonra hormon ilaçları almaya gereksiniminiz olup olmayacağını saptayacak bir endokrinoloji uzmanını da görebilirsiniz.

    Sağlık uzmanınızla görüşün

    Cerrahi hakkında sorularınız varsa, sağlık ekibinizin bir üyesi ile temas kurun.

    Aşağıdakilerden herhangi biri varsa, hemen sağlık uzmanınızı arayın.

    Ateş

    Boyun sertliği

    Konfüzyon – bilinç bulanıklığı-

    Daha inatçı ve ciddi hale gelen baş ağrıları

    Burnunuzdan temiz, su gibi bir akıntı gelmesi

    Aşırı idrara çıkma

    Hafif sersemlik

    Mide bulantısı-kusma

    Diğer alışılmadık belirtiler

    İş saatleri içinde sağlık uzmanınızı arayın. İş saatleri dışında sağlık ekibinizin bir üyesini arayın veya sizi en yakın acile götürecek birini arayın.

  • Lomber kanal darlığı

    Omurlar, belimizi oluşturan kemiklerdir. Omurga kanalı omurların arasından geçer ve bacakların gücünü ve hissini sağlayan sinirleri içerir. Omurlar arasında diskler ve omurganın faset eklemleri bulunur.

    Yaşlandıkça, diskler daha az süngerimsi ve daha az sıvı dolu bir hale gelirler. Bu durum diskin yüksekliğinin azalması ve sertleşmiş diskin omurga kanalına doğru çıkıntı yapması ile sonuçlanır. Artritler, omurganın faset eklemlerinin kemik ve bağlarının kalınlaşıp genişlemesine ve bunların omurga kanalı içine itilmesine neden olabilir. Bu değişiklikler lomber omurga kanalının daralmasına yol açar.

    BELİRTİLER NELERDİR?

    Belirtiler varsa, bunlar, ağrı veya bel ağrısıyla beraber veya bel ağrısı olmaksızın bacaklarda uyuşukluk veya krampı içerebilir. Bacaklarda güçsüzlük oluşabilir. Nadiren, bağırsak ve/veya idrar torbası problemleri meydana gelebilir.

    Belirtiler, uzun süre ayakta durma veya yürüme ile daha da kötüleşebilir. Belirtiler görünüp kaybolabilir ve var olduklarında da ciddiyetleri değişiklik gösterir. Öne eğilmek veya oturmak omurga kanalındaki genişliği arttırır ve ağrının azalmasına veya tamamen yok olmasına yol açabilir.

    NASIL TEŞHİS EDİLİR?

    Doktorunuz bir hastalık öyküsü alacak ve fizik muayene yapacaktır.

    Daralmış disk ve/veya kalınlaşmış faset eklemlerini gösterebilen röntgenler istenebilir. Omurga yapılarının daha ayrıntılı bir değerlendirmesi için manyetik rezonans görüntüleme yapılabilir veya benzeri şekilde ayrıntıları görmek için bilgisayarlı aksiyal tomografi (BAT) taraması ve/veya bir lomber myelogram önerilebilir.

    Bu çalışmaların her biri mevcudiyet, yerleşim, omurga kanalı daralması ve sinir kökü sıkışması hakkında bilgi verebilir.

    NE GİBİ TEDAVİLER UYGULANIR?

    Doktorunuz, ağrıya neden olan durumun lomber kanal darlığı olduğunu tespit ederse, genellikle önce cerrahi olmayan tedavileri uygulamaya çalışacaktır.

    Bu tedaviler, şişliği azaltmak için anti-enflamatuar ilaçları (ağızdan veya enjeksiyonla) veya ağrıyı kontrol etmek için ağrı kesicileri kullanmayı içerebilir.

    Daha normal bir yaşam şeklini sürdürmek veya devam ettirmek amacıyla kuvvetinizi, dayanıklılığınızı ve esnekliğinizi arttırmak için fizik tedavi verilebilir.

    Epidural kortizon enjeksiyonu gibi omurga enjeksiyonları verilebilir.

    İLAÇLAR VE AĞRI TEDAVİSİ

    Doktorunuz, tedavi planınızın bir parçası olarak bir ilaç veya birkaç ilaç birden kullanabilir. Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlar, analjezikler –ağrı kesiciler- olarak adlandırılır. Çoğu ağrı, aspirin, ibuprofen, naproksen veya asetaminofen gibi reçetesiz ilaçlarla tedavi edilebilir. Nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçlar veya NSAID’ler olarak bilinen bazı analjezikler, oluşabilecek şişme ve enflamasyonu azaltmaları için de kullanılırlar. Bu ilaçlar arasında, aspirin, ibuprofen, naproksen ve çok çeşitli reçeteli ilaç yer almaktadır. Doktorunuz size anti enflamatuar ilaçlar verirse, mide rahatsızlığı veya mide kanaması gibi yan etkileri dikkatle takip etmelisiniz. Reçeteli veya reçetesiz NSAID’lerin uzun süreli kullanımı, herhangi bir olası problemin gelişmesi nedeniyle doktorunuz tarafından takip edilmelidir.

    Başka ağrı kesicilerle geçmeyen veya NSAID’ların dindiremediği devamlı ve ciddi bir ağrınız varsa, doktorunuz kısa bir dönem kullanmanız için kodein gibi birtakım narkotik ağrı kesiciler yazabilir. Sadece size reçete edilen miktarda ilaç alın. Daha fazla doz, daha hızlı iyileşmenize neden olmaz. Mide bulantısı, kabızlık, sersemlik hissi ve uyku hali gibi yan etkileri vardır ve kullanımları bağımlılıkla sonuçlanabilir. Tüm ilaçlar, sadece belirtildiği şekilde alınmalıdır. Almakta olduğunuz herhangi tür bir ilacı –reçetesiz satılanlar dâhil- doktora söylediğinizden emin olun ve eğer doktorunuz size ilaç yazarsa, bu ilacın sizde nasıl etki gösterdiğini ona bildirin.

    Anti-enflamatuar etkili başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroid ilaçlar – ağızdan veya injeksiyonla- çok güçlü anti enflamatuar etkileri nedeniyle daha ciddi bel ve bacak ağrısı için bazen reçete edilirler. NSAID’ler gibi, kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların riskleri ve yararları konusunu doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Doktorunuz, gabapentin gibi (aslında nöbet geçiren insanlar için geliştirilmiş olan) ilaçları, bacaktaki belirtiler –özellikle uyuşukluk, karıncalanma, yanma ve kramp tarzı ağrılar- için reçete edebilir. Gabapentinin birkaç aylık kullanımının bazı hastalarda yürüme toleransını arttırdığı ve ağrıyı azalttığı gösterilmiştir. Bu ilaç düşük dozda başlatılabilir ve doktorun talimatı doğrultusunda, hastanın dayanabildiği kadar arttırılabilir.

    Belli bazı omurga enjeksiyonları veya “bloklar”, ağrı belirtilerini rahatlatmak için kullanılabilir. Bunlar, epidural alana (omurga sinirleri çevresindeki alan) veya faset eklemlere yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır ve bu tekniğin özel eğitimini almış bir doktor tarafından uygulanmalıdır. İlk enjeksiyona verilen cevaba göre, daha sonraki günlerde birkaç takip prosedürü gerçekleştirilebilir. Enjeksiyonlar çoğunlukla kapsamlı rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ

    Omurga kanalı darlığının belirtileri çoğunlukla aktiviteden uzak durmakla sonuçlanmaktadır. Bunun sonucunda ise esneklik, kuvvet ve kardiyovasküler dayanıklılık azalır. Bir fizik tedavi veya egzersiz programı genellikle esnekliklerini tekrar kazandırmak için sıkı kaslara germe egzersizleri ile başlar. Esnekliği devam ettirebilmeniz için sık sık germe yapmanız tavsiye edilebilir. Dayanıklılığı geliştirmek ve sinirlerin kan dolaşımını arttırmak için sabit bisiklet veya bir koşu bandında yürüyüş gibi kardiyovasküler (aerobik) egzersiz buna ilave edilebilir. Sinirlerin kan dolaşımının iyileşmesi, kanal darlığının belirtilerini hafifletecektir.

    Sırt kaslarınız, karın ve bacaklarınız için de size özel güçlendirme egzersizleri verilebilir. Esneklik, kuvvet ve dayanıklılık en iyi hale getirilirse, günlük aktiviteler daha az uğraştırıcı olabilir. Terapistiniz ve doktorunuz, ya basit araç gereçler kullanarak evde veya bir egzersiz salonunda uygulayacağınız sürekli bir egzersiz programını hayatınıza en iyi şekilde nasıl katacağınız konusunda size tavsiyelerde bulunabilirler.

    Kanal darlığı olan bazı kişiler için evde düzenlemeler ve güvenlik konuları düşünülecektir. Belki çamaşır makinesi ve kurutucunun daha uygun bir yere taşınması gereklidir. Yatağın yanında bir komodin önerilebilir. Banyo güvenliği için gerekirse araç gereçler yazılabilir. Yemek hazırlama stratejileri, yürüyüş aktiviteleri ve enerji korunumu tekrar gözden geçirilebilir. Bastonlar ve yürüteçler gibi yardımcı yürüyüş araçları önerilebilir.

    Belirgin veya ilerleyici bacak zayıflığı gelişmedikçe veya bağırsak veya idrar kesesi problemleri ortaya çıkmadıkça, kanal darlığının kendisi yetişkinde tehlikeli bir durum arz etmez. Sonuç olarak tedavinin amacı ağrının azaltılması ve hastanın fonksiyonelliğini arttırmaktır.

    Cerrahi olmayan tedaviler kanal darlığının kendisini düzeltmez; ancak uzun süreli ağrı kontrolü ve daha yoğun tedavi gerektirmeksizin yaşam fonksiyonunda iyileşme sağlayabilir. Kapsamlı bir program, gözetim altında üç ay veya daha fazla devam eden tedavi gerektirebilir.

    CERRAHİ GEREKİRSE?

    Cerrahi, cerrahi olmayan tedavi yöntemleri ile ağrısı geçmeyen küçük orandaki hastalar için düşünülür. Cerrahi yine, ilerleyici bacak zayıflığı, bağırsak veya idrar kesesi problemleri yaşayan kişilere de önerilecektir.

    Kanal daralması, kemik kanalındaki daralma olduğundan, cerrahinin amacı sinirlerin yer aldığı alanı arttırmak için kemik kanalın genişletilmesidir. Bu, lomber dekompresyon cerrahisi veya laminektomi olarak adlandırılır.

    Gerekli olduğunda, cerrahi, bacak ağrısını dindirecek ve daha az güvenilir bir oranda da bel ağrısını geçirecektir. Hastaların birkaç hafta içinde çoğu aktiviteye geri dönmesine izin verilir. Normal aktivitelere dönüşte yardımı olması için, ameliyat sonrası rehabilitasyon önerilebilir.

    Bazen, kanal darlığında omurlar birbiriyle ilişkili olarak kayar veya yer değiştirir (spondilolistezis). Omurlar arasında anormal hareket (instabilite) oluşabilir. Bu tip vakalarda, ilgili omuru sabitlemek için baskıyı azaltmaya (dekompresyon) ek olarak omurga füzyonu cerrahisi gerekli olabilir.

    Füzyon, füzyon işlemi uygulanacak omurlar arasına kemik dokusu, kemik yerine geçen bir materyal ve/veya araç yerleştirerek yapılmaktadır. Füzyon, önden (anterior yaklaşım) veya arkadan (posterior yaklaşım) gerçekleştirilebilir veya hem anterior hem de posterior yaklaşımın ikisini de gerektirebilir. Cerrahi yaklaşımın seçimi, birçok teknik faktörden etkilenmektedir; çıkıntının (spür, diken?) alınmasının gerekliliği, hastalar arasındaki anatomik varyasyonlar ve instabilitenin derecesi bunlar arasında sayılabilir. Füzyon cerrahisinin başarı oranı %65’ten fazladır.

    Cerrahiden sonra, en az birkaç gün hastanede kalacaksınız. Hastaların çoğu, altı aydan dokuz aya uzanan bir zaman içinde tüm aktivitelerine geri dönebilirler. Normal yaşam aktivitelerine geri dönmede rehberlik etmesi için genellikle ameliyat sonrası bir rehabilitasyon programı verilmektedir.