Etiket: Cerrahi

  • Omurga ve omurilik tümörleri!!

    Spinal tümörler, SSS tümörlerinin yaklaşık %20’sini oluşturur. Intradural ya da extradural olarak sınıflandırılırlar. Intradural olanların %84’ü omurilik dışında (extrameduller) ve %16’sı da içindedir (intrameduller). Intradural tümörler hemen hemen her zaman primer SSS tümörleridir. Buna karşın extradural tümörlerin çoğunluğu ya metastatik ya da primer kemik tümörleridir. Intradural omur neoplazmalarının çoğu iyi huyludur/habis değildir ve genellikle cerrahi olarak çıkarılabilirler. Omurilik içinde görülen tümörler (intradural, intrameduller) güçsüzlük, spastisite ve duyu kaybı meydana getirme eğilimlidirler. Extramedullar lezyonlar kord basısı yaparak uzun trakt (üst motor nöron) arazları ile birlikte sinir kökü (alt motor nöron) basısından kaynaklanan radiküler ağrı ile de kendilerini gösterirler. Conus medullaris bölgesini tutan lezyonu olan hastalarda mesane ve kalın bağırsak fonksiyonlarında erken dönemde kayıp görülür, cauda equinasında lezyonu olan hastalarda öncelikle bacak ağrısı ve sonrasında geç dönemde sifinkter bozuklukları ortaya çıkar.

    spinal tümörlerin kesin tanısı için belirleyici olan MRG’dir.

    Nörilemom ve Nörofibrom

    Tipik olarak iyi huyludurlar. Bunlar en yaygın görülen omurilik tümörleridir ve yaklaşık tümünün %30’unu oluştururlar. Genellikle intradural, ekstramedüller yerleşim gösterirler. Bunların %13’ünü komşuluğundaki nöral foramenden extradural olarak uzanım gösterek; klasik “dumbell” tümör şeklini alırlar. %14’ü tamamen extraduraldir. Extradural olan komponentleri ilgili forameni genişletme eğilimindedir. Tedavisi, cerrahi olark tümörün çıkarılmasıdır. Birden fazla olan nörofibromlar von Recklinghausen nörofibromatosisiyle birlikte görülür. Bu gibi durumlarda, sadece semptomatik tümörler çıkarılmalıdır.

    Meningioma

    Meningiomlar omurilik tümörlerinin %26’sını oluştururlar, iyi huylu ve genellikle intradural, extramedullerdir . %15’i extradural olarak görülürler. 2/3’ü thorasik bölgede ortaya çıkar ve olguların %80’ini 40-60 yaş grubundaki kadınları etkiler. Cerrahi olarak çıkarılmaları tercih edilen tedavidir.

    Ependimom

    Spinal kordun santral kanalının ependimal hücrelerinden gelişirler ve bu intramedüller tümörler tüm spinal kord tümörlerinin % 13’nü oluşturu. Erkeklerde daha sık görülür. Yaklaşık %60’ı conus medullaris bölgesinde bulunur. Ependimomlar cerrahi müdahaleyle çıkarılmalıdır. İyi sınırlı olmaları genellikle total olarak çıkarılmalarına olanak sağlar. Tamamının alınması mümkün olmadığı zaman genellikle radyasyon tedavisi uygulanır.

    Astrositom

    Bu glial tümörler astrositlerden kaynaklanırlar ve sıkllıkla intramedullerdirler. İnsidansları spinal ependimomlarınınkiyle hemen hemen aynıdır. İnfitratif yapıları nedeniyle tamamen çıkarılmaları nadiren mümkündür. Düşük gradeli astrositomlar nüks ettiği taktirde genellikle tekrar ameliyat edilirler. Radyasyon tedavisi malign astrositomlar için uygulanır fakat genellikle sadece palliatif amaçlıdır. Omurilik astrositomlarını yavaş büyümelerine rağmen, prognozları genellikle kötüdür.

    Lipom

    Lipomlar spinal tümörlerin %10’unu oluştururlar ve genelde spina bifida ve ciltaltı bir lipomla birlikte görülürler. Benign olsalar da spinal korda yapışma eğilimi gösterdikleri için genellikle parsiyel olarak çıkarılırlar. Bunlara radyoterapi gerekli değildir ve mortalite oranı düşüktür.

    Dermoid

    Dermoidler konjenital lezyonlardır ve genellikle lumbosakral bölgede bulunurlar. Genellikle deri yüzeyine uzanan bir sinüs traktıyla birlikte görülürler ve enfeksiyonla karşımıza çıkabilirler. Tedavileri sinüs traktı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Omuriliğe uzanan parçaları genellikle çıkarılamaz. Uzun vadede prognozları iyidir.

    Metastatik Tümör

    Spinal neoplazilerin %25’e kadar varan bir bölümü metastatik orijinlidir ve büyük çoğunluğu extradural yerleşim gösterir. Sıklıkla primerleri; meme, akciğer, prostat ve böbrektir. Primer odak bilinmiyorsa veya nörolojik bozulma hızlıysa, tedavi biyopsi ile beraber cerrahidir. Aksi taktirde, lokal radyoterapi tercih edilmelidir. Diğer extradural malign tümörler, lenfoma, myelom, plazmasitom, chordoma ve osteojenik sarkomı içerir. Belirgin kemik harabiyeti veya cerrahi dekompressyon sonucu omurga stabilizasyonu bozulabilir, böyle durumlarda sıklıkla anterior veya posterior yolla cerrahi stabilizasyon gereklidir.

    Periferik Sinir Tümörleri

    Periferik sinir sistemi; periferik ve kranial sinirler, spinal kökler ve otonomik sinir sistemininden oluşur. Tümörler bunların herhangi birinden gelişebilir. En yaygın görülen tümörler aşağıda tartışılmıştır. Daha az görülen tümörler: gangliogliomlar, nöroblastomlar, pargangliomlar, chemodektomlar ve feokromositomalardır.

    Schwannom

    Bu tümör aksonların myelin kılıfını yapan, prıferik sinirlerin Schwann hücrelerinden oluşur. Schwannomlar, köken aldıkları siniri itme eğilimindedirler ve bu yüzden genelde ağrısız kitleler olarak karşımıza çıkar. Büyümeyer devam ederlerse, sinirin dağılımına uyan bölgelerde ağrıya neden olabilirler. Büyüdükçe sinir fonksiyonlarını bozarlar. Genellikle duyu sinirlerinde ortaya çıkarlar fakat motor sinirlerde de bulunabilirler. Tedavisi cerrahidir. Köken aldıkları sinir genellikle korunur. Bazı durumlarda, yine de, tümörün tamamen alınması halinde ana sinirin önemli ölçüde kesilmesini gerektirebilir. Sinirin çok önemli bir fonksiyonu varsa, siniri korumak için tümörün bir kısmının bırakılması tercih edilmektedir. Bu kabul edilebilir bir yöntemdir çünkü bu tümörlerde malign transformasyon nadirdir.

    Nörofibrom

    Nörofibromlar schwannomlardan farklı olarak, sinirin kendisinden geliştikleri için köken aldıkları sinirini sarıp sıkıştırırlar. Genellikle deride görüldüklerinden, orijin aldıkları sinirinin tespitini zorlaştırırlar. Von Rechinghausen nörofibromtosiziyle birlikte görüldüklerinde genellikle birden fazla bulunurlar. Tek bir lezyon mevcutsa tedavisi cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Birden fazla tümör mevcutsa, sadece semptomatik olanlar alınmalıdırlar. Eğer sinirin fonksiyonu kritikse tümörün sinire tutunan bir kısmı bırakılmalıdır. Schwannom vakalarının aksine, nörofibrom görülen hastalar, bu tümörlerin malign transformasyon gösterme oranının yüksek olması nedeniyle, yakın takibe alınmalıdır.

    Malign Sinir Kılıf Tümörü

    Bu tümörler tipik olarak 30 yaş üzerinde görülürler. Seçilecek tedavi radikal ve geniş bir cerrahi eksizyondur. Kas ya da yumuşak doku yayılımına dair bulgu varsa ilgili ekstremitenin amputasyonu önerilir. Bu tümörler genellikle radyasyon tedavisine dirençlidirler.

  • Bbeyin kanamaları!!

    Beyin kanaması , beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi,hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.

    İNTRASEREBRAL KANAMALAR:
    Beyni besleyen damarların, özelliklede belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır.Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon,amyloid anjiopati,travma, alkol ve nikotindir.Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir.. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur.
    Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar.Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir.
    Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir.
    Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.

    SUBARAKNOİD KANAMA:

    Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000 dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol,hipertansiyon,oral kontraseptif, kokain,amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır.
    Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı,kusma,başdömesi,çift görme,nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir.
    Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir.
    Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.

    EPİDURAL HEMATOM:

    Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar,genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6 sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması) , ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur,manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir,ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir.
    Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüzgüldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.

    SUBDURAL HEMATOM

    Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir.Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir.
    Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir,bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.

  • Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı)

    Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı)

    Trigeminal nevralji, yüz bölgesini tutan bir nöropatik ağrı türü olup “tic douloureux” diye de adlandırılmaktadır. Trigeminal nevralji, normalde herkeste olan 5. Kafa çiftinin (trigeminal sinir) bir ya da daha fazla dalının kapsadığı alanda gelişen, ani, genellikle tek taraflı, şiddetli, kısa süreli, şimşek çakar gibi saplanan bir ağrıdır. Genellikle yüz yıkama, yüze dokunma, yemek yeme, çiğneme gibi etkenlerle başlayıp şiddetlenebilir. Farklı çalışmalarda, trigeminal nevralji görülme sıklığının 100.000’de 5 ile 25 arasında olduğu bildirilmiştir. Kadınlarda ise 1.7-2.2 kat daha sık olduğu bilinmektedir. Her yıl dünyada 150000 yeni trigeminal nevralji hastası olmaktadır.

    Ağrının genellikle yüzün alt ve üst çene bölümünde görülmekte ve daha çok 50 yaş üzerinde görülürken çocuklarda bile olabilir. Hastalık çok sık görülmemesi nedeniyle genellikle diş hekimleri ve diğer hekimler tarafından atlanıp tanı konulamazken genellikle nöroloji ya da beyin cerrahi uzmanlarınca tanı konulmaktadır. Trigeminal nevralji ağrısı sürekli, yakıcı veya sancılı bir ağrı olması nedeniyle hastaya sıkıntılı bir dönem yaşatmaktadır. Bazı hastalar bu ağrı nedeniyle yemek yiyemez, su içemez hale gelmektedir. Atipik ağrıda ise devamlı yanıcı ve daha geniş bir alanı ilgilendiren bir ağrı var ve atipik ağrıda ağrısız dönemler yoktur ve hastanın şikâyetlerini tedavi etmek daha zordur.
    Hastalığın gerçek sebebinin ne olduğunun bilinmemekle birlikte bir damarın beyin sapından trigeminal sinirin çıktığı yerdeki teması nedeni ile olduğuna inanılmaktadır. Damarın her nabızda sinire vurması ile hastalığın ortaya çıktığı sanılmaktadır. Ailesel olduğunu ifade eden yayınlar vardır burada hastaların anormal damarsal yapıları vardır. Beyin sapında duyu sinirinde olan beyin sapı bağlantısında anomalilik olduğuna inanılmaktadır. Sinire bası yapan tümör veya kitlelerin, MS hastalığının da de bunu yapabileceği düşünülmektedir.
    Hastalık çok sık görülmemesi nedeniyle genellikle diş hekimleri ve diğer hekimler tarafından atlanıp tanı konulamazken genellikle nöroloji ya da beyin cerrahi uzmanlarınca tanı konulmaktadır. Beyin Magnetik Rezonans Görüntüleme (Beyin MRG) hastada tümör ya da MS varlığını ortaya koyabilir. Yapılan testlerde bunun dışında kaliteli MR ile bazen görülebilen damar basısı ortaya konulabilir. Bu nedenle trigeminal nevralji tanısı hastanın şikâyetlerine göre konulmaktadır. Tetkikler tümör MS veya başka lezyon varlığını ekarte etmek için yapılmaktadır.

    Yemek yemek, diş fırçalamak, su içmek, tıraş olmak ya da makyaj yapmak gibi faaliyetler ya da soğukta yüze temas eden esinti, o taraf cildine hafifçe dokunmak, burnu şişirerek nefes almak, gülmek, konuşmak ağrının aniden başlamasını tetikleyebilir. Klima ve havalandırmaya da direkt maruz kalınmamalı. Soğuk hava, soğukta yüzün rüzgâra maruz kalması ya da yemek yemenin ağrıyı tetikleyebileceği için soğuk havaya çıkılması zorunlu olan durumlarda yüzün atkı ile korunması gerekmektedir. Çok sıcak ya da soğuk içecekler içilmemesi, içilmesi durumunda da ağzın hassas bölgesine değmemesi için pipet kullanılması gerekmektedir.
    Trigeminal nevralji sikluslar şeklinde olmaktadır. İlk zamanlarda ağrı atakları çok sık olmayabilir, bazen aylarca, yıllarca ağrı olmamasına rağmen tekrar başlar. Hastalık ilerledikçe bazı hastalarda zeminde devamlı ağrı ile beraber arada sık olarak şimşek çakar tarzda ağrı olmaktadır. Ağrı önce elektrik şoku ile başlar ve artarak çok şiddetli dayanılmaz 20 saniyeden az süren bir ağrı olarak devam eder. Ağrı genellikle hastanın kontrol edilemeyen yüzünü buruşturması ile kendini bırakır bu nedenle de tic douloureux (ağrılı tik) denilir.
    Tedavide daha çok epilepsi ilaçlarının kullanılmaktadır. İlaca rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa cerrahi alternatiflerden yararlanılmalıdır. En sık kullanılan cerrahi yöntem ise mikrocerrahi teknikler kullanılarak damarın yaptığı basının ortadan kaldırılarak ağrının giderilmesidir. İlaca dirençli dayanılmaz yüz ağrısı çekilmesi durumunda mutlaka beyin cerrahisi uzmanlarına müracaat edilmesi gerekmektedir.
    İlaç tedavisine dirençli trigeminal nevraljili hastalarda, gasserian gangliyon üzerine perkütan girişimler (radyofrekans, gliserol enjeksiyonu, balon kompresyonu), gamma knife cerrahi ve mikrovasküler dekompresyon önerilmektedir. En uzun ağrısızlık süresinin sağlanması mikrovasküler dekompresyonla mümkündür. Multipl skleroza (MS) bağlı trigeminal nevraljide, farmakolojik tedavi yetersiz ise, gasser gangliyonuna yönelik uygulamalar denenebilir. MS’li hastalarda, gasser gangliyonunda vasküler kompresyon gösterilmedikçe cerrahi önerilmemektedir.
    Cerrahinin fayda zarar ilişkisi mutlaka karşılaştırılmalıdır. Hastaların büyük çoğunluğu cerrahi sonrasında rahatlar bu nedenle garanti etmek mümkün değildir.

  • Araknoid kist nedir? Nasıl teşhis edilir?

    Araknoid kist nedir? Nasıl teşhis edilir?

    ÇOCUĞUMDA ARAKNOİD KİST VAR. NE YAPMALIYIM?

    Beyin araknoid adı verilen örümcek ağına benzeyen bir zar ile kaplanmıştır. Beyin omurilik sıvısı (BOS) denilen sıvı beyinde bulunmakta olup araknoid zar çift hale gelir veya bir yerinden yırtılırsa içi BOS ile dolar ve bura araknoid kist denilir.
    Genellikle gelişimseldir ( anne karnında iken olan değişiklikler sonrasında olur). Nadiren travma veya kanama sonrası da görülebilir. En sık rastlanılan yerleşim yeri beynin ön ve taban kısmı olan sylvian fissür denilen temporal ile frontal loplar arasında olan doğal yarıktadır. Fakat beyin yüzeyinin veya yarıklarının her yerinde olabilir.
    Klinik bulguların varlığı veya yokluğu genellikle beynin hangi tarafında araknoid kist olduğuna bağlıdır. Genellikle herhangi bir problem yaratmaz ve başka bir sebep ile yapılan CT veya MRI da tesadüfen görülürler.
    Eğer büyümeye devam ederse beynin o bölümüne bası yapar ve çalışmasını etkileyerek felçlik benzeri tablo yapabilir. Bazen de baş ağrısı olabileceği gibi nadiren epilepsi nöbetine de neden olabilir.

    NASIL TEŞHİS EDİLİR?
    Genellikle ilk yapılan test BBT (Bilgisayarlı Beyin Tomografisi) olup X ışını kullanılarak görüntü elde edilir ve sıvı siyah olarak görülür. MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme) ise daha sonra tanıyı kesinleştirmek için yapılan testtir burada manyetik alan kullanılır X ışını kullanılmaz.
    Araknoid kist bulunduğunda BBT ile sizi beyin cerrahi veya nöroloji ( yaşa göre erişkin veya çocuk nöroloji ) uzmanının değerlendirmesi gerekmektedir. Vakaların çoğunda kistin büyüyüp büyümediğinin ve/veya epilepsi nöbeti gibi klinik bulgu verip vermediğinin takibi yapılır. Bunlardan başka bir şey yapılmaz. Eğer araknoid kist ile bir bulgunuz varsa o zaman cerrahi düşünülebilir. Cerrahi her zaman gerekmez. Beyinde araknoid kisti olup da beraberinde epilepsi nöbeti geçirenin bu epilepsi nöbetinin araknoid kiste bağlı olup olmadığını mutlaka nöroloji uzmanının yapacağı EEG gibi testlerle değerlendirmek gerekir. Testler eğer araknoid kiste bağlı olduğunu destekliyorsa cerrahi yapılmalıdır. Genelde Tip 1 araknoid kistlere cerrahi uygulanmaz, takip edilir. Tip 2 ve Tip 3 araknoid kistler ise klinik bulgu ile birlikte değerlendirilirler.
    Eğer cerrahi gerekiyorsa hangi tip cerrahi yapılmalıdır?
    İki çeşit cerrahi alternatif vardır. Hangisinin sizin için uygun olacağını cerrah belirleyecektir, bu karar birçok faktöre bağlıdır. Burada amaç kistin boşaltılması veya bir yere ağızlaştırılmasıdır.
    Ameliyatta ya kiste girilip kisti diğer araknoid boşluklara ağızlaştırılır yada kist bir şant yardımı ile periton denilen karındaki boşluğa ağızlaştırılır.
    Araknoid kist büyüyebilir mi?
    Nadiren de olsa EVET bu kistlerin büyüyebilir fakat büyümeleri genellikle yavaş olur. Kistin büyüyüp normal sıvı akımını kesintiye uğratmasından korkulur. Eğer böyle olursa cerrahi önerilir. Kistin büyüyüp büyümediği düzenli aralıklarla tanıyı koyan hekiminizin bilgisi dahilinde beyin MRG çektirilerek yapılmalıdır. Her semptom hemen araknoid kist ile ilişkilendirilmemeli ve mutlaka yaşa göre erişkin veya çocuk nöroloji uzmanı ile birlikte değerlendirilip karar verilmelidir.
    Lütfen hekiminizin önerilerini dikkate alın.

  • Chiari tip1 malformasyonu

    Chiari tip1 malformasyonu

    Primer serebellar ektopi olarak da adlandırılır. Serebellar tonsiller foramen magnum düzeyinden 3mm’ den daha fazla üst servikal spinal kanala herniye olmuştur. Bu aşağı kayma omurilik ile kafa içi arasındaki BOS dolaşımını tıkar. Bu sayede syringomyeli yada hidromyeli denilen omurilik içindeki sıvı birikmesine neden olabilir.

    Genel nüfusdaki hastalığın görülme sıklığı binde 1’in altındadır. Olguların birçoğunda şikayet yada bulgu olmadığı gibi genellikle başka bir sebepten dolayı o bölgeyi gösteren MRI çekilmesi sonucunda tesadüfen ortaya çıkar.
    Bu aşağı kayma omurilik ile kafa içi arasındaki BOS dolaşımını tıkar. Bu sayede syringomyeli yada hidromyeli denilen omurilik içindeki sıvı birikmesine neden olabilir.
    Chiari tip 1 olgularının % 30 ila 50 kadarında kafa tabanı gelişim anomalisi eşlik etmektedir. Skolyoz ve hidromyeli olan hastaların % 16-80’inde olabilir ve özellikle çocuklarda olur
    Şikayet ve bulgular
    Chiari 1 malformasyonu olan birçok hastada herhangi bir şikayet yoktur. Bunun yanında aşağıdaki şikayetlerin biri yada birkaçı beraber olabilir. Şikayetlerin bazıları syrinks (omurilik içinde içi sıvı dolu kavite olması) gelişmesi ile ilgilidir; şiddetli baş be boyun ağrısı, ensede olan ve öksürme, aksırma ve ıkınma ile artış gösteren ağrı olması, kollarda ağrı ve ısı duyusunun kaybı (syrinks kavitesi olanlarda görülür), kas gücünün ellerde ve kollarda kaybolması (syrinks kavitesi olanlarda görülür), düşme atakları ve kas güçsüzlüğü nedeniyle yere kapaklanma, spastisite, baş dönmesi, denge problemleri,çift yada bulanık görme, parlak ışıklara karşı artmış duyarlılık
    Teşhis
    Chiari malformasyonu tanısı için yapılacak birçok test vardır.
    Beyin Sapı Uyarılmış Yanıtları (BAEP): İşitme sisteminin bayin sapı bağlantısı dahil kontrolü için yapılan elektriksel bir testtir. Beyin sapının uygun çalışıp çalışmadığı ortaya konulmuş olur.
    Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT): X ışınları kullanılarak ele edilen verilerin bilgisayarda şekillendirilmesi ile elde edilen görüntülerden oluşmaktadır. Kafa tasının içini ve kemik yapıları iyi gösterir
    Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Tam anatomik görüntü elde etmek için önemlidir ve manyetik alan kullandığı için yan etkisi de yoktur. Beyin, beyincik, beyin sapı ve omurilik görüntülenerek Chiari I malformasyonunun tanısı ve eşlik eden ek anomalinin varlığı hakkında bilgi sahibi olunabilir.
    Somatosensorial uyarılmış yanıtlar (SSEP): Uyarı vererek uyarının beyin omurilik ve sinirlerden geçişi kontrol edilip fonksiyonu hakkında bilgi verir.
    Tedavi
    Şikayet yapmayan Chari I malformasyonlarına cerrahi uygulanmamalıdır. Burada profilaktik cerrahi uygun değildir. Her ensesinde ağrı olan veya baş dönmesi, düşme atakları olanda Beyin MRG’de Chiari I Malformasyonu saptandı diye ameliyat edilmemeli. BAEP ve SSEP gibi testlerle nöroloji uzmanı ile birlikte değerlendirilerek diğer ensede ağrı yapan, baş dönmesi ve düşme ataklarına neden olanlar ayırt edildikten sonra cerrahisi düşünülebilir. Eğer hastalık şikayet yapıyor ya da syrinks varsa ilerlemesini durdurmak için cerrahi yapılmalıdır.
    Cerrahi
    Cerrahinin amacı şikayetleri azaltmak yada syrinks veya şikayetlerin artmasını durdurmaktır. Chiari I malformasyonunda cerrahi tedavide sadece posterior fossa kemik yapısı ve ligamentler çıkarılır, kemik ligament ve duranın açılıp duraya yama yapılır. En son tedavi yöntemi ise kemik ligament çıkarılması, duranın açılması ve serebellar yapışıklıkların temizlendikten sonra duranın yama ile kapatılması şeklindedir.

  • Pineal tümörler

    Pineal bez beynin ortasında kapsülsüz bir anatomik dokudur.

    Pineal bölge tümörleri oldukça nadir olup tüm beyin tümörlerinin % 1′ ini teşkil ederler. Çocukluk çağında ise % 8 oranında görülür. Bu bölge tümörleri germ ve pineal hücreli olarak iki grubda incelenir. Pineal bez yapısında astrositlerle çevrili pinealositler bulunmaktadır. Pineal bezin yapısındaki farklı hücrelerden dolayı çok farklı tümörler görülürken, bu tümörleri takriben % 80′ ni habis karekterdedir.En sık görülen habis pineal tümörler; germinomlar, pineloblastomalar olup iyi huylu pineal tümörler ise pineositom, lipom, pineal kist, AVM menengiomlardır.

    İlk defa pineal tümör 1717 yılında tanımlanmıştır. 1913 yılında ilk başarılı pineal tümör ameliyatı yapılmıştır.

    Son yıllarda tıbdaki diğer tüm bölümlerdeki gelişmelerden radyolojik görüntüleme teknikleri,nöroanestezide ve yoğun bakımdaki yenilikler, mikrocerrahideki gelişmeler pineal tümör yaklaşımına yeni kavramlar katmıştır. Ayrıca pineal tümörlerde beyin omurilik sıvısı (BOS) akımının düzeltilmesi pineal bölge ameliyatlarında kabül edilebilir sonuçlar alınamaktadır. Günümüzde pineal tümör ameliyatlarında yan etkiler ve ölüm oranları oldukça düşük seviyelere çekilmiştir. Pineal tümör ameliyatlarında ölüm oranları % 0-5 arasındadır.

    Pineal tümörlerin sınıflandırması

    Pineal tümörler 4 grubda incelenir

    1: Germ hücreli tümörler: Gonad dokularından gelişen en sık pineal tümördür.Erkeklerde daha sık görülür. İyi huylu teratomlar dışındaki tüm germ hücreli tümörler habisdir. BOS yoluyla veya sistemik yolla yayılırlar

    2: Pineal hücreli tümörler:

    a) Pineositom: pineal hücrelerden kaynaklanan iyi diferensiye bir tümördür. Her iki cinsde eşit sıklıkla görülür. Dün sağlık örgütü( WHO) sınıflamasına göre evre II olarak bilinir ve 5 yıllık sağ kalım % 85 olarak bilinir.Çok düşük oranda malignite göstermektedir.Radyosensitif tümörlerdir.

    b)Pineoblastom: Pineal parankimin primitif olanı olup genellikle genç erişkinlerde ve erkekerde daha sıktır. WHO sınıflandırmasına göre evre 4 tümörleredir. Ortalama sağ kalım 24-30 aydır.

    3:Glial hücreli tümörler. Bu grub içerisinde en sık olanı epandimom, glioblastoma ,anaplastik astrositoma, oligodendriglioma ve koroid plaksus papiloması sayılır.

    4: Karışık hücreli tümörler. menengiom, hemanjioblastom, metastazlar bu grubda incelenir.

    Klinik şikayet ve bulgular;

    Pineal bölge tümörleri başlıca 3 mekenizma üzerinden klinik şikayetlere neden olmaktadır.

    1: BOS dolanımı engellenmesi sonrası artan kafa içi basıncı şikayetleri ve bulgular

    2:Tümörün büyümesi ile direkt bulgular

    3: Endokrin şikayetleri

    Kafa içi basıncı artmasına bağlı olarak baş ağrısı bulantı, kusma ve papil ödemi ve çift görme karekteristiktir. Yukarıdaki şikayetlere ilaveten yukarı bakış kıstlılığı, nistagmus ve püpilla anormaliği (parinaud sendromu) görülür. Ayrıca ataksi, kordinasyon bozukulukarı, tremor gibi serebeller işaretler tümörün kitle etkisi basısına bağlı ortaya çıkamaktadır

    Endokrin bulgular ise tümörün basısına bağlı olarak diabet insipüt görülür. Ayrıca koryokarsinom veya germinomların muhtevasındaki hücrelerden salgınan B-human koryonik gonadatoropinler bağlı olarak erkek çocuklarda puberte prekoks,kız çocuklarda seksuel gecikme, hipopitüitarizm, hipernatremi ve hiperfaji görülebilir.

    Teşhis

    Pineal bölge tümörlerde altın standart tetkik yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) dır. Omürülik yayılımı düşünülenlerde spinal kanalın MR ları çekilmelidir. Bazı pineal tümörlerde ayırıcı tanı için kontrastlı veya kontrassız beyin tomografi gerekir ayrıca vasküler lezyon düşünülenlerde ise beyin damar anjiografisi nadiren gerekir. Bazı pineal tümörlerde tümör belirteçleri gerekir bunlar hem kandan hemde BOS’dan B-hCG ve Q-fetoproteine bakılır. Örneğin BOS’da artan B_ hCG büyük oranda koryokarsinomaya eşlik ederken, Q-fetoprotein yüksekliği ise endodermal sinüs tümörü veya emryonal karsinom veya teratomlarda görülmektedir.

    Tedavi

    Pineal bölge tümörlerinde properatif olarak tümörün tipini ameliyat öncesi dönemde bilmek oldukça önemlidir. Ayrıca tümörün sebeb olduğu hidrosefalinin derecesi son derece önemlidir. Örneğin hafif hidrosefalilerde ve hastanın KİBA kliniği ileri safhada değilse direk cerrahi önerilebilir. Ancak ileri hidrosefalilerde ve hastanın kliğiniği hidrosefaliye bağlı akut gerilemelerde eksternal drenajı takiben acil cerrahi planlanır. Bazı pineal tümölerde BOS sitolojisi ve kan testlerine rağmen histolopatolojik tanı konulamayan olgularda ise ya sterotaksik biopsi yada açık cerrahi ile biopsi önerilir. Pineal bölge tümörlerinde sterotaksik biopsiler tanı koyma oranları % 90 üzerindedir. Ancak bu işlemin % 2 mortalite ve % 5-10 morbiditesi vardır.

    Pineal tümörlere cerrahi yaklaşımlar;

    Pineal bölge cerrahisinde öncelikle tümörün çapı,büyüme paterni ve komşu anotomik bölgeye uzanımı ve damarsal yapılarla ilişkileri yanında hidrosefali derecesi çok iyi bilinmelidir. Buna göre bir cerrahi yaklaşım planlanmalıdır.Öncelikle bu tümörlere yaklaşımda cerrahın tecrübesi ve alışık olduğu cerrahi koridor ameliyat sonrası ölüm ve sakatlık oranlarında oldukça önemlidir. Bu tümörlerin tarihinde öncelikle hidrosefali için beyincik ameliyatı öncesi şant ameliyatları rutin yapılırken günümüzde ise cerrahın tecrübesi artmasıyla bu işlem ya hiç yapılmamakta yada nadiren third ventrikülostomi yapılmaktadır. Böylece bu hastalarda ameliyat sonrası ölüm ve sakatlık oranları oldukça düşük seviyelere çekilmiştir. Pineal tümör cerrahisi tecrübeli mikro cerrahlar sayesinde oldukça başarılı ameliyat sonuçları alınmaktadır. Pineal tümör ameliyat esnasında yapılan prozon patolojisi germinomlar ise bunlar radyoterepiye duyarlı lezyonlar olduğundan ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak radyoterepi verilmelidir. Eğer ameliyat esnasında yapılan patoloji çalışması iyi huylu lezyonlarda, pineositom ve epandimom ise bu lezyonların tamamı cerrahi olarak alınmalıdır. Böyle lezyonlarda ilave adjuvan tedaviye ihtiyaç yoktur. Eğer pineal tümör spinal omurilik yayılımı var ise tüm spinal omurilik kanalı radyoterpiyle ışınlanmalıdır. Pineal tümörlerde radyoterpi özellikle 5 yaşından küçük bebeklerde verimemelidir. Bu durumlarda kemoterapi seçeneği uygulanmalıdır.

    Sonuç olarak

    Pineal tümör cerrahisinde ameliyat mortalitesi % 0-8 arasında değişmektedir. Benim son 2000 yılından beri yağtığım pineal tümör ameliyatlarında ameliyat mortalitesi % 0 dır. Pineal tümör tedavisinde optimal tedavi yöntemi tümörün patolojik tipine bağlıdır. İyi huylu pineal tümör cerrahisinde total rezeksiyonla %100 kür sağlanıp ilave tedaviye gerek yoktur. Germinomlarda 5 yıllık sağ kalım % 75 iken, pineal hücreli tümörlerde % 55 cıvarındadır. Günümüzde tecrübeli ellerde pineal tümörler ameliyatlarında oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Beyin tümörleri hakkında

    Beyin tümörleri hakkında

    Her yaş gurubunda görülebilen beyin tümörlerini iyi huylu beyin tümörleri ve kötü huylu beyin tümörleri olarak ikiye sınıflandırabiliriz.

    İyi Huylu Beyin Tümörü (Menenjiom)

    Menenjiom beyin tümörleri arasında en sık karşılaşılan tiptir. En önemli belirtisi geçmeyen baş ağrılarıdır. Tümörün olduğu yere göre kol veya bacaklarda güçsüzlük, konuşmada bozukluk, sara nöbeti geçirme, gibi belirtiler de verebilir. Her baş ağrısı çeken kişilerde beyin tümörü olacak diye bir kaide yoktur ancak uzun süreli baş ağrıları varsa her ihtimale karşı bir beyin emarı tetkiki yaptırmakta fayda vardır. Memenjiomların tipleri ve yerleri çok farklı olabilir. Yavaş büyürler. Tiplerine, yerlerine, büyüklüğüne göre tedavi seçeneği kararlaştırılır. Genellikle cerrahi tedavi uygulanır. Hastaya zarar vermediğini düşündüğümüz çok küçük tümörlerde cerrahi uygulamayıp takip yapabiliriz.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Belirtileri

    Memenjiomun belirtileri arasında ilk sırada geçmeyen şiddetli baş ağrıları vardır. Bunun yanı sıra sara nöbeti, bazen kol ve bacaklarda güçsüzlük, konuşma bozuklukları da menenjiomun belirtileri arasındadır.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Tedavisi

    Hastaya zarar vermeyen küçük tümörler için ameliyat yapılmadan gözlem altında tutulabilir ancak genellikle iyi huylu beyin tümörlerinde tedavi cerrahidir. Cerrahi operasyonda çoğunlukla tüm tümerler çıkarılır. Ameliyattan önce tümörün nerelerden beslendiği, hangi damarlardan dallandığını görmek için görüntüleme yöntemleri yapılır.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü

    Kötü huylu beyin tümörlerini beynin kendi kötü tümörleri ve beyne başka yerden atlayan tümörler olarak ikiye ayırabiliriz. Beyne başka yerden atlayan tümörlere metastaz da denir.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü Belirtileri

    Şiddetli baş ağrılarını, bulantı ve kusmayı, şuur kayıplarını, sara nöbetlerini, etkilenen yere göre kol ya da bacakta felç olmasını kötü huylu beyin tümörlerinin belirtileri arasında sayabiliriz. Kötü huylu beyin tümörlerinin belirtileri iyi huyluların tam tersi çok hızlı gelişir. Birkaç günde bile kendini gösterebilir.

    Beynin Kendi Kötü Tümörleri

    Beynin kendi kötü tümörlerinden bahsedince ilk akla glioblastoma multiforme gelir. Bu tümörün günümüz şartlarında kesin bir tedavisi yoktur. Cerrahi tedavide de yüksek başarı oranı maalesef bulunmamaktadır. İleri evredeki tümörler çok hızlı yayılır. Beynin kendi kötü tümörleri vücudun başka bir bölgesine atlamaz.

    Metastaz – Beyne Başka Bir Yerden Atlayan Tümörler

    Genellikle akciğer, meme, prostat, mide, bağırsak, böbrek gibi kanserli organlardan beyne atlayan tümörlerdir. Akciğer kanserinin genellikle beyne atladıktan sonra belirti verdiğini de söylemek mümkündür. Şiddetli baş ağrıları, bulantı ve kusmalar, denge koordinasyon bozuklukları, kolda veya bacakta güçsüzlükmetastazın belirtileri arasında sayılabilir.

  • Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel bölgesinde 5 tane omur bulunur. Bir omurun başka bir omur üzerinden yer değiştirme durumuna bel kayması denir. Bu kayma sonucunda omurilik sıkışır ve bacakta ağrıya, uyuşmaya, yanmaya neden olur; yürürken sık sık durma ihtiyacı oluşturur. Bel kayması hareketli ya da hareketsiz olabilir. Eğer hareketliyse tedavisi cerrahidir.

    Bel Kayması Belirtileri

    Belde ağrı

    Bacakta ağrı

    Kalçada ağrı

    Bacaklarda karıncalanma

    Yürümede güçlük ve yürüme mesafesinde kısalma

    İleri derecede bacaklarda güçsüzlük

    Bu belirtileri genelde dinlenmeyle azalır fakat ayakta durdukça, uzun süre yürüdükçe artar.

    Bel Kayması Nedenleri

    Yaşlılık

    Düşme, çarpma, darbe gibi travmalar

    Aşırı kilo

    Doğumsal nedenler

    Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması tedavisini cerrahi ve cerrahi dışı yöntemler olarak ikiye ayırabiliriz.

    Ameliyatsız Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması hareketli değilse, sinir kökünde bir bası görülmüyorsa, bacakta kuvvet kaybı yoksa ameliyatsız yöntemler tercih edilebilir. Yalnız şunu bilmek gerekir; bu ameliyatsız yöntemler çatlayan ya da kayan omurların tamirini yapamaz. Sadece bel kayması şikayetlerinin kontrolünü sağlayarak hastanın yaşamını kolaylaştırmayı, bu şikayetleri dindirmeyi ya da en aza indirmeyi hedefler. Kilo almamak, günlük hayatınızda mecburen yaptığınız aktiviteleri zorlanmadan yapmayı öğrenmek şikayetlerin kontrolünü sağlamanız için önemlidir. Dinlenme, ilaç tedavisi, hareket ve yaşam şartı düzenlemeleri, korse gibi uygulamalar cerrahi dışı tedavi yöntemlerini kapsar. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanına muayene olup danıştıktan sonra fizik tedaviye ya da algoloji uzmanına da başvurulabilir.

    Bel Kayması Ameliyatı

    Bütün bu cerrahi dışı yöntemler denenmesine rağmen başarıya ulaşılmadıysa, bacaklarda güç kaybı oluşmuşsa, hareketli bel kayması varsa cerrahi tedavi uygulanabilir. Ameliyatta vidalama işlemi yapılır. Onun öncesinde sinir kökünü rahatlatmak amacıyla bası ortadan kaldırılır.

  • Epilepsi (sara) cerrahisi

    Epilepsi tanım: Beyindeki nöron gruplarından kaynaklanan anormal elektriksel deşarja epilepsi denilmektedir.

    Görülme sıklığı: Özellikle kısmi kompleks nöbetlerin %12.5 – %25’i dirençli epilepsidir.

    Dirençli epilepsi: Yeterli doz, süre, optimal antiepileptik ilaç kan düzeyi ve uygun seçilen antiepileptik ilaçlara rağmen nöbetleri kontrol edilemeyen epilepsilerdir.

    Epilepsi Cerrahisi Tarihçesi

    Sir Viktor Horsley;1886 yılında ilk defa beyin ameliyatıyla epilepsiyi önlemeye çalışmış,

    Forster; birinci Dünya savaşından sonra travmatik epilepside skar rezeksiyonu yapmış,

    Falkoner; İlk defa amigdala hipokampektomiyi yapmış,

    Van vaganen; İlk komissurotomi yapmış,

    Bogen; İlk kallozotomi ameliyatını uygulamıştır.

    Epilepsi Nedenleri

    Bilinmeyen nedenler (muhtemelen genetik), bilinenler ise genetik-kromosomal anormallikler, perinatal hasarlar, beyin enfeksiyonları, tümorler, damar hastalıkları, kafa travması, dejeneratif beyin hastalıkları, metabolik ve hormonal hastalıklar, bazı ilaçlar ve alkol çekilme, diğerleri (porphyria, eklmpsia v.b) gibi durumlarda sara nedenleridir.

    Hangi Hastalara Epilepsi Cerrahisi Uygulanır?

    Öncelikle ameliyata alınacak hasta ilaca dirençli epilepsi olmalıdır. Nöbetler yüksek dozdaki antiepileptik ilaçların yeterli kan düzeyine rağmen kontrol edilemeyen olmalıdır. Bu ilaçların kabul edilemeyen yan etkileri ortaya çıkması ve hastanın yaşam kalitesini bozması hasta seçiminde göz önünde bulundurulur. Bir veya birden fazla antiepileptik ilacın kullanılmasına rağmen, tonik-klonik nöbetler veya tekrarlayan kısmi kompleks nöbetler kişinin mesleğini yürütemiyor, araba kullanamıyor, sosyal yaşamını engelliyor ise, böyle durumlardaki hastalar epilepsi cerrahisi için tetkik edilir. Diğer taraftan, beyinde doğuştan veya sonradan lezyonu olan hastalarda cerrahi tedaviye daha erken karar verilebilir.
    Bu şekilde beyinde lezyonu olan hastaların ilaca direnç göstermeleri yanında, epilepsi cerrahisinde başarı oranı yüksektir. Genel bir kural olmamakla birlikte epilepsi cerrahisine karar vermeden önce, hastalar en az 1–2 yıl antiepileptik ilaçları düzgün olarak kullanmalıdırlar. Nöbetler çok sık oluyor ve normal yaşantısını engelliyorsa, cerrahi tedavi epilepsi başlangıcından itibaren 1 yıl içinde yapılabilir.

    Hangi hastalar epilepsi cerrahisi uygulamasını zorlaştırabilir?

    1- Hastanın ilerleyici bir hastalığı olması epilepsi cerrahisi başarısını düşürmektedir.
    2- Ciddi sistemik tıbbi hastalığı olanlarda epilepsi cerrahisinin yarar ve zararları göz önünde bulundurulmalıdır.
    3- Zekâ düzeyi düşük (IQ<70) hastalara rezektif cerrahi yapılamamakta, çünkü genellikle yaygın veya birden fazla epilepsi nöbet odağı bulunduğundan, cerrahi sonucu genellikle başarısız kılmaktadır.
    4- Temporal lobektomi ameliyatı yapılacak olan hastanın WADA testinde karşı taraf temporal lobda hafıza fonksiyonu bozuksa, cerrahi sonrası hastada ağır demans oluşacağından cerrahi uygulanmamalıdır.
    5- Cerrahi öncesi incelemelerde hasta ile kooperasyon kurulamıyorsa cerrahi karardan vazgeçilmelidir.
    6- Nöbetlere bağlı olmaksızın aktif, kronik psikozu olan hastalara cerrahi kararı alınmamalıdır.

    Epilepsi Cerrahisi Teşhis Yöntemleri

    Her epilepsi merkezi doktorlarının bireysel tecrübeleri dâhilinde, farklı kriterleri, inceleme teknikleri ve cerrahi yaklaşımlar uygulamaktadır. İncelemenin amacı, her hasta için en uygun cerrahi yöntemini belirleme veya kontrendikasyon varsa ortaya çıkarmaktır.

    Epilepsi incelemeleri 4 evreden oluşur;

    Evre I: Noninvaziv testler ve saçlı deri yüzey elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre II: Bilateral karotis anjiografisi ve intrakarotis sodyum amobarbital testi
    Evre III: invazif intrakranyal elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre IV: Cerrahi tedavi

    Dirençli epilepsili hastaların araştırılmasında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) mezial temporal sklerozun gösterilmesinde uygun bir görüntüleme yöntemidir. Pozitron Emission Tomografi (PET) temporal lob epilepsili hastaların %70, frontal lob epilepsili hastaların yaklaşık % 60’ında hipometabolizma alanları olarak görüntülenmektedir. PET’in teşhis doğruluğu oldukça yüksek olup, %5’in altında ise yanılması vardır. SPECT, özellikle interiktal SPECT, PET’den daha az duyarlı ve özellikli olup, iktal SPECT ise nöbet odağını tanımlanmasında özellikle de temporal lob dışı epilepsili hastalarda, oldukça yararlı bir teşhis yöntemidir.

    Nöropsikolojik değerlendirme, epilepsi cerrahi öncesi incelemede standart bir yöntemdir. Bu testler duyu algılamanın, konuşmanın, belleğin, entellektüel fonksiyonları ve kişilik yapısını değerlendirmeye yardımcı olur. Böylece beynin kognitif fonksiyonların korunduğu veya bozulduğu alanları lokalize etmeye yardımcı olmaktadır. Sıklıkla kognitif fonksiyonların bozulduğu alanlarla nöbet odaği arasında bir ilişki vardır.

    Cerrahi öncesi evre 1 incelemenin en önemli kısmı ise yüzey elektrodlarıyla yapılan uzun süreli video/EEG monitorizasyonu oluşturur. Video/EEG kayıtları, nöbet tipini ve yerleşimini göstermede büyük katkılar sağlamıştır. Nöbetlerinden en az 3 veya daha fazlası gözlenene kadar monitorizasyona kesintisiz devam edilir. Nöbet arası ve nöbet döneminde hastanın görüntüsü ve eş zamanlı EEG’si kaydedilir. Nöbetleri ortaya çıkarmak için hastanın antiepileptik ilaçları sıklıkla azaltılır veya tamamen kesilir. Uyku ve uyanıklık sırasında nöbet arası kayıtlar ve nöbet anı EEG değişiklikleri, farklı EEG kayıtları incelenerek nöbet baslangıç odağı veya alanı araştırılır. Kaydedilen nöbetlerin klinik özellikleri ve eş zamanlı EEG bilgileri arasında ilgi bağı kurulur. Belirli bir epilepsi odağı olan hastalara yüzey EEG’si ile kesin bir lokalizasyon yapılamayabilir. Kas ve hareket artefaktları, derin yapılardaki nöbet başlangıcından deşarjların lateral neokortikal alanları bilateral simetrik yayılımları veya deşarjların yüzeysel elektrotlara yansımaması nedeniyle olabilir. Bu durumlarda cerrahi öncesi Evre I incelemesinin diğer muayene sonuçları, anormalliğin yerleşimi veya tarafı yardımcı olabilir.

    Evre II incelemesi: Evre I incelemelerini tamamlayan ve halen cerrahi aday olduğu düşünülen hastalara bilateral karotis anjiografisiyle sodyum amobarbital testi (WADA) testi yapılır. Bu test ile konuşma dominansının olduğu hemisfer tayin edilir ve hemisferlerin bellek için yeterliliği ölçülür. Evre I ve Evre II, cerrahi öncesi incelemelerini takiben tüm bilgiler, epilepsi cerrahi ekibiyle gözden geçirilir. Daha az zararsız testlerle belirli bir odağı kesin olarak saptanamayan ya da nöbet odakları önemli kortikal fonksiyonu olan alanlarla çeliştiği için güvenle rezeksiyonu yapılamayacak hastalardır. Bu hastalar cerrahi öncesi evre III incelemesine tabi tutulur.

    Evre III incelemesi: Hastaya invazif elektrodlarla kayıt planlaması uygulanır. Hastaya daha önceki incelemeler doğrultusunda, nöbet başlangıcı olabilecek alanlara yalnızca derin elektrotlar, subdural strip, grid veya epidural strip elektrodlar veya bunların kombinasyonu yerleştirilir. Derin elektrotlar temporal lob epilepsili hastaların kesin lokalizasyonu yapılamayan durumlarda en başarılı olanıdır. Lateral neokortikal nöbetli hastalar subdural gridle daha kesin gösterilebilir. Daha az zararlı beyin elektrodlarıyla yapılan kayıtlar yüzey elektrodla yapılan kayıtlardaki gibi en az 3 tipik sara nöbeti gözleninceye kadar devam edilir. Video/EEG kayıtları yüzey elektrodlarla yapılan kayıtlar aynı tekniklerle yapılır. İnvazif beyin elektrodları tipine ve sayısına göre degişen oranlarda bazı komplikasyonları da vardır.

    Evre IV: Evre I, II ve gerektiginde Evre III’ten sonra amaliyat için iyi aday kabul edilen hastalara uygulanır. Ameliyat sonrası başarı oranını ve cerrahi sırasında veya sonrasında olabilecek riskler anlatılarak, ameliyat önerilir. Ayrıca beyin rezeksiyonu öncesi veya sırasında elektrokortikografi kayıtları yapılarak ameliyatın sınırları belirlenebilir. Elektrokortikografi (EcoG) sayesinde beynin yüzeylerden veya içerisindeki derin yapılardan kayıtlar yapılır. Böylece gözlenen nöbet arası deşarjlara göre epileptojenik alanın genişliği tespit edilebilir.

    Epilepsi Cerrahi Teknikleri

    Anterior temporal lobektomi, Selektif amigdala hipokampektomi, Kallozotomi, Hemisferektomi, Multipl subpial transeksiyon, Vagal sinir sitimülatörü sayılır.

    Anterior temporal lobektomi (ATL): En sık yapılan ve en başarılı sonuçlar alınan epilepsi cerrahisi yöntemidir. Baskın hemisferdeki ameliyat konuşma fonksiyonların haritalanması ile daha kısıtlı yapılabilir. Mezial temporal baslangıçlı olduğu bilinen nöbetlerde sadece selektif amigdalohipokampektomiyi tercih eden merkezler de vardır. Nöbet kontrolü ATL’de %70 civarındadır. Ancak % 10–15 hastada auralar devam edebilir. % 20–25 hastanın nöbetlerinde önemli derecede iyileşme gözlenir. % 10–15 hastada önemli degişiklik olmaz. Sonuç olarak % 85 hastada nöbet kontrolünde önemli bir iyileşmeler görülür. Cerrahi sonrası hastaların çoğu cerrahi öncesine göre daha az ilaç kullanırlar. Yaklaşık %10–20 hastanın ilaçları tamamen kesilir.

    Frontal lobektomi: Temporal lobektomiden sonra ikinci sıklıkla yapılan cerrahidir. Frontal lobun çok geniş olması, bir alanından kalkan epileptik nöbetlerin hızlıca birden fazla komşu beyin alanlarına yayılır. Derin beyin yapılarından kaynaklanan epilepsi odağını kaydetmek zor olduğundan frontal lob nöbet odağının yerleşimi oldukça güçtür.

    Kallozotomi: Bu cerrahi yöntem ilaca dirençli birden fazla veya bilateral ve birbirinden bağımsız odakları olan ya da nöbet odağı tanımlanamayan hastalara uygulanır. Bu yöntemin en etkili olduğu nöbetler atonik, tonik ve tonik-klonik nöbetlerdir. Ameliyat birçok hastada korpus kallosumun 2/3 ön kısmının kesisi epilepsi nöbet sıklığını önemli ölçüde azalmak amacıyla yapılır. Bu kesi yapılanlarda bazen hastalarda ise ikinci bir girişimle korpus kallozumun geri kalan arka kısmı kesilir.

    Hemisferektomi: Yalnızca beynin bir yarısından kaynaklanan ve şiddetli nöbetleri olan çocuklarda yapılan cerrahi tekniktir. Ameliyat öncesi bu hastalarda tipik olarak karşı vücut yarısında hemipleji, dokunma ve görme kaybı gibi nörolojik bulgular vardır.

    Multipl subpial transeksiyon ve parsiyel hemisferektomi: Bu teknik ilk kez 1989’da Morrel ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Bu teknikle fonksiyonel kolonların bütünlüğünü sağlamak amacıyla, 5 mm aralıklarla beynin vertikal lifler korunarak yatay lifler kesilir. Bu sayede duysal, motor ve lisan gibi önemli fonksiyonu olan beynin kortikal alanlardan başlayan nöbetlerin kontrolü veya sıklıkla önlenmektedir. Ameliyat sonrası önemli nörolojik sekele yol açmadığı bildirilmektedir. Bu teknikle nöbet kontrolünün etkinliği iyi bilinmemekle birlikte, ümit verici çalışmalar bildirilmektedir.

    Sonuç olarak

    1) Bir multidisipliner ekibin birlikte yürüttüğü dirençli epilepsi hastaları günümüzün modern noninvazif veya invazif inceleme teknikleri ile araştırılması sayesinde epileptik odak tanımlanabilmektedir.

    2) Epilepsi odağı tanımlanan hastalara uygun cerrahi teknik uygulamasıyla dirençli epilepsilerde oldukça başarılı cerrahi sonuçlar alınmaktadır.

    3) Epileptik hastaların uzun süreli kullandığı antiepileptik ilaçlar azaltılıp kesilmekte ve bu ilaçların yan etkilerinden hasta korunmaktadır.

  • Baş dönmeleri ve dengesizlik

    Baş dönmesi kişinin kendisinin veya çevresinin dönmesi olup oldukça sık rastlanılan bir şikayettir. Baş dönmesi hastanelerin acil servislerine baş vuran hastaların % 25 şini teşkil ederler. Baş dönmesi ve dengesizlik şikayeti (Arnold Chiari )beyincik sarkmasının öncü şikayetleridir. Beyincik sarkmasının 4 tipi vardır en sık görüleni Tip-1 olanıdır.

    Beyincik sarkması doğuştan beyincik etrafındaki kemik yapılarının darlığı veya beyincik içerisindeki yapışıklıklar, beyincik içerisindeki su kanalların kapanması nedenleriyle beyinciğin boyundaki omurilik kanalına doğru uzamasıdır.

    Hastalık genellikle 25-35 yaşları arasında görülmelerine rağmen çocuklarda daha nadirir. Son yıllarada görüntüleme teşhis yöntemlerindeki sık kullanılmasıyla teşhisi daha kolay ve hızlı konulmaktadır. Hastalığın kalıtsal geçişi iyi bilinmekle birlikte kadınlarda erkeklere rağmen daha sık görülmektedir. Beyincik sarkmalarının % 40-60 ında omurilik kanalı içerisinde sıvı ( sirengomyli) bulunur.

    Bu hastalarda şikayet ve bulguları çok fazla olup hastaların % 30 ‘ hiç bir şikayet vermezken %70 ise ilerleyici ve ciddi nörolojik şikayetlerle hastanelerin değişik polikliniklerine başvururlar. Bu hastalarda öksürük ve hapşırma gibi kafa içi basıncını artıran hareketler sonrası baş dönmesi, baş ağrısı, boyun ağrısı, görme şikayetleri dışında spesisifik işaretleri yoktur. Bu hastalar Nöroloji, Beyin cerrahi, Psikiyatri, KBB, Göz hastalıkları, Göğüs hastalıkları, Kardioloji, Dahiliye, Fizik tedavi ve acil servislere gibi pek çok polikliniklerine başvurmaktadırlar.

    Hastalalarda görülen klinik bulguları;

    1: Oto nörolojik işaretler: baş dönmesi, dengesizlik, kulak çınlaması,işitme kaybı

    2: Kafa içi basın artamasına bağlı baş ağrısıdır bu ağrı enseden başlayıp gözlerin arkasına doğru ve boyuna ve omuzlara yayılan ağrılardır.

    3:Omurilik siniri içerisinde sıvı birikimine bağlı şikayetler bu durum hastaların % 40-60′ ında görülür. Kollarda kas güçsüzlüğü, duyu kaybı ve ellerde beceri ve koordinasyon bozuklukları görülmektedir.

    4:Göz bulguları: gözlerin arkasında basınç ve ağrı, bulanık görme, çift görme, işığa ve güneşe bakamama.

    5: Beyincik şikayetleri. dengesizlik, koordinasyon ve beceri bozuklukları yutma güçlüğü, ses kısıkığı, ellerde titremeler, uyku apnesi

    Beyin sinir Omurilik cerrahsi uzmanı Prof. Dr. Hidayet Akdemire göre geçmeyen baş dönmesi ve baş ağrıları çeken hastaların bir beyin sinir cerrahi uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis için gerekli görüntüleme tekniklerinin (beyin MR, beyin BT, odiometrik gibi testler) yapılmasını önermektedir.

    Beyincik sarkaması diğer hastalıklarla karıştırmayın

    Beyin ve beyincik damar tıkanmaları, demiyelizan hastalıklar, polinöropatiler, omurilik tümörleri omurilik damar yumakları (AVM, kavernom). Boyun omurlarındaki sinir sıkışmaları, romatizmal ve kanser hastalıkları ve uyku apnesi. Psikojen hastalıkalar (depresyon, panik atak, stres, anksiyete)

    Başdönmesi (vertigo) ve degesizlik nasıl tedavi edilmektedir

    Tedavideki öncelik altta yatan birincil hastalığın tedavisidir. Örneğin kulak kaynaklı baş dönmeleri ilgili KBB hekimi tarafından tıbı veya cerrahi yöntemlerele tedavi edilmektedir. Beyincik kaynaklı baş dönmeleri (vertigo) ve dengesizlik ise nörololjk branşlarda ( Beyin cerrahi ve Nöroloji hekimlerince, psikojen kaynaklı olanları ise Psikiyatristlerce tedavi etmektedir.

    Beyin cerrahisini ilgilendiren baş dönmesi (vertigo) ve dengesizliği beyincik sarkması tedavisi teşhisde olduğu gibi ntedavide pek çok yenilikler vardır.

    Tedavinin temel sorusu beyincik sarkması hastaya şikayet veriyormu vaya şikayet vermiyormu bunun cevabını bulmaktır. Bu yüzden MR bulgularındaki sarkmadan ziyade hastanın şikayetleri esas alınmalıdır. Malesef bu doğumsal anomalinin tıbbı tedavide ilaçların yeri yoktur.Nörolojik cerrahlar bu hastalığı tedavi etmeden öncelikle hastalığın tipinin doğru tanımlamalıdır. Cerrahi tedavide amaç ense bölgesinde sıkışan beyin yapılarındaki basıyı gidermek, beyin omurilik suyunun akışındaki engeli kaldırarak bu suyun akışını sağlamaktır. Hastaya uygun doğru teknik uygulandığında cerrahi başarı mükemmeldir.

    Çocuklardaki beyincik sarkamalarında tedavi genelikle ilerleyici nörolojk bulguları olanlarda, beyin sapı ve beyinciğe ait bası bulguları tedavi edilmelidir.

    Baş dönmesi ( vertigo) ve dengesizlik şikayetlerinden korkmayıp bu hastalığın sebebini doğru araştırılması ve uygun teşhis yöntemleri kullanılması ve doğru cerrahi tedavi yöntemi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.